Yazılar

Balıkesir’in coğrafi işaretli ürün sayısı 12’ye ulaştı

Balıkesir’in coğrafi işaretli ürün sayısı 12’ye ulaştı

Balıkesir, Ağustos ayında Burhaniye zeytinyağını tescilleterek coğrafi işaretli ürünler arasına kattı. Burhaniye zeytinyağının eklenmesiyle birlikte Balıkesir’in Marmara mermerinden kuzu etine, höşmerimden Gönen iğne oyasına coğrafi işaretli ürün sayısı 12’ye ulaştı.

Tarihi, kültürel ve doğal güzellikleriyle tanınan Balıkesir, tescillenen yöresel ürünlerine her geçen gün bir yenisini daha ekliyor. Son olarak Ağustos ayında Burhaniye zeytinyağını Türk Patent ve Marka Kurumu’na tescilleterek coğrafi işaretli ürünler arasına ekleyen Balıkesir, böylece şehre özgü bir ürünü daha koruma altına aldı. Şu anda Balıkesir’in coğrafi işaretli 12 ürünü bulunuyor. Bu ürünler Ayvalık zeytinyağı, Balıkesir kuzu eti, Balıkesir höşmerim tatlısı, Burhaniye zeytinyağı, Edremit Körfezi yeşil çizik zeytini, Edremit zeytinyağı, Kapıdağ mor soğanı, Susurluk ayranı, Susurluk tostu, Gönen iğne oyası, Yağcıbedir el halısı ve Marmara Adası mermeri olarak sıralanıyor.

Vural Çakır; Türkiye imajı Yönetilebilir mi ?

Brand City

Vural Çakır; Türkiye imajı Yönetilebilir mi ?

 

Fransa’da asgari ücret 1520 Euro düzeyinde. Türkiye’de asgari ücret 320 Euro düzeyinde. İlave olanakları da sayarsanız Fransa’da bir asgari ücretli olmak,  Türkiye’de orta düzeyde bir çalışan olmaya göre daha yüksek gelir sağlıyor. Satın alma gücü ile ağırlıklandırıp biraz daha iyimser sonuç bulsan bile işin özü değişmiyor.  Gelişmiş ülkeler ile kalanlar arasında yaşam standart farkı çok yüksek. Fransa bunun ileri örneklerinden.

Birçok nedeni var. Bu yazı bunların en önemlisi için.

Türkiye’deki herhangi bir vatandaş günlük hayatında yaptığı tüketim aktiviteleri ile Fransa’daki, ABD’dek deki veya gelişmiş bir başka ülkedeki asgari ücretliyi sübvanse ediyor.  Daha yüksek ücretlileri de elbette.

Sabah kalktıktan, gece yatıncaya kadar yaptığın tüketim aktivitelerini şöyle bir düşün:  banyoda kullandığın şampuan, telefonun, kullandığın aplikasyon, arama motorun, kahvaltıda tükettiğin ürünler, bindiğin araba, giydiklerin, giysileri yıkadığının deterjan, bilgisayarın…

Bunların çoğu yabancı bir markadır. Çoğu gelişmiş ülkelerden biri kaynaklıdır. Uzunca bir süredir dünyanın global bir köy olduğu, şirketlerin küresel olduğu ideolojisi egemen olsa da, aslında her şirketin bir merkez ülkesi vardır. Tükettiğin bütün o markaların da tabi.

Satın aldığın birçok ürün için bir pay o şirketlere ve o şirketlerin merkez ülkesine akar. Böylece planetin dört bir köşesinden sabah akşam başka köşelerine kaynak transferi olur.  Bazı ülke vatandaşları da diğer başka ülke vatandaşlarından daha iyi yaşarlar

Hepsi tarihsel bir sürecin sonucudur. Sanayi devrimini ve sonrasını iyi başaran ülkeler, öncü ürünler ve öncü markalar yaratıp, küresellik ideolojisi ile birlikte dünyaya yaymışlar. Dünya aynı tür hayatların yaşandığını, benzer tüketimler için aynı markaların tüketildiği “global bir köy “ olmuş.  Rekabeti teşvik eden, oligopolleşme karşıtı yasalar arttıkça, ilginç bir şekilde pazarlar daha fazla paylaşılmış.

Aynı küreselleşme ideolojisi bu paylaşılmış pazarda gelişmiş ülkelere tek bir çıkış yolu önerebiliyor: “Sen de kendi markalarını yarat, global markaların olsun”.

Türkiye 1 kg ihracatı 1,36 dolara yapıyor.  Sudan ucuz. Ürün katma değerinin düşüklüğü ve tabi marka değerinin olmayışı.

Paylaşılmış pazarlarda yeni markalar yaratmak çok zor bir iş. Yüksek düzeyde ve ısrarlı yatırımlar, çok odaklanmış sabırlı stratejiler gerektirir.   Böyle stratejiler için Türkiye’nini Ülke olarak marka değerinin, ya da Türkiye itibarının yükselmesi de şart.

Zaman zaman alevlenip sonra küllenmeye yüz tutan bir konu Türkiye marka değerinin yönetilmesi. En yalın ifadesi dünyanın özellikle satın alma gücü yüksek ülkelerinde sıradan insanların Türkiye denince pozitif bir çağrışıma sahip olabilmesi diye anla.

Zemin böyle oluşur. Devletler arası ilişkiler çeşitli gel gitlerle yürüyebilir.  Ama kamuoylarının Türkiye hakkıında pozitif çağrışımlara sahip olması 1 kg ihracat değerimizin, hiç olmazsa 4 dolara yükselmesi için, ilk bakışta çok anlaşılmasa da esaslı bir zemin sağlar.

Peki, şimdi ne aşamadayız. Özellikle satın alma gücü yüksek ülkelerdeki kamuyou nezdinde Türkiye ne çağrıştırıyor. Ülke olarak, Türkiye kökenli ürün ve markalara atfedilen imajlar olarak? Durum nedir? Nerelerde ne kadar güçlü veya zayıfız?

Hiç kuşkusuz zayıf olduğumuz birçok yan vardır. Bunların hepsini bir anda değiştiremeyiz de. Ama değiştirebileceklerimiz de olacaktır elbette, istediğimizde yapabileceklerimiz.  Şimdilik az olsa da güçlü yanlarımız da çıkacaktır.  Belki de güçlü yanlara dayanarak ilerleriz.

Evet, Ama önce bilmeliyiz. Bilmeliyiz.

Araştırma tekniklerini daha profesyonelce kullanarak Türkiye imajını anlamalı ve geliştirilmesini de bir yönetim performansı ölçüsü yapabilmeliyiz.

Paylaşılmış pazarlarda Türkiye kökenli markalara yer açmak Dünya’da, Türkiye’ye sempati ile bakan tüketici sayısını artırmadan olmaz.

 

 

 

 

 

 

 

Vural Çakır, “İnsani Gelişme seviyesi düşük  olan bir yerden marka kent çıkamaz”

MARKA ŞEHİR VE İNSANİ GELİŞME

İnsani Gelişme seviyesi düşük  olan bir yerden marka kent çıkamaz.

Vural Çakır/ Pause City’s Dergi

Şehirlerle ilgili pek çok yeni kavramla ve ölçü ile karşılaşıyoruz. Bazılarının ardında güçlü ticari motivasyonlar bulunsa da hepsi değişik açıdan şehirlerin gelişim tartışmalarına vizyon katıyor.  Akıllı kentler, sakin (yavaş) kentler, yaşanabilir (yaşam kalitesi yüksek) kentler, kapsayıcı kentler gibi.  En çok konuşulanlardan birisi de  marka şehir kavramı.  Bir çok il ve ilçemiz, “biz marka şehir olabilir miyiz “ diye tartışıyor. Kendilerine marka şehir olma hedefi koyuyor.  Moral motivasyon açısından değerli… Ancak; birçoğunun doğru anlamlandırıldığı ve sonra da disiplinli bir plana bağlandığı söylenemez. Birçok kez karşımıza bu kavram; bir şehir logosu yapmak gibi en basitleştirilmiş şekliyle çıkıyor. Yani hiç anlaşılmamış olarak. Marka şehir olmanın, aslında tıpkı  herhangi bir marka olmak gibi iki ana ekseni var.  Birisi; şehrin ürün, fayda önerisi, diğeri bu önerinin bilinirliği…

Marka şehir; somut olarak hangi ana veya yan faydaları sunabildiğini belirlemiş ve bunun yüksek düzeyde bilinirliğini sağlamış şehirdir.   Bu faydalar birçok kent karakteristiğinden kaynaklanabilir;  şehrin tarihinden, ekonomisinden, coğrafyasından, kültürel yapısından, yemeklerinden, bitki örtüsünden… Hangisinden kaynaklanırsa kaynaklansın gerçekten de o özelliği taşımalıdır.  Yani ürün vaadi havada kalmamalıdır. Sonra da bu temel özelliğin geliştirilmesi, güçlendirilmesi  disiplinli ve uzun vadeli bir uygulama planına bağlanmalıdır. Aynı karakteristiğie sahip başka birçok yerden ayırd edilmesi sağlanabilmelidir.

Daha somut örneklersek;  kış sporları mıdır şehrin ana aktifi, gurme yiyecekleri  midir, lavanta bahçeleri midir, finans sistemi midir,kültür müdür,-çılgın eğlence aktiviteleri midir?…  Kısaca varolan şehir karakteristiklerinden en potansiyel olan belirlenmeli ve geliştirme planına bağlanmalıdır.  İsim, logo ve iletişim bu ana ürün önerileri oluşturulduktan sonar bağlantılı olarak geliştirilebilir.

Marka şehirlerin global olarak ölçmeyi amaçlayan çalışmalar da genellikle bu iki boyut üzerinden gerçekleşmektedir. Bir boyut şehir  aktiflerinin sağlamlığı (ürün önerilerinin ikna ediciliği) ve diğer boyut bilinirliğidir.  Marka şehirler  zirvesinde yeralan  şehirler genellikle aynı çıkar; Los Angeles, New York, Londra ve Paris… İstanbul;  dünya çapında bilinirliği açısından bu şehirlerin hemen ardından gelen bir yaygınlığa sahip. Dünya tarihinde işgal ettiği muazzam rol ve jeopolitik yapısı bilinirlik için çok güçlü bir kaynak ama aktif sağlamlığı (veya ürün fayda hikayesi ) daha zayıf ve dağınık olduğu için zirvedekiler arasında değildir.

İstanbul’un sahip olduğu ve ileride güçlendirme planı yapabileceği aktiflerin daha bütünleşik ve ana ekseni daha net belirlenmiş bir hikayeye kavuşturulması  gerekir. İller için de ilçeler için de bölgesel veya global ölçekte marka olan bir kimlik edinmenin bir de  olmazsa olmaz alt yapısı vardır. Kentin  insani gelişme seviyesi bu alt yapıyı oluşturur. İnsani gelişme seviyesi düşük  olan bir yerden marka kent çıkamaz.  Marka şehir iddiası taşıyacak bir kent, paralel olarak yüksek insani gelişme iddiası da taşımalıdır.

İngev’in düzenli  olarak raporladığı  ilçelerin insani gelişme endeksi (İGE-İ)  bu kritik yapıyı ölçmektedir. Birleşmiş Milletler Kalkınma programından esinlenerek tanımlanan insani gelişme; sosyal adalet (hakkaniyet), yaşam standardı ( gelir ve iş fırsatı), sosyal kapsama (dezavantajlı gruplara imkan), yetkiyi paylaşma (yönetişim), işbirliği (örgütlenme) özgürlüğü, çevre hakları ve insani güvenlik  başlıklarında detaylanır.

İnsani Gelişme Endeki -İlçeler (İGE-i) bu tanımlar çerçevesinde oluşturulan sisteme göre  186  ilçenin insani gelişme seviyesini sıralarken genel durumumuzu da gözler önüne serer.  Toplam değerlendirmeye  göre iki ana konuda çok zayıf durumdayız.  Birisi sosyal kapsama, diğeri de sosyal yaşam.  Sosyal kapsamada iyi değiliz. Yani kadın, yaşlı, çocuk,yoksul, engelli,mülteci gibi kırılgan grupları normal sisteme sürdürülebilir şekilde katmakta zayıf kalıyoruz.

Sosyal yaşamda iyi değiliz. Yani kentte yaşayanların önüne sosyal -kültürel seçenekler koymakta zayıf kalıyoruz. Sosyal yaşamı ve sosyal kapsamayı güçlendirmeyen bir kentin,  marka kent iddiası sadece bir  fantezi olarak kalacaktır.