Yazılar

Ülkemizde her 5 kişiden biri obezite hastası!

Ülkemizde her 5 kişiden biri obezite hastası!

Modern çağın tehlikeli hastalığı obezite gerek dünyada gerekse ülkemizde hızla yaygınlaşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik başta olmak üzere birçok yanlış yaşam alışkanlığının etkisiyle günümüzde her 5 kişiden birinin obezite hastası olduğunu belirterek “Covid-19 ve Influenza gibi gribal enfeksiyonlar nedeniyle evde daha çok vakit geçirilmesi de düzensiz beslenme ve hareketsizliği artırarak obezitenin hızla yaygınlaşmasına neden oldu” diyor.

Obezite hastalığı tedavi edilmediğinde hayatı tehdit ettiğini, ancak aşırı kilolardan kurtulmak amacıyla bazı yanlışlara düşülmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilgi Baca “Doğal ya da bitkisel adıyla satılan ilaçlardan kaçınılması gibi, multidisipliner yaklaşıma sahip olmayan merkezlerde cerrahi operasyondan da kesinlikle uzak durulmalıdır” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca obezite hastalarının dikkat etmeleri gereken 5 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Bilgi Baca

Prof. Dr. Bilgi Baca

  1. Obeziteyi sadece estetik sorun olarak görmeyin!

Obezite organları hızla yıpratıp diyabetten kalbe, solunum yetmezliğinden inmeye, böbrek ve karaciğerden kansere dek birçok ciddi hastalığa yol açarak yaşam süresini kısaltıyor. Bu nedenle obeziteyi sadece bir estetik sorun olarak görmeyip “ben kilolarımla barışığım” şeklinde yanılgıya düşmeyin. Diyet ve egzersiz uygulayarak kilo veremeyen hastalarda obezite cerrahisinin hayat kurtarıcı bir yöntem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilgi Baca “Hayat kurtarıcı diyorum çünkü obezitenin yol açtığı hastalıklar hastanın hayatını ciddi olarak tehdit etmektedir. Unutmayın ki vücut kitle indeksiniz 40’ın üzerindeyse ya da vki 35 olup eşlik eden en az bir tane kronik hastalığınız varsa, multidisipliner yaklaşımla doğru ellerde olacağınız obezite cerrahisinin riski, ameliyat olmayarak aşırı kiloların yol açacağı sağlık riskiyle ölçülemeyecek kadar azdır” diyor.

  1. Aşırı kilolardan kurtulmak için size uygun en doğru yöntemi öğrenin!

Günümüzde obezite cerrahisinin güvenli bir şekilde daha az komplikasyonla yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Bilgi Baca, dünyada ve ülkemizde en çok uygulanan ameliyat şeklinin tüp mide ameliyatı (Sleeve Gastrektomi) olduğunu ancak obezite cerrahisinin bu konuda tecrübeli ve multidisipliner yaklaşımla hareket eden merkezlerde yapılmasının büyük önem taşıdığını vurguluyor.

  1. ‘Doğal’ ya da ‘bitkisel’ denilerek zayıflamayı vaat eden ürünlere kanmayın!

İnternetten ya da çevrenizdekilerden duyduğunuz kulaktan dolma bilgilerle ve önerilerle kesinlikle ‘doğal’ ya da ‘bitkisel’ adı altında satılarak zayıflamayı vaat eden ürünlere kanmayın. Aksi taktirde bu ürünler karaciğer ve böbrekleri geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip ederek hayati riske yol açabiliyorlar.

  1. Cerrahi öncesi iyi araştırın, multidisipliner yaklaşan merkezi tercih edin!

Obezite cerrahisinin multidisipliner olarak planlanması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Bilgi Baca şöyle konuşuyor: “Tedaviyi yapacak ekipte genel cerrahi uzmanı, diyetisyen, endokrinolog, psikolog, fizik tedavi uzmanı ve radyoloğun olması gerekir. Tercihen bu konuda merkezleşmiş kliniklerde tedavi yapılmalıdır. Ameliyata karar verme aşamasında hastanın bilgilendirilmesi, olabilecek komplikasyonlar ve takip süresi hakkında ayrıntılı bilgi verilmelidir.”

  1. Ameliyat sonrası takip sürecini baştan iyice öğrenin!

Obezite ameliyatı yapıldıktan sonra iş bitmiyor! Hastaların 3 ay aralıklarla en az 1,5 yıl takip edilmesi gerekiyor. Etkili sonuçlar alabilmek ve hastanın yeni hayatına, beslenme alışkanlıklarına kolaylıkla ayak uydurabilmesi için bu takiplerin kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilgi Baca “Hastanın olası protein, vitamin ve mineral eksiklikleri ameliyat sonrası erken farkedilmeli ve tıbbi ekip tarafından önlem alınmalıdır. Hasta ameliyat sonrası ‘ameliyat oldum, artık kilo almam, iş bitti’ şeklinde yanılgıya düşmemeli sağlıklı ve dengeli beslenme ve egzersizle mutlaka kilo verme sürecini desteklemelidir. Aksi taktirde verilen kilolar hızla geri alınacaktır” diyor.

Depresyon da kilo artışına yol açıyor!

Depresyon da kilo artışına yol açıyor!

Obezitenin psikolojik yönlerinin de olduğuna dikkat çeken uzmanlar, düşük benlik saygısı ve olumsuz vücut imajının da obeziteye yol açabileceğini söylüyor. Duygusal yeme, stres, kaygı, üzüntü veya sıkıntı gibi olumsuz duygusal durumların bazı insanların yeme alışkanlıklarını farklılaştırabildiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, tüm bunların aşırı şekilde yeme davranışlarına neden olabileceğini kaydetti. Çetin, “Depresyon, kişinin enerji seviyelerini azaltır ve fiziksel aktivite eksikliğine sebep olabilir, bu durum da kilo artışına yol açar.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, obezite ve psikoloji arasındaki ilişkiye dair açıklamalarda bulundu.

Obezitenin, genellikle tıbbi ve fiziksel sağlık sorunlarına neden olabilen bir durum olduğunu ifade eden Çetin, ancak, obezitenin sadece fiziksel sağlıkla ilgili olmadığını ve psikolojik etkilere de yol açtığını söyledi.

Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin

Obezite tedavisi psikolojik sağlığı da kapsamalı

Çetin, şöyle devam etti:

“Sadece fiziksel bir sağlık sorunu dememiz doğru olmaz. Obezite, kişinin yaşam kalitesini, özsaygısını, zihinsel sağlığını ve genel refahını etkileyebiliyor. Obezite, depresyon, anksiyete, yeme bozuklukları ve diğer psikolojik rahatsızlıkların tetikleyebiliyor. Obezite ve psikolojik sağlık arasındaki ilişki karmaşıktır diyebiliriz. Bireyler arasında farklılık gösterebilir. Obezitenin psikolojik boyutları; kişinin yaşadığı duygusal sorunlar, sosyal dışlanma, özsaygı sorunları gibi değişiklikler olabilir. Sonuç olarak, obeziteyi sadece bir psikolojik rahatsızlık olarak tanımlamak yerine hem tıbbi hem de psikolojik birçok boyutunu dikkate almak daha doğru olacaktır. Neticede obezite tedavisi, sadece fiziksel sağlığı değil, aynı zamanda psikolojik sağlığı da kapsamalıdır. Çünkü obezitenin hem fiziksel ve psikolojik etkileri vardır.”

Olumsuz vücut imajı obeziteye yol açabiliyor

Obeziteye neden olabilen psikolojik faktörlere de işaret eden Çetin, “Obezitenin psikolojik yönleri de var. Bu faktörleri şu şekilde açıklayabilirim; duygusal yeme, stres, kaygı, üzüntü veya sıkıntı gibi olumsuz duygusal durumlar, bazı insanları yeme alışkanlıklarını farklılaştırabilir ve aşırı şekilde yeme davranışlarına neden olabilir. Depresyon, kişinin enerji seviyelerini azaltır ve fiziksel aktivite eksikliğine sebep olabilir, bu durumda kilo artışına yol açar. Anksiyete bozukluklarında, aşırı yeme davranışı görülebilir. Düşük benlik saygısı, olumsuz vücut imajı, obeziteye yol açabilir.” dedi.

Destek grupları ve psikoterapi fayda sağlıyor

Psikolojik faktörlerin obezite ile mücadele edenlerde psikolojik sorunlara ve yeme düzeninin bozulmasına yol açabildiğini de söyleyen Çetin, şunları anlattı:

“Psikolojik faktörler, obezitenin sürecini tetikleyebilir ve tedavi sürecinde dikkate alınmalıdır, çünkü sadece fiziksel sağlığı değil, psikolojik sağlığı da etkiliyor. Psikoterapi ve destek grupları, bu tür psikolojik faktörlerle başa çıkma açısından destekleyici ve fayda sağlayıcıdır.”

Profesyonel yardım sorunun daha iyi anlaşılmasını sağlıyor

Obezite ile kendine zarar verme davranışları arasındaki ilişkinin karmaşıklığına işaret eden Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, şöyle dedi:

“Duygusal stres, kaygı veya üzüntü gibi negatif duygular, bireylerin aşırı yeme davranışlarını sağlayabilir, çünkü yemek yeme bireye bir tür rahatlama ve duygusal tatmin sağlar. Aşırı yemenin sadece fiziksel sağlığa etki olarak değil, psikolojik sağlığı da etkisi olduğunu söylemek mümkündür.  Kendini cezalandırma veya suçluluk nedeniyle gerçekleştirilen aşırı yeme davranışları, düşük benlik değeri ile ilişkilendirilebilir ve obezite riskini artırabilir. Profesyonel yardım aramak ve psikoterapi almak, bu tür sorunların daha iyi anlaşılmasına ve tedavi edilmesini sağlayacaktır.”

Duygusal zeka becerilerini geliştirme duygusal yemeyi kontrol edebilmeyi sağlıyor

Obezite ile psikolojik faktörler arasındaki döngüyü kırmak için, obeziteyi hem fiziksel hem de zihinsel bir bakış açısıyla ele almak gerektiğini de vurgulayan Çetin, “Psikoterapi süreci, bireyin duygusal yeme alışkanlıkları, benlik saygısı sorunları veya diğer psikolojik faktörlerle başa çıkmasını sağlayan bir tedavi yöntemidir. Kendi düşünce ve davranışlarınızı fark etmek, duygusal yeme ataklarının tetikleyicilerini belirlemek ve çözüm yolları oluşturmak, kilo yönetimine destek sağlayabilir.” diye konuştu.

Duygusal zeka becerilerini geliştirmenin, stresle daha iyi başa çıkılması ve duygusal yemeyi kontrol edebilmeyi sağladığını ifade eden Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sağlıklı yaşam tarzı, beslenme ve fiziksel faaliyetleri değiştirerek obezitenin fiziksel etkileriyle başa çıkmada ve psikolojik sağlığı iyileştirmede etkili olabilir. Obeziteyi yönetmek ve tedavi etmek, fiziksel sağlıkla birlikte psikolojik sağlığı açısından da önemlidir. Profesyonel yardım aramak, bu süreçte sağlıklı bir kilo yönetimi ve daha sağlıklı bir yaşam tarzına kavuşmayı sağlayabilir.”

Obezite önlemlerini bir uzmanla alın

Obezite önlemlerini bir uzmanla alın

Fazla kilo ve obezite erişkin Türk toplumunun yaklaşık 3’te 2’sini etkileyen, Avrupa’da 1. sırada olduğumuz bir halk sağlığı sorunudur. Obezite biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu gelişir ve beraberinde diğer hastalıklara yakalanma riskini de getirir. Obezitenin tedavisinde diyet, egzersiz, medikal ilaçlar ve cerrahi yöntemler önemli yer tutmaktadır. Tüm bu uygulamaların deneyimli uzmanların kontrolünde yapılması çok önemlidir. Bilinçsiz diyetler ve gelişigüzel ilaç kullanımı yarardan çok zarar getirebilmektedir. Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Nursal Filorinalı Konduk, fazla kilo ve obezitenin sağlık üzerindeki etkileri ile tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Nursal Filorinalı Konduk

Obezite sık karşılaşılan ve ihmal edilen sağlık problemi

Obezite, vücutta fazla yağ dokusu birikimine bağlı olarak oluşan sağlık durumunu olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Fazla kilolu ve obez olmak çeşitli rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir.  Çocukluk çağı fazla kiloları ve obezitesi artış göstermekte, daha genç yaş gruplarını da etkilemektedir. Fazla kilo ve obezite gelişiminde genellikle alınan ve harcanan kaloriler arasında dengesizliğe yol açan yüksek kalorili bir beslenme tarzı ve hareketsiz yaşam belirleyici rol oynar. Ayrıca birçok faktör fazla kilo ve obezite sebepleri arasında bulunabilir. Genetik faktörler, yaş, cinsiyet, ailesel beslenme alışkanlıkları ve uyku düzeni de obezite üzerinde etkilidir. Yanlış beslenme alışkanlıkları genellikle aile ortamından başlamaktadır.  Erken yaşlardan itibaren yüksek kalorili gıdaların tüketimine alışmış bir çocuğun obez olma olasılığı daha fazladır. Uyku bozuklukları da düzgün dinlenmemiş ve aşırı stresli bir vücuda uygun enerjiyi sağlamak için karbonhidrat alımına yol açan hormonal değişikliklere neden olabilmektedir. İdeal bir kilo değeri yoktur ama ideal kilo aralığını tayin etmek mümkündür. Sağlıklı bir hayat sürebilmek için ideal kilo aralığında olmak önem taşımaktadır.

 Bel çevresindeki yağlanmaya dikkat!

Kişinin fazla kilolu olup olmadığını belirlemek için boy ve kilo değerleri yeterlidir. Kilonun metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle elde edilen vücut kitle indeksi (VKİ) ile fazla kilolu olunup olunmadığı belirlenebilmektedir. Bulunan oran 25-29,9 arası ise fazla kilolu, 30’un üzerinde ise obezite göstergesidir. Diğer bir ölçüm yöntemi bel çevresidir. Yağ fazlalığı vücudun farklı bölgelerinde olabilir, ancak göbek bölgesinde fazla olması sağlığı daha olumsuz etkiler. Türk toplumu için belirlenmiş olan değerler; kadınlarda 80 cm – erkekler de 90 cm‘nin üzeri fazla kilolu, kadınlarda 90 cm – erkeklerde 100 cm üzeri ise obezite göstergesidir.

Obezite birçok hastalığa neden oluyor

Obezite birçok hastalığı beraberinde getirmektedir. Başta prediyabet ve diyabet olmak üzere; iskemik kalp hastalığı, yüksek tansiyon (hipertansiyon), koroner arter hastalığı, felç, karaciğer yağlanması, uyku apne hastalığı, reflü, astım, safra yolu hastalığı riskini artırmaktadır. Son yıllarda Covid pandemisinde de görüldüğü üzere fazla kilolu ve obez hastalarda Covid-19 enfeksiyonunun daha ağır seyrettiği ve ölüm oranlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Obezitenin derecesi arttıkça kanser riskinde de artış gözlenmektedir. Özellikle dikkat çeken kanserler; bağırsak (kolon), meme, endometriyal kanser, böbrek ve özefagus kanserleridir. Bu nedenle obez olgular metabolik hastalıklar dışında kanser riski yönünde de takip edilmeli ve hastaların kilo vermeleri desteklenmelidir. Obezitenin yaşam kalitesi üzerinde de etkisi çok büyüktür. Kişi fazla kiloları sebebiyle uzun süre hareket edemez ve çabuk yorulur. Bu durum iş bulma şansını azaltabilir. Giderek eve kapanıp yalnızlaşarak depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklarla da uğraşmak zorunda kalabilir.

Obeziteden korunmak mümkün

Sağlıklı ve dengeli beslenerek, bol hareket edip, egzersiz yaparak obeziteden korunmak mümkündür. Dengeli bir kilo aralığında olmak birçok hastalığın oluşmasını engelleyebilmektedir. Sebze ve meyvelerin ağırlıkta olduğu balık, tavuk gibi sağlıklı protein kaynakları ve yararlı yağların bulunduğu Akdeniz tipi beslenme uzun ve kaliteli bir yaşam için tercih edilmelidir. Dünya Sağlık Örgütü haftada 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz önermektedir.

 Medikal tedavi de obezite ile mücadelede önemli yer tutuyor

Diyet ve egzersizin yetersiz olduğu durumlarda obezitenin medikal tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar bulunmaktadır. Türkiye’de de obezitenin tedavisinde sınırlı sayıda ilaçlar kullanılabilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar vardır. Son dönemlerde fazla kilolu ya da obez olan pek çok kişi diyet ve egzersiz yapmadan kısa sürede kilo verme düşüncesi ile bazı ilaçları ve bitkisel ürünleri bilinçsizce almaktadır. Doktor kontrolünde kullanılmayan bu ürünlerin uzun ve kısa vadede çok sayıda olumsuz etkisi olabilmektedir. Mide bağırsak sistemi hastalıklarından, tansiyon sorunlarına; kalp rahatsızlıklarından solunum problemlerine kadar çok sayıda yan etki görülebilmektedir. Bu nedenle kilo verme sürecine yardımcı olacak ilaçların mutlaka uzman eşliğinde alınması gerekmektedir. Diyet ve egzersize ek olarak obezitenin medikal tedavisini almak isteyen hastaların önce doktora danışarak kapsamlı bir sağlık kontrolünden geçmesi, ardından yine doktor gözetiminde süreci yürütmesi önemlidir. Bunun dışında cerrahi dışı tedaviler arasında gastrik balon ve mide botoksu gibi yöntemler bulunmaktadır. Diyet, egzersiz ve cerrahi dışı tedavilerin yetersiz kaldığı durumlarda ise obezitenin cerrahi olarak tedavisi mümkündür.

Pandemide obezite hızla yaygınlaşıyor!

Pandemide obezite hızla yaygınlaşıyor!

Modern çağın en önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla yaygınlaşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Tayfun Karahasanoğlu, özellikle son iki yıldır Covid-19 pandemisinden dolayı evde geçirilen sürenin artması, fiziksel hareketsizlik ve sağlıksız beslenme nedeniyle obezitenin çocuk ve yetişkin her yaştan kişiyi çok daha fazla tehdit eder hale geldiğini söylüyor. Obezite cerrahisi hakkında toplumda doğru sanılan bazı yanlışların da bu hastalığın görülme sıklığının artmasına yol açtığını belirten Prof. Dr Tayfun Karahasanoğlu, doğru bilinen 9 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Tayfun Karahasanoğlu

Ben kilomla barışığım, ameliyata hiç gerek yok. Hele pandemide asla!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Obezite yaşam süresini ve yaşam kalitesini belirgin olarak düşürür. Üstelik obez olan ya da obeziteye bağlı diyabet veya kardiyovasküler hastalığı olan bir hasta Covid-19 olduğunda sonuçlar çok daha kötüdür. Bu nedenle bu hastalardaki tedavi doğru bir zamanlamayla multidisipliner bir ekip tarafından doğru yöntemle gerçekleştirilmelidir.

Obezite sadece estetik bir sorundur: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bazı insanlara göre obezite sadece estetik bir sorundur. Bu çok yanlış bir düşüncedir. Çünkü obezite çok ciddi bir hastalıktır. Obeziteye bağlı ortaya çıkan diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, uyku apnesi, kanser ve depresyon gibi birçok problem nedeniyle obez hastaların yaşam süresi ve yaşam kaliteleri olumsuz etkilenmektedir. Oysa fazla kilolardan ve tüm bu hastalıklardan kurtulmak mümkündür.

Obezite bir irade sorunudur. Hasta isterse zayıflayabilir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Birçok hastaya ailesi ve çevresi bu gözle bakar. Oysa şu gösterilmiştir ki; hastanın kilosu arttıkça ve hastanın bu fazla kiloda kaldığı süre uzadıkça hastanın kalıcı zayıflama şansı azalır. Özellikle vücut kitle indeksi 35 hatta 40’ın üzerine çıkan ve bu sürede bir yıldan uzun süre kalan hastaların büyük bir kısmının irade, psikoterapi, akapunktur, diyet, egsersiz vb yöntemlerle kalıcı zayıflama şansı maalesef çok azdır.

İsteyen herkes obezite ameliyatı olabilir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Tayfun Karahasanoğlu, obezite ameliyatlarının doğru ekiple, doğru hastaya, doğru yöntemle uygulandığında birçok hastada sonucun mükemmel olduğunu belirtirken, bunun tersi durumlarda ise çok ciddi sorunlara neden olabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Bu nedenle tüm dünyada obezite cerrahisinin belli kriterlere uyularak uygulanması önerilmektedir. Bu kriterlere göre; vücüt kitle indeksi 40’ın üzerinde olanlar, vücut kitle indeksi 35-40 arası olup obeziteye bağlı diyabet, hipertansiyon gibi ciddi sorunları olanlar, 15-65 yaş arasındakiler, en az bir yıldan beri vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olup diyetisyen gözetiminde en az iki kez diyetle zayıflamaya çalışan ama başarılı olamayanlar cerrahi adaylarıdır . Bununla birlikte hastalar bu kriterlere uygun olsa da, kronik alkol veya madde kullanımı alışkanlığının bulunması, ciddi psikiyatrik problem veya yeme bozukluğu  olması, ameliyat konusunda hastanın isteksiz olması gibi sorunlardan birinin bile olması halinde hastaya obezite cerrahisi uygulanmaz.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ameliyata gerek yok. Yağ aldırma ile kilo sorunumu çözerim: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Tayfun Karahasanoğlu “Obezite tedavisinde birçok yöntem kullanılmaktadır. Bunlar çoğunlukla birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Çok fazla kilosu olmayan hastaların tedavisine tabii ki rejim, egsersiz, yaşam tarzının değiştirilmesi gibi yöntemlerle başlamak gerekir. Kilo biraz daha arttığında endokrinolog önerisiyle medikal tedavi ve belki endoskopik yöntemler de eklenebilir. Ama bu tedavi yaklaşımı tüm hastalar için doğru değildir. Mesela, en az iki yıldan beri vücut kitle indeksi 45 olan, 1.60 boyunda 115 kg ağırlığındaki bir hastada bu yöntemler çoğunlukla yararlı olmaz. Hatta ciddi egzersiz sonucu kalp hastalıkları riski artabilir. Bu nedenle obezite tedavisi multidisipliner bir ekip işidir. Her hasta bağımsız olarak değerlendirilerek hasta için en uygun tedavi yöntemi seçilmelidir” diyor.

Her hasta için en uygun ameliyat tüp mide ameliyatıdır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Obezite cerrahisinde özellikle son on yıl içerisinde tüm dünyada en sık tercih edilen yöntem sleeve gastrektomi (tüp mide) işlemi olmuştur. Günümüzde dünyada obezite nedeniyle ameliyat edilen hastaların yarısından çoğuna bu işlem yapılmaktadır. İşlemin bu kadar yaygınlaşmasının ana nedenleri; diğer obezite ameliyatlarına göre teknik olarak daha kolay bir işlem olması, dolayısıyla komplikasyon oranının daha düşük olması, ek sağlık sorunları olan hastalarda daha güvenle yapılabiliyor olması ve işlemin uzun dönem sonuçlarının kabul edilebilir olmasıdır. Ancak hastanın yaşı, cinsiyeti, vücut kitle indeksi, eşlik eden hastalıkların varlığı, yeme alışkanlıkları vb faktörler de ameliyat seçimini etkileyeceği için ‘her hastada mutlaka tüp mide ameliyatı kesin fayda sağlar’ düşüncesi doğru değildir.

Ameliyat sonrası tekrar kilo almam: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Tayfun Karahasanoğlu “Obezite cerrahisi sonrasında bazı hastalar yeterince kilo veremediği gibi (ameliyattan 18 ay sonra fazla kilonun yüzde 50’sinden azını kaybetmek), bazı hastalar da yıllar geçtikçe yeniden kilo almaya başlar. Bu hastalarda varsa obeziteye bağlı  gelişen diyabet, hipertansiyon vb ciddi problemler ameliyat sonrası ya düzelmez ya da bir süre düzelip hasta yeniden kilo almaya başladığında yeniden ortaya çıkar. Bu gibi problemler nedeniyle yeniden ameliyat olma oranı ortalama yüzde 20’dir. Bu durum bir çok faktöre bağlı olabilir. Örneğin; tüp mide ameliyatında gereğinden daha büyük bir mide bırakılması veya midenin fundus adı verilen yemek borusuna yakın bölümünün yetersiz çıkarılması gibi problemler bu duruma neden olabileceği gibi bazen ana sorun, hastanın yaşam şekli ile ilişkili problemlerdir yani hastanın diyet alışkanlığının değişmesi, yeme bozuklukları, fiziksel aktivitenin bırakılması ve kontrolsüz psikolojik problem yeniden kilo alımını hızlandırabilir.”

Ameliyata rağmen yine kilo aldım, artık çözümü yok: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Obezite tedavisinde en sık kullanılan yöntemler olan davranış tedavisi, diyet, egsersiz, antiobezite ilaçlar (iştah kesiciler), psikoterapi ve endoskopik yöntemler bu hastalarda da denenebilir. Bu işlemler ikinci bir ameliyat ihtiyacını ortadan kaldırmak için denense de bu hastalarda başarı oranları oldukça düşüktür. Bu nedenle birçok hastada ikinci bir ameliyat (yeniden sleeve, gastrik bypass, BPD-duodenal switch ve SADI gibi) gerekebilir. Bu tür ikinci cerrahi işlemler ilk ameliyatlara göre hem teknik olarak daha zordur hem de daha fazla morbiditeye neden olabilir. Ancak, iyi merkezlerde, doğru bir ekiple bu işlemler güvenle yapılabilir.

Obezite cerrahisi sonrası çoğu hastada ölüm kaçınılmazdır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Tayfun Karahasanoğlu “Gerek hastalığın daha iyi anlaşılması, gerek hastalığın tedavisindeki ilerlemeler nedeniyle obezite ameliyatları sonrasında ölüm oranı yıllar içerisinde iyi merkezlerde belirgin olarak düşmüştür. Üstelik çalışmalar şunu göstermiştir ki; ciddi obezite nedeniyle ameliyat edilen hastalardaki ölüm riski, tedavi edilmeyen veya ilaç tedavisi ile tedavi edilenlere göre daha düşüktür. Bu nedenle bugün şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; obezite cerrahisi iyi merkezlerde, profesyonel bir ekip tarafından multidisipliner bir yaklaşımla güvenle yapılabilir” diyor.

Obeziteye karşı buse formülü

Obeziteye karşı buse formülü

Dünyada ve ülkemizde Tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon, inme ve çeşitli kanser türler gibi bulaşıcı olmayan sağlık sorunları için en büyük risk faktörü olan obezite yaygınlaşarak büyük bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Oysa basit yöntemlerle alınan önlemler sayesinde obezite krizi kolaylıkla çözülebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteoroloji Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Ümit Koç, “Avrupa Obezite Günü” nedeniyle obeziteyi önlemenin yolları hakkında bilgi verdi.

Özellikle 1975 yılından bu yana obezite oranlarının neredeyse üç katına çıktığı; çocuklarda ve ergenlerde bu oranın beş kat arttığı bilinmektedir. Obezite hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde tüm sosyal gruplardan ve her yaştan insanı etkileyen bir sağlık sorunu olmuştur. Obezitenin diyabet, kalp- damar hastalıkları, hipertansiyon, inme ve kanser  gibi hastalıklar için önemli bir risk faktörü olduğu söylenebilir. Obezite genel tanımı itibariyle vücuttaki yağ dokusunun olması gerekenin çok üzerine çıkması nedeniyle oluşan bir sağlık sorunudur. Vücut Kitle İndeksi 30’un üzerinde olan kişiler obezite hastası olarak kabul edilmektedir. Son 20-40 sene içinde obezite oranları oldukça yükselmiştir. Değişen beslenme ve yaşam alışkanlıkları obeziteyi tetiklemeye devam etmektedir.

Pause Sağlık

Düzensiz beslenme ve egzersiz eksikliği obeziteyi getiriyor
Günümüzde birçok hazır gıdaya çok kolay biçimde ulaşabilmektedir. Bu gıdaların sindirimi de hızlıdır ve fazla enerji gerektirmez. Bu da küçük yaşlardan itibaren beslenme bozukluğunu beraberinde getirmektedir. Daha pratik ve kolay hazırlandığı için bu tür beslenme popülerdir. Bu nedenle de beslenme bozukluğu meydana gelmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle hayatın kolaylaştığı son 20 senede egzersiz yoksunluğu da ortaya çıkmaktadır. Düzensiz beslenmeye ek olarak kişiler aldıkları kalorileri kullanamadıkları için vücutta yağ olarak depolanmaktadır. Bunun yanında özellikle geç saatlerde kullanılan elektronik cihazlar uyku düzenini etkilemekte, metabolizmamızın düzeni için gerekli melatonin hormonu üretimini etkilemekte ve bu da gündelik yaşamda stres olarak bize geri dönmektedir. Tüm bu bileşenler Obezite ve onun doğurduğu birçok hastalığın pençesine düşmemize zemin hazırlamaktadır.

Yetersiz uyku hormonları vuruyor
Kilo almanın en yaygın nedeni çok yiyip, az hareket etmek olarak bilinse de, yetersiz uyku da obeziteye zemin hazırlamaktadır. İnsan vücudu güneş batımından, güneş doğumuna kadar uyumak üzere programlanmıştır. Yetersiz uyku, doygunluk sinyalini veren leptin hormonunda düşüşe neden olmaktadır. Bu hormonun az salgılanması açlık olmadığı halde beyne yemek yeme sinyali göndermektedir. Bu da fazladan yemeye neden olmaktadır. Bunun yanında yetersiz uyku strese sebep olmaktadır. Yetersiz uyku kortizon hormonu seviyesini yükselterek iştahın da artmasını sağlamaktadır. Bu da obeziteye zemin hazırlamaktadır.

Obeziteye dört adımlı önlem
Obezitenin pençesine düşmemek için pratik yöntemler uygulanması önemlidir. Bu yöntemlerin bütününü, baş harflerini yan yana koyarak BUSE formülü olarak özetlemek mümkündür:

 Beslenme alışkanlıklarını değiştir: Taze meyve ve sebzelerden zengin, hazır gıdalar yerine ev yapımı besinlerden oluşan, Akdeniz tipi beslenme obeziteyi önlemekte önemlidir. Bunun yanında fast-food yiyeceklerden uzak durmak, şekerli ve asitli içecekleri tüketmemek, vücudun kendisini yenileyebilmesi için yeterli miktarda su temel besin ögelerini barındıran bir beslenme düzenine geçmek obeziteye karşı savaşta rol oynamaktadır.

Uyku düzenini kur: Yeterli uyumamak hormonal düzensizliklere neden olurken obeziteye de davetiye çıkarabilmektedir. Kişilerin son zamanlarda uyumadan önce TV, cep telefonu ya da tablet kullanımında yoğunlaştıkları bilinmektedir. Bu tür cihazların yatak odasından içeri alınmaması kaliteli uyku için önemlidir. Uyumadan önceki son iki saat ekrandan uzaklaşmak, yatılan odayı havalandırmak, karanlık ve sessiz bir ortam sağlamak da uykunun kalitesini etkileyen faktörler arasındadır. Yeterli ve sağlıklı uyku, vücudumuzun stresini azaltarak hem kilo vermemizde hem de bağışıklık sistemimizin sağlam olmasında önemli bir yere sahiptir.

Stres kontrolünü sağla: Gündelik yaşamda yaşanan stres kortizon hormonu seviyesini yükselttiği için iştahı da otomatik olarak artırır. Bu nedenle stres faktörü ortadan kaldırılmalıdır. Günümüzde bu çok mümkün olmasa da stres ile baş etmek için birçok etkili yolun olduğunu unutmamalıyız. Yeni hobiler edinmek, trafikten mümkün olduğunca uzak durmak için gerekli akılcı girişimler yapmak (ev iş yeri arası mesafeyi kısaltmak, bisiklet gibi alternatif yöntemler) stresle başa çıkmaya yardımcı olabilir.

Egzersizi hayatının içine yerleştir: Gündelik hayatın yoğunluğunda pek çok kişi egzersiz yapmaya fırsat bulamamaktadır. Eğer egzersize zaman yoksa işe ya da okula giderken toplu taşıma araçları tercih edilebilir. Ya da uygun havalarda yürüyüş, bisiklet gibi alternatif yöntemler kullanılabilir. Servis kullanılıyorsa bir ya da iki durak öncesinde inilip yürünebilir. Asansör yerine merdiven kullanımı artırılabilir. Ev içinde yapılabilecek basit etkinlikler bile yardımcı olacaktır. Sabah yarım saat erken kalkınca yapabilecek bir sürü egzersiz mevcuttur.

Obezite cerrahisi sonrası eski alışkanlıklara dönülmemeli
Obezitede beslenme tedavisi, fiziksel aktivite, davranış değişikliği başarı sağlamaktadır. Eğer yine de başarılı olunamıyorsa cerrahi yöntemlerle obezitenin tedavisi mümkündür. Ancak bu tedavi sonrasında da eski alışkanlıklara geri dönmek cerrahi ile kaybedilen kiloların zamanla geri alımına neden olacaktır. 18-65 yaş arası, vücut kitle indeksi 40 üzerinde olan kişiler ile vücut kitle indeksi 35 ve üzeri olup obezite ile ilişkili bir hastalığı olan bireyler, eğer tedavi edilmemiş bir psikolojik rahatsızlıkları ya da anesteziye engel bir durumları yoksa, alkol- sigara gibi bağımlılıkları bulunmuyorsa ve bu konuda isteklilerse obezite ameliyatı olabilir.

Bizi neler obez yapıyor?

Bizi neler obez yapıyor?

Dünyadaki obezite oranı ve sağlıksız beslenme arasında doğru orantılı bir denge bulunuyor. Böylelikle sağlıklı beslenmenin yetersiz olduğu popülasyonlarda obezite, dolayısıyla beraberinde getirdiği diyabet, kalp damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, eklem rahatsızlıkları gibi birçok sağlık sorunu ile karşı karşıya kalınabiliyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. İrem Aksoy ultra işlenmiş gıdalar yoluyla sağlıksız beslenmenin nelere yol açtığını anlattı.

Dyt. İrem Aksoy, ‘’Beden sağlığı açısından hedeflenmesi gereken en önemli adım sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmektir. Dünyada ve ülkemizde ne yazık ki sağlıklı ve dengeli beslenmenin istenilen düzeyde yürütülemediği nüfustaki obezite oranlarından anlaşılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi “sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanmaktadır. Obezite tüm dünyada yaygın bir şekilde görülen ciddi bir sağlık problemidir. Dünyadaki obezite oranı ve sağlıksız beslenme arasında doğru orantılı bir denge bulunuyor. Böylelikle sağlıklı beslenmenin yetersiz olduğu popülasyonlarda obezite, dolayısıyla beraberinde getirdiği diyabet, kalp damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, eklem rahatsızlıkları gibi birçok sağlık sorunu ile karşı karşıya kalınabiliyor. Sağlıklı ve dengeli bir beslenme planını sürdürmek öncelikle obeziteye ve beraberinde getirdiği sağlık problemlerine karşı önlem almanızı sağlar’’ dedi.

Dengeli ve yeterli beslenme nedir?

Ülkemize özgü geliştirilmiş beslenme modeline göre; tahıl grubu, süt ve süt ürünleri, meyve-sebzeler ve protein grubundan besinlerin dengeli ve yeterli şekilde bulunmasıdır.

Buna ek olarak;

-Diyette taze sebze ve meyveleri porsiyonlara dikkat ederek tüketmeye özen göstermek,

-Günde birkaç porsiyon tahıl grubundan besinleri tüketmek,

-Yeterli miktarda süt ve süt ürünleri tüketmek,

-Diyetle yağ alımını sınırlandırmak; doymuş yağları kısıtlamak, doymamış yağları yeterli ve dengeli bir şekilde beslenmeye dahil etmek,

-İstenilmeyen derecede tuzlu, şekerli, yağlı ve basit karbonhidratlı besinlerden uzak durmak,

-Diyette işlenmiş gıdaları ve alkolü minimalize etmek,

-Yemeklerin hazırlanmasında hijyene dikkat etmek ve sağlıklı pişirme yöntemlerini kullanmak.

Sağlıklı ve dengeli beslenmeyi mümkün kılmayan nedenler nelerdir?

Sağlıklı beslenmeyi engelleyen en önemli faktörlerden biri zaman problemidir. Özellikle yoğun işlerde çalışan insanların sağlıklı ev yemeğine ulaşması ve sağlıklı tercihler yapması oldukça zor olabiliyor. Diğer yandan ekonomik nedenler de sağlıklı beslenmenin önünde bir engeldir. Sağlıklı besinlere ulaşmak her toplumda kolay olmayabiliyor.

Bu durumda ultra işlenmiş gıdaların; ekonomik, kolay ulaşılabilir, ilgi çekici ve daha hızlı tüketilebilir olması sağlıksız beslenmeye yönelimi artırıyor.

Ultra işlenmiş gıdalardan bahsetmek gerekirse; cipsler, paketli atıştırmalıklar, şekerlemeler, tatlandırılmış ve gazlı içecekler, dondurulmuş ve raf ömrü uzun yiyecekler kısacası trans yağ, katkı ve koruyucu maddeler içeren bir dizi işlem görmüş besinlerdir. Bu gıdaları sağlıklı beslenme açısından değerlendirecek olursak, toplam yağ, doymuş yağ, şeker ve tuz içeriği yüksek, ancak protein ve diyet lif içeriği düşük besinlerdir. Bu durumda ultra işlenmiş gıdalara sağlıklı beslenme listesinde sınırlandırmak hatta yer vermemek gereklidir.

Yapılan çalışmalara göre ultra işlenmiş gıdaların ve bulunan emülgatörlerin yarattığı etkiler:

-Kan şekerini yükseltebilir,

-Kısa süreli tokluğun ardından hemen aşırı açlığa neden olabilir,

-Vücut yağ ağırlığını artırabilir,

-Karaciğer ve böbrek başta olmak üzere organlara zarar verebilir,

-Kolesterolü yükseltebilir,

-Sindirim sistemi rahatsızlıklarına sebep olabilir,

-Hızlı yemeye sebep olduğundan aşırı yeme problemi yaratabilir.

Geçtiğimiz yıl yapılan bir klinik çalışmanın sonucuna göre;

Ultra işlenmiş gıdalarla beslenen deneklerin gün geçtikçe enerji alımlarında artış gözlemlenmiş ayrıca işlenmemiş diyetle beslenenlere göre de kilo artışı ve vücut yağ artışı tespit edilmiş.

Ultra işlenmiş gıdaların tüketiminin sınırlandırılması; daha az enerji alımı, daha fazla vücut yağı-kilo kaybı sağlayabilir ayrıca obezitenin önlenmesi ve tedavisi için etkili bir strateji olabilir.

Tükettiğiniz besinlerin etiketlerini okumak sizlere farkındalık kazandıracak, artık besin seçimlerinizde daha doğru ve sağlıklı seçimler yapabileceksiniz.