Yazılar

50-60 yaş arasındaki erkekler dikkat!

50-60 yaş arasındaki erkekler dikkat!

Sinir hücrelerinin etkilenmesi sonucu ortaya çıkan ALS yani motor nöron hastalığının belirtileri
hastadan hastaya değişiklik gösteriyor. Kollarda ya da bacaklarda güçsüzlük veya incelmenin ilk belirtiler arasında olduğunu belirten Liv Hospital Nöroloji Uzmanı; kalem tutarken, düğme iliklerken, çanta taşımanın zorlaştığı ya da yürürken dengesizleşip tökezlenildiği anların dikkate alınması gerektiğinin altını çizdi.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

ALS (motor nöron hastalığı) nedir?
İstemli hareketleri yaptıran sistemimizin beyin kabuğundan omuriliğe kadar gelen bölümdeki sinir hücreleri omurilikte ön boynuz denilen bölgede ikinci sıra sinir hücreleri ile devam eder. Bundan sonra ise uyarı, omurilikten ilgili kas bölgesine kadar iletilir. Bu elektriksel uyarı ile kaslarımız çalışır. Birinci sıra veya ikinci sıra motor sinir hücrelerini etkileyen hastalıklara genel olarak motor nöron hastalığı denir. ALS ise bu sinirleri etkileyen hastalıklardan biridir. Motor sinirlerdeki harabiyetin nedeni bilinmese de hastalık nörodejeneratiftir, yani sinir hücrelerinde yıkım ile seyreder. Tarım ilaçları ve ağır metaller gibi bazı çevresel etkenler, hormonal bozukluklar, vitamin eksikliği, virüsler, kanser gibi pek çok etkenin hastalığa yol açtığı düşünülmüş, ancak bunların hiçbiriyle ilgili yeterli kanıt bulunmamıştır.

ALS kimlerde görülür?
Bulaşıcı bir hastalık olmayan ALS; dünyanın her yerinde ve her kesimden insanda ortaya çıkabilir. Ortalama başlangıç yaşı 55’tir. ALS özellikle 50-60 yaş arasındaki erkeklerde daha sıktır. Genetik geçiş gösteren ailesel ALS hastalığı ise daha genç (20-40’lı yaşlar) hastalarda ortaya çıkmaktadır. Batı toplumlarında yapılan çalışmalarda ALS’nin sıklığının her 100.000 kişide 3-5 arasında olduğu bildirilmiştir. Bu nedenle ALS’nin aslında nadir bir nörolojik hastalık olduğu söylenebilir. ALS hastalarının %10’unda ailesel özellikler izlenmektedir. Yapılan genetik çalışmalarda, ailesel ALS hastalarında onlarca farklı gende genetik bozukluk olabileceği gösterilmiştir.

Belirtileri nelerdir?
Belirtiler hastaya göre değişmekle birlikte genellikle bir kolda ya da bacakta güçsüzlük ya da incelme, hastanın fark ettiği ilk belirti olur. Örneğin, kalem tutmak, düğme iliklemek, çanta taşımak zorlaşır ya da hasta yürürken dengesizleşir ve tökezler. Bazı hastalarda ise hastalık, konuşma veya yutma güçlüğü şeklinde başlar. Hastanın kendisi ya da yakınları peltek, genizden konuşma fark eder. Kaslarda seyirme, ağrı ve kramplar bu belirtilere eşlik edebilir. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir. ALS’nin pür motor hastalık olduğu kavramı artık terk edilmiştir. Aslında, hastaların %50’sinde bilişsel işlev bozukluğunun ve hastaların %15’inde frontotemporal demansın meydana geldiği yıllardır bilinmektedir. Bu nedenle motor olmayan semptomlar, davranış değişiklikleri ve bilişsel etkilenme de dahil olmak üzere klinik görünümde önemli farklılıklar olabilir.


ALS hastalığının risk faktörleri nelerdir?
Tüm ALS hastalarının %90’ı rastlantısal, %10’u ailesel ALS hastasıdır. Ailesel ALS hastalarının da yarısı kalıtsaldır. Bu nedenle hastalığın büyük çoğunlukla kalıtımla ilgisiz olduğu söylenebilir. Genetik ve çevresel faktörlerin etkileşim göstererek sürece neden olduğunu düşünüyoruz. Olası çevresel risk faktörlerinden biri sigara içmektir. Özellikle bu risk, menopoz sonrası kadınlarda biraz daha yüksektir. Ağır metallere maruziyet üzerinde durulan bir risk faktörü olmakla birlikte, ALS ile arasındaki ilişki net gösterilmiş değildir. Öte yandan uzun yıllar profesyonel düzeyde futbol oynayan ve topa daha fazla kafa vuran futbolcularda demans ve ALS gibi nörodejeneratif hastalıkların daha sık görüldüğü ortaya konmuş durumdadır.

Erken teşhis mümkün mü? Hastalığın evreleri var mı?
Güçsüzlük, zaman içinde başladığı bölümden kol, bacak, dil ve yutma kasları gibi diğer alanlara yayılır. Bütün vücutta kaslarda erime, güçsüzlük, seyirmeler nedeniyle hastanın günlük yaşam aktivitesi kısıtlanabilir. Tek başına iş göremeyebilir. Hastalığın kritik dönemi solunum kaslarının da güçsüzleştiği zamandır. Hastanın hızlı ve yakın tıbbi desteğe ihtiyacı vardır. ALS’nin seyri her hastada farklı şekilde olur. Hastalıkta hayatta kalma süresi genellikle 4-6 yıl olarak verilse de, 10 yıl ve üstünde yaşayan pek çok hasta vardır. İyi bir tıbbi ve sosyal destek ile 20 yıldan fazla yaşayan ALS hastaları vardır.

ALS genellikle 4 evrede sınıflandırılır. Bu evreler hastalığın ilerleyişini ve semptomların şiddetini gösterir. Ancak, her hastada evreler farklılık gösterebilir ve hastalığın ilerleyişi kişiden kişiye değişebilir.

Başlangıç ​​evresi: Bu evrede hastalık genellikle kas güçsüzlüğü veya istemsiz kas seğirmesi gibi hafif semptomlarla başlar. Bu aşamada genellikle hastalık teşhisi konulmamıştır.

İleri evre: Bu aşamada semptomlar belirgin hale gelir. Kas zayıflığı ilerler, hareketler zorlaşır ve hastanın günlük aktivitelerini yapması zorlaşır. Yutma güçlüğü ve konuşma bozuklukları gibi sorunlar da ortaya çıkabilir.

Ağır evre: Bu evrede hastalık semptomları daha da kötüleşir. Hastalar genellikle hareket yeteneklerini büyük ölçüde kaybederler ve solunum yetmezliği gibi ciddi sorunlar gelişebilir.

Son evre: ALS hastalığı son evresi, hastalığın en ileri aşamasıdır. Hastalar genellikle tamamen hareketsiz hale gelir ve solunum cihazlarına bağlanmaları gerekebilir. Bakım ihtiyaçları en yüksek seviyeye ulaşabilir.

Tanı nasıl konur?
Tanı çoğunlukla klinik belirti ve bulgulara dayanarak konur. Yine de, hastalık pek çok kas ve sinir hastalığı ile karışabildiği için özellikle diğer hastalıklardan ayırıcı tanısı için bazı tetkiklerin yapılması gerekir. Tanıya yardım eden en değerli yöntem elektromiyogram (EMG) tetkikidir. Başka hastalıklarla karışabileceğinden, beyin ve omurilik manyetik rezonans görüntüleme (MRG), bazı kan ve idrar tetkikleri, bel sıvısı incelemesi, kas biyopsisi gerekebilir.

Hangi belirtiler dikkate alınmalıdır?

  • Kas hacim kaybı
    • Kas güçsüzlüğü
    •         Kaslarda seğirme

Hastalığın tedavisi var mıdır?
Maalesef ALS’nin henüz kesin tedavisi yok. Yine de, yeni ilaç çalışmaları yoğun olarak sürüyor. ALS hastalarına özel yaygın olarak kullanılan bir  ilaçla hastalığın ilerleyişi yavaşlatılır, hastalarda solunum cihazına bağımlığını ya cerrahi yollarla soluk borusuna giden bir delik açılması işleminin başlangıcını geciktirir. Öte yandan, destekleyici tedaviler çok önemlidir. Günümüzde hastanın rehabilitasyonuna yönelik pek çok imkan var. Bunlar her hastanın ihtiyacına göre belirlenir.

 

  • Kas ağrısı, kramp ve sertliği için
    • Duygusal durum değişikliği için hasta ve yakınlarına psikiyatrik yaklaşım ile tedavi
    •         Konuşma problemlerinin konuşma terapisti ile birlikte tedavisi
    •         Salya artışı ve yutma problemi sorunları için ilaç veya PEG denilen tüp ile besleme tedavisi
    •         Ağrı tedavisi
    •         Solunum problemlerinin tedavisi için trakeotomi veya solunum cihazına bağlama

ALS HASTALIĞI HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR
ALS, oldukça zorlu bir hastalıktır. Hastalar, fiziksel ve duygusal olarak büyük zorluklar yaşayabilir. ALS hastaları ve aileleri hastalığına ilişkin birçok detayı merak etmektedir.

ALS hastalığı bulaşıcı mıdır?
ALS bulaşıcı bir hastalık değildir. ALS, kişiden kişiye temas veya enfeksiyon yoluyla yayılmaz. Genellikle rastlantısal olarak ortaya çıkar ve bireyin genetik yatkınlığı ve çevresel faktörler gibi etkenlerin bir kombinasyonu ile ilişkilendirilir. Bu nedenle, ALS hastalığı olan bir kişiyle temasta bulunmak, hastalığın başkalarına bulaşmasına neden olmaz.

ALS hastalığı genetik midir?
ALS bazı vakalarda genetik olabilir. Yaklaşık olarak ALS vakalarının %5 ila 10’u kalıtsal veya genetik olarak geçiş gösterebilir. Kalıtsal ALS vakaları genellikle ailede daha önce ALS veya ilgili bir motor nöron hastalığı olan kişilerde görülür. Bu durumda, hastalığa neden olan belirli gen mutasyonları veya kalıtsal faktörler söz konusu olabilir. Bununla birlikte, çoğu ALS vakası sporadiktir, yani ailede geçmişi olmayan ve çevresel veya diğer bilinmeyen faktörlerle ilişkilendirilen vakalardır.

ALS hastalığı ölümcül müdür?
ALS ölümcül bir hastalıktır. ALS’nin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, istemli kas hareketlerinden sorumlu olan sinir hücrelerinin hasar görmesiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu sinir hücrelerinin hasar görmesi sonucunda kaslar güçsüzleşir ve erir. ALS’nin yaşam süresi ortalama 5-10 yıl arasındadır. Ancak, bazı hastalar 15 yıl veya daha uzun süre yaşayabilir. ALS hastalarının çoğu, hastalığın ilk 5 yılında önemli ölçüde kötüleşme yaşar. ALS’nin ölüm nedeni, genellikle solunum yetmezliğidir. Hastalar, nefes almakta zorlanır ve uyurken solunum cihazına ihtiyaç duyabilir.

Otoyol hipnozu olmayın!

Otoyol hipnozu olmayın!

Gözlerimizin açık ancak içimizin uyuduğu zamanlar en çok risk taşıyan anlarımızdır. Yemek yaparken, bisiklet sürerken veya araba kullanırken içinizin uyuduğunu hissettiğiniz an mutlaka kendinize bir es vermelisiniz. Özellikle “ben gece çok iyi araç kullanırım” deyip, beynin uyku sinyalleri verdiği zamanlarda uzun yola çıkmak tehlike sebebi olacağından gece sürüşlerinden uzak durmalı ya da kontrollü bir şekilde yolculuğunuzu gerçekleştirmelisiniz. Çünkü bu zamanlarda beyinden gelen mesaj uyku olduğu için otoyol hipnozu yaşamanız kaçınılmaz olacaktır. Bununla birlikte boş bir yolda da beyaz çizgileri takip ederek gidiyor olmanız yine siz de hipnoz etkisi yaratacaktır. Peki bu durumda ne yapmalısınız? Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk, otoyol hipnozu ile yorgun sürüş arasındaki farkı anlatarak otoyol hipnozu konusunda önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Otoyol hipnozu (Beyaz çizgi ateşi) nedir ve nasıl önlenebilir?
Hiç yola çıkıp varacağınız yere geldiğinizde ve oraya nasıl geldiğinizi hatırlamadığınız oldu mu? Eğer cevabınız evetse, otoyol hipnozu yaşadınız demektir.

Otoyol hipnozu bir kişinin aracı normal ve güvenli bir şekilde sürdüğü ancak bunu nasıl yaptığını hatırlamadığı trans benzeri bir durumdur. Otoyol hipnozu yaşayan sürücüler kısa mesafelerde ya da daha uzun kilometrelerce kendilerinden geçebilirler.

Otoyol hipnozu fikri ilk olarak 1921 tarihli bir makalede “yol hipnotizması” olarak ortaya atılmış, “otoyol hipnozu” terimi ise 1963 yılında G.W. Williams tarafından kullanılmıştır.

1920’lerde araştırmacılar, sürücülerin gözleri açıkken uykuya daldıklarını ve araçları normal bir şekilde yönlendirmeye devam ettiklerini gözlemlemişlerdir. 1950’lerde bazı psikologlar, başka türlü açıklanamayan otomobil kazalarının otoyol hipnozundan kaynaklanabileceğini öne sürmüşlerdir. Ancak yeni çalışmalar, yorgunken araç kullanma ile otomatik sürüş arasında bir fark olduğunu göstermektedir.

Yorgun sürüşe karşı otoyol hipnozu

  • Otoyol hipnozu, otomatiklik olgusunun bir örneğidir.
  • Otomatiklik, eylemleri bilinçli olarak düşünmeden gerçekleştirme yeteneğidir.
  • İnsanlar; yürümek, bisiklete binmek gibi öğrenilmiş ve denenmiş bir beceriyi her zaman otomatik olarak gerçekleştirir. Bu beceride ustalaşıldığında ise diğer görevlere odaklanırken bu beceriyi hala gerçekleştirmek mümkündür. Örneğin, araba sürme konusunda yetenekli bir kişi araba sürerken kafasında akşam planlarını gözden geçirebilir. Bilinç akışı diğer göreve yönlendirildiğinden, araba sürerken geçirilen zamanın kısmen veya tamamen farkındalıktan çıkması söz konusu olabilir.
  • Otomatik sürüş tehlikeli görünse de bu durum aslında profesyonel veya yetenekli sürücüler için bilinçli sürüşten daha üstün olabilir. Bir işte yetenekli olan hiç kimse dikkatini sürekli rutin işlere vermek zorunda değildir. Eğer bunu yaparsa, iş bozulmaya meyilli olabilir. Sürüş bağlamında, gerçekleştirilen eylemler hakkında çok fazla düşünmek beceriyi kötüleştirebilir.

Otoyol hipnozu ile yorgun sürüş arasındaki fark nedir?
Otoyol hipnozu ile yorgun sürüş arasındaki fark, tamamen uyanıkken otomatiklik deneyimi yaşamanın mümkün olmasıdır. Yorgunken araç kullanmak ise direksiyon başında uykuya dalmaya neden olabilir. Tehlikeli olan da budur.

Direksiyon başında uyanık kalma önerileri
İster otoyol hipnozu fikrinden korkuyor olun, isterseniz de yorgun ve direksiyon başında uyanık kalmaya çalışıyor olun, odaklanmanızı ve uyanıklığınızı artırmak için yapabileceğiniz şeyler vardır.

Gün ışığında araç kullanın: Gündüz saatlerinde araç kullanmak yorgun sürüşü önlemeye yardımcı olur, çünkü insanlar ışıklı ortamlarda doğal olarak daha uyanık olurlar. Ayrıca, etraf daha az monotondur, bu nedenle çevrenin farkında olmak daha kolaydır.

Kahve için: Kahve veya başka bir kafeinli içecek içmek sizi birkaç farklı şekilde uyanık tutmaya yardımcı olur. İlk olarak, kafein beyindeki adenozin reseptörlerini bloke ederek uykululukla savaşır. Uyarıcı metabolizmayı artırır ve karaciğeri kan dolaşımına glikoz salmaya yönlendirir. Bu da beyninizi besler. Kafein aynı zamanda idrar söktürücü olarak da işlev görür, yani araç kullanırken çok içerseniz daha sık tuvalet molası vermeniz gerekecektir. Ayrıca çok sıcak ya da çok soğuk bir içecek tüketmek dikkatinizi toplayacaktır.

Bir şeyler yiyin: Atıştırmalıklar size anında enerji verir ve sizi görevinizi yerine getirmeye yetecek dikkati sağlar.

İyi bir pozisyon alın: İyi bir duruş, vücuttaki kan akışını en üst düzeye çıkararak konsantrasyonunuzu korumanıza yardımcı olur.

Klimayı açın: Rahatsızsanız uykuya dalmanız veya transa geçmeniz daha zor olacaktır. Bununla birlikte aracın içini soğuk hale getirmeniz, kışın camı açmanız yine işe yarayacaktır.

Müzik dinleyin: Hoşunuza giden müzikler sizi rahatlatırken, sevmediğiniz melodiler rahatsızlığa neden olur ve uyuyacak kadar rahatlamanızı engeller.

Konuşan insanları dinleyin: Yanınızda birisi varsa sohbete katılmak veya radyoda sohbet programı dinlemek müzik dinlemekten daha fazla konsantrasyon gerektirir.

Durun ve mola verin: Yorgun araç kullanıyorsanız, kendiniz ve başkaları için tehlikelisiniz demektir. Bazen en iyi hareket tarzı yana çekmek ve biraz dinlenmektir!

Önlem alın: Uzun mesafe, gece veya kötü hava koşullarında araç kullanmak zorundaysanız yolculuğa başlamadan önce iyi dinlenmiş olduğunuzdan emin olun. Günün ilerleyen saatlerinde başlayan yolculuklardan önce biraz kestirin. Sizi uykulu yapan ilaçları almaktan kaçının.

Epilepsi nöbeti sırasında sarsmayın ve bir şeyler koklatmayın

Epilepsi nöbeti sırasında sarsmayın ve bir şeyler koklatmayın

Nörolojik bir hastalık olan epilepside en önemli bulgunun nöbet geçirme şeklinin olduğunu belirten
Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk: “Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç olmayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı, aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır.” diyerek epileptik nöbetlerde en sık görülen bulguları ve ilk yardım için takip edilecek adımları anlattı.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Nörolojik bir hastalık
Epilepsi beyindeki sinir hücrelerinin artmış uyarılabilirliğindeki problemden kaynaklanan tekrarlayıcı ve geçici anormal elektriksel deşarjlar sonucu görülen nörolojik bir hastalıktır.

Nöbet geçirme şekli bulgu için önemli
Bir epilepsi hastasının nöbetinde düşme, vücutta kasılma titreme, bilinç kaybı gibi bulgular görülebilirken özellikle çocukluk çağında sık karşılaşılan bazı epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir ve hasta donuk bakmaya başlar.

Her şey görülebilir
Epilepsi her yaşta görülebilmekle birlikte 20’li yaşlar öncesi ve 60’lı yaşlar sonrasında görülmesi daha sıktır.  Epilepsi hastalığı, erkek ve kadınlarda ırk ayrımı olmaksızın eşit olarak görülmektedir. Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç tekrarlamayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır.

Herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir
Epilepsi hastalığı tanısı almış bireylerin yaklaşık olarak yarısında herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir. Belli grup hastada ise gebelikte olan beyin gelişim problemleri, doğum sırasındaki nedenler, beyin enfeksiyonları, beyin tümörleri, beyin damar hastalıkları, bazı ilaçlar, zehirlenmeler, aşırı alkol alımı gibi nedenler nöbetlere neden olabilmektedir.

Epilepsi başlıca iki ana gruba ayrılır
Generalize epilepsiler, beynin tüm bölgelerini etkileyen nöbetlerdir. En yaygın görülen alt tipi absans epilepsilerdir. Çocukluk çağında sık karşılaşılan absans epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir.

Diğer bir alt tip olan atonik nöbetlerdeyse tüm kaslarda ani bir gevşeme olurken tonik nöbetlerde atonik nöbetlerin aksine tüm kaslar kasılır ve hasta kesilen bir ağacın devrilmesi gibi aniden yere düşer. Fokal epilepsiler ise beynin bir kısmını etkileyen nöbetlerdir.

Epilepsi bölgesi beynin hangi fonksiyonuyla ilgiliyse nöbet sırasında o bölgeye ait belirti ve bulgular gözleniyor.

Liv Hospital

Epileptik nöbetlerde en sık görülen bulgular

  • Vücutta meydana gelen ani kasılmalar
  • Şuur kaybı
  • Çok seri bir biçimde baş sallama hareketi
  • Kol ve bacaklarda bir türlü kontrol edilemeyen sallantılar
  • Hızlı bir şekilde göz kırpmak
  • Sabit bir noktaya bakmak
  • Kısa bir süre seslere ya da konuşmalara tepki verememek
  • Korku, anksiyete veya dejavu gibi psikolojik belirtiler

Nöbet öncesi bazı bulgular görülebilir
Bazı alt gruplarda öncü belirtiler görülür. Bunlara “aura” adı verilir. Beynin hangi alanının anormal elektriksel aktiviteyle ilgili olduğunu gösteren bu belirtileri ise şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Uyuşma
  • Hoş olmayan kokular alma
  • Görme veya duyma değişiklikleri
  • Ani korku hissi
  • Mide bulantısı veya midede baskı hissi

Epilepsi nöbetleri genellikle birkaç dakika sürer
Bu süre zarfında nöbet geçiren kişiyi güvende tutmak öncelikli hedef olmalıdır.

İlk yardım için takip edilecek adımlar

  • Nöbet bitene ve kişi tamamen uyanana kadar kişiyle birlikte kalmalı ve solunum yollarının açık olduğundan emin olmalısınız.
  • Nöbetten sonra kişinin güvenli bir yerde oturmasına yardım etmelisiniz.
  • Uyanan ve iletişim kurabilen kişiye basitçe ne olduğunu anlatmalısınız.
  • Nöbeti geçiren kişinin rahatlaması için onunla sakince konuşmayı denemelisiniz.
  • İlk yardımı yapan kişi olarak çevrenizdeki diğer insanları da sakinleştirmelisiniz ve
  • Kişinin eve veya güvenli bir ortama dönmesi sağlamalısınız.

Nöbet sırasında bunları yapmayın

  • Paniğe kapılmayın, bağırıp çağırıp korku içinde sağa sola koşturmayın.
  • Hasta dilini ısırmadıysa ağzını, çenesini açmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına parmak sokmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına kaşık ve benzeri nesneler koymaya çalışmayın.
  • Kasılan kol ve bacağı durdurmaya çalışmayın.
  • Hastayı sarsmayın ve bir şeyler koklatmaya çalışmayın.

Nöbetler genellikle acil tıbbi müdahale gerektirmez ancak aşağıdaki durumlarda acil yardım istenebilir:

  • Hasta daha önce hiç nöbet geçirmemişse,
  • Hasta, nöbetten sonra uyanmakta veya nefes almakta güçlük çekiyorsa,
  • Nöbet 5 dakikadan uzun sürdüyse,
  • Hasta, ilkinden kısa bir süre sonra ikinci bir nöbet geçiriyorsa,
  • Nöbet sırasında yaralanırsa,
  • Nöbet suda olursa ve
  • Hastanın diyabet, kalp hastalığı gibi bir sağlık problemi varsa ya da hamileyse acil yardım istenmelidir.

Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilir
Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilmekle birlikte hatta hayatı tehdit edebilmektedir. Nöbetler anksiyete ya da depresyona da sebebiyet verebilir. Bu süreçte hastaların moralini yüksek tutması ve stresten uzak durması özellikle önemlidir.

Değişen yaşam koşulları tedavi sürecine olumlu yansıyabilir
Epilepsi hastalarının yaşam tarzında yapacakları değişiklikler tedavi sürecine olumlu yansıyabilmektedir. Bu doğrultuda yapılması gereken yaşam tarzı değişikliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Aşırı alkol tüketiminden kaçınmak.
  • İlaçları doğru ve doktorunuzun söylediği şekilde almak.
  • Nikotin kullanımından uzak durup, sigarayı bırakmak.
  • Uykuyu yeterli düzeyde almak. Zira uyku eksikliği ve yetersiz uyku nöbeti tetikleyebilir.
  • Egzersiz yapmak.

Tanı koymada nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi önemli
Epilepsi hastalığı tanısını tek başına koyduran bir test yoktur. Tanı koymada en önemli nokta hastanın nöbeti hakkında etrafındakilerin verdiği bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi gereklidir. Sonrasında yapılan ayrıntılı genel ve nörolojik muayene ardından bazı kan tetkikleri ve EEG (elektroensefalografisi) istenir. Tanı konulmasında en önemli tetkiklerden birisi EEG’dir. Beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Beyin Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ya da yapısal bozuklukların ortaya konmasında yardımcı olur.

Epilepsi tedavi edilebilen bir hastalıktır
Tedavinin en önemli amacı nöbetlerin durdurulmasıdır. Tedavide çeşitli ilaçlar kullanılır ve ilaç seçimine karar verirken nöbetin tipi, atakların sıklığı, hastanın yaşı, eşlik eden diğer hastalıkların varlığı önem taşımaktadır. Hastaların çok büyük kısmında ilaç tedavisi ile nöbetler kontrol altına alınır. Belli bir grup ilaç tedavisine dirençli uygun hastada cerrahi tedavi ile de başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

Epilepsi sırasında sarsmayın ve bir şeyler koklatmayın

Epilepsi sırasında sarsmayın ve bir şeyler koklatmayın

Nörolojik bir hastalık olan epilepside en önemli bulgunun nöbet geçirme şeklinin olduğunu belirten
Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk: “Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç olmayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı, aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır.” diyerek epileptik nöbetlerde en sık görülen bulguları ve ilk yardım için takip edilecek adımları anlattı.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Nörolojik bir hastalık
Epilepsi beyindeki sinir hücrelerinin artmış uyarılabilirliğindeki problemden kaynaklanan tekrarlayıcı ve geçici anormal elektriksel deşarjlar sonucu görülen nörolojik bir hastalıktır.

Nöbet geçirme şekli bulgu için önemli
Bir epilepsi hastasının nöbetinde düşme, vücutta kasılma titreme, bilinç kaybı gibi bulgular görülebilirken özellikle çocukluk çağında sık karşılaşılan bazı epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir ve hasta donuk bakmaya başlar.

Her şey görülebilir
Epilepsi her yaşta görülebilmekle birlikte 20’li yaşlar öncesi ve 60’lı yaşlar sonrasında görülmesi daha sıktır.  Epilepsi hastalığı, erkek ve kadınlarda ırk ayrımı olmaksızın eşit olarak görülmektedir. Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç tekrarlamayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır.

Herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir
Epilepsi hastalığı tanısı almış bireylerin yaklaşık olarak yarısında herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir. Belli grup hastada ise gebelikte olan beyin gelişim problemleri, doğum sırasındaki nedenler, beyin enfeksiyonları, beyin tümörleri, beyin damar hastalıkları, bazı ilaçlar, zehirlenmeler, aşırı alkol alımı gibi nedenler nöbetlere neden olabilmektedir.

Epilepsi başlıca iki ana gruba ayrılır
Generalize epilepsiler, beynin tüm bölgelerini etkileyen nöbetlerdir. En yaygın görülen alt tipi absans epilepsilerdir. Çocukluk çağında sık karşılaşılan absans epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir.

Diğer bir alt tip olan atonik nöbetlerdeyse tüm kaslarda ani bir gevşeme olurken tonik nöbetlerde atonik nöbetlerin aksine tüm kaslar kasılır ve hasta kesilen bir ağacın devrilmesi gibi aniden yere düşer. Fokal epilepsiler ise beynin bir kısmını etkileyen nöbetlerdir.

Epilepsi bölgesi beynin hangi fonksiyonuyla ilgiliyse nöbet sırasında o bölgeye ait belirti ve bulgular gözleniyor.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Epileptik nöbetlerde en sık görülen bulgular

  • Vücutta meydana gelen ani kasılmalar
  • Şuur kaybı
  • Çok seri bir biçimde baş sallama hareketi
  • Kol ve bacaklarda bir türlü kontrol edilemeyen sallantılar
  • Hızlı bir şekilde göz kırpmak
  • Sabit bir noktaya bakmak
  • Kısa bir süre seslere ya da konuşmalara tepki verememek
  • Korku, anksiyete veya dejavu gibi psikolojik belirtiler

Nöbet öncesi bazı bulgular görülebilir
Bazı alt gruplarda öncü belirtiler görülür. Bunlara “aura” adı verilir. Beynin hangi alanının anormal elektriksel aktiviteyle ilgili olduğunu gösteren bu belirtileri ise şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Uyuşma
  • Hoş olmayan kokular alma
  • Görme veya duyma değişiklikleri
  • Ani korku hissi
  • Mide bulantısı veya midede baskı hissi

Epilepsi nöbetleri genellikle birkaç dakika sürer
Bu süre zarfında nöbet geçiren kişiyi güvende tutmak öncelikli hedef olmalıdır.

İlk yardım için takip edilecek adımlar

  • Nöbet bitene ve kişi tamamen uyanana kadar kişiyle birlikte kalmalı ve solunum yollarının açık olduğundan emin olmalısınız.
  • Nöbetten sonra kişinin güvenli bir yerde oturmasına yardım etmelisiniz.
  • Uyanan ve iletişim kurabilen kişiye basitçe ne olduğunu anlatmalısınız.
  • Nöbeti geçiren kişinin rahatlaması için onunla sakince konuşmayı denemelisiniz.
  • İlk yardımı yapan kişi olarak çevrenizdeki diğer insanları da sakinleştirmelisiniz ve
  • Kişinin eve veya güvenli bir ortama dönmesi sağlamalısınız.

Nöbet sırasında bunları yapmayın

  • Paniğe kapılmayın, bağırıp çağırıp korku içinde sağa sola koşturmayın.
  • Hasta dilini ısırmadıysa ağzını, çenesini açmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına parmak sokmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına kaşık ve benzeri nesneler koymaya çalışmayın.
  • Kasılan kol ve bacağı durdurmaya çalışmayın.
  • Hastayı sarsmayın ve bir şeyler koklatmaya çalışmayın.

Nöbetler genellikle acil tıbbi müdahale gerektirmez ancak aşağıdaki durumlarda acil yardım istenebilir:

  • Hasta daha önce hiç nöbet geçirmemişse,
  • Hasta, nöbetten sonra uyanmakta veya nefes almakta güçlük çekiyorsa,
  • Nöbet 5 dakikadan uzun sürdüyse,
  • Hasta, ilkinden kısa bir süre sonra ikinci bir nöbet geçiriyorsa,
  • Nöbet sırasında yaralanırsa,
  • Nöbet suda olursa ve
  • Hastanın diyabet, kalp hastalığı gibi bir sağlık problemi varsa ya da hamileyse acil yardım istenmelidir.

Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilir
Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilmekle birlikte hatta hayatı tehdit edebilmektedir. Nöbetler anksiyete ya da depresyona da sebebiyet verebilir. Bu süreçte hastaların moralini yüksek tutması ve stresten uzak durması özellikle önemlidir.

Değişen yaşam koşulları tedavi sürecine olumlu yansıyabilir
Epilepsi hastalarının yaşam tarzında yapacakları değişiklikler tedavi sürecine olumlu yansıyabilmektedir. Bu doğrultuda yapılması gereken yaşam tarzı değişikliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Aşırı alkol tüketiminden kaçınmak.
  • İlaçları doğru ve doktorunuzun söylediği şekilde almak.
  • Nikotin kullanımından uzak durup, sigarayı bırakmak.
  • Uykuyu yeterli düzeyde almak. Zira uyku eksikliği ve yetersiz uyku nöbeti tetikleyebilir.
  • Egzersiz yapmak.

Tanı koymada nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi önemli
Epilepsi hastalığı tanısını tek başına koyduran bir test yoktur. Tanı koymada en önemli nokta hastanın nöbeti hakkında etrafındakilerin verdiği bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi gereklidir. Sonrasında yapılan ayrıntılı genel ve nörolojik muayene ardından bazı kan tetkikleri ve EEG (elektroensefalografisi) istenir. Tanı konulmasında en önemli tetkiklerden birisi EEG’dir. Beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Beyin Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ya da yapısal bozuklukların ortaya konmasında yardımcı olur.

Epilepsi tedavi edilebilen bir hastalıktır
Tedavinin en önemli amacı nöbetlerin durdurulmasıdır. Tedavide çeşitli ilaçlar kullanılır ve ilaç seçimine karar verirken nöbetin tipi, atakların sıklığı, hastanın yaşı, eşlik eden diğer hastalıkların varlığı önem taşımaktadır. Hastaların çok büyük kısmında ilaç tedavisi ile nöbetler kontrol altına alınır. Belli bir grup ilaç tedavisine dirençli uygun hastada cerrahi tedavi ile de başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

Beyin sağlıklı nasıl korunur?  

Beyin sağlıklı nasıl korunur?  

“Sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak ve en başta beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün olacağı açıktır.” diyen Liv Hospital Nöroloji Bölümü, Prof. Dr. Ayhan Öztürk 22 Temmuz Dünya Beyin Günü özelinde akıl ve beyin sağlığının önemine dikkat çekiyor.

Liv Hospital

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

En önemli şey aslında akıl ve beyin sağlığı
İçinde bulunduğumuz yüzyıl son yaşadığımız pandemi örneği ile de açıkça görüldüğü gibi insanlığın belki de kaderini belirleyeceği karar ve tutumları alması gereken bir yüzyıl olacak gibi görünmektedir. İnsanlığın bu yüzyılı daha az hasar ve olumlu sonuçlarla aşabilmesi için ona gereken en önemli şey aslında akıl ve beyin sağlığı olacaktır.
Beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün
Sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak ve en başta beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün olacağı açıktır. Aslında nörolojik hastalıkların dünya üzerinde dağılım ve sıklığı incelenirse neden beyin sağlığı açısından dikkat çekmek gerektiği daha iyi anlaşılacaktır.

Farkındalık yaratmak önemli
Özellikle ağrı gibi bulguları olan yüksek görülme oranına sahip hastalıkları katmazsak bile epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı ve beyin damar hastalıkları gibi toplumun geniş kesimlerinde yüksek görülme yüzdeleri ile etkileyen nörolojik hastalıklar beyin sağlığı ile ilgili bu farkındalığı yaratma çabasının açık nedenidir.

Sağlıklı beyin önemli
Dünyamız eşsiz ve bize kalmış, bizim de çocuklarımıza bırakacağımız bir miras fikri ile yaklaştığımızda sorunlar ne kadar büyük olursa olsun, çağımızın aynı zamanda hızlı çözüm üretme özelliği nedeniyle tek ihtiyacın iyi korunmuş ve sağlıklı bir beyin olduğunu unutmamalıyız.