Yazılar

Pankreas kanserinde ‘kalıcı iyileşme’ oranı yükseliyor!     

Pankreas kanserinde ‘kalıcı iyileşme’ oranı yükseliyor!                   

Günümüzde ölüme en sık neden olan kanserler arasında 4. sırada yer alan pankreas kanserinin 2030 yılı itibariyle, cinsiyet ayrımı olmaksızın, 2. sıraya yükseleceği öngörülüyor. Pankreas kanserinin en ölümcül kanserlerden biri olmasının başlıca nedeni, kanserin ileri evrelere kadar çok fazla belirti vermeden sinsice ilerlemesi.  Son yıllarda pankreas kanserinde yaşam süresinin uzaması, hatta kalıcı iyileşme sağlanan hasta grubunda ciddi bir artış yaşanması ise yürekleri ferahlatıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, son yıllarda ‘tanı konulan her hasta kaybedilir’ düşüncesinin tedavide yaşanan önemli gelişmeler ile yıkılmaya başladığına dikkat çekerek, “Pankreas kanserinde kalıcı bir iyileşme için kemoterapinin yanı sıra tümörün ameliyatla mutlaka çıkarılması gerekiyor. Ancak bu kanser türü genellikle ileri evrelerde tespit edilebildiği için hastaların çoğu ameliyat şansını yakalayamıyorlardı. Son yıllarda folfirinox protokolü olarak adlandırılan üç kemoterapötik ilacın eş zamanlı kombinasyonu ve etkin kemoterapi uygulamaları ile uygun hastalarda tümör küçültülerek ameliyat edilebilir boyuta getirilebiliyor. Bu sayede pankreas kanserinde ameliyat edilebilen hasta oranı yüzde 20’den yüzde 50 gibi yüksek bir orana yükseldi” diyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, kanserin görülebilir uzak metastaz yapmadığı aşamada saptanan hastalarda, etkili kemoterapi ve cerrahi tedavi ile 5 yıllık sağ kalım oranının artık yüzde 50’yi aştığına dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Mert Erkan

Genellikle ileri evrelerde yakalanıyor, çünkü…

Pankreas kanseri sıklıkla ileri evrelere kadar belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerliyor. Ayrıca hazımsızlık ile bel ağrısı gibi en sık görülen belirtileri de safra kesesi taşı, omurga ve böbrek problemleriyle ilgili olduğu sanılarak hastalar tarafından uzun süre ciddiye alınmıyor. Bu sürede pankreas kanseri metastaz yapmaya, yani başka organlara sıçramaya zaman buluyor.

Kalıcı şifa için ‘ameliyat’ şart!

Cerrahi tedavi  veya kemoterapi pankreas kanserini tek başına kalıcı olarak ortadan kaldırmak konusunda yeterli olmuyor. Yani, cerrahi tedavi yapılamayan hastalarda kemoterapi ile sağ kalım süresi uzatılıp hayat kalitesi artırılabilse bile kür şansı maalesef bulunmuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, pankreas kanseri tanısı alan hastalarda kalıcı bir iyileşmenin ancak etkili kemoterapi ve etkili cerrahinin bir arada kullanılmasıyla mümkün olduğunu söylüyor.

Bu tedavi protokolü hayat kurtarıyor!

2012 yılında kullanıma giren folfirinox protokolü (üç kemoterapötik ilacın eş zamanlı kombinasyonu) ile başlayan etkin kemoterapi uygulamaları sayesinde pankreas kanserinde ilk defa, hastalığı yavaşlatmanın ötesinde, geriletebilen bir sonuca ulaşıldı. Folfirinox tedavisi öncesinde, ilk tanı anında hastaların yaklaşık yüzde 50’si uzak metastaz nedeniyle, yüzde 30’u ise tümör lokal  olarak ileri olduğu için ameliyat olamıyor ve sadece yüzde 20’si ameliyat şansını yakalıyordu. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, üçlü kemoterapi protokolünün pankreas kanserinde tedavinin kurallarını tümden değiştirdiğine dikkat çekerek, sözlerine şöyle devam ediyor, “Etkin kemoterapi sayesinde, lokal ileri hastalığı olan üçte birlik grubun büyük bir kısmı kemoterapi sonrasında tümörleri küçülünce, tekrar ameliyat edilebilir hale gelebiliyor. Bu sayede pankreas kanserinde ameliyat edilebilen hasta oranı yüzde 20’den yüzde 50’ye yükseldi. Üstelik kemoterapi sonrasında ameliyat edilebilen hastalar ile ilk tanı anında ameliyata aday olabilen hastalar arasında sağ kalım açısından da bir fark bulunmuyor”

Prof. Dr. Mert Erkan

Kapalı yöntemle ameliyat sayısı artıyor!

Pankreas kanserinde tümörün yerleşimine göre kabaca ‘üç standart ameliyat’ yapılıyor. Tümörlerin yaklaşık üçte ikisi pankreasın  baş kısmında yerleşik oluyor. Pankreasın baş kısmı, on iki parmak bağırsağı, safra kesesi ve safra yollarının alt ucunun bir arada çıkarıldığı ‘Whipple ameliyatı’ en sık yapılan ameliyatlardan. Ayrıca gövde ile kuyruk yerleşimli tümörler nedeniyle pankreasın gövde ve kuyruğunun sıklıkla dalakla birlikte çıkarılması, özel durumlarda da pankreasın tümünün çıkarılması,  diğer standart ameliyatları oluşturuyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, pankreas kanserine yönelik ameliyatların günümüzde giderek artan bir oranda açık cerrahiden ‘minimal invaziv cerrahi’ denilen kapalı türde ameliyatlara kaydığını vurguluyor. Prof. Dr. Mert Erkan, kapalı ameliyatların endikasyonuna göre laparoskopik veya robotik olarak gerçekleştirildiğini belirterek, “Damar ameliyatlarıyla beraber yapılması gereken ileri evre tümörlerde açık cerrahi hala daha etkin bir saha hakimiyeti sağladığı için tercih ediliyor. Ancak artan tecrübe ve gelişen cihazlarla beraber laparoskopik ve robotik olarak yapılan ameliyatların sayısı da günden güne artıyor. Bu ameliyatların kapalı yöntemle yapılabilmesi hastaya sadece kozmetik değil, daha az ağrı ve daha çabuk iyileşme gibi önemli avantajlar sağlıyor” diyor.

Pankreas en ölümcül 4. kanser türü, ancak…

Pankreas en ölümcül 4. kanser türü, ancak…

Pankreas kanseri fazla belirti vermeden sinsice ilerliyor. Tanı konulana kadar neredeyse hastaların yarısında ağrı şikayeti görülmüyor. Dolayısıyla teşhis edildiğinde çoğu kez kanser başka organlara yayılmış oluyor. Günümüzde en ölümcül 4. kanser türü olan pankreas kanserinin 2030 yılı itibariyle ölümcül kanserler listesinde 2. sıraya yükseleceği öngörülüyor. Bu öngörü korkutucu olsa da tedavideki başarı oranının giderek yükselmesi umutları artırıyor. Tüm bu zorluklara rağmen sebep olduğu ölüm oranlarında yüzde 20 düşüş gözlemleniyor. Yeni tedavi yaklaşımları sayesinde ise 5 yıllık sağ kalım oranı yükseliyor.

Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan

Nedeni tam olarak bilinmiyor ama…

Pankreas kanserine yol açan nedenler kesin olarak bilinmiyor, ancak çağın önemli hastalıklarından obezite ve sigara kullanımıyla ilişkilendiriliyor. Bu belirsizliğe ve hastalığın toplumda yayılma hızına rağmen tıptaki gelişmeler, bu sinsi hastalığın daha etkili tedavi edilmesine olanak tanıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, yeni geliştirilen cerrahi teknikler, etkili kemoterapi ilaçları, radyasyon (ışın) tedavisindeki gelişmeler ve toplumdaki farkındalığın artması sayesinde pankreas kanserinin sebep olduğu ölüm oranlarında yüzde 20’lik bir düşüş olduğuna dikkat çekiyor. İçinde bulunduğumuz Kasım ayının “Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında önemli bilgiler veren Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Son yıllarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki pankreas kanserinin daha erken aşamalarda yakalanmasına dair gelecekte önemli gelişmeler olacak. Bu beklenti, umudumuzu daha da artırıyor” diyor.

Bel fıtığı veya normal bel ağrısıyla karıştırılabiliyor

Pankreas kanserinin sık karşılaşılan semptomlarından biri olan, sırta vuran ve hastaların “kuşak şeklinde” diyerek tarif ettikleri karın ağrısı genellikle bel fıtığı veya da normal bel ağrısı olarak da yorumlanabiliyor. Bununla birlikte pankreas kanserli hastaların neredeyse yarısında ağrı şikâyeti görülmemesi de hastalığın erken evrede teşhis edilmesini zorlaştıran önemli bir faktör.

Bu belirtiler pankreas kanseri habercisi olabilir

Pankreas kanserinde belirtiler genellikle ileri evrede kendini gösteriyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Sarılık, diyabet ve karın ağrısı” şikayetlerinin hastalığın habercisi olabileceğini belirtiyor. Pankreas başında olan pankreas kanseri, çoğu zaman safra yolunu da tıkadığı için karaciğerde oluşturulan bilirubin adlı maddenin bağırsağa atılamaması sonucu sarılık oluşuyor. Kan şekeri sorunu bulunmayan hastanın aniden diyabet sorunuyla karşılaşması da önemli ilk belirtilerden biri olarak sayılıyor. Hafif bir rahatsızlık ile başlayıp, ilerleyen süreçte tümörün karındaki sinirlere baskı yapması nedeniyle sırta vuran, şiddeti artan ve hazımsızlık, şişkinlik sorunlarıyla birlikte gelen karın ağrısı yine pankreas kanserine işaret eden şikayetler arasında yer alıyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi

Sinsi ilerlemesi tedaviyi güçleştiriyor, ancak…

Pankreas kanserinden kalıcı olarak kurtulmanın tek yolunun “etkin cerrahi tedavi ve kemo-radyoterapinin bir arada kullanılması” olduğunun altını çizen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Hastaların yarısına tanı konulduğu zaman erken evreyi geçmiş,  kanserin diğer organlara yayılmış olduğunu gözlemliyoruz. Bu da tedaviyi zorlaştırıyor. Tam iyileşme şansını yakalamak için doğru hastada ameliyat mutlaka gerekli oluyor. Ameliyat olamayan hastalarda da etkin kemo-radyoterapi protokolleriyle göreceli uzun ve kaliteli bir zaman kazanılabiliyor” diyor. Özellikle vücudumuz için önemli olan ana damarların pankreas çevresinde dolaşmaları ve oradaki sinirlere yayılmaları nedeniyle pankreas kanseri cerrahisi oldukça zor ve komplike bir ameliyat olarak kabul ediliyor. Etrafındaki damarlara yayılan tümör vakalarında, yani “lokal ileri büyümüş pankreas kanseri” durumunda ilk aşamada ameliyat mümkün olmuyor. Ancak kemoterapi veya radyo-kemoterapi (MR Linac) ile bölgedeki kanser hücreleri etkisiz hale getirildikten sonra ameliyat gerçekleştirilebiliyor. Bu şartlar altında yapılan ön-tedavi ile kanser, sarılmış olan damarlardan uzaklaştırabiliyor ve böylece kanser mikroskobik boyuta kadar cerrahi sınırları temiz olarak komple çıkartılabiliyor. Hastalıktan uzun vadeli kurtulmak için kemoterapi, radyoterapi ve cerrahiden oluşan bu tedavinin mutlaka yapılması gerekiyor.  Bazı hastalarda ise etkili bir cerrahi tedavi yapılması amacıyla pankreasın tümü alınıyor. Bu durumdaki hastalar düzenli insülin kullanarak ve sindirim enzimi takviyesi alarak pankreasları olmasa da normal bir hayat kalitesiyle yaşayabiliyorlar.

Pankreas kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar!

Pankreas kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar!

Günümüzde ölüme en sık neden olan kanserler arasında 4. sırada yer alan pankreas kanserinin 2030 yılı itibariyle, cinsiyet ayrımı olmaksızın, 2. sıraya yükseleceği öngörülüyor. Pankreas kanserinin  en ölümcül kanserlerden biri olmasının başlıca nedeni, kanserin ileri evrelere kadar çok fazla belirti vermeden sinsice ilerlemesi. Son yıllarda yapılan araştırmalar ışığında, pankreas kanserini daha erken aşamalarda yakalamaya dair çok ciddi bir yol kat edilmiş olması ise yürekleri ferahlatıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, konuyu şöyle açıklıyor: “Bu başarı, gelişen yeni tanı metotlarından ziyade, toplumda özellikle kanser riski yüksek bireylerin saptanarak daha detaylı olarak taranması ile mümkün olduğu için pankreas kanseri hakkındaki toplumsal ve bireysel farkındalığı artırmak kritik öneme sahip. Bu nedenle pankreas kanseri açısından erken tanı şansı olan iki önemli risk grubunu özellikle mercek altına almak gerekiyor. Bunlar, 50 yaşın üzerinde olup son 6 ay içinde yeni diyabet tanısı almış ve tedavi uygulanmadan kilo veren hastalar ile pankreasında kistik lezyon bulunan hastalardır. Bilinç ve bilgi seviyesindeki artış, erken tanı şansını da beraberinde getirdiği için hastalıktan kalıcı olarak kurtulma fırsatı da yaratıyor. Toplumsal ve bireysel farkındalığı artırmak amacıyla, pankreas kanseri hakkında yanlış inanışlara da mutlaka değinmek gerekiyor. Zira toplumda doğru sanılan hatalı bilgiler nedeniyle hem erken tanı oranı azalıyor, hem geciken olgularda hastalığın tedavisi daha da güçleşiyor.” Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, pankreas kanseri hakkında toplumda doğru sanılan yanlış bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Mert Erkan

Her pankreas kanserinde sarılık oluşur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Pankreas kanserlerinin yaklaşık üçte ikisi organın baş kısmından kaynaklanıyor. Pankreas kanalı, pankreas başı içinden geçen safra kanalı ile birleşerek on iki parmak bağırsağına açılıyor. Dolayısıyla baş bölgesinde yerleşmiş pankreas kanserleri safra yolunu tıkadıklarında hastalarda sarılık oluşuyor. Hal böyle olsa da pankreas gövde ve kuyruk yerleşimli tümörleri olan yaklaşık üçte bir olguda safra kanalı tıkanmadığı için sarılık gelişmiyor.

Her pankreas kanseri ağrı yapar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Pankreas kanserinin sık karşılaşılan semptomlarından biri, sırta vuran karın ağrısı oluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, hastaların bu ağrıyı sıklıkla ‘kuşak tarzında’ olarak tanımladıklarına işaret ederek, “Bu nedenle pankreas kaynaklı ağrılar çoğunlukla ve yanlış olarak böbrek taşı ya da bel ağrısı olarak da yorumlanabiliyorlar. Öte yandan pankreas kanserli hastaların neredeyse yarısında ilk tanı anında ağrı şikâyeti bulunmuyor.” diyor.

 Her pankreas tümörü pankreas kanseridir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Pankreas hem iç (hormon), hem dış (sindirim enzimleri) salgı özelliği olan bir organdır. Sayı olarak en çok bulunan ve dış salgıları üreten asiner hücreler organın büyük bölümünü oluştursalar da pankreas kanserlerinin sadece yüzde 1’ine neden olurlar ve genel olarak klasik pankreas kanserinden daha iyi seyirlidirler. İnsülin gibi hormonları üreten nöroendokrin hücrelerde oluşan tümörlerin büyük bölümü de klasik pankreas kanserine kıyasla çok daha iyi huylu bir seyir izliyor. En tehlikeli olarak bilinen klasik pankreas kanseri ise tüm olguların yüzde 90’ında görülse de, köken aldıkları duktal hücreler pankreasın dış salgı sistemini döşeyen sınırlı sayıdaki kanal hücreleridir. Dolayısıyla her pankreas kanseri ölümcül olmadığı gibi, nöroendokrin tümörler gibi lezyonların bir kısmı da kanser değildir.

Pause Dergi

Pankreas kanserinden kurtulmak mümkün değildir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Günümüzde özellikle risk gruplarında artan farkındalık, gelişen cerrahi teknikler, etkinliği artan kemoterapi ve radyoterapi sayesinde pankreas kanserinde de büyük başarılar kazanılıyor. Eskiden hayal dahi edilemese de son yayınlarda ameliyat olabilen ve etkili bir kemoterapi alabilen hastalarda 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 40’ı aşabiliyor.

Bıçak değdiğinde pankreas kanseri yayılır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan,Pankreas kanserinden kalıcı olarak kurtulmanın tek yolu, etkin cerrahi tedavi ve kemo-radyoterapinin bir arada kullanılmasıdır” diyerek şöyle devam ediyor: “Ameliyat olamayan hastalarda da etkin kemo-radyoterapi protokolleriyle göreceli uzun ve kaliteli bir zaman kazanılabilse de tam iyileşme maalesef mümkün olmuyor. Dolayısıyla tam iyileşme şansını yakalamak için doğru hastada ameliyat mutlaka gerekli oluyor”

Cerrahi tedavi tek etkili tedavidir. YANLIŞ!  

DOĞRUSU: Pankreas kanserinden kalıcı olarak kurtulmanın tek yolu etkin bir cerrahi tedavi ve kemo-radyoterapinin bir arada kullanılmasıdır. Başka bir deyişle, etkili bir kemo-radyoterapi uygulanamayan hastalarda cerrahi tedavi tek başına klinik fayda sağlasa da hastayı tümüyle iyileştirmekte yetersiz kalıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, “Son yıllarda pankreas kanserinde yaşanan en önemli başarı belki de ilk tanı anında ameliyat şansı olmayan hastaların bir kısmının uygulanan etkili kemo-radyoterapi protokolleriyle tümörünün küçültülerek tekrar cerrahi uygulanabilir hale getirilmesidir” diye konuşuyor.

Pankreas kanserinin cerrahisiz tedavisi mümkündür. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Her hastalıkta olduğu gibi pankreas kanserinde de klasik metotlara alternatif tedavi yöntemleri geliştirilmeye çalışılıyor. Bunların bir kısmı genel durumu ve mevcut yandaş hastalıkları nedeniyle cerrahi tedaviye uygun olamayan  hastalar için tasarlanıyor. Bu yeni metotların etkinlikleri ve yan etkileri, yürütülen bilimsel çalışmalar aracılığıyla ölçülüyor. Prof. Dr. Mert Erkan, günümüz tıbbının gelmiş olduğu noktada pankreas kanserinden cerrahi tedavi yapılmadan kurtulmanın hala mümkün olmadığını belirterek, “Bu nedenle bilimsel verilerle ispatlanmış tedavi sonuçları bulunmayan metotlara itibar etmemek gerekiyor” diyor.

Pankreas kanserini erken evrede yakalamak mümkün değildir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Risk gruplarının belirlenmesi, artan farkındalık ve gelişen tanı metotları sayesinde, özellikle kistik lezyonlar zemininde oluşan pankreas tümörlerini, henüz kanser gelişmemiş bir aşamada saptamak dahi mümkün olabiliyor. Kanser öncüsü aşamada yakalanan bu lezyonların cerrahi olarak çıkartılmaları, pankreas kanserini henüz oluşmadan ortadan kaldırabildiği için bu aşamada tedavi edilen hastalarda ameliyat sonrası kemoterapi dahi gerekmeyebiliyor.

Pankreas olmadan yaşanamaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bazı hastalarda, etkili bir cerrahi tedavi yapılabilmesi için pankreasın tümünün alınması gerekiyor. Pankreas hem iç (hormon), hem de dış (sindirim enzimleri) salgı özelliği olan bir organ olduğu için ameliyat sonrasında hastaların kalıcı olarak insülin kullanmaları gerekiyor. Benzer şekilde, özellikle yağ sindirimi için gerekli olan enzim üretimi de böyle bir ameliyatla ortadan kalkacağı için sindirim enzimi takviyesinin ömür boyu alınması önem taşıyor. Düzenli insülin kullanan ve enzim takviyesi alan hastalar pankreasları olmasa da normal bir hayat kalitesiyle yaşayabiliyorlar.

Pankreas kanserli hastalar şeker tüketmekten kaçınmalıdırlar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, kanserli hücrelerin şekerden beslendiğine ve bu nedenle hastanın tüketeceği şekerli gıdaların tümörü büyüteceğine yönelik inanışın doğruyu yansıtmadığına dikkat çekerek, “Açlıkta dahi kan şekeri değerinin normali genel olarak 70-100mg/dl olarak tanımlanmıştır. Yani, hasta hiç şeker tüketmese dahi kan şekeri 70mg/dl’nin altına inmez” diyor.

Pankreas kanserli hastaların yağ tüketmeleri sakıncalıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Mert Erkan, yağın sindiriminde pankreasın merkezi bir rolü olması nedeniyle pankreas hastalıklarında yağsız diyet önerilerek organı dinlendirmeye ve korumaya çalışmanın son derece yanlış  bir düşünce olduğunu vurgulayarak, “Öte yandan protein ve karbonhidratlar ile karşılaştırıldığında, yağlar birim başına diğer ikisinden iki kat daha yüksek miktarda enerji veriyorlar” diye konuşuyor. Prof. Dr. Mert Erkan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Pankreas kanserli hastalarda ölüme giden yol, hastanın aşırı kilo ve kas dokusunu kaybettiği kaşeksiden geçiyor. Pankreasta oluşan fonksiyon kaybı, yapılan ameliyatlar sonucu azalan emilim fonksiyonu ve uygulanan kemo-radyoterapinin yarattığı ishal göz önüne alınırsa, hastaların yeterli kalori almaları zaten zorlaşmışken karbonhidratsız ve yağsız diyet önermek hem kaşeksiyi daha da arttırıyor hem de insanların beslenme gibi son derece önemli bir hayat zevkini azaltıyor. Doğru olan, hastaların gereken insülin dozunu ayarlayarak yeterli karbonhidrat alımını teşvik etmek, enzim takviyesi yaparak yağ sindirimini kolaylaştırarak sağlıklı ve normal bir diyet tüketmelerini sağlamaktır”

“Pankreas kanseri = Ölüm” değil!

“Pankreas kanseri = Ölüm” değil!

Vücudumuzda yaprak şeklinde yer alan pankreas, yağ ve karbonhidratların sindirimi için gerekli olan enzimleri sağlıyor, kandaki şeker seviyesini düzenliyor. Günümüzde sağlıksız yaşam alışkanlıkları, hareketsizlik, sigara ve alkol kullanımı gibi etkenlerle pankreastaki sağlıklı hücreler kontrolden çıkıp hızla çoğalarak pankreas kanserine yol açıyor. Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan son yıllarda görülme sıklığı artan pankreas kanserinin sinsice, hiçbir belirti vermeden ilerlediğini, ileri evrelerde ise karın ağrısı, bulantı, hazımsızlık ve bel ağrısı gibi, farklı hastalıkların da ortak belirtisi olan şikayetlerle kendini gösterdiğini söylüyor. Tarama programının da bulunmaması nedeniyle hastalığın erken teşhisinin genellikle mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Pankreas kanseri genellikle ileri yaşta görülmekle birlikte son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıklarının ve obezitenin yaygınlaşması nedeniyle genç yaşlarda da ortaya çıkabiliyor” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, bu sinsi hastalığa karşı toplumsal farkındalık yaratılması amacıyla Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, Pankreas kanseri hakkında bilinmesi gereken 5 noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık

Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan

Sinsice ilerliyor!

Son yıllarda giderek yaygınlaşan pankreas kanseri, günümüzde en çok ölüme neden olan 4. kanser türü olarak dikkat çekerken, 2030 yılında 2. sıraya çıkması bekleniyor. Pankreas kanserinin genellikle belirti vermeden ilerlediğini, bu nedenle hastaların hekime çoğunlukla metastaz yapmış olarak geldiğini belirten Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Toplumda hastalığın genellikle şiddetli ağrıya yol açtığı düşünülüyor. Oysa bu sinsi hastalık sanılanın aksine ağrı olmadan gelişebiliyor ve yapılan çalışmalar da her iki hastadan birinde ağrıya yol açmadığını gösteriyor. Ancak ileri evrelerde bel ağrısıyla karıştırılabilen sırt ağrısı veya karında şişkinlik, karın ağrısı, hazımsızlık gibi şikayetlerle kendini gösteriyor. Ağrı şikayeti genellikle tümörün çevresindeki damarların üstünde bulunan sinirlere baskı yaparak onları zedelediği durumlarda gelişiyor. Sarılık tanısı konulan hastalarda da pankreas kanserini erken veya geç evrelerde görüyoruz” diyor.

Bu hatalar riski artırıyor!

Günümüzde sebze ve meyveden yoksun kırmızı et ağırlıklı, aşırı yağlı beslenme, sigara ve alkol kullanımı, hareketsizlik ve obezitenin pankreas kanserini tetiklediğini vurgulayan Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, bu nedenle aşırı kiloların sağlıklı şekilde verilerek ideal kiloya ulaşılmasının, düzenli egzersizin, sağlıklı beslenmenin ve lifli gıdalar tüketmenin, Batı tipi beslenme yerine Akdeniz diyeti uygulanmasının, sigara ve alkolden uzak durulmasının çok önemli olduğunu söylüyor.

Pause Dergi

Günümüzde “pankreas kanseri eşittir ölüm” değil!

Pankreas kanserinin tedavisinde son yıllarda çok önemli ilerlemeler kaydedildiğini vurgulayan Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Geçmişte hiçbir şekilde tedavi veremediğimiz, ameliyat edemeyeceğimizi düşündüğümüz hastaları şu an tedavi edip ameliyat edebiliyoruz. Bunlar genelde damarları sarmış olan pankreas kanserleri oluyor ve çok sık görülüyor. Geçmişte hastalara sadece kemoterapi veriyor hastalıktan kurtulma imkanı sağlayamıyorduk. Ama artık kemoterapi ve radyoterapi ile beraber elimizde çok ciddi ajanlar ve efektif silahlarımız var. Böylece multidisipliner bir ekibin ortak çalışmasıyla tümörü kontrol altında tutup, hastaya hiç ummadığımız, damarı çok sarmış ve ‘ameliyat edilemez’ denilen hastaları bile ameliyat edebiliyoruz. Hastaların sağkalımları da sanki damarları sarmamış gibi uzayabiliyor. Yani artık pankreas kanseri eşittir ölüm anlamına gelmiyor” diyor.

Aniden diyabet hastalığı ortaya çıkarsa!

Sağlıklı bir kişinin aniden diyabet hastası olmasının da pankreas kanserine işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan şöyle konuşuyor: “Herhangi bir sağlık sorunu olmayan, o ana kadar diyabet öyküsü olmayan kişilerin bir anda diyabet tanısı alması akla pankreas kanserini de getirmelidir. Bu nedenle hiç zaman kaybetmeden pankreas kanserinin tanısına yönelik tetkikler de mutlaka yapılmalıdır. Ancak pankreas kanserinin her zaman diyabete yol açtığı şeklindeki inanışlar veya her uzun vadeli diyabet hastasının yüksek risk taşıdığı doğru değildir.”

Günümüzde gençlerde de yaygınlaşıyor!

Pankreas kanseri için günümüzde ne yazık ki tarama programı olmadığını, bu nedenle erken teşhis imkanının çok bulunmadığını söyleyen Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, eskiden sadece ileri yaşlarda görülen bir hastalık olan pankreas kanserinin son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıkları nedeniyle gençlerde de ortaya çıktığını belirtiyor. Ailesinde genç yaşta pankreas kanseri olanların da daha fazla risk taşıdığını, sağlıklı yaşam tarzı benimsenmesinin kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Aynı zamanda Türkiye’de akraba evlilikleri yoğun olduğu için maalesef Avrupadan daha fazla ailesel genetik pankreas kanseri ile karşı karşıya kalıyoruz ve böylece hastalar çok daha erken yaşlarda bu hastalığa kapılıyorlar.” diyor.

Ülkemizde her yıl yaklaşık 8.500 kişi pankreas kanseri tanısı alıyor

Ülkemizde her yıl yaklaşık 8.500 kişi pankreas kanseri tanısı alıyor

Pankreas, hastalanana kadar ismini çok da duymadığımız küçük bir organımız. Ortalama 100 gram ağırlığı, 20 cm boyu var. Pankreas, kan şekerinin düzenlenmesi ve sindirime yardımcı olan yapıların salgılanmasından sorumlu. Sindirdiğimiz her besinde pankreasın rolü var. Özellikle bu organda gelişen kanser, belirti vermeden sinsice ilerlemesiyle biliniyor. Pankreas kanseri tüm kanserler arasında sıklık açısından 9. sırada olmakla birlikte, kansere bağlı ölümlerde 4. sırada yer alıyor. Hal böyle olunca bilim insanları ‘en ölümcül’ kanser türleri arasındaki yerini en alt sıralara düşürmek için yeni yöntemler üzerinde çalışıyor. Günümüzde tedavi yöntemlerindeki gelişmeler ve teknolojik ilerlemeler sayesinde sinsice ilerleyen ve belirti verdiğinde çok geç kalındığı düşünülen pankreas kanseri, tedavi edilebilen hastalıklar arasına girebiliyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 8.500 kişinin pankreas tanısı aldığını belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Gönenç açık ameliyatların yerini kapalı ameliyatların alması, neoadjuvan tedavilerin gelişmesi, farklı uzmanların bir araya gelerek tedavi konusunda ortak karar alması gibi çeşitli gelişme ve yeni yaklaşımların tedavi başarısını artırdığını vurguluyor. Prof. Dr. Murat Gönenç, pankreas kanseri tedavisi hakkında merak edilen 10 soruyu yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Murat Gönenç

  • Tedavide tümörün evresi önemli mi?

Hastalığın evresi belirlenmeden tedavi planı yapılmıyor. Pankreas kanseri ilk dönemlerinde bile lenf sıvısı, kan ve sinir dokusu yoluyla uzak bölgelere yayılabiliyor. Yapılan çalışmalar, bu hastaların kanında dolaşan kanser hücreleri olduğunu, bu hücrelerin uzak bölgelere sıçrayarak metastaz adı verilen yeni kanser odakları oluşturduğunu gösteriyor. Kanserin yayılımı, başka organlarda görülüp görülmemesi gibi etmenler hastalığın evresini ortaya koyuyor. Pankreas kanserinin kabaca dört evreye ayrıldığını anlatan Prof. Dr. Murat Gönenç, evre belirlemenin tedavi yöntemlerini seçme ve bu yöntemlerin başarısını artırmada önemli rolü olduğunu belirtiyor.

  • En etkili tedavi yöntemi hangisi?

Pankreas kanserinde en etkili tedavi olan cerrahi tedavi, kanserli dokuların temiz sınırlarla ve tam olarak çıkartıldığını teyit etme olanağı veriyor. Kanser cerrahisinde amacın, tümörü kesmeden, parçalamadan, yırtmadan kısacası tümöre hiçbir zarar vermeden ve geride tümör kalıntısı bırakmadan çıkartmak olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, “Pankreas kanserinde uzun soluklu ve kalıcı bir tedavi yanıtının olmazsa olmaz öğesi cerrahi tedavidir” diyor. Ancak çoğu zaman cerrahinin yanı sıra diğer tedavi yöntemleri de kullanılıyor. Başta kemoterapi olmak üzere diğer yöntemlerin desteği olmaksızın sadece cerrahi tedavi ile pankreas kanserini yenmek genellikle mümkün olmuyor. Bu yöntemlerden hangisini ve hangi sırayla kullanılacağını belirlemek iyi bir tedavi şemasının belkemiğini oluşturuyor. Ameliyat öncesi kemoterapi kullanılan ve iyi yanıt alan tüm hastalar cerrahi tedavi adayı oluyor.

  • Ameliyattan önce pankreasın evresi netleşiyor mu?

Ameliyat öncesi klinik olarak bazı görüntüleme teknikleriyle hastalığın evresi belirlenmeye çalışılıyor. Ancak cerrahi olan hastalarda ameliyat öncesinde gerekli tüm incelemeler yapılmış olsa da, cerrahi sırasında ve sonrasında daha ileri bir evre saptanması mümkün. Cerrahi sırasında karnın içinde küçük kanser odaklarının, büyük damarların çevresine yayıldığı görülebiliyor. Cerrahi sırasında alınan kanserli dokuların patolojik incelemesi yapılıyor ve bu sonuçlar, ameliyat öncesi belirlenmiş olan klinik evreden daha ileri olabiliyor.

  • Tedavide başarı oranını artıran faktörler neler?

Cerrahi teknoloji, anestezi ve yoğun bakım tekniklerinin yanı sıra genel tıbbi bakımdaki gelişmeler, pankreas kanseri cerrahisinin sonuçları üzerinde de olumlu etki yapıyor. “Bir zamanlar pankreas cerrahisi de pankreas kanseri kadar kötü bir şöhrete sahipti” diyen Prof. Dr. Murat Gönenç sözlerine “Cerrahi teknik ve teknolojide meydana gelen gelişmeler sayesinde bugün artık büyük pankreas ameliyatlarına bağlı ölüm oranı yüzde 2-3’ün altına inmiştir.” diye devam ediyor. Aynı zamanda kemoterapi ve ışın tedavisindeki gelişmeler de başarıyı artıran diğer unsurlar. Cerrahi ve onkolojik yöntemler hastalığın durumuna göre birbirini destekleyecek şekilde kullanılarak tedavinin etkisi yükseltiliyor.   

  • Ameliyat yöntemi önemli mi?

Günümüzde pankreas kanseri konusunda giderek artan tecrübe, pankreas cerrahisi konusunda çoğu ameliyatın kapalı yöntemle yapılmasını sağlıyor. Kapalı yöntemler; laparoskopik ve robotik cerrahi oluyor. Bilimsel çalışmalar pankreas kanseri cerrahisi söz konusu olduğunda açık ve robotik yöntemler arasında kanser cerrahisi açısından bir fark olmadığını gösteriyor. Ama kapalı ameliyatlar, hastada belirgin ölçüde az ağrı duyulmasını, hızlı iyileşmeyi ve normal hayata hızla dönülmesini sağlıyor. Bu da ameliyat sonrası süreçte hasta açısından önemli kazanımlar sağlıyor.

  • Önce ameliyat mı, kemoterapi mi?

Bu sorunun yanıtının kanser tanı, tedavi ve takibinde rol oynayan tüm branşlardan uzmanların katıldığı tümör konseylerinde verilebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Murat Gönenç, “Hastanın genel sağlık durumu, hastalığın evresi ve cerrahi tedavinin riskleri gibi birçok unsur göz önünde bulundurularak en iyi karar verilmeye çalışılır. Kabaca, birinci evre haricinde, tedaviye kemoterapi ile başlanması tercih edilir” diyor.

  • İleri evre pankreas kanseri tedavi edilebilir mi?

Yakın zamana kadar dördüncü ve hatta üçüncü evre pankreas kanserinde cerrahi tedavinin hiçbir yeri olmadığına inanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Murat Gönenç, “Gelişen kemoterapi ilaçları ve protokolleri sayesinde bu evredeki hastaların bazılarında kemoterapiye son derece iyi yanıt alındığı görüldü. Evresi ne olursa olsun, kemoterapiye çok iyi yanıt alınan tüm hastalara olası cerrahi tedavi adayı gözüyle bakmak gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Kemoterapi tedavide mutlaka kullanılıyor mu?

Cerrahi, pankreas kanserinde temel tedavi yöntemi olsa da tek başına yeterli olmuyor. Hastalık, başka organlara yayılma eğiliminde olduğu için tüm vücuttaki kanser hücrelerine etki eden tek yöntem olan kemoterapinin tedavide etkili bir unsur olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Murat Gönenç, “Kemoterapi, esas kanser odağının küçülmesini sağlayabiliyor. Bu sayede hem daha önce cerrahi olarak çıkartılmaya uygun olmayan tümörler, cerrahi uygun hale gelebilir hem de cerrahi tedavinin başarı şansı artırılabilir. Üstelik tüm vücuttaki kanser hücrelerine etki edebilmesi de çok önemli bir kazanımdır” diye bilgi veriyor.

  • Işın tedavisine ne zaman başvuruluyor?

Işın tedavisinin pankreas kanseri tedavisinde de kullanıldığını belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, “Bu yöntem, kanserin kaynaklandığı bölgede çok ilerlemiş olması halinde kemoterapiye yandaş olarak kullanılabiliyor. Bazen ameliyat sonrasında da geride kanser hücresi kaldığından şüphe edilirse ışın tedavisi tercih edilebiliyor.” diyor.

  • Neoadjuvan tedavi niçin yapılıyor?

Kanser tedavisinin gelişiminde ortaya çıkan en önemli kavramlardan biri de “neoadjuvan tedavi”. En etkili yöntemi cerrahi olan kanserlerde, cerrahi için bir engel olmasa dahi tedaviye diğer yöntemlerle başlanmasına “neoadjuvan tedavi” adı veriliyor.

Pankreas kanserindeki yeri henüz tartışmalı olsa da çok erken evre hastalık haricinde, dünyada genel olarak neoadjuvan tedaviye yönelim görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Murat Gönenç, bunun gerekçelerini şöyle anlatıyor: “Neoadjuvan tedavi yapılmasının pek çok nedeni var. Öncelikle pankreas kanseri daha erken dönemlerde bile vücudun uzak bölgelerine sıçrayabiliyor. Kemoterapiyle sisteme yayılmış kanser hücrelerinin yok edilmesi gerekir. Ayrıca cerrahi tedavi öncesinde kemoterapiye yanıt değerlendirilmiş olur. Çünkü kemoterapiye yanıtsız olan hastalıkta tek başına cerrahi tedavi ile başarılı sonuçlar elde etmek genellikle mümkün olmuyor. Önemli bir kazanımı da tümörün küçülmesini sağlayarak cerrahi tedavinin başarı şansını artırabiliyor. Cerrahi sonrası oluşacak sorunlar nedeniyle kemoterapiye başlanmasında yaşanabilecek zaman kaybını da engellemiş oluyoruz.”

 Pankreas kanseri riskini artıran etkenler

 Pankreas kanseri riskini artıran etkenler

Genellikle belirti vermeyerek sinsice ilerleyen pankreas kanseri, ancak ileri evrelerinde sırt ağrısı, karında şişkinlik veya sarılık gibi şikayetlerle kendini belli edebiliyor. Pankreas kanserine bağlı bazı şikayetlerin diğer sindirim sistemi hastalıklarıyla, sırta vuran ağrının ise bel problemleriyle karışabilmesi nedeniyle hızlı yayılan bu tümörün çoğunlukla ileri evrede tespit edildiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Tanı konan hastaların yarısında pankreas kanserinin başka organlara metastaz yaptığını (sıçradığını) görüyoruz. Dünyada kanser ölümlerinde dördüncü sırada yer alan ve görülme sıklığı giderek artan pankreas kanserine, günlük yaşantımızda yaptığımız bazı yanlışlar da zemin hazırlayabiliyor. Sağlıklı bir yaşam tarzı pankreas kanseri riskini azaltmada önemli rol oynuyor” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, Kasım ayı Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, pankreas kanseri riskini artıran; kişiye bağlı, çevresel ve genetik 5 etkeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Obezite (Şişmanlık)

Geniş kitleler üzerinde yapılan çalışmalarda vücut kitle indeksi (VKİ) 30 ve üzeri olan kişilerde pankreas kanseri riskinin arttığı gösterilmiştir. Aşırı kilolu olunmasa da bel çevresi yağ dokusu artmış kişilerde de bu riskin benzer şekilde arttığı bilinmektedir. Tüm dünyada artan obezite oranına paralel olarak pankreas kanseri sıklığının da artacağı öngörülmektedir. Obezitenin pankreas kanseri ile ilişkisi doku düzeyinde inflamasyon, gen düzeyinde etki, yağ dokusu hücrelerinin salgıladığı maddelerin etkisi gibi farklı faktörlere bağlanmakla birlikte, mekanizma net bilinmemektedir. Bu nedenle kişilerin aşırı kilodan sakınması, sağlıklı beslenmeye dikkat edilmesi, günlük hayatta hareketsizliğin önüne geçilerek aktif hayat tarzının benimsenmesi,  ve obezite hastalarının tedavisi toplum sağlığı açısından da önem taşımaktadır.

Diyabet (Şeker hastalığı)

Diyabet hem pankreas kanseri risk faktörlerinden hem de hastalığın sonuçlarından biridir. Uzun süreli diyabet pankreas kanseri riskini 1.5-2.5 kat arası artırmaktadır. Ancak 15-20 yıl kontrollü diyabeti olan hasta gruplarında pankreas kanserinde artış saptamayan bildiriler de bulunmaktadır. İleri yaşta yeni tanı konulmuş diyabet, pankreas kanseri habercisi olabilir. Bu grup hastalarda kan şekeri değerleri kanser tedavisi sonrası sıklıkla düzelmektedir.

Sigara ve alkol

Sigara kullanımı pankreas kanseri için bilinen en önemli risk faktörlerindendir. Sigara kullanımı ile hastalık riski yaklaşık iki kat artmakta, sigaranın bırakılması ile bu risk sigara içmeyen kişilere göre azalarak 1.2 kata kadar düşmektedir. Toplum olarak sigara içme oranının azaldığı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde sigaraya bağlı pankreas kanseri sıklığı azalmıştır. Alkol kullanımı ile pankreas kanseri ilişkisi net ortaya konulmamıştır. Bazı çalışmalarda; yoğun alkol tüketen kişilerde hastalık oranının arttığı saptanırken, bazı çalışmalarda herhangi bir ilişki kurulamamıştır. Bununla birlikte yoğun alkol tüketimi pankreatit denilen pankreas iltihabı için ana risk faktörlerindendir ve pankreatitin pankreas kanseri ile ilişkisi bulunmaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Genetik yatkınlık 

Hem benzer çevresel faktörler hem aynı genetik havuz paylaşıldığı için bazı ailelerde pankreas kanseri kümeleşmesi görülür. Genetik araştırma konusundaki tüm ilerlemelere rağmen henüz ailevi pankreas kanseri konusu net açıklanabilmiş değildir. Tüm pankreas kanserlerinin yaklaşık yüzde 4-5’lik kısmını oluşturan bu grupta belirlenecek genetik belirteçler ile gelecekte bu ailelerde tarama yapmak mümkün olacaktır.

Beslenme alışkanlıkları

Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Bilimsel bazı çalışmalar; işlenmiş et, doymuş yağ asitleri ve şekerli içeceklerden zengin Batı tipi beslenmenin pankreas kanseri riskini artırdığını göstermektedir. Batı tipi beslenmenin obeziteye yol açarak pankreas kanseri riskini etkilediği de öne sürülmektedir. Her şekilde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının koruyucu olduğu akılda tutulmalıdır” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tedavide yeni gelişmeler umut veriyor!

Pankreas kanserinin tedavisinin hastanın genel durumuna, hastalığın evresine ve kanserin yerleşimine göre belirlendiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan şöyle konuşuyor: Esas amaç; mümkünse kanseri tamamen yok etmek, mümkün değilse kontrol altında tutmaktır. Özellikle son yıllarda kemoterapi başarısının artması, cerrahi olarak pankreas tümörlerinin çıkarılma oranını da artırıyor. Daha önceden cerrahi şansının mümkün olmadığı, pankreas etrafı ana damarsal yapıların tümörden etkilendiği bir grup hastada önce kemoterapi uygulanıyor ve kemoterapinin yanıt verdiği hastalarda ise cerrahi uygulanabiliyor. Benzer şekilde gerek ameliyat öncesi gerek ameliyat sonrası dönemde, farklı kemoterapi ya da radyoterapi protokolleri ile uygun hastalarda çok daha uzun sağkalım sonuçları elde ediliyor. Bu derece kompleks bir hastalıkta, farklı tedavi seçeneklerinden o hastaya en uygun olanını seçebilmek için multidisipliner çalışmanın önemi çok büyük. Farklı branşlardaki uzmanların bir araya gelerek, hastanın tedavisi konusunda kararı ortak vermesi, tedavi başarısını artıran önemli bir etken. Böyle bir multidisipliner merkezde iyileşmeye yönelik tedavilerin uygun olmadığı hasta veya hastalık durumunda ise hastanın gıda alımının sağlanması, sarılığının giderilmesi, ağrı kontrolünün sağlanması gibi genel hayat kalitesini artırmaya yönelik tedaviler uygulanabilmektedir.”