Yazılar

Tuzun sağlığımız üzerinde etkisi nelerdir?

Tuzun sağlığımız üzerinde etkisi nelerdir?
Liv Hospital Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Ecder: “Gerek ülkemizde gerekse de dünyadaki birçok ülkede günlük alınan tuz miktarı çok yüksektir. Toplum sağlığı açısından tuzdan fakir beslenmenin büyük önemi vardır. Bu bilinç, çocukluk yaşlarından itibaren başlamalıdır. Tuz ile mücadele halk sağlığının korunması için temel hedeflerimizden biri olmalıdır.” diyerek tuzun insan sağlığı üzerine olan etkilerini anlattı.

Prof. Dr. Tevfik Ecder

Prof. Dr. Tevfik Ecder

Sodyum ve su dengesi önemlidir
“Tuz” veya “sofra tuzu” dendiğinde sodyum klorür anlaşılmaktadır. Sodyum, tüm canlıların yaşamlarındaki temel maddelerden biridir. Yaşamın devamı vücutta yeterli ve dengeli miktarda sodyum ve suyun varlığı ile mümkündür. Sodyum, bu yönü ile hayati önemi olan bir maddedir. Buna karşılık, sağlıklı bir insanın günlük sodyum ihtiyacını karşılamak için ek bir tuz alımına gerek yoktur.
Gıdalarla günlük sodyum ihtiyacı rahatlıkla sağlanabilir
Yiyeceklere değişik miktarlarda tuz katılması, bir ihtiyaç sonucunda değil, sadece damak zevki nedeniyledir. Fakat yiyeceklere ve içeceklere katılan tuzun insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu çok sayıda bilimsel çalışmada gösterilmiştir.

  • Kan basıncı yüksekliği olanlarda, şeker hastalarında, kalp yetersizliği olanlarda, kronik böbrek yetersizliği olan hastalarda fazla tuz alımının olumsuz etkileri bilinmektedir.
  • Sağlıklı bireylerin de fazla tuzlu beslenmesinin kalp ve damar sistemi üzerine olumsuz etkilerinin olduğu birçok araştırmada bildirilmiştir. Yapılan çalışmalarda günlük tuz alımının 6 gramın altında tutulmasının kalp ve damar hastalıklarından korunmada büyük öneminin olduğu görülmüştür.

Gerek ülkemizde, gerekse de dünyadaki birçok ülkede günlük alınan tuz miktarı çok yüksektir. Toplum sağlığı açısından tuzdan fakir beslenmenin büyük önemi vardır. Bu bilinç, çocukluk yaşlarından itibaren başlamalıdır. Tuz ile mücadele halk sağlığının korunması için temel hedeflerimizden biri olmalıdır.

Sağlıklı tuz tüketimi nasıl olmalıdır?
Gıdalara hiç tuz eklemesek bile günlük ihtiyacımız olan tuzu (sodyumu) normal besinlerden almamız mümkündür. Bu nedenle ek tuz kullanmamıza gerek yoktur. Gıdalara hiç tuz eklemeden ve tuzdan zengin besinleri (turşu, salamura ve konserve ürünler, şarküteri besinler gibi) hiç tüketmeden günde 6 gramın altına ancak ulaşılabilmektedir. Bu nedenle olabildiğince tuzdan ve tuzlu besinlerden uzak durmak hedeflenmelidir. Bol tuzlu beslenenlerin tuzdan fakir beslenmeye geçişi ilk haftalarda damak zevki açısından sorun oluştursa da, 4-6 haftalık bir sürede çoğunlukla tuzsuz diyete alışılmaktadır.

Tuzsuz diyetle beslenmenin insan sağlığına zararlı etkileri olabilir mi?

Tuzsuz diyet yapan bazı hastalarda kan tuz konsantrasyonda azalma (hiponatremi) ile karşılaşılmaktadır. Bunun nedeni, tuzdan fakir beslenmeden ziyade, çoğu kez beraberinde bazı diüretiklerin (idrar söktürücülerin) kullanılması ve aşırı sıvı alınmasıdır. Sağlıklı kişilerin tuzdan fakir beslenmesi ile kan tuz düzeyinde düşüş ya da başka bir sorun beklenmez.

Tuz tüketimini azaltmak için nelere dikkat edilmelidir?

Sofrada yemeklere eklenen tuzun dışında, yediğimiz pek çok ürün fazlasıyla tuz içermektedir. Yemeklere tuz eklemesek bile bu ürünlerden günlük ihtiyacımızın çok üzerinde tuz alma riski vardır. Bu konuda toplumdaki bilinci artırmaya çalışmalıyız ve satın aldığımız ürünlerin tuz içeriklerine bakmayı alışkanlık haline getirmeliyiz.  

Prof. Dr. Tevfik Ecder

Sağlığa etki açısından tuz çeşitleri arasında bir fark var mıdır?

Doğadaki çeşitli tuz kaynaklarından elde edilen tuzun rafine edilmesi sonucunda sodyum klorür dışındaki diğer elementler uzaklaştırılmakta ve sodyum klorür elde edilmektedir. Bunun yanında son yıllarda giderek artan sayıda “doğal tuz” adı altında çeşitli tuz ürünleri (kaya tuzu, Himalaya tuzu, deniz tuzu, okyanus tuzu gibi) ile karşılaşmaktayız. Bu ürünler rafine edilmeden yani doğadan elde edilmiş hali ile pazarlandığı için çok sayıda başka elementleri de içerebilmektedir. Fakat yine de içeriğinin büyük bölümünü sodyum klorür oluşturduğu için rafine tuzlardakine benzer şekilde sodyum almanın sakıncalarını beraberinde taşımaktadır. Bu tuzların içindeki diğer minerallerin varlığından dolayı, bu tuzların “yararlı” olduğunu düşünmek yanlıştır. Çünkü bu mineraller zaten diğer gıdalar ile yeterli düzeyde alınmaktadır. Bu mineralleri alma amacı ile bu tuzları tüketmek, beraberinde sodyum alınmasının sakıncalarını da getirecektir.

Her doğal tuz ürününün güvenli olmadığı bilinmelidir!
Yapılan bazı önemli bilimsel çalışmalarda bazı doğal tuz ürünlerinin bakır, kurşun, nikel, cıva, arsenik ve uranyum gibi vücut için toksik olabilecek bazı elementleri içerdiğini göstermiştir. Ayrıca bazı deniz tuzu ve okyanus tuzu ürünlerinde doğaya karışmış olan plastik maddeler gösterilmiştir. Bu nedenle her doğal tuz ürününün güvenli olmadığı da bilinmelidir.

Suni tuzlara dikkat!
Tuzsuz diyet yapmada zorlananlar için “suni tuz” adı altında sodyum içeriği azaltılmış ve bunun yerine potasyum ile desteklenmiş tuzlar da piyasada yer almaktadır. Bu tuzların kullanılmasının, kronik böbrek yetersizliği gibi potasyumun kısıtlanması gereken hastalıklarda ciddi sakıncaları olabilir. Bu konuda her hasta hekimine danışmalıdır. Ayrıca bu tuzların “tuz lezzeti” daha az olduğundan, aynı lezzete ulaşabilmek için aşırı tüketilme riski de vardır.

Tuzun iyotlu veya iyotsuz olarak alınmasının bir önemi var mıdır?

Tuzun iyotlu olarak kullanılması iyot eksikliğinden korunmak açısından yararlıdır. Fakat iyotlu tuz kullanmanın sakıncalı olduğu bazı tiroid hastalıkları vardır. Bu nedenle herkesin mutlaka iyotlu tuz kullanması gerektiği düşüncesi doğru değildir. Tiroid hastaları bu konuda ne yapmaları gerektiğini hekimlerine danışmalıdırlar.

Gençlerde hipertansiyon böbrek hastalığı habercisi olabilir!

Gençlerde hipertansiyon böbrek hastalığı habercisi olabilir!

Tüm dünyada önlenebilir ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan hipertansiyon ülkemizde her 3 erişkinden 1’inde görülen yaygın bir hastalık. Üstelik son yıllarda gençlerde görülme sıklığı giderek artıyor. Türkiye’de 35 yaşından genç her 10 kişiden 1 -2’sinde hipertansiyon tespit ediliyor. Ancak hipertansiyonun gençlerde görülmeyeceğinin düşünülmesi nedeniyle belirtilerin göz ardı edilmesi ve kan basıncının düzenli ölçümünün yapılmaması gibi etkenler hipertansiyon tanısının konulmasını geciktiriyor.  Acıbadem International Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Gülay Yılmaz, özellikle gençlerde görülen hipertansiyonun genellikle böbrek hastalıkları gibi başka bir sağlık problemi nedeniyle oluştuğuna dikkat çekerek, “Altta yatan hastalığın tedavisi yapılmadıkça, kan basıncının düzenlenmesi ve uç organ hasarının önlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle hiçbir yakınması olmasa bile 17 yaşından itibaren her gencin yılda bir kez kan basıncını ölçtürmesi gerekiyor. Böylece sinsi seyreden hipertansiyon atlanmayacak, erken tanı sayesinde yol açtığı komplikasyonlar önlenebilecektir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Gülay Yılmaz

Nedeni böbrek hastalığı olabilir!

Günümüzde sistolik (büyük) kan basıncının 140 mmHg’den ve diyastolik (küçük) kan basıncının da 90 mmHg’den yüksek olması ‘hipertansiyon’ olarak kabul ediliyor. Hipertansiyon; esansiyel (primer)  ve sekonder (bazı hastalıklara bağlı gelişen) olmak üzere ikiye ayrılıyor. Gençlerde daha çok görülen sekonder hipertansiyonun en yaygın nedeninin böbrek hastalıkları olduğu uyarısında bulunan Nefroloji Uzmanı Dr. Gülay Yılmaz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Böbrek hastalıkları arasında en sık görülenler; böbrek damarlarının darlığı, böbrek damarlarının iltihabı, akut böbrek yetmezliği ve kronik böbrek yetmezliğidir. Hipertansiyona sebep olan hastalık tedavi edilmediği takdirde de son dönem böbrek hastalığıyla sonuçlanabiliyor. Oysa geri dönüşümsüz olsa da, tedavi ile kronik böbrek hastalığının ilerlemesi yavaşlatılabiliyor, son döneme gidişi önlenebiliyor. Bu nedenle özellikle gençlerde hipertansiyon tespit edilmiş ise mutlaka sebebi araştırılmalı ve tedavisi yapılmalıdır”

Belirtiler nedene göre değişiyor!

Hipertansiyon sıklıkla sinsi seyreden bir hastalık. Belirti verdiğinde ise en sık baş ağrısı ile kendini belli ediyor. Bu nedenle baş ağrısının ‘strestendir’ düşüncesiyle ihmal edilmemesi yaşamsal öneme sahip. Ayrıca halsizlik, yorgunluk, çarpıntı, görme bozuklukları ve bulantı sorunları gelişebiliyor. Nefroloji Uzmanı Dr. Gülay Yılmaz, gençlerde yaygın görülen sekonder hipertansiyonda ise altta yatan hastalığa bağlı belirtilerin ön planda olduğuna işaret ederek, “Örneğin, böbrek hastalığı olanlarda halsizlik, iştahsızlık, bulantı, yüzde ve vücutta şişme, idrar miktarında azalma, idrarda renk değişikliği ve köpüklenme, kansızlık ile kemik ağrıları başlayabiliyor. Tiroit hormon  bozukluğu sorunu yaşayan hastalarda ise kilo artışı, saç dökülmesi, uyku bozuklukları ve kabızlık gibi sorunlar daha sık görülüyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

HİPERTANSİYONA KARŞI 5 ETKİLİ ÖNLEM!

Hipertansiyonda yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi büyük önem taşıyor. Nefroloji Uzmanı Dr. Gülay Yılmaz, kan basıncının ideal değerlerde kalması için almanız gereken önlemleri şöyle anlatıyor:

Tuzsuz beslenin

Hipertansiyondan korunmak için dikkat etmeniz gereken en önemli alışkanlığınız tuzu azaltmak olmalı! Yapılan çalışmalara göre, günlük tuz alımını 3 gram azaltmak kan basıncını 1,2 mmHg düşürüyor. Kan basıncınızın ideal değerlerde kalması için günde 5-6 gramdan fazla tuz almayın. Bunun için yemeklerinize tuz serpmeyin, işlenmiş ve paketli gıdalardan da uzak durun.

İdeal kilonuza ulaşın

Çağımızın önemli bir sağlık sorunu olan obezite hipertansiyonun önemli bir sebebini oluşturuyor. Öyle ki obezite sorunu yaşayan her 4 gençten 1’inde hipertansiyon tespit ediliyor. Boyunuza ve yaşınıza göre ideal olan vücut ağırlığına ulaşmaya çalışın. Vücut kitle indeksinizin 18,5-25 kg/m2 arasında olması ideal ağırlıkta olduğunuzu gösteriyor. İdeal kilonuzu korumak için sağlıklı beslenmenin yanı sıra düzenli egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirin. Haftanın 3-4 günü 20-30 dakika yürüyebilir, koşabilir, yüzebilir veya bisiklet sürebilirsiniz.

Akdeniz tipi beslenin

Akdeniz tipi beslenme alışkanlığının kan basıncının düşmesinde etkili olduğu yapılan çalışmalarda kanıtlanmış. Taze sebze ve meyve, lifli gıdalar, haftada 2-3 gün kuru baklagiller ile balık tüketerek kan basıncının ideal seviyede kalmasını sağlayabilirsiniz. Salam, sosis gibi doymuş yağ içeren ürünlerden ise kaçının. Ayrıca kalorisi yüksek ve rafine şeker içeren pasta, kek ile hazır meyve suyu gibi ürünlerden de uzak kalmanız çok önemli.

Sigara ve alkolü bırakın

Sigara kan damarlarının daralmasına ve damarı koruyucu tabakanın bozulmasına yol açarak kan basıncını yükseltiyor. Yapılan çalışmalara göre; sigara içen hipertansif hastaların kalp krizinden ölme riskleri 3 kat, inmeden ölme riskleri de 2 kat artıyor. Alkol hem doğrudan etki ile hem de kullanılan ilaçlarla etkileşerek kan basıncını yükseltebiliyor. Ayrıca, alkolün yanında tüketilen ve tuz içeriği yüksek olan kuruyemiş ile çeşitli besinler nedeniyle de kan basıncı yükselebiliyor.

Stresten kaçının

Stres sempatik sinir sistemini aktive ederek kan basıncının yükselmesine neden olabiliyor. İyi uyku, gün ışığı ve stresle baş etmek için destek almak kan basıncını düzenleyebiliyor.

Aşırı tuz içeren besinlere dikkat!

Aşırı tuz içeren besinlere dikkat!

Günümüzde giderek yaygınlaşan ve genç yaşlarda da görülme sıklığı artan kalp ve damar hastalıklarından inmeye, böbrek yetmezliğinden obeziteye… Uzmanların tüm uyarılarına karşın bir türlü önü alınamayan aşırı tuz tüketimi sağlığı ciddi şekilde tehdit ediyor! Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gram (bir çay kaşığı) olması kalması gerektiğini belirtirken, ülkemizde tuz tüketimi birkaç kata çıkabiliyor! Üstelik pek çok kişi yemeğin lezzetini artırmak için tabağa da ayrıca eklemekten kaçınmazken; işlenmiş besinlerden atıştırmalıklara dek yüksek tuz içeren yiyeceklerin tüketimi de riski artırıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, içerdiği minerallerle dozunda yani günlük ortalama 5 gram tüketildiğinde önemli faydaları bulunan tuzun, aşırı tüketildiğinde ise yaşamsal tehlikelere yol açabildiğini vurguluyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya 14-20 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, aşırı tuzun 6 zararını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya

Hipertansiyon

Günümüzde giderek yaygınlaşan hipertansiyon (yüksek kan basıncı) aşırı tuz tüketimi ile doğrudan ilişkili olan tehlikeli bir hastalıktır. Fazla tuz tüketimi kan basıncını artırarak kalp yetmezliği, kalp büyümesi ve kalp krizine neden olabilir. Alınması önerilen günlük tuz miktarı yaklaşık 5 gramdır ve bu da yaklaşık bir çay kaşığı tuzdur. Kökeni ve adı ne olursa olsun (deniz, kaya vs) sofra tuzu sodyum klorürdür ve fazlası kalp hastalıkları riskini artırır. Yapılan çalışmalar; diyetle alınan tuzun 10 gramdan 5 grama düşürülmesiyle kalp ve damar hastalıklarının riskinin yüzde 17 oranında azalabildiğini göstermektedir.

Böbrek hastalıkları

Fazla tuz kullanımı, böbreklerde hasara yol açan etkenlerden biridir. Tuz alımı idrar yoluyla kalsiyumun vücuttan atılımının artmasına yol açar. Vücutta kalsiyum eksilince, bağırsaktan kalsiyum emilimi artar. Bu da böbrek taşlarına zemin hazırlar. Ayrıca aşırı tuz tüketimi protein kaçağına neden olur ki, protein kaçağı böbrek hastalığının en önemli bulgularından birisidir. Tuz alımı yüksek olduğunda böbreklerin aşırı tuzu atmak için daha fazla çalışması gerekir. Bu da böbreğin ömrünü kısaltır. Böbrek hastalıklarının tedavisi için tuzun azaltılması şarttır.

İnme

24 saatlik idrardaki sodyum miktarı ne kadar yüksek ise, inme görülme riski o kadar artar. Yapılan bilimsel çalışmalar; tuz tüketiminin azaltılmasının inme riskini azalttığını, örneğin diyetle alınan 10 gram tuzun 5 grama düşürülmesiyle inme riskinin yüzde 23 oranında azalabildiğini gösteriyor.

 Obezite

Fazla tuz tüketimi dolaylı bir obezite nedeni olarak kabul edilir. Yapılan çalışmalarda; marketlerde tuzlu yiyecekler ile asitli ve şekerli içeceklerin satışlarındaki artış hızının benzer olduğu saptanmıştır. Asitli ve şekerli içecek tüketiminin en önemli belirleyicisi tuzdur. Günlük tuz alımı 10 gramdan 5 grama inince, günlük sıvı alımında 350 ml azalma olur ki bu sıvılar genellikle meşrubat şeklindedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Osteoporoz

Aşırı tuz tüketimi kemiklerden kalsiyum kaçışına yol açarak kemik yapısının zayıflamasına, kırılganlığının artmasına ve basit düşmelerin bile kırıkla sonuçlanmasına neden olur. Günümüzde hareketsiz yaşam ve yüksek tuz içeren fast-food tüketimin de artmasıyla giderek yaygınlaşan, toplumda kemik erimesi olarak bilinen osteoporozdan korunmak için önemli kurallardan biri de aşırı tuz tüketiminden kaçınmaktır.

 Ödem

Tuz alımı artınca idrarda basınç natriürezi olur yani tuzun fazlasını böbrekler atar. Ancak, aşırı tuz alımı devam ederse, vücutta tuz birikir. Her tuz molekülü, 4 molekül su bağlar ve kalp yetmezliği, ödem, akciğer ödemi gibi sorunlar oluşur. Ödem birçok tıbbi sorundan meydana gelebildiği gibi, hareketsizlik, karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve fazla tuz tüketiminden de kaynaklanabilir. Dokularda fazla sıvı birikimi anlamına gelen ödeme karşı tuzu kısıtlamak da etkili olur.

Böbrekleri neler yıpratır!

Böbrekleri neler yıpratır!

Günümüzde böbrek hastalarının sayısı gün geçtikçe artıyor. Öyle ki dünya genelinde 850 milyon kişinin çeşitli etkenler nedeniyle böbrek hastalığına yakalandıkları düşünülüyor. Türkiye’de yaklaşık 7.5 milyon kişi kronik böbrek hastalığıyla mücadele ediyor. Bir başka deyişle, ülkemizde her 6-7 erişkinden 1’i böbrek hastası. Genellikle sinsi ilerlemesi ve geri dönüşümü olmaması nedeniyle kronik böbrek hastalığı ölüme yol açan etkenler arasında gün geçtikçe üst sıralara yükseliyor. Dünyada yılda en az 2.4 milyon kişi kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybederken, bu sayının 2030 yılında ikiye katlanarak 5.4 milyona yükseleceği öngörülüyor.

Böbrek sağlığına toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla dünyada ve ülkemizde her yıl Mart ayının ikinci perşembesi, Dünya Böbrek Günü’nde, farkındalık yaratılmaya çalışılıyor. 2022 yılının sloganı, “Herkes için böbrek sağlığı” olarak belirlendi. Bunun nedeni ise böbrek hastalıklarının günümüzde küresel bir sağlık sorunu haline gelmesi. Bu yıl 10 Mart’a denk gelen “Dünya Böbrek Günü” kapsamında açıklamalarda bulunan Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem International Hastanesi Böbrek Nakli Merkezi Nefroloji Sorumlusu Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrek fonksiyon bozukluğunun aslında düzenli yapılan idrar ve kan testleriyle erken dönemde tespit edildiğinde böbrek yetmezliğinin önlenebildiğini veya geciktirilebildiğini belirterek, “Ancak yılda bir kez yapılan rutin taramalar ihmal edildiği için çoğu yetişkin kronik böbrek hastası olduğunu bilmeden yaşantısını sürdürüyor ve hastalık son dönem böbrek yetmezliği evresine kadar ilerleyebiliyor.” diyor.  Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrek sağlığı için yaşam alışkanlıklarına mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatarak, “Yeterli su tüketmek, tuzu kısıtlamak, kan basıncı ile kan şekerini kontrol altında tutmak, sigara ve alkol alışkanlığından vazgeçmek, gelişigüzel ilaç kullanmamak, sağlıklı beslenmek ve hareketli bir yaşam sürmek böbrek hastalıklarına karşı alınabilecek en önemli önlemlerdir” bilgisini veriyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrekleri en çok yoran 8 nedeni anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ülkem Çakır

Diyabet

Diyabet böbreklerin en büyük düşmanlarından biri olarak nitelendiriliyor. Kontrolü sağlanamayan kan şekeri nedeniyle böbreklerdeki atıkları süzmekle görevli olan kan damarları zarar görünce, böbrekler işlevlerini yapamaz hale gelebiliyor. Türk Nefroloji Derneği Böbrek Kayıt Sistemi’nin verileri, ülkemizde diyalize yeni başlayan hastaların yaklaşık yüzde 38’inde böbrek yetmezliği sorumlusunun diyabet hastalığı olduğunu ortaya koyuyor.

Hipertansiyon

Türk Nefroloji Derneği Böbrek Kayıt Sistemi’nin verilerine göre; ülkemizde diyaliz tedavisi gören hastaların yüzde 27’sinde böbrek yetmezliğinin nedeni hipertansiyon oluyor. Ülkemizde her üç erişkinden birinde görülen hipertansiyon böbreklerdeki damarlarda yapısal bozukluğa ve tıkanıklığa yol açıyor ve bu tablo da böbrek yetmezliğiyle sonuçlanıyor.

Obezite

Obezite kronik böbrek hastalığının oluşumunda önemli bir risk faktörü. Öyle ki yapılan bilimsel araştırmalar; obezite hastalarında kronik böbrek yetmezliği gelişme riskinin yüzde 83 gibi oldukça yüksek bir oranda arttığını gösteriyor. Bunun nedeni ise artan kiloyla birlikte böbreklerin de yükünün artması. Ayrıca obezite kronik böbrek hastalığının oluşumunda etkisi olan diyabet ve hipertansiyon gibi metabolik hastalıklara yol açarak, dolaylı olarak da etkili oluyor.

Yetersiz su içmek

Yetersiz su tüketimi de böbreklerde ciddi hasar oluşturan önemli etkenlerden biri. Zira yeterince su içmediğimizde kandan süzülen zararlı maddeler vücudumuzdan atılamadığı için böbreklerimiz daha fazla çalışmak zorunda kalıyor ve hızla yıpranmaya başlıyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbreklerimizin sağlığı için her gün yeterli su içme alışkanlığı edinmemiz gerektiğini hatırlatarak, “Az içilen suyun yanı sıra fazla içilen su da zararlı oluyor. Dolayısıyla normal kiloda olan bir kadının günde 1.5-2 litre, erkeğin de 2-2.5 litre su içmesi yeterli gelecektir” diyor.

Yemeklere tuz serpmek

Yapılan çok sayıda bilimsel araştırmaya göre; fazla tüketilen tuz kan basıncını yükselterek böbrek yetmezliğine kadar gidebilen ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü; günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında olmasını öneriyor ve bu miktar tepeleme bir çay kaşığına denk geliyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrek sağlığınız için yemeklerinize tuz serpiştirmemeniz gerektiği uyarısında bulunarak, “Zira bu miktar yemeklere eklediğimiz tuzu değil, işlenmiş ürünler de dahil olmak üzere tüm besinlerle aldığımız toplam tuz miktarını ifade ediyor” diyor.

 

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gelişigüzel ilaç kullanmak

İlaçlar hastalıkların tedavisinde başrol üstlenseler de bilinçsizce tüketildiklerinde ise tam aksine zarar verebiliyorlar. Bu nedenle uzmanlar her fırsatta ilaçların mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyorlar. Örneğin, sık ve gelişigüzel kullanılan bazı ağrı kesiciler ve romatizmal hastalıklarda başvurulan antiinflamatuar ilaçlar hipertansiyon ile böbrek yetmezliğine yol açabiliyor.

Sigara ve alkol

Sigara böbreklerde ciddi hasar oluşturan önemli bir risk faktörü. Bunun nedeni ise sigaranın böbrek yetmezliğine kadar götürebilecek olan ağır toksinler içermesi. Bilimsel çalışmalara göre; sigara alışkanlığı böbrek hasarını ve kronik böbrek hastalığının seyrini en az yüzde 30 gibi yüksek bir oranda hızlandırıyor. Alkol de böbreklerimize hasar veren kimyasal maddeler barındırdığı için haliyle fazla tüketildiğinde böbrekleri yoruyor.

Hatalı beslenme alışkanlıkları

Böbrek sağlığımız için dikkat etmemiz gereken bir başka önemli nokta da, hatalı beslenme alışkanlıklarımızdan vazgeçmek!

  • Hayvansal proteinler böbreklerde oluşan yükü artırdığı için kırmızı et tüketimini kısıtlayın.
  • Kafein içeren besin ve içecekleri sınırlı tüketin. Günlük tüketebileceğimiz kafein miktarı 200-300 mg oluyor ki bu da yaklaşık 2 büyük fincan kahve anlamına geliyor.
  • Şekerli besinler de obezite, hipertansiyon ve diyabetin oluşum riskini artırmaları nedeniyle önerilmiyor.
  • Yapılan çalışmalara göre; günde 2 veya daha fazla bardak gazlı içecek tüketmek idrardaki protein miktarını artırdığı için böbrekleri yoruyor.

Fazla tuz tüketiminin zararları

Fazla tuz tüketiminin zararları

Vücudun elektrolit dengesini sağlıyor, asit-baz dengesini koruyor, sinir sisteminin düzenli çalışmasında kilit rol üstleniyor, kan dolaşımını düzenliyor… İdeal miktarlarda tüketildiğinde sağlığımız üzerinde son derece önemli katkıları olan ‘tuz’, bunun aksine fazla miktarda alındığında ise adeta bir ‘zehre’ dönüşebiliyor!

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; günde ortalama 5 gram tuz vücudumuzun ihtiyacını karşılamak için yeterli geliyor. Ancak yapılan çalışmalar, ülkemizde ideal tuz miktarından yaklaşık 3 kat fazla tuz tüketildiğini gösteriyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin yemeklere tuz eklemeden de tükettiğimiz besinlerden günde 5 gram tuz aldığımıza dikkat çekerek, “Sanılanın aksine tuzun büyük bir miktarını yemeklere serpilen tuzdan değil, salam, sosis veya paketlenmiş atıştırmalıklar gibi işlem görmüş besinlerden alıyoruz. Öyle ki işlenmiş besinler sodyum alımının yaklaşık yüzde 75 gibi yüksek bir oranını oluşturuyor. Dolayısıyla sofradan tuzluğu kaldırmak kadar işlenmiş besinlerden uzak durmak çok önemli.” diyor. Peki ideal miktarın üzerinde tüketilen tuz sağlığımızı nasıl etkiliyor? Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin fazla tuz tüketiminin neden olduğu 6 hastalığı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Yüksek tansiyon

Fazla tuz tüketiminin yol açtığı en önemli sorunlardan biri, kan basıncını yükseltmesi. Ayrıca tuz etkilerini azalttığı için kan basıncını düşürmek amacıyla alınan tansiyon düşürücü ilaçların dozunu ve sıklığını da artırmak gerekiyor. Tuz ile hipertansiyon arasında doza bağlı ve doğrudan bir ilişki mevcut. Günlük sodyum tüketiminin 1.8 gram azaltılması hipertansiyon hastalarında sistolik (büyük) kan basıncında 9.4 mmHg, diyastolik (küçük) kan basıncında da 5.2 mmHg düşme sağlıyor.

Kan basıncı yükseldiğinde inme riski de 3 kat artıyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin bunun aksine tuz alımının azaltılmasının uzun dönemde inme ve kalp damar hastalıkları riskini düşürdüğüne dikkat çekerek, “Örneğin tuz tüketimi 10 gramdan 5 grama düştüğünde kalp damar hastalıkları riski yüzde 17, inme riski de yüzde 23 oranında azaltılabiliyor.” diyor.

İnsülin direnci

Tuz tüketiminin fazla olduğu beslenme alışkanlığı, karın bölgesindeki yağ hücrelerinin çoğalmasına neden olan kandaki leptin düzeyini yükseltiyor. Prof. Dr. Sevgi Şahin karın bölgesinde oluşan yağlanmanın da insülin direnci için önemli bir risk faktörü oluşturduğunu belirterek, “Bunun aksine düşük sodyumlu beslenme alışkanlığı edinmek glukozu dokulara taşıyan transporterlerin miktarını ve yağ hücrelerinin içindeki insülin reseptörlerini düzenliyor ve böylece insülin direnci azalıyor.” diyor.

Osteoporoz

Günümüzün önemli bir sağlık problemi olan ve ‘osteoporoz’ olarak adlandırılan kemik yoğunluğu azalması nedeniyle 50 yaş üstündeki her 2 kadından biri ve her 5 erkekten biri, kemik kırıkları problemiyle karşı karşıya kalıyor. Fazla tuz tüketimi kemiklerden kalsiyumun serbestleşmesine ve idrarla vücuttan atılmasına neden oluyor. Bunun sonucunda kemikler zayıflıyor ve kolay kırılabilir hale geliyor.

Mide kanseri

Yüksek sodyum içeren beslenme alışkanlığı ‘mide kanseri’ gibi çok ciddi bir tablonun gelişme riskini de artırıyor. Prof. Dr. Sevgi Şahin yüksek sodyum içeren beslenme alışkanlığının mide mukozasında hasar oluşturduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Yüksek sodyum içeren diyet, helicobacter pylori adlı bakterinin midede hasar yapmasına yatkınlık oluşturuyor. Hasarlanan mide mukozasında da kanser gelişebiliyor. Bu nedenle tuzlu, tütsülenmiş ve salamura gıdalardan uzak durmak gerekiyor” diyor.

Böbrek yetmezliği

Fazla tuz tüketimi sistemik kan basıncını yükseltmesinin yanı sıra böbrek içinde yer alan küçük damarların kan basıncını da artırıyor. Bunun sonucunda damarlar yırtılarak böbrek dokusunda hasar oluşturuyor. Fazla tuz tüketiminin yol açtığı bir başka önemli sorun da, idrarda protein kaçağına neden olması. Tüm bunların etkisiyle böbreklerde taş oluşumu veya uzun dönemde böbreklerde yetmezlik gibi önemli sorunlar gelişebiliyor.

Damar hastalığına bağlı demans

“Damar hastalığına bağlı demans, bunamanın en sık görülen türü olarak karşımıza çıkıyor.” diyen Prof. Dr. Sevgi Şahin, sözlerine şu uyarıyla devam ediyor: ”Fazla tuz tüketimi damar yapısını bozarak ve kan basıncını yükselterek damar hastalığına bağlı demansın ilerlemesini hızlandırıyor.  Beynin kan dolaşımının damar sertliği nedeniyle hasar görmesi sonucunda oluşan bu tablo, zihinsel fonksiyonlarımızın tümünü olumsuz etkiliyor. Kan basıncının kontrol altında olması ise damar sertliği riskini azaltıyor.”

 Tuzu azaltmanın 6 püf noktası!

  • Sofraya tuzluk koyma alışkanlığından vazgeçin.
  • Yiyeceklerinizi tuz yerine baharatlarla lezzetlendirin.
  • Alışveriş yaparken paketli ürünlerin son kullanma tarihinin yanı sıra sodyum içeriğine bakmayı da alışkanlık haline getirin. 100 gramlık bir ürün 1.5 gram tuz veya 0.6 gram sodyum içeriyorsa “yüksek tuzlu ürün” grubuna girerken; 0.6 gram tuz ya da 0.1 gram sodyum varsa “düşük tuzlu ürün” grubunda yer alıyor.
  • Hardal, zeytin, soya sosu ve ketçap gibi yiyeceklerin tuz içeriği çok fazla oluyor. Bu besinleri tüketmekten mümkün olduğunca kaçının. Örneğin 1 çay kaşığı soya sosu 335mg sodyum (837.5 mg tuz), bir çay kaşığı kabartma tozu 530 mg sodyum (1.32 gram tuz) içeriyor. Bu miktar günlük tuz alımının neredeyse 5’te 1‘ini oluşturuyor.
  • Zeytin, turşu, peynir gibi salamura besinler de yüksek miktarda sodyum içeriyor. Bu besinlerden de mümkün olduğunca kaçının.
  • Enginar, ıspanak ve kereviz gibi sebzeler yüksek tuzlu sebzeler arasında yer alıyor. Öyle ki 100 gram enginar 86, ıspanak 71, kereviz de 100 mg sodyum içeriyor. Bu besinleri pişirirken ekleyeceğiniz tuz miktarını azaltmayı unutmayın.

Böbreklerimiz alarm veriyor!

Böbreklerimiz alarm veriyor!

Sağlıksız beslenmeden hareketsizliğe, aşırı tuz tüketiminden yetersiz su içmeye dek günlük hayatta yaptığımız birçok yanlış davranış böbreklerimizin sağlığını bozarken; son yıllarda gerek dünyada gerekse ülkemizde böbrek hastalarının sayısı hızla artıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır “Böbreklerimiz vücudumuzda zehirli maddelerin atılmasından kemik iliği ve sağlıklı kan yapımına dek birçok önemli görev üstleniyor. Bütün organlarımızın sağlıklı çalışması için böbreklerimizin sağlıklı olması gerekiyor. Oysa yanlış yaşam alışkanlıklarımızla böbreklerimizi hızla yıpratıyoruz. Ülkemizde böbrek hastalarının sayısı 9 milyona ulaştı ve her 6-7 yetişkinden biri böbrek hastası olarak karşımıza çıkıyor.” diyor. Dünya Böbrek Günü Yürütme Kurulu’nun 2021’i ‘Böbrek Hastalığıyla İyi Yaşam” yılı ilan ettiğini belirten Prof. Dr. Ülkem Çakır, 11 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında yaptığı açıklamada, böbrek hastaları için ‘iyi yaşamın’ 4 kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Düzenli egzersiz yapın!

Özellikle son bir yıldır Covid-19 pandemisi nedeniyle ister istemez hareketsizlik had safhaya ulaştı. Ancak gerek böbrek sağlığını korumak, gerekse böbrek hastalığıyla mücadele etmede düzenli egzersiz yapmak kilit rol oynuyor. Düzenli egzersiz; özellikle de haftanın en az üç günü yapılacak 45 dakikalık tempolu yürüyüş, böbreklerin kanlanmasında büyük önem taşıyor. Hareketsiz (sedanter) yaşamdan uzak durmak, böbrek hastalığıyla mücadele sürecinde destek sağlıyor.

Günde mutlaka 1,5-2 litre su için!

Böbreklerin işlevlerini iyi yapabilmesi için en temel ihtiyacı, su! İçtiğimiz suyla kandan süzülen zararlı maddeler idrar haline getiriliyor ve vücudumuzdan ancak bu şekilde uzaklaştırılıyor. Vücudumuzda yeterli miktarda su bulunmadığında böbreklerimiz çalışmak için çok daha fazla güç harcıyor ve yıpranması hızlanıyor. Bu nedenle böbrek hastalarının yaşam kalitelerini artırmaları amacıyla her gün mutlaka 1,5-2 litre su içmeleri gerekiyor.

Aşırı tuz tüketiminden kaçının!

Dünya Sağlık Örgütü günde 5 gram, yani bir tatlı kaşığı tuzdan fazla tüketilmemesi konusunda uyarırken, ülkemizde günlük tuz tüketimi 18 gramı buluyor. Fazla tuz sağlığımız ve böbreklerimiz için tam bir düşman olduğundan tuzu azaltmak böbrek hastalığı tedavisinin en önemli basamağını oluşturuyor. Yemeklere tuz eklemeye gerek yok, zira hiç tuz eklemediğimizde bile sebzelerden 2 gram tuz alıyoruz.

Fazla kilolarınızdan kurtulun!

Kilo almak obezitenin yanı sıra idrarda protein kaçağına da yol açıyor. Bu nedenle sağlıklı diyet ve düzenli egzersizle fazla kiloları vermek ve ideal kiloyu korumak çok önemli. Günümüzde çocuklarda da obezite hızla yaygınlaştığı için böbrek hastalığı çocuk yaşta da görülür hale geldi. Çocukların hareketsiz kalmalarının mutlaka önüne geçmek, sağlıklı beslenmeye ve spora özendirmek gerekiyor.

 Prof. Dr. Ülkem Çakır: “Tedavide bu hatayı yapmayın!”

Dünya Böbrek Günü Yürütme Kurulu’nun 2021’i “Böbrek Hastalığıyla İyi Yaşam” yılı ilan ettiğini belirten Prof. Dr. Ülkem Çakır, “Bu yılki slogan; böbrek hastalığını en iyi şekilde yönetmenin, ancak sağlık çalışanları, hastalar ve yakınlarının birlikte bir ekip olmasıyla mümkün olacağı vurgusu yapmaktadır. Hastaların iyi yaşamasını sağlayan uygulamaların geliştirilmesinde hastalar ve yakınları ile güçlü bir ortaklığın kurulması önemlidir. Hedefimiz böbrek hastalarına bu hastalık ile iyi yaşayabileceklerine dair güven ve umut vermektir.” diyor. Günümüzde kronik böbrek hastalığı yönetimi ve tedavisindeki mevcut yaklaşımın, böbrek fonksiyonlarındaki kaybın yavaşlatılmasına odaklandığını ve genellikle hastalara çok fazla söz hakkı tanınmadan, kendilerinden sıkı diyet ve ilaç kullanım kurallarına uymalarının beklendiğini belirten Prof. Dr. Ülkem Çakır şöyle diyor: “Oysa bu hastalık merkezli yaklaşım, hastaların önceliklerini ve değerlerini tatmin edici bir şekilde yansıtmadığı için başarısız olabilir. Unutulmamalıdır ki, böbrek hastalığı ile yaşayan insanlar da, her şeyden önce iyi yaşayabilmek ve sosyal işlevselliklerini sürdürmek, kısacası yaşamları üzerinde kontrol sahibi olmak hakkına sahiptirler. Hastaya değil, hastalığa odaklı yaklaşım, hastalıklarının yönetimi ve tedavisine anlamlı bir şekilde dâhil olmadıklarından dolayı, hastaların temsiliyetini ortadan kaldırır. Hastalığın izleminde hastaların ve tedavi ekibinin birlikte hareket etmesi, hastaların tedavi sürecindeki duygu ve düşüncelerinin dikkate alınması çok önemlidir. Hastaların bu süreçte aktif olmaları, tedavileriyle ilgili daha memnun olmalarına ve böylece daha başarılı klinik sonuçların elde edilmesine yardımcı olmaktadır.”