Yazılar

Ekonomik kaygı ile nasıl başa çıkılır?

Ekonomik kaygı ile nasıl başa çıkılır?

Son zamanlarda cevabını bilemediğimiz sorularla belirsizlikler içerisindeyiz. ‘’Kazandığım para ile geçimimi sağlayabilecek miyim? İhtiyaçlarımı rahatlıkla karşılayabilecek miyim? Keyif alanlarıma yer ayırabilecek miyim? ’’ gibi cevabını aradığımız belirsiz düşüncelere yoğun bir şekilde maruz kalmaktayız.  İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, ekonomik kaygı hakkında açıklamalarda bulundu.

 Kişiler olumlu ya da olumsuz fark etmeksizin yeni bir durumla karşılaştıklarında kaygı belirtileri gösterebilirler. Kaygı duygusu, dışarıdan gelen tehdidin tam olarak ne olduğunun bilinmemesi ve geleceğe yönelik sınırların belirsiz olmasından kaynaklı hissettiğimiz bir duygudur. Buradan baktığımızda kişilerin algıladıkları ekonomik durumlarının ve yaşadıkları ülkenin ekonomik dalgalanmalarının, ruh sağlıkları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu söylenilebilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan

Ekonomik dalgalanmalar kişilerin yaşamlarını olumsuz etkiliyor

Hayat aslında belirsizlikler üzerine kuruludur. Bu belirsizlikler ister olumlu olsun ister olumsuz, belirsiz olan her durum kişilerde bir takım olumsuz duyguları tetikleyebilir. Belirli düzeyde hissedilen kaygı aslında sağlıklı bir duygudur. Bizi motive eder, tehlikelere karşı kendimizi ve çevremizdekileri korumamıza ve önlemler alarak hayatta kalmamıza yardımcı olur. Örneğin; bu durumda kaygı kişiyi çalışmaya, planlamaya, sorgulamaya, gelişmeye ve birikim yapmaya itebilirken daha yoğun hissedilen kaygı ise kişinin yaşamdan aldığı doyumu olumsuz yönde etkileyebilecek düşünce ve davranışlara itebilir. Dolayısıyla hissedilen kaygının yoğunluğu ve kişinin günlük hayatındaki işlevselliği üzerindeki etkisinin, ruh sağlığı üzerinde belirleyeci bir faktör olduğu söylenebilir. Rutinler kişilerin olumsuz duygularla baş edebilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Kişiler içinde bulundukları belirsizliği gün içindeki rutinleriyle farkında olarak ya da farkında olmadan belirli hale getirirler. Örneğin, sabah belli saatlerde uyanmak, işe gitmek, işten sonra dışarıda bir şeyler içmek ya da yemek yemek, spor yapmak, sosyal aktivitelerde bulunmak, belirli zamanlarda seyahat etmek, alışveriş yapmak, hobileriyle ilgilenmek gibi tüm bu aktiviteler kişilerin hayatındaki motivasyonel rutinler arasında yer alabilir. Kişilerin yaşamlarındaki bazı faktörler mevcut rutinleri üzerinde engelleyici ya da bozucu rol oynayabilmektedir. Ne yazık ki günümüzde gerek Pandemi koşulları gerekse mevcut ekonomik dalgalanmalar, kişilerin günlük rutinlerini gerçekleştirebilmesini zorlaştırabilmekte hatta rutinleri üzerinde bozucu etkiye neden olabilmektedir.

Ekonomik kaygıyla başa çıkmada neler yapılabilir?

Geçmişe ve geleceğe yönelik hatalı düşünceler yerine gerçekçi ve işlevsel düşüncelere odaklanın. Olumsuz duygular karşısında duygusal yeme ya da duyguları bastırma gibi işlevsel olmayan tutumlardan uzak durmak son derece önemlidir. Bu süreçte duygu ve düşünceleri ifade etmek, aile ya da yakın arkadaşlardan maddi veya manevi destek talep etmek, duygu paylaşımında bulunmak ve sevdiklerimizle vakit geçirmek gibi aktivitelerin olumsuz duygunun azalmasında önemli bir faktör olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte yeterince iyi uyumak, düzenli beslenmek, kişiyi rahatlatacak yoga, meditasyon ya da gevşeme egzersizleri gibi tekniklerden faydalanmak da işlevsel baş etme yöntemleri arasında yer almaktadır.

  • Ekonomik durumunuzu daha verimli bir şekilde yöneteceğiniz yolları değerlendirin

Ekonomideki belirsizlik ve tutarsızlıklar karşısında kişilerin ekonomik durumlarına göre yeniden planlama yapmaları oldukça önemlidir. Planlamalar başlangıçta kişide endişe ve ümitsizlik uyandırsa dahi özellikle öncelikli ödeme planlarının yapılması ve giderlerin yeniden değerlendirilmesi gibi çözüm arayışlarının kişiyi uzun vadede rahatlatabildiği görülmektedir.

  • ‘’Ya Hep Ya Hiç” yapmak yerine rutinlerinizi yeniden düzenleyin

Mevcut sürdürülebilir rutinlere mümkünse devam edebilirsiniz. Devam edilmesi maddi ya da manevi açıdan güçlük oluşturan rutinler yerine yeni rutinler oluşturmak kişilerin olumsuz duygu durumları üzerinde rahatlatıcı bir etki oluşturabilmektedir. Örneğin; maliyeti yüksek bir spor salonuna gitmekten tamamen vazgeçmek yerine ekonomik durumunuza uygun bir spor salonuna gitmek, evde spor yapmak ya da açık alanda yürüyüş yapmak gibi yeni rutinler oluşturmak kişilerin iyi olma halinde önemli bir rol oynamaktadır.

  • Sosyal medyanın aşırı kullanımından uzak durun!

Gün içerisinde gerek gazetelerde gerekse televizyon gibi kitle iletişim araçlarında ve sosyal medya kanallarında ekonominin durumu hakkında çok fazla olumsuz habere maruz kalmaktayız. Olumsuz bir durum, duygu ya da düşünceye sürekli olarak maruz kalmak kişilerde kaygıyı tetikleyebilmekte hatta var olan kaygıyı arttırabilmektedir. Bu noktada sınırlandırmanın, kaygı belirtileri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu söylenebilir. Burada kast edilen var olan gerçekliği inkâr etmek ve görmezlikten gelmek değildir. Tabii ki de kişiler birtakım bilgiler edinmeli ve gündemi takip etmelidirler. Ancak yoğun kaygı oluşturacak içeriklere sınır getirmek ve aşırı maruz kalmaktan kaçınmak kişilerin iyi olma halinin artmasında önemli bir etkiye sahiptir. Örneğin, ‘’ sabahları kalktığımda 10 dakika haberlere bakacağım.’’ şeklinde kişi kendi yaşam düzenine göre medya kullanımına sınırlama getirebilir.

Ancak tüm bunlara rağmen kişi mevcut durumla baş etmekte güçlük yaşıyorsa, kişinin duygu yoğunluğunda bir azalma olmuyorsa ya da duygunun şiddeti giderek artıyorsa, ve bu durum kişinin günlük hayatını ve işlevselliğini olumsuz yönde etkilemeye başladıysa psikoterapi desteğinin alınması kişinin psikolojik iyi olma hali açısından oldukça önemlidir.

12 adımda çocuklarınızı yeni dönemde okula hazırlayın!

12 adımda çocuklarınızı yeni dönemde okula hazırlayın!

Pandemi sürecinde uzun bir süredir online eğitimin devam ettiği ülkemizde Eylül ayından itibaren belli yaş gruplarındaki okullarda yüz yüze eğitime geçiş başlayacaktır. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, hem yetişkinler hem de çocuklar için psikososyal açıdan uyum süreci hakkında açıklamalarda bulundu.

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan

Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan

“Pandemide hassas ortamda büyüyen çocuklarda okul fobisi oluşabilir”

Yetişkinlerin bile süreç içerisinde uyum göstermekte güçlük yaşadığı pandemi sürecinde psikososyal açıdan en çok etkilenen grubun okul çağındaki çocuklar olduğu söylenebilir. Dolayısıyla pandemide okula başlayan çocukların, okula uyumunun yanısıra pandemi ve onun getirdiği kurallara uyum konusunda da bir takım sorunlar yaşayabileceği düşünülebilir. Pandemi sürecinin hem yetişkinler hem de çocuklar için başlı başına bir uyum süreci olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu durum özellikle ebeveynlerde ‘pandemi döneminde okula başlayan çocukların okula uyum sürecinin nasıl daha rahat atlatabileceği ve neler yapılabileceği’ sorularını akıllara getirmektedir.

“Çocukların okula uyum süreci zor olacak”

Okula başlayan hemen hemen her çocuğun bir uyum sürecinden geçtiği söylenebilir. Bu durum bir de pandemi süreciyle eşleştiği zaman çocukların okula uyum sürecini zorlaştırabilmektedir. Bu uyum sürecine bağlı olarak da çocuklarda birtakım psikolojik belirtiler görülebilir. Bu süreçte ebeveynler çocuğun okula uyum sürecine destek olmalıdırlar. Ancak sadece ebeveynlerin okula başlamaya bir hafta kala gösterdikleri tutumlarının yanı sıra pandemi sürecinde çocuğun nasıl bir ebeveyn tutumuna maruz kaldığı da, okula uyum sürecini nasıl atlatacağı konusunda belirleyici bir rol oynamaktadır.

Ebeveynlere Notlar:

Çocuklarınızı virüsün bulaşmasından koruduğunuz kadar ‘kaygı, endişe’ gibi olumsuz duygularınızın bulaşmasından da koruyor musunuz?

  • Ebeveyn duyguları çocuğa doğrudan bulaşır. Dolayısı ile pandemide sağlık, sağlıklı olma, virüsü kapmamaya yönelik yoğun kaygı ve endişe gibi olumsuz duygular yaşayan ebeveynler, ‘sokağa çıkarmama, çocuğu yalnızlaştırma, hastalık ve hastalanmaya karşı aşırı hassasiyet’ gibi aşırı koruyucu tutumlar göstererek çocuklarını korumaya çalışırken aslında uzun vadede çocukların psikososyal gelişiminde yol açabilecek olumsuz sonuçlarını gözden kaçırabilmektedirler. Dolayısıyla aşırı korucuyu, bağımlı ve hassas ortamda büyüyen çocukların okula başladıklarında yabancı bir çevrede hiç tanımadıkları insanlarla günlerini geçirmeleri, çocuklarda huzurluk oluşturarak okula uyum sürecinde güçlük yaşamalarına ve hatta okul fobisinin oluşmasına neden olabilmektedir.
  • Ebeveynlerin pandemi ve uyulması gereken kurallar hakkında önce kendileri doğru bilgi edinmeleri gerekir. Ayrıca maske kullanımı, sosyal mesafe ve hijyen konusunda çocuğu uygulamalı olarak bilgilendirmeleri ve örnek olmaları oldukça önemlidir.
  • Belirsizlik çocukta kaygıya yol açar. Çocuğunuza okula kaçta gideceği, okulda neler yapıldığı, orada yemek yiyecekleri saatlerin olduğu, zaman zaman oyunlar oynayacakları ve ders çalışacakları gibi konularda kendisini okulda nelerin beklediğine dair önceden sade anlaşılır bir dille bilgilendirin.
  • Çocuğunuz okula başlamadan önce kendisine okulu gezdirin. Öğretmenleriyle tanıştırın, tuvalet, kantin gibi okuldaki bölümlerin nerelerde olduğunu çocuğunuza gösterin. Bu tutum soyut düşüncesi yetişkinler kadar gelişmemiş olan çocuğu, okulun nasıl bir şey olduğu ve kendisini nelerin beklediğini somutlaştırarak rahatlatacak ve güvende hissettirecektir.
  • Okula başlayan çocuğun kaygı ve korku gibi hissettiği duygu mesajları ebeveynler tarafından doğru okunmadığında çocukta baş ağrısı, karın ağrısı ve mide bulantısı gibi psikosomatik belirtilere yol açabilmektedir. Dolayısıyla çocuğunuzun ne hissettiğini ve neye ihtiyaç duyduğunu anlayıp cevap vermek çocuğun iyi olma hali için oldukça önemli bir rol oynamaktadır.
  • Özellikle ebeveynler bu süreçte çocuğun duygu ifadesini teşvik etmelidir. Bunu oyun, resim ya da kitap yoluyla yapabilirler. Bu süreçte ebeveynin kendi okula başlama sürecindeki duygularını çocuğuyla paylaşması, çocuğun zihninde güç sembolü olan anne ve babanın bile benzer duyguları yaşayabildiğini duyması çocuğu rahatlatarak güvende hissettirebilir.
  • Çocukla kurulan iletişimde ve duygu paylaşımlarında ebeveynler olumlu ya da olumsuz abartılı anlatımlardan kaçınmalıdırlar. Örneğin; ebeveynin ‘okulda her şey çok güzel olacak çok eğleneceksin, herkes seni çok sevecek’ gibi abartılı olumlu anlatımları çocuğun gerçekte yaşadığıyla eşleşmeyebilir ve ebeveyne karşı duyulan güven duygusunu sarsabilir. Ya da ‘maskeni sakın çıkarma yoksa hasta olursun hepimiz hasta oluruz sonra tek başına kalırsın ‘ gibi anlatımlar çocukta var olan kaygının daha çok artmasına neden olabilir.
  • Özellikle pandemi sürecinde bir yakınının kaybına maruz kalmış çocuklar okul sürecinde yoğun ayrılık anksiyetesi yaşayabilirler. Dolayısıyla okul çıkışı onu tam zamanında alacağınızı, kendisini nerede bekleyeceğinizi, nereden servise bineceğini ve hatta eve gittiğinde onu evde kimin karşılayacağına dair bilgiler çocuğu rahatlatarak ve güvende hissettirerek kaygıyla daha rahat baş etmesine yardımcı olacaktır.
  • Vedalaşmayı ajitasyon oluşturacak hale getirmeyin ve kısa tutun. Çocuk kaygılandığında ya da olumsuz bir duygu yaşadığında ebeveyni gözlemler eğer aynı duygu ebeveynde de eşlik ediyorsa kendi korkularının yerinde olduğunu zihninde doğrulayacaktır. Bu durum çocukta okula uyumu güçleştirebilir.
  • Özellikle online sisteme alışmış olan çocuğunuzun yemek, uyku, oyun saatlerinin yeni düzene göre tekrar düzenlenmesi oldukça önemlidir.
  • Okula gitme çocuğun sorumluluğudur. Dolayısıyla bu algınının çocukta oluşması için ebeveynler çocuğun okula uyum sürecinde ‘okula gidersen dondurma alacağım.’ gibi söylemlerden uzak durarak, ödül ceza sistemini kullanmaktan kaçınmalıdırlar. Aksi taktirde çocuk okula gitmeyi ya da gitmemeyi ebeveyne ödül ya da ceza olarak kullanabilir.
  • Son olarak, okula başlama bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal açıdan bir hazır oluşu gerektirmektedir. Bu hazır olmuşluk her çocuk için farklılık gösterebilir. Örneğin bazı çocuklar 5 yaşında okul olgunluğuna sahipken bu olgunluğa 7 yaşında ulaşabilen çocuklara da rastlanabilir. Okula olgunluğuna ulaşmamış çocuklar okula başladıklarında uyum sorunları yaşayabilmektedirler. Dolayısıyla okula başlamadan önce alanında uzman bir psikolog tarafından çocuğun psikososyal gelişiminin değerlendirilmesi ve ebeveynle birlikte işbirliği içeresinde çalışarak becerilerinin geliştirilmesi oldukça önemlidir. Okula başladıktan sonra da benzer şekilde çocuğun biyo-psiko-sosyal gelişimi ebeveynler ve öğretmenler tarafından gözlenmeli herhangi bir gelişimsel bozukluk belirtileri görülüyorsa çocuk ve ergen alanında çalışan uzman bir psikologdan destek alınması çocuk ruh sağlığı açısından oldukça önemlidir.

Afetler sadece evlerimizi değil psikolojimizi de yıpratıyor!

Afetler sadece evlerimizi değil psikolojimizi de yıpratıyor!

Beklenmedik anda ortaya çıkan ve toplumun çoğunluğunu etkileyen afetler, bölgelere göre ekonomik, psikolojik ve sosyal olmak üzere farklı etkiler oluşturabilmektedir. Yapılan çalışmalar incelendiğinde, bu etkilerin her geçen yıl daha da fazla arttığı söylenebilir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, açıklamalarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan Afetlerin Yetişkin Ruh Sağlığı Üzerindeki Etkileri

Afetlerin kişilerde Eko Anksiyete belirtilerinin tetiklenmesine neden olabileceği düşünülmektedir. Eko Anksiyete; kişinin iklim değişiklerine bağlı olarak gelişen ekolojik felaketlerden endişe duyması olarak tanımlanabilir. Eko Anksiyete belirtileri gösteren kişiler, ortada bir felaket olmadığı halde felaket olacağına ve dünyada ki tüm canlıların geleceğinin olumsuz yönde etkileneceğine dair yoğun bir kaygı yaşarlar. Bu durum kişinin günlük hayatındaki işlevselliğinin azalmasına, suçluluk, çökkünlük ve umutsuzluk hissederek yaşamdan aldığı doyumun olumsuz yönde etkilenmesine sebep olabilmektedir.

Belli bir düzeyde hissedilen kaygının insan sağlığı açısından olumlu bir etkisi vardır. Belli bir düzeyde ki kaygı kişiyi yaşamındaki tehlikelere karşı koruyarak, hayatta kalmasını sağlar. Aslında mesele kaygılanıp kaygılanmamaktan ziyade, hissedilen bu duygunun yoğunluğu, kişinin işlevselliğini ne derecede etkilediği ve nasıl yönetildiği olduğu söylenebilir.

Afetler Psikolojik Travmalar Yaratıyor

Her bireyin psikolojisi afetlerden aynı düzeyde etkilenmemektedir. Afetlerin şiddeti, kişinin mizacı, önceki deneyimleri, erken çocukluk döneminde ki yaşantıların etkisi, yetişkin bireyin afet sonrasında verdiği psikolojik tepkilerin belirleyicisinde önemli bir rol oynamaktadır.  Afet sonrası yetişkinlerde psikolojik travma tepkileri görülebilir. Bu tepkiler, kişilerin ve çevresindeki insanların hayatını olumsuz yönde etkileyebilmekte ve hatta gerekli psikolojik destek sağlanmadığında kişinin ruh sağlığını yaşam boyu etkileyebilecek düzeyde bozabilmektedir.  Yaşanılan afetin şiddeti, kişinin olaya doğrudan maruz kalıp kalmaması, bir başkasının yaşadıklarına tanık olması ya da işitmesi yetişkinlerde afet sonrası görülen psikolojik travma tepkilerin de önemli bir rol oynamaktadır. Bu tepkiler yangın gibi yaşanılan afetin hemen ardından görülebileceği gibi ilerleyen zamanlarda da görülebilir.

Afetler Dünya Artık Güvenli Değil Dedirtiyor

Afetler kişilerde dünyanın güvenilir bir yer olduğuyla ilgili inançları sarsabilir ve psikolojik problemlere yol açabilir. Kişiler travmatik olay karşısında; yorgunluk, bitkinlik, tükenmişlik, uykusuzluk, iştah problemleri, öfke, gerginlik, umutsuzluk, çaresizlik, karar vermede güçlük, suçluluk duygusu ve düşünceleri, kendini değersiz hissetme, sosyal izolasyon, odaklanmada güçlük, ilgi ve istek kaybı gibi depresif belirtiler; karın ağrısı, mide bulantısı ve baş ağrısı gibi psikosomatik belirtiler; kaygı, endişe ve korku gibi anksiyete belirtileri gösterebilirler. Bu süreçte yetişkinler içinde bulundukları duruma karşı direnç gösterebilir, inkar edebilir, bastırabilir ve savunma mekanizmaları kullanarak içinde bulunduğu ruhsal yapıyla işlevsiz bir şekilde baş etmeye çalışabilirler. Afetlerin hemen ardından gösterilen bu tepkilerin belli bir düzeye kadar beklenen bir durum olduğu söylenebilir.

Bu tür tepkilerin çoğu aslında aniden beklenmedik bir şekilde gerçekleşen anormal bir olaya karşı verilen normal tepkilerdir. Bu süreçte düzenli beslenmek, yeterince uyumak, spor yapmak, afet bölgelerine bireysel ya da toplumsal destek vermek, duyguları bastırmak yerine o duyguları yaşamaya belli bir süre izin vermek, hissedilen duyguları ve düşünceleri ifade etmek, aile ya da yakın arkadaşlarla paylaşmak onlarlar vakit geçirmek, günlük rutinleri devam ettirmek ve sosyal medya kullanımına aşırı maruz kalmaktan kaçınmak iyi olma halinin artmasında oldukça önemli olduğu söylenebilir. Ancak bu tepkilerde zamanla bir azalma olmuyorsa ya da şiddeti giderek artıyorsa, kişinin günlük hayatını ve işlevselliğini etkilemeye başladıysa, nefes almada güçlük, ellerde ayaklarda titreme, göğüste baskı, baş dönmesi gibi yoğun kaygı belirtileri yaşıyorsa, bir nedeni olmaksızın sürekli kaygı ve korku yaşıyorsa, baş edemediği ya da baş etmekte zorlandığı düşünce, imaj ve duygular varsa bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşerek destek alması kişinin psikolojik iyi olma hali açısından oldukça önemlidir.

Yangınlar çocuklarda depresyona neden oluyor

Yangınlar çocuklarda depresyona neden oluyor

Dünya genelinde ve ülkemizde ne yazık ki şu anda da olduğu gibi her yıl çok sayıda çocuk ve ergen birey, doğal afetlere maruz kalmakta ve bu afetlerden psikolojik, fiziksel ve sosyal olarak farklı şekillerde etkilenebilmektedirler. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, açıklamalarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doğal Afetler Depresyona Neden Oluyor

Yapılan çalışmalarda çocuk ve ergenlerin yangın ve deprem gibi doğal afetlerden yetişkinlere göre psikolojik açıdan daha fazla etkilenebildikleri, bu etkinin düzeyinin ise çocuğun yaşı, ebeveyn tutumu, sosyal medyaya ne şekilde maruz kaldığı,  afete doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalıp kalmaması gibi faktörlerin önemli olduğu düşünülmektedir. Her ne kadar doğal afetlerin çocuk ve ergen bireyler üzerindeki psikolojik etkisi Travma Sonrası Stres Bozukluğu ‘TSSB’ gibi düşünülsede her çocuğun afet sonrası aynı sorunu yaşayacağının düşünülmesi yanlış bir düşünce yapısı olacaktır. TSSB’nun yanısıra depresyon, anksiyete, uyum sorunları, fobiler ve patolojik yas afetlerden sonra çocuk ve ergenlerden sonra en sık görülen psikolojik etkiler olduğu söylenebilir.

 

Anne Karnındaki Bebeklerde Afet Etki Bırakabilir

Çocuk ve ergenlerin ruhsal yapılanmaları yetişkinlerden oldukça farklıdır. Bu farklılıkları çocuk, ergen ve yetişkin olarak ayırmaktansa söz konusu çocuk ruh sağlığı olduğunda yaş olarak gruplayarak bakmak, afetin çocuğun psikolojisi üzerinde meydana getirdiği etkiyi anlamak adına daha sağlıklı olacaktır. Bu gruplama da bebeklik dönemi (0-1) hatta anne karnındaki dönem dahi çocuğun ruhsal yapılanması açısından oldukça önemlidir.  Bebekler fiziksel yaralanmalar dışında afetlerden doğrudan etkilenmezler ancak bu dönemde bebeğin psikolojisi üzerinde etkili olan en önemli faktör ebeveynin tutumudur. Özellikle ebeveynin kaygılı tutum ve davranışları bebeğin güvenli bağını zedeleyebilir. Afetin, bebeğin ruh sağlığı üzerinde nasıl bir etki oluşturacağının en önemli belirleyecisi bakım verenin afet karşında verdiği duygusal tepkilerdir.  Anne nasıl hissediyorsa bebek o duyguyu alır ve öyle hisseder. Dolayısıyla afet karşında annenin yaşadığı kaygı, korku ve stres duygular doğrudan bebeğe geçebilir ve güvensizlik duygusunu tetikleyebilir.

 

“Ya Ben Okuldayken Yangın Çıkar ve Ailem Beni Kurtaramazsa”

Okul öncesi dönemde (2-5 yaş) ise soyut gelişimi henüz tam gelişmemiş çocuk, yaşanılan durumu anlamlandırmakta zorlanabilir. Bu dönemde çocuklar duygularını sözel yoldan ziyade davranışsal olarak ifade ederler. Bu yaş aralığında anne babaya aşırı bağlanma, bakım verenden ayrılmak istememe, huzursuzluk, aniden ağlama nöbetleri, parmak emme, bebeksi konuşmalar, altını ıslatma, tek başına uyumak istememe, yeme ve giyinme yetisini kaybetme gibi regresif davranışlar görülebilir.

Okul çağı çocukluk döneminde (6-11 yaş) ise; bu dönemlerde çocukta yoğun bir korku duygusu oluşabilir. Bu durumda çocuk aileden ayrı okul vb. bir yere gitmek istemeyebilir. Örneğin çocuk ‘ya ben okuldayken yangın çıkar ve ailem beni kurtaramazsa’ şeklinde düşünebilir. Öfke, saldırganlık tepkisi gösterebilir. Dikkati toplamada ve odaklanmada güçlük yaşayabilir. Bu durum akademik başarısını olumsuz yönde etkileyebilir. Mide bulantısı, baş dönmesi ve karın ağrısı gibi psikosomatik belirtiler gösterebilir. Uyku problemleri ve kabuslar görülebilir.

 

Ergenlik Döneminde (12-17 yaş) ise; ergenlik döneminin getirdiği fizyolojik ve psikolojik değişimlerle başa çıkmaya çalışan ergen afet sonrasında uyku bozuklukları, kabus görme, öfke problemleri, madde ve alkol kullanımına yönelme, kendine zarar verici davranışlar ve intihar eğilimi, sorumluluklarını yerine getirmek istememe ve özgüven eksiliği, depresif belirtiler, uyum ve davranış bozuklukları görülebilir.

 

Çocuk ya da ergenler travmatik stres belirtileri göstermeleri için sadece travmatik olaya doğrudan maruz kalmaları gerekmeyebilir, travmatik olaya maruz kalmadan işitsel, yazılı, görsel sosyal medya aracılığıyla, olaylarla ilgili hikayeleri dinleyerek ya da ebeveyn tutumlarını gözlemleyerekte travmatik stres belirtileri gösterebilirler.

 

Çocukların Yangından Etkilenmemesi İçin Neler Yapılabilir?

  • Öncelikle ebeveynlerin kendi ruh sağlığını olumlu yönde etkileyecek tutum ve davranışlarda bulunmaları hatta gerekli görüldüğünde bir uzmandan destek almaları oldukça önemlidir. Daha öncede söylediğim gibi anne kendisini nasıl hissediyorsa çocukta öyle hisseder. Ebeveyn ve çocuk arasında kurulan güvenli bağın çocuğun ruh sağlığında iyileştirici bir gücü vardır. Dolayısıyla bu dönemde özellikle ebeveynin tutarlı, şefkatli, ilgili ve kapsayıcı tutumu çocuğun ruh sağlığını olumlu yönde etkiler. Ebeveyn çocuğunu gözlemleyen, izleyen bir rol takınarak çocuğun ihtiyacını belirlemeli ve desteklemelidir.

 

  • Bu süreçte çocuklara doğa olaylarını anlatırken son derece dikkat gösterilmeli ve uygun sözcükler seçilmelidir. Çocuğun yaşına, mizacına uygun kelimeler kullanarak iletişim kurulmalıdır. Ebeveyn iletişim kurarken bir şey yok, sorun yok gibi çocuğu kandıracak yalan cümleler kullanmaktan kaçınmalıdır. Siz sözel yolla söylemeseniz bile çocuk ya da ergen ebeveynin tutumlarından, vücut dilinden kaygıyı anlar ve hisseder. Ayrıca bu durumun tam aksi olan abartılı anlatımlardan da kaçınılmalıdır. Bu tarz iletişimler çocukta var olan kaygı duygusunun daha çok artmasına neden olur. Çocuğa hazır olmadığı bilgileri aktarmaktan kaçınılmalıdır.

 

  • Ebeveyn çocuğa kendi duygularını ifade etmelidir. Ayrıca çocuğun duygularını ifade etmesini desteklemelidir. Bu durumu kendi duygularından örneklendirerek teşvik etmelidir. Örneğin; ‘Bazen çok korkabiliyorum, bazen daha mutlu olabiliyorum. Bir arada farklı duygular yaşabiliriz.’ Ayrıca ebeveynler duygu ifadesini resim ve oyun yoluyla da teşvik edebilirler. Unutulmamalıdır ki oyun çocuğun dilidir.

 

  • Çocuklarla yaşanılan olayla ilgili ne hissettikleri ve ne düşündükleri hakkında konuşulabilinir. Acil durumlar karşısında neler yapılabileceği üzerinden çocuklarla konuşulması çocuğun kendisini güvende hissetmesini sağlar.Ebeveynler kendileri ardında konuşurken bile, çocuğun ruhsal yapılanmasına uygun olmayan anlatımlarda bulunulmamlı, görsel detaylar paylaşılmamlı ve sosyal medyaya çocuğun maruz kalmamasına dikkat edilmelidir.

 

  • Tüm bu süreçte çocuğun günlük rutinlerine sadık kalınmalıdır. Rutinler sayesinde çocuk hayatının normal bir şekilde devam ettiğini düzeninin bozulmadığını fark eder, kendini güvende hisseder ve rahatlar. Dolayısıyla hem ailenin hemde çocuğun olabildiğince aynı düzende yemek yemesi, uyuması vb. düzenleri devam ettirmesi çocuğun ruh sağlığı açsından koruyucu bir rol oynadığı söylenebilir. Son olarak, eğer çocuğunuz yoğun bir duygu durum içerisindeyse, bu duygu durumuyla baş etmekte güçlük yaşıyorsa, bunun sonucunda işlevselliği olumsuz yönde etkileniyorsa, odaklanma, dikkat, yeme ve uyku problemleri varsa, regresif davranışlar devam ediyorsa bir Psikoloji uzmanından destek alınması çocuk ve ergenin ruh sağlığı açısından daha sağlıklı olacaktır.