Yazılar

Varikosel sperm kalitesini düşürür

Varikosel sperm kalitesini düşürür

Çocuk sahibi olamama şikayetiyle hastaneye başvuran erkeklerde en sık olarak teşhis edilen hastalığın varikosel olduğunu biliyor musunuz? Sperm kalitesini önemli oranda etkileyen varikosel hastalığının, hastanede yatış dahi gerektirmeyen tedavi yöntemi Mikrocerrahi Varikoselektomi operasyonunun tüm detaylarını Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, çocuk sahibi olmak isteyen çiftler için anlattı.

Çocuk sahibi olamama, kısırlık hakkında konuşulduğunda toplumumuzda ilk akla gelen kadın kaynaklı kısırlık problemi olabiliyor. Oysaki tüm infertilite (kısırlık) vakalarının yaklaşık yüzde 35’i kadın kaynaklı nedenler iken, erkek kaynaklı nedenler de yaklaşık yüzde 35 oranında, çiftlerden her ikisinde birden problem olma ihtimali ise yüzde 20 oranındadır. Infertilite nedenlerini bulmaya yönelik olarak yapılan temel testler sonucunda çiftlerin yüzde 10’unda herhangi bir neden bulunamamakta ve bu grup “açıklanamayan infertilite” olarak kabul edilmektedir. Erkek kaynaklı kısırlık nedenlerinin yüzde 40’ını ise varikosel hastalığı oluşturmaktadır. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, erkeklerde yüzde 15-20 civarında görülen varikosel hastalığını şu şekilde tanımladı; “Varikosel, testislerin damarlarında görülen anormal genişlemelere verilen isimdir. Erkek infertilitesinin hormonal, fiziksel ve metabolik birçok sebebinin yanında en sık görülen ve aslında en kolay tedavi edilebilen nedeni varikosel hastalığıdır. Çok yaygın bir sağlık sorunu olan varikosel, testislerin yapısında bozukluk, testosteron seviyelerinde düşüklük ve sperm kalitesinde – sayısında azalma ile kendini gösterebilen bir hastalıktır.

“Varikoselin ilaçlar ile tedavisi mümkün değildir”

Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, varikosel tespit edildikten sonra her hastada tedavi edilmesinin zorunlu olmadığını belirtmiştir. Doç. Dr. Gülpınar; “Varikosel testise zarar veriyorsa, varikosele bağlı olarak sperm kalitesi bozulmuş ise ameliyat yapılması önemlilik arz etmektedir. Bununla birlikte hastalık testislerde ya da kasıklarda ağrı oluşturuyorsa da ameliyat önerilebilir. Varikoselin ilaçlar ile tedavisi mümkün değildir. Eğer çocuk yapmakta sorun yaşıyorsanız ve varikoseliniz de mevcut ise muhakkak ameliyat gereklidir.” açıklamalarında bulundu.

“Günübirlik yapılan Mikrocerrahi Varikoselektomi ile çocuk sahibi olma ihtimalinizi artırabilirsiniz”

‘Tüm varikosel hastaları çocuk sahibi olmakta sorun yaşar’ gibi bir ifadenin doğru olmadığını belirten Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, hastaya tanı konulduktan sonra ilk olarak semen analizi yapıldığın belirtiyor. Doç. Dr. Gülpınar; “Yapılacak semen analizi (sperm testi veya spermogram) ile varikoselin çocuk sahibi olmanızı etkileyip etkilemediği belirlenir. Sıklıkla doppler ultrason denilen özel bir ultrasonografi ile damarların çapı ve kaçak akım olup olmadığı saptanır. Sonuçlara göre ameliyata karar verilir. Mikrocerrahi varikoselektomi yönteminde gelişmiş ameliyat mikroskopları kullanılır. Bunun amacı tedavi edilecek doğru damarların daha isabetli seçilebilmesi, atardamar, döl yolu ve lenf damarlarının hasarı riskinin en aza indirilebilmesidir.” açıklamalarında bulunurken bu ameliyatın hastanede 1 gece yatış dahi gerektirmediğini sözlerine ekliyor. Doç. Dr. Gülpınar, ameliyatın nasıl gerçekleştiğine dair detayları ise şu şekilde aktarıyor; “Hastanın ihtiyacına göre genel ya da bölgesel anestezi altında yapılabilen bu operasyonda kasık bölgesinden 2 cm.’lik bir kesiden girilerek testis damarlarına ulaşılır. Mikrocerrahi yöntemler ile damarlar düzeltilir. Hastalığın durumuna bağlı olarak 60 dakika civarında süren bu ameliyat sonrasında hasta aynı gün taburcu olabilmektedir. 1 hafta 10 günlük süreçte ise ameliyata dair yakınmalar büyük oranda geçmektedir.” açıklamalarında bulundu.

“Olumlu sonuçlar 4 – 6 ay içerisinde görülmeye başlar”

Ameliyattan sonra hastaların yüzde 60 – 70’inin sperm parametresinde düzelme olduğunu belirten Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, bu olumlu sonuçlara ise yaklaşık 4 – 6 ay içerisinde ulaşılabildiğini belirtti. Doç. Dr. Gülpınar, “Bu oranın arttırılabilmesi için uzman hekim gerekli gördüğü takdirde ilaç kullanımı önerebilmektedir. Ameliyat sonrası sperm kalitesini iyileştiren bazı vitamin ve mineral karışımları kullanılabilir. Eğer 6. ayda sperm parametrelerinde bir iyileşme yoksa hastanın sperm parametrelerine göre yaş faktörü, kadın faktörü gibi durumlar göz önünde bulundurularak aşılama ya da tüp bebek gibi yöntemlere yönlendirilmesi faydalıdır.” dedi.

Uçak yolculuğunda şunlara dikkat edin

Uçak yolculuğunda şunlara dikkat edin

Tatil sezonunun açılması ile birlikte uçak yolculukları da arttı. Çoğu zaman büyük bir keyifle başlayan bu yolculuklar, kulaklarda oluşan kuvvetli basınç hissi nedeniyle kabusa dönüşebiliyor. Kuvvetli basınç hissi sık sık yaşanır ve tedavi edilmezse kalıcı işitme kaybına neden olur mu? Nasıl bir tedavi yöntemi uygulanır? Kulakta basınç hissi ile ilgili tüm merak ettiğiniz soruları Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Emre Günbey sizler için cevaplandırdı.

Genellikle uçak seyahati sırasında ortaya çıkan, yolculuk öncesinde pek çok insanda stres oluşturan kulakta kuvvetli basınç hissi, sadece yolculuk süresince değil sonrasında da bireylerin sağlığını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Yolculuk sırasında, sakız çiğneme, esneme gibi farklı yöntemlerle bu basınç hissi azaltılmaya çalışılsa da özellikle sık sık yolculuk yapan kişiler için uçakta geçirilen süreyi kabusa çevirebiliyor. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Emre Günbey, kulakta oluşan kuvvetli basınç hissi ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Basınç hissi ve devamında oluşan ağrı, tıkanıklık, kulakta çıtırtı sesi duyma gibi şikayetler bizlere Östaki tüpü tıkanıklığının sinyallerini vermektedir. Özellikle sık sık uçak seyahati yapan bireylerde, dalgıçlık ile uğraşan kişilerde ve uçuş görevlilerinde daha fazla ortaya çıkan östaki tüpü tıkanıklığı rahatsızlığı tedavi edilmezse, orta kulak enfeksiyonu, kulak zarı çökmesi, işitme kaybı gibi ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Östaki borusu, dışardaki atmosfer basıncıyla orta kulak basıncını dengeleme görevi görmektedir. Östaki tüpündeki fonksiyon bozukluğu, dış basıncın hızlı değiştiği uçak yolculuğu gibi durumlarda daha sık olmak üzere hastalarda, kulakta dolgunluk ve basınç hissi, kulak ağrıları, kulakta çıtırtı sesi duyma, tıkanıklık gibi şikayetlere yol açmaktadır. Bu şikayetler bazen östaki tüpündeki darlığa bağlı olarak normal zamanda da ortaya çıkabilmektedir.” dedi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yaşam kalitesini yükselten yöntem: Östaki Balon Tuboplasti

Uzun yıllardır östaki tüpü tıkanıklıklarının kalıcı ve etkili bir tedavisinin bulunmadığını belirten Op. Dr. Emre Günbey, son yıllarda ülkemizde uygulanmaya başlanan Östaki Balon Tuboplasti yöntemi ile hastaların yaşam kalitesinin arttığını belirtiyor. Dr. Günbey, “İlk olarak 2010 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılmaya başlanan bu yöntem, ülkemizde de son 4-5 yıldır uygulanmaktadır. Bu tedavi yöntemi öncesinde östaki tüpü tıkanıklığı yaşayan hastalara genellikle kulağa tüp uygulaması yapılmaktaydı. Tüp takılan hastaların ise deniz, havuz gibi suyla teması kısıtlanmakta hatta banyo yaparken dahi kulaklarda tıkanıklık yaşanmaktaydı. Östaki Balon Tuboplasti sonrasında ise hastanın su ile temasında herhangi bir sıkıntı yaşanmamakta, hasta uçak seyahatlerine de rahatlıkla çıkabilmektedir.” açıklamalarında bulundu.

Yüzde 85 başarı oranı ile güvenli ve acısız yöntem

Östaki Balon Tuboplasti yönteminin hasta için son derece güvenli ve konforlu olduğunu belirten Op. Dr. Emre Günbey, işlemin detaylarını şu şekilde açıkladı: “İşlem tamamen kapalı yöntemle, herhangi bir kesi veya tampon uygulaması olmaksızın gerçekleştirilmektedir. Östaki tüpünü genişletmek için, balon kateter yardımıyla endoskopik olarak östaki borusu içinde kateteri ilerletmektedir. Balon daha sonra iki dakika süre ile şişirilmekte ve tüpteki daralma da bu şekilde genişletilmektedir. Bu işlem sonrasında hasta aynı gün hastaneden taburcu olabilmekte ve 1 ay gibi kısa süre sonrasında hastanın şikayetleri gerilemeye başlamaktadır. 5 yaşından itibaren çocuklarda da uygulanabilen bu yöntem, östaki tüpü tıkanıklıklarında kalıcı bir tedavi şeklidir.” açıklamalarında bulundu.

Obezite astım riskini artırıyor

Obezite astım riskini artırıyor

Son yıllarda tüm dünyada obezite önüne geçilemez bir şekilde artmaya devam ederken, astım da benzer artışla obeziteyi takip etmektedir. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Sinan, obezitenin tek başına dahi, astım görülme sıklığının ve mevcut astım şikayetlerinin artmasına sebep olduğunu belirterek, astım ve obezite arasındaki ilişkiyi sizler için açıkladı.

Hava kirliliği, tütün ve tütün ürünleri kullanımı / maruz kalma, genetik faktörler gibi sebepler astım hastalığının en önemli tetikleyici unsurları arasında yer alırken, yapılan araştırmalar obezitenin de astım hastalığını artıran bir risk faktörü olduğunu ortaya çıkartıyor. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Sinan, obez bireylerde astım hastalığının görülme sıklığının daha yüksek olduğunu belirtirken, bu iki hastalığın bir arada olmasının daha yıpratıcı sonuçları olabildiğini de ifade ediyor. Prof. Dr. Hüseyin Sinan; “Astım ve obezite bir araya gelince astım belirtileri daha ağırlaşmakta, hastaneye başvurma sıklığı artmakta ve doğal olarak tedavisi daha güçleşmektedir. Obezite ile birlikte görülme sıklığı artan reflü, uyku apnesi, Tip 2 diyabet (şeker hastalığı) ve hipertansiyon gibi metabolik sendromun önemli bileşenleri de astımın şiddetlenmesine sebep olabilmektedir.” açıklamalarında bulundu.

“Obezite ve astım ortak genlere sahip”

Prof. Dr. Hüseyin Sinan; “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre obezite dünyadaki en riskli on hastalıktan biri ve astım ise tüm dünyada 300 milyonun üzerinde bireyi etkilemekte ve gün geçtikçe sayı artmaktadır. Bu birliktelikten yola çıkarak şu çok net bir şekilde söylenebilir: Obezite tek başına, astım görülme sıklığının ve mevcut astım şikayetlerinin artmasına sebep olmaktadır.” dedi. Hastalığın genetik özelliklerine de değinen Prof. Dr. Hüseyin Sinan, “yapılan bilimsel bir çalışmada obezite ve astımın yüzde sekiz oranında ortak genlere sahip olduğu ortaya konulmuştur. Bununla birlikte, vücut kitle indeksi yüksek olan (obez bireyler) kadınlarda, obez olmayan kadınlara göre astım riski yaklaşık 2 kat artmaktadır.” açıklamalarında bulundu.

“Obezitenizi kontrol altına alırsanız astım tedavinizi de kolaylaştırırsınız”

Prof. Dr. Hüseyin Sinan, diyet, egzersiz, obezite cerrahisi ve ameliyat dışı yöntemlerle (mide içi balon uygulaması gibi) kilo vermek suretiyle astım hastalarının belirtilerinde azalmalar gözlendiğini belirtmektedir. Prof. Sinan; “Obezite cerrahisi geçiren veya ameliyat dışı yöntemlerle kilo vermeyi başarabilen hastaların akciğer fonksiyonları olması beklendiği gibi iyi yönde seyreder. Hem tedavileri kolaylaşır hem de astım krizi sıklığı ve şiddeti beklenenden daha az olur. Diyet, egzersiz veya bir sağlık profesyonelinden destek almak suretiyle verilecek obezite ameliyatı kararı ve sonrasında astıma dair sıkıntılar da hafiflemiş olacaktır.” açıklamalarında bulundu.

Ağrı saatiniz hastalığınız hakkında ipucu verebilir

Ağrı saatiniz hastalığınız hakkında ipucu verebilir

COVID 19’un hayatımıza girmesiyle birlikte, vücudumuzun ağrı sinyallerini çok daha fazla dikkate almaya başladık. Baş, sırt, kas ağrıları gibi çoğu zaman çok fazla önemsemediğimiz semptomlar artık bizleri daha çok endişelendirebiliyor. Kronikleşen ağrıları, COVID 19 etkisiyle oluşan ağrılardan ayırmak konusunda ise ağrı saatleri bize yol gösterebiliyor. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Uzman Doktorları vücudunuzun ağrı saati haritasını çıkarttı.

Baş Ağrısı Öyküsünde “Ne Zaman” Sorusu Önemlidir / NÖROLOJİ UZMANI PROF. DR. ABDULKADİR KOÇER

Baş ağrısı tanımlamasında ağrıya ait özellikler önemli olmakla birlikte öyküde sorgulayacağınız, ağrının oluş saati ve zamanı gibi basit görünen detaylar da nasıl bir ağrı ile karşı karşıya kaldığımız konusunda bize yardımcı olabilir. Örneğin, beyin hastalığı olarak kabul edilen migren ağrısında veya diğer damarsal baş ağrılarında gece yarısı veya sabah şiddetli bir ağrı ile kalkmak sık karşılaştığımız durumlardandır. Fakat gerilim baş ağrısında ise tam tersine günlük aktif olarak çalıştığımız süreçlerde, özellikle de gün sonuna doğru ve migrene göre daha hafif şiddette ağrı kendini gösterebilir. Zaman kavramının önemli olduğu başka bir baş ağrısı da küme tipi baş ağrısıdır. Çoğu hastanın migren tanısı ile takip edildiği ve maalesef buna bağlı olarak iş gücü kayıplarının sıkça rastlandığı bu ağrıda, migrene göre daha kısa sürmesi ve özellikle geceleri hep aynı saatte olması gibi detaylar önemlidir. Bu hastalar, atakların geldiği süreçlerde uyuduktan 3-5 saat sonra ya da sabah saatlerinde, hemen her gün aynı saatte ağrı ile uyanırlar ki bu nedenle “Çalar saat baş ağrısı” diye de isimlendirilir. Geceleri yattıktan sonra başlayan ve sabahları uyandığında zirve yaptığı ifade edilen ağrı ise bazen bir beyin tümörünün ilk belirteci olabileceği gibi kafa içi basınç artışına yol açabilecek hirosefali, psödotümör veya beyin kanamaları gibi çok sayıda önemli beyin hastalıklarında da tanı koymamızda yardımcı olacaktır.

“Nöropatik Ağrılar Gece Olur”

Zamanlama açısından alacağınız öykü, kas-iskelet sistemi ağrıları ile sinir sistemi kökenli (nörolojik) ağrıları ayırt etmemizde de işimize yarar. Kas-iskelet sistemini ilgilendiren ağrılar gün içinde ve hasta hareketli iken hastayı rahatsız ederken, nöropatik ağrısı olan hastalar ise hareketsiz oldukları anlarda ve daha çok geceleri ağrılarının arttığını ifade ederler. 

Gece Uyutmayan El Ağrısı Karpal Tünel İşareti Olabilir / BEYİN VE SİNİR CERRAHİSİ UZMANI DOÇ. DR. SELÇUK ÖZDOĞAN

Günün tüm yorgunluğunu atmak üzere yatağınıza uzandığınızda gün içerisinde size çok da varlığını hissettirmeyen el, bilek ağrıları, parmaklarda uyuşma ve karıncalanma ortaya çıkmaya başlayabilir. Hafif başlayan bu semptomlar, gecenin ilerleyen saatlerde sizi uykudan uyandıracak bir seviyeye de ulaşabilir. Şikayetlerin özellikle gece ortaya çıkması ve uykudan uyandırma noktasına kadar gelmesi, elleri sallayarak rahatlama ihtiyacı hissedilmesi karpal tünel sendromunun tipik işaretlerinden biridir. Bilgisayar kullanımının yoğun olduğu meslek grubu çalışanları, çok fazla el işi yapan ev hanımları, enstrüman çalan kişiler gibi el ve bileğini aktif kullanan kişilerde karpal tünel sendromu yaygın olarak görülebilmektedir. Ağrının özellikle geceleri ortaya çıkmasında uyku pozisyonlarının önemli etkisi vardır. Uyku sırasında bileğin çene ya da başın altında geriye doğru bükülerek uzun süre kalması ağrıların şiddetini artırabilmektedir. Karpal tünel sendromunun tanısı Elektromiyografi (EMG) ile konulmaktadır. Tedavisinde, öncelikle Fizik Tedavi Uzmanı ile görüşmeli ve hekimin önerdiği tedavi yöntemleri uygulanmalıdır. Tedaviye dirençli vakalarda ise bir sonraki adım ameliyat olabilmektedir. Mikrocerrahi yöntemi ile yapılan karpal tünel ameliyatları sonrasında hasta, kısa sürede günlük hayatına dönebilmektedir.

Günün İlk Adımı Ağrılı ise Sebebi Topuk Dikeni Olabilir / OP. DR. M. OZAN AŞIK

Sabahları yataktan kalktınız ve güne başlamak için ilk adımı attınız. Topuğunuza bıçak batması gibi keskin bir ağrı saptanıyorsa ve günün geri kalanında topuklarınızda hafif bir ağrı hissediyorsanız sebebi topuk dikeni rahatsızlığı olabilir. Topuk dikeni, topuk kemiğinin alt kısmında kalsiyum birikmesiyle oluşmaktadır. Topuk dikeninin oluşmasında obezite önemli bir sebep olmakla birlikte sık sık ayakta durmak, sert yüzeylerde koşmak ya da zıplamak, uygun olmayan ayakkabılar giymek gibi faktörler de topuk dikeni oluşumuna neden olabilir. Her zaman çıplak gözle görülemeyen topuk dikeninin tanısının doğru bir şekilde konulabilmesi için hasta, şikayetlerini ertelememeli ve Ortopedi-Travmatoloji Uzmanına başvurmalıdır. Topuk dikeni tedavisinde ayağın basınç yükünü azaltmak, ağrıyı ve iltihabı kontrol altına almak, esnekliğin artırılmasını sağlamak önemlidir. Topuk dikeni vakalarında fizik tedavi ve enjeksiyon tedavileri etkili olabilmektedir. Cerrahi dışı yöntemler ile çözüm bulunamayan durumlarda ise hastalara cerrahi tedavi önerilmektedir.