Yazılar

Tempolu yürüyüş diyabeti önleyebiliyor!

Tempolu yürüyüş diyabeti önleyebiliyor!
Son yıllarda modern yaşamla beraber fiziksel aktivitenin azalması ve sağlıksız beslenme nedeniyle tüm dünyada hızla yaygınlaşan tip 2 diyabet önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldi. Dünya Diyabet Federasyonu’nun verilerine göre; dünyada 537 milyon, ülkemizde de 9 milyon diyabet hastası bulunuyor. Sinsi ilerlemesi nedeniyle tanı henüz konulmadığı için ülkemizde bu kişilerden 3,7 milyonu diyabet hastası olduğunu bilmiyor. Bu hastaların tespit edilerek tedavilerine erkenden başlanması ise büyük öneme sahip. Zira, tip 2 diyabet başta; kalp-damar, göz, böbrekler ile sinirler olmak üzere, tüm organ ve sistemleri tahrip ederek hayat kalitesini olumsuz etkilerken, süresini de kısaltabilen ciddi bir sağlık sorunu. Acıbadem Fulya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter, aslında tip 2 diyabetin önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, “Risk altındaki kişilerin erken tespit edilerek sağlıklı yaşam koşullarının sağlanması sayesinde diyabetin önlenmesi veya geciktirilmesi, günümüz tıbbının en önemli hedeflerinden biri haline gelmiştir. İnsülin direnci ve prediyabet, yani gizli şeker tespit edilen kişilerde sağlıklı beslenme ile egzersiz ve ihtiyaç halinde ilaç tedavisiyle diyabetin gelişmesini önlemek veya geciktirmek mümkündür” diyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter, tip 2 diyabeti önlemek için almanız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Rüştü Serter

Prof. Dr. Rüştü Serter

Besinlerin içeriğine dikkat edin!
Sağlıklı beslenmede günlük alınan toplam kalori ve gıdanın içeriği önem taşıyor. Prof. Dr. Rüştü Serter, yağ ve kalori içeriği yüksek olan sağlıksız gıdaların tüketiminden mutlaka kaçınmanız gerektiğine işaret ederek, “Hazır gıdaların büyük kısmında yağ ile kalori içeriği yüksektir. Bu nedenle hazır gıdaları tüketmeden önce paket üzerinde belirtilmiş olan kalori içeriği mutlaka incelenmeli. Öte yandan, içeriği sağlıklı olan gıdaları aşırı miktarda tüketmek de vücutta yağ birikimine neden olabiliyor. Fazladan alınan kaloriler vücutta yağ olarak birikerek diyabet riskini artırıyor” diyor.
Hareket edin, hem de bolca
Diyabeti önlemenizde hareketli bir yaşam sürmeniz büyük bir öneme sahip. Yapılan araştırmalara göre; günde bin 500 adımdan daha az yürüyen ve sağlıksız beslenen kişilerde tip 2 diyabet yüzde 60 oranında daha fazla görülüyor. Hareketli bir yaşam için online işlemler yapmak yerine bankaya veya markete yürüyerek gidebilir, asansör yerine merdiven kullanabilirsiniz.
Haftada en az 2-3 gün tempolu yürüyün!
Egzersiz, kas – iskelet ve dolaşım sistemine faydalı olduğu gibi fazla yağın yakılarak vücut yağ oranının istenilen düzeylerde kalmasını sağlıyor. Egzersizle yağ yakımı 20 dakikadan sonra başlıyor. Fiziksel aktiviteden ayrı olarak haftada en az 3-4 gün 30-45 dakika orta şiddette egzersiz (tempolu yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme, aerobik gibi) yapmayı alışkanlık edinin. Yapılan araştırmalarda; haftada 150-300 dakika orta tempolu yürüyüş (5-6 km/saat hız ile) veya haftada 75-150 dakika yüksek tempolu yürüyüşle (6 km/saatten hızlı) diyabet gelişme riskinin yüzde 40 azaldığı tespit edilmiş.
Bel çevrenizi mutlaka ölçün!
Bel çevresi ölçümü, metabolik yönden risk oluşturan karın bölgesindeki yağları yansıtıyor. Bel çevresinin kadınlarda 80 santimetre, erkeklerde 94 santimetre üzerinde olması diyabet ile diğer metabolik bozukluklar için risk oluşturuyor. Bel çevresi 102 santimetre üzerindeki erkekler ve 88 santimetre üzerindeki kadınlar ise yüksek risk grubundalar. Eğer bel çevreniz ideal ölçülerden fazlaysa, sağlıklı bir diyet ve egzersiz programıyla kilo vermeniz yaşamsal önem taşıyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi

Risk grubundaysanız, dikkat!
Diyabeti engellemek için risk altındaki kişilerin erken tespit edilmeleri ve gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor. Prof. Dr. Rüştü Serter, hiçbir yakınmanız olmasa dahi risk grubundaysanız 2-3 yıl aralıklarla diyabet için mutlaka hekim kontrolünden geçmeniz gerektiğine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Rüştü Serter, diyabetin risk faktörlerini şöyle sıralıyor: “40 yaş üzerinde olmak, obezite, düşük fiziksel aktivite, yükselmiş açlık şekeri veya yükselmiş tokluk şekeri, gebelik diyabeti geçirmiş olmak, dört kilo üzerinde bebek doğurmuş olmak, birinci derecede akrabalarda diyabet hikayesi, sağlıksız beslenmek, hipertansiyon ve yüksek kolesterol diyabete zemin hazırlayan faktörlerdir.”
Sigarayı ve alkolü bırakın
Yapılan çalışmalarda; sigara içen kişilerde içmeyenlere göre yüzde 30-40 oranında daha fazla diyabet tespit edilmiş. Alkol de yüksek kalori içerdiği için fazla tüketildiğinde vücutta yağ birikmesine neden olarak obezitenin, dolayısıyla diyabetin gelişme riskini artırıyor.

İnsülin tedavisi ömür boyu sürer mi?

İnsülin tedavisi ömür boyu sürer mi?

Çağımızın önemli bir sorunu olan diyabet dünyada görülme sıklığı en hızlı artan hastalıklardan biri. Dünyada yaklaşık 537 milyon kişinin diyabet hastası olduğu tahmin ediliyor. Diyabetik hastaların sayısının 2030 yılında 643 milyona, 2045 yılında ise 783 milyona çıkması bekleniyor. Türkiye, dünyada diyabetin en hızlı arttığı 5 ülke arasında ilk sıralarda yer alıyor. Ülkemizdeki erişkin nüfusun yüzde 42’sinin diyabetik ya da prediyabetik (gizli şeker) olduğu belirtiliyor. Toplumun yaşlanması, şehirleşme sonucu gelişen yetersiz hareket ve sağlıksız beslenme nedeniyle obezitenin yaygınlaşması, diyabetin hızla artmasının temel sebeplerini oluşturuyor. Kalp-damar hastalıklarının, körlüğün, kronik böbrek yetmezliğinin, uzuv kayıplarının en önemli ve en sık görülen sebebinin kontrol edilemeyen diyabet olduğu belirtiliyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, aslında diyabet hastalarının tedavilerine düzenli devam etmeleri, beslenme ile yaşam alışkanlıklarına dikkat etmeleri halinde sağlıklı ve aktif bir yaşam sürebildiklerine dikkat çekerek, “Ancak toplumda diyabet ve tedavisi hakkında doğru sanılan hatalı bilgiler ve bu yönde hareket edilmesi nedeniyle hastalığın tanısı geç konabiliyor, tedavide istenilen başarıya ulaşılmakta güçlük çekilebiliyor. Bunların sonucunda diyabetin yol açtığı kalp ile damar hastalıkları, görme kaybı ve böbrek hastalığı gibi pek çok komplikasyon gelişebiliyor” diyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında toplumda diyabet hakkında doğru sanılan 6 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Prof. Dr. İnan Anaforoğlu

Doktorumun ilacımı bir kez düzenlemesi yeterlidir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hastaların zaman içinde tedavilerinde değişiklik yapmaya ihtiyaç duyulabiliyor; ilaçların bazılarının kesilmesi veya yeni bir ilaca başlanması gerekebiliyor. Bazen oluşan komplikasyonlar nedeniyle de tedavide değişiklik yapılması yönünde karar alınabiliyor. Dolayısıyla diyabet hastalarının düzenli aralıklarla doktor kontrolünde olmaları yaşamsal önem taşıyor.

Doktorum insüline başladı, hayat boyu insülin kullanacağım. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bazı hastaların (örneğin insüline bağımlı, tip 1 diyabet hastaları ve hamileler) hayat boyu insülin kullanmaları gerekirken bazı hastalarda ise hastalığın başında bir süre insülin tedavisine başlanıp sonra bu tedaviyi kesmek mümkün olabiliyor.  Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, bazen de zaman içinde hastanın pankreasındaki insülin rezervi azaldığı için insülin tedavisine kademeli bir şekilde geçildiğini  belirterek, “Yaklaşık 100 yıldır kullanmakta olduğumuz insülin pek çok hastanın hayatını kurtarmış ve kurtarmaya da devam ediyor. Ancak tedavi düzenlerken gereksiz insülin tedavilerinden kaçınmak da hekimin değerlendirmesi sonucu karar verilecek bir husustur” diyor.

Hamile kalamam, hamile kalsam bile insülin bebeğime zarar verir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Diyabeti olan kadınlar da hamile kalabiliyor ve sağlıklı çocuklar dünyaya getirebiliyorlar. Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, bazen hamilelik sırasında salgılanan bazı hormonlar nedeniyle gebelik diyabetinin gelişebileceğine işaret ederek, “Burada önemli olan, daha önceden diyabeti olan anne adaylarının hamile kalmadan önce kan şekeri ayarlamalarının yapılması ve tedavilerinin hamilelik sürecine uygun olarak düzenlenmesidir. Hamilelik sırasında diyabet gelişen anne adaylarının da hamilelik tamamlanana kadar beslenme ve gerekirse tıbbi tedavi almak için doktorlarıyla işbirliği içinde olmaları gerekiyor. Yaygın inanışın aksine, hamilelikte kullanılan insülin plasentaya geçmiyor ve bebeğe herhangi bir zarar vermiyor” diyor.

Kan şekerimi ilaçlarla düşürerek istediğimi yiyebilirim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: “Diyabetin beslenme tedavisinde miktar ve kalori hesabı önemlidir, ancak yediklerimizin içeriği de önemlidir” uyarısında bulunan Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, şöyle konuşuyor: “Sağlıklı ve işlenmemiş gıdalar vücudumuzda sağlıklı mekanizmaları harekete geçiriyor ve vücudumuzun işleyişi de ona göre oluyor. Kalorisi aynı olsa bile örneğin işlenmiş-rafine edilmiş, katkı maddesi içeren bir besin vücudumuzda kanser ya da damar sertliği yapıcı mekanizmaları harekete geçirebiliyor. Bu da özellikle diyabeti olan hastalarda kan şekeri kontrolünde ve komplikasyonlardan korunmada vücudun savunma mekanizmalarını zayıflatıyor. Dolayısıyla ilaç kullanmak kan şekeri kontrolünde ve komplikasyonlardan korunmada yeterli gelse de hastaların her istedikleri gıdayı tüketmelerinden kaçınmaları çok önemlidir”

Acıbadem Maslak Hastanesi Bazı bitkiler veya vitaminler diyabeti tedavi edebilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bitkisel olduğu iddia edilen maddeler ve bazı vitamin olarak adlandırılan kimyasal ilaçlar her geçen gün daha yaygın bir şekilde kullanılıyor. Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, diyabeti tamamen ortadan kaldıran ya da tedavi eden bitkisel bir ilaç ya da vitaminin olmadığını vurgulayarak, “Unutulmamalıdır ki bu maddeler pek çok yan etkiye neden olabiliyor ve organlara kalıcı hasar verebiliyor. Kan şekerini dengelemede yardımcı olabilecek, örneğin yeşil çay-tarçın gibi bazı bitkiler-baharatlar, zaten hangi miktarda ve ne zaman kullanması gerektiği söylenerek hekim tarafından gerekirse hastaya tavsiye ediliyor” diyor.

Diyabet hastalığında kişiye özel tedaviye gerek yoktur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüm dünyada, diyabet tedavisinin bireyselleştirilmesine gün geçtikçe daha fazla önem veriliyor. Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, diyabet hastalığında tedavinin mutlaka diyabetin tipine göre planlanması gerektiğini belirterek, “Çünkü her hasta farklı olduğu gibi her ilaç da her hastaya uygun olmuyor. Kişide mevcut olan veya olması muhtemel komplikasyonları ve eşlik eden hastalıkları da göz önünde bulundurup tedavinin ona göre planlanması önem taşıyor. Örneğin, kilo sorunu ön planda olan ve ciddi insülin direnci yaşayan bir hasta ile uzun süreli diyabete bağlı insülin eksikliği olan bir hastanın tedavisinin aynı şekilde düzenlenmesi beklenemez. Ayrıca hastanın sosyal durumu,  beslenme ile aktivite düzeyi gibi faktörler de dikkate alınarak, tedavi hastanın yaşamında en az kısıtlama olacak şekilde düzenleniyor. Her hastadaki sorun farklı olduğu için tedavinin bireyselleştirilmesi başarıda kilit rol üstleniyor.” diyor.

Ülkemizde her 7 kişiden 1’i diyabet hastası!

Ülkemizde her 7 kişiden 1’i diyabet hastası!

Günümüzde hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve obezite derken görülme sıklığı hızla artan diyabet, vücudumuzdaki şekeri kontrol etmeyi sağlayan insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği nedeniyle ortaya çıkıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Müjdat Kara, kan şekeri yüksekliği ile seyreden bu önemli hastalığın kronik ve ilerleyici olduğunu, yanlış alışkanlıklar nedeniyle son yıllarda gençlerde de karşılaşıldığını belirterek “Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF), dünya genelinde 382 milyon yetişkinin diyabet hastası olduğunu öngörmektedir ve 2035 yılına kadar bu sayının 592 milyona ulaşması beklenmektedir” diyor. Doç. Dr. Müjdat Kara 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında yaptığı açıklamada diyabet hakkında bilinmesi gereken 7 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Müjdat Kara

Doç. Dr. Müjdat Kara

  • Ciddi sonuçlara yol açabiliyor!

Diyabet, tip 1 ve tip 2 olmak üzere ikiye ayrılıyor. Tip 1 diyabet vücudumuzda bağışıklık hücrelerinin pankreas hücrelerine saldırması sonucu ortaya çıkarken, insülin eksikliği ve yükselmiş kan şekeri ile kendini belli ediyor. Tip 1 diyabetin hızla ilerlediğini ve acilen insülin tedavisine başlanılmazsa ciddi sonuçlara yol açabildiğini belirten Doç. Dr. Müjdat Kara, tüm diyabet vakalarının yüzde 5-10’unu tip 1 diyabetin oluşturduğunu söylüyor.

  • Tip 2 diyabeti önlemek mümkün!

Tip 2 diyabette vücudun ürettiği insülin salgısı yetersiz olup, bunun yanında insülin direnci bulunuyor. Vücudun kendi yapısından kaynaklanan Tip 1 diyabetin aksine Tip 2 diyabetin yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekirse ağızdan hap kullanımı ile kontrol edilip önlenebilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Müjdat Kara “Tüm diyabet vakalarının yüzde 90-95’ini tip 2 diyabet oluşturuyor. Tip 1 diyabet hastalarında olduğu şekilde düzenli insülin ilacı kullanımı gereksinimi olmadan, sağlıklı ve düzenli bir yaşam tarzı ile Tip 2 diyabetin kolaylıkla önüne geçilip, kişinin normal ve sağlıklı bir yaşam sürmesi sağlanabilmektedir” diyor.

  • Bu belirtilere dikkat!

Kronik ve ilerleyici bir hastalık olan diyabet bazı belirtilerle kendini göstermesine rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle hekime başvurmada gecikiliyor. Doç. Dr. Müjdat Kara belirtileri şöyle sıralıyor: “Eğer ağzınızda sürekli bir kuruluk hissi varsa, çok sık susuyorsanız, gün içerisinde çok fazla idrara çıkma ihtiyacı duyuyorsanız diyabet hastası olabilirsiniz. Bunlara halsizlik, yorgunluk, ayaklarda karıncalanma, bulanık görme, hızlı ve istemsiz kilo değişimleri, ağızdan aseton benzeri koku gelmesi gibi diğer bulgular eşlik edebilir. Bu belirtiler varsa en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekir.”

  • Tip 2 diyabetten korunmanın yolları

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Müjdat Kara Tip 2 diyabete karşı etkili önlemler hakkında şu bilgileri veriyor: “Tip 2 diyabeti yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekirse ağızdan hap kullanımı ile yüzde 80 oranında önlemek mümkün olabilir. Diyabetten korunmanın en etkili ve kolay yolu sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemektir. Düzenli ve dengeli beslenmek, egzersiz yapmak, her gün en az yarım saat yürüyüş yapmak, Akdeniz diyeti gibi hafif ve sağlıklı gıdalardan oluşan bir beslenme düzeni izlemek, çok yağlı ve şekerli gıdaları tüketmekten kaçınmak, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, iyi bir uyku düzenine sahip olmak sizi diyabetten koruyabilir.”

  • Diyabet riskini artıran etkenler!

Yapılan bilimsel çalışmalar; diyabet için bir çok risk faktörü bulunmakla birlikte obezite, sağlıksız beslenme düzeni, hareketsiz yaşam tarzı, yüksek tansiyon ve ailede diyabet hastalığı hikayesi olmasının risk faktörleri arasında başı çektiğini ortaya koyuyor. Bu tür risk faktörlerini taşıyan ya da diyabetin belirtilerini hisseden kişilerin mutlaka zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Müjdat Kara, düzenli tedavi uygulanmaması ve sağlıksız yaşam tarzına devam edilmesi durumunda hastalığın ciddi sonuçlara yol açabildiği uyarısında bulunuyor.

Pause Dergi

  • Beslenme düzeni çok önemli

Diyabet hastalığının tedavisinde en önemli etkenlerden birinin sağlıklı beslenme olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Müjdat Kara “Çünkü kan şekerini oluşturan asıl kaynak tükettiğimiz besinlerdir. Sağlıklı ve dengeli beslenme açısından temel olarak Akdeniz diyeti önerilmektedir. Diyabet hastaları rafine şeker, glikoz, reçel, bal, pancar, beyaz ekmek, beyaz undan yapılan gıdalar, kek, poğaça, makarna, pirinç, bisküviler, patates, patates püresi, patates kızartması, mısır, cipsler, kraker ve mısır gevreği gıdalardan uzak durmalıdır. Buna karşın yoğurt, yeşil yapraklı sebzeler, kepek ekmeği, çavdar ve tam buğday ekmeği, şekersiz tahıl ürünleri, kuru baklagiller, greyfurt, fındık, ceviz, badem, kivi ve elma gibi besinler tüketilebilir. Tatlı isteğini aşırıya kaçmamak kaydıyla meyve tüketerek karşılamak doğru olacaktır” diyor.

  • Seyahat ederken bu önerilere dikkat!

İnsülin kullanan diyabet hastalarının seyahat edecekleri zaman yolculuk öncesi iyi bir hazırlık yapması gerekiyor. Doç. Dr. Müjdat Kara, hem Tip 1 diyabet hem de insülin kullanan Tip 2 diyabet hastalarının seyahate çıkmadan önce ve seyahat esnasında dikkat etmeleri gerekenleri şöyle anlatıyor: “Yanınızda seyahat süresince kullanmanız gereken miktarda hatta yedek ilaç almanız, kan şekeri ölçüm cihazı ve temel ilk yardım malzemelerini yanınızda bulundurmanız, ihtiyaç durumunda irtibata geçilecek kişilerin ve takibinizi yapan doktorun iletişim bilgilerini üzerinizde taşımanız, diyabetli olduğunuzu belirten kimlik kartı/bileklik benzeri belirteçler bulundurmanız, havaalanı gibi yerlerdeki kontrol noktalarında insülin iğnesi taşımanız gerektiğini beyan eden ve doktor tarafından onaylı bir belge bulundurmanız rahat ve sağlıklı bir seyahat geçirmeniz için büyük önem taşımaktadır.”

Tiroid Hastalığının belirtileri

Tiroid Hastalığının belirtileri

Hormonların ‘orkestra şefi’ olarak tanımlanan tiroid bezinin, vücutta hayati görevleri bulunuyor. Metabolik hızın ayarlanması, merkezi sinir ve üreme sisteminin düzenlenmesi, vücut fonksiyonlarının uyum içinde çalışması, beden ısısının dengelenmesini sağlayan tiroid bezinin az ya da çok çalışması, farklı hastalıklara yol açabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Başak Karbek Bayraktar, tiroid hastalıklarıyla ilgili doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Başak Karbek Bayraktar

“Tiroid hastalığı ileri yaşlarda görülür”

Yanlış! Tiroid hastalığı ileri yaşlarda daha fazla görülmekle birlikte, her yaşta ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülen tiroid hastalığı doğumdan itibaren her yaş grubunda görülebilmektedir.

“Tiroid hastalığı kilo aldırır”

Yanlış! Tiroid hormonları metabolizma hızının yanında ısı dengesi, yağ ve şeker metabolizması, yağların yakılmasını da etkiler. Tiroid fonksiyonlarında yaşanan bozukluklar vücudun enerji tüketiminde değişikliklere yol açarak kilo alma veya kilo vermelere neden olabilir. Tiroidin fazla hormon üretmesine bağlı gelişen “Hipertiroidi” durumunda hastalar çok fazla yemek yemelerine rağmen kilo alamayabilirken, tiroid hormonunun yetersiz salgılanmasından kaynaklanan “Hipotiroid” durumunda ise diyet ve egzersiz yapılmasına rağmen kilo alımı görülebilmektedir.

“Tiroid nodüllerine her zaman cerrahi tedavi uygulanır”

Yanlış! Tiroid nodüllerinin çok küçük bir kısmı kanser olabileceği için bütün nodüllere cerrahi tedavi uygulanmasına gerek yoktur.

  • İğne biyopsisinde kanser veya kanser kuşkusu
  • Büyük nodüllerden oluşan guatr
  • Çoklu nodüllerden fazla hormon salgılanarak hipertiroidi (zehirli guatr) durumunun yaşanması durumunda cerrahi tedaviler gündeme gelebilmektedir.

“Tiroid nodülleri ağrı yapar”

Yanlış! Tiroid nodüllerinin büyük bir çoğunluğu ağrı ya da başka bir belirti vermeden ilerleyebilir. Çok büyük nodüller bazen dışarıdan gözle görülebilir bir yumru oluşturabilir ancak büyük bir çoğunluğu rutin muayene sırasında tesadüfen belirlenir. Tiroid nodülü çok büyükse yutma güçlüğü, boğazda gıcık hissi, nefes darlığı gibi belirtiler yaşanabilmektedir. Kistik nodüllerde kist içinde kamana yaşanırsa ani şişlik ve boynun ön tarafında ağrı yaşanabilir. Nadir görülen bu durum dışında tiroid nodülleri ağrıya yol açmamaktadır.

“Her tiroid nodüllerine biyopsi yapmak gerekir”

Yanlış! Her tiroid nodülüne biyopsi yapmak gerekmemektedir. Doktor muayenesi ve ultrason değerlendirmesinin ardından şüpheli görülen durumlarda biyopsi yapılması gerekmektedir. Yapılan ultrason incelemesinde;

  • Ekojenite azalması (Ultransonda dokuların ses dalgalarını özelliği)
  • Küçük kireçlenme odakları olarak tanımlanan mikrokalsifikasyon
  • Nodülün düzensiz sınırda ve çevre dokulara yayılması
  • Boyunda kuşkulu lenf bezi
  • Nodül içi akım yüksekliği olan durumlarda ince uçlu iğne ile biyopsi yapılmalıdır.

Kanser ayrımını yapabilmek için tiroid ultrasonografisi ve eşliğinde iğne biyopsisi altın standart incelemedir.

“İnce iğne aspirasyonu (nodül biyopsisi) işlemi zor ve ağrılıdır”

Yanlış! Tiroid ince iğne aspirasyonu yani tiroid nodül biyopsisi hastaların birçoğuna ürkütücü gelmektedir. Ultrason eşliğinde gerçekleştirilen ve her hangi bir ön hazırlık gerektirmeyen ince iğne aspirasyonu basit ve ağrısız bir işlemdir. Lokal anestezi kullanıldığı için hastalar çok hafif bir ağrı hissedebilmektedir. Hastalar genellikle hiçbir olumsuz etki yaşamadan işlem sonrası ev ya da işlerine geri dönebilmektedir. Çok ince bir iğnenin kullanıldığı işlemde şüpheli nodülün farklı bölgelerinden örnek toplanabilir. Hücreler daha sonra bir patoloji uzmanı tarafından mikroskop altında incelenir.

“Hamilelikte görülen tiroid kendiliğinden geçer”

Yanlış! Tiroid hastalıkları gebelerde gözlendiğinde, eğer tedavi edilmezse, anne ve bebekte ciddi sorunlar meydana getirebilmektedir. Daha önceden tiroid hastalığı olmayan kadınların hamilelikleri sırasında gebeliğe özgü hormonal değişikliklere bağlı olarak iyot ihtiyacı artabilmektedir. İyot eksikliğinin hafif olduğu durumlarda önemli bir değişiklik görülmeyebilir ancak yoğun iyot eksikliği hem anne adayını hem de anne karnındaki bebeği olumsuz etkileyebilir. Özellikle gebeliğin ilk 3 ayında TSH oranlarının normalin altına inmesi durumunda bunun gebelikle ilgili geçici durum olup olmadığı değerlendirilmelidir. Tiroid bezinin aşırı çalışmasına bağlı gelişen hipertiroidi durumunda gebelik sırasında aşırı yorgunluk, halsizlik, çarpıntı, terleme, sıcağa tahammülsüzlük, titreme, aşırı sinirlilik, iştahın iyi olmasına rağmen her ay alınması gereken kilonun alınamaması, ultrasonografi ile bebek gelişiminin iyi olmadığının saptanması gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Hipertiroidinin ayırıcı tanısının doğru yapılması gebeliğin seyri açısından hayati önem taşır.

“İyotlu tuz tiroid hastalığını artırabilir”

Yanlış! Vücutta üretilmeyen ve dışarıdan alınması gereken iyot, tiroid hormonunun hammaddesidir. Vücuttaki iyot yetersizliği, guatr olarak bilinen tiroid bezinin büyümesine ya da tiroid nodülü oluşmasına neden olabilmektedir. Sağlıklı kişilerde günlük iyot ihtiyacı 150 mcg iken hamilelerde bu oran 250 mcg’ye kadar çıkabilmektedir. Son yıllarda doğal tuz adı altında iyotsuz tuz tüketiminin ön plana çıkması nedeniyle gerekli iyot tüketimi sağlanamamaktadır. Özellikle çocuklarda iyot zihinsel gelişim bakımından önem arz etmektedir. Ancak tiroid bezinin normalden fazla çalışması yani Hipertiroidi gibi durumlarda geçici olarak iyot alımı azaltılabilmektedir. İyot miktarının azaltılması doktor kontrolünde gerçekleştirilmelidir.

İnsülin direnci nasıl kırılır

İnsülin direnci nasıl kırılır

Son yılların en popüler tıbbi terimlerinden olan insülin direnci, vücuttaki şekeri düzenleyen insülin hormonunun görevini yerine getirmekte güçlük çekmesi olarak tanımlanıyor. Ailesinde diyabet hastalığı sık görülenlerde, gebelikte kan şekeri yüksek olan kadınlarda, dört kilogramın üzerinde bebek doğuran kadınlarda, bel çevresi 80cm’nin üzerinde olan kadınlar ile 90cm’nin üzerinde olan erkeklerde insülin direnci oluşuyor. İnsülin direnci bir hastalık olmasa da diyabet, metabolik sendrom, obezite, kalp-damar hastalıkları, infertilite ve polikistik over sendromu gibi birçok hastalığa zemin hazırlayan önemli bir durum.

Acıbadem International Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Bilge Ceydilek, insülin direncinin neredeyse hep birlikte görüldüğü obezite ve tip 2 diyabetin toplumda görülme sıklığının giderek arttığına dikkat çekerek, “Öyle ki Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün 2019 yılı raporuna göre; Avrupa’da obezite görülme sıklığı sıralamasında ilk sırada yer alıyoruz. Tüm bu artış oranlarını değişen sosyoekonomik koşullarla açıklamak mümkündür. Gelişen teknoloji, giderek belirsizleşen çalışma saatleri, ev/iş yeri ayrımının ortadan kalkması sonucu daha az hareket edip daha az kalori yakıyoruz. Ayrıca güvenilir gıdaya ulaşım, hem ekonomik imkansızlıklar hem çevre kirliliği ve iklim değişiklikleri ile her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Güvenilir gıdaya ulaşamamak demek ya basit karbonhidratlı ucuz gıdaya yönelmek ya da havamıza, suyumuza ve toprağa karışmış endokrin bozuculara daha çok maruziyet demektir” diyor.

Acıbadem International Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Bilge Ceydilek, insülin direnci oluşumunu önlemek için dikkat etmemiz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Bilge Ceydilek

Şok diyetlerden kaçının

Kısa sürede kilo vermek için şok diyetlerden uzak durun. Faydaları kanıtlanmamış ağır diyetler, popüler diyetler ve tek tip gıda içeren diyetler yerine, beslenme alışkanlıklarınıza ve günlük yaşantınıza uygun, besin çeşitliliğini içeren, sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme programları uygulamayı alışkanlık edinin.

Dondurma ve soğuk içeceklere dikkat!

Yaz sıcaklarında serinleten içeceklerin ve dondurmaların içeriklerine dikkat edin. Tatlandırıcı şuruplar, şeker ve krema katkısı olmayanları tercih edin.

Hazır gıdalardan uzak durun

Hazır gıda, paket ürünlerinden mümkün olduğunca uzak durun. Özellikle pandemi döneminde evlerde kapalı kalınca, kısıtlamaların kalkmasıyla birlikte ev dışı beslenme çok arttı. Katkı maddeli, şeker ya da hamur içerikli, yoğun işlemden geçmiş ürünler ev dışı beslenmenin büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Bunların yerine yeterli protein, yağ ve lif içeren, karbonhidrat ihtiyacının tam taneli tahıllar, meyve ve sebze gruplarından sağlandığı öğünleri tercih edin.

Haftada en az 3 gün spor şart!

Haftada en az 3 gün, tempolu olmak koşuluyla; yürüyüş, yüzme, bisiklet, koşu ve ip atlama gibi orta yoğunluklu aktiviteler yapmayı alışkanlık edinin. Egzersiz süresi günlük 30 dakikanın, bir haftalık toplamda da 150 dakikanın altında kalmamalı.

Akşam yemeklerini uzatmayın

Geç saatlere kadar yemek yemekten kaçının. Yaz mevsiminde uzayan akşam yemeklerinin sıklığına dikkat edin.  Akşam yemekten sonra masum bir atıştırmalık olacağını düşündüğümüz glisemik indeksi yüksek meyvelerin miktarına dikkat edin; meyveler kabaca bir avuç içini geçmemeli.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uykusuz kalmayın

Gece saatlerinde uyanık olmak, stres hormonlarının uyku sırasında beklenen düşüşünün görülmemesine, buna ikincil olarak glukoz ve insülin düzeylerinde artışa neden oluyor. Uyku problemlerine karşı; teknolojik ilerleme ve uzaktan çalışma nedeniyle belirsizleşen çalışma saatleri ile dinlenme saatlerinin yeniden düzenlenmesi önem taşıyor

Hekim görüşü alın!

Riskli grupta iseniz hekim görüşü almanız çok önemli. Ailenizde diyabet öyküsü fazla ise kilo fazlalığınız varsa ya da bel çevreniz kalınsa, bebeğiniz 4 kg’nin üzerinde doğmuş ise, gebelik sürecinde şeker yükleme testi sonuçları yüksek çıktıysa, adet düzensizliği, tüylenme ve aşırı sivilce problemleriniz varsa, hekime başvurmayı ihmal etmeyin.

Bu belirtiler varsa, dikkat!

Yağ, kas ve karaciğer dokularında hücre içine glukoz alımını sağlayan insülin hormonu, enerji metabolizmasındaki hücre içi olayları başlatıyor. İnsüline direnç geliştiğinde hem insülinin hücresel etkisinde azalma oluyor ve glukoz hücre içine alınamıyor hem pankreas bezinden aşırı insülin salınımı oluyor. Glukoz ve insülin dengesindeki bu değişimler nedeniyle; sık acıkma, bel çevresinde yağlanma, yemek sonrası uyku hali ile bitkinlik, terleme, adet düzensizlikleri, aşırı tüylenme, sık ve yaygın sivilcelenme gibi sorunlar gelişebiliyor.

İyot eksikliği birçok hastalığı tetikliyor  

İyot eksikliği birçok hastalığı tetikliyor  

Vücut tarafından üretilemeyen ve besinler yoluyla dışarıdan alınan iyot, özellikle anne karnındaki bebeğin gelişiminde önemli rol oynuyor. Sadece anne karnındaki bebekler için değil, yaşamın tüm evrelerinde sağlık açısından vazgeçilmez bir ihtiyaç olan iyotun günlük alınması gereken miktarı, yaşa ve metabolizmanın ihtiyacına göre farklılık gösterebiliyor. Deniz ürünleri iyi bir iyot kaynağı olmakla birlikte; yumurta, et ve süt ürünlerinin iyottan zengin olduğu biliniyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Başak Karbek Bayraktar, “1-7 Haziran İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi” haftası öncesinde, iyot hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Başak Karbek Bayraktar

Hamilelikle iyot dengesi hayati önem taşıyor

Gebelik sırasında iyot eksikliği bebeğin gelişimi ve doğumu üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Hamilelikte ciddi iyot eksikliği ani düşüğe veya ölü doğuma yol açabileceği gibi zeka geriliğinin ciddi ve geri dönüşsüz bir tipi olan kretinizm gibi doğumsal anormalliklere de sebep olabilmektedir. Besinler yoluyla alınabilen iyot sadece gebelikte değil, yaşamın bütün evrelerinde sağlık açısından vazgeçilmez bir besin kaynağıdır. İyot, tiroksin (T4) ve triiyodotironini (T3) içeren tiroid hormonlarının üretiminde anahtar bileşendir. Tiroid hormonları, vücudun enerjiyi doğru şekilde kullanmasına, gerekli ısıda kalmasına ve beynin, kalbin, kasların ve diğer organların gerektiği gibi çalışmasında önemlidir.

Saç dökülmesi ve cilt kuruluğu iyot eksikliğinden kaynaklanabilir

  • Boynun önündeki şişlik veya guatr, iyot eksikliğinin en yaygın bir belirtisidir.
  • Saç ve cilt hücrelerinin yenilenmesi konusunda anahtar rolü olan iyotun eksikliğinde saç dökülmesi ve cilt kuruluğu gibi belirtiler görülebilir.
  • Kadınlarda adet döngüsünün düzenlenmesi görevini de yürüten iyot eksikliğinde ağır ve düzensiz adet dönemleri yaşanabilmektedir.

İyot ihtiyacı herkeste farklı olabilir

Günlük alınması gereken iyot miktarı, yaşa ve ihtiyaç durumuna göre değişebilmektedir. Bununla birlikte, dünya sağlık örgütünün belirlediği rakamlar şu şekildedir;

Bebekler 90 μg/gün (0-59 ay)

Çocuklar: (6-12 yaş): 120 mikrogram/gün

Çocuklar: (>12 yaş) : 150 mikrogram/gün

Ergenler ve yetişkinler: 150 mikrogram/gün

Hamile ve emziren kadınlar: 250 mikrogram/gün

İyot için sofranızda bu besinlere yer verin

İyot, vücut tarafından üretilemeyen bir element olduğu için dışarıdan alınması gerekmektedir. İhtiyaç duyulan iyotun sağlanması için asıl kaynak iyotlu rafine tuzdur. Ancak deniz ürünleri de iyi birer iyot kaynağıdır. Çoğu deniz ürününe göre iyot içeriği daha düşük olmakla birlikte yumurta, et ve süt ürünleri de bitkisel gıdaların çoğundan daha zengindir. Ek gıdaya başlama dönemindeki bebeklerde yeterli iyot alımı sağlamak için, evde yapılan ve piyasada satılan ek mamaların /gıdaların mutlaka iyot içermesine dikkat edilmelidir.

Yaygın besinsel iyot kaynakları şu şekilde sıralanabilir;

  • İyotlu rafine sofra tuzu
  • Peynir
  • Tuzlu su balıkları
  • İnek sütü
  • Su yosunu (esmer su yosunu, kırmızı deniz otu ve nori dahil)
  • Yumurta
  • Kabuklu deniz hayvanları
  • Dondurulmuş yoğurt
  • Soya sütü
  • Soya sosu

Kaya tuzu yerine iyotlu tuzu tercih edebilirsiniz

1997-1999 yılları arasında Türkiye’de iyot eksikliği ile ilgili yapılan taramalarda ortaya çıkan tablonun ardından ülkemizde tüm sofra tuzlarının zorunlu olarak iyotlanması için gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu uygulama ile şehir merkezlerinde büyük oranda çözülen iyot sorununun kırsal kesimlerde devam ettiği bilinmektedir. Rafine edilmeyen, içeriği net olarak bilinmeyen veya diğer katkı maddelerinin doğal ya da yapay olarak eklendiği, kaya tuzu, gurme tuzları gibi tuzlar yerine iyotlu tuz önerilmektedir. Aksi doktor tarafından belirtilmedikçe mutlak iyotlu rafine tuz kullanılmalıdır.

Diyabetli kişiler spor yapabilir mi?

Diyabetli kişiler spor yapabilir mi?

Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre; dünyada halen ortalama 463 milyon diyabetli hasta yaşıyor ve bu rakamın 2045 yılı itibariyle yaklaşık 700 milyona yükseleceği öngörülüyor. Avrupa’da 20-79 yaş arasında en fazla diyabetli kişilerin bulunduğu ülkeler arasında, Türkiye 6 milyondan fazla diyabet hastasıyla, Rusya ile Almanya’dan sonra 3. sırada yer alıyor. Ülkemizde yapılan TURDEP-II çalışmasına göre; tarama yapılan ve diyabet tanısı alan kişilerin yaklaşık yarıya yakını hasta olduklarını da bilmiyor! Bunun nedeni ise diyabetin yıllarca belirti vermeden sinsice ilerleyen bir hastalık olması. Dolayısıyla tanı konulduğunda en az 5-10 yıllık geçmişi olduğu varsayılıyor. Diyabetin başlangıçta şikayet oluşturmaması da tanı zamanına kadar geçen sürede hastada önemli komplikasyonların gelişmesine yol açabiliyor!

Acıbadem Maslak Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, erken tanı konulduğunda ve tedaviler aksatılmadığında ise hastaların son derece normal ve komplikasyonsuz bir yaşam sürebileceklerini belirterek, “Erken tanı için düzenli aralıklarla açlık kan şekerinin kontrol edilmesi büyük önem taşıyor. Dolayısıyla risk faktörü olmayan kişilerin 45 yaşından sonra her 3 yılda bir diyabet için değerlendirilmek üzere hekime başvurmaları gerekiyor. Ailede diyabet öyküsü, obezite, hipertansiyon, hamilelikte diyabet ve polikistik over sendromu gibi risk faktörü olan kişilerde ise açlık kan şekeri testine daha erken yaşlarda başlanması ve sıklığının artması yaşamsal öneme sahip” diyor. Ancak toplumda diyabetle ilgili doğru sanılan hatalı bilgiler ve bu doğrultuda hareket edilmesi nedeniyle hastalığın tanısı gecikebiliyor, tedaviden etkin sonuç alınamayabiliyor veya hastalığın yol açtığı kalp damar hastalıkları gibi komplikasyonlar şiddetlenebiliyor. Peki, hangi yanlış inanışlar diyabet hastalarının hayatını güçleştiriyor? Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, diyabet hakkında toplumda doğru olduğu düşünülen 8 hatalı bilgiyi anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Prof. Dr. İnan Anaforoğlu

Diyabet sadece ileri yaştaki kişilerde görülür! YANLIŞ

Doğrusu: Yaygın inanışın aksine, diyabet sadece ileri yaşlarda değil, genç yaşlarda, hatta çocuklarda bile gelişebiliyor. Tip 2 diyabet daha çok genetik yolla geçen, ileri yaşlarda ortaya çıkan, hatalı beslenme ve kiloyla ilişkili olan bir diyabet türü. Ancak ülkemizde obezite sıklığının artmasıyla birlikte tip 2 diyabet daha erken yaşlarda, gençlerde, hatta çocuklarda dahi tespit edilebiliyor. Genetik geçişi çok zayıf olan ve mutlaka insülin tedavisi gerektiren bir diyabet türü olan Tip 1 diyabet ise daha çok çocukluk-ergenlik dönemlerinde oluşuyor.

Diyabetli kişiler spor yapamaz! YANLIŞ

Doğrusu: Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, diyabet hastalarının her türlü sporu yapabileceklerine dikkat çekerek, şöyle devam ediyor: “Hatta dünya çapında çok ünlü şampiyon sporcular bile var. Spor yapmak, düzenli egzersiz yapmak hastalarda kan şekerini düşürerek tedaviyi kolaylaştırıyor. Ancak unutulmamalı ki diyabetli kişiler spor yapmaya başlamadan önce diyabet tedavilerini yöneten doktorları, gerekirse kardiyoloji ile göz uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve kendilerine uygun spor programı açısından yönlendirilmeli, tedavileri düzenlenmeli”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Diyabet hastalarının hamile kalmaları sakıncalı! YANLIŞ

Doğrusu: Diyabeti olan hastalar, kan şekerleri düzenlendiğinde hamile kalabiliyor ve son derece sağlıklı çocuklar doğurabiliyorlar. Ancak annenin diyabeti hamilelikte çocuğa geçmese de, bu süreçte kötü yönetilmiş bir diyabet ise bebekte doğum sonrası şeker düşmesi ve sarılık gibi bazı komplikasyonlara ya da annede gebelik tansiyonu, erken veya zor doğum gibi bazı ciddi tablolara sebep olabiliyor. Hamilelik öncesinde ve hamilelik boyunca şekerin düzenli takip edilmesi durumunda ise hem bebekte hem de annede komplikasyon gelişme riski oldukça düşük oluyor.

Hamileyken insülin tedavisi bebeğe zarar verebilir! YANLIŞ

Doğrusu: Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu “Hamileyken diyabet için en uygun tedavi insülin tedavisidir. İnsülin plasentadan bebeğe geçmez, anneye ve bebeğe bir zararı olmaz” diyor.

Karbonhidratlı gıdalardan tamamen uzak durulmalı! YANLIŞ

Doğrusu: “Sadece şekerli gıdalardan uzak durarak diyet yapmak doğru değildir. Karbonhidratlar ve yeterince yağ ile proteinden oluşan dengeli bir diyet önemlidir” uyarısında bulunan Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, “Sağlıklı diyetin taze sebze-meyve, lifli gıdalardan zengin olması bekleniyor. Ayrıca glisemik indeksi düşük, kaliteli liften zengin karbohidratların tüketilmesi hastaları kan şekerindeki ani değişimlerden koruyor ve tok tutuyor. Kaliteli karbonhidratlar ayrıca sindirim sitemi ile bağışıklık sistemi için de faydalı oluyor” diyor.

Diyabet cinsel hayatı bitiriyor! YANLIŞ

Doğrusu: Diyabetik hastaların kan şekerleri beklenen-normal aralıklarda seyrettiği sürece cinsel fonksiyon bozukluğu olması beklenmiyor. Hastaların cinsel hayatları normal bir şekilde devam edebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İnsülin bağımlılık yapar! YANLIŞ

Doğrusu: İnsülin; organlarımızın ve hücrelerimizin hayatta kalmaları-beslenmeleri için ihtiyaçları olan glukozu almalarını sağlayan, pankreastan salgılanan bir hormon. Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, insülinin bağımlılık yapma özelliği olmadığını belirterek, “İnsülin eksikliğinde dışarıdan insülin verilmesi gerekiyor. Yine tip 1 diyabet, organ yetmezliği, ameliyat dönemi ve hamilelik gibi bazı özel durumlarda insülin tedavisine ihtiyaç duyulabiliyor. Bazı hastalarda diyet ve egzersizin eşlik ettiği ilaçlarla metabolik iyileşme ve kilo verme sonrasında insülin tedavisi kesilerek diğer tedavilere geçilebiliyor. Ancak hekim önerisi olmadan hastaların kendi kendilerine insülin tedavilerini asla kesmemeleri gerekiyor” diyor.

Doğal balda-pekmezde, nar ekşisinde ve erik ile yeşil elma gibi ekşi meyvelerde şeker yoktur. Kan şekerini yükseltmezler! YANLIŞ

Doğrusu: Balda-pekmezde, nar ekşisinde ve ekşi meyvelerde şeker vardır. Dolayısıyla kan şekerini yükseltirler.

İnsülin direncinde bu üçlüye dikkat!

İnsülin direncinde bu üçlüye dikkat!

Sık sık acıkıyor musunuz? Açlığa karşı tahammülsüz müsünüz? Karbonhidratlı gıdalara, özellikle tatlılara düşkünlüğünüz var mı? Yemekten sonra aniden uyku bastırıyor mu? Gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda yeme ihtiyacı duyuyor musunuz? Bu belirtiler size tanıdık geliyorsa, dikkat! Sorununuzun nedeni; ülkemizde her 3 kişiden birinde görülen ve diyabet hastalığının ilk adımı olan ‘insülin direnci’ olabilir!

Pankreastan salgılanan bir hormon olan insülinin görevi, kandaki şeker moleküllerinin hücre içine girmesini, böylece hücreler tarafından ‘yakıt’ olarak kullanılmasını sağlamak. Kısaca, hücrelerin şeker moleküllerini içeri alan kapısının ‘anahtarı’ gibi düşünebiliriz insülini. İnsülin kandaki şeker miktarına göre salgılanıyor. Örneğin salatalık yediğimizde kan şekerinde 1 birim yükselme olursa, vücut hemen 1 birim insülin salgılıyor, baklava yediğimizde kan şekeri 20 birim yükseliyorsa 20 birim insülin salgısı oluyor.  Ülkemizde her 3 kişiden birinin sorunu olan insülin direnci; vücuttaki şekeri düzenleyen insülinin görevini yerine getirmekte güçlük çekmesi olarak tanımlanabilir.

Acıbadem Dr. Şinasi an (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler

İnsülin direnci geliştiğinde, hücreler ile kandaki şeker molekülleri arasına adeta bir duvar örülüyor. Bunun sonucunda, örneğin 10 birim şeker düzeyi artışına normalde yeterli gelecek olan 10 birim insülin, önündeki metabolik engeli bu düzeylerde aşamıyor ve kan şekerinin hücre içine girmesinde yeterli gelemiyor. Bu durumda vücut, şekeri yeterli miktarda hücre içine sokabilmek için 10 birim yerine 20 birim veya daha fazla insülin salgılamaya başlıyor.  Özellikle genetik olarak diyabet riski taşıyanlarda, yıllar içinde sürekli fazla insülin salgılayan pankreas bezinin rezervleri azalınca ve bir gün gelip önündeki duvarı aşacak kadar çok insülin salgılayamadığında ‘diyabet’ gelişiyor.

İnsülin direncine yol açan etkenlerin başında ise genetik yatkınlık geliyor, yani ailede diyabet öyküsü olması çok önemli bir risk faktörü. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, aile öyküsüne hareketsiz yaşam, düzensiz beslenme, uyku düzensizliği gibi çeşitli faktörler de eşlik ettiğinde insülin direncinin geliştiğini belirterek, “Vücutta artan insülin özellikle sık acıkma, açlığa tahammülsüzlük, karbonhidratlı gıdalara düşkünlük, hatta bazı hastalarda gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda tüketme gibi iştah bozukluklarına yol açıyor. Bu yeme bozuklukları zamanla kilo alımıyla ve insülin direncinin artmasıyla sonuçlanabiliyor” diyor.  Peki, insülin direncini kırmak için nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, insülin direncinin önlenmesi ve tedavisi için 10 etkili kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Egzersiz yapın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Hareket, hücrelerin şeker kullanımını kolaylaştıran ve daha az insülinin şeker metabolizmasının düzenlenmesinde yeterli olmasını sağlayan en önemli faktördür” diyerek, şöyle devam ediyor: “Her tür spor yapılabilir. Her gün 30 dakika veya haftada 3 kez, 50 dakikalık yürüyüş yapılabileceği gibi; yüzme, salon sporları, bisiklete binmek, hatta dans etmek bile insülin direnciyle mücadelede son derece faydalı olacaktır.”

Unlu gıdaları azaltın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, karbonhidratlı yiyeceklerin kan şekerini daha fazla yükseltme potansiyeline, dolayısıyla insülin salgısını daha fazla uyarma yeteneğine sahip olduklarını belirterek, “Karbonhidratlı yiyecekler; kan şekeri kontrolünü zaten normalden fazla insülinle yapabilen insülin direnci hastalarında hem insülin salgısının daha da artmasına, hem kilo alımına hem de pankreas rezervinin daha hızlı tükenmesine yol açarlar” uyarısında bulunuyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, bu nedenle diyetteki karbonhidrat miktarının mutlaka azaltılması gerektiğine dikkat çekerek, “Rafine karbonhidratlar, yani unlu ve şekerli gıdalar yerine meyve ve sebze gibi doğal ama lifli karbonhidrat türleri tercih edilmelidir” diyor.

Atıştırmalıklara dikkat!

Yakın zamana kadar 3 ara ve 3 ana öğün olmak üzere sık sık beslenmek önerilirken, son birkaç yıldır ‘aralıklı oruç’ adı verilen ve ara öğün içermeyen beslenme şekilleri popüler oldu. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Ara öğün alması gereken bir grup hasta dışında, aralıklı oruç insülin salgısının daha az uyarılmasına yol açtığı için tercih edilebilir” diyerek,  şu önemli noktaya dikkat çekiyor: “Ancak günde 3 ana öğün yerine 2 öğün yenilmesi, arada acıkmaya ve atıştırmalara neden olabilir. İnsülin direncini artıran, kilo almayı kolaylaştıran en büyük beslenme hatası, atıştırmalardır. Bu nedenle hangi beslenme şekli seçilecekse seçilsin, sağlıklı öğünler şeklinde olmalı ve aralarda abur cubur adını verdiğimiz gıdalar en aza indirilmelidir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Meyveleri sınırlayın

Meyveler doğal ve lif içeren sağlıklı karbonhidratlar arasında yer alıyorlar. Ancak meyve şekeri de insülin salgısını çok uyarıyor ve aşırı meyve tüketimi hem kilo aldırıyor hem de insülin direncini artırıyor.  Bu nedenle bir seferde bir porsiyon meyve tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Günün farklı saatlerinde toplam 3 porsiyon meyve tüketebilirsiniz. Bir porsiyon meyveyi, kabaca tabağa koyduğunuzda; 1 adet orta boy elma hacminde yer kaplayan meyve miktarı diye tanımlayabiliriz. Yani, 1 elma veya 1 portakal veya 1 armut veya 3 kayısı gibi. Meyveyi bir seferde bu miktarı aşmayacak şekilde tüketmeye özen gösterin.

Bal-reçel-pekmez üçlüsünü azaltın

Çok sağlıklı bir besin olan doğal balın yanı sıra reçel ve pekmez de; çok yoğun, dile değer değmez emilmeye başlayan ve kanda hızla yükselen şeker içeriyorlar. Üstelik bu besinleri genellikle sabah tüketiyoruz, yani midemiz boş iken. Dolayısıyla emilimleri daha da hızlanıyor. Aynı hızda da pankreası uyararak insülin salgısını artırıyorlar. Bu nedenle insülin direnciniz varsa, bu gıdaların tüketimini çok azaltmanız gerekiyor.

Şekerli içeceklerden uzak durun

Gazlı içecekler, buzlu çay türevleri ve limonata gibi içecekler yoğun ve hemen kana karışan şeker içeriyorlar. Bu nedenle insülin salgısını da hızla ve güçlü bir şekilde uyarıyorlar.

Meyve suyu yerine meyve tüketin

Bir bardak meyve suyunda 3-4 porsiyon meyvenin şekeri posasından ayrılmış halde yer alıyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Taze sıkılmış olsa bile bir bardak meyve suyu hem bir seferde ‘en fazla bir porsiyon yemeliyiz’  dediğimiz meyvelerin ortalama 3-4 porsiyonu kadar şeker içeriyor, hem de bu meyvenin şekeri posasız olduğu için çok hızla emilerek insülin salgısını çok hızlı artırıyor” diyor. Meyveler posasıyla yenildiğinde ise posa şeker emilimini yavaşlatıyor.  Bu yüzden vitaminleri meyve suyu ile değil, meyvenin kendisini tüketerek almayı alışkanlık haline getirin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tatlıyı aç karnına yemeyin!

Şekerli ve karbonhidratlı gıdalar midemiz boş iken yenildiklerinde içerdikleri şeker hızla emiliyor ve kan şekerini daha hızlı yükseltiyorlar. Bir o kadar hızda da insülin salgısını uyarıyorlar. Bu tür gıdaları mümkün olduğunca az yemeyi ve asla aç karnına tüketmemeyi kural olarak benimsemelisiniz.

Bu besinler öğünlerinizden eksik olmasın

Süt ve süt ürünleri (yoğurt, ayran, kefir ve peynir) yeşil sebzeler ve salatalar, karbonhidrat ile şeker içeren gıdalarla aynı anda yenildikleri zaman şeker emilimini yavaşlatıyorlar. Bu nedenle meyvenin yanında yoğurt, simidin yanında ayran veya peynir, patatesin yanında yoğurt ve yeşil salata tüketmeniz, bu besinlerin şeker emilim hızını dengeleyerek insülin salgısının daha az uyarılmasını sağlayacaktır.

Uykunuza dikkat edin

Uyku bozukluklarının genetik olarak diyabet riski taşımayan kişilerde dahi insülin direncini tetikleyebileceği, hatta diyabet gelişimine yol açabileceği artık biliniyor. Özellikle gece uykusu bu süreçte çok önem taşıyor ve gündüz uyumak gece uykusunun yerini tutamıyor. 24:00-08:00 saatleri arasında düzenli uyku alışkanlığı edinmek, insülin direncine karşı önemli bir rol üstleniyor.