Yazılar

Uyku sorununuz nasıl çözülür?

Uyku sorununuz nasıl çözülür?

Gizemi henüz çözülemeyen uyku konusunda son yıllarda çok sayıda araştırma yapılıyor. Araştırmalarda uyku sorunu toplumda % 20-40 arasında görülüyor. Geceleri 5 saatten daha az uyuyan 50 yaş üstü kişilerde kronik sağlık sorunlarının ortaya çıkma riski giderek artıyor. Uyku yoksunluğunun beyin, kalp-damar, mide-bağırsak, endokrin ve bağışıklık sistemleri üzerinde zamanla olumsuz etkileri ortaya çıkıyor. Kaliteli bir uyku için bazı pratik önerileri uygulamak gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, uyku ile ilgili bilgi vererek önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu

Uyku kalitesini koruyun

Uyku, canlılar için dinlenme ve onarım sürecidir. İnsanlar düzenli olarak uyuduğunda kalp ve damar, solunum, sinir, endokrin, mide- bağırsak ve bağışıklık sisteminde onarım ve vücut organizasyonunda değişiklikler olmaktadır. Bu sürecin başında olan merkezi sinir sistemi bir komuta merkezidir.  Beynin tüm merkezleri, bu süreçte belirli önemli bir görev üstlenmektedirler. Örneğin, beyin sapından hipotalamusa, orta beyne ve beyin korteksine doğru uzanan yolaklar ve nörotransmitterler (aktif maddeler) devreye girmektedir. Uyanık olma ve uykuyu regüle eden beyin bölgeleri sağlıklı uyku sırasında birbirine dengeli geçiş yaparak uykuya geçişi, uykunun süresini ve evrelerini ve uyanma saatini belirlemektedir. Uykunun NREM süresi boyunca kalp kasında relaksasyon yani gevşeme, kan basıncında, solunum hızında ve metabolik hızda azalma ortaya çıkmaktadır. Uyku sürecinde beyin ve bağışıklık sistemi arasında da karşılıklı haberleşme ve etkileşim olduğu bilinmektedir. Endokrin sistemde de uyku sırasında bazı değişiklikler meydana gelmektedir. Normal uyku sırasında büyüme hormonu ve prolaktin salgısı artarken, kortizol ve tiroit stimulan hormon salgısı azalmaktadır. Bu nedenle yeterli süt salgısının olması için emziren annelerin uykularına dikkat etmeleri ve yeterince uyumaları önerilmektedir.

Uyku süreleri kişiye göre değişiyor

Kimin kaç saat uyuması gerektiğinin kişiye göre değerlendirilmelidir. Bu konuda her yaş için kesin sınırlar yoktur. Bazı insanlar günlük 5-6 saat uyduğunda ve uyandığında kendilerini dinlenmiş ve enerjik hissederken,  bazıları ise 9-10 saat uyuduktan sonra kendilerinin çok iyi dinlendiğini belirtmektedir. Genel olarak 1 yaşından küçük çocuklar günde ortalama 10-16 saat uyurken, ergenlik çağındaki çocukların uyku süresi 8-12 saat olması beklenir. Erişkin insanların uyku süresi yaklaşık 6-9 saat arasında değişmektedir. Yaşlandıkça uyku süresi azalmakta ve uyku daha yüzeyel bir hal almaktadır. Sağlıklı bireyler genellikle gece 1-2 defa uyanarak blok halinde uyur. Gece uykusunun belirli evreleri vardır ve bu evreler birbirine ardışık bir geçiş gösterir. Gece uykusunun sık bölünmesi bu uyku mimarisinin bozulmasına sebep olabilmektedir. Gece uykusu bölünen kişiler gün içinde yorgun, sinirli olmakta, dikkat ve konsantrasyon eksikliği yaşamaktadır. Özellikle vardiyalı çalışan insanlarda olağan uyku saatlerinde meslek gereği uyanık kaldıkları için sıkça dikkat eksikliği, aşırı uyku hali, ruhsal ve fiziksel performans düşüklüğü görülmektedir. Özellikle yaş ilerledikçe, vardiyalı çalışmaya adapte sorunu ortaya çıkar. Ayrıca bu insanlarda uykuya dalma ve sürdürme güçlüğü ile dinlendirici olmayan, yüzeyel uyku da sık görülmektedir. Uykusuzluk kadınlarda erkeklere göre 1,5 katı daha fazla görülmektedir. Özellikle de menopoz sonrası kadınlarda gece terlemeleri ve ateş basmaları nedeniyle uykusuzluk daha fazla ortaya çıkmaktadır.

 Çok fazla uyumak da iyi değil

Gerektiğinden az uyumak kronik hastalıkların dışında belli başlı sorunlara neden olmaktadır. Uykusuzluk, vardiyalı çalışma gibi nedenlerle yeterli süre uyuyamayan insanlarda baş ağrısı, yorgunluk, kırgınlık, enerji ve motivasyonda azalma, ruh hali değişkenliği, trafikte araç kullanırken hata yapma olasılığı, okul performansında azalma, mesleki performansta düşme gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ayrıca çok uyumak veya aşırı uykululuk hali de çok önemsenmeyen bir durumdur. Bu sorun, altta yatan başka bir sorun ve hayatı tehdit eden hastalıkların habercisi olabilir. Başta tıkayıcı uyku apnesi olmak üzere, narkolepsi ve uykuda hareket bozukluğu hastalıklarının gün içinde ortaya çıkan tezahürüdür. Ayrıca depresyon, bunama, kalp, şeker hastalığı ve akciğer hastalıklarında da gün içinde aşırı uykululuk ve çok uyuma gibi belirtiler görülmektedir. Kaliteli bir uyku sonrası kendimizi dinlenmiş ve enerjik hissetmemiz beklenen bir durumdur. İyi bir uyku uyunmadığının kanıtları ise uyandıktan sonra ortaya çıkan yorgunluk, halsizlik, iş ve okul performansında düşme, ruh halinde dalgalanmalar ve odak bozukluğudur.

Bağışıklık sistemi uykuyla bağlantılı

Uyku ile bağışıklık sistemi arasında karşılıklı düzenleyici bir bağlantı vardır. Kaliteli bir uyku uyuyan hastaların bağışıklık sisteminin uyku süresince onarıldığı bilinmektedir. Hastalıkların kolay bir şekilde atlatılabilmesi için yeterli uykuya ihtiyaç vardır. Öte yandan kronik uyku yoksunluğu yaşayan insanlar daha kolay hastalanabilmektedir. Bilimsel çalışmalar göstermiştir ki,  uyku yoksunluğu sırasında bağışıklık sistemine ait bazı değerler baskılanmakta, bazıları da aktive olmaktadır. Bağışıklık sisteminin de uyku üzerine düzenleyici bir etkisi vardır. Bazı moleküllerin, örneğin sitokinlerin artışı, uyku kalitesini ve mimarisini bozmaktadır.  Bilimsel verilerin ışığında değerlendirildiğinde, bağışıklık sisteminin iyi çalışması için yeterli ve kaliteli uykuya ihtiyaç olduğu görülmektedir.

Uykusuzluğa iyi gelen öneriler

Hem kronik hem de akut uykusuzluğun temel sebebinin, strese maruz kalma ve depresyon ile anksiyete gibi psikiyatrik bozukluklar olduğu yapılan araştırmalarda belirlenmiştir. Bunun dışında uykusuzluğa; ortamın gürültüsü, ısısı ve ışığı, yaş, madde ya da ilaç bağımlılığı ile kişinin solunum ve kalp hastalıkları, huzursuz bacaklar sendromu, uyku apnesi ve kötü uyku hijyeni neden olmaktadır.

Öncelikli olarak uyku hijyeninin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi gerekir. Uyku hijyeni konusunda uzmanlar tarafından bilgilendirme yapılmalı kişinin daha doğru ve sağlıklı uyku alışkanlıkları kazanması hedeflenmelidir.

  1. Uyku sorunu olanların her gece aynı saatte yatması ve her sabah aynı saatte kalkması, gündüz uykusundan kaçınması önerilmelidir.
  2. Yatak odasında ses, ışık ve ısı düzenlemesi yapmak önemlidir.
  3. Yatma saatinden en az 6 saat önce kafeinli içecekleri tüketilmemeli, uyku saatine yakın saatlerde yemek yenmemelidir.
  4. Uyku öncesi alkol ve tütün kullanılmamalıdır
  5. Yatma saatinden 3-4 saat öncesine kadar yoğun ve yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır.

Kronik migren ağrılarına botokslu çözüm

Kronik migren ağrılarına botokslu çözüm

Toplumun büyük bir bölümünde görülen baş ağrıları iki grupta değerlendiriyor. Başka bir hastalık ile bağlantısı olmayan baş ağrıları birincil yani primer baş ağrıları olarak nitelendirilirken, nedeni bilinen ve farklı bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan ağrılara sekonder (ikincil) baş ağrıları deniyor. Migren ise birincil yani primer baş ağrıları arasında yer alıyor. Yaşam konforunu ciddi anlamda olumsuz etkileyen migrenin tedavi edilebilmesi için ağrı ataklarını tetikleyici unsurların belirlenmesi önem taşıyor. Kozmetik amaçlarla kullanılan botoks ise migren hastalarına iyi geliyor ve uygulandığı bölgede migren ataklarını azaltıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, migren ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Nergiz HüseyinoğluKadınlarda daha çok görülüyor

Migren, toplumda çok sık görülen nörolojik bir rahatsızlıktır. Kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha fazla görülür. Bir ay içerisinde tekrarlayan ataklar halinde gelen zonklayıcı nitelikte olan baş ağrıları söz konusu olduğunda akla gelen ilk sorun migrendir. Genelde bu ağrıların şiddetli, bazen de dayanılmaz olduğunu belirten hastalar; ağrıya bulantının eşlik ettiğini, ses ve ışığa karşı daha duyarlı hale geldiklerini söyler. Migren ağrıları nedeniyle birçok hasta yaşam konforunun bozulduğunu, bu rahatsızlık nedeniyle günlük işlerini yapamadıklarını belirtir. Ancak tam bir migren teşhisi koyabilmek için nörologların hastanın şikayetlerini ve hikayesini dinleyerek, bunları klinik ve gerekirse görüntüleme ile birlikte değerlendirerek karar vermesi gerekir.  Baş ağrısı atakları son 3 aylık dönemde ayda 15 gün ve üzerinde ortaya çıkıyorsa buna ‘kronik migren’ denilmektedir. Kronik migrenin yanı sıra sporadik yani ‘aralıklı migren’ de sıkça görülmektedir.

Migren belirtilerini tanıyın

  •  Migrenin en belirgin belirtisi tekrarlayan şiddetli baş ağrısıdır. Ağrının şiddeti çok yüksek olduğu için hasta genelde hiçbir iş yapamaz. Ağrı genelde şakaklarda başlayarak göz ve gözün arkasında hissedilir. Başın arka tarafı ile alın bölgesi ve kulak arkalarında ağrı şiddetli hissedilmektedir.
  • Migrenin başka bir belirtisi ise aşırı duyarlılık ve tepkisellik sonucunda ortaya çıkan depresif duygu durum bozukluğudur. Migren atakları sırasında durgunluk ve donukluğun yanı sıra aşırı ve gereksiz neşelenme, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu ortaya çıkabilmektedir. Özellikle bu dönemde konuşmada güçlük ve uyuma olabilmektedir. Uyku isteği ile bağlantılı olarak esneme hissi ortaya çıkabilmektedir.
  • Migren ağrısına ışık ve ses duyarlılığı eşlik edebilmektedir. Işığa ve sese karşı yüksek duyarlılık nedeniyle baş ağrısının şiddeti de artmaktadır.
  • Başka bir belirti ise kokulara karşı oluşan aşırı hassasiyettir. Bunun için ağır parfümler ile bazı temizlik maddelerinin esansları bulantı ve kusma sebebi olabilmektedir.
  • Aşırı yeme isteği, kabızlık, susuzluk ve idrar kaçırma da ortaya çıkan belirtiler arasındadır.
  • Diğer bir belirti ise şiddetli baş ağrısından önce ortaya çıkan ve ‘aura’ denilen görme ve duyma ile ilgili 10-30 dakika arasında devam eden nörolojik belirtilerdir. Aura Yunanca’da ‘esinti’ anlamına gelmektedir.

Görsel aura: Hastalar titrek ve parıldayan ışıklar tarifini yapar.

Duyusal aura: Elde ve dilde ya da ağız ve çenede uyuşma, karıncalanma ortaya çıkar.

Nedene göre migren tedavisi önemli

Migren teşhisi konulduktan sonra nörologlar tarafından ağrı ataklarının şiddetini ve sıklığını azaltmaya yönelik tedavi planlanmaktadır. Yapılacak ilk tedavi nedene yönelik olmaktadır. Migrene neden olan ya da tetikleyen sebeplerin (açlık, uykusuzluk, hormonal ilaçların kullanımı gibi)  ortadan kaldırılması gerekir. Uzman doktorun reçete edeceği uygun ağrı kesici ilaçlar genelde etkili olmaktadır. Eğer haftada 1-2 defa yaşanan atak varsa koruyucu tedavi planlanır.

Botulinum toksin ile tedavi hastaların yaşam kalitesini yükseltiyor

Son yıllarda kozmetik amaçlarla kullanılan botoksun, migren hastalarına iyi geldiği ve atakları azalttığı belirlenmiştir. Uzun süren denemeler sonucunda kronik migren hastalarında botoksun yani ‘botulinum toksin’ enjeksiyonunun fayda sağladığı ortaya çıkmıştır. Günümüzde de birçok nöroloji hekimi botuinum toksinini kronik migren hastalarında kullanmaktadır. Kronik migren denildiğinde, son 3 ay içinde ayda en az 15 atağı olan hastalardan bahsedilmektedir. Bu durumda olan migren hastalarında botulinum toksin enjeksiyonunu kullanarak hem ağrının şiddeti hem de atakların sıklığı ve süresinin azaltılması sağlanmaktadır. Ayrıca hastaların kullandığı ilaç miktarı ve sayısı da azalmış olmaktadır.

Kozmetoloji alanında olduğu gibi migren hastalarında botulinum toksin sadece yüz bölgesinde uygulanmaz. Uzman nörologlar yüz bölgesinin dışında hastanın omuz, ense, boyun ve şakak bölgelerine gerekirse çene kaslarına da botulinum toksinini enjekte eder. Cilt altına uygulanan botulinum toksinin etkisi yaklaşık 10-15 gün sonra ortaya çıkmakta ve bu etki ortalama 3 ile 6 ay arasında devam etmektedir. Bu sayede hastaların aldığı ağrıkesici ilaç sayısı azalmakta, baş ağrısının süresi ve şiddeti kısalmaktadır. Böylece hasta, migren ağrıları olmadığı için günlük işlerini yapabilmekte ve yaşam konforu artmaktadır. Botulinum toksininin etkisi azaldığında tekrar enjeksiyon yapma ihtiyacı olabilmektedir.

Bu sorunlar inmeye neden olur!

Bu sorunlar inmeye neden olur!

Beyin damarlarının birçok nedene bağlı olarak daralması, tıkanması veya yırtılarak kanın damar dışına çıkması sonucu oluşan serebrovasküler hastalıklar yaşam süresini kısaltabiliyor. Halk arasında ‘inme’ ya da ‘felç’ olarak bilinen serebrovasküler hastalıklar, dünyada ölüm nedenleri arasında 3. sırada yer alıyor. Yaşam kalitesini düşüren bu soruna bazı hastalıklar neden olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, serebrovasküler hastalıklar ve nedenleri ile ilgili bilgi verdi.  

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu

 İnme ya da felç olarak biliniyor

Beyin damarlarında kan akışının zayıflaması veya tamamen durması ya da beyin damarlarının yırtılması sonucu gelişen kanama nedeniyle ortaya çıkan hastalıkların tamamı serebrovasküler hastalıklar (SVH) yani beyin damar hastalıkları olarak tanımlanır. Halk arasında genelde ‘inme’ ya da ‘felç’ olarak bilinen serebrovasküler hastalıklar nedeniyle dünyada ve ülkemizde ölüm oranları yüksektir. Dünyada ölüm nedenleri arasında serebrovasküler hastalıklar 3. sırada yer alırken, bu hastalık sonrasında engelli kalma oranı dünyada 1. sıradadır.

Yaşam tarzının etkisi yüksek

Hastalığın nedenleri arasında genetik faktörleri kadar yaşam tarzının etkili olduğu da düşünülmektedir. Durağan bir yaşam tarzı, sigara ve alkol kullanımı değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer alırken; yaş, cinsiyet ve genetik faktörler değiştirilemeyen risk faktörleridir. Cinsiyet açısından değerlendirildiğinde erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülmektedir. İleri yaşlarda ortaya çıkan serebrovasküler hastalıklarda ise daha ciddi tablolarla karşılaşılmaktadır.

SVH’a bu sorunlar neden olabiliyor

Serebrovasküler hastalıkların oluşmasına neden olabilecek birçok faktör mevcuttur. Bunların çoğu değiştirilebilir iken, bazıları (yaş, ırk veya genetik) değiştirilememektedir.

  • Hipertansiyon, serebrovasküler hastalıkların oluşmasında doğrudan etkilidir. Kontrol altına alınamayan yüksek tansiyon (hipertansiyon) beyin damarlarında plak oluşumuna, daralmalara ve tıkanıklıklara neden olmaktadır. Hipertansiyon ilaçlarla kontrol altına alınabilmektedir.
  • Hiperlipidemi, kan yağlarının yüksekliği (kolesterol ve trigliserid) serebrovasküler hastalığın oluşmasında etkili bir faktördür. Kan yağlarının yüksekliği, aktif bir yaşam ve hayat boyu yapılacak diyet ile sorun olmaktan çıkmaktadır. Ayrıca sorun haline geldiyse ilaçlarla da tedavi edilebilmektedir.
  • Diabetes mellitus, yani şeker hastalığı, kanın pıhtılaşmasına neden olarak beyin damarlarındaki yapıyı bozmaktadır. Oluşmaması için sağlıklı hayat tarzı, diyabet ilaçları ve yaşam boyu diyet önemlidir.
  • Sigara içiciliği, serebrovasküler hastalığa zemin hazırlayan önemli etkendir. Damar duvarına olumsuz etki yaparak, damarların büzülmesine, damar içinde plak birikimine ve dolayısıyla inmeye yol açmaktadır.
  • Kalp hastalıkları arasında yer alan kalp kapak hastalıkları, ritim bozukluğu, kalp yetmezliği ile pıhtı oluşumu ve emboliyle seyreden sorunlar serebrovasküler hastalığın nedenleri arasındadır.
  • Uyku apnesi, uykuda üst hava yollarının tıkanıklığı, horlama ve gündüz aşırı uyku hali ile seyreden bir hastalıktır. Son yıllarda yapılan bilimsel yayınlarda, uyku apnesinin serebrovasküler hastalık açısından önde gelen risk faktörü olduğu ortaya konulmuştur.

Tedavisi altta yatan hastalığa göre planlanmalı

Serebrovasküler hastalığın medikal (konservatif- ilaçlarla), girişimsel ve cerrahi tedavisi mevcuttur. Tedavi seçeneklerine inmenin çeşidine, hastanın yaşına, hastaneye başvuru saatine, altta yatan başka hastalıkların varlığına göre karar verilir. Damar tıkanıklığı ile seyreden serebrovasküler hastalıklarda kan akışkanlığını arttıran, kan pıhtılaşmasını azaltan ilaçlara yanı sıra beyin ödemini azaltan, hastanın kan basıncını ve şekerini düzenleyen ve kolesterolünü azaltan ilaçlar uygulanır. Bazı durumlarda, inmeye eşlik eden epileptik nöbetler olabilmektedir. Bu durumda hastanın tedavisine antiepileptik ilaçlar eklenir.

Damar tıkanıklığına bağlı inme geçiren hastalar, hastaneye hızlı başvurdukları sürece hastanın altta yatan hastalıkları açısından uygun koşullar sağlanırsa trombolitik denilen ilaçlarla pıhtıyı eritme tedavisi uygulanabilir. Bunun dışında hastalara mekanik yollarla (yani uygun cihazlarla) pıhtıyı damar yolundan çıkarma operasyonu yapılabilir. Beyin kanaması geçiren hastalarda beyin şişmesini önlemek için ilaç tedavisi, kanamayı boşaltmak için ise beyin cerrahisi tarafından yapılan operasyon uygulanabilir.