Yazılar

Kalça protezi kimlere uygulanabilir?

Kalça protezi kimlere uygulanabilir?

Çorap ve ayakkabı giymekte zorlanmak… Merdiven çıkarken trabzanlardan tutunarak destek almak… Yürümekte, hatta oturup kalkmak gibi basit hareketlerde bile güçlük çekmek… Vücudumuzun en fazla yük taşıyan eklemlerinden biri olan kalça eklemleri, çeşitli nedenlerden dolayı hasar görebiliyor. Bunun sonucunda oluşan ağrı, hareketlerdeki kısıtlılık ve kilitlenme hissi, yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Eklemlerde gelişen problemlere ilaç, fizik tedavi ve koltuk değnekleri gibi yürümeye destek olan cihazlarla çözüm sağlanabilse de, bazen sorun devam edebiliyor. Bu noktada ‘kalça protezi’ ameliyatı gündeme geliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, günümüzde kalça protezleri ameliyatlarının son derece güvenli ve etkili bir şekilde uygulandığına dikkat çekerek, “Son yıllarda gelişen teknolojiler sayesinde kullanılan protezlerin kaliteleri de oldukça arttı. Artık protezler vücuda çok daha kolay uyum sağlıyor, böylelikle kullanım ömürleri de uzuyor. Ameliyat sonrasında hastalar ağrısız ve acısız hareket imkanına yeniden kavuşabiliyor, hastaneden yürüyerek çıkabiliyor.” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, kalça protezi ameliyatı hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Selami Çakmak

SORU: Kalça protezi ameliyatı ne zaman gündeme gelir?

CEVAP: Kalça ağrısı kişinin günlük aktivitelerini etkiliyorsa, çömelip kalkma, oturma-kalkma fonksiyonlarında ağrıya neden oluyorsa, istirahat halinde iken bile ağrı devamlılık gösteriyorsa, eklem hareketlerinde kısıtlanma başlamışsa ve hareket etmek giderek zorlaşıyorsa, ilaçlara ve baston gibi yürümeye yardımcı cihazların kullanılmasına rağmen ağrıda azalma olmuyorsa, kalça protezi ameliyatı gündeme gelir.

SORU: Protez genç yaş grubuna da uygulanır mı?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatı genellikle 50 ila 80 yaş arasındaki kişilere yapılıyor olsa da, bu ameliyat için mutlak bir yaş aralığı yoktur. Hastanın ağrısının ciddiyeti ve oluşturduğu sakatlık hali kime protez yapılması gerektiğini belirleyen ana kriterlerdir. Dolayısıyla kalça protezi her yaştan kişiye yapılabilir. Örneğin, çocukluk çağından itibaren romatizmal hastalığı olup kalça eklemi erkenden hasar görmüş 20’li yaşlardaki genç kişilere de uygulanabilir. Aynı zamanda kişinin kilolu olması protez ameliyatı yapılmasını engellemez. Tabi ki protez ameliyatı öncesinde kilo verilmesi istenir; çünkü aşırı kilo protezdeki yıllar içinde gelişebilecek aşınmalara yol açabilir ve protezin ömrünü kısaltabilir.

SORU: Kalça protezi ameliyatı güvenli bir yöntem mi?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatı kalça ve kasıktaki ağrıların ortadan kaldırılması, kalça hareket açıklığının artırılması ve normal günlük yaşama dönülmesi adına güvenli ve etkili bir yöntemdir. Son yıllarda gelişen teknolojiler sayesinde protezlerin kalitelerinin artması; vücut içindeki uyumlarının giderek artmasını, böylelikle kullanım ömürlerinin de uzamasını sağlamaktadır. Modern ameliyathaneler, gelişen yeni ameliyat yöntemleri, enfeksiyonu önleyen antibiyotik tedavileri ve kan akışkanlığını sağlayan yeni ilaçların kullanıma girmesiyle kalça protezi ameliyatı sonrasında hasta konforu en üst düzeye ulaşmıştır.

SORU: Kalça protezi ameliyatı nasıl uygulanır?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatında aşınmış ve yıpranmış olan kıkırdak eklem yüzleri vücuttan uzaklaştırıldıktan sonra çıkartılır. Yerlerine protez konularak kalça ekleminin ağrısız ve kısıtlama olmadan hareketi sağlanır. Uyluk kemiğinin içindeki kanala yerleştirilen saplı bir protez ile leğen kemiğindeki yuvasına yerleştirilen proteze uygun bir çanak yerleştirilir. Bu protezlerin malzemeleri vücuda uyumludur ve ömür boyu vücut içinde kalarak fonksiyon görecek şekilde tasarlanır.

Pause Dergi

SORU: Protez sonrasında spor yapmak sakıncalı mı?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatından sonra hangi aktivitelerin yapılabileceği konusunda bilinçli olmak son derece önemlidir. Protezin kemiğe uyumu ve sonrasında, protez yüzeyleri arasında yer alan ve hareket eden kısımda yıllar içinde minimal aşınmalar olabilir. Aşırı aktivite ve aşırı kilo alma ile bu aşınmalar daha fazla oluşur, böylelikle protezin ömrü de kısalır. Dolayısıyla yürüme, yüzme, bisiklet kullanma, doğa yürüyüşü ve dans etmek gibi düşük etkili aktivitelerin yapılması, bunun aksine koşmak veya zıplamak tarzındaki yüksek etkili aktivitelerden ise kaçınılması önerilir.

SORU: Günlük yaşamda nelere dikkat edilmeli?

CEVAP: Hastalar her ne kadar ameliyattan hemen sonra koltuk değneği, yürüteç veya baston yardımı ile yürüyecek olsalar da, ameliyat sonrasında 3-4 hafta süre günlük işlerinde (yemek yapma, banyo yapma, alışveriş vb.) kendilerine yardım edecek birine ihtiyaçları olacaktır. Taburcu olduktan sonraki sürecin rahat geçebilmesi için bazı tedbirler almak yarar sağlayabilir. Örneğin, banyo ile tuvalete konabilecek olan ve tutunmaya yarayan güvenlik tutamakları, klozette rahat oturmayı kolaylaştıran klozet yükselticiler, ayakkabı giyerken kalça eklemini aşırı bükülmesinden koruyan uzun ayakkabı çekecekleri, bunlardan bazılarıdır. Yine yürürken ayağın takılabileceği halı kenarları ile elektrik kablolarının da ortadan kaldırılması önemlidir.

Vücutta oluşan şişlikleri göz ardı etmeyin!

Vücutta oluşan şişlikleri göz ardı etmeyin!

Vücudumuzda yer alan sert yapıdaki kemik ve kıkırdak dokularının dışında kalan kaslar, tendonlar, kan damarları, sinirler ile eklemi çevreleyen dokular (sinovya) ‘yumuşak dokular’ olarak sınıflandırılıyor. Bu dokularda gelişen kötü huylu tümörlere de yumuşak doku kanserleri, tıp dilindeki adıyla ‘sarkom’ deniliyor. Bu tümörlerin yüzde 60 gibi yüksek bir oranı kollar, bacaklar ve kalçalarda oluşurken, yüzde 40’ı da göğüs, batın, baş ile boyunda gelişiyor. Nedeni henüz tespit edilemeyen yumuşak doku tümörleri genellikle genç erişkinlerde ve çocuklarda ortaya çıkıyor. Öyle ki çocukluk çağı kanserlerinin yüzde 15’ini sarkomlar oluşturuyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, kötü huylu yumuşak doku tümörlerinin hasta tarafından fark edilecek boyuta ulaşana dek ağrısız bir şekilde büyüyebildiği uyarısında bulunarak, “İlk belirtiler de sinsi başlayabiliyor; künt ve sürekli hafif bir ağrı şeklinde olabiliyor. Erken tanı için özellikle bu ağrıların dikkate alınması son derece önemlidir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Selami Çakmak

Nedeni henüz bilinmiyor

Yumuşak doku tümörlerinin oluşum nedeni henüz kesin olarak bilinmese de DNA’da meydana gelen mutasyonların bu kanserin gelişiminden sorumlu olduğu düşünülüyor. Ayrıca aileden geçen bazı kalıtsal hastalıklar, lenfödem, HPV gibi bazı virüsler, radyoterapi, arsenik gibi bazı endüstriyel kimyasallar, bazı travmalar ve böcek ilaçları riski artıran faktörler arasında yer alıyor.

Vücuttaki şişlikleri önemseyin!

Yumuşak doku tümörleri uzun süre herhangi bir belirti vermeden büyüyebiliyor. Tümör vücudun hangi bölgesini tutmuşsa belirtiler de o yere göre değişiyor. Genellikle de kollarda, bacaklarda veya gövdede oluşan şişlik veya kitle ile sinyal veriyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, şişliğin ağrılı veya ağrısız olabildiğini belirterek, “Kötü huylu tümör yakınında bulunan kemik veya sinir dokusuna yaslanmış ve ona hasar vermişse; ağrı, uyuşma, karıncalanma ya da yangı şeklinde karşımıza çıkabiliyor. Ancak ağrılar sinsi başlayabiliyor; ilk başlarda künt ve sürekli hafif bir ağrı şeklinde olabiliyor. Hareket ile aktivite artışıyla şiddetlenmeyen ağrı istirahat halindeyken de gelişebiliyor. Akşam saatlerinde ve geceleri kötüleşebiliyor. Tümör yerleştiği kemikte dokunun zayıflamasına yol açmışsa basit bir düşme veya hafif bir travmayla kemik kırılabiliyor” diyor. Bu belirtilere ateş ve gece terlemeleri de eşlik edebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Biyopsi tedavinin başarısını etkiliyor

Hastadan alınan detaylı öykü ve muayene sonrasında başvurulan röntgen, ultrason, tomografi ve MR gibi vücut görüntüleme yöntemleriyle sorunun kaynağı, tümörün vücuttaki yeri ve varsa soruna neden olan kitlenin özellikleri hakkında bilgi ediniliyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, tümör tedavisinin karar ile planlama sürecinde ilk ve en önemli aşamalardan birinin ‘biyopsi’ yöntemini planlamak olduğuna dikkat çekerek, “Çünkü hatalı alınan biyopsiler tedavi sonucunu negatif yönde etkileyebiliyor. Biyopsi sonucunda tümörün kötü huylu olduğu belirtilmişse vücudun diğer bölgelerini de inceleyecek kemik sintigrafisi ve PET-CT gibi tetkiklerin ardından hemen tedavi aşamasına geçiliyor” diyor.

Multidisipliner yaklaşım çok önemli 

Yumuşak doku kanserinin ana tedavisi, geniş sınırlarla yapılan, yani tümörün vücutta hiçbir kalıntısı kalmayacak şekilde çıkartıldığı cerrahi yöntem oluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, “Bazı durumlarda ameliyattan önce veya ameliyat sonrasında tedaviye ek olarak kemoterapi veya radyoterapi eklenebiliyor” diyerek, şöyle devam ediyor: “Bu tedavi yöntemlerinin hangisinin önce yapılacağına ortopedist, tıbbi onkolog, radyasyon onkoloğu ve plastik cerrahi uzmanından oluşan bir takım çalışmasıyla karar veriliyor. Tedavinin planlaması baştan iyi yapıldığı takdirde cerrahi tedaviden daha iyi sonuçlar alınıyor. Dolayısıyla tedavinin başarısında multidisipliner yaklaşım ve iyi bir planlama kilit rol üstleniyor.”