Yazılar

Medya baskısı yeme bozukluğunu besliyor!

Birçok farklı özellikte yeme bozukluğu olduğunu belirten uzmanlar, en sık görülenlerden birinin anoreksiya nervoza olduğunu söylüyor.

Anoreksiya nervozanın psikolojik, biyolojik ve genetik faktörlerin bir araya gelmesiyle geliştiğini aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Erken dönem bağlanma sorunları, ebeveyn tutumları, düşük öz saygı ve olumsuz yaşam olayları yeme patolojisine zemin hazırlar.” dedi. Genç kadınlarda daha sık görülse de her yaş ve cinsiyette anoreksiya nervoza ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Hüseyin, kalp ritmi bozukluklarından kemik erimesine kadar ciddi fiziksel ve psikolojik sonuçlara yol açabildiğini ifade etti. Hüseyin ayrıca, yanlış beden algısının, kilo alma korkusunu besleyerek sağlıksız yeme davranışlarını tetiklediğini söyledi ve toplumda farklı beden tiplerinin normalleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, anoreksiya nervozanın nedenleri, belirtileri, sağlık riskleri ve tedavisi ile toplumdaki beden algısının rolü hakkında açıklamalarda bulundu.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Murat Yusuf Hüseyin

Psikiyatri Uzmanı Dr. Murat Yusuf Hüseyin

Her bir yeme bozukluğu kendine özgü özellikler taşır…

Hemen hemen herkes tarafından bilinen anoreksiya nervoza dışında da çeşitli yeme bozuklukları olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “En sık görülenler anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğudur. Bunların dışında pika, kaçıngan/kısıtlayıcı gıda alımı bozukluğu ve gece yeme sendromu da diğer yeme bozuklukları arasında sayılabilir.” dedi.

Yeme bozukluklarının farklılıklarına değinen Hüseyin, şunları söyledi:

“Bulimiya nervoza, tıkınırcasına yeme nöbetleri ile karakterizedir. Kişi kontrol kaybı yaşar, hızla yedikten sonra kusma, aşırı egzersiz veya müshil kullanımı gibi telafi davranışları gösterebilir. Bigoreksiya (kas dismorfisi), kişinin kas kütlesini artırma ve yağ oranını azaltma takıntısıdır; çoğunlukla sporcularda görülür. Drankoreksiya, kalori kısıtlaması yerine aşırı alkol tüketimiyle enerji ihtiyacını karşılama biçimidir. Diabulimiya, diyabet hastalarının insülin kullanımını kilo kontrolü amacıyla bilinçli olarak kısıtlamasıdır. Ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı ile başlar; yalnızca ‘temiz’ veya ‘sağlıklı’ kabul edilen yiyecekleri tüketme konusunda aşırı kaygı vardır.”

Anoreksiya nervozada psikolojik, biyolojik ve genetik etkenlerin birlikte rol alıyor!

En sık karşılaşılan anoreksiya nervozanın psikolojik, biyolojik ve genetik boyutlarda geliştiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Kişiler duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını ayırt etmekte zorlanır. Erken dönem bağlanma sorunları, ebeveyn tutumları, düşük öz saygı ve olumsuz yaşam olayları yeme patolojisine zemin hazırlar. Aşırı kontrol ve kimlik çabası, aşırı zayıf olma uğraşıyla sonuçlanabilir.” dedi.

Biyolojik olarak anoreksiya hastalarının beyin görüntüleme çalışmalarında serebral atrofi ve ventriküllerde genişleme olduğunun ortaya çıktığını kaydeden Hüseyin, genetik bakımından da yapılan ikiz çalışmalarına göre anoreksiya nervoza kalıtsallığının yüzde 28 ila 74 arasında değiştiğine dikkat çekti.

Anoreksiya nervoza ciddi fiziksel ve psikolojik etkiler yaratır…

Anoreksiya nervozanın kişinin aynadaki yansıması ile gerçek görünümü arasında uçurum oluşturduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Kişi kendini olduğundan çok daha kilolu görür. Bu algı, kilo alma korkusunu artırır ve sağlıksız yeme alışkanlıklarına yol açar.” dedi.

Sürekli ‘yeterince ince değilsin’ düşüncesinin, kişinin sosyal ortamlardan kaçmasına, yemek yemekten suçluluk duymasına ve kendini sürekli kontrol etme ihtiyacına neden olduğunu dile getiren Hüseyin, “Genellikle 12–25 yaş aralığındaki genç kadınlarda daha sık görülür, ancak erkeklerde ve diğer yaş gruplarında da rastlanabilir. Çocukluk ve ileri yaşta da ortaya çıkabilir. Anoreksiya nervoza ciddi fiziksel ve psikolojik etkiler yaratır. Kalp ritmi düzensizlikleri, düşük tansiyon, kas kaybı, kemik yoğunluğunda azalma, hormonal dengesizlikler sık görülür. Uzun süreli beslenme eksikliği organ yetmezliğine ve ölümcül sonuçlara yol açabilir.” açıklamasını yaptı.

Çeşitli beden tiplerinin normalleştirilmesi önemli!

Anoreksiya nervozanın multidisipliner bir yaklaşım gerektirdiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Beslenme düzeni oluşturulmalı, gerekirse hastane yatışı uygulanmalı. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile olumsuz düşünce ve inançlar değiştirilmeli. Grup terapisi ve yakın çevrenin desteği iyileşmeyi hızlandırır. Kişinin sağlıklı beden algısı kazanması, sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmesi ve kendine şefkat göstermesi desteklenmeli.” dedi.

Toplumdaki güzellik ve ideal vücut algısının anoreksiya nervozayı tetikleyebildiğine işaret eden Hüseyin, sözlerini şöyle tamamladı:

“Medya ve sosyal medyada sürekli idealize edilen beden imajları, özellikle gençlerin kendilerini başkalarıyla kıyaslamasına ve sağlıksız davranışlara yönelmesine neden olur. Sosyal kabul arzusuyla sağlıksız diyetler ve aşırı kilo kontrolü ortaya çıkabilir. Bu nedenle toplumsal farkındalığın artırılması, sağlıklı beden imajlarının medya ve sosyal platformlarda temsil edilmesi ve çeşitli beden tiplerinin normalleştirilmesi önemlidir

Tüm bağımlılıkların temelinde dopamin yatıyor!

Günümüzde bağımlılık türlerinin arttığını belirten uzmanlar, bağımlılığın dijital medya, alışveriş, oyun, sanal kumar ve gıda gibi farklı alanlarda kendini gösterebileceğini söylüyor.

Beynin, haz peşinde koşarken bağımlılıklara açık hale geldiğini ifade eden Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Onur Noyan, “Bizim bütün davranışlarımız beynimizden dopamin salgılamak üzerine kurgulanır ve beyin hep haz peşinde koşmak ister.” dedi. Özellikle dijital dünyanın, kişilere hızlı ve çabasız ödüller sunarak bağımlılık riskini artırdığına ve beğenilme arzusunun sosyal medyada sürekli paylaşım yapmaya yönlendirirken, oyun ve kumar bağımlılığının da ödül-kayıp döngüsüyle kişiyi içine çektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Onur Noyan, sağlıklı aile iletişiminin, çocukların ve gençlerin bağımlılıklardan korunmasında en önemli faktörlerden biri olduğunun altını çizdi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Onur Noyan, Yeşilay Haftası dolayısıyla bağımlılık türlerine hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Onur Noyan

Prof. Dr. Onur Noyan

Dopamin bağımlısıyız!

Günümüzde bağımlılıkların da değişkenlik gösterdiğini dile getiren Prof. Dr. Onur Noyan, “Burada en önemlisi dopamin bağımlısı olduğumuzdur. Bizim bağımlı olduğumuz nesneler değişebilir. Bugün akıllı telefonlar çıktı, yarın başka bir cihaz çıkacaktır, belki 20 sene sonra biz bunları hiç konuşmuyor olabiliriz.” dedi.

Dijital ve sosyal medyanın hayatımıza getirdiği şeyin emek sarf etmeden ödüle ulaşmak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Onur Noyan, “Beynimizde bir hormon vardır; mutluluk ve haz hormonu. Bizim bütün davranışlarımız beynimizden dopamin salgılamak üzerine kurgulanır ve beyin hep haz peşinde koşmak ister. Yemek yeriz, beynimize bir 50 birim dopamin salgılanır biter. Bir arkadaşımızla buluşur, bir yere gideriz, 60 birim salgılanır. Çok sevdiğimiz bir aktiviteyi yaparız spor yaparız, 70 birim salgılanır biter. Birisine âşık oluruz, cinsellik yaşarız 100 birim 120 birim dopamin salgılanır. Ekstrem uç bir hobiniz vardır 150 birim dopamin salgılanır gibi. Hayatımızı bunlar çerçevesinde devam ettirirken karşımıza yeni şeyler çıkar. Alkol, madde, sosyal medya, alışveriş çıkar. Biz bunlarla temas ettikçe beynimizden salgılanan dopamin miktarı artmaya başlar. Beyin yeni yolları kullandıkça eski yolları unutur. Eskiden keyif veren şeyler artık vermemeye başlar. Onlar geri planda kalır ve beyindeki ödül merkezi ve uyarıyı arttıracak şey, hep o yüksek dozda temini sağlamak için gerçekleştirilen davranışlar olur. Bu sefer beyin hep daha yükseği ararken altındakilerden keyif almamaya başlar ve beyin kendi yolunu kaybeder. Böylece bağımlılık yolu açılmış oluyor.” şeklinde konuştu.

Alışveriş bağımlılığı ve gıda bağımlılığı da yaygınlaşıyor!

Günümüzde alışveriş bağımlılığı diye bir kavram geliştiğini hatırlatan Prof. Dr. Onur Noyan, “Oturulan yerden kalkmadan, hiç çaba sarf etmeden, paranın değerini görmeden harcama yapılıyor. Diyalog kurmadan, iletişimsiz, oradaki düğmelere tıklayarak bir şekilde o alışverişi yapıp bitirebiliyoruz. Bu bizi dijital bağımlılığa teşvik etmiş oluyor.” dedi.

Gıda bağımlılığının da üstüne düşünülmesi gereken bir konu olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Onur Noyan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her yeme bozukluğuna bağımlılık denilmez. Psikiyatride çeşitli yeme bozuklukları hastalıkları vardır. İşlenmiş gıdaların beyindeki dopamini hızlı arttırması, bir şekilde bu gıdaların daha fazla tüketilmesine sebep olur. Üretenler de bu amaçla daha çok tüketilmesi, daha hızlı tüketilmesi ve tekrar satın alınması için üretirler. Örnek vermek gerekirse; kafein dünyadaki bağımlılık oranı en yüksek yasal maddedir. Kafein beynin dopamin sistemini çok hızlı uyaran ve uyarıcı etkinlikte bir maddedir. İşlenmiş gıdaların beynin dopamin artışını sağlaması kişinin artık sebze meyve tüketmemesini, doğaldan keyif almamasını sağlar.”

Sürekli beğenilme arzusu beynin ödül merkezini uyaran yegâne faktör!

Estetik bağımlılığının bir dönem çok konuşulduğunu ifade eden Prof. Dr. Onur Noyan, “İnsanların kendisini sürekli beğenmesi, ön planda tutmak istemesi, beynin ödül merkezini uyaran yegâne faktördür.” dedi.

Herkes tarafından beğenilme, onaylanma arzusunun zihnimize yerleştirildiğini aktaran Prof. Dr. Onur Noyan, “Algı, beğenilme arzusu ile birleştiği zaman beyin çeşitli arayışlara yönelme emri verir. Kişiler popüler olanın peşinden gitmeye, her türlü davranışını, yediğini, içtiğini gezdiğini paylaşmaya başladı ve böylece de popüler bir akım oluştu. Kendine güvenmeyen ve değer vermeyenin kendini beğendirme arzusu daha fazla olur. Başkası tarafından kabul görme, onay alma arzusu daha yüksek oldukça hep popüler olanın peşinden koşulmakta, biricik ve orijinal olma maalesef hep geri planda kalıp avantajı görünmemektedir.” açıklamasını yaptı.

Davranışsal bağımlılıklar kişiyi yönetiyor!

Dijital mecralarda çocuk ve yetişkinlerde oyun ve oyuna bağlı kumar bağımlılığı geliştiğine dikkat çeken Prof. Dr. Onur Noyan, “Oyun ve kumar bağımlığı şu an bizim davranışsal bağımlılık olarak gördüğümüz global olarak dünyadaki büyük sorunlardan bir tanesidir.” dedi.

Alkol, madde, sigara gibi bağımlılıklarda bir nesne olduğuna işaret eden Prof. Dr. Onur Noyan, şu açıklamayı yaptı:

“Maddeler vücuda alınıyor, beyne gidiyor, uyarıyor ve çeşitli hastalıklar ortaya çıkarıyor. Kullanılan bir maddenin beyinde yarattığı etkiyi bir oyun nasıl yaratabilir? Burada devreye bilgisayar mühendisleri giriyor. Beynin ödül merkezinin aşırı uyarılması hedefleniyor. Oyunların hepsinde her zaman iki seçenek var. Kaybetme ve kazanma dürtüsü beynin ödül merkezini uyarır. Oyun üreticileri tarafından aşama aşama ödüller verilir. Hedef koyuyor ve bu amaca erişmek için zorluyor. Zorladığı zaman beynin ödül merkezi çok çalışıyor. Kişi sosyallikten uzaklaşıyor, daha izole hale geliyor ve gerçek hayatta arkadaşlık kurmak yerine dijital hayat arkadaşları ediniyor.

Kumar bağımlılığı da diğer davranışsal bağımlılıklar gibi kazanmak ve kaybetmek üzerinden giden bir döngü. Kaybedilecek, kaybedildikten sonra kazanmak zorunda kalınacak. Kazanmak için daha fazla para riske edilecek, daha fazla para riske ediltikten sonra, o da kaybedilecek. Bu kayıpların telafisi için tekrar riske girilecek. Davranışsal bağımlılıklar hep bir sarkaç halinde kişiyi yönetir. Kumar bağımlılığının çok fazla alt tipi vardır. Pandemi ile de bu bağımlılığın arttığını söyleyebiliriz. Çünkü eve kapanmalar ile beynin o ödüle erişme ihtimali azaldı. Her bireyin elinin altında olan akıllı telefonlarla birlikte, bu sitelere erişim arttı.”

Sağlıklı bir aile iletişimi çocukları her türlü bağımlılıktan korur…

Bağımlılıktan korunmak için önerilerde bulunan Prof. Dr. Onur Noyan, “Öncelikle, çocuk ve ergenlerdeki bağımlılık ve dijital mecralardaki sürece bakmalıyız. Dijital mecraların hedefi zaten ergenlerdir. Ergenlerin orada gördüklerine karşı duyacakları hayranlık, onları gerçek hayatta da aynı davranış skalasına çekmeye çalışır.” dedi.

Genellikle ergenleri bağımlılıktan korumaya çalıştığımıza vurgu yapan Prof. Dr. Onur Noyan, “Ergenlikte mantık sisteminin devre dışı kalması, bizim daha koruyucu olmamıza neden oluyor. Oysa çocuklarımızı, kendine güvenen, amaç ve hedefleri olan, bunlar için yılmadan çalışan, çabalayan ve bir alana kendisini bağlayabilen çocuklar olarak yetiştirmeliyiz. Bağımlılık temelde bir bağlanma hastalığıdır. Sağlıklı bir ilişkiye bağlanmaması, sağlıklı bir ebeveyne bağlanmaması, sağlıklı bir ilgi alanının olmaması, merakının olmaması gibi özetlenebilir. Çocuklar sağlıklı bağlanacağı bir yer bulamazsa, sosyal mecralardan göreceği sağlıksız davranışlara bağlanmasına sebep olabilir ve çocuk oradan bağımlılık yoluyla aile ve sosyal hayattan kopar gider.” şeklinde konuştu.

Çocuklarımıza ‘hayır’ deme becerisini yerleştirmenin, kendine güvenen başkasının onayına ihtiyacı olmayan bireyler yetiştirmenin önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Onur Noyan, “Aile değerlerinin de merkezde olması sağlanmalı. Yapılan çalışmalara göre, akşam yemeklerini aileleriyle birlikte yiyen çocuklarda bağımlılık davranışı daha az gözlenmiştir. Sağlıklı bir aile iletişimi çocukları her türlü bağımlılıktan, riskli davranışlardan korur.”

Yol hipnozuna dikkat!

Yol hipnozuna dikkat!

Yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle yola çıkacaklara uyarılarda bulunan Uzman Klinik Psikolog Begüm Demir, vatandaşların “yol hipnozu” konusunda dikkatli olmaları gerektiğini söyledi. Demir, yol hipnozuna yakalanmamak için 2-3 saatte bir 15-20 dakikalık kısa molalar verilmesi gerektiğini belirtti.

Bu yıl 9 günlük bir tatile dönüşen Kurban Bayramı için vatandaşlar yolculuk planlarını çoktan yaptı. Cuma akşamı büyük şehirlerden Anadolu’nun birçok noktasına doğru trafik akışının olacağı tahmin edilen bu dönemde, bayram yolculuklarını felakete dönüştürmemek için çeşitli uyarılar da gelmeye başladı.

Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’nden Uzman Klinik Psikolog Begüm Demir, uzun yola çıkacak vatandaşları “yol hipnozu” hakkında uyardı. Yol hipnozunun “gözlerin açık durumda olduğu fakat zihnin uyku ve uyanıklık arasında kaldığı bir durum” olarak tanımlanabileceğini ifade eden Demir, bunun kişide idrak ve bellek seviyesinde azalma meydana getirdiğini kaydetti.

Klinik Psikolog Begüm Demir

“Yol Hipnozu” nedir?

Yol hipnozunun otoyollarda, güzergahın düz ve tekdüze olduğu durumlarda daha sık ortaya çıktığını söyleyen Demir, “Yol boyunca aynı manzaraların tekrar etmesi, sürekli olarak aynı ritimde müzik çalması ve devamlı bir sessizliğin oluşu kişide sıkıcılık hissi oluşturarak hipnoz duruma geçmesine neden olabilir. Yol hipnozu yaşayan kişiler, dikkatin azalmasına bağlı olarak monoton bir sürüş hali gerçekleştirebileceği için önüne çıkan araç ya da başka nesneleri ayırt etmede güçlük yaşayabilir. Yolculuğun son 15-20 dakikası hakkında hiçbir şey hatırlamaz. En son trafik ışığının hangi renk olduğu, en son yön tabelasının ne olduğu hakkında hiçbir fikri olmaz. Kişi sürüş esnasında farkında olmadan araç hızını artırabilir, azaltabilir veya şerit değiştirebilir.  Bu da sürüş güvenliğini tehlikeye atar” ifadelerini kullandı.

“Verimli uyku çok önemli”

Yol hipnozundan korunmak için dikkat edilmesi gerekenlerin başında, kişinin uykusunu verimli şekilde almış ve dinlenmiş olarak yol çıkmasına dikkat çeken Demir, “Uzun süreli yolculuklar kişide dikkat düzeyinin azalmasına ve yorgunluk haline yol açabilir. Bu tip durumlardan korunabilmek için 2-3 saatte bir 15-20 dakikalık kısa molalar vererek yola devam edilmesi faydalı olacaktır. Günün karanlık saatlerinde melatonin hormonunun salgılanma seviyesinin artmasıyla zihin ve bedenin uyku haline geçme süresi kısalır. Bundan dolayı uzun yolculuklarda gündüz saatlerini tercih etmek kişiyi yol hipnozu halinden koruyabilir” açıklamalarında bulundu. Demir, “Yol boyunca farklı ses uyarıları olması faydalı olabilir. Ara sıra farklı ritimlerde müzik dinlemek de zihni monotonluktan uzak tutmaya yardımcı olur. Yolculuk sırasında sürücüye eşlik eden birisinin olması ve arada kısa konuşmalar yapmak da zihnin uyanık kalmasına yardım edebilir. Ek olarak hoparlör ile telefon görüşmesi yapacak olsanız dahi 5-10 dakikadan fazla görüşme yapılmasından uzak durulması önemlidir” dedi.

Klinik Psikolog Begüm Demir

Yol hipnozundan nasıl korunulur?

Demir, yol hipnozundan korunmak için yapılabilecekleri ise şöyle sıraladı: “Yol hipnozunu yaşayan kişiler, sürüş sırasında zihinde bulanıklık yaşamaya başlayarak geçen zamanın farkında olamama veya az önceki anı hatırlayamama durumları yaşayabilir. Ek olarak gözlerde bulanıklık, göz kırpmada sıklık, gözün belli bir noktaya sabitlenmesi, kişinin sürüş esnasındaki hareketlerinin otomatikleşmesi gibi durumlar görülebilmektedir. Kişinin, bu tip belirtileri kendisinde fark ettiğinde aracı uygun bir alana çekerek dışarı çıkması ve temiz hava alarak esneme hareketleri veya kısa yürüyüşler yapması, bedendeki kan dolaşımının artmasını sağlayarak kişinin bilişsel performansını iyileştirebilmesinde ve dikkat düzeyinin artmasında etkili olacaktır.”

Panik atağa karşı ne yapmalı!

Panik atağa karşı ne yapmalı!

Birdenbire başlıyor, giderek alevleniyor, kısa sürede de şiddeti en yüksek düzeye ulaşıyor! Ortada tehlikeli bir durum olmamasına rağmen kişi bir anda; göğüs ağrısı, nefes alamama, boğulur gibi olma, çarpıntı ve titreme ve gibi belirtilerle ‘kalp krizi geçiriyorum’ ya da ‘ölüyorum’ sanarak yoğun korku ve kaygıya kapılıyor. Pek çok kişide acil serviste noktalanan bu durumun adı; panik atak! Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova, tek seferde geçirilen panik atağın psikiyatrik bir hastalık olmadığını belirterek, bazı basit önlemlerle panik atağın üstesinden gelmenin mümkün olabildiğini vurguluyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova, panik atağın 13 belirtisini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

“Boğulacak gibi oldum”, “Kalp krizi geçiriyorum sandım”, “Nefes alamadım”… Pek çoğumuzun arkadaşlarımızdan duyduğu ya da kendimizin bizzat yaşadığı bu durumun adı; panik atak! Günümüzde giderek yaygınlaşan panik atağın, kişinin kendini ‘tehlikede’ ya da stresli hissettiği anlarda ortaya çıkan bir durum olduğunu belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova “Panik atak tipik olarak beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan, aniden başlayan, yoğun bir kaygı hali, huzursuzluk ile kendini gösteren, zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan, yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleridir. Panik atak başladığı andan itibaren giderek şiddetlenir, kısa sürede şiddeti en yüksek düzeye ulaşır ve genellikle 10-30 dakika içinde yatışmakla birlikte daha uzun sürebilir. Panik atağın sıklık ve şiddeti kişiden kişiye değişkenlik gösterir” diyor.

Pause Dergi

Dr. Merve Çukurova

Vücudun verdiği doğal bir tepki!

Panik atağın aslında, evrimsel olarak tehlike anlarında hayatta kalma mekanizmasının devreye girerek, bedenin kendini korumak üzere verdiği doğal bir tepki silsilesi olduğunu söyleyen Dr. Merve Çukurova şöyle konuşuyor: “Panik atakların genellikle yakın bir kişinin ölümü, sevilen bir kişiden ayrılma ya da ayrılık tehdidi, hastalık, iş değiştirme, gebelik, göç, evlilik, mezuniyet gibi stres verici yaşam olayları sırasında veya sonrasında başladığı görülmektedir. Normalde yaşam tehdidi olan tehlikeli bir durumda sempatik sistem devreye girer ve ‘kaç ya da savaş yanıtı’ verilir, beden kendini kaçmak veya savaşmak üzere düzenler. Kalpten kaslara daha çok kan pompalanır bunu çarpıntı olarak hissederiz, daha fazla oksijen alabilmek için daha çok nefes alıp vermeye başlarız, göz bebeklerimiz büyür, ağzımız kurur. Hepimiz için tanıdık olan bu tepkiler tehlikeli durumlarda bizi harekete geçirerek o durumdan çıkmamız için uyarıcı ve koruyucuyken, ortada bir tehlike yokken yaşandığında işler değişiyor. Bu durumda panik atak ve panik bozukluk kavramları ortaya çıkıyor.”

Panik atak hastalık değil ama!

Panik atağın aksine panik bozukluğun psikiyatrik bir rahatsızlık olduğunu vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova “Panik bozukluk; kişinin bir sonraki panik atağının ne zaman olacağı konusunda yoğun bir beklenti anksiyetesi yaşamasıyla karakterize bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Panik bozuklukta da; nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı gibi yakınmalar nedeniyle kişiler kalp krizi geçirdiklerini, ölebileceklerini düşünürler. Bu hastalar acil servislere, daha sonra da sıklıkla kardiyoloji, dahiliye, nöroloji gibi bölümlere başvurabilirler. Her seferinde yeniden incelemeler yapılmasına ve hiçbir olumsuz sonuç bulunmamasına rağmen bu durum bir türlü düzelmez, hastanın şikayetlerini açıklayabilecek herhangi bedensel bir hastalık saptanamaz” diyor.

Pause Dergi

Panik bozukluk olursa!

Panik bozukluk hastalarının büyük bir kısmının; yalnız başına evde kalamadığını, sokağa yalnız çıkamadığını, toplu taşıma araçlarına, asansöre binemediklerini, trafiğe girmekten kaçındıklarını, dar sokak ya da köprülerden geçemediklerini, pazar yeri, büyük mağazalar gibi kalabalık yerlere ya hiç giremeyip ya da ancak yanlarında birisi ile yoğun bir endişe ve rahatsızlık duyarak gidebildiklerini belirten Dr. Merve Çukurova şu bilgileri veriyor: “Gerektiğinde hızlıca acil yardım alabilmek için; bütün günlerini hastane bahçesinde geçirmeyi ya da güzergahlarını muayenehane, eczane ve acil servis bulunan yerlerden seçmeyi tercih edebilirler. Panik bozukluk tedavisi mümkün olan bir hastalıktır, etkin bir ilaç tedavisi ve psikoterapi yöntemleri ile hastaların yakınmalarının önemli ölçüde yatıştırılması mümkündür. Ancak kesinlikle doktor kontrolünde olmadıkça sakinleştirici, kalp, tansiyon, çarpıntı ilacı alınmamalı, ilacın dozu doktorun bilgisi olmadan artırılıp azaltılmamalı, kişi kendini iyi hissetse bile doktorundan habersiz ilacı kesmemelidir.”

13 soruda test edin!

Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova, aşağıdaki belirtilerden en az 4 tanesinin birdenbire başlayacak ve 10 dakika içinde en yüksek düzeye ulaşacak şekilde kişide var olmasının, kişinin panik atak durumu ile karşı karşıya kaldığını gösterdiğini söylüyor.

  • Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması,
  • Terleme,
  • Titreme ya da sarsılma,
  • Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma hissi,
  • Soluğun kesilmesi,
  • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma hissi
  • Bulantı ya da karın ağrısı,
  • Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma,
  • Gerçekdışılık, benliğinden kopma, kendine ve çevreye yabancılaşma hisleri
  • Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu,
  • Ölüm korkusu,
  • Uyuşma ya da karıncalanmalar,
  • Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları.

Pause Dergi

 Panik Atağa Karşı 5 Etkili Öneri!

Dr. Merve Çukurova, panik atağı önlemek için şu önerilerde bulunuyor;

  • Anksiyeteyi artıracağından çay, kahve, kolalı içecekler, çikolata gibi kafeinli yiyecek ve içeceklerden uzak durun.
  • Stresi azaltmak için yürüyüş, spor gibi düzenli fiziksel egzersizler yapın.
  • Nefes- kas gevşemesi egzersizleri uygulayın.
  • Panik atağın başlayacağını hissettiğinizde, başa çıkma tekniği olarak solunum denetimi yöntemleri uygulayın. En az 5 saniye süreyle burnunuzdan nefes alıp, bu nefesi 5 saniye tutup, yine en az 5 saniye süreyle sanki ıslık çalıyormuş gibi dudaklarınızı büzerek nefes vermek bu yöntemlerden birisi. Bunu 5 kez tekrarlayın.
  • Panik atak sırasında kese kağıdı, naylon poşet veya kağıt torbaya nefes alıp verme gibi yöntemlerin sıkça sorulduğunu belirten Dr. Merve Çukurova bu yöntemlerle ilgili şöyle konuşuyor: “Panik atak sırasında kişi daha sık ve derin nefes alıp verdiğinden, kandaki oksijen seviyesi artıp, karbondioksit seviyesi hızla düşer. Bu nedenle baş dönmesi, uyuşma, karıncalanma, bayılma hissi gibi semptomlar oluşur. Atak sırasında solunum kontrol edilemediğinde, eğer altta yatan kronik bir hastalık yoksa kağıt torbaya nefes alıp vermek, karbondioksit düzeyinin düşmesini engelleyip yeterli oksijen alımına imkan verdiği için fayda sağlayabilir. Ancak bu yöntem uzun süre ve kontrolsüzce uygulandığında kandaki karbondioksit seviyesi yükseleceğinden bu işlemi uzun süre yapmamak gerekir. Naylon poşet ise yeterli oksijen alımını engelleyeceği için kullanılmamalıdır.”

Bipolar nasıl anlaşılır ve nasıl tedavi gerekir!

Bipolar nasıl anlaşılır ve nasıl tedavi gerekir!

Bazen kendinizi değersiz, aşırı halsiz, keyifsiz; bazen aşırı özgüvenli, enerjik, coşkulu hissediyor, nedensiz yere kahkahalar atarken ya da gözyaşlarınız boşalırken buluyor musunuz? Uyku düzeniniz, iştahınız hatta bütçeniz bu ruh halinize göre değişiyor mu? Ya da çevrenizde bu tür davranışlarına anlam vermekte zorlandığınız kişiler mi var? Acıbadem Taksim Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Turhan, toplumda yaygın görülen bipolar duygulanım bozukluğunu, “kişinin nedensiz olarak bu tür davranışlarda bulunmasına ve yaşam kalitesinde oldukça ciddi sorunlara yol açan, duygularının şiddetini kontrol edemediği, mesleki ya da kişiler arası iletişimde büyük zorluklar yaşatan ruhsal bir hastalık” olarak tanımlıyor. İki türü bulunan bipolar bozukluğun; bir döneminde taşkınlık (mani), diğer döneminde ise çökkünlük (depresyon) yaşandığı için “manik-depresif bozukluk” ya da “iki uçlu bozukluk” olarak da adlandırıldığını belirten Dr. Levent Turhan, hastalığın tedavisinin ise mümkün olduğunu vurguluyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Turhan, bipolar duygulanım bozukluğunu test edebileceğiniz 10 soru hazırladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Levent Turhan

Bazen ‘aşırı’ mutsuz, bazen ‘aşırı’ mutlu musunuz?

Sağlıklı insanlar bazen mutlu bazen mutsuz ya da öfkeli hissederler. Duygulardaki bu değişiklik aşırı olmadığında ve kişinin mesleki/ sosyal hayatını güçleştirmediğinde normal kabul ediliyor. Dr. Levent Turhan “Ancak aşırı mutsuzluk 2 haftadan, öfke ya da aşırı neşe 4 günden uzun sürüyorsa ve yaşadıklarınızla uyumsuzsa, örneğin; çok kötü bir haber aldığınızda bile çok mutlu oluyor veya çok iyi bir haber aldığınızda bile üzülüyorsanız bipolar duygulanım bozukluğu olabilir.” diyor.

Kendinizi bazen ‘aşırı’ halsiz ya da ‘aşırı’ enerjik mi hissediyorsunuz?

Halsizlik, enerji azlığı ya da aşırı enerjik hissetme gün içinde yaptığımız aktivitelere göre değişiyor. Gün içinde çok yorulduğumuzda halsiz hissedebiliriz. Ya da uzun bir dinlenme döneminden sonra enerjik hissedebiliriz. Ancak bipolar duygulanım bozukluğu hastaları depresif dönemde sürekli uyumalarına rağmen halsiz hissederken, hareketleri yavaşlar ve günün çoğunu yataktan çıkmadan geçirirler. Çok az yemek yer ya da hiç yemezler.

Mani döneminde ise çok az dinlenmelerine rağmen sürekli aşırı enerjiktirler, sürekli hareket ederler, neredeyse hiç oturmazlar, çok basit bir şeye sinirlenip fiziksel şiddet uygulayabilirler.

Riskli davranışlarda mı bulunuyorsunuz?

Dr. Levent Turhan “Hayatta bazen küçük riskler alırız. Bu risklerin sonucunu hesaplarız ve kayıplar tahammül edilebilecek düzeyde ise risk alırız. Ancak bipolar duygulanım bozukluğu olan kişiler atak dönemlerinde hızlı araba sürmek, madde kullanmak, aşırı para harcamak gibi hesaplamadan normal ölçüde alınabilecek risklerden daha büyük riskler alır.” diyor.

Gereksiz kahkahalar atıyor ya da hiç konuşmuyor musunuz?

Bipolar duygulanım bozukluğu hastaların çevrelerine olan davranışları atak dönemine göre değişir. Mani döneminde her zamankinden çok daha fazla konuşurken, konudan konuya atlar, gülünmeyecek şeylere güler, kendi kendine konuşabilir ya da kahkaha atabilirler. Depresyon döneminde ise içine kapanıp çok daha az konuşurlar, insanlarla iletişimleri azalır.

Düşüncelerinizi kontrol etmekte zorlanıyor musunuz?

Bipolar duygulanım bozukluğunda hastalar düşüncelerini kontrol etmekte zorlanırlar. Mani ataklarında çok hızlı düşünürken depresyon atağında ise çok yavaş düşünür hatta düşünmekte zorlanabilir.

Gerçek dışı davranışlarda mı bulunuyorsunuz?

Bipolar duygulanım bozukluğu hastaları gerçekte var olmayan şeyleri gördüğünü ya da duyduğunu söyleyebilirler. Kendilerinin peygamber, evliya, ya da çok önemli bir kişi olduklarına inanmak gibi gerçek dışı inanışları olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Aklınızdan ölme ya da intihar fikri mi geçiyor?

Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Turhan “Bipolar duygulanım bozukluğu hastalarında intihar ve ölüm düşüncesi hem depresyon hem de mani döneminde görülebilir. Depresyon atağında kişilerde; aşırı mutsuzluk, eskiden keyif aldığı aktivitelerden keyif alamama, ağlama eğilimi, iştah/ kilo kaybı ya da artışı, uykusuzluk ya da uyku artışı, hareketlerin yavaşlaması, konuşma miktarında azalma, değersizlik, suçluluk düşünceleri, konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, cinsel isteksizlik, ölüm ya da  intihar düşünceleri olabilir” diyor.

Çok uykusuz hissediyor ya da uykuyu inkar mı ediyorsunuz?

Hem mani döneminde hem de depresyon döneminde uykusuzluk görülebilir. Mani döneminde özellikle uyku gereksiniminde azalma, hatta uyku ihtiyacını inkar etme hali bile gözlemlenebilir.

İştahınızda değişiklik var mı?

Hem mani hem depresyon döneminde iştah artışı ya da azalması görülebilir. Bütün taşkınlık belirtilerinin açığa çıktığı mani döneminde iştah artışı da dikkat çeker.

Dikkatiniz dağınık mı?

Hem depresyon hem mani döneminde dikkat dağınıklığı görülebilir. Dikkatinizi; günlük yoğun koşuşturmacanız ya da sorumluluklarınızın potansiyelinizin üzerinde olması nedeniyle toparlayamayabilirsiniz. Ancak dikkat dağınıklığınız süreklilik arz ediyorsa ve herhangi geçerli bir nedeni olmadan sürekli konsantrasyon bozukluğu yaşıyorsanız bipolar duygulanım bozukluğunu da akla getirmekte fayda var.

 Bu 10 maddeden 2 ila 4’ü varsa…

Acıbadem Taksim Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Turhan “Bu 10 maddelik listeden 2 ila 4 tanesi kişide varsa ve bu durum 4 günden uzun süre devam ediyorsa, bipolar duygulanım bozukluğu yaşandığına işaret ediyor olabilir. Bu nedenle profesyonel bir destek almaktan çekinmemelisiniz.” diyor.

Tedavisi mümkün, ama!

Bipolar bozukluk ataklarının ilaç tedavisi ve psikoterapinin birarada uygulanmasıyla engellenebileceğini ancak stres ve mevsim değişikliği gibi faktörlerle nüks edebileceğini belirten Dr. Levent Turhan, “Örneğin; sonbahar/kış mevsiminde depresyon tetiklenirken, ilkbahar/ yaz aylarında ise genellikle mani atağı (taşkınlık ve coşku) görülüyor” diyor. Bipolar bozuklukta iş kaybı, boşanma, maddi kayıplar gibi önemli sorunlar yaşanabildiğini, atak gelmediğinde ise genellikle kişinin normal bir hayat sürdüğünü ya da çok az belirti olduğunu söyleyen Dr. Levent Turhan “Hastalık korkutucu görünse de iyi bir tedaviyle bu olumsuz durumlar engellenip, kişi yaşamına normal olarak devam edebilir.” diyor.

Panik atağın belirtileri

Panik atağın belirtileri

Panik atak, fiziksel korku hislerine neden olan kısa bir yoğun kaygı dönemi olarak görülüyor. Bunlar, hızlı bir kalp atışı, nefes darlığı, baş dönmesi, titreme ve kas gerginliği gibi şikayetleri içerebiliyor. Panik ataklar sıklıkla ve beklenmedik bir şekilde meydana gelebiliyor ve çoğu zaman herhangi bir dış tehditle ilgili olmuyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Seda Yavuz panik atak hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Seda Yavuz

Her panik atak geçiren kişi panik bozukluk hastası olmuyor

Panik atak aniden ortaya çıkan ve zaman zaman öngörülemeyen şekilde tekrarlayan, kişiyi dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntıya da korku nöbetleridir. Kişiler bu nöbetleri çoğu zaman “kriz” olarak adlandırır. Her panik atak geçiren kişi panik bozukluk hastası değildir. Yaşam boyu en az bir panik atak geçirme olasılığı %10 olarak bulunmuştur. Panik atak pek çok ruhsal hastalıkta ortaya çıkabilir. Panik bozukluk kendiliğinden ve beklenmedik panik ataklarla giden bir kaygı bozukluğudur.

Panik atak konusunda risk grubunda olabilirsiniz

  • Birinci derece akrabalarında panik bozukluk ya da başka anksiyete bozukluğu olanlar
    • Sıkıntılı, telaşlı, aceleci, mükemmeliyetçi kişilik özellikleri olanlar
    • Düşünce ve duygularını yeterince dışarıya yansıtmayan isteklerini sürekli bastıran kişiler
  • Alkol ya da başka bağımlılık yapan maddelere yatkınlığı olan veya bağımlılığı olanlar
    • Geçmişinde panik atak, sosyal fobi veya diğer anksiyete bozukluklarından biri ya da depresyon geçirmiş olan kişiler
    • Sürekli baskı altında olanlar
    • Kaçıngan kişilik yapısına sahip olanlar
    • Aşırı hırslı, başarı odaklı, başarısızlıklarda kendini suçlayan bir yapıya sahip olan kişiler

 Panik atağın bedensel ve fizyolojik belirtileri şu şekildedir:

  1.  Çarpıntı, kalp atımlarını hissetme ya da kalp atım hızında artma
  2. Terleme, titreme, kan basıncının yükselmesi
  3. Soluk alamıyor boğuluyor duygusu, solunumun sıkışması
  4. Uyuşma ya da karıncalanma hissi
  5. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma hissi
  6. Bulantı ya da karın ağrısı
  7. Baş dönmesi, sersemlik hissi bayılacakmış gibi olma
  8. Kendini ya da çevreyi değişmiş veya farklı algılama
  9. Üşüme, sıcak soğuk basmaları, sık idrara çıkma

Belirtilerin varlığına göre teşhis konuyor

Panik atakların ne zaman nerede geleceği belli olmaz ve baskın belirtiler kişiden kişiye değişebilir. Yukarıda sayılan belirtiler ile birlikte hemen her zaman bir ölüm korkusu, kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu vardır. Kişi bir kez panik atak geçirdikten sonra yeni bir panik atak geçireceğine ilişkin sürekli bir korku duyar buna beklenti anksiyetesi denir. Bu tanı koymak için önemli bir belirtidir. Bu belirtiler bir dış tehlikenin olamadığı ortamlarda en az altı aydır varsa ve kişinin günlük yaşantısını etkiliyorsa hastalık tanısı konabilir ve bir uzmanla muhakkak görüşülmelidir.

 Panik atak tedavisi 2 aşamada uygulanıyor;

Panik bozukluğu tedavisi mümkün bir hastalıktır.Bugün için etkinliği bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmış iki türlü tedavisi vardır.

  1. İlaç tedavisi:

Hastalığın tedavisinde, beyindeki sinir hücrelerinin yolunda gitmeyen hormon faaliyetlerini düzelterek “Panik Atakları”  önleyen ilaçlar kullanılmaktadır. Bu hastalığın tedavisinde kullanılan ve etkinliği kanıtlanmış çok sayıda ilaç bulunmaktadır. Uzman doktor kontrolünde ilaçların dozu ve süresi belirlenir.

2.Bilişsel-davranışçı tedavi: 

Bu terapi yöntemi ile kişinin bilişsel yapısı yeniden inşa edilir ve aslında olağan olan bir takım panik atak belirtileri hakkındaki  yanlış bilgi ve inançlarının düzeltilmesi sağlanır. Kişinin bu belirtiler ile korkmadan baş edebilmesinin öğretilmesi amaçlanır. Diğer bir yandan davranışsal bir takım müdahaleler ile panik atak geleceğinden korktuğu için tek başına bulunmaktan kaçındığı yer ve durumlarla aşamalı bir şekilde tekrar tekrar karşılaştırılması, bu sayede  korkularını yenmesi amaçlanır.

Bu tedavide doktor hastasına; korku ve panik nedeni ile yapmaktan kaçındığı etkinlikleri (kapalı ya da kalabalık yerlerde bulunma, yalnız başına sokağa çıkma gibi) bir plan dahilinde en basitlerinden başlayarak, üstüne giderek alıştırma uygulamaları yaptırılır. Artan sürelerle yapılan bu alıştırmalar ile başına olumsuz bir şey gelmediğini gören hastanın güven duygusu artar.

Pandemi yalnızlık hissini artırdı!

Pandemi yalnızlık hissini artırdı!

Son iki yıldır tüm dünyayla birlikte ülkemizi de derinden etkileyen Covid-19 pandemisi yalnızlık hissini hızla artırıyor. Özellikle Omicron varyantının çok yüksek bulaş riski taşıması ve bu nedenle çok hızlı yayılması hemen her yaş grubunda sosyal izolasyonu zorulu kılıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay “Yalnızlık, hemen herkesin hayatı boyunca en az bir dönem deneyimlediği, acı veren, sosyal ilişkilerinden mahrum bırakan, pek de istenmeyen bir süreç. Pandemi ile birlikte yaklaşık iki yıldır hayatımızda çok daha fazla hissediliyor. İnsan, hayatta kalabilmek için sosyalleşmeye ve ilişki kurmaya gereksinim duyan bir canlı türü. Bilimsel araştırmalar, iletişim eksikliği/yoksunluğu ve sosyal ilişkilerden uzak kalmanın beden ve ruh sağlığını olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor. Yalnızlık, beyinden kalp damar hastalıklarına, depresyondan anksiyete bozukluklarına ve demansa dek birçok soruna yol açabiliyor” diyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay, yalnızlık duygusu ile baş etmede etkili olabilecek 6 önerisini sıraladı, uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Büşra Sübay

Duygularınızı fark edin

“Yalnız hissediyor olabilirsiniz. Yalnızlık; hüzün, acı, kaybolmuş gibi hissetme, hiçlik, çaresizlik, ve yabancılaşma gibi pek çok farklı duyguyu barındırabilir. Yaşadığımız tüm duyguların geçici olduğunu, her daim bizimle kalamayacaklarını unutmayın” diyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay sözlerine şöyle devam ediyor: “Yalnızlık sizde hangi duyguyu barındırıyor, ilk adımı bu duygunuzu keşfetmekle atabilirsiniz. Biliyoruz ki, duygular biz onlara kulak verip fark ettiğimizde, bize olan etkisini azaltmaya başlarlar. Bu duyguları keşfetmek için kendimize odaklanmalıyız. Belki duyguları yazıya dökmeyi deneyebilirsiniz.”

Sevdiklerinizle iletişimi koparmayın

Yalnızlık, sosyal ilişkilerden mahrumiyeti barındırır. Bazen anlaşılmadığımızı düşündüğümüz bir ilişkinin bitişi bu mahremiyete sürükleyebilir, bazen de yalnızlığın getirdiği boşluktaymış gibi hissetme nedeniyle insanlardan uzak kalmak yeğlenir. Yalnızlık daha da artar. Aslında oluşan kısır döngü, daha önceden iletişim kurduğunuzda mutlu hissettiğiniz kişilerle birlikte vakit geçirmeyi deneyerek kırılabilir. Bu nedenle sevdiklerinizle mutlaka iletişimde olun; pandemi sürecinde görüntülü konuşmalar yapmak hem size, hem de sevdiklerinize iyi gelecektir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gerçek ihtiyacınızı belirleyin

Gerçekten neye ihtiyacınız var? Kendinize bu soruyu sorun. Bazen rahatsızlık verici duygularımızla başa çıkmak için, ihtiyaç olmadığı halde alışveriş yapmak, aç değilken yemek yemek gibi, rahatsızlık veren duyguyu bastıracak eylemler yaparız. Yalnızlık hissettiğimizde, içimizdeki o boşluğu başka şeylerle doldurmak yerine o duyguyu hissetmek, kendimizi anlamamıza ve gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu keşfetmeye yarayacaktır. Bu ihtiyaçların tek bir basit formülü olmadığı gibi, kendi ihtiyaçlarımız zamana ve duruma göre değişiklik gösterebilir. Bir ebeveyn nasıl ki çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamak için çocuğunu takip eder (Aç mı, susadı mı? Uykusu mu geldi?), biz de kendimizi takip etmeliyiz. Bazen sevdiğimiz birisinin kaybı bizde üzüntü ve yalnızlık hislerini yaratabilir. Bu durumda kaybımızla ilgili hissettiklerimizi ifade edebileceğimiz bir alan yaratmak ihtiyacımızı karşılayacaktır.

Ortak noktalara sahip insanlarla temasa geçin

Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay “Kendimizi zaman zaman hiç bir yere ait değilmiş gibi hissedebiliriz. Sanki kimse bizim sürecimizi, , iletişim kurabilecek insanları bulmak imkansız değil. Bu adım, aidiyet hissinin artmasına yardımcı olacaktır. Ortak ilgi alanlarına sahip olma potansiyeli olan etkinliklere, kulüp veya toplantılara katılabilirsiniz” diyor.

Rutinler oluşturun

Ortak noktanızın olduğu kişilerle yapılan rutin toplantı/etkinliklere katılın. Sevdiğiniz, size iyi geldiğini bildiğiniz şeyleri düzenli olarak yapmaya çalışın. Birlikte oluşturulan rutinler aidiyet duygusunu artıracağından, yalnızlığın getirdiği rahatsızlığı azaltacaktır.

Doğada gezintiye çıkın

Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay “Doğayla olan ilişkinin, aslında kendimize ulaşmamıza yardımcı olduğunu biliyoruz. Doğadayken şehir hayatının koşuşturmacasında bizi yalnızlığa iten o tempodan uzak kalmak, kendimizle olan yakınlığımızı artıracak ve kendi ihtiyaçlarımızı fark etmemiz kolaylaşacaktır” diyor.

“Siberkondria” en çok gençleri tehdit ediyor!

“Siberkondria” en çok gençleri tehdit ediyor!

Covid-19 nedeniyle yaşadığımız kaygı düzeyi yükseldikçe hastalık hakkında bilgi almak için yaptığımız internet aramaları da artıyor. Ancak sağlığımız konusunda internette yaptığımız uzun araştırmalar başka sorunlara da yol açabiliyor; örneğin ‘siberkondria’ artık daha fazla kişinin kapısını çalıyor. Sanal gerçeklik anlamında kullanılan ‘siber’ ile ‘hastalık hastası’ diye özetlenebilecek ‘hipokondriyazis’ kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilen bu tanım, genellikle kişinin sağlığına ilişkin kaygıyla beslenen ve endişeyi güçlendiren, internette sağlıkla ilgili bilgi arayışı olarak açıklanıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay, koronavirüs pandemisi nedeniyle yaşanan belirsizliğin ve kaygının siberkondria davranışını tetikleyebildiğini belirterek “Özellikle Covid-19 nedeniyle yaşanan endişeleri bastırmak, kaygıyı gidermek ve hastalık hakkında daha fazla bilgi öğrenmek isteğiyle internet aramaları yapılıyor. Ancak doğru olmayan pek çok bilginin internette kolayca yayıldığını unutmamak gerekiyor. Henüz bir ruhsal hastalık olarak tanımlanmış olmasa da siberkondria da kaygı düzeyini yükseltiyor. Ayrıca internette sağlıkla ilgili tarama yaptıktan sonra hem bedensel hem ruhsal sağlıkla ilgili şikayetlerin arttığı da biliniyor. Hatta bu internet aramaları gündelik hayatın aksamasına da neden olabiliyor” diyor. Siberkondria davranışının bağımlılık haline gelebileceğine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay, internet kullanımının yaygınlığı nedeniyle özellikle gençlerde daha sık görülen Siberkondria’ya karşı dikkat edilmesi gereken 6 nokta hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bilgi kaynağına dikkat edin

İnternet ortamındaki teknik dil, ulaşılan bilginin kaliteli olup olmadığı, olumsuz bilgi bolluğu ve bilgilerin teknik bir süzgeçten geçirilmeden ele alınması, kişilerde sağlık kaygısını artırabiliyor. Her kaynağa doğruca güvenmemek gerektiğini vurgulayan Dr. Büşra Sübay, “İnternet ortamındaki güvenilir ve güvenilir olmayan bilgi kaynaklarını ayırt etmek gerçek dünyaya göre daha zor olabiliyor. Bu nedenle internetteki bilgi kaynaklarının doğruluğundan emin olunmalı” diyor.

İnternet tanı yeri değildir
İnternetteki edinilen bilgilerin her kişi için her zaman doğru ve uygun olmayabileceğine vurgu yapan Dr. Büşra Sübay, “Bu bilgileri nasıl değerlendirmek gerektiğini öğrenin. İnternet, kişinin kendi kendine tanı koyabileceği bir yer değildir. Her soruya cevap bulmak mümkün olmuyor” hatırlatmasında bulunuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kesinlik içermediğini unutmayın
Sağlıkla ilgili kaygıyı hafifletmek için yapılan tekrarlayıcı aramalar, kaygının daha da şiddetlenmesine neden oluyor. Dolayısıyla kaygı ve araştırma arasında kısır döngüye girilmesinin kaçınılmaz olduğunu anlatan Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay, “Araştırmalarınızda elde ettiklerinizin sadece bir bilgi olduğunu ve bu bilgilerin kesinlik içermediğini unutmayın” diyor.

Bilgiyi doktorunuzdan alın
İnternet, arama konusuyla ilgili çelişkili, belirsiz veya yanlış bilgi sağlayabiliyor. Yapılan araştırmalar da kişilerin sağlık problemleriyle ilgili internetten edindikleri bilgiler doğrultusunda hareket ettiklerini, mevcut tedavilerini bıraktıklarını ya da değiştirdiklerini gösteriyor. Bunun da tedaviyi aksatarak iyileşmeyi uzattığına dikkat çeken Dr. Büşra Sübay, “Alanında uzman doktorların sundukları bilimsel bilgileri ve önerileri dikkate alın” uyarısında bulunuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ara ara dijital detoks yapın
Vaktinin  çoğunu internet kullanımına ayırmak, gerçek yaşamdaki zaman ve yer algısını değiştireceği için günlük hayata odaklanmayı bozabileceğini ifade eden Dr. Büşra Sübay, edinilen bilgileri gerçekçi ve güvenilir bir süzgeçten geçirerek değerlendirmek için belirli aralıklarla, kişiye göre düzenlenmiş (örneğin haftanın 1 gününü tamamen ekransız geçirme ya da haftanın 3-4 günü 2-3 saat kesintisiz ekran molası verme şeklinde) dijital detoks yapılmasını öneriyor.

Hobilerinize zaman ayırın

Siberkondria ile birlikte artan kaygıyı ve internet kullanımı bağımlılığını azaltmanın bir yolu da, keyif veren uğraşlar edinmek. Hobilere zaman ayırmanın sağlık kaygılarını azaltmada etkili olduğunu söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay “Sizi iyi gelen, keyif veren aktivitelerin neler olduğunu keşfederek bunları uygulayamaya çalışın” diyor.