Yazılar

Aralıklı oruç vücudu yeniliyor

Aralıklı oruç, yiyecek tüketimini belirli saatlerle sınırlandırarak metabolizmayı ve genel sağlığı iyileştirmeyi amaçlıyor. Aralıklı oruç; kilo verme, kan şekeri kontrolü, kalp sağlığı, beyin fonksiyonları ve yaşam süresi üzerinde olumlu etkiler sağlayabiliyor. Ancak aralıklı oruç herkes için uygun olmayabiliyor. Sağlık durumu, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarına göre uygulanmadan önce bu konuda bir uzmana danışılması öneriliyor. Memorial Wellness Beslenme Danışmanlığı Bölümü’nden Uzm. Dyt. Yeşim Temel Özcan, “Birlikte iyileşiyoruz” kitabında da detaylarını paylaştığı aralıklı oruç hakkında bilgi verdi.

Uzun yıllar boyunca az ve sık yeme modeli benimsendiği için aralıklı oruç yeni keşfedilmiş gibi algılansa da; insan metabolizmasında ve genetiğinde, “açlık” atalarımızdan gelen ve vücudun ihtiyacı olan bir uygulamadır. Yani; aralıklı oruç aslında bir diyet değil, insan metabolizmasının normal çalışma sistemine uyum sağlamasıdır. Ancak günümüze bu sistemi adapte ederken bazı yöntemler belirlenmiştir. Bu yöntemlerin temeli; belirli zaman dilimlerinde yemek yeme ile açlık arasında dönüşümlü bir şekilde davranmaya dayalıdır. Ne yediğimiz kadar, ne zaman yediğimiz veya ne kadar süre yemediğimiz de çok önemlidir.

Dyt. Yeşim Temel Özcan,

Dyt. Yeşim Temel Özcan

Vücudun yenilenmesi ve onarılması için etkili bir uygulama

Vücudumuz temelinde bağışıklık sistemi ve sindirim sistemine enerji harcamaktadır. Beslenmek, temel bir ihtiyacımız olsa da; yemek yerken vücudumuza yabancı maddeler aldığımız için bu vücut için bir strestir. Dolayısıyla yemek yerken vücudumuzda inflamasyon yani bir diğer ismi ile iltihap/yangı oluşur ve devreye bağışıklık sistemimiz girerek tehlikeli olarak gördüğü besin maddelerine hızla yanıt verir. Ancak tam tersi açlık durumundayken; bağışıklık sisteminin uğraşmak zorunda olacağı tehlike etmenleri devrede olmadığından, asıl görevi olan hasarlı hücreleri bulup onları temizleme işini daha iyi yapar. Yani; otofaji yapar. Tam da bu nedenle aralıklı olarak uygulanan açlıklar, vücudun yenilenmesi ve onarılması için oldukça etkili bir yöntemdir.

Aralıklı oruç çeşitli yöntemlerle uygulanabiliyor

Aralıklı oruçta en yaygın uygulamalardan biri 16/8 yöntemidir. Bu yöntemde, günde 16 saat boyunca açlık durumu sürerken, geri kalan 8 saatlik süre içinde yemek yeme izni vardır. Örneğin, bir kişi gece yemeğini yedikten sonra sabah kahvaltısını atlayarak, öğle yemeğinden sonra akşam yemeğine kadar olan sürede yemek yeme hakkını kullanabilir. Diğer bir popüler yöntem ise 5:2 yöntemidir. Bu yöntemde, haftanın 5 günü normal bir şekilde beslenilirken, diğer 2 gün sadece çok az kalori alınarak oruç tutulur. Ancak şunu söylemeliyim ki; etkili bir otofaji için en az 14 saatlik bir açlık olması gerekir. Daha önce hiç aralıklı oruç yapılmadıysa, öncelikle kişinin kendini zorlamadan yavaş yavaş açlık süresini uzatması, sonrasında bu saatlere çıkılması daha mantıklıdır.

Aralıklı oruç yağ yakımını hızlandırıyor

Aralıklı oruç, vücuttaki birçok biyolojik süreci etkileyerek çeşitli sağlık faydaları sağlamaktadır. Bunlardan biri insülin hassasiyetinin artmasıdır. Açlık durumunda vücut, insülin düzeylerini düşürür ve bu da yağ yakımını artırır. Ayrıca, aralıklı oruç yapmak, hücresel onarım ve yenilenmeyi teşvik eder, inflamasyonu azaltır, beyin sağlığını geliştirir, kalp sağlığını destekler ve yaşlanmayı yavaşlatır. Öte yandan, aralıklı açlık doğru uygulandığında kilo kaybına da yardımcı olabilir. Ayrıca bazı araştırmalar bu yöntemin metabolizmayı iyileştirebileceğini göstermektedir. Bunun yanı sıra bazı insanlar açlık durumundan sonra yemek yediklerinde daha bilinçli ve sağlıklı beslenme eğilimine girebilmekte ve kendilerine uygun sürdürülebilir bir beslenme programı oluşturabilmektedir.

Aralıklı oruçta dikkat edilmesi gereken noktalar

Aralıklı oruç uygularken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Çünkü bu beslenme stilinin herkes için uygun olmayabilir. Aralıklı açlık, bazı insanlar için faydalı olabilirken, bazıları için uygun olmayabilir. Örneğin; çocuklar, hamileler, emziren anneler veya geçmişte yeme bozuklukları yaşamış kişiler için bu yöntem uygun olmayacaktır. Özel sağlık durumuna sahip kişilerin, bu yöntemi uygulamadan önce bir sağlık uzmanına danışmaları önemlidir. Ayrıca, oruç uygulanacaksa olumlu bir sağlık etkisi görebilmek için bu planın dengeli uygulanması önemlidir. Aralıklı oruçta yeterli su tüketimi ve dengeli beslenme çok önemlidir. Aralıklı oruç, kilo verme ve sağlığın iyileştirilmesi amacıyla etkili bir yöntem olabilir. Ancak, herkesin vücut yapısı ve sağlık durumu farklı olduğundan, bu yöntemi uygulamadan önce dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi ve gerektiğinde uzman bir görüş alınması önemlidir.

Kolajen aşı ile gelen gençlik

Kolajen aşı ile gelen gençlik

Vücutta doğal olarak bulunan kolajen proteini cildin yaklaşık yüzde 90’ını oluşturuyor. Kolajen cildin kendini yenilenmesine ve elastikiyetini korumasını sağlıyor.  Sigara, yoğun stres, güneş ışınlarına maruz kalma kolajeni azaltan etkenler arasında bulunuyor. Kolajen azaldıkça cilt; matlaşmaya, nemini kaybetmeye, kırışmaya ve yaşlanmaya başlıyor. Bu etkilere karşı kolajen tedavileri ön plana çıkıyor.  Kolajen uygulamaları cilde ihtiyaç duyduğu ışıltıyı, nemi, yumuşaklığı ve gençliği geri kazandırıyor. Memorial Wellness Dermatoloji bölümünden Doç. Dr. Pelin Özgen, sıcak kolajen uygulaması hakkında bilgi verdi.

Pause Dergi

Doç. Dr. Pelin Özgen

Orta yaşlardan itibaren kolajen üretimi azalıyor

Kolajen ciltte doğal olarak bulunur ve ciltteki kolajen üretimini fibroblastlar yapmaktadır. Bu protein, bağ dokusunun hücre dışı matrisinin oluşumunda temel bir öneme sahiptir. Orta yaşlardan itibaren kolajen üretimi azalmaya başlar ve her yıl yaklaşık % 1 kolajen kaybedilir. Kadınlarda menopozun ilk beş yılında bu kayıp % 30’a kadar çıkabilmektedir. Ciltteki kolajen üretimi; kolajenden zengin besinlerle, kolajen içeren kremlerle, lazer ve kolajen aşıları ile desteklenebilmektedir.

Cildi doğal bir şekilde gençleştiriyor

Sıcak kolajen uygulaması bir çeşit kolajen aşısıdır. Kolajen aşısının uygulama alanı, ciltteki izler, yaşa bağlı olarak gelişen kırışıklıklar, akne izleridir. Dolgu gibi hacim vermezken, doğal görünümü tercih eden hastalarda özellikle kırışıklıklarda açılmalar, izlerde azalmalar görülür. Kolajen aşısıyla yapılan şey aslında cildin epidermis tabakasının altında bulunan dermis tabakasında kolajen üretimini uyarmaktır. Özel içerikleri ile pek çok farklı cilt sorununa hızlı çözümler sunar. Ayrıca destekleyici etkisi ile cilt gençleştirme veya güzelleştirme amaçlı uygulamalarda olumlu etkilere sahiptir. Sıcak kolajen uygulaması 4 hafta arayla 2 kez uygulanmaktadır.

Cilt elastikiyet ve parlaklık kazanıyor

Ciltte azalana kolajen, kolajen aşısıyla tekrar tetiklenir ve bu süreç hızlandırılır. Kişi kendi dokusuyla, kendi kolajeniyle gençleşir. Cilt kaybettiği elastikiyetini ve parlaklığını geri kazanır. Kolajen aşısı, cilt kırışıklıklarının tedavisinde ve önlenmesinde önemli bir rol oynar. Yüz, boyun, dekolte, diz kapağı ve ellere rahatlıkla uygulanabilen kolajen etken maddesi cilt altına 1-3 cm aralıklarla enjekte edilir. Kolajen aşısı uygulaması tek başına uygulanabileceği gibi, altın iğne radyofrekans, lazer işlemleri gibi işlemlerden sonra da rahatlıkla yapılabilmektedir. Lazer tedavileri de ciltteki kolajen üretimini uyarıp, kolajen üretimini artırmaktadır. Bu tedaviler kişilere günlük hayata ve rutin aktivitelere sorunsuz devam edebilme gibi avantajlar sağlamaktadır.

Kolajen aşısının etkisi genellikle 1,5 yıl sürüyor

Bu tedavi yüzünde dolgu yoğunluğu olan, dolgudan dolayı sarkma hisseden ve dolgusuz bir şekilde doğal bir görünüm isteyen hastalarda özellikle tercih edilmektedir. Uygulamadan önce kremle lokal anestezi uygulanır ve ön kola alerji testi yapılır. Herhangi bir reaksiyon olmadığı takdirde rahat bir şekilde uygulama yapılmaktadır. Kolajen aşısının etkisi ortalama 4 hafta gibi bir sürede kendini göstermektedir. Bu etki ortalama 1- 1,5 yıl sürmektedir.

Sağlıklı kalmanın püf noktaları

Sağlıklı kalmanın püf noktaları

Kaliteli ve sağlıklı bir yaşam için kişinin bedenine iyi bakması gerekiyor. Sağlıklı beslenmek, hareketli bir hayat tarzı, egzersiz ve spor yapmak, stres yönetimi, yeterli su tüketimi, düzenli ve kaliteli uyku zincirleme bir şekilde birbirine bağlı olarak sağlıklı kalmayı sağlıyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi, ideal kiloyu korumak, yeterli kas kütlesine sahip olmak ve dengeli hormon aktiviteleri, zinde kalmak ve sağlıklı yaşlanmak için gerekli öğeler arasında yer alıyor. Memorial Wellness Endokrinoloji ve Metabolizma Bölümü’nden  Doç. Dr. Gökhan Özışık, sağlıklı bir yaşam için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Pause Dergi

Doç. Dr. Gökhan ÖzışıkDengeli bir bağırsak florası eşittir güçlü bağışıklık

Yaşam süresi ve kalitesi birçok etkene bağlı olarak değişebilmektedir. Çevresel faktörler, genetik miras, kişinin bedenine ne kadar iyi baktığı, iklim şartları, beslenme alışkanlıkları hepsi bu etkenlerin içinde yer alır. Bütün bu etkenler bağışıklık sistemini yakından etkiler. Bağışıklık sistemi kişiyi hastalıklardan korur ve sağlıklı kalmasını sağlar. Bağışıklık hücrelerinin büyük bir kısmı bağırsaklarda bulunmaktadır. Bağırsaklarda yaşayan mikroorganizmalar ise bağırsak florasını oluşturmaktadır. Bağırsak florasının sağlıklı olması bağışıklığın da güçlü olmasını sağlamaktadır. Sağlıklı bir bağırsak florasında yararlı yani probiyotik bakteriler çoğunluktadır, belli oranda da zararlı bakteriler ve mayalar bulunur. Bağırsak florasını olumsuz etkileyen faktörlerin başında sağlıksız beslenme gelmektedir. Stres, hareketsiz yaşam, egzersiz yapmamak ya da aşırı egzersiz yapmak, hava kirliliği, yetersiz uyku ve az su tüketimi bağırsak florasını bozan etmenler arasında yer almaktadır. Bilinçsiz ilaç kullanımları özellikle antibiyotikler de bağırsak florasının dengesini bozmaktadır. Bozulan bağırsak florasında yararlı bakteriler azalarak zararlı bakteriler ve mayalar çoğalmaktadır. Bu da kişiyi hastalıklara açık hale getirmektedir. Uzun süreli flora dengesizlikleri kronik hastalıklara neden olabilmektedir.

Sindirim iyi yapılmazsa metabolizma düzgün çalışamıyor

Yağ seviyelerini kontrol altında tutabilmek için ideal kiloda olmak ve sağlıklı beslenmek önemlidir. Vücut sistemlerinin düzgün bir şekilde çalışabilmesi için vitamin, mineral, antioksidan ve aminoasitler gereklidir. Yanlış beslenme, yiyecekleri hızlı yeme ve iyi çiğnememe sonucu midenin yükü artarak sindirim problemlerini beraberinde getirebilmektedir. Sindirim ağızdan başlayan bir süreçtir ve besinlerin iyice çiğnenerek yutulması gerekir. İyi çiğnenmeyen besinler midenin ön sindirimini de olumsuz etkilemektedir. Eğer sindirim iyi olmazsa sindirilen ve metabolizmanın düzgün çalışabilmesi için gerekli olan bu mikro besinlerin emilimi düzgün yapılamaz. Kişi çok sağlıklı beslense bile düzgün emilim yapılamazsa bu maddelerin eksikliğinde dokular alarm vermeye başlar. Gıda intolerası bir gıdanın içindeki herhangi bir maddeyi vücudun tolere edememesidir. En sık görülen gıda intoleransı laktoz intoleransıdır. Laktoz ve gluten intoleransları da kişinin sindirim problemleri yaşamasına neden olabilir.

Fazla şeker ve işlenmiş gıda tüketimi insülin direncine neden oluyor

Vücuda çok fazla işlenmiş gıda ve şeker girdiğinde vücut tepki olarak insülin ve leptin hormonu salgılamaktadır. Bu hormonlar artmış şeker yüküne karşı şeker hastası olmamayı ve kilo almamayı sağlamaktadır. İşlenmiş gıdalar ve şekere sürekli maruz kalmak belli bir limit aşıldıktan sonra insülin ve leptin direncine neden olan metabolik bir sorun haline dönüşmektedir. Endokrin sistemdeki bu bozulma beyin de dahil olmak üzere bütün vücut sistemlerini olumsuz etkilemektedir. Sağlıksız ve yanlış beslenme sonucu metabolizmanın sürekliliğini sağlayan hormonlar vücut için sakıncalı hale gelebilmektedir. Erken yaşlanma, unutkanlık, depresyon, kronik hastalıklar bu olumsuz etkiler arasında yer almaktadır.

Hormonlar bütün sistemlerin doğru çalışmasını sağlıyor

Hormonların dengesizliği beyni de etkilemektedir. Sempatik ve parasempatik sinir sistemler insan beyninde bir otomatik pilot gibi çalışmaktadır. Bu 2 sistem hormonların kontrolündedir. Sempatik sistem bir gaz, parasempatik sistem ise bir fren ve yavaşlama sistemine benzetilebilir ve bir denge içinde olmaları gerekmektedir. Eğer sempatik sistem çok fazla kullanılırsa yani adrenalin, kortizon ve büyüme hormonları gibi hormonlar çok fazla kullanılırsa parasempatik sistem tarafından kullanılan seratonin, GABA (gama aminobütirik asit), endorfin gibi vücuda sakinlik, dinginlik, mutluluk veren hormonlar daha düşük kalmaktadır. Sonuçta kişi hep gergin, asabi, çabuk patlayan, öfke kontrolünde güçlük çeken, uykuya dalmakta zorlanan, sağlıklı düşünemeyen bir insan haline gelebilmektedir.

Yanlış beslenmek ve uykusuz kalmak strese neden oluyor

Hormonların dengeli salgılanması kişinin hayatını da daha sağlıklı ve kaliteli bir şekilde geçirmesini sağlamaktadır. Gıda intoleransları, yanlış beslenme, enfeksiyonlar, uykusuzluk vücudu strese sokan her şey böbrek üstü bezlerinden stres hormonlarının salgılanmasına neden olmaktadır. Adrenalin ve kortizol stres hormonları olarak da adlandırılmaktadır. Strese ne kadar süre maruz kalınırsa o oranda kortizol ve adrenalin hormonu salgılamaktadır. Bu hormonları da çok kullanmak daha sonrasında kronik yorgunluk sendromu ya da tükenmişlik sendromunu ortaya çıkarabilmektedir. Vücut bu noktadan sonra kalp hastalıklarına, kansere ya da nörodejenaratif hastalıklar denilen Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklara kolayca yakalanabilmektedir. Böbrek üstü bezlerinden sürekli stres hormonlarını salgılanması diğer hormonların daha az salgılanmasına neden olmaktadır.

Menopoz dönemi kronik strese maruz kalan kadınlarda daha ağır geçiyor

Sürekli strese maruz kalan bir kadın özellikle menopoz dönemiyle birlikte vücutta bazı hormonlarında azalmasıyla bu dönemi zor ve ağır bir şekilde geçirebilmektedir. Menopoz döneminde artık yumurtalıkların üretemediği dişilik hormonlarını böbrek üstü bezleri üretmektedir. Maruz kalınan uzun süreli stresler boyunca sürekli kortizol üreten böbrek üstü bezleri menopoz döneminde artık dişilik hormonu üretemezler ve bu durum menopoz öncesi ve sonrasında kadınları oldukça şiddetli etkilemektedir. Bu sebeple stresi doğru yönetmek kadınların menopoz dönemlerini daha sağlıklı ve rahat geçirmelerine olanak sağlamaktadır.

Cep telefonu boyun ağrısı sebebi

Cep telefonu boyun ağrısı sebebi

Akıllı telefonların sağladığı faydalar gün geçtikçe artıyor ve insanlar birçok işlerini oturdukları yerden kolayca halledebiliyor. Günümüzde çoğu insan boş zamanlarını değerlendirmek için sosyal medyayı ve akıllı telefonları tercih ediyor. Akıllı telefonları kullanırken başın uzun süre öne doğru eğik durması boyun ağrıları ile birlikte boyunda düzleşme ve fıtık gibi hastalıkların oluşmasına zemin hazırlayabiliyor. Memorial Wellness Manuel Tıp Bölümü’nden Dr. Metin Mutlu, akıllı telefonların yanlış kullanımının neden olduğu boyun ağrıları ve bu ağrıların manuel terapi ile tedavisi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Metin Mutlu

Boynunuzun uzun süre eğik durması omurganıza binen yükü artırır

Boyun, kafatasının omurgaya bağlandığı noktada bulunur ve 7 adet hareketli omurdan oluşur. Bir insan dik durduğunda başın omurgaya ve omuzlara verdiği yük 5 kg’dır. Gün içerisinde telefon, tablet, bilgisayar kullanırken, masa başı çalışılan meslek gruplarında ya da ders çalışırken boyun doğal olarak aşağı doğru eğilmek zorunda kalmaktadır. Boynun açısı aşağı doğru eğildikçe omurgaya binen yük artmaktadır. Boynun normal açısından 30 derece daha eğik durumda kalması vücuda 18-20 kilo kadar yük bindirmektedir. Telefonla geçirilen süre ne kadar sık ve uzun olursa boyun sağlık açısından o kadar olumsuz etkilenmektedir. Bu şekilde çok zaman geçirmek zamanla sırta ve bele yansıyan ağrıların oluşmasına da neden olmaktadır. Boyunda ağrı, kas gerilmesi, düzleşme, fıtık, kireçlenme gibi rahatsızlıklar oluşabilmektedir. Ayrıca omuz başlarında içe dönüklüğe de sebep olabilmektedir.

Akıllı telefonlar özellikle çocuklarda duruş bozukluklarına sebep oluyor

Akıllı telefon ve tablet kullanım yaşının giderek düşmesi çocukların daha küçük yaşlarda uzun süreler boyunca bu cihazlarla vakit geçirmeleri ve az hareket etmeleri gelişim bozukluklarına yol açabilmektedir. Boyun açılarının daha küçük yaşlarda bozulması çocuklarda duruş bozukluklarına, skolyoz ve kifoz gibi omurga rahatsızlıklarına yakalanma riskini yükseltmektedir. Küçük yaşlardan itibaren hareketsiz bir yaşam çocukların kilolu olmalarını, kas-iskelet sistemi problemlerini ve ilerleyen yaşlarda da bir takım metabolik hastalıkları beraberinde getirmektedir. Skolyoz ve kifoz gibi omurga rahatsızlıklarının küçük yaşlarda tespit edilmesi bu hastalıkların çok fazla ilerlemeden tedavi edilmesini kolaylaştırmaktadır.

Manuel terapiyle boyun ağrılarınızdan kurtulabilirsiniz

Boyun ağrıları manuel terapi ile kolaylıkla ortadan kaldırılabilmektedir. Manuel terapi ile boynun kaybettiği hareket açıları geri kazandırılabilmektedir. Tedavi öncesinde boyun bölgesinde hareket kısıtlılığının derecesi belirlenmektedir. Kesin tanı için radyolojik görüntüleme tekniklerinden yararlanılmaktadır. Manuel terapi özel bir uzmanlık alanıdır, tıp eğitimi almış bir hekim tarafından yapılması gerekmektedir.

Boynun hareket açıları geri kazandırılıyor

Boyunda oluşan soruna göre elle mobilizasyon ve manipülasyon teknikleri uygulanarak oluşmuş kısıtlamalar tedavi edilmektedir. İlk olarak yumuşak doku tekniği ve hastanın nefesinden de yararlanılarak kaslarda oluşmuş sertlikler ve kısıtlanmalar rahatlatılmaktadır. Daha sonra mobilizasyon ve manipülasyon uygulamalarıyla tedavi devam etmektedir. Eklem ve kaslara normal hareket açıları geri kazandırılmaktadır. Boyun ağrılarının manuel terapi ile tedavisi 6-8 seans sürebilmektedir. Manuel terapi tedavisinde ilaç kullanılmamaktadır.

Akıllı telefonunuzu çene hizasında kullanın

Manuel terapi sonrası hareket açıları geri kazandırılan eklem ve kasların güçlü kalabilmesi için düzenli egzersiz ve spor yapılması gerekmektedir. Hastaların yaş ve fiziksel yapılarına uygun olarak ev ortamında bile düzenli olarak egzersiz yapmaları kas ve iskelet sistemlerini güçlü tutarak birçok hastalıktan korunmalarına yardımcı olmaktadır. Özellikle akıllı telefonlar kişinin omurgasının en az etkileneceği bir duruşta kullanılmalıdır. Telefon kullanırken başı eğmek yerine telefon yukarı kaldırılabilir ayrıca telefon kucakta ve göğüs altında değil çene hizası ve biraz altına gelecek şekilde kullanılmalıdır. Günümüzde bu artık pek mümkün görünmese de akıllı telefonların gün içindeki uzun süreli ve gereksinim dışı kullanımından kaçınmak gerekmektedir.

Şişkinlik nedeni zararlı bağırsak bakterileri olabilir

Şişkinlik nedeni zararlı bağırsak bakterileri olabilir

Yemek yedikten bir süre sonra hızla karnınız şişiyor ve pantolonunuzun düğmesini dahi kapatamaz hale mi geliyorsunuz? Veya sabah dümdüz bir karın ile uyanıp; akşam 6 aylık hamile görünümüne mi bürünüyorsunuz? Tüm bunların ardındaki sebeplerden biri SIBO yani ince bağırsaktaki zararlı bakteri artışı olabiliyor. Yıllardır süren gaz ve şişkinlik şikayetlerinin sorumlusu olabilen SIBO, uzman hekim ile diyetisyenler tarafından uygulanacak programlarla tedavi edilebiliyor. Memorial Wellness Beslenme Danışmanı Uz. Dyt. Yeşim Temel Özcan, SIBO ve tedavisinde uygulanan diyetler hakkında merak edilenleri anlattı.

SIBO kronik birçok şikayetin sebebi olabiliyor

SIBO (ince bağırsaktaki zararlı bakteri artışı); şişkinlikten, ishale ve hatta sızdıran bağırsağa pek çok sorunun ardındaki sebep olabilmektedir. Bağırsak florasındaki denge bozulduğu zaman; bağırsaktaki faydalı bakteriler azalırken zararlı bakteriler çoğalmaya başlar. Bu süreç genellikle yüksek oranlarda basit şeker ve basit karbonhidrat tüketimi ile ilerler ve SIBO denilen tabloyu oluşturur. SIBO’da bağırsaktaki zararlı bakteriler; basit şeker ve karbonhidratı parçalarken hidrojen ve metan gazlarını açığa çıkarmaktadır. Bu da karın bölgesinde aşırı gaz ve aşırı şişlik olarak kendini belli etmektedir. SIBO tablosunun büyük bir kısmı bu şekilde gözlemlenirken; başka bir zararlı bakteri grubu ise safra tuzlarını parçalayarak yağ sindirimini sekteye uğratır. Sonuç; kronik ishal olarak kişiye yansımaktadır. Bir başka bakteri grubu ise bağırsak bariyerini tahrip ederek; sızdıran bağırsağa neden olabilmektedir.

SIBO belirtileri arasında;

  • Gaz
  • Mide bulantısı
  • İshal
  • Karın bölgesinde ağrı ve kramplar
  • Kabızlık (ancak daha çok ishal gözlenir)
  • İrritabl bağırsak sendromu veya bağırsak enfeksiyonları
  • Otoimmün hastalıklar
  • Başta B12 Vitamini olmak üzere; vitamin, mineral eksiklikleri
  • Yağ emilim bozuklukları bulunmaktadır.

SIBO bağırsak flora analizi ile belirlenebiliyor

Türkiye’de pek yaygın olmamakla birlikte SIBO’nun varlığını gösteren testler bulunmaktadır. Bunlar;

Nefes testi; SIBO’da altın standart olup, kişinin 12 saat boyunca aç kalmasının ardından 3 saat boyunca her 15 dakikada bir, bir miktar şeker tükettikten sonra nefesi incelenir. Pankreatik enzim yetersizlikleri ve çölyak içinde güzel bir testtir.

İdrar testleri; SIBO olması durumunda idrardaki zararlı bakterilerin ürettiği maddelerin varlığı sorgulanır.

Dışkı flora analizi; Bağırsak florasının dengesizliğinin incelenmesi de SIBO’nun görüntülenmesinde yardımcıdır. Türkiye’de dışkı flora analizi uygulanabilmekte ve SIBO’nun görüntülenmesine yardımcı olmaktadır. Hastadan alınan iyi bir anamnez ile flora analizi bir araya getirilerek doğru tedavi programı ile hasta SIBO’dan yani şişkinlikten kurtulabilmektedir.

 Tedavide doğal desteklerden de faydalanılabilir

SIBO teşhisinde kullanılan testlerin uygulanmasının ardından uygun ilaç ve beslenme tedavisinin yapılması gerekmektedir. Tedavide genellikle hekimler, sadece bağırsak zararlılarının duyarlığı olduğu rifaksimin grubu antibiyotik kullanabilirler. SIBO tedavisinin büyük bir aşamasını bu tedavi oluşturmakla birlikte doğal destekler de yardımcı olabilmektedir. Özellikle Altınmühür otu, kırk kilit otu gibi iltihap baskılayıcı bitkilerden faydalanılabilir. Bunun dışında şekerden ve basit karbonhidrattan uzak bir beslenme düzeni de SIBO tedavisinin vazgeçilmez bir parçasıdır. SIBO tedavisinde uygulanan diyetler şunlardır;

 Eliminasyon diyeti (Düşük FODMAP Diyeti)

Düşük FODMAP diyeti, düşük laktoz, düşük fruktoz, düşük fruktanlar/gos ve düşük poliyollerden oluşmaktadır. Yüsek FODMAP’lerin olmadığı bir beslenme programı 3-8 hafta boyunca uygulanması SIBO tedavisinin büyük bir parçasını oluşturmaktadır. Bu özel diyetin yasakları arasında yüksek laktoz, fruktoz,  fruktanlar/gos  ve poliyoller bulunmaktadır.

Laktoz: (Gaz ve şişkinliği tetikler, bağırsağa su çeker) Bütün süt ve süt ürünleri.

Yüksek früktoz: (Bağırsağa su çeker) Elma, karadut, kiraz,  incir, mango, armut, karpuz, alkol, agave ve benzeri tüm tatlandırıcılar.

Yüksek fruktanlar: (Gaz ve şişkinliği tetikler) Greyfurt, Trabzon hurması, soğan, sarımsak, buğday, arpa, kuru baklagiller, muz, enginar.

Yüksek poliyoller: (Bağırsağa su çeker) Ayçiçeği, mantar, bezelye, elma  kayısı, yaban Mersini kiraz, nektarin, armut, şeftali, mürdüm eriği, karpuz.

Doğru protein, sebze ve meyve kaynaklarının beslenmede yer aldığı bir beslenme programı uygulanmalıdır. Bu beslenme programı özellikle bromelain, (ki ananasta bulunmaktadır) potasyum ve magnezyum içermelidir.

Tam GAPS diyeti

GAPS diyetinin “Tam GAPS” aşaması uygulanmaya başlanmalı ve böylelikle bağırsak onarımı devam ederken, probiyotik tüketimine de başlanmalıdır. Kemik suyu, Hindistan cevizi yağı, ev yapımı elma sirkesi gibi bağırsak onarıcı ajanlar bu aşamanın vazgeçilmezidir.  Yine aynı zamanda beslenmeden çıkarılmış olan FODMAP’ler de beslenmeye tekrar eklenmeye başlanmalıdır.

Tüm terapi boyunca Vitamin B12,D,K, probiyotik, sindirim enzimleri, demir ve çinko seviyeleri takip edilmeli; gerekli durumlarda ve aşamalarda hekim kontrolünde bu takviyelerin sağlanması önemlidir. SIBO tablosunda özellikle bu grupların eksikliğine sıklıkla rastlanmaktadır.

Antimikrobiyal bitki ve yağlarda yine SIBO’daki zararlı bakterilerin azaltılmasında yardımcı olacağı için; altınmühür otu ve nane yağı başta olmak üzere kekik yağı, tarhun yağı ve karanfil yağı kullanılabilir Bu yağların gün içerisinde tüketilen içme sularına damlatılması

(1 litre su için 2-3 damla yeterlidir) önerilir. Tüm terapinin ardından hastanın stres ve toksinlerden uzak, doğru bir beslenme programının olduğu sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemesi gerekmektedir.

Karaciğer sağlığınızı detoks ile koruyun

Karaciğer sağlığınızı detoks ile koruyun

Günlük hayatta maruz kalınan toksik yük tahmin edilenin ötesinde olabiliyor. Vücut, tüketilen besinler, kullanılan eşyalar ve kozmetik ürünler sonucu toksinlere maruz kalabiliyor. Tüm bu toksinlerden vücudu karaciğer arındırıyor ve temizliyor. Daha birçok önemli görevi olan ve vücudun doğal temizleyicisi olan karaciğerin de temizlenmesi ve arınması gerekiyor. Memorial Wellness Beslenme Danışmanlığı Bölümü’nden Dyt. Melis Gülbaş, karaciğer sağlığının korunması için uygun detoks uygulamaları hakkında bilgi verdi.

Karaciğer vücudu temizleyen ve arındıran bir detoks organıdır. Vücuda giren toksinleri ve zararlı bileşenleri ortadan kaldırır. Karaciğer detoksifikasyon mekanizmaları ile tüketilen besinlerin ve sıvıların, solunan havanın, tüm kişisel bakım ve temizlik ürünlerinin, günlük hayatımızda kullanılan eşyalar kaynaklı tüm dış toksinlerin vücuttan temizlenmesini sağlamaktadır. Ayrıca ilaçlar, nikotin ve alkol kaynaklı vücuda giren kimyasal bileşenleri de vücuttan uzaklaştırır.  Maruz kalınan tüm bu toksinleri vücut, yağ doku (adipoz) ile birlikte depolamaktadır.  Vücuttaki toplam toksik yük miktarı arttıkça detoks ihtiyacı da artmaya başlamaktadır. Karaciğer doğal detoks sistemi ile bu toksinleri uzaklaştırmak için çabalasa da maruz kalınan toksin miktarı çok fazla olduğunda karaciğeri desteklemek gerebilmektedir.

Pause Dergi, Pause Sağlık

Bu belirtileriniz varsa karaciğeriniz sinyal veriyor olabilir

Karaciğerde bir sorun olduğunda oluşan belirtiler kronik yorgunluk, eklem ve kas ağrısı, baş ağrısı, hafıza ve odaklanma problemleri, uyku problemleri, göz çevresinde morluklar, şişkinlik ve ödem, gastrit, mide ve bağırsak sorunları, kötü kokan nefes, sürekli yemek yeme isteği ve kilo vermede yaşanan problemler, cilt sorunları ve PMS (Premenstrüel sendrom) olarak sıralanabilmektedir. Bu belirtilerle karaciğer sinyal verebilmektedir. Bu belirtileri yaşayanların karaciğer sağlığını kontrol ettirmesinde fayda vardır.

Detoksa taze ve sağlıklı besinlerle başlayın

Rafine yağlar, kızartılmış, işlenmiş, paketlenmiş besinler vücutta toksinlerin birikmesine neden olmaktadır. Bu besinlerin sık tüketimi ile birlikte karaciğer toksinleri uzaklaştıramadan yenilerine maruz kalmaktadır. İşlem görmüş besinlerden uzak durmak gerekmektedir. Taze sebzeler, meyveler, doğal besinler ve iyi kalite protein kaynaklarını beslenmeye eklemek yapılacak ilk adımlar arasında yer almalıdır. Fermente besinler (ev yapımı turşu, kvass, sirke) ve zeytinyağı, sadeyağ (ghee), Hindistan cevizi yağı gibi kaliteli yağ kaynakları beslenme rutinine eklenmelidir.

Baharatların arındırıcı gücünden yararlanın

Baharatlar sindirim ve bağırsaklardan toksinlerin atılmasına yardımcı olmaktadır. Yemek ve salatalarda baharatlar bolca kullanılmalıdır. Zencefil, zerdeçal, karanfil, karabiber, sumak detoks kapasitesini artırarak karaciğere destek olmaktadır.

Su vücudun temizlenmesi için çok önemli

Su, yaşamın devamı için elzemdir. Toksinlerin vücuttan uzaklaştırılması için su olmazsa olmazdır. Yaşamsal faaliyetler, vücudun ısı ve cildin nem dengesinin koruması, enerji için suya ihtiyaç duyulmaktadır.  Günlük su tüketimi yeterli değilse mutlaka artırılmalıdır. Sindirimi olumsuz etkilememek için su tüketiminin öğünlerle olmamasına özen gösterilmelidir. İhtiyaç duyulan ölçüde su öğün aralarında zamana yayılarak ve yudum yudum içilmelidir.

Bitki çayları, bitkisel sütler ve taze sebze sularını kullanın

Detoks yapılırken güne limonlu su ile başlanmalı ve sonrasında zencefil, karanfil, karabiber ve rezene ile hazırlanan çaylar ile devam edilmelidir. Detoks boyunca yeşil çay tüketilebilir. Yeşil çay kateşinden en zengin çaylar arasında yer alır. Antioksidan kapasitesi ve metabolizma hızını artırır, bağışıklık sistemini güçlendirir. Yine detoks süresince hayvansal süt yerine badem, Hindistan cevizi, fındık sütü gibi bitkisel kaynaklı sütler tüketilmelidir. Yeşil ve mor renkli taze sebzeleri kullanarak antioksidan sebze suları hazırlayın. Bu sebze suları da ilk öğüne eklenebilir.

Aralıklı beslenerek yenilenin

Sindirim sisteminin sürekli aktif olması organlar için fazla salgı ve iş yükü demektir. Aralıklı beslenme yani günde 2 öğün beslenme sindirim sisteminin rahatlamasına ve yenilenmesine yardımcı olmaktadır. Aralıklı beslenme; sindirim sisteminin sürekli aktif olmasının önüne geçerek, enerjinin sistemler arası dengeli kullanımı, sindirim sistemi hücre ve organlarının enzim – asit salgılarının düzenlenmesi ve fonksiyonlarının iyileştirilmesi, hücrelerin yüklerini boşaltabilmesi için gerekli olan zamanı tanımaktadır. Öğünler arasında 6 – 12 saatlik boşluklar bırakılarak vücudun dinlenmesi sağlanmalıdır.

Fiziksel aktivite toksinleri vücuttan uzaklaştırır

Egzersiz,  vücudu toksinlerden arındırır, vücudun yenilenmesine yardımcı olur ve beden enerjisini dengelenmesini sağlar. Fiziksel aktivite terleyerek toksin ve ağır metallerden bedeni arındırabilmenin anahtarıdır. Açık havada uzun yürüyüşler yapılmalı, farklı egzersizler günlük egzersiz rutinine eklenmelidir. Detoks yapılırken stres yaratan durumlardan ve kişilerden uzak durulmalıdır. Kişi gün içerisinde kendisine zaman ayırmalı, parasempatik sisteme geçiş yapmalı ve sakinleşmelidir. Düzenli ve yeterli uyku da vücudun yenilenmesi ve arınmasında önem taşımaktadır. Uyumadan önce ılık bir duş alınması uykuya geçiş yapmayı kolaylaştırmaktadır.

 Bilinçsiz detoks uygulamalarından kaçının

Detosk programları kişiye özel olmalıdır. Bir başkasına iyi gelen yiyecek ve içecekler size faydalı olmayabilir hatta zarar verebilir. Bu nedenle sağlıklı bir detoks programı için uzman yardımı alınması çok önemlidir.