Yazılar

Bademcik enfeksiyonu minik kalbini vurabilir!

Bademcik enfeksiyonu minik kalbini vurabilir!

Vücudumuzun savunma organlarından biri olan bademcikler, burun ile ağızdan giren mikropları yakalamak ve süzmek gibi son derece önemli işleve sahipler. Dolayısıyla solunum yolu hastalıklarına karşı adeta ‘bariyer’ görevini üstleniyorlar. Ancak çocukların sağlıklı bir yaşam sürmelerinde kilit konumda olan bademcikler bazen kendileri enfeksiyon odağına dönüşüp, ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, bu nedenle ihtiyaç halinde bademciklerin tümüyle veya kısmen alınmalarının büyük önem taşıdığına işaret ederek, “Bademcik enfeksiyonunun 1-3 yaş aralığında az görülmesi, geniz bölgesinde yerleşmiş olan adenoid dokusunun tıkayıcı özelliğe sahip olacak boyutta büyümesine nadir rastlanması ve bademciklerin bağışıklık sistemindeki rolleri nedeniyle bademcik ameliyatları genellikle 3-6 yaş aralığında yapılıyor. Ancak toplumdaki yaygın inanışın aksine, bademcik ameliyatı için ideal bir yaş yoktur. Bademcik ve geniz eti ile ilgili sorunlar hangi yaşlarda oluştuysa ameliyatın ertelenmeden o zaman yapılması gerekiyor. Zira ideal yaş yanılgısıyla ameliyatı ertelemek çocuğa büyük zararlar verebiliyor. Örneğin bademcikler, geçirilen enfeksiyonlar sonrasında akut eklem romatizmasına ve romatizmaya bağlı kalp kapak hastalıkları ile daha pek çok önemli sağlık sorununa neden olabiliyor” diyor.

Prof. Dr. Haluk Özkarakaş

Prof. Dr. Haluk Özkarakaş

Enfeksiyon kalp kapaklarını vurabilir! 

Bademcikler özellikle kış aylarında enfeksiyon odağı ve bakteri deposu haline gelebiliyor. Bunun sonucunda çocuk, örneğin beta hemolitik streptokok taşıyıcısı olabiliyor. Geçirilen enfeksiyonlar sonrasında akut eklem romatizması, romatizmaya bağlı kalp kapak hastalıkları, böbreklerde küçük filtrelerin iltihaplanması, cilt döküntüleri (kızıl) gibi enfeksiyona bağlı önemli hastalıklar gelişebiliyor. Bunların yanı sıra bademcikler hacimsel büyümeye yönelerek nefes yolunda tıkanmalara yol açabiliyor. Damakta, yüzde, dişlerde ve üst çenede gelişim anomalileri de yine büyüyen bademcikler sonucu oluşan diğer önemli problemleri oluşturuyor.

Bademcik ameliyatı ne zaman gerekli?

Sadece büyük olup enfeksiyona neden olmuyorsa, bademciği her zaman almak gerekmeyebiliyor, küçültme işlemi yeterli geliyor. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, bademcik veya bademcik-geniz eti ameliyatının gerekli olduğu durumları şöyle özetliyor:

  • Son bir yıl içinde yedi kez ateşli enfeksiyon veya son iki yıl içinde toplam 10 kez ateşli enfeksiyon ya da son üç yıl içinde yılda beş veya daha fazla boğaz ağrısı ve ateş gelişmesi
  • Bademciklerde ve / veya genizde nefes yolunu daraltan, gürültülü solunum ya da nefes durmasına yol açan büyümeler
  • Meme hattı üzerinde, sırt ve göğüste, ensede ve saçlı deride terleme yapması
  • Sık aralıklarla ateşlenme sorunu nedeniyle okuldan geri kalmaya neden olması
  • Bademciğin kendisinde veya çevresinde apse oluşması (Bir kez bile olsa tekrarlama riski yüksek olduğu için bademciğin alınması öneriliyor)
  • Bademcik üzerinde bir ayı geçmiş iyileşmeyen yara varlığı
  • Tek taraflı, ani ve hızlı büyümenin başlaması (tümör gelişme olasılığına karşı patolojik inceleme için)

Bademcik enfeksiyonu

Ameliyat sonrasında bağışıklık düşmez!

Toplumda bademcikler alındıktan sonra vücudun ağız ve boğaz yoluyla giren bakteri ile virüslere karşı savunmasız kaldığına, bu nedenle boğaz enfeksiyonlarının daha sık görülmesinin yanı sıra akciğerlere ineceğine yönelik yaygın bir kaygı var. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, sanılanın aksine bademcik ameliyatının ardından bağışıklığın düşmediğini belirterek, “Ameliyat ile almakta olduğumuz, bir organdır. Dolayısıyla kar-zarar terazimizde bademciklerin ve/veya geniz etinin alınmasını gerektirecek sorunlar oluştuysa almak yoluna gidiyoruz. Ayrıca bazı durumlarda bademciğin tümüyle alınmayıp küçültülmesi de doğal olarak organı koruma düşüncesinin bir sonucudur” bilgisini veriyor.

Kolay ve kısa süren bir ameliyat

Tonsillektomi (bademciklerin alınması) oldukça kolay uygulanabilen ve çoğu zaman çocuğun ameliyattan birkaç saat sonra taburcu olduğu bir yaklaşım. Günümüzde bademcik ameliyatlarında en yaygın olarak ‘soğuk teknik’ olarak da adlandırılan ‘klasik yöntem’ uygulanıyor. Bu yöntemde bademcikler neşter ve makas yardımıyla çıkarılıyor. Bunların yanı sıra plazma koblasyon ve thermal welding  gibi yüksek frekanslı dalga enerjisi kullanılan yöntemler  ile yüksek ısı oluşturan koterizasyon ve lazer yöntemleri de yine  başvurulan diğer ameliyat yöntemlerinden.  Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, bademcik ameliyatlarında ‘plazma koblasyon’ yönteminin sağladığı faydalar nedeniyle oldukça sık tercih edildiğini belirterek, “Bu yöntemde, bademcikler tuzlu su solüsyonu içinde işlevini yapan radyofrekans yöntemiyle küçültülüyor. Plazma koblasyon yönteminin en önemli faydaları çok çabuk yapılabilmesi, yok denecek kadar az kanamaya neden olması ve  ameliyat sonrası ağrısının düşük dereceli olmasıdır. Koter veya lazerle de küçültme yapılabiliyor, ancak bu yöntemlerin muhtemelen yakıcı özelliklerinden dolayı acısı ve kanama yapıcı etkileri daha fazla oluyor” diyor.

Ameliyat sonrasında ‘bol su içmek’  şart!

Bademcik küçültme veya alma ameliyatının ardından  genelde soğuk ve sıvı olan gıdalar içeren bir diyet listesi veriliyor. Zamanla daha katı, daha ılık gıdalara geçiş yapılıyor. Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, bademcik ameliyatından sonra dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın ‘su içmek’ olduğuna dikkat çekerek, “Zira susuzluk başladığında ağrı ve ateş artıyor. Dolayısıyla yemeği reddetse de çocuğa düzenli su içirilmesi çok önemli. Ayrıca dondurma yüksek besin değeri ve soğuk etkisiyle ağrıyı azalttığı için ameliyat sonrasında çocuklara en çok verdiğimiz ve en sevilen gıdalardan. Dondurma çocuklarda ameliyatın ardından ödül gibi oluyor adeta” diyor.

Yaz aylarında dış kulak enfeksiyonları artıyor!

Yaz aylarında dış kulak enfeksiyonları artıyor!

Yaz mevsiminde havaların ısınmasıyla birlikte deniz ve havuz sezonu açıldı. Tatil planlarının şekillenmeye başladığı bu sıcak yaz günlerinde pek çok kişi serin sulara koşacak. Ancak dikkat! Özellikle kulak sağlığı açısından bazı önlemlere dikkat edilmediğinde tatil keyfi zehir olabiliyor! Dış kulak enfeksiyonlarında yaz aylarında artış yaşandığını belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil, kulaklarımızda birçok soruna davetiye çıkaran yaz risklerine karşı uyarılarda bulundu ve bu risklere karşı alınması gereken 7 etkili önlemi açıkladı.

İşitme görevinin yanı sıra vücudun dengesini sağlamada da çok önemli bir rol oynayan, vücudumuzun en karmaşık organları arasında yer alan kulaklarımız özellikle yaz aylarında önemli risklerle karşı karşıya kalıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi KBB Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil yaz aylarında özellikle dış kulak yolu enfeksiyonlarında artış yaşandığını belirterek “Yüzülen havuz veya denizin temiz olmaması çoğunlukla kulakta enfeksiyona yol açabiliyor. Ayrıca havuzdaki klor dış kulak yolunun dış etkenlere karşı direncini düşürüyor. Su teması sonrası kulakların nemli bırakılması ise özellikle mantar enfeksiyonlarının gelişimine neden oluyor” diyor.

Prof. Dr. Arif Ulubil

Havuz ve denizde dikkat!

Dış kulak yolunun çok kolay bir şekilde havuz ve denizdeki mikroorganizmalardan enfekte olabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Arif Ulubil şöyle konuşuyor: “Yaz döneminde dış kulak yolu enfeksiyonu diye tabir edilen bölgenin enfeksiyonlarını sıklıkla görmekteyiz. Deniz ve özellikle havuz suyunun içindeki mikroplar başlı başına bu bölgede enfeksiyona yol açabilirler. Havuz suyu mikrop açısından temiz olsa dahi yüksek pH değerine sahip olduğundan dış kulak kanalındaki düşük pH oranını bozup mikropların bu bölgede yerleşip üreyebilmelerine zemin hazırlayabilir. Bunun yanı sıra kulak kanalında sıkışan ve doğru temizlenemeyen kulak kirinin suyla teması sonucu geçmeyen kulak tıkanıklıkları oluşabilir.”

Acıbadem Taksim Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil

Kulak çubuğuyla gelen tehlike!

Kulak kirini temizlemek ya da kulak tıkanıklığını açmak amacıyla kulak çubuğu da çok yaygın kullanılıyor ancak dikkat! Normal şartlar altında kulak kirinin kendiliğinden dışarı atıldığını, kulak temizliği için kulak pamuğu kullanıp çok fazla derine sokulduğunda ise kirin iyice zara doğru itilerek tıkanıklığın arttığını belirten Prof. Dr. Arif Ulubil “Bu da enfeksiyona zemin hazırlar. Bu nedenle kulak çubuğu ya da gelişigüzel damla kullanmak yerine mutlaka doktora başvurmak gerekir” diyor.  Prof. Dr. Arif Ulubil bakteri kaynaklı dış kulak yolu enfeksiyonunun şiddetli kulak ağrısına yol açtığını, kulak mantarında ise inatçı kulak kaşıntıları oluştuğunu belirtirken bu sorunların da yazın çok yaygın görüldüğünü söylüyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil

Kulak sağlığı için 7 önemli önlem!

KBB Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil yazın kulak sağlığı için dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıralıyor;

  • Havuzun ve denizin temiz olmasına dikkat edin.
  • Duş veya yüzme sonrası kulaklarınızı kurutmaya çalışın çünkü kanaldaki nem enfeksiyona zemin hazırlayabiliyor.
  • Kulaklarınızı deniz veya havuzdan sonra bir havlu veya saç kurutma makinesi ile kurutun.
  • Mevcut bir kulak zarı probleminiz yoksa kulak tıkacı kullanmayın. Aksi taktirde kulak tıkacı hem kulağın havalanmasını bozabilir hem de sert tıkaçlar dış kulak yolu cildine zarar vererek enfeksiyon riskini artırabilir.
  • Bonenizin çok sıkı olmamasına dikkat edin.
  • Kulağınızda tıkanıklık veya basınç hissettiğinizde rahatlamak için kesinlikle kulak çubuğu kullanmayın.
  • Herhangi bir sorunda gelişigüzel uygulamalardan kaçınıp mutlaka hekime başvurun.

Kulak kireçlenmesi demans riskini artırıyor!

Kulak kireçlenmesi demans riskini artırıyor!
Halk dilinde ‘kulak kireçlenmesi’ olarak ifade edilen Otoskleroz işitme kaybının en önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil “Vücudumuzdaki kemikler hayat boyunca sürekli kendini yenilemek adına eski hücreleri yıkıp, yenilerini oluştururlar. Otosklerozda iç kulak kapsülünü oluşturan kemikteki yenilenme döngüsünün bozularak anormal sert bir kemik dokunun ortaya çıkması, sesin iç kulağa iletilmesini engeller. Aslında ortada bir kireçlenme değil, kemik dokusu oluşumu vardır” diyor. KBB Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil, ülkemizde sık rastlanan ama farkındalığın olmadığı Otoskleroz hastalığı hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Arif Ulubil

20’li yaşlarda dikkat!

Toplumun yüzde 1’inde görülen Otoskleroz özellikle genç erişkinlerde işitme kaybına neden oluyor. En çok 20’li yaşlarda kendini belli eden, genellikle 15-45 yaşları arasında rastlanan hastalığın görülme sıklığı kadınlarda erkeklere göre iki kat fazla oluyor. Otosklerozun bilinen belirli bir nedeni olmadığını, genetik faktörler ve hormonal değişikliklerin de hastalığa yol açabileceğini belirten KBB Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil, yapılan çalışmalara göre; geçirilmiş kızamık enfeksiyonunun bu anormal kemik yapımını tetiklediğini söylüyor.

Bu belirtilerle ortaya çıkıyor!

Otosklerozun en önemli belirtisini zamanla kademeli olarak artan işitme kaybı oluşturuyor. İşitme kaybı yıllar içinde giderek ilerlerken, hastaların yaklaşık yüzde 75’inde işitme kaybı her iki kulağı da etkiliyor. KBB Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil “Otoskleroz hastaları kendi seslerini kulaklarında daha güçlü duyduklarından çok düşük sesle konuşurlar. Bazı hastalar ilginç bir şekilde gürültülü ortamlarda konuşmaları daha iyi takip edebildiklerini de belirtebiliyorlar. İşitme kaybına bazen kulak çınlaması, baş dönmesi ve denge sorunları eşlik edebiliyor” diyor.

Ciddi işitme kaybına neden oluyor!

Hastalığın tanısı KBB uzmanı tarafından konuluyor. Kulak muayenesinde anormal bir bulguya rastlanmazken, ardından işitme kaybının derecesini belirlemek için işitme testleri yapılıyor. İşitme testinde özellikle düşük frekanslarda (kaba seslerde) daha belirgin olan iletim tipi bir işitme kaybına rastlandığını belirten Prof. Dr. Arif Ulubil “Yüzde 80 gibi yüksek bir oranda kulak kireçlenmesi olan kişilerde her iki kulakta da işitme kaybı vardır” diyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil

Demansa yol açabiliyor!

Kulak kireçlenmesi tedavi edilmediğinde kalıcı işitme kaybına neden olabiliyor. İşitme kaybı tedavi edilmediğinde, beyin zaman içinde kelimeleri işleme kapasitesini yitiriyor ve hastalarda erken demans ortaya çıkabiliyor. Ayrıca işitememenin yarattığı depresyona sık rastlanıyor. Otoskleroz hastalığında erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arif Ulubil “Erken tanı, rehabilitasyonun da erken olması demek olduğundan, hastaların işitme kaybı kaynaklı gelişebilecek psikolojik ve zihinsel problemlerden daha az etkilenmelerini sağlayacaktır” diye konuşuyor.

Cerrahi tedavi ile yüzde 95 başarı sağlanabiliyor!

KBB Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil tedaviye yönelik şöyle konuşuyor: “Otosklerozun bir tedavisi yoktur. Hastalığın neden olduğu işitme kaybı tedavisinde; cerrahi en çok tercih edilen ve uygulanan tedavi şeklidir. Bu ameliyatı sık yapan, iyi ellerde, işitmede belirgin düzelme olasılığı yüzde 95’tir. Hedeflenen işitme düzeyine birkaç hafta içinde ulaşılır. İç kulağın da etkilendiği çok ileri otosklerozda, total işitme kaybı olduğunda, halk arasında biyonik kulak olarak bilinen koklear implant ameliyatı ile işitme sağlanabilir. Cerrahi tedavi istemeyen ya da cerrahiye uygun olmayan kişiler için işitme cihazları kullanılır.”

Burun tıkanıklığı ihmale gelmez!

Burun tıkanıklığı ihmale gelmez!

Ülkemizde gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde yaygın görülen sorunlardan biri burun tıkanıklığı! Öyle ki her 5 kişiden biri günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen burun tıkanıklığından muzdarip. Ancak tedavi edilmediğinde önemli hastalıklara davetiye çıkarabilen bu soruna karşı çoğu kez gelişigüzel burun açıcı sprey kullanılmasında sakınca görülmüyor! Oysa burun tıkanıklığına yol açan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken önemli etkenler olabildiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Serap Önder, altta yatan nedenler tespit edilip tedavi edilmeden, gelişigüzel burun açıcı sprey kullanımının faydadan çok zarar verebildiğini söylüyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Serap Şahin Önder, burun tıkanıklığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, toplumumuzda en sık yapılan 6 yanlışı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Yaşam kalitesini düşürmekle birlikte tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara davetiye çıkarabilen burun tıkanıklığı; alerjiden üst solunum yolu enfeksiyonuna, kemik eğriliğinden sinüzite, burun iltihabından (alerjik rinit) burun ve geniz etine dek bir çok nedenden kaynaklanabiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Serap Önder, ülkemizde gerek bebeklerde ve çocuklarda gerekse yetişkinlerde yaygın görülen bir sorun olan burun tıkanıklığının ihmale gelmeyeceğini belirterek “Kısa süreli burun tıkanıklığı bile yaşam kalitesini bozabilir, uyku sorunlarına yol açabilir. Uyku kalitesinin bozulması da gündüz ders yorgunluğu, ders başarısında düşme ve dikkat dağınıklığına neden olabilir. Uzun süreli burun tıkanıklığı ise büyüme ve gelişmeyi olumsuz etkilerken, işitme problemlerine, ağzın açık uyunmasına neden olduğundan dolayı horlama, diş ve çene gelişiminde bozukluğa, ayrıca sağlıklı nefes alma gerçekleşmeyeceğinden kalp başta olmak üzere ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilir” diyor.

Doç. Dr. Serap Önder

Altta yatan neden mutlaka tespit edilmeli!

Burun tıkanıklığında altta yatan nedenin tespit edilip acilen soruna uygun tedaviye başlanması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Serap Şahin Önder şöyle konuşuyor: “Burun tıkanıklığında önce deniz suları ile burun yıkaması yapılabilir ancak bir haftadan uzun süren burun tıkanıklığında mutlaka doktora başvurulmalıdır. Eğer sorun geniz eti büyüklüğü veya geniz eti iltihabı, polip, konka gibi sorunlardan kaynaklanıyorsa cerrahi tedavi ile sorun ortadan kaldırılabilir. Alerjiye bağlı burun tıkanıklıklarında kişi çeşitli ilaçlarla ve alerjenlerden (polenler, hayvan tüyleri, ortamda toz barındıran eşyalar, şekerli ve katkı maddeli gıdalar vb) uzak kalarak sorun azaltılabilmektedir. Ancak hasta tekrar alerjene maruz kaldığında şikayeti artabilir. Yani tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında genellikle beş gün içerisinde geçerken kimi zaman antibiyotik gerekebilir. Altta yatan tıbbi bir sorun olmadığı tespit edildiğinde okyanus suları doğal içeriklerinden dolayı uzun süreli kullanılabilir.”

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Serap Önder

Burun tıkanıklığında en sık yapılan 6 yanlış!

KBB Uzmanı Doç. Dr. Serap Şahin Önder, gerek yetişkinlerde gerekse çocukların burun tıkanıklığı durumunda toplumumuzda bazı yanlışlara düşülebildiğine dikkat çekerek, özellikle de doktora danışmadan arkadaş çevresi ya da internetten edinilen bilgilerle gelişigüzel burun açıcı sprey kullanımının uzun dönemde fayda yerine zarar verdiğini vurguluyor. “Burun spreyleri kontrolsüzce uzun süreli kullanılmamalıdır” diyen Doç. Dr. Serap Şahin Önder en sık düşülen hataları şöyle açıklıyor;

  1. Burun tıkanıklığını normal karşılayıp doktora başvurmamak,
  2. Kontrolsüzce 5 günden fazla burun açıcı sprey kullanmak,
  3. Ağzı açık uyuma ve horlamayı normal sanmak,
  4. Her iltihaplı burun akıntısında antibiyotik kullanmak,
  5. Doktorun önerisine rağmen kortizon içeren spreylerden çekinerek kullanmamak,
  6. Burun tıkanıklığına yol açan alerjen etkenleri tespit etmeyip, bu alerjenlerden uzaklaşmamak.

Her 3 kişiden 1’i burun tıkanıklığı sorunu yaşıyor!

Her 3 kişiden 1’i burun tıkanıklığı sorunu yaşıyor!

Kış soğuklarının iyice bastırdığı, grip ve nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıkça yaşandığı bugünlerde pek çok kişi burun tıkanıklığından şikayet ediyor. Zira üst solunum yolu enfeksiyonları burun içi dokuda şişmeye yol açıp burnu tıkıyor. Ancak bir de yapısal burun tıkanıklığı sorunu var ki, vücudun sağlıklı işleyişinin önünde en önemli engellerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde yaygın olarak görülen burun tıkanıklığına her 3 kişiden 1’inde rastlandığını belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı tedavi edilmeyen burun tıkanıklıklarının bağışıklığın azalmasından anksiyetenin artmasına, uykusuzluktan ağız kokusuna dek bir çok soruna yol açabildiğini söylüyor. KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, sağlıklı nefesin faydalarını ve 7 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Bağışıklığın güçlenmesine katkı sağlıyor, uyku kalitesini artırıyor, kan basıncını düzenliyor… Yaşamın sürdürülebilmesi için olmazsa olmazların başında gelen nefes, vücudumuzda birçok sistemin düzgün ve sağlıklı çalışmasında da önemli bir rol oynuyor. Yapılan çalışmalar, sağlıklı nefes alıp vermenin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini ortaya koyarken, yaşam kalitesini de artırdığına işaret ediyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, grip ve nezle gibi üst solunum yolu hastalıklarından alerjiye, burunda kemik ya da kıkırdak eğriliğinden tümörlere dek bir çok nedenle burun tıkanıklığı sorunu yaşandığını belirterek “Solunumda görevli yapıların herhangi birinde olan problem sağlıklı ve doğru nefes almayı engellemektedir. Burun tıkanıklıkları bunun en sık karşımıza çıkan örneğidir” diyor. Burun tıkanıklığı ülkemizde yaygın bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde her 3 kişiden birinin burun tıkanıklığı nedeniyle sağlıklı nefes alamadığını belirten Dr. Ecem Sevim Akı, geçici  burun tıkanıklıklarının en önemli nedeninin üst solunum yolu enfeksiyonları olduğunu, özellikle kış mevsiminde bu tür sorunlara sık rastlandığını söylüyor.

Dr. Ecem Sevim Akı

Bu etkenler burun tıkanıklığına yol açabiliyor!

KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı yapısal etkenlerle de gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde burun tıkanıklıkları sorunu yaşandığını söyleyerek şöyle konuşuyor: “Anatomik darlıklar yani  kıkırdak/kemik eğrilikleri, burun eti büyümeleri ve burun içi kitleler hava pasajını daraltmakta ve tedavi gerektirmektedir. Burundan gelen hava yutak ve soluk borusunu geçtikten sonra akciğerlere ulaşmaktadır. Burada yer alan ve pasajı daraltan patolojilerde havanın akciğere ulaşması engellenmekte ve solunum problemlerine neden olmaktadır. Ayrıca bazı sinir sistemi hastalıkları ya da kas hastalıkları da dolaylı şekilde nefes almayı zorlaştırmaktadır. Akciğer kapasitesini azaltan hastalıklar ise yeteri kadar havanın akciğere dolmasını engellemektedir. Çevresel faktörlerden de obezite, sigara kullanımı ve ortamın nem oranının az olmasının nefes alma üzerine olumsuz etkileri olabileceği unutulmamalıdır.”

Sağlıklı nefes kritik önem taşıyor!

Sağlıklı nefes alıp vermenin hem fizyolojik hem de ruhsal sağlığımız açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Ecem Sevim Akı “Burun koku almanın yanında havayı ısıtma, nemlendirme ve zararlı partiküllerin süzülmesinde de aktif rol almaktadır. Ayrıca havanın burun içinde türbülans yapması ise akciğerlere daha yüksek havanın ulaşmasını sağlamaktadır. Sağlıklı bir nefes; kalp hızını düşürür ve kan basıncını düzenler, toksinlerin atılımına yardımcı olur, sinir sistemini ve hormonların düzgün çalışmasını sağlar, mide ve bağırsak aktivitesini artırarak sindirimi kolaylaştırır, uyku kalitesini artırır, hücre yenilenmesini ve verimliliğini artırarak bağışıklığa yardımcı olur, stresle baş edebilmeyi kolaylaştırır” diyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı

Ağızdan nefes alıyorsanız!

KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, nefesi burundan değil de ağızdan almanın ise ciddi sorunlara yol açabileceğine dikkat çekerek “Ağız solunumu yapan kişilerde solunum hızlanmakta ve dakikadaki soluk sayısı artmaktadır. Hızlı ve yetersiz nefes almalar kandaki oksijenizasyonu düşürmekte, kalp ve akciğerin iş yükünü artırmaktadır. Bu da baş ağrısı, kalp ritminde ve kan basıncında değişimlere neden olmakta, anksiyete düzeyini de artırmaktadır. Öte yandan ağız solunumu yapan kişilerde sık solunum yolu enfeksiyonları izlenmekte, ağız kuruluğu ve ağız kokusuna rastlanmaktadır. Ayrıca diş eti hastalıklarının da anlamlı ölçüde arttığı görülmektedir” uyarısında bulunuyor.

Sağlıklı nefesin 7 kuralı!

Ülkemizde pek çok kişinin fizyolojik bir problemleri olmamasına rağmen doğru nefes almadığını belirten KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, doğru ve sağlıklı nefesin püf noktalarını şöyle sıralıyor:

  • Sağlıklı ve doğru bir nefes için diyafram kullanılmadır.
  • Burundan nefes alınmalı ve bu esnada ağzın kapalı olmasına dikkat edilmelidir.
  • Nefes alırken omuzlar yükseltilmemeli ve düşük tutulmaya özen gösterilmelidir.
  • İhtiyaç kadar nefes alınmalı, daha kesik ve normalden daha derin bir nefes alınmamalıdır.
  • Nefes aldıktan sonra bir elinizi göğsünüze bir elinizi karın bölgenize yerleştirmeniz nasıl bir solunum yaptığınızı anlamanıza yardımcı olacaktır.
  • Diyafram nefesinde göğüs kafesinin değil karın bölgesinin dışa doğru genişlediği farkedilmeli ve nefesi verirken ise içe doğru çekildiğine dikkat edilmelidir.
  • Burunun arka bölgesinde de yeterli oksijenlenmeyi sağlamak için nefes yine burundan verilmelidir.

Üst solunum yolu enfeksiyonuna karşı etkili önlem!

Üst solunum yolu enfeksiyonuna karşı etkili önlem!

Sonbahar ile birlikte havaların soğuması, kapalı ortamlarda geçirilen zamanın artması ve okulların da açılmasıyla özellikle nezle, grip, farenjit ve bademcik enfeksiyonları sık görülmeye başlandı. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış “Son günlerde üst solunum yolu enfeksiyonlarına sıkça rastlamaktayız. Havaların soğuması nedeniyle üşütme, toplu taşıma araçları ve okul servislerinde maskesiz yolculuk, kapalı ortamlarda geçirilen zamanın artması ve teneffüslerde koşup terledikten sonra terin soğuması derken nezle, grip ve boğaz enfeksiyonları giderek artıyor. Doğru şekilde ve yeterli miktarda havalandırılmayan sınıflar da mikropların kolayca bulaş imkanı bulmasına yol açıyor” diyor. KBB Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, sonbaharla birlikte çocuklarda en sık görülen hastalıkları ve alınması gereken 10 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Dr. Esin Özlem Atmış

Boğaz enfeksiyonlarına dikkat!

Son dönemde çocuklarda sık rastlanan boğaz enfeksiyonları yüzde 90 virüslerden, yüzde 10 oranında ise halk arasında beta mikrobu olarak da bilinen A grubu beta hemolitik streptokoklar sınıfından bir bakteriden kaynaklanıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış yüksek ateş, boğaz ağrısı ve halsizlik şikayeti yapabilen boğaz enfeksiyonlarına basit bir sürüntü testi ile tanı konulabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Özellikle mevsimn geçişlerinde artan boğaz enfeksiyonlarına dikkat edilmelidir. Antibiyotik tedavisiyle kolaylıkla tedavi edilebilen boğaz enfeksiyonu, eğer gözden kaçırılır ve doğru tedavi uygulanmazsa kalp romatizması, böbrek iltihabı, eklem iltihabı gibi kronik problemlere yol açabilmektedir.”

Orta kulak enfeksiyonu sinsice ilerleyebiliyor!

Özellikle sonbahar ve kış aylarında çocuklarda sık görülen orta kulak enfeksiyonunun, doğrudan kulak ile ilgili bulgularla başlayabildiği gibi, boğaz enfeksiyonu veya üst solunum yolu enfeksiyonları sonrasında bakteri ve virüslerin östaki kanalı aracılığı ile orta kulağa taşınması sonucu oluşabildiğini de belirten Dr. Esin Özlem Atmış “Kulak enfeksiyonlarında şiddetli ağrı olabileceği gibi, hastalık sinsice ilerleyip işitmede azlığa neden olabilecek orta kulakta sıvı birikimi ile de izlenebilir” diyor. Geniz eti büyük olan çocuklarda orta kulak iltihabının daha sık görüldüğünü söyleyen Dr. Esin Özlem Atmış, yılda bir iki kez geçirilen orta kulak enfeksiyonunun normal kabul edilebileceğini, ancak daha fazla görülüyorsa geniz eti açısından da araştırılması gerektiğini belirtiyor.

Pause Dergi

Nezle, grip ve alerji birbirine karışabiliyor!

Sonbaharda alerjik şikayetlerin şeffaf burun akıntısı, burun tıkanıklığı, gözlerde sulanma ve kızarıklık gibi belirtilerle ortaya çıktığını, beraberinde sık hapşırma, halsizlik ve yorgunluk da olabildiğini belirten Dr. Esin Özlem Atmış, özellikle okul döneminin başlamasıyla besin alerjileri, solunum yolu alerjileri veya astım hastalarında tetiklenmeler yaşanabildiğine dikkat çekiyor. Alerjinin çoğunlukla nezle (soğuk algınlığı) ve grip gibi okul çağı çocuklarında bu mevsimde sık görülen hastalıklarla karıştırılabildiğini belirten Dr. Esin Özlem Atmış şöyle konuşuyor: “Nezle; basit üşütmeye bağlı gelişen şeffaf burun akıntısı, hafif ateş ve öksürük gibi semptomlarla giden viral enfeksiyonlara bağlı gelişen soğuk algınlığıdır. En sık görülen okul çağı enfeksiyonudur ve genelde basit önlemlerle düzelir. Grip ise İnfluenza virüsünün neden olduğu yüksek ateş, yaygın kas ağrıları, burun tıkanıklığı, belirgin halsizlik yapan daha ağır seyirli üst solunum yolu enfeksiyonudur. Gripte genellikle tedavi desteği gerekmektedir. Alerjik şikayetler kimi zaman nezle ve grip denilerek tedavi edilmediğinde ve önlem alınmadığında alerji hastalarında bağışıklık sisteminin zayıflayıp hastalıklara meyil artacağından bu hastalar riskli grupta sayılabilmektedir” diyor.

Çocukları hastalıklardan korumak için 10 önlem!

  • Sağlıklı ve dengeli beslenmesine özen gösterin, paketli gıdalardan uzak tutun.
  • Gün içerisinde mutlaka yeterince su tüketmesini sağlayın.
  • Gece uykusunun yeterli ve düzenli olmasına özen gösterin.
  • Hekim önerisiyle D vitaminini ve demirini kontrol ettirerek, hekimin gerekli görmesi ve önerisi doğrultusunda takviye kullandırın. Gelişigüzel vitamin vermekten kaçının.
  • Güçlü bağışıklık sistemine sahip olması için, doğal probiyotik desteğinden faydalanarak bağırsaklarının sağlıklı çalışması için kefir, yoğurt tükettirin.
  • Sık sık el yıkama alışkanlığı kazandırın. Ellerini gün içerisinde özellikle gözlerine, ağzına götürmemesi konusunda eğitin.
  • Maske kullanımı ile ilgili özen göstermesini sağlayın.
  • Bulunduğu ortamın düzenli aralıklarla havalandırılması ve soğuk algınlığı belirtileri olan çocukların okula gönderilmemesine özen gösterin.
  • Astım, kronik bronşit ve kronik kalp hastalığı gibi kronik hastalığı olan çocukların grip mevsimi başlamadan grip aşı yaptırması da büyük fayda sağlıyor.
  • Alerjisi olan çocukların mümkün olduğunca alerjenlerden (klor içerikli temizlik malzemeleri, dezenfektanlar vb) uzak kalmasına, temizlik sonrası ortamın mutlaka havalandırılmasına dikkat edin.

Polenlere karşı etkili korunma yolları!

Polenlere karşı etkili korunma yolları!

Bahar mevsimi ile güneşin yüzünü göstermesi ve doğanın canlanarak çiçeklerin açması, pek çok kişi için olumlu etkileri beraberinde getirirken, kimileri için kabusa dönüşebiliyor! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Dr. Beyhan Yılmaz polenlerin etrafta uçuşması nedeniyle özellikle alerjik bünyeli kişilerde bir çok sorun yaşanabildiğini, ‘bahar alerjisi’ ya da ‘saman nezlesi’ olarak adlandırılan bu sorunların ise üst solunum yolu enfeksiyonları ile karışabildiğini söylüyor. KBB Uzmanı Dr. Beyhan Yılmaz, bahar alerjisi ile karışabilen hastalıkları anlattı, baharı rahat geçirebilmek, polenlerin olumsuzluklarına maruz kalmamak için alınabilecek basit ama etkili önlemler konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Beyhan Yılmaz

Bu şikayetlerle kendini gösteriyor!

Bahar aylarında çiçek tozlarının (polenlerin) etrafta dolaşması sonucu bu polenlere karşı alerjisi olan kişilerde çeşitli şikayetler gelişiyor. “Bahar alerjisi” veya “saman nezlesi” olarak  da tanımlanan bu hastalığın başlıca belirtilerini; burun akıntısı, burun tıkanıklığı, burun kaşıntısı, sık hapşırma, kulakta ve boğazda kaşıntı, gözlerde kızarıklık ve sulanma, geniz akıntısı, öksürük ve nefes darlığı olarak sıralayan KBB Uzmanı Dr. Beyhan Yılmaz “Bazen de bu şikayetlere koku ve tat duyusunda azalma, burun tıkanıklığına bağlı horlama ve uyku bozukluğu da eşlik edebilir” diyor.

Başka hastalıklarla karışabiliyor!

Genellikle her yıl belirli zaman diliminde tekrarlayan bahar alerjisi başka hastalıklarla karışabiliyor. Belirtileri özellikle virüslerin neden olduğu hastalıklarla benzerlik gösterdiğinden kişi alerjiden kaynaklandığını anlamıyor, bu nedenle alerji nedeniyle tedavi görmesi gerektiğinin farkına varmadığından hastalık ilerliyor. Alerjinin üst solunum yolu enfeksiyonu veya sinüzitler ile karıştırılabildiğini belirten Dr. Beyhan Yılmaz şöyle konuşuyor: “Nezle ya da grip dediğimiz üst solunum yolu enfeksiyonları, vücut direncimizin düşmesi sonrası virüslerin sebep olduğu hastalıklardır. Bahar alerjisi ile benzer şikayetler oluşturmasına karşın yaklaşık bir haftada şikayetler geriler. Virüs ya da bakterilerin neden olduğu sinüzit hastalığında da bahar alerjisine benzer şikayetler olabilir. Ancak sinüzitte burun akıntısı sarı yeşil renkte olup baş ağrısı ve ateş eşlik edebilir; bahar alerjisinde ise burun akıntısı su gibi olur ve ateş eşlik etmez.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

“Nasıl olsa geçer” diye düşünmeyin!

Bahar alerjisi, kişinin vücut direncinden bağımsız olarak en çok ilkbahar aylarında ortaya çıkıyor. Hastaların bu dönemde sürekli ‘grip gibiyim’, ‘hiç geçmiyor’ ya da ‘sürekli su gibi burnum akıyor’ diye şikayet ettiklerini belirten Dr. Beyhan Yılmaz, hastaların aslında alerjiden kaynaklanan bu rahatsızlıkların virüslere bağlı olduğunu düşünüp, ‘nasıl olsa geçer’ diye düşünmemesi, doğru tedavi için mutlaka uzman görüşü alması gerektiğini vurguluyor. Bahar alerjisi tanısının burun muayenesi ve sonrasında alerjiye yönelik testlerin yapılması ile konulduğunu belirten Dr. Beyhan Yılmaz, tedavide antihistamin ilaçlar, burun spreyleri ve alerji aşıları kullanıldığını söylüyor.

Polenlere karşı 10 etkili önlem!

  •  Dışarıda mutlaka polen maskesi takın.
  • Ev ve ofisinizi sabah saatlerinde değil, öğleden sonra havalandırın.
  • Otomobil camlarını gerekmedikçe açmayın ve polen filtrelerini değiştirmeyi unutmayın.
  • Gözlerin yanını da örten güneş gözlükleri kullanın.
  • Eve geldiğinizde kıyafetlerinizi değiştirin, burnunuzun içini temizleyin, duş alın.
  • Polen yapışabileceği için gözlüklerinizi de temizlemeyi ihmal etmeyin.
  • Polenlerin yoğun olduğu sabah saatlerinde açık havada spor yapmayın.
  • Nem, ev içi alerjenlerin gelişimini tetikleyebileceğinden çamaşırlarınızı yatak-oturma odalarında kurutmayın.
  • Evcil hayvanlarınızı yattığınız odaya almayın.
  • Özellikle bu dönemde toz, sigara dumanı, boya kokusu, parfüm gibi etkenlerden uzak durun.

Orta kulak iltihabı ihmale gelmez

Orta kulak iltihabı ihmale gelmez

Küçük yaşta görülen kimi hastalıkların belirtileri, çocukların konuşma becerilerinin henüz yeterince gelişmemiş olması nedeniyle gözden kaçırılabiliyor. Halk arasında orta kulak iltihabı olarak bilinen akut otitis media da bu hastalıklardan biri… Çok şiddetli kulak ağrısına neden olmasının yanı sıra denge ve iştahta sorun, huzursuzluk, uyku problemleri gibi ilgisiz olduğu düşünülebilecek belirtileri de bulunan orta kulak enfeksiyonları, tedavi edilmediğinde beyin zarı iltihabı, menenjit ve kalıcı duyma kaybına yol açabiliyor. Acıbadem Ataşehir Cerrahi Tıp Merkezi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayça Koç, anne babaların bu nedenle, özellikle şikayetlerini tam olarak ifade edemeyen küçük çocuklarını iyi gözlemlemeleri, elini sürekli kulağına götürmek gibi bazı sinyalleri mutlaka dikkate almaları gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Ayça Koç, bugünlerde çok sık görülen orta kulak iltihabında ihmale gelmez o sinyalleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Ayça Koç

Bu sinyallere dikkat!

Çocukların elini sürekli kulağına götürmesi, kulaklarını çekiştirmesi, denge sorunu yaşamaları, iştahlarında azalma ya da huzursuzluk yaşamaları durumunda “Nasıl olsa geçer!” dememek gerekiyor. Acıbadem Ataşehir Cerrahi Tıp Merkezi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayça Koç “Orta kulak iltihabı sıklıkla iki yaşa kadar görülüyor. Okul öncesi çağdaki çocukların da yüzde 80’i yılda en az bir kez bu hastalığa yakalanıyor. Havaların soğuması, okulların açılması ve çocukların kapalı, kalabalık ortamlarda kalma sürelerinin artmasıyla orta kulak iltihabı artış gösteriyor. Bir kulağını sürekli çekiştiren, denge kaybı yaşayan, iştahı azalan, kulağından sıvı gelen, normalden daha fazla ağlayan, huzursuz, sesleri duymada ve cevap vermede sorun yaşayan çocuklarda da orta kulak iltihabının akla gelmesi gerekiyor. Çocuğunuzun şikayetleri başlar başlamaz hekime başvurmayı ihmal etmeyin” diyor.

Şiddetli kulak ağrısı uykudan uyandırıyor!

Sinüzit, büyümüş geniz eti, alerji, burun eti, üst solunum yolu enfeksiyonları gibi nedenlerin yanı sıra burun anatomisindeki farklılıkların da bu hastalığa davetiye çıkardığını belirten Doç. Dr. Ayça Koç şöyle konuşuyor: “Ayrıca diyabet ve bağışıklık sisteminin zayıflaması, genetik yatkınlık, damak anormallikleri, koklear implantlar, beslenme yetersizliği, alerji, emzirme eksikliği, sigara dumanına maruz kalma, emzik kullanımı, kreş ve kalabalık aile ortamı da sıklıkla karşımıza çıkan faktörler arasında yer alıyor.” Orta kulak iltihabının en iyi göstergelerinden birinin şiddetli kulak ağrısı olduğunu, anne babaların, gece ağrı ile uyanan çocuklarını endişeli bir biçimde acil servise getirdiklerini belirterek, orta kulak iltihabının düzeyinin tedavi seçeneklerini de etkilediğini söylüyor.  Antibiyotik ve burun açıcı ilaçların yeterli olduğu durumların yanı sıra cerrahiye ihtiyaç duyulan vakalar da olduğunu kaydeden Doç. Dr. Ayça Koç, “Sağlık hizmetlerine hızlı erişim, erken tanı ve tedavi sayesinde bu hastaların iyileşme oranı çok yüksektir. Ancak tedavi edilmeyen durumlarda kulak zarı yırtılması, kulak kemiği iltihapları, işitme kaybı, menenjit, beyin apsesi gibi ciddi sorunlar yaşanabiliyor. Bu nedenle çocuk veya erişkin hastaların kulakla ilgili yakınmalarında erken dönemde doktora başvurup verilen tedaviyi uygulamaları önemlidir” diye konuşuyor.

Grip ve zatürre (pnömokok) aşısı, korunmada etkili

Peki, orta kulak iltihabından kaçınmak, bu hastalığı önlemek mümkün mü? Doç. Dr. Ayça Koç, üst solunum yolu enfeksiyonlarını önlemede etkili olan, halk arasında zatürre aşısı olarak bilinen pnömokok aşısı ile grip aşılarının dolaylı olarak orta kulak enfeksiyonu sıklığını da azalttığına işaret ediyor. Sigara dumanından kaçınmanın ve sağlıklı beslenmenin de önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ayça Koç; anne sütüyle beslenmenin desteklenmesi, emzik alışkanlığından vazgeçilmesi, büyümüş geniz eti ve burun içi anatomik yapı sorunlarının çözülmesi ve alerji tedavilerine özen gösterilmesinin de önemini vurguluyor.

İşitme kaybının önemli sinyali!

İşitme kaybının önemli sinyali!

Sınıfta derslerde söz almıyor, soruları yanıtsız bırakıyor, dikkatsiz görünüyor; tekrarlaması istendiğinde, sesleri karıştırıyor veya yanlış telaffuz ediyor… Hiç akla gelmese de bu ve benzeri bazı davranışlar çocuklarda işitme sorunlarının önemli sinyallerinden olabiliyor! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Engin Çakmakçı, çocukluk döneminde işitme kayıplarının geç fark edildiğinde gelişim geriliği sorunu olarak karşımıza çıkabildiğini, bu gelişim geriliğinin de akademik başarısızlığı ve sosyal olarak toplumda yer edinememesi sorununu beraberinde getirebildiğini belirterek “Bazen, yalnızca tek kulakta olan işitme kaybını anlamak zor olabiliyor. Oysa tek kulaktaki işitme kaybının bile çocuğun işitme yoluyla öğrenme kabiliyetini olumsuz etkileyebileceğini unutmamak gerekir. İşitme kayıplarının erken fark edilmesi, tanınması ve çözüm üretilmesi sayesinde bebek ve çocukların engelli birey olmaktan çıkarılıp yaşamını sağlıklı şekilde sürdürmesi sağlanabilir” diyor. KBB Uzmanı Dr. Mustafa Engin Çakmakçı, 20-26 Eylül Uluslararası İşitme Engelliler Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, çocuklarda işitme kaybının 10 önemli sinyalini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Engin Çakmakçı

Dr. Mustafa Engin Çakmakçı

Çocukluk dönemi işitme kayıpları, genetik yani doğuştan olabileceği gibi okul öncesi ve okul çağında da ortaya çıkabiliyor. İşitme doğuştan hiç olmayabileceği gibi ağır, orta ve hafif düzeyde işitme kayıpları ile karşılaşılaşılabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Engin Çakmakçı “Gelişimsel bozuklukların yanı sıra sonradan kazanılmış işitme kayıpları da olabiliyor. Yenidoğan sarılığı, prematüre doğum, geniz eti büyüklüğü, alerji, sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmek, orta kulakta sıvı birikimi, enfeksiyonlar, travmalar, ilaçlar ve yüksek gürültüye maruz kalmak işitme sorunlarına yol açabiliyor. Tanı konulmamış doğumsal veya çocukluk çağında gelişen işitme kayıpları çocuğun dil, sosyal, duygusal, bilişsel ve akademik gelişimini, dolayısıyla yaşam kalitesini olumsuz olarak etkiliyor” diyor. Bebeklerde işitme kaybının en yaygın görülen nedeninin gelişimsel (doğumsal) bozukluk olduğunu belirten Dr. Mustafa Engin Çakmakçı, erken tanının her yaşta önemli olduğunu vurgulayarak “İşitme kaybı tanısının doğumdan sonraki ilk 6-9 ay içerisinde konması ve erken cihaz ile eğitim sağlanması durumunda bu çocukların dil ve konuşma gelişimleri normal ya da normale yakın duruma getirilebilir” diye konuşuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Öğretmenin farkındalığı çok önemli

Özellikle bebeklerde işitme kaybının ilk altı ay içerisinde fark edilmesi ve erken tedavi durumunda çocukların dil gelişimleri normal ya da normale yakın duruma getirilebiliyor. Ülkemizde işitme kaybının araştırılması her yeni doğan bebekte yapılıyor. 2004 yılında ulusal bir program olarak uygulanmaya başlanan “Yeni doğan İşitme Tarama Programı” her bebekte işitme taramasının yapılmasını, erken tanı konulmasını ve işitme kaybının giderilmesi için seçeneklerin ortaya konmasını sağlıyor. KBB Uzmanı Dr. Mustafa Engin Çakmakçı “Tarama programında işitme kaybı ortaya çıkmayan bebekte ve çocukluk döneminde işitme kaybının erken fark edilmesinde anne ve babaların, yuva ve ilkokul öğretmenlerinin ve çocukla ilgilenen her bireyin farkındalığı büyük önem taşımaktadır” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Konuşma gelişimi işitme hakkında önemli bir gösterge!

Bebek ve çocuklarda konuşma gelişiminin, işitmenin sağlıklı olmasına bağlı olduğunu belirten Dr. Mustafa Engin Çakmakçı şöyle konuşuyor: “Konuşma gelişimi işitme hakkında önemli fikirler verir. Her çocuk benzersiz olsa da, bebeklerde ve çocuklarda iletişim gelişiminin genel aşamaları vardır: Örneğin; ilk 3 aya kadar bebek ani ve yüksek seslerde irkilir, tanıdık sesleri duyduğunda sakinleşir. 3-6 ay arasında; ismi söylendiğinde veya ortamda bir ses varlığında sizi görmese de başını çevirir, kendi kendine mırıldanma şeklinde sesler çıkarır. 6-9 ay arasında; adı söylendiğinde tepki verir ve başını sesin yönüne çevirir. Anne, baba, hayır, bay bay gibi basit sözcükleri kavrayabilir. 10. ayda; bebekçe sesler, tek tek heceli sesler çıkarabilir ve konuşma benzeri seslere dönüşür. 12. ayda birkaç sözcük söyleyebilmelidir. 12-18 ay arasında; basit kelimeleri ve sesleri tekrarlar. Tanıdık nesneleri işaret etmeye çalışır, basit talimatları anlar, tanıdık hayvan seslerini taklit edebilir. Yedi veya daha fazla kelime kullanabilir. 18 aylık çocuğun konuşmasının yüzde 25’i anlaşılabilir olmalıdır. 18-24 ay arasında; basit cümleleri anlar, komutla tanıdık nesneleri alır ve vücudun çeşitli kısımlarını gösterir. 20 ila 50 sözcüklük konuşulan kelime hazinesine sahip olur ve kısa cümleleri kullanır. 2-3 yaş arasında; 50-250 sözcük ile konuştuğu kelime hazinesine sahiptir. Basit iki sözcük içeren cümleler kullanır. Konuştuklarının çoğu, her gün çocukla birlikte olmayan yetişkinler tarafından yüzde 50-75’i anlaşılır olmalıdır. Dudak hareketlerini görmeden, söylendiğinde vücudun bazı kısımlarını işaret eder. 3 yaşından itibaren, hemen hemen her şeyi tek kelimeyle adlandırır. Sizinle veya oyuncaklarla sohbet eder. 450 kelimelik bir kelime dağarcığa sahiptir. 4 veya 5 kelimelik cümleler kurar, konuşmaları takip eder. Çocuğun konuşmasının yüzde 75 ila yüzde 100’ü anlaşılır olmalıdır. 3- 5 yaş arasında; günlük olarak isteklerini anlatır, duyguları yansıtır, bilgi verir ve sorular sorar. Okul öncesi yaştaki bir çocuk söylenenlerin neredeyse tümünü anlar. Sözcük hazinesi 1000 ila 2000 sözcüğe ulaşır. Karmaşık ve anlamlı cümleler kurar. Tüm konuşma net ve anlaşılabilir olmalıdır.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

İşitme kaybının 10 sinyali!

  • Çocuğunuz seslere yanıt ve tepki vermiyorsa
  • Konuşması geç ve konuşma gelişimi yaşına göre gerideyse
  • Görüş alanı dışında konuşan kişileri ve sesleri fark etmiyorsa
  • Televizyon veya benzeri ortamlarda sesleri herkesten fazla açarak izliyorsa
  • Düşük, orta veya yüksek seslere anormal tepki veriyorsa
  • Tekrarlaması istendiğinde, sesleri karıştırıyor veya yanlış telaffuz ediyorsa
  • İsmi söylendiğinde ve seslenildiğinde cevap ve tepki vermiyor, dönüp bakmıyorsa
  • Dikkatsiz görünüyor, okul çağında ise sınıfta derse katılımı az, öğrenmesi geri ve başarı düzeyinin düşük olduğunu düşünüyorsanız
  • Dil gelişiminde bozulma ve gerileme gözlüyorsanız
  • Telefondaki konuşma veya soruları yanıtsız bırakıyorsa.

Çocukluk döneminde işitme kaybının 10 önemli nedeni!

  • Doğumsal (genetik) iç kulak gelişim bozuklukları
  • Baş ve yüzün yapısal anomalileri
  • Prematüre (erken) doğum
  • Yenidoğan sarılığı
  • Kulak enfeksiyonları
  • Yüksek ateşli hastalıklar, menenjit
  • Düşme ve kazalara bağlı kafa travması
  • İç kulağa zararlı bazı ilaçların kullanılması
  • Yüksek gürültüye maruz kalma
  • Annenin gebelik döneminde geçirdiği ateşli hastalıklar

Çocuklarda kış hastalıkları kapıyı erken çaldı!

Çocuklarda kış hastalıkları kapıyı erken çaldı!
Yazın kavurucu sıcaklarından sonbaharın serin ve yağışlı havasına geçtiğimiz bugünlerde okulların da açılıp kapalı ortamlarda zaman geçirilmesiyle üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşanıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serdar Baylançiçek “Son zamanlarda nezle, grip ve farenjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle kliniklere çok sayıda başvuru yaşanmakta. Özellikle çocuklar arasında yaygın görülen bu durum, yakın temasta olan erişkinlere de bulaşabiliyor. Pandemiden dolayı uzun süre izole kalan çocukların yazın normalleşme ile birlikte çevreleriyle yakın temasları ve yoğun klima kullanımının etkisiyle aslında kışın sık görülen üst solunum yolu hastalıklarını yazın ortasından itibaren görmeye başladık” diyor. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının başlıca belirtileri olan burun akıntısı, burun tıkanıklığı, ateş, öksürük, hapşırma, baş ağrısı, geniz akıntısı, boğazda yanma-ağrı, gözlerde sulanma, kas ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, Covid-19 belirtilerine benzemesinden dolayı ailelerin paniğe kapılabildiklerini belirten Doç. Dr. Serdar Baylançiçek “Grip ve farenjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklarda birkaç gün süren ateş atakları yapabiliyor. Okulların açılması ile birlikte bu hastalıkların sıklığının artması beklenmekte. Ancak alınacak basit önlemlerle bu enfeksiyonlardan korunulabilir ve salgınların oluşması engellenebilir” diyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Serdar Baylançiçek, pandemi sürecinde okul dönemi çocuklarında alınacak basit ama etkili önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Serdar Baylançiçek

1. Ortamı düzenli havalandırmak
Virüslerin neden olduğu bu hastalık grubunda bulaşma yakın temas ile olmaktadır. Hapşırma ve öksürme ile ortama dağılan partiküller uzun süre havada asılı kalmakta ve buradan geçen diğer bireylere kolaylıkla bulaşmaktadır. Özellikle havalandırması yetersiz kapalı ortamlar ve yakın temasın en çok olduğu okullar, bu enfeksiyonların kış aylarında daha sık görülmesinin temel nedeni olmaktadır. Toplu taşıtlar, okul, alışveriş merkezi gibi kalabalık yerlerde üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmekte olan bir kişi virüsleri kolaylıkla ortama yayıp diğer sağlıklı bireylere bulaştırabilmektedir. Bu nedenle özellikle bu tür yerlerde havalandırmanın iyi olmasına dikkat etmek, temizliğe özen göstermek gibi basit tedbirler ile üst solunum yolu enfeksiyonlarının yayılması önlenebilir.

2. El yıkama alışkanlığı kazandırmak
Ellerin yıkanması veya dezenfektan ile temizlenmesi hem Covid-19 hem de üst solunum yolları enfeksiyonlarında bulaşmayı ciddi oranda azaltmaktadır. Çocuklara ebeveynleri ve öğretmenleri ellerini düzenli yıkama alışkanlığı kazandırmalı, elleri özellikle ağıza ve gözlere sürmemek gerektiğini anlatmalıdır.

3. Kalem, bardak vb gereçleri ortak kullanmamak
Sık temas edilen kapı-pencere kolları, telefon ve çalışma masası gibi yüzeylerin düzenli olarak dezenfekte edilmesi, temas sonrası ellerin yıkanması gerekir. Kalem, bardak, havlu gibi eşyaları ortak kullanmamak oldukça önemlidir. Kalem, silgi gibi okul gereçlerinin ağıza sürülmemesi de enfeksiyonların bulaşmasını önlemede etkilidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

4. Maske kullanmak
Doç. Dr. Serdar Baylançiçek “Covid-19 enfeksiyonundan korunmak için maske takmak, başkasını öpmemek, kimseyle aynı çatal, kaşık gibi eşyaları kullanmamak çok büyük önem taşıyor. Sınıfta ders esnasında mutlaka takılması gereken maskeler teneffüslerde de takılmalıdır” diyor.

5. Hasta çocuğu okula göndermemek
Velilerin kesinlikle üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri olan çocuklarını okula göndermemeleri, evde istirahat etmelerini sağlamaları ve gerekirse hekime götürmeleri enfeksiyonun yayılmaması ve başkalarına bulaşmaması açısından şart. Eğer çocuğunuz veya siz üst solunum yolu enfeksiyonlarının başlıca belirtileri olan burun akıntısı, burun tıkanıklığı, ateş, öksürük, hapşırma, baş ağrısı, geniz akıntısı, boğazda yanma-ağrı, gözlerde sulanma, kas ağrıları, halsizlik, iştahsızlık gibi Covid-19 belirtilerine benzeyen şikayetler yaşıyorsanız paniğe kapılmadan hekime danışmanızda fayda var. Eğer doktorunuz gerekli görürse Covid-19 için test yaptırın.

6. Dengeli ve düzenli beslenmesini sağlamak
Bağışıklık sisteminin zayıflamaması için düzenli ve dengeli beslenmeye özen göstermek gereklidir. Tek yönlü beslenmeden kaçınarak bol bol sebze ve meyve tüketilmesi vücut direnci için çok önemlidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

7. Uyku düzenini sağlamak
Yapılan bilimsel çalışmalar, yeterli ve kaliteli uykunun bağışıklık sistemini güçlendirmede büyük önem taşıdığını ortaya koyuyor. Çocukların aynı saatte yatıp aynı saatte kalkması, uyuduğu odanın uyku kalitesi açısından elverişli olması, odasında gece lambası yanmaması, uykudan önce cep telefonundan uzak durması gerekiyor.

8. Aşıları aksatmamak
Doç. Dr. Serdar Baylançiçek “Toplumun büyük kısmının aşılanması ve bağışıklık oluşması, özellikle Covid-19 enfeksiyonun hafif atlatılması ve hastane yatışlarının önüne geçmesi için çok önemli. Ayrıca kronik rahatsızlığı olan ve bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkları bulunan kişilerin influenza virüsü için de aşılanması önerilmektedir. Ülkemizde aşı yaşı 12’ye indi ama bazı ailelerde çocuklarını aşılatma konusunda kararsızlık yaşanıyor. Oysa mevcut aşılar ile virüse karşı yüksek oranda koruma sağlanırken ciddi bir yan etki görülmüyor” diyor.