Yazılar

Diyet yaparken günlük kaç kalori aldığınızı bilin

Diyet yaparken günlük kaç kalori aldığınızı bilin

Piyasada satılan paketli ürünlerin üzerinde, restoran veya iş yerlerinin menülerinde, akıllı telefon ve akıllı saat uygulamalarında kalori değerleri sıkça karşımıza çıkıyor. Tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerin hem besin hem de kalori değerleri sağlıklı beslenme planında önemli yer tutuyor. Bu nedenle kilo vermek-almak ve formda kalmak isteyen kişilerin bu değerlere dikkat etmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, kalori dengesinin sağlıklı beslenmede önemli bir yer tuttuğunu ancak kalori hesaplamanın takıntı haline getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak konu ile ilgili bilgi verdi. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır

Dyt. Merve SırMakro besinler enerji içerir

Besinlerde bulunan enerji miktarını ölçmek için kullanılan birim kaloridir. İnsan vücudu enerjisini esas olarak karbonhidratlar, proteinler ve yağlardan almaktadır. Kalori, diyette büyük miktarlarda bulundukları için makro besin olarak da ifade edilir. Eser elementler veya vitaminler gibi diğer besin maddelerinin aksine, makro besinler enerji içerir. Ayrıca başka bir enerji kaynağı alkoldür. Besinlerdeki enerji aynı zamanda ‘kalorifik’ değer olarak da bilinir ve kalori veya joule birimleriyle ölçülür. Kalori konuşulduğunda, aslında kilokalori (1000 kalori) anlamına gelir. Öte yandan, makrobesinler farklı kalori içeriğine sahiptir. Vücuda enerji sağlayan besinlerin gram başına düşen kilokalorileri aşağıdaki gibidir.

  • Karbonhidratlar: gram başına 4 kilokalori
  • Proteinler: gram başına 4 kilokalori
  • Yağlar: gram başına 9 kilokalori
  • Alkol: gram başına 7 kilokalori

Ancak unutulmamalıdır ki, vücudun bir yiyecekten gerçekte ne kadar enerji kullanabileceği çeşitli faktörlere bağlıdır.

Vücudun enerjiye ihtiyacı vardır

Vücuttaki bazı süreçlerin olması için enerjiye ihtiyaç vardır. Vücut bu enerjiyi besinlerden almaktadır. Enerji, yiyecek ve içecek, makro besinler yağlar ile karbonhidratlar ve proteinden oluşabilir. Her yiyeceğin farklı bir makro besin bileşimi bulunmaktadır. Hangi gıdada ne kadar enerji olduğunu ölçülebilir hale getirmek için öncelikle kalori ölçülmelidir. Basit bir anlatımla kalori aslında enerjidir. Kilo kaybı söz konusu olduğunda kalorinin her zaman öncelikli olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Çok az sayıdaki insan kilo vermek veya kilo almamak için günde kaç kalori tüketebileceğini hesaplamaktadır. Her insan için tek kalori gereksinimi yoktur. Kişinin günde kaç kalori tüketmesi gerektiği cinsiyete, yaşa ve boy gibi faktörlere bağlıdır. Düzenli egzersiz, spor ve yapılan iş gibi etkenler de önemli rol oynar. Sonuçta, bir şantiyedeki bir çalışanın ofisteki bir çalışandan çok daha fazla enerjiye ihtiyacı bulunmaktadır. Vücut, bazal metabolizma hızı için tedarik edilen miktarın % 70’ine ihtiyaç duyar. Bunun teknik terimi, bazal metabolizma hızıdır. Dinlenir haldeyken vücudun harcadığı enerji miktarı bazal metabolizma hızı olarak ifade edilir. Bazal metabolizma hızı, tüm hayati fonksiyonların sürdürülmesini sağlar. Birçok insan, günlük kalori ihtiyacının çok üzerinde yiyerek aşırı kilolu hale gelmektedir. Günlük kalori ihtiyacı kişiye göre değişmektedir. Günlük kalori ihtiyacı biliniyorsa, kilo vermek veya kiloyu korumak için uygun önlemler alınabilir. Zayıf olanların ise kilo alma konusunda dikkatli olması gerekir. Kalori ihtiyaçlarını kesinlikle bilmeleri önemlidir.

Günlük kaç kaloriye ihtiyaç var?

Kadınların genellikle günde yaklaşık 2 bin kaloriye, erkeklerin ise 2 bin 500 kaloriye ihtiyacı olmaktadır. Bu ihtiyacı hesaplayabilmek için bireysel bazal metabolik hızı hesaplamak gerekir. Bireysel bazal metabolik hızı hesaplamak için birkaç formül vardır. Bunların her biri yalnızca gerçek bazal metabolizma hızının bir yaklaşımı olarak anlaşılmalıdır. Kalori ihtiyacı kişiye özel hesaplanmalıdır. Yaş, kilo ve egzersiz alışkanlıklarının yanı sıra meslek konusu da göz ardı edilmemelidir.

  • Erkekler için formül:

Bazal metabolizma hızı = 1 x vücut ağırlığı x 24

  • Kadınlar için formül:

Bazal metabolizma hızı = 0,9 x vücut ağırlığı x 24

24 sayısı hesaplamaya dahil edilir çünkü bir kilogram vücut kütlesinin dinlenme durumunda günde ortalama 24 kilokalori tükettiği varsayılır.

Fazla yemek sağlık sorunlarına neden olur

Bir yetişkinin mide hacmi ortalama bir litredir. Daha fazla yendiğinde mide diğer organlara baskı yapar. Bu bir dolgunluk hissinin oluşmasına neden olur. Karındaki dolgunluk hissi, bağırsak bölgesinde yutulan hava veya aşırı gaz oluşumundan da kaynaklanabilir. Özellikle çok yağlı yiyecekler, yoğun tatlandırılmış ve şişkin yiyecekler tokluk hissine ve diğer mide bağırsak sistemi şikayetlerine neden olabilir. Yemeğin bileşimine bağlı olarak hipoglisemi veya yüksek serotonin seviyeleri de yorgunluğa yol açabilir. Yüksek karbonhidratlı besinler tüketildiğinde, kandaki glikoz artışı ve insülin hormonunun artan salınımı yok olur. İnsülin, vücut hücrelerine şeker akışını teşvik ederek kan şekeri seviyesinin tekrar düşmesine neden olur. İnsülin salgılanması, yemekten sonra aşırı artarsa, ‘hipoglisemi’ olarak bilinen kan şekerinin düşmesine neden olur. Ancak beyin enerji kaynağı olarak kan şekerine bağlı olduğu için performans belirli bir süre kısıtlanabilir.

Besinlerin kalori içerikleri önemli ama takıntı haline getirilmemeli

Birçok insan besinleri tüketmeden kalori içeriklerini göz ardı etmektedir. Diyet konusunda en iyi bilinen kural şudur: Yaktığınızdan daha az kalori alırsanız kilo verirsiniz.

Yağ, karbonhidrat ve proteinden alınan kaloriler farklıdır. Vücut, kalorileri farklı şekilde işlemektedir. Genel olarak kalori kaynakları yağ, karbonhidratlar ve protein olarak üçe ayrılır. Karbonhidratlar ve yağ, obezitenin yaygın nedenleri arasındadır. Çoğu karbonhidrat ve yağ vücudumuz tarafından kolaylıkla sindirilebilir. Spor yaparken aynı anda çok fazla enerji harcamak her zaman işe yaramaktadır. Öte yandan sindirimi zor olan proteinin kilo vermeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Vücudun hiç sindirmediği kaloriler de vardır. Gıda ambalajındaki kalori tabloları, enerjinin ne kadarının vücut tarafından gerçekte kullanıldığına dair herhangi bir bilgi sağlamamaktadır.

Kalori tabloları yanıltıcı olabilir

Kalori tabloları temelde vücuda ne kadar enerji sağlandığına dair bir kılavuzdur. Bununla birlikte, fruktozdan elde edilen 100 kalori, sağlıklı yağlardan alınan 100 kalori ile karşılaştırılamaz. Çünkü fruktoz vücutta tamamen farklı metabolik süreçleri tetiklemektedir. İştah yaratan insülin seviyelerini yükseltmekte, aynı zamanda vücudun enerji tüketimini uzun vadede azaltmaktadır. Mesela kuruyemişler çok fazla yağ içerir ve çikolatadan daha fazla kalori içerdikleri için kalori bombası olarak kabul edilir. Ancak temiz kalori kaynağı olan kuruyemişler kilo alımının kontrolünü kaybetmeye neden olmaktadır. Bu nedenle kuruyemişlerin kalorilerine bakmak yanıltıcı olabilmektedir.  Herkes vücut kaloriyi farklı kullanmaktadır. Yaş, cinsiyet, boy, bireysel bağırsak florası, hastalıklar ve günün saati kaloriyi kullanmada etkili olan faktörlerdir.

Kavunun faydaları

Kavunun faydaları

Güzel tadı, hoş kokusu ve ağızda bıraktığı aroması ile yaz ve sonbahar aylarında en çok tüketilen meyvelerden biri olan kavun, zengin besin içeriğiyle ön plana çıkıyor. Kavun, lifli ve sulu yapısı ile kilo vermeye yardımcı olurken, pek çok sağlık sorunun önlenmesi sürecine de katkıda bulunuyor.  Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, kavunun faydaları ve nasıl tüketilmesi gerektiği hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kalorisi düşük, vitamin ve mineral içeriği yüksek

Kavun düşük kalorili ve oldukça lifli bir meyvedir. 150 gramında yani bir porsiyon kavunda 1,5 gram lif bulunur. Kavunun 150 gramı tat ve su durumuna göre 25-50 kilokalori (kcal) içerir. Çok miktarda sarı ve turuncu meyve beta karoteni açısından zengindir. Lif içeriği yüksek olan kavun bağırsakların çalışmasına da yardımcı olur.

İçeriğinde türüne göre değişebilen çok sayıda önemli mineral ve vitamin vardır. A, C, B1, B2, B5 vitamini ile potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum, fosfat açısından zengindir. Fitokimyasallar da içermektedir. Likopen ve beta-karoten gibi bitkisel besinler bulunmaktadır.

Bir porsiyon kavunda 11,84 karbonhidrat (g), 2,00 protein (g), 0,18 yağ(g), 1,62 lif (g), 16,20 sodyum (mg), 327,60 potasyum (mg) ve 19,80 kalsiyum (mg), 0,61 vardır.

Kavun, vücut hücrelerini UV ışınlarından koruyan özellikle yüksek bir E vitamini içeriğine sahiptir. Bu fitokimyasallar serbest radikalleri yakalar ve hücre hasarını önler. A vitamini karpuzlarda ve tatlı kavunlarda bol miktarda bulunur. Cildi ve saçı esnek tutar, göz sağlığı için önemlidir.

Ayrıca kavun çekirdekleri; A, B ve C vitaminleri ile magnezyum içermektedir. İçeriğinde demir, kalsiyum ve değerli yağlar bulunmaktadır. Kavun çekirdekleri bütün olarak yutulmamalı, çiğnenmeli, öğütülmeli veya doğranarak tüketilmelidir.

Olgun tatlı bir kavunda % 10 oranında şeker vardır. Bu nedenle 100 gram posa başına yaklaşık 55 kilokaloriyle önemli bir enerji kaynağıdır. Yüksek oranda potasyum ve provitaminin yanı sıra A vitamini ile değerli kalsiyum, C, B1 ve B2 vitamini, fosfor ve demir değerleriyle dikkat çeker. Kavunun ana kısmı yaklaşık % 85’i ​​sudan oluşur.

Özellikle spor aktivitelerinden sonra veya aralarda harika bir susuzluk gidericidir.

Kavunun en çok bilinen faydaları şöyle sıralanmaktadır:

  1. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Düzenli olarak tüketildiğinde içeriğindeki potasyum ve C vitamini bağışıklık sistemini destekler. Bağışıklık sistemi güçlendirdiği için hastalıklara karşı vücut direnci sağlar.
  2. Damar tıkanıklığını önlemede etkilidir. Kalbe ve kansızlığa iyi gelir, tansiyonu düzenler. Kavunu aşırıya kaçmamak şartıyla kalp hastalarının tüketmesi gerekir. Zengin besin değerleri nedeniyle kansızlık sorunu olanlarda etkilidir. Ayrıca kalp krizi riskini düşürür. Kalp damar sorunu olanların özellikle yaz aylarında kavunu düzenli olarak tüketmeleri önerilir.
  3. Böbrek taşları ve kumlarının düşmesine yardımcı olur.
  4. Yatıştırıcı etkisi nedeniyle sinir sistemi üzerinde olumlu etkiye sahiptir. Uyku sorunu olanlara iyi gelir.
  5. İdrar söktürücü özelliği vardır. Kabızlığa iyi gelir.
  6. Cildi nemlendirir, romatizma ağrılarını hafifletir.
  7. Sindirilmesi kolay olan meyveler arasında yer alan kavun, kilo vermek isteyen ancak metabolizma hızı yavaş olanlara önerilir. Diyet programlarında yer alan kavun hızlı bir şekilde kilo vermeyi sağlamakta ve metabolizmayı da hızlandırmaktadır.

 Kavun alırken dikkat etmeniz gerekenler

Olgunlaşması uzun süren kavunu alırken bazı kriterler göz önünde bulundurulmalıdır. Öncelikle olgun olanları tercih edilmelidir. Ancak kabuğu nedeniyle olgunluk derecesi belirlenememektedir. Ancak koku ve kabuğu olgunluğu konusunda ipuçları vermektedir. Bu nedenle kavun alırken kabuğu çok sert olmayan, kabuğunda çatlak veya ezik bulunmayan, hoş ve tatlı kokulu olanları tercih edilmelidir. Kabuğa bastırıldığında hissedilen yumuşaklık olgunluk derecesini belirtmektedir. Olgun kavunlar aromatiktir. Bu nedenle satın alırken yoğun bir koku yayanlar belirlenip alınmalıdır.

Kavunu ikiye bölüp streçleyerek muhafaza edin

Kabuğu sağlam olarak dilimlenmemiş kavun, serin bir yerde bir hafta saklanabilir. Dilimlenmiş kavunlar yakından incelenmeli ve küf kontrolü yapılmalıdır. Küçük ebatta dilimlenen kavunlar çok çabuk bozulur. İkiye kesilmiş kavun buzdolabında sorunsuz bir şekilde saklanabilir ancak streç film ile kaplanmalıdır. Çabuk bozulmaması için dilimleme sırasında kavunun çekirdekleri tamamen çıkarılmalıdır. Kavunlar, üretim sırasında ya da sonrasında kötü hijyen koşullarında patojenlerle temas edebilir. Ayrıca, enfekte kişiler, uygun şekilde hijyenik değillerse patojenleri doğrudan kavuna bulaştırabilir.

Patojenler eller yoluyla veya kontamine mutfak eşyaları (bıçaklar, tahtalar) yoluyla insanlara bulaşabilir. Gıda enfeksiyonu riskini en aza indirmek için, kavun dilimlerken genel mutfak hijyeni kurallarına uyulması önemlidir: Ellerin yıkanması, temiz bıçak ve kesme tahtaları kullanılması çapraz bulaşmayı önleyecektir. Bu kurallar toplu yemek yapan işletmelerde de kesinlikle uygulanmalıdır.

 Çocuklar için de çok yararlı

Aşırıya kaçmamak şartıyla kavun her öğün tüketilebilir. Kavun kahvaltıda tüketilebileceği gibi yemeklerden sonra ve tokluk hissi vermesi nedeniyle ara öğün olarak tercih edilebilir.

A ve C vitamini açısından zengin olan kavun, potasyum ve kalsiyum içeriği nedeniyle çocukların kesinlikle tüketmesi gereken bir besindir. Kolay yenebilir olması, tadı ve kokusu nedeniyle çocuklar tarafından da tercih edilmektedir. 8-9 aylık bebeklerde diğer meyveler gibi ezildikten sonra az miktarda verilmelidir. Çocukların kavuna karşı herhangi bir alerjisi yoksa tüketmeleri kesinlikle önerilmektedir.

Şeker hastaları dikkat etmeli

Şeker içeriği yüksek olan kavunun aşırı tüketimi bazı sorunlara neden olabilir. Şeker hastaları fazla tüketmemeli, en azından ne kadar tüketeceği uzman doktor ve diyetisyenler tarafından belirlenmelidir.  Kavun alerjisi olanlar bu meyveden uzak durmalıdır. Kavuna karşı aşırı seviyede alerjisi olanlarda ‘anafilaksi’ olarak bilinen şiddetli bir reaksiyon ortaya çıkabilmektedir.

Ceviz kullanımında şunlara dikkat edin

Ceviz kullanımında şunlara dikkat edin

Ceviz, besin değerleri açısından lifler, vitaminler ve mineraller ile sağlıklı yağlar içerdiği için son yıllarda süper gıda olarak tanımlanıyor. Ceviz, tadı ve kullanım alanı çeşitliliği ile de en çok tercih edilen yağlı tohumlar grubuna giriyor. Kuruyemiş sınıfında değerlendirilen cevizin vücut üzerinde çok sayıda olumlu etkisi bulunuyor. Düzenli tüketildiğinde bağışlık sistemini güçlendiriyor, cilde parlaklık veriyor ve kırışıklık oluşumunu engelliyor. Kandaki melatonin seviyesini yükselterek uyku düzenine katkı sağlıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, ceviz hakkında bilgi vererek, nasıl tüketilmesi gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık

Ceviz kabuklu saklanmalı

Sonbahar ve kış mevsiminde tazeliğini uzun süre koruyan ceviz uygun şartlarda kurutulduktan sonra çiğ olarak hemen tüketilmeyecekse kabuklu olarak saklanmalıdır. Serin, kuru bir yerde muhafaza edildiğinde uzun süre tazeliğini korumaktadır. Eğer kabuğu kırıldıysa, hava almayan uygun saklama kaplarında 6 ay buzdolabında, 1 yıl da derin dondurucuda muhafaza edilmelidir. Çiğ ve kavrulmuş ceviz neredeyse aynı miktarda kalori, protein, yağ, karbonhidrat ve lif içerir. Çiğ ve uygun koşullarda kurutulmuş kuruyemiş arasındaki besin değeri farkları minimum düzeydedir. Ancak cevizi çiğ olarak tüketmek her zaman daha sağlıklıdır. Çiğ olarak değil kavrulmuş olarak tüketilecekse, yaklaşık 15-25 dakika boyunca en fazla 140 santigrat derecede kavrulmalıdır. Yüksek ısı derecesinde yapılan kavurma işleminde zararlı maddeler (akrilamid, trans yağlar) oluşabilmektedir. Bu sıcaklıkta yapılan kavurma işleminde ise cevizin besin değerlerinin kaybı en aza inecektir. Yağ asitleri neredeyse hiç zarar görmeyecek, amino asitler ve şekerler arasındaki reaksiyon olarak tanımlanan akrilamid oluşma olasılığı azalacaktır. Yapılan araştırmalarda akrilamidin maddesinin, kansere neden olduğu belirlenmiştir. Kavrulmuş ceviz ise sadece birkaç gün bekletilmelidir. Çünkü kavrulmuş kuruyemişlerin dayanıklılığı son derece düşüktür.

Rengi, kokusu ve tadı kontrol edilmeli

Kurutulmuş ya da kavrulmuş ceviz satın alırken renk, koku ve tat kontrol edilmelidir.  Özellikle kavrulmuş kuruyemişler genellikle ülkemizde yağlanmış, tuzlanmış ya da şekerli olarak paketlerde satılmaktadır. Bu yüzden paket içeriğine dikkatlice bakılmalı, zararlı katkı maddesi içeren ürünler alınmamalıdır. Cevizi öğütme işlemi ise kesinlikle evde yapılmalıdır. Çiğ kuruyemişlere bakterilerin bulaşma (kontamine) olasılığı düşüktür. Ancak çiğ ve kavrulmuş kuruyemişler uygun şekilde kurutulmadıysa küf toksinleri oluşabilmektedir. Gıda kontrolleri sırasında ithal edilen sert kabuklu yemişlerin bozulma olasılığının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Her zaman küf toksinini gidermek için önlem alınmalıdır.

Cevizin 4 önemli faydası

Yapılan araştırmalarda cevizin vücut üzerindeki olumlu etkisi kanıtlanmıştır. Cevizin besin değerleri, Orta Çağ’dan erken döneme kadar bilim adamları tarafından araştırılmaktadır. Yaklaşık 90 besin maddesi içeren ceviz, insan sağlığı üzerinde son derece olumlu bir etkiye sahiptir.

 

  • Magnezyum, çinko, bakır, demir, fosfor, bir dizi vitamin içeren ceviz; iyi yağlar, folik asit, demir ve potasyum açısından zengindir. Sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda gerçek bir süper gıdadır.
  • Antioksidanların bolluğu nedeniyle, yaşlanmaya bağlı hastalıklar, kanser ve kardiyovasküler sistem hastalıklarını önlendiği bilinmektedir.
  • Ceviz glütensiz bir diyet için de uygundur. Vejetaryenler ile veganlara bir dizi besin ve vitamin desteği sağlamaktadır.
  • Yapılan araştırmalarda, düzenli ceviz tüketenlerde kötü kolesterol olarak tanımlanan LDL’nin yemeklerden sonra ortaya çıkan oksidatif hasarını önlediği belirlenmiştir.

Ceviz bağırsaklara iyi geliyor

Cevizin yapraklarının mide ve bağırsak problemlerinin çözümünde yardımcı olduğu bilinmektedir. Kendisi kadar değerli olan ceviz yaprakları, Orta Çağ’da tıbbi amaçlar için kullanılmıştır. Mukoza zarının iltihaplanmasına karşı koyabilecek yüksek acı ve tanen içeriğine sahiptir. Ceviz yapraklarından yapılan çay idrar söktürücü etkiye sahiptir ve mide bulantısı ile ishale iyi gelmektedir. Ceviz yaprakları, ayrıca cilt sorunları ile uçuk ve aşırı terleme konusunda destekleyici tedavi olarak kullanılmaktadır. Kadınlar için ceviz yaprağı çayının adet düzensizliğine iyi geldiği ve adet kramplarını hafiflettiği belirlenmiştir.

Ceviz kilo vermede etkili

Akşamları televizyon başında cips veya çikolata yeme alışkanlığınız varsa bunun yerine daha sağlıklı olan ceviz tüketebilirsiniz.  Lezzetli ve doyurucu olduğu için açlık hissini azaltmaktadır. Yapılan araştırmalarda da cevizin açlık hissini azalttığı ve iştahı önlemeye yardımcı olduğu belirlenmiştir. Sağlıklı yağ oranının yüksek olması nedeniyle cevizin 100 gramında yaklaşık 674 kalori vardır. Sağlıklı bir şekilde kilo kaybetmek ve öncelikle kaloriye odaklanmak için ceviz tüketirken son derece dikkatli olunmalıdır. Günde 8 tam cevizden fazlası tüketilmemelidir.

Şekeri kontrol altında tutuyor

Yüksek oranda protein ve yağ içeren ceviz, vücuda bol miktarda enerji sağlar ve uzun süreli tokluk hissi oluşturur. Cevizin düşük karbonhidrat yüzdesi nedeniyle kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutması şeker hastaları için ilginç bir detaydır. Az miktarda ceviz tüketiminin bile diyabet gelişme riskini azalttığı belirlenmiştir. Araştırmalar, haftada sadece bir avuç cevizin şeker hastalığına yakalanma riskini dörtte bir oranında azaltabileceğini göstermiştir.

Ceviz kolesterolü düşürüyor

Cevizin kolesterolü düşürdüğü bilinmektedir. Birçok hastalıkla ilişkili olan yüksek kolesterol aynı zamanda hafızayı olumsuz etkilemekte, strese neden olmakta ve koroner kalp hastalığı riskini artırmaktadır. Ayrıca kolesterolün, kanser ve felç riski ile bağlantılı olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, kolesterol düzeyine dikkat etmek ve diyet yoluyla düşürmek sağlık açısından önemlidir. Ceviz yüksek oranda alfa-linolenik asit (omega-3 yağ asitleri) ve alfa-linoleik asit (omega-6 yağ asitleri) içerir. Yağların birbirine oranı, sağlıklı kolesterol bilincine sahip bir diyeti desteklemek için önemlidir. Cevizin, LDL kolesterolünü yağlı deniz balıklarından daha fazla düşürdüğü belirlenmiştir.

 Suyu da kendisi kadar yararlı

Ceviz yapraklarının yüksek ‘tanen’ içeriği vardır. Kaynatılarak elde edilen ceviz suyu; akne, egzama veya ülserler gibi cilt rahatsızlıklarının yanı sıra yüzeysel olarak iltihaplanan cilt, ağız ve boğazdaki mukoza zarının tedavisinde kullanılabilmektedir. Ellerde ve ayaklarda aşırı terleme sorununa iyi gelmektedir. 2 ila 3 gram kurutulmuş ceviz yaprağı, 100 ml su ile 10-15 dakika kaynatıldıktan sonra kullanılmalıdır. Cevizin kabukları yüzyıllardır Anadolu’da kök boya olarak kullanılmaktadır. Ancak ceviz kabuğunun tüketilmesi önerilmemektedir.

Ceviz yağı vitamin deposu

Soğuk pres yöntemiyle cevizin yağı çıkartılmaktadır. Son yıllarda ülkemizde ceviz yağı, lezzetli ve değerli bir yağ olarak öne çıkmaktadır. Ceviz yağı, olgunlaşmış ve kısmen kavrulmuş cevizden yapılmaktadır. Yoğun, lezzetli bir tada sahip bu yağ, tüm dünyada sağlıklı bir yağ olarak kabul edilmektedir. Ceviz yağı, yaklaşık % 73 çoklu doymamış yağ asitleri, % 18 tekli doymamış yağ asitleri ve yaklaşık % 9 doymuş yağ asitlerinden oluşmaktadır. Omega-3 yağ asitlerine ek olarak, özellikle yüksek B ve E vitamini içeriği ile dikkat çekmektedir. Antihipertansif ceviz yağı, ayrıca yağ metabolizmasını harekete geçirmekte, cilt tahrişlerine karşı kullanılmakta ve ciltteki mantar oluşumunu engellemektedir. Ceviz yağının dezenfekte edici etkisi de vardır. Besin değerlerinin kaybolmaması için ceviz yağı her zaman belli ısı derecesinde tutulmalıdır. Ceviz yağı, kızartmalar için uygun değildir.

Ceviz tansiyonu da düzenliyor

Ceviz kalbe iyi geldiği bilinmektedir. Çok sayıdaki çalışmada, cevizin besin bileşiminin kardiyovasküler sistem üzerinde yararlı bir etkiye sahip olduğunu belirlenmiştir. Cevizin tansiyonu düzenlediği için yüksek tansiyon hastaları üzerindeki etkisi kanıtlanmıştır. Antioksidanlar ve omega-3 yağ asitlerinin mükemmel sinerjik kombinasyonu sayesinde damar sertliğini azaltmakta ve kalp krizi riskini düşürmektedir. Ceviz zihin sağlığı için önemlidir. Cevizin içindeki bileşenlerin beyin gelişimine olumlu etkileri vardır. Düzenli ceviz tüketimi hafızayı da güçlendirmektedir.

Hamileler için de ceviz önemli

Zengin ve dengeli beslenme özellikle gebelik sürecinde önemlidir. Anne adayları sadece kendilerinden değil aynı zamanda doğmamış çocuklarının sağlıklı gelişiminden de sorumludur. Ceviz, yüksek oranda folik asit ve demir içeriği nedeniyle düzenli olarak tüketildiğinde büyüyen bebeğin gelişimi üzerinde olumlu etkileri olmaktadır. Ancak gebeler tüketmeden önce uzman hekim görüşü almalıdır.

Düzenli tüketildiğinde kanseri önlemeye yardımcı oluyor

Melatonin ve omega-3 yağ asitlerinin veya doymamış yağ asitlerinin oranının kanserin seviyesini düşürdüğü ve kötü huylu hücrelerin büyümesini engellediği üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Sağlıklı bileşenler, serbest radikalleri nötralize ederek hücreleri erken yaşlanmaya karşı korumaktadır. Özellikle düzenli olarak ceviz tüketmek prostat kanseri ve meme kanseri gelişme riskini azaltmaktadır.

Antibiyotik diye kullanılan sarımsağa dikkat

Antibiyotik diye kullanılan sarımsağa dikkat

Dünya mutfaklarının vazgeçilmezi olan sarımsak, yemeklere lezzet verdiği kadar binlerce yıldır ilaç olarak da kullanılıyor. Doğal antibiyotik olarak anılan sarımsak, bağırsakları temizliyor, bağışıklığı güçlendiriyor ve diyabetten kansere kadar pek çok hastalıkla mücadelede beslenme planlarında yer alıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, sarımsağın faydaları hakkında bilgi verdi ve tüketimi hakkında önemli uyarılarda bulundu.

Allicin serbest radikallere karşı korur

Soğansı bitkiler grubunda yer alan sarımsağı ilk olarak tedavi amaçlı Mısırlıların kullandığı bilinmektedir. Sarımsağın içeriğinde % 84.09 su, % 13.38 organik madde, %1.53 inorganik madde bulunmaktadır. 33 çeşit kükürt bileşiği olan sarımsak; çinko, germanyum, A, B1 ve C vitaminleri içermektedir. Sarımsağın içeriğindeki allicin maddesinin öncüsü olan ve kükürt içeren ‘alliin’ bulunur. Sarımsak hücreleri soyulma, kesme veya doğrama ile hasar gördüğünde, havanın etkisiyle içeriğinde bulunan alliin ile hemen reaksiyona giren alliinaz adı verilen bir enzim salınır. Bu reaksiyon sonucunda allicin ortaya çıkar. Allicin, kandaki iki antioksidan enzim olan katalaz ve glutatyon peroksidazın seviyesini yükseltir. Bu şekilde, vücuttaki hücre zarına zarar verebilecek daha fazla serbest radikal önlenebilir.

Sarımsağın besin değerini korumak için uygulanması gerekenler

  • Sarımsağın içeriğinde bulunan allicin, yalnızca sarımsağın hücre duvarları hasar gördüğünde (rendelendiğinde veya kesildiğinde) oluşur. Bu nedenle yapılan araştırmalar sarımsağı kullanmadan önce ezmenin ve ardından yaklaşık on dakika buharla demlenmesine izin vermenin daha sağlıklı olduğunu göstermektedir. Bu, enzim alliinaza koruyucu madde allicin üretmesi için zaman vermektedir.
  • Sarımsağı sadece birkaç dakika pişirerek, en uygun etki elde edilmelidir. Çünkü kükürt bileşikleri ısıya duyarlıdır.

Sarımsağın tansiyonu düşürme etkisi

Damar sisteminin yani yaşlanma sürecinin (damar sertliği gibi) sarımsakla birlikte gerilediği düşünülmektedir. Ayrıca kanın akışkanlığını düzenleyen sarımsak, damarları genişlettiği ve gevşettiği için aşırı yüksek tansiyonun normalleşmesine katkıda bulunur. Sarımsak, kan lipidlerinin (kolesterol) düzenlenmesinde olumlu etkileri olan ikincil bitki maddeleri olan ‘saponinler’ içerir. Böylelikle gelişmiş bir kan akışına ve damarların artan esnekliğine katkıda bulunur. Ajoene ayrıca sarımsakta bulunan bir kükürt bileşiğidir. Pıhtılaştırıcı fibrini parçalayarak kanı doğal olarak inceltir. Tüm bu farklı maddelerin yardımıyla sarımsak, kan sulandırıcı ilaçların aksine tamamen doğal bir şekilde ve yan etkileri olmaksızın kan pıhtılarını etkisiz hale getirebilir ve tromboz ile felçleri önleyebilir.

Doğal antibiyotik sarımsak

Sarımsak geleneksel olarak bağırsak problemleri (şişkinlik, fermantasyon süreçleri ve kramp benzeri ağrı durumları) ile soğuk algınlığı ve grip için kullanılmaktadır. Aynı zamanda iyi bir selenyum kaynağıdır. Selenyum metabolizma, bağışıklık sistemi, tiroid bezi ve sağlıklı cilt ile tırnaklar için önemli olan temel elementtir. Özellikle allicin ve kükürt bileşikleri, her türlü patojen mikroorganizma ve parazitlere (bakteriler, virüsler, mantarlar, amipler, solucanlar) karşı öldürücü özelliğe sahiptir. Bu nedenle sarımsak, kimyasal antibiyotiklerin aksine sağlıklı bağırsak florasının korunmasını destekleyen doğal bir antibiyotik olarak tanımlanabilir. Bağırsak florası, bağışıklık sisteminin en büyük bölümünü oluşturduğu için sarımsak, bağışıklık sisteminin güçlenmesine de katkı sağlamaktadır. Sağlıklı bir bağırsak sistemi ayrıca besin maddelerinin daha iyi emilmesini ve kullanılabilirliğini sağlar, bu da hücrelere daha yararlı öğelerin ulaşması anlamına gelir.

Sistite iyi geliyor

Yapılan bir araştırmada, sulu sarımsak özlerinin hali hazırda antibiyotiklere direnç geliştirmiş olan bakterileri öldürebileceği belirlenmiştir. Bazı bakteriler, her yıl milyonlarca insanı etkileyen mesane enfeksiyonlarına (sistit) neden olabilmektedir. Sarımsak, idrar yolu enfeksiyonlarından dertli olan kişiler tarafından kullanılabilir ve bu sayede iyileşmeyi hızlandırabilir.

Kanserle mücadelede önemli rol oynuyor

Sarımsağın anti-kanser özelliklerinin olduğu yüzyıllardır konuşulmaktadır. Yapılan bir dizi çalışma ile bu bilgi kanıtlanmış durumdadır. Sarımsağın içeriğinde bulunan sülfür bileşiklerinin, kanser önleyici etkisinin olduğu bilinmektedir. Allicinin dönüşümü, yağda çözünen iki madde üretir; dialil sülfür (DAS) ve dialil disülfür (DADS). Sarımsaktaki bu kükürt bileşiklerinin tümör oluşumunda yer alan iki işlemde etkili olduğu varsayılmaktadır. Bu bileşikler, bir yandan kanserojen maddelerin reaktivitesini azaltmakta ve eliminasyonunu hızlandırmaktadır. Böylece DNA daha az zarar görmektedir. Öte yandan, bu bileşikler kanser hücrelerinin büyümesini bozabilir ve böylelikle apoptoz (intihar) yoluyla hücre ölümlerini başlatabilir. Bunu yaparken, tümörlerin yayılmasını engellerler. Sarımsağın kolon kanseri, mide ve yemek borusu kanseri, akciğer ve meme kanseri için önleyici etkileri kanıtlanmıştır.

Prostat kanserine karşı kullanılıyor

Akciğer kanseri konusunda Çin’de yapılan iki araştırma dikkat çekmektedir. Hem sarımsak hem de yeşil çay bu nedenle bu kanser türünde koruyucu faktörler olarak ön plana çıkmaktadır. Bilim adamları sarımsak ve yeşil çayın, tipik akciğer kanseri risk faktörlerinin (sigara içmek, kızarmış yiyecekler yemek vb.) etkisini azalttığını öne sürmektedir. Kullanıma hazır hale getirilen sarımsak preparatları, prostat kanseri ve iyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde uzun süredir kullanılmaktadır. Prostat kanserine olumlu etkileri, anti-enflamatuar, antioksidan ve genel kanseri inhibe edici etkileri ön plana çıkmaktadır.

Sarımsak karaciğeri korur

Sarımsak, hücre duvarlarını güçlendirerek ve organizmanın kendisine zararlı olan toksik maddelerden arınması işlemi olan ‘detoksifikasyon’ işleviyle karaciğeri destekleyerek yıpranmasını önler. Ayrıca sarımsak, ağır metal zehirlenmesinde (cıva, kadmiyum) veya alkol tüketiminin olumsuz sonuçlarını azaltmak için kullanılabilmektedir.

Sarımsağı tüketirken dikkat etmeniz gerekenler

Hem besin değerleri hem de içeriği açısında günlük sarımsak tüketimi belli bir miktarda olmalıdır. Kişinin ek bir hastalığı varsa kesinlikle bir uzman hekimden görüş alınmalıdır. Sağlıklı bir birey günde 2 diş çiğ sarımsak yiyebilir.

 Sarımsak çok fazla tüketildiğinde mide ve bağırsak rahatsızlığına neden olabilmektedir.

Halihazırda kanın pıhtılaşmasını önleyen antikoagülan ilaç kullanan kişiler ile tansiyonu düşük olan kişiler düzenli olarak fazla olmamak şartıyla sarımsak tüketebilir. Ancak, sarımsak kan inceltici ilaçların etkisini artırabilir. Bunun için sarımsak suyu, draje ve tabletleri alınmadan önce uzman hekimle kesinlikle konuşulmalıdır. Taze sarımsak kullanmak söz konusu olduğunda, etkilerinden tam olarak yararlanmak isteniyorsa çiğ olarak yenmesi gerekir. Günlük bir diş sarımsak yeterlidir. Sarımsak yemekler piştikten sonra eklenmelidir. Özellikle yağ, sarımsağın etkinliğini artırabilir.

Sarımsak en çok çiğ olarak tüketildiğinde besin değerlerinden maksimum seviyede yararlanılmaktadır. Ezilip bir kaç dakika bekledikten sonra tüketilmeli, uzun süreli pişirilmemelidir. Yemekler piştikten sonra eklenirse besin değerleri yok olmaz.

Taze sarımsak mı yoksa kuru mu?

Taze sarımsağın aktif bileşenleri her zaman diyet takviyelerinde tercih edilmektedir. Sarımsaktaki ana aktif bileşen olan allicin, hızla az ya da kompleks kükürt bileşiklerine dönüşen kararsız bir bileşiktir. Isıtma, dondurarak kurutma, buharla damıtma veya benzeri yollarla sarımsağın daha sonraki herhangi bir şekilde işlenmesinin, içerdiği allicinin etki seviyesini değiştirmektedir.

Sarımsak kokusu için ne yapılmalı?

Pek çok insan kokusu hoş olmayan sarımsağı tükettikten sonra ağız kokusundan rahatsız olmaktadır. Çoğu zaman süt, zencefil, limon suyu ve nane şekeri en azından bir süreliğine sarımsak kokusunu bastırmaktadır. Sarımsak kış aylarında kilerde ya da kapalı balkonlarda, yazın ise buzdolabının sebze bölmesinde serin ve kuru bir ortamda tutulmalıdır. Bir yumru açıldıktan sonra kurumaması için 10 gün içinde tüketilmelidir. Çünkü temel olarak, ne kadar taze ve sulu olursa o kadar iyidir. Bir başka iyi saklama seçeneği de sarımsağı kavanoz içerisinde yağda bekletmektir.

Vücut direncini arttıran öneriler

Vücut direncini arttıran öneriler

Dünyada ve ülkemizde etkisi tüm hızıyla devam eden Covid-19 virüsünün neden olduğu hastalıkla mücadele edebilmek için bağışıklık sisteminin güçlü olması gerekiyor. Bu dönemde vücut direncini artırmanın yolu ise doğru gıdalarla dengeli bir beslenme düzeninden geçiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, koronavirüse yakalanan bireylere sağlıklı beslenme önerilerinde bulundu.

Doğal besinler tercih edilmeli

Koronavirüse yakalandıktan sonra, belirtisi olsun ya da olmasın, her bireyin yiyecek içecek düzenine çok dikkat etmesi gerekmektedir. Hastalık süresince tüm besin ögeleri dengeli ve düzenli olarak tüketilmeli, doğal yiyecekler tercih edilmelidir. Yapılacak uygun bir diyetle bağışıklık sistemi güçlendirilebilir, aynı zamanda kilo kontrolü de sağlanabilir. Vücudun savunma sistemini destekleyen çinko, demir ve A, C, D ve E vitaminleri gibi belirli mikro değerler, besinlerde çokça bulunmaktadır. Sebze ve meyveler, bu besin değerleri açısından yüksek yoğunluğa sahiptir ve bu nedenle bağışıklık sistemini güçlendirmek için tüketilmesi gerekir. Özellikle besinlerden yeterli düzeyde alınamayan D vitamini bu dönemde çok önemlidir. Vücuttaki D vitamini düzeyi kontrol edilerek, düşüklük varsa gerekli replasman tedavisine başlanmalıdır. Nasıl bir etki yapacağı bilinmeyen bir virüsle bu süreçte insan vücudunun savaşabilmesi için bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine odaklanılmalıdır. 

Koronavirüse karşı bol sıvı alınmalı

Süt ve süt ürünleri ile et ve et ürünleri, meyve, sebze, kuru baklagillerin olduğu bir beslenme programı bağışıklık sistemini güçlendirecektir. Şeker, pirinç, beyaz undan yapılan hamur işleri ile fast food türü besinlerin alımı sınırlandırmalıdır. Kilo verme sürecindeyken hastalığa yakalananların çok düşük kalorili ve eksik besin öğeleri bulunan diyetleri yapmaması gerekir. Özellikle tat ve koku duyusunun yok olması nedeniyle beslenme konusunda sorunlar yaşanabilmektedir. Özellikle tat duyusunun olmaması sebebiyle beslenme güçlüğü ortaya çıkmaktadır. Hastalık sürecinde tüm besin öğeleri dengeli şekilde tüketilmeli, bol sıvı alınmalıdır. Vücudun yaklaşık % 60’ını oluşturan su hayati öneme sahiptir. Su içmeyi engelleyen çay ve kahve tüketimi sınırlandırılmalı, uygun bitki çayları tercih edilmelidir. Yani vücuttan sıvı atmayı sağlayan diüretik etkili kafeinli içecekler hastalık süresince dengeli tüketilmelidir.

Bağışıklık için mikro besinleri içeren yiyecekler

  • A vitamini: Havuç, lahana, biber, ıspanak, ton balığı ve yumurta.
  • C vitamini: Turunçgiller, çilek, mango, domates.
  • D vitamini: Balık, et, yumurta, süt ürünleri ve mantarlar.
  • E vitamini: Fındık, badem, ay çekirdeği.
  • Çinko: İstiridye, sakatat, peynir, yulaf ezmesi ve mercimek.
  • Demir: Et, baklagiller, susam ve darı.

Hastalık süresince hafif egzersiz yapılmalı

Koronavirüs tedavi sürecinde evde düzenli şekilde hafif egzersizlere devam edilmelidir. Her ne kadar önemli bir belirti olan kas ağrıları ortaya çıksa da, yapılacak hafif egzersizler moral düzeyini de yükseltecektir. Bedensel yorgunluk hastalık süresince en az indirilmeli, uyku için ayrılan süre artırılmalıdır. Spor bir yandan bağışıklık sistemini harekete geçirirken, diğer yandan da vücudu zorlamaktadır. Vücut, yorucu egzersizlerden sonra enfeksiyonlara karşı daha duyarlı olmaktadır. Açık pencere etkisinin kurbanı olmamak için sadece hafif egzersizler yapılmalıdır.

Hastalığın etkisini azaltmak için öneriler

  • Bu dönemde vücuda kuvvet vereceği düşüncesiyle fazla yemek yemek doğru bir yaklaşım değildir. Her besin grubu uygun şekilde tüketilmelidir.
  • Gün içerisinde öğünler atlanmamalı, aralarda sağlıklı atıştırmalıklar tercih edilmelidir.
  • Hastalık süresince bol su içilmelidir. Özellikle vücutta biriken toksinleri atmak için sıvı alımı önemlidir.
  • Koronavirüs tedavisi süresince C vitamini zengini limon, portakal, greyfurt, mandalina ve kivi gibi bağışıklık sistemini güçlendiren meyveler tüketilmelidir.
  • Ateş yükselmesi nedeniyle ortaya çıkan terlemenin olumsuz etkisini yok edebilmek için ıslak giysiler sık sık değiştirilmelidir. Çok olmamak kaydıyla alınacak ılık bir duş vücudu rahatlatacaktır.
  • Günlük en az 8 saat uyku bağışıklık sistemini güçlendirecektir. Hastalık süresince gün içerisinde gece uykusunu etkilemeyecek 1-2 saatlik kestirmeler iyi gelecektir.
  • Bağışıklık sistemini etkileyen alkol tüketilmemelidir. Özellikle solunumu etkileyen sigaradan ise mutlaka uzak durulmalıdır.
  • Gelişigüzel vitamin ve takviye ürün kullanımından kaçınılmalı, mutlaka doktora danışılmalıdır.