Yazılar

‘Adet sancısı normaldir’ demeyin!

‘Adet sancısı normaldir’ demeyin!

Şiddetli adet ağrısı, kronik pelvik ağrısı veya cinsel ilişki sırasında ağrı… Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bu sorunlar, her 10 kadından birinde rastlanan ‘endometriozis’ hastalığına işaret edebiliyor. Yaygın görülen yakınmalar olduğu için endometriozis başka hastalıklarla karıştırılabiliyor, bu nedenle tanı konulması 8-10 yıl gibi uzun bir süreyi alabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı, endometriozisin bir türü olan derin endometriozisin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürmesinin yanı sıra ciddi sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çekerek, “Endometriozis hastalarının yüzde 10 -20’sinde görülen derin endometriozis tutulum yaptığı organlarda ciddi hasarlar oluşturabilir.  Öyle ki tedavisinde gecikildiğinde yumurtalık, rahim ve bağırsaklar gibi organların bir bölümünün ameliyatla çıkarılması gerekebilir. Bunların yanı sıra idrar borusunu tıkayarak böbrek yetmezliğine de neden olabilir. Dolayısıyla, özellikle ağrılı adet şikayetleri olağan karşılanmayıp, mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor.

Prof. Dr. Mete Güngör

Prof. Dr. Mete Güngör

Mesane ve bağırsaklara yerleşebiliyor

Endometriozis, rahim iç tabakası olan endometriumun normalde rahmin içinde bulunması gereken yer dışında büyümesi; derin endometriozis ise bu doku büyümesinin daha derin dokulara, rahim, yumurtalıklar, tüpler, bağırsaklar ve mesane gibi yapılara ilerlemesi olarak tanımlanıyor. Bu lezyonlar kronik pelvik ağrı, adet ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı gibi semptomlar ile kendini belli ediyor. Endometriozise genellikle doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 10’unda rastlanıyor, bu oran derin endometriozis vakalarını da içeriyor.

Önemli bir infertilite nedeni!

Endometriozis hastalığına sahip kadınların yüzde 30 ila 50’si doğurganlık sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Çünkü rahmin dışına yayılmış hastalıklı dokular tüplere ve yumurtalığa zarar vererek infertilite, yani kısırlığa sebep olabiliyor. Bu nedenle endometriozis hastalığında çocuk sahibi olmak isteyen anne adaylarının hamile kalma kararlarını ertelememeleri öneriliyor.

Bu belirtileri asla ihmal etmeyin!

Tedavi edilmeyen derin endometriozisin günlük yaşamı önemli ölçüde etkilediğine dikkat çeken  Kadın Hastalıkları ve Doğum/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, hastalığın yol açtığı sorunları “adet dönemi sırasında artan ağrı, ağrılı ve uzun süren adet dönemleri, bel ağrısı, bacağa vuran ağrı, dışkılamada ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, cinsel işlev bozuklukları ve sorunları,  bağırsaklarda tıkanıklık, idrar yolu problemleri, yumurtalık kistleri, depresyon, anksiyete ve stres” şeklinde sıralıyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi

Tedavi kişiye özgü planlanıyor

Endometrioziste tedavi planı hastanın semptomlarına, yaşına, fertilitesine, hastalığın şiddetine ve diğer bireysel faktörlere bağlı olarak kişiye özgü hazırlanıyor. Tedaviyle hastanın semptomlarını hafifletmek, komplikasyonları önlemek, gebelik şansını sağlamak ve yaşam kalitesini artırmak hedefleniyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, genellikle multidisipliner bir yaklaşım gerektiren tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “İlaç tedavisinde ağrıyı hafifletici ilaçlar yer alırken, endometriozisin büyümesini yavaşlatan ve semptomları kontrol altına alan hormonal tedavi de tercih edilebilir. Cerrahi tedavide lezyonları çıkarmak için laparoskopi; büyük veya daha karmaşık lezyonların çıkarılması için laparotomi ya da şiddetli semptomlara sahip hastalarda veya başka tedavi seçenekleri başarısız olduğunda histerektomi, yani rahmin cerrahi olarak çıkarılması gündeme gelebilir”  Prof. Dr. Mete Güngör, ilaç ve cerrahi tedavinin yanı sıra pelvik ağrısını hafifletmek için fizik tedavi, egzersiz programları, beslenme programı ile psikolojik destek ve danışmanlığının da tedavi sürecinde etkili olduğunu belirtiyor.

Düzenli doktor kontrolü çok önemli!

Nüks etme riski bulunan endometriozis hastalığında potansiyel tekrarlamaları erken tanımak ve hızlı bir şekilde müdahale etmek için tedavi sonrasında düzenli doktor kontrolleri önem taşıyor. Tedavinin ardından hormonal tedavi almak, endometriozisin tekrarlamasını önlemeye yardımcı olabiliyor. Özellikle çıkarılamayan veya tam olarak çıkarılamayan lezyonlar durumunda hormon tedavisi önerilebiliyor. Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, stresten kaçınmak ve sigara içmemek gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, hastalığın tekrarlama riskini azaltıyor. Derin endometriozisin hayat boyu sürebileceğine işaret eden Prof. Dr. Mete Güngör, “Tekrarlama riski her durumda gelişebilir ve hiçbir tedavi yöntemi tamamen garanti etkili değildir. Bu nedenle, kadınlar endometriozisin hayat boyu süren bir hastalık olduğunu bilmeli; tedavi sonrası düzenli olarak doktorlarıyla iletişimde kalmalı ve semptomlarını izlemelidirler” uyarısında bulunuyor.

Rahim ağzı kanserinde hayat kurtaran öneriler!

Rahim ağzı kanserinde hayat kurtaran öneriler!

Son yıllarda görülme sıklığı giderek yaygınlaşan Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri, dünya genelinde 45 yaş altı kadınlarda en fazla karşılaşılan ikinci kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Her yıl ülkemizde yaklaşık 2 bin, dünya genelinde ise 500 bini aşkın kadına rahim ağzı kanseri tanısı konulduğunu belirten Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Rahim ağzı kanserinin yüzde 99 nedeni cinsel yolla bulaşan HPV virüsüdür. Rahim ağzı kanseri bu virüsle enfekte olduktan 10-15 yıl sonra meydana gelebilir. Ancak bu kanserin etkeni bilindiği ve aşısı da olduğu için aşı ile korunmak mümkündür. Aşılar yalnızca kadınlara değil, 9-45 yaş arasındaki tüm çocuklara, kadınlara ve erkeklere yapılmalıdır” diyor.

Rahim ağzı kanseri aşı ile önlenebilen tek kanser türü olsa da günümüzde hala toplumsal farkındalığın son derece düşük olması dolayısıyla teşhiste çok geç kalınabildiğini ve kanser tanısı alan hastaların yaklaşık yarısının hayatını kaybettiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Oysa aşı ile bu ölümcül kanserden korunmak mümkün. Artık bu kanserden insanların ölmemesi gerekir” diyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, Ocak Ayı Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, Rahim Ağzı Kanseri hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Mete Güngör

Prof. Dr. Mete Güngör

  1. Cinsel yolla bulaşıyor!

HPV virüsünün dışarıdan bakıldığında hiç belirti vermediğini ancak bu virüsle enfekte bir kişiden cinsel yolla bulaşabildiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör şöyle konuşuyor: “Rahim ağzı kanserine yol açan HPV virüsü sadece bir kişiyle ve bir kere cinsel ilişki olsa da bulaşabilir.  Dolayısıyla cinsel ilişkisi olan her kadında HPV enfeksiyonu ve rahim ağzı kanseri görülebilir. Ancak her virüsü alan kişi kanser olmuyor, sadece yüzde 1’i bundan etkileniyor. Bazen virüs uzun yıllar hücrelerin içinde sessizce durur ve HPV testi yapılmadıktan sonra varlığı bilinmez. Ancak virüsle enfekte olduktan yaklaşık 10-15 yıl sonra ortaya çıkabilir.”

  1. Üç yılda bir smear testi şart!

Rahim ağzı kanserinin tarama yöntemleri sayesinde erken teşhisi hayat kurtarıyor. 21 yaşından itibaren doktorunuz farklı bir görüş belirtmedikçe üç yılda bir smear testi yaptırmak gerektiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör “30 yaşından sonra HPV testi smear testine eklenerek veya tek başına beş yılda bir yapılıyor. Daha sık aralıklarla smear testi yaptırmak ise tanı koyma şansını artırmadığı gibi gereksiz biyopsi işlemleri yapılmasına neden olabilir. HPV testinin pozitif gelmesi ve smear testinin bozuk gelmesi durumunda biyopsi yapılarak kanser olup olmadığı tespit edilir” diyor.

  1. HPV aşısı ömür boyu koruyor

HPV aşılarının 15 yaşına kadar yaptırılması durumunda toplam 2 doz, 15 yaşından sonra yaptırılması durumunda ise toplam 3 doz olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Sonrasında bir daha tekrarlanmasına gerek yoktur. Aşılar, içinde bulunan HPV tiplerine karşı ömür boyu koruma sağlar. HPV enfeksiyonu geçirmiş olsun olmasın 45 yaşına kadar herkese yapılabilir. Aşı tedavi edici değildir yani mevcut HPV enfeksiyonunu tedavi etmez, korunmak için yapılır” diyor.

Prof. Dr. Mete Güngör

  1. İleri evrede belirti veriyor!

Son derece sinsi hareket eden rahim ağzı kanseri erken dönemde hiçbir belirti göstermeyebildiğinden, düzenli jinekolojik muayeneye gitmeyen, smear testi ve HPV testi yaptırmayan kişilerde tanı sıklıkla ileri evrede koyulabiliyor. En sık başvuru nedenleri vajinal kanamalar, vajende doluluk veya kitle hissi, vajinal akıntılar ve ağrılı cinsel ilişki oluyor. Kanamalar cinsel ilişkisi esnasında olabileceği gibi sonrasında damla şeklinde ve kötü kokulu bir akıntıyla görülüyor.

  1. Bel, bacak ve kasık ağrısına yol açabiliyor!

Tümörün yukarı rahim içi boşluğuna, vajinaya ve yanlarda pelvik duvara yayılabildiğini, mesane ve rektumu da doğrudan işgal edebildiğini bu durumda kabızlık, kanlı idrar, vajenden idrar veya dışkı gelmesine yol açabildiğini belirten Prof. Dr. Güngör pelvik duvar yayılımına bağlı olarak da; bacak ağrısı, şiddetli bel ve kasık ağrıları görülüp ödem ortaya çıkabildiğini söylüyor. Rahim ağzı kanseri genellikle orta ve ileri yaş kadınlarda görülse de, artık genç yaşlarda da sık görülür hale geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Güngör bu nedenle jinekolojik kontrollerin aksatılmadan yapılmasının hayat kurtarıcı olduğunu vurguluyor.

 

Çikolata kisti nedir?

Çikolata kisti nedir?

Rahmin içini döşeyen ve adet gören kadınlarda her ay kalınlaşıp dökülen endometrium tabakasının çeşitli etkenler nedeniyle rahim dışında, örneğin yumurtalık, tüpler, karın zarı, bağırsak ile mesanede bulunması ‘endometriozis’ olarak adlandırılıyor. Endometriozisin yumurtalıklarda oluşmasına da ‘çikolata kisti’ deniliyor. Ülkemizde üreme çağındaki her 10 kadından birinde endometriozis görülürken, bu hastaların yaklaşık yüzde 17-44’ünün yumurtalıklarında çikolata kisti teşhis ediliyor. En yaygın görülen belirtileri ise adet döneminde, cinsel ilişki veya dışkılama sırasında yaşanan ağrılar oluyor. Ayrıca kronik pelvik ağrısı da yine sık görülen belirtilerinden.

Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum /Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof.  Dr. Mete Güngör, çikolata kistlerinde erken teşhisin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Çikolata kistleri genç kızlarda da görülebilen bir hastalık. Dolayısıyla özellikle adolesan dönemindeki genç kızların ağrılı adet gördüklerinde ‘ilerleyen yıllarda geçer’ diyerek durumu olağan karşılamamaları ve zaman kaybetmeden hekime başvurmaları gerekiyor. Çünkü bu kistler yaşam kalitesini düşürecek şiddette gelişebilen ağrılara yol açmalarının yanı sıra jinekolojik organlara zarar vererek hamileliğin oluşmasını da önleyebiliyor. Ayrıca büyük boyutlara ulaştıklarında tedavileri çok daha kompleks hale gelebiliyor” diyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, çikolata kisti hakkında en çok merak edilen soruları anlattı; önemli uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Mete Güngör

SORU: Hangi belirtiler ile sinyal veriyor?

Çikolata kistleri, boyutları küçük olduğunda (< 4 cm) herhangi bir belirti ve hasar vermeyebiliyor, yani ağrı olmayabiliyor. Ayrıca hastalar bu kistlerle rahatlıkla hamile kalabiliyor. Ancak çikolata kisti, özellikle yumurtalıkla birlikte diğer bölgeleri de etkilediği durumlarda, değişik derecelerde ağrıya yol açabiliyor. Endometriozis hastalığının yumurtalıklarda meydana gelmiş şekli olan çikolata kistinde, ağrılı adet, cinsel ilişkide ağrı, idrar yaparken veya dışkılamada ağrı, bel veya kronik pelvik ağrısı, bulantı-kusma ile karın şişkinliği gibi bulguların herhangi biri oluşabiliyor. En yaygın belirtileri ise adet döneminde, cinsel ilişkide veya dışkılama sırasında gelişen ağrı ile kronik pelvik ağrıları oluyor.

SORU: Hamilelik oluşumunu nasıl önlüyor?

Yumurtalıkta bulunan endometrium tabakası, her ay kanaması sonucunda kist haline geliyor. Bu tabakanın içinde biriken sıvı erimiş çikolata şeklinde olduğu için ‘çikolata kisti’ olarak adlandırılıyor. Çikolata kistleri hamile kalmanın önündeki en önemli engellerden biri olarak görülüyor. Öyle ki hamile kalamayan kadınların yüzde 17’sinde çikolata kisti teşhis ediliyor. Bunun nedeni ise çikolata kistinin yumurtlama fonksiyonlarını bozarak ve tüpler ile yumurtalıklarda yapışıklıklar oluşturarak hamile kalmayı zorlaştırabilmesi.

SORU: Çikolata kisti kansere dönüşebilir mi?

Çikolata kistleri, nadiren olsa da kötü huylu tümöre dönüşebiliyor. Prof. Dr. Mete Güngör, “Bu nedenle özellikle ileri yaşlardaki hastalarda teşhis edilen çikolata kistleri çok daha dikkatli değerlendiriliyor” diyor.

SORU: Tedavide başvurulan yöntemler neler?

Kronik bir hastalık olan endometriozis ile çikolata kistlerinin kesin bir tedavisi mevcut değil. Eğer çikolata kisti küçükse ve belirti vermiyorsa, takip altına alınması yeterli geliyor. Tedavide hangi yönteme başvurulacağı; kistin büyüklüğüne, semptomlarına ve hastanın çocuk sahibi olmak isteyip istemediğine göre değişiyor. Ağrının temel sorun olduğu durumlarda genellikle önce ilaç tedavisi uygulanıyor. Medikal tedaviyle kistlerin yol açtığı yakınmalar azaltabiliyor veya ortadan kaldırılabiliyor. Ayrıca endometriozisin ilerlemesi yavaşlatabiliyor ve kist cerrahi yöntemle çıkartıldıysa yeniden gelişme riskini düşürüyor. Progestinler, vajinal halka, doğum kontrol hapları, hormonlu spiral ile GnRH agonistleri, medikal tedavi yöntemlerini oluşturuyor.

SORU: Ameliyat ne zaman gündeme geliyor?

Çikolata kistlerinin semptomları hayat kalitesini etkiliyorsa ve medikal tedaviden yanıt alınamıyorsa, hasta tüp bebek tedavisi gördüğü halde hamile kalamıyorsa  veya mevcut kistin kanserojen olma ihtimali varsa cerrahi seçenek gündeme geliyor.

SORU: Ameliyat kesin çözüm sunuyor mu?

Çikolata kistinin cerrahi yöntemle çıkartılması şikayetlerin ortadan kalkmasını sağladığı gibi yumurtalıkta oluşan hasarın ilerlemesini önleyebiliyor ve hamilelik şansını artırıyor. Ayrıca tüp bebek tedavisi görecek olan hastalarda çikolata kistlerinin yok edilmesi yumurta toplama işlemini kolaylaştırıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, ancak çikolata kistlerinin tekrarlayabilen bir hastalık olduğuna işaret ederek, “Cerrahi sonrası, yapılan ameliyatın şekline ve ameliyat sonrası uygulanan medikal tedaviye göre hastalığın yüzde 9-25 oranında tekrarlama ihtimali oluyor” diyor.

SORU: Cerrahi yöntem nasıl uygulanıyor?  

Günümüzde çikolata kistinin vücuttan çıkartılmasında genellikle kapalı cerrahi yöntem tercih ediliyor. Laparoskopi olarak adlandırılan bu yöntemde yüksek çözünürlüklü kameralar sayesinde yumurtalıklar ve rahim görüntülenebiliyor. Böylece büyük kesilere ihtiyaç duyulmadan çikolata kistinin çıkartılması mümkün oluyor. Prof. Dr. Mete Güngör, laparoskopik cerrahinin çikolata kistinde iki şekilde uygulanabildiğini belirterek, şöyle devam ediyor:

Laparoskopik kistektomi: Yumurtalıktaki sağlam dokular korunarak sadece çikolata kistinin kapsülü çıkartılıyor veya kist boşaltılıp duvarı yakılabiliyor. Böylelikle kist sağlam dokuya en az hasar verecek şekilde temizleniyor.

Laparoskopik Ooforektomi: İlerlemiş olgularda, hamilelik düşüncesi olmayan hastalarda veya kistin kanser açısından şüpheli olduğu durumlarda yumurtalığın tamamı çıkartılıyor.

Kadın kanserlerinde farkındalık hayat kurtarıyor! 

Kadın kanserlerinde farkındalık hayat kurtarıyor!

Ülkemizde meme kanserinden sonra kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserleri rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanseri oluşturuyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Jinekolojik kanserler kadınlarda en sık görülen ilk 10 kanserden 3’ünü oluşturuyor. Bunlardan yumurtalık kanseri 5. sırada, rahim kanseri 7. sırada, rahim ağzı kanseri de 9. sırada yer alıyor. Bu kanserler arasında sadece rahim ağzı kanserinin etkili bir tarama programı bulunuyor. Yumurtalık kanseri son derece sinsi olduğundan genellikle tanı konulduğunda ileri evreye ulaşmış oluyor. Rahim kanseri ise genellikle menopoz sonrası kanama ile kendini gösterip, erken teşhis edildiğinde büyük bir kısmını tamamen tedavi edebiliriz. Yumurtalık ve rahim kanserinin etkili bir tarama programı olmasa da düzenli aralıklarla yapılacak jinekolojik muayenelerle hastalığın erken teşhisi ve tedavisi mümkün olabiliyor” diyor.

Kadın kanserleri konusunda toplumsal farkındalık olmadığı için, çoğunlukla kanserlere ileri evrede tanı konulduğunu, toplumda doğru bilinen bazı yanlışların da erken tanı imkanını ve tedaviyi olumsuz etkilediğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör, Eylül-Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, jinekolojik kanserler hakkında doğru bilinen 6 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mete Güngör

Ailemde hiç kanser yok, dolayısıyla risk altında değilim: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yakın aile bireylerinde kanser olmasının riski artırdığını belirten Prof. Dr. Mete Güngör, kanserlerin büyük kısmının herhangi bir mutasyon veya aile hikayesi olmadan çevresel ve hormonal faktörler ile yanlış yaşam alışkanlıklarından meydana geldiğini söylüyor. Tüm türler incelendiğinde sadece yüzde 10-15 arasında kalıtsal kanser türüne rastlandığını kaydeden Prof. Dr. Mete Güngör şöyle konuşuyor: “Bu türler genellikle; meme, yumurtalık ve kalın bağırsak kanserleridir. Örneğin; kalıtımsal geçen BRCA1 ve 2 mutasyonları varsa meme kanseri olasılığı yüzde 85, yumurtalık kanseri olma ihtimali ise yüzde 20-40 civarındadır. Ama ailede bulunan bu genler çocuklara aktarılsa bile kanser olasılığı yüzde 100 demek değildir. Ayrıca bu çok bilinen mutasyonlar dışındaki bazı genetik bozukluklarda da kanser kalıtsal olabilir.”

Hiçbir şikayetim yok. Neden kanser taraması yaptırayım ki?: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Jinekolojik kanserler arasında rahimağzı kanserinin tarama programı bulunuyor.  Tarama 21 yaşında başlıyor ve 70 yaşına kadar 3 yılda bir devam ediyor. Bu kanserler belirti verdiğinde ‘geç kalınmış’ olarak kabul ediliyor. Bu nedenle kanser taramasının herhangi bir belirti olmadan yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Düzenli rahimağzı kanseri taraması yaptıran kadınlar çok nadiren rahimağzı kanserine yakalanırlar. Yumurtalık kanserlerinin ve rahim kanserinin etkili bir tarama yöntemi yoktur. Ancak herhangi bir şikayet olmasa da düzenli aralıklarla jinekolojik muayenelerin yapılması bu hastalıkların erken tanısının konulabilmesine ve tedavi edilebilmesine olanak sağlar.” diyor.

Rahim ağzı kanseri kalıtsal olarak aileden gelir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Rahim ağzı kanserinin nedeninin, cinsel yolla bulaşan HPV virüsü olduğunu belirten Prof. Dr. Mete Güngör, ancak bu virüsü alan herkesin kanser olacağının da düşünülmemesi gerektiğini söylüyor. Rahim ağzı kanserinde ailesel bir geçiş bulunmadığını kaydeden Prof. Dr. Mete Güngör, ailesinde rahim ağzı kanseri olanların fazladan bir risk altında olmadığına dikkat çekiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

HPV tespit edildiğinde konizasyon yapılırsa HPV’den kurtulurum: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Mete Güngör “HPV enfeksiyonunun tespit edilmesi rahim ağzında bir bozukluk olduğunu göstermez. Eğer smear testinde hücre anormallikleri görülür ve kolposkopik biopside rahim ağzında kanser öncesi lezyon denilen bir bozukluk tespit edilirse o zaman cerrahi işlemle (konizasyon) temizlenir. Yapılan bu işlem sadece rahim ağzındaki bu hücresel bozuklukları temizler, HPV virüsünü temizlemez. HPV virüsü rahim ağzındaki normal hücreler içinde bulunmaya devam eder. HPV sadece bağışıklık sistemi sayesinde temizlenir” diyor.

HPV enfeksiyonu geçirdiğim için artık aşı işe yaramaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV enfeksiyonu geçirmiş olsun ya da olmasın 45 yaşına kadar erkek-kadın herkese aşı HPV aşısı yapılabileceğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör şöyle konuşuyor: “Aşı; mevcut HPV enfeksiyonunu tedavi etmez, korunmak için yapılır. Ancak yapılan çalışmalar; HPV nedeniyle rahim ağzında meydana gelmiş bozukluklardan sonra HPV aşısı yaptıranlarda, aşı yaptırmayanlara göre daha büyük oranda iyileşme olduğunu göstermektedir. HPV aşıları 3 doz halinde toplam 6 ay içinde yapılır. Bu 3 doz yapıldıktan sonra bir daha tekrarlanmasına gerek yoktur. Aşılar içinde bulunan HPV tiplerine karşı ömür boyu koruma sağlarlar.”

Jinekolojik kanserlerin tedavisi sonrası çocuk sahibi olunamaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Üreme çağında, çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda kanserin evresine göre tedavi yapılarak, hastanın doğurganlığının korunması mümkün olabiliyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Rahim kanseri üreme çağında çok nadir görülür ancak üreme çağında görülen hastalık erken evrede ise 6-12 ay hastalığı hormonal tedavi ile baskılayıp hastalara çocuk sahibi olabilmeleri için fırsat sağlanabilir. Yumurtalık kanseri her yaşta görülebilir. Genç hasta grubunda hastalık tek bir yumurtalıkta sınırlı ise diğer yumurtalık ve rahim korunarak ameliyat yapılır. Rahim ağzı kanseri de erken yaşlarda görülebilir. Hastalık erken evrede ise rahim gövdesi korunarak sadece rahim ağzı çıkartılarak ameliyat yapılabilir ve böylece doğurganlık kapasitesi korunur. Eğer rahim korunamayacak durumda ise yumurtalıklar korunur ve ameliyat sonrası olası ışın tedavisinin etkisinden korumak için karnın üst bölgelerine asılarak ışın tedavisi alanından çıkartılır. Bu sayede hasta gelecekte isterse kendi yumurtaları ile taşıyıcı anneden çocuk sahibi olabilir.” diyor.

Her 10 kadından biri bu hastalıkla uğraşıyor!

Her 10 kadından biri bu hastalıkla uğraşıyor!

Ülkemizde yaklaşık 2 milyon kadında görülen endometriozis hastalığı günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Toplumsal farkındalık yetersiz olduğundan kadınsal hastalıklarda hekime başvurmak yerine çoğunlukla internetten ya da arkadaşlardan bilgi edinilmesine, son iki yıldır devam eden Covid-19 pandemisi sürecinde hastaneye gitme endişesi de eklenince hastalık daha da ileri seviyeye ulaşabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, Mart ayı Endometriozis Farkındalık ayı kapsamında yaptığı açıklamada, üreme çağındaki her 10 kadından birinin kapısını çalan endometriozis hastalığı hakkında bilinmesi gereken 6 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mete Güngör

Bu sinyallere dikkat!

Rahmin iç duvarını döşeyen dokunun rahim dışında bulunması olarak tanımlanan endometriozis, bazı hastalarda hiçbir belirti vermeden sinsice ilerlerken; çoğu hastada ise kronik karın ağrısı başta olmak üzere, özellikle adet döneminde şiddetli ağrı ve aşırı kanamaya, ağrılı ilişkiye neden oluyor. Endometriozis bağırsakları etkilemişse; ağrılı dışkılama, mesaneyi etkilemişse kanlı idrar ve yanma şikayeti görülüyor. Üreme organlarında meydana getirdiği hasarlar ise kısırlığa yol açabiliyor.

Başka hastalıklarla karışabiliyor!

Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis pek çok hastalıkla benzer şikayetlere yol açabildiği için, hastalar çoğunlukla bu ağrıların endometriozisten kaynaklandığını bilmiyor ve farklı branşlarda bir çok doktora başvurarak zaman kaybedebiliyor. Örneğin; toplumda çok sık görülen bel ve sırt ağrıları, sürekli yorgunluk, karın ağrısı, karında şişkinlik ve gaz gibi sorunlar endometriozisten kaynaklanabiliyor.

Anne olmayı engelleyebiliyor!

Endometriozisin kısırlığa neden olduğu halen tartışılan bir konu. Prof. Dr. Mete Güngör Her endometriozis hastalığı kısırlığa yol açmaz. Bazı hastalar kendiliğinden gebe kalabiliyor ama endometriozis odakları özellikle tüplerde, yumurtalıklarda tıkanıklıklar ve yapışıklıklara yol açarak kısırlığa neden olabiliyor. Ayrıca endometriozis odaklarından salgılanan bazı maddeler de yumurta ve spermin döllenmesine veya rahim içerisine yerleşmesine engel olabiliyor. Yapılan çalışmalarda ‘çocuğum olmuyor’ diyerek hekime başvuran kadınlarda yüzde 15-55 oranında endimetriozis olduğu tespit edilmiştir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tedavisi tanısından daha kolay!

Endometriozis kadınlarda miyomlardan sonra en sık görülen iyi huylu bir hastalık olmasına karşın çoğunlukla böyle bir hastalığın varlığı bilinmediğinden birçok kadın regl ağrılarının normal bir durum olduğunu ve bununla yaşamak zorunda olduğunu düşünüyor. Yol açtığı şikayetler sıklıkla başka hastalıklarla da karıştığından tanısı 10 yılı bulabiliyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Genç kızlarda da görülen endometriozis yıllarca tanı konulamadığından çoğunlukla ilerlemiş durumda karşımıza çıktığı için tedavisi daha kompleks bir hale gelebiliyor. Endometriozisin tedavisi; hastalığın seviyesine, semptomlara ve hastanın çocuk sahibi olmak isteyip istemediğine göre değişebiliyor. İlaç tedavisi, ameliyat ya da her iki yolla birden tedavi edilebiliyor” diyor.

Kansere neden olabiliyor!

Yapılan bilimsel çalışmalar; Yumurtalık (Over) kanserinin, endometriozisi olan hastalarda daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Prof. Dr. Mete Güngör “Her endometriozis kistini ameliyat etmiyoruz. Hastanın şikayeti yoksa, kist 5 cm’den küçükse ve hasta genç ise bu kistleri bir süre takip edebiliriz. Çünkü bu hastalık yüzde 10-30 oranında tekrarlayabilir. Bu nedenle ameliyat edeceksek önemli bir nedenimiz olmalıdır” derken, ameliyat gerektiren durumları ise şöyle açıklıyor: “Şiddetli ağrı, tedaviye rağmen gebe kalamamak ve kanser açısından şüpheli görüntü durumunda ameliyat gerekir. Özellikle 40-50 yaş arasında ortaya çıkan endometriozis kistleri kanserin habercisi olabildiğinden ameliyat edilerek patolojik incelemelesi yapılmalıdır.”

Bu etkenler endometriozis riskini artırıyor!

Prof. Dr. Mete Güngör, hastalık riskinin ailesinde endometriozis olanlarda diğerlerine göre 6 kat daha fazla görüldüğünü vurgulayarak, diğer risk unsurlarını şöyle sıralıyor: “İlk adet kanamasının 11 yaşından önce olması, 27 günden kısa aralıklarla adet olmak, adetin 7 günden uzun sürmesi, hiç gebe kalmamış ve doğurmamış olmak, yüksek düzeyde östrojene maruz kalmak, normal adet döngüsünü engelleyen yapısal anomalilerin varlığı, yakın akrabalarda görülmesi, sağlıksız beslenme, özellikle et ağırlıklı, sebzeden yoksun ve yağlı beslenme, aşırı kafein tüketimi endometriozis için diğer risk faktörleri olarak kabul edilmektedir.”

Kadın kanserlerinde yaşam kurtaran önerileri!

Kadın kanserlerinde yaşam kurtaran önerileri!

Ülkemizde meme kanserinden sonra en yaygın görülen kadın kanserlerinde ihmal edilen bazı belirtiler aksine yaşamsal önem taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör kadın genital kanserlerinin en sık görülenlerinin rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanseri olduğunu belirterek “Dünyada her yıl bir milyondan fazla kadın jinekolojik kanserle karşılaşıyor. Ülkemizde her yıl 5 bine yakın kadına rahim kanseri, yaklaşık 3 bin kadına yumurtalık kanseri, 1.500 kadına da rahim ağzı kanseri tanısı konuyor. Ancak çoğunlukla bu kanserler belirti vermeden sinsice ilerlediği için, çoğu kişi de ya korkudan ya da ihmalkarlıktan düzenli kontrollerini yaptırmadığı için ne yazık ki ileri evreye ulaşmış oluyor. Oysa ölümcül kadın kanserleri düzenli rutin kontroller ve testler ile erken teşhis edilirse tedavi edilebiliyor” diyor. Jinekolojik kanserler açısından toplumsal farkındalığın yok denecek kadar az olması nedeniyle tüm dünyada farkındalık oluşturabilmek için toplumun dikkati her yıl Eylül ayında jinekolojik kanserlere çekiliyor. Prof. Dr. Mete Güngör, Eylül ayı Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada en sık görülen üç kadın kanserinin ihmale gelmez belirtilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mete Güngör

  1. Rahim Kanseri (Endometrium Kanseri)

Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında yer alan rahim kanseri riski menopoz döneminde artıyor. Rahim içini döşeyen tabakanın hücrelerinden kaynaklanan rahim kanserinin genellikle erken evredede tespit edilebildiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Çünkü sıklıkla adet periyotları arasında veya menopoz sonrası vajinal kanama şeklinde belirti verir” diyor. Prof. Dr. Mete Güngör rahim kanseri riskini artıran faktörlere yönelik şöyle konuşuyor: “Adet dönemi 12 yaşından önce başlar ya da menopoz geç yaşta olursa, o kadar fazla östrojen hormonuna maruz kalınır ve bu da riski artırır. Aşırı kilo da vücuttaki östrojeni artırır ve rahim kanseri açısından riskli gruba sokar. Obez kadınlarda rahim kanseri riski üç kat fazladır. Yağlı diyet, hiç gebe kalmamış olmak, adet döneminin düzensizliği, diyabet, ailede meme veya yumurtalık kanseri hikayesi olması ve menopozda progesteron hormonu olmaksızın tek başına östrojen tedavisi verilmesi de riski artırır.”

Bu belirtilere dikkat!

Rahim kanseri en fazla kanama ile belirti verdiği için, kadınların özellikle menopoz döneminin ardından baş gösteren en küçük bir kanamaya hatta lekelenmeye karşı bile çok dikkatli olması ve hemen bir uzmana görünmesi gerekiyor. Adet kanamalarının fazla olması ve uzun sürmesi, pelvik ağrı, ilişki sırasında ağrı, anormal kanlı akıntı ve kilo kaybı da rahim kanserinin başlıca belirtilerini oluşturuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Yumurtalık (Over) kanseri

Yumurtalık kanseri genelde sindirim sistemi ve mesane sorunları gibi bir çok hastalığın belirtilerini taklit ediyor. Bu nedenle çoğunlukla tanısı geç ve ileri evrede konuluyor. Yumurtalık kanserini önceden tespit edecek bir yöntem olmadığını, teşhisin tesadüfen rutin jinekolojik muayenelerde konulduğunu belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Kadınların hiç olmazsa senede bir kez rutin jinekolojik muayene ve pelvik ultrason yaptırması gerekir” diyor. Kalıtsal gen mutasyonları, ailede yumurtalık kanseri öyküsü, önceki bir kanser tanısı, artan yaş, hiç hamile kalmamış olmak yumurtalık kanseri riskini artırıyor.

Bu belirtilere dikkat!

Karında basınç hissi ve şişkinlik, kasıkta dolgunluk veya ağrı, uzun süreli hazımsızlık, gaz veya bulantı, bağırsak alışkanlıklarında (kabızlık) gibi değişiklikler, kanama düzensizliği, mesane alışkanlıklarında sık idrara çıkma ihtiyacı dahil değişiklikler, iştah kaybı veya hızlı bir şekilde tokluk hissi, vajinal kanama ve kilo kaybı gibi sorunların yumurtalık (over) kanserinin belirtileri arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Mete Güngör; bu şikayetlerden bir veya birkaçı varsa kesinlikle ihmal etmeyip doktora görünmek ve gerekli tetkikleri yaptırmak gerektiğini vurguluyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Rahim Ağzı (Serviks) kanseri

Dünya çapında 45 yaş altı kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türü olan rahim ağzı (serviks) kanserini aşı ile önlemenin mümkün olduğunu ancak ne yazık ki çok sayıda kadının bundan haberinin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Mete Güngör “Rahim ağzı kanserinin yüzde  72-75’inden Human Papilloma Virüsün (HPV) 16 ve 18 tipleri sorumludur. HPV oldukça yaygın görülen ve cinsel yolla bulaşan bir virüs olduğu için bu tiplere karşı geliştirilen aşılar büyük koruma sağlıyor. Küçük yaşta cinsel ilişkiye başlamak, çok sayıda partner, sigara, sağlıksız beslenme, bağışıklık sistemini etkileyecek bir sağlık sorunu olması, uzun süreli doğum kontrol hapı kullanımı ve üçün üzerinde doğumun rahim ağzı kanseri açısından riski artırıyor” diyor.

Bu belirtilere dikkat!

Rahim ağzı kanserinin erken evrede genellikle belirti vermeyen ancak kadın kanserleri arasında düzenli taramayla önlenebilen tek kanser türü olduğunu vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör; bu nedenle her kadının hiçbir yakınması olmasa bile düzenli muayene olmasının ve 21 yaşından itibaren en geç 3 yılda bir Pap Smear testi yaptırmasının da hayati önem taşıdığını vurguluyor. Prof. Dr. Mete Güngör “Anormal vajinal kanama, cinsel ilişki sırasında veya sonrasında ağrı veya kanama, vajinadan anormal sulu, kokulu ve kanlı akıntı gelmesi, normal adet dönemi dışında kan lekeleri veya hafif kanama rahim ağzı kanserinin ileri evredeki belirtileri olduğundan bu şikayetlerden biri veya birkaçı varsa hemen doktora görünmek gerekir” diyor.

Endometriozis olabilirsiniz

Endometriozis olabilirsiniz

Ülkemizde kadınların çoğu adet döneminin ağrılı geçmesini “normal” kabul ettiği için çok önemli bir sağlık sorunu da sinsice ilerliyor. Belirtileri ve şiddeti tümörün yerleştiği bölgeye göre farklı sorunlara yol açan, anne olmanın önündeki en büyük engellerden biri olarak karşımıza çıkan bu tehlikeli hastalık ülkemizde her 10 kadından birinde görülüyor. Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen ve başka rahatsızlıklarla da ortak belirtiler gösteren endometriozisin tanısı bazen 10 yılı bile bulabiliyor! İşte, tüm dünyada bu tehlikeli hastalığa karşı farkındalık oluşturabilmek için toplumun dikkati her yıl Mart ayında endometriozise çekiliyor. Hastalığın zamanında fark edilmesinin tedavi açısından da büyük önem taşıdığını vurgulayan Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör,  “Endometriozis, karın bölgesindeki organlarda kalıcı hasar bırakabilir. Ayrıca kısırlığın da başlıca nedenlerinden biri. Kısırlık nedeniyle hekime başvuran kadınların yüzde 15 ila 55’inde görülüyor. Endometriozisin yumurtalık kanserini artırdığını gösteren çalışmalar da var. Bu nedenle olası bir şikayette mutlaka hekime başvurulmalı” diyor. Prof. Dr. Mete Güngör, endometriozis hakkında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ülkemizde üreme çağındaki her 10 kadından birinde görülen endometriozis, rahmin iç tabakasında bulunması gereken endometrium dokusunun rahim dışında başka organlarda yerleşmesine ve yerleştiği bölgede hastalık oluşturmasına deniliyor. Anne olmanın önündeki en büyük engellerden biri olan ve özellikle şiddetli adet ağrılarıyla kendini gösteren  endometriozis; karın zarı üzerinde, yumurtalıkları rahime bağlayan tüplerde, idrar kesesi ve idrar borusunda, bağırsaklar üzerinde ya da yumurtalıklarda, nadiren de akciğer, göz, göbek ve diyafram gibi bölgelerde ortaya çıkabiliyor. Endometriozisin adet dönemi hormonlarından etkilendiğini kaydeden Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör,  “Bu nedenle döngüsel olarak büyüyüp kanamaya yol açarlar. Bu kanamalar, bulundukları yerlerde doku reaksiyonlarına, iltihaplara, yapışıklıklara ve kistlere neden olur. Uzun vadede organların birbirine yapışması bile söz konusu olabilir” diyor.

Adet süresi 7 günü geçiyorsa!

Özellikle 15-49 yaş arasındaki kadınlarda görülen ve ülkemizde 1,5 milyon kadını etkileyen bu hastalığın nedenleri tam olarak bilinemiyor. Ancak ailesinde endometriozis olan kadınlarda hastalığın görülme riskinin 6 kat arttığını belirten Prof. Dr. Mete Güngör, diğer risk nedenleri hakkında şunları söylüyor:

“Kadınların ilk adet kanamasının 11 yaşından önce olması, adet döngüsünün 27 günden kısa sürmesi, 7 günü geçen adet kanamaları, hiç hamile kalmamış ve doğum yapmamış olmaları, yüksek düzeyde östrojene maruz kalmaları, menstrüel kan akımını bozan anomaliler, endometriozis riskini artıran diğer etmenler. Ancak yağlı beslenmenin, fazla et ve kafein tüketiminin de risk faktörü olduğu kabul ediliyor. Öte yandan hamilelik, düzenli egzersiz ve geç adet görme ise riski azaltan etmenler olarak öne çıkıyor.”

 Karında şişkinlik zannettiğiniz…

Endometriozisin yumurtalıklarda görülmesi halk arasında “çikolata kisti” olarak bilinen endemetriomaya oluyor. “Karnımda şişkinlik hissediyorum” diyen, sürekli gaz şikayeti yaşayan kadınlar, bu yakınmaların çikolata kistinden kaynaklandığını öğreninceye kadar birçok hekimin kapısını çalıyor. Şikayetler nedeniyle genellikle dahiliye ya da gastroenteroloji uzmanlarına başvurulduğunu dile getiren Prof. Dr. Mete Güngör, “Karında şişlik ya da gaz zannedilen aslında endometriozis nedeniyle gelişen kist olabiliyor. Tedavi için doğru adresi bulana kadar kadınlar çok zaman kaybedebiliyor. Bu da kistin büyümesine ve şikayetlerin de artmasına yol açıyor” diyor.

Anne olmayı engelleyebiliyor

Yaşam kalitesini düşüren endometriozisi kadınlar için daha da önemli hale getiren bir başka nokta da doğurganlık üzerine olan etkisi. Endometriozisin özellikle tüplerde ve yumurtalıklarda tıkanıklığa, yapışıklığa yol açması nedeniyle yumurtalıklardan yumurta salınımını engelleyebileceği ve bunun da kısırlığa sebebiyet verebileceğini anlatan Prof. Dr. Mete Güngör, şunları söylüyor:

“Endometriozis odaklarından salgılanan bazı maddeler, yumurta ve spermin döllenmesine ya da rahime yerleşmesine de engel olabiliyor. Bu alanda yapılan çalışmalar da kısırlık nedeniyle hekime başvuran kadınların yüzde 15-55’inde endometriozis olduğunu gösteriyor. Ancak her endometriozis hastalığı da kısırlığa yol açmıyor. Bazı hastalar doğal yollarla hamile kalabiliyor. Bazıları da yardımcı tedavi yöntemleri ile bebek sahibi olabiliyor.”

Yumurtalık kanseri daha sık görülüyor

Endometriozis ile ilgili zihni kurcalayan en büyük soru işaretlerinden biri de hastalığın kansere yol açacağı endişesi. Bazı bilimsel çalışmalarda yumurtalık kanserinin endometriozisi olanlarda daha sık görüldüğü sonucuna ulaşıldığını kaydeden Prof. Dr. Mete Güngör, Özellikle ileri yaşta görülen endometriozisin çok iyi değerlendirilmesi, cerrahi yöntemlerle çıkarılıp patolojjk değerlendirmeden geçirilmesi gerekiyor” diye vurguluyor.

Esas tedavi yöntemi cerrahi

Endometriozis tanısı hastanın şikayetlerinin dinlenmesinin ardından fiziki muayene, ultrason, MR ve laparoskopi gibi kimi tetkik yöntemleri ile konuyor. Tedavi ise hastalığın seviyesine, belirtilerin şiddetine ve kadının çocuk sahibi olmak isteyip istemediğinize göre ilaçla ve cerrahi yöntemlerle gerçekleştiriliyor. İlaç tedavisi daha çok ağrının temel sorun olduğu durumlarda uygulanıyor. Endometriozisin asıl tedavi yönteminin cerrahi olmasına karşın her hastanın ameliyat edilmediğini ifade eden Prof. Dr. Mete Güngör, “Ameliyat doğurganlığı artırmak ve ağrıyı azaltmak için tercih ediliyor. Özellikle hayat kalitesini bozan şiddetli pelvik ağrı yaşayan, ilaç tedavisinden fayda görmeyen, endometriozisi olduğu bilinen ve istediği halde hamile kalamayan ve büyük çikolata kisti bulunan kadınlarda cerrahi yönteme başvuruluyor. Ancak endometriozis yüzde 10-30 oranında nüksedebiliyor.”

Endometiozis ameliyatlarının “kapalı yöntem” olarak bilinen laparoskopik yöntem ile yapılması tercih ediliyor. Üreme organlarına dokunulmadan, küçük kesilerle yapılan bu ameliyatlar sayesinde daha az doku hasar görüyor ve hasta kısa sürede iyileşiyor. Bu ameliyatların tecrübeli hekimler tarafından yapılması ise hastanın doğurganlık ve hormonal fonksiyonlarının bozulmaması ve hastalığın tekrarlama olasılığının azalması için önem taşıyor.

Bu belirtilere dikkat!

Endometriozis yol açtığı yakınmaların çok çeşitli olmasından dolayı gözden kaçabiliyor. Bu nedenle kadınların bedenlerinden gelen sinyalleri doğru algılayarak zamanında harekete geçmesi yaşam konforunu artırıyor. Peki, vücudumuzdan gelen hangi sinyaller endometriozisten kaynaklanıyor? Prof. Dr. Mete Güngör, bu belirtileri şöyle sıralıyor;

  • Bel ağrısı,
  • Uzun süreli kasık ve karın ağrısı,
  • Şiddetli adet sancıları,
  • Aşırı kanamalı adet,
  • Cinsel ilişkide ağrı,
  • Sürekli yorgunluk,
  • Hamile kalmada güçlük,
  • Kısırlık,
  • Bağırsak alışkanlıklarında değişiklik ve idrar yaparken ağrı,
  • Kabızlık, şişkinlik
  • Dikkati toplayamama,
  • Depresyon

Rahim Ağzı kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar

Rahim Ağzı kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar

Dünyada kadınlar arasında en sık görülen 4. kanser türü olan rahim ağzı (serviks) kanseri son yıllarda hızla yaygınlaşıyor. Oysa dünyada her yıl 500 bini aşkın kadının karşılaştığı ve yarısının hayatını kaybettiği rahim ağzı kanserinden aşı ile büyük ölçüde korunmak mümkün! Rahim ağzı kanserinde HPV aşısı ve erken tanı hayati önem taşıdığından, tüm dünyada farkındalık oluşturabilmek için toplumun dikkati her yıl Ocak ayında rahim ağzı kanserine çekiliyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, rahim ağzı kanserinin en önemli nedeninin; cinsel yolla bulaşan İnsan Papilloma Virüsü (HPV) olduğunu belirterek “Kanser olgularının yüzde 99’unda HPV varlığı gösterilmiştir. Ayrıca erken yaşta cinsel aktivitenin başlaması ve çok sayıda cinsel partner, doğum kontrol haplarının kullanımı da bu kansere yol açabiliyor. Rahimağzı kanseri önlenebilir bir kanserdir. Genellikle belirti vermez ve rutin taramalar sırasında tanısı konur. Buna karşın bazı belirtilere karşı çok dikkatli olmalı ve bu şikayetler varsa pandemi de olsa mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, rahim ağzı kanseri hakkında toplumda doğru bilinen 10 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Rahim ağzı kanseri menopoz sonrası görülür: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Rahim ağzı kanserinin nedeni HPV enfeksiyonudur ve HPV enfeksiyonunun en sık görüldüğü yaş grubu 24’tür. Rahim ağzı kanseri HPV enfeksiyonu olduktan sonra 10-20 yıl içinde oluşabildiğine göre aslında genç yaşlarda da sıklıkla görülebilir. Rahim ağzı kanserinin görülmesinin menopoz ile bir bağlantısı yoktur.

Rahim ağzı kanseri hiç belirti vermez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Rahim ağzı kanseri sinsice seyredip ileri aşamaya kadar belirti vermeden ilerleyebilse de; bazı belirtilere karşı çok dikkatli olmak gerekiyor. Özellikle; ilişki sonrası kanama, ara kanama, kötü kokulu kanlı akıntı ve kasık ağrısı gibi şikayetler rahim ağzı kanserine işaret edebildiğinden, özellikle içerisinde bulunduğumuz pandemi sürecinde hastaneye gitmeye çekinmemek, mutlaka hekime başvurmak gerekiyor.” diyor.

HPV vücuda girdikten sonra bir daha temizlenmez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Vücudumuzun bağışıklık sistemi HPV vücuda girdikten sonraki 2 yıl içinde virüsü yüzde 90 vücudumuzdan temizler. Vücuttan temizlendikten sonra hayatın değişik zamanlarında tekrar aynı veya farklı tiplerle enfekte olunabilir. Ancak her HPV virüsü kansere yol açmaz. Genital bölgede 40 civarında HPV tipi enfeksiyon yapar. Bunların sadece 15’i kansere neden olan yüksek riskli HPV tipleridir. Özellikle Tip 16 ve Tip 18 rahim ağzı kanserinin yüzde 70’inden sorumludur. Diğer 13 yüksek riskli tip ise geri kalan kanserlerden sorumludur. Yüksek riskli olmayan tipler kansere neden olmaz ve bir kısmı sadece kanser öncülü lezyonlara bir kısmı da sadece siğillere yol açarlar. Siğiller kansere dönüşmez.

Smear testini sık sık yaptırırsam kanserden daha iyi korunurum: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Smear testleri 21 yaşından itibaren başlar ve 70 yaşına kadar 3 yılda bir yapılır. 30 yaşından sonra HPV testi, smear testine eklenerek (Co-test) veya tek başına 5 yılda bir yapılır. Sonuçların anormal gelmesi veya riskli durumlarda bu süreler kısalabilir. Riskli bir durum olmadığında daha sık smear testlerinin yapılması tanı koyma şansını artırmadığı gibi yanılma ihtimali yüzünden gereksiz endişeye yolaçar ve gereksiz biyopsi işlemleri yapılmasına neden olur.

HPV enfeksiyonu geçirdiğim için artık aşı yaptırmam işe yaramaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV virüsü alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafında 2 yıl içinde büyük oranda temizlenir. Temizlendikten sonra tekrar HPV alabiliriz. Bu nedenle aşı, HPV enfeksiyonu geçirmiş olsun olmasın 45 yaşına kadar herkese yapılabilir. Aşı; mevcut HPV enfeksiyonunu tedavi etmez, korunmak için yapılır. HPV aşıları 3 doz halinde toplam 6 ay içinde yapılır. Bu 3 doz yapıldıktan sonra bir daha tekrarlanmasına gerek yoktur. Aşılar içinde bulunan HPV tiplerine karşı ömür boyu koruma sağlarlar. Aşılar 9-45 yaş arası hem kadınlara hem de erkeklere yapılabilir.

HPV enfeksiyonu olması rahim ağzı kanseri olacağım anlamına gelir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV varlığı kanser olacağınız veya olduğunuz anlamına gelmez. HPV enfeksiyonu başladıktan sonra yüzde 90 iki yıl içinde bağışıklık sistemi sayesinde vücudunuzdan temizlenir. Kalan yüzde 10’luk bölümü vücudumuzda kalmaya devam eder. HPV virüsü vücudumuzda kalmaya devam ettiği sürece hiç hastalık yapmayabilir. Ancak bunların bir kısmı kanser öncesi lezyonları yapar ve yaklaşık 15-20 yıl içinde rahim ağzı kanserine dönüşebilir. Bu süreçte tarama programları sayesinde tespit edilip kanser olmadan tedavi edilebilir.

Rahim ağzı kanseri genetik olarak aileden gelir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Rahim ağzı kanserinin nedeni cinsel yolla bulaşan HPV virüsüdür. Ancak bu virüsü alan herkes kanser olmaz. Ailesel bir geçişi yoktur. Ailesinde rahim ağzı kanseri olanlar fazladan bir risk altında değildir.

Rahim ağzı kanseri az rastlanan bir kanserdir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Rahim ağzı kanseri dünyada kadınlar arasında en sık görülen 4. kanserdir. Her yıl bu kanserden bütün dünyada 500 binden fazla yeni vaka ve 300 binden fazla ölüm görülmektedir. Ancak bunların büyük bir kısmı gelişmemiş ülkelerde, kanser tarama programlarının iyi uygulanmadığı ülkelerde görülür. Ülkemizde rahim ağzı kanseri giderek daha fazla kadında görülmektedir.

 HPV testi veya smear testinin bozuk gelmesi durumunda rahim alınmalıdır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV testinin pozitif gelmesi ve smear testinin bozuk gelmesi rahim ağzında bir anormallik veya kanser olduğu anlamına gelmez. Bir anormallik olup olmadığı biyopsi yapıldıktan sonra anlaşılır. Rahimin alınması HPV enfeksiyonunu ortadan kaldırmaz. Rahim alınmasının sadece şiddetli kanser öncesi aşamalarda veya kanser tanısı alınırsa yeri vardır.

Tek cinsel partneri olan veya evli olan kadınlarda HPV enfeksiyonu ve rahim ağzı kanseri görülmez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Rahim ağzı kanserinin nedeni HPV virüsüdür. Bu enfeksiyon sadece bir kişiyle ve bir kere cinsel ilişki olsa da bulaşabilir. Bu enfeksiyonu almak için çok sayıda partnere sahip olmak gerekmez. Ancak çok sayıda partner sadece HPV enfeksiyonu bulaşma ihtimalini artırır. Dolayısıyla cinsel ilişkisi olan her kadında HPV enfeksiyonu ve rahim ağzı kanseri görülebilir. HPV virüsünün kimden ve ne zaman alındığının bilinmesi mümkün değildir. Bazen virüs uzun yıllar hücrelerin içinde sessizce durur ve HPV testi yapılmadıktan sonra varlığı bilinmez.