Yazılar

Hangi aşı daha etkili?

Hangi aşı daha etkili?

Koronavirüs ile mücadelede aşılama tüm hız ile devam ediyor. Peki, hangi aşı daha etkili?  İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tayfun Hancılar, açıklamalarda bulundu.

Dr. Öğr. Üyesi Tayfun Hancılar

Sinovac mı BionTech mi Tercih Edilmeli?

Aslında Covid-19 delta varyantı çıkmadan önce Sinovac iki dozda yüksek etkinliğe sahipti. Ancak delta varyantında aynı başarı yakalanamadı. Özellikle Endonezya’da çok yaygın Sinovac kullanılması sonrası özellikle sağlıkçıların delta varyantına yakalanması ve son dönemde vaka sayılarının çok artması nedeni ile delta varyantına karşı BionTech’in daha etkili olacağını düşünmemize yol açtı. Savunma sistemi etkilenmiş kanser hastalarında BionTech daha ön planda düşünülmelidir.

Ancak kişisel nedenlerle mRNA aşılarına karşı olanlar elbette 3. Doz Sinovac firmasının aşısını yaptırabilirler. İki doza dayalı rejimin ardından 3. doz Sinovac aşısını, antikor miktarını arttırdığını biliyoruz ancak elimizde BionTech aşısının elde ettiği sonuçlar gibi net bir bilgi yok.

BionTech Bir Gen Tedavisi mi?

Birçok aşı çekincesi olan kişi BionTech ve Moderna gibi mRNA temelli aşıların vücuda verildiğinde genlerimizin değişeceğine, bunun bir gen tedavisi olduğuna inanmaktadır. İlginç olan bu aşılar vücuda aslında virüsün tamamını değil sadece virüsün proteinin mRNA’sını verir. Savunma sistemimiz bu kodu görüp ona göre bağışıklık sağlar ve günün birinde virüsün kendisi ile karşılaşınca yeterli savunma silahlarına sahip olur. Verilen mRNA ‘da kısa süre içinde yok edilir. Ama asla aşıdaki mRNA bizim hücrelerimizin çekirdeklerine girmez ve DNA’mızı değiştiremez. Virüsün sadece bir parçası DNA değiştirebiliyorsa koronavirüsün tamamı vücuda girdiğinde bütün DNA’mızın değişmiş olması gerekirdi.

Aşıların kişilere zarar verdiği hatta kitle ölümüne yol açacağına inanan insanlar haklıysa ortaya şöyle bir garip tablo çıkıyor: BionTech ve Moderna aşısı olanlar Avrupa ve ABD’ de yaşayan insanlar, özellikle Afrika ve Asya bu aşıları kullanamıyor. Bu durumda bu aşılar Avrupa ve ABD halkını yok edip dünyada sadece geri kalmış yani aşıya ulaşamamış insanları hayatta bırakan bir komplo gibi oluyor.

Sizce, ne yediğimiz, nerede olduğumuz, tüm alışkanlıklarımızı toplayıp servis eden ‘’akıllı telefonlar’’ varken genlerimizi değiştirmeye, beynimize çip takmaya uğraşır mı kapitalizm?

Sosyal Medyada Artan Aşı Tedirginliği Kanser Hastalarını Korkutuyor

Covid-19 aşıları hakkında gün geçmiyor ki yeni bir haber çıkmasın. Sosyal medyada her gün aşı sonrası hayatını kaybeden, felç kalan insanlardan bahsediliyor. Üzücü olan doktor kimliği taşıyan bir kişinin ’Aşılardan on binlerce kişi öldü’ demesi ve aşı konusunda çekinceleri olan insanların bunu gerçek zannetmesi oldu ve bu haberler gerek kanser hastalarına gerekse halkta aşı konusunda ciddi korkulara yol açtı. Oysa aşı çekincesi olanlardan gizlenen bir şey var; aşı ile ilgili tüm bu bilgiler European Medicines Agency tarafından yürütülen ‘’Eudra Vigilance Database’’ ve ABD de VAERS kuruluşu tarafından yayınlanıyor. İkisinin de ortak özelliği bir ilaca bağlı tüm ölümlerin listesi yer alıyor. Yani Covid-19 aşısı olduktan sonra hastane çıkışında kişi herhangi bir nedenle hayatına kaybetse bu aşı bağlantılı ölüm olarak bildiriliyor. Yaşlı bir kişi aşıdan sonra kalp krizi geçirse bu istenmeyen olay olarak bu kurumlarca kayda alınıyor. Yani bu iki kurum ölümün ve yan etkinin gerçekten aşıya bağlı olup olmadığını bildirmiyor, sadece aşı olanlarda tüm nedenlere bağlı ölümleri açıklıyor.

4 Aralık 2020’den 2 Ağustos 2021’e kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde 346 milyondan fazla doz COVID-19 aşısı uygulandı. Bu süre zarfında VAERS, COVID-19 alan kişiler arasında 6.490 ölüm (%0.0019) raporu aldı. Bu kişiler üzerinde yapılan incelemelerde COVID-19 aşılarıyla nedensel bir bağlantı kurmamıştır. Sadece son raporlar, J&J COVID-19 Aşısı ile ölümlere neden olan nadir ve ciddi bir advers olay olan düşük trombosit ile seyreden pıhtılaşma bozukluğu (TTS) arasında nedensel ilişki olduğunu göstermektedir.

Peki, Aşılar Yararlı mı?

Öncelikle belirtmek gerekir ki iki doz BionTech aşısı hastaneye yatma oranını %96 azaltıyor bu elbette büyük bir oran. Yeni çıkan delta varyantına karşı da %79 etkili. Özellikle kanser hastalarında Covid-19’un daha ciddi seyrettiği düşünülürse aşının önemi daha da ön plana çıkıyor.

Aşılar Kanser Hastaları İçin Risk Taşıyor mu?

Radyoterapi ve kemoterapi uygulanan hastalarda savunma sistemi az da olsa etkilendiği için genel olarak Covid-19 aşılarının tedavi öncesi ya da sonrası yapılmasını öneriyoruz. Meme kanseri nedeni ile ameliyat olmuş kişilerin dikkat etmesi gereken nokta 2. Doz BionTech aşısı sonrası koltukaltı ve boyun bölgesinde %16 oranında lenf düğümlerinde büyüme görülebilir. O nedenle karşı kola aşı uygulaması daha doğru olacaktır. Ayrıca aşı sonrası büyüyen lenf nodları mamografi veya tomografi gibi incelemelerde yanlış metastaz teşhislerine yol açabilir. Bu nedenle acil durumlar hariç kanser hastalarının aşının 2. Dozundan 4-6 hafta sonra görüntüleme tetkikleri yaptırmaları uygun olacaktır. Görüldüğü gibi yan etkiler 2 günde geçen ve hayatı riske etmeyen hafif belirtiler. Özellikle kanser hastalarında yan etkilerin daha farklı seyretmediği biliniyor.

Bu nedenle kanser hastalarının Covid-19’a karşı aşı olmalarını öneriyoruz. Böylece zaten zor bir hastalıkla mücadele ederken Covid-19’a bağlı yoğun bakım ve ölüm riskini çok azaltmak mümkün. Ayrıca Covid geçirenlerde görülen uzun ve kalıcı kalp akciğer ve böbrek hasarlarından kurtulma şansını kaçırmamak için aşı şart.

Vitamin ilaçlarının kansere karşı bir etkisi var mı?

Vitamin ilaçlarının kansere karşı bir etkisi var mı?

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tayfun Hancılar, sık kullanılan vitamin ilaçları hakkında bilgilendirdi.

Doğal olmayan yollarla alınan yüksek doz vitaminler zararlı!

Amerika ve İngiltere’de yüzde 50 oranında insanın, vitamin ve doğal olduğu iddia edilen preparatları kullandığı düşünülürse; bu pazarın ekonomik büyüklüğü ve neden bu tür ilaç ve karışımların bu kadar çok olduğu anlaşılabilir. Vitaminler aslında hücrelerimiz için vazgeçilmez elementlerdir. Yokluğu, ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Ancak son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalarda doğal olmayan yollarla alınan yüksek doz vitaminlerin, ne kadar zararlı olabileceği ortaya çıkmıştır. Uluslararası büyük bir araştırma olan SELECT çalışmasında; yüksek doz Vitamin E ve Selenyumun prostat kanserini önlemediği, hatta E vitamini yüksek doz kullanımının prostat kanseri riskini bir miktar arttırdığı ortaya çıkmıştır. A vitamininin akciğer kanserinde önleyici özelliği araştırılırken, 29 bin sigara içicisi riskli kişiye yüksek doz beta karoten verilmiş ancak bu kişilerde akciğer kanseri görülme oranı yüzde 18 artmıştır.   Akciğer kanserine yakalanmış kişilere, yüksek doz beta karoten verildiğinde bu kişilerde maalesef ölüm oranları artmıştır.

“Doktor önerisi olmadan vitamin kullanmayın”

Geçtiğimiz gün açıklanan bir Cochrane analizinde, yüksek doz C vitamininin; sigara içen kişilerde akciğer kanserine karşı koruyucu özelliği olmadığı, hatta kadınlarda bir miktar akciğer kanseri görülme sıklığını arttırdığı öne sürülmüştür. Aynı çalışmada yüksek doz E vitamininin, akciğer kanserine karşı koruyucu olmadığı ve kullanan kişilerde beyinde kanama riskini arttırdığı gözlenmiştir. Tüm veriler göz önünde tutulursa, yiyeceklerden vitamin emilimini bozan bir hastalığınız yoksa (Çölyak hastalığı, Crohn hastalığı, kistik fibroz, siroz, kanser gibi) ek vitamin almak, yararları bir yana ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle; doktor önerisi olmadan vitamin ilaçları kullanmayın. Evet, yapay vitaminleri önermiyoruz ama unutmamak gerekir ki; vitaminler vücudumuz için hayati öneme sahiptir. Düzenli ve dengeli olarak almak gerekir. O halde; kısaca hangi vitamin ne işe yarar ve doğal olarak nasıl elde edilir?

A vitamini

A vitamini eksikliği; gece körlüğü, saçta dökülme, çocuklarda gelişme geriliği, cilt, saç ve tırnak sağlığında bozulmalar, enfeksiyona eğilim yapar. A vitamini ihtiyacı yetişkin erkek için 10 mg, kadın için 8 mg’dır. Günde bir havuç tüketirseniz, bu ihtiyacın yaklaşık 2/3 ünü alabilirsiniz. A vitamini, karaciğerde depolandığı için fazlası zararlıdır. Örneğin; her gün bir bardak havuç suyu içen kişilerin ten renginde değişiklikler görülebilir. Bu nedenle haftada en fazla; 3 bardak havuç suyu içmek veya günde 1 adet havuç yemek yararlı olacaktır. Ayrıca somon, balkabağı, kavun, karalahana da yüksek miktarda A vitamini vardır.

C Vitamini: Yüksek doz C vitamini kanseri tedavi eder mi?

C vitamini eksikliğinde; yorgunluk, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, diş etlerinde kanama, dişlerde anormallikler ve enfeksiyonlara yatkınlık görülebilir. Fazla alındığı takdirde, idrarla atılır. İhtiyaçtan çok fazla alımlarda; böbreklerde taş oluşumuna, ishal ve alerjik deri belirtilerine neden olabilir. Erişkin bir kişinin günlük C vitamini ihtiyacı 80-90 mg arasındadır. Enfeksiyonlarda ihtiyaç yüksek olduğu için 500-1000 mg almak gerekebilir. C vitamini vücutta depolanmadığı için alınacak miktarı, üçe bölmek daha doğru olur. Bir limonda 53 mg, portakalda 53 mg, kivi 92 mg, domates 13 mg, 100 gr çilek 58 mg, 100 gr kuşburnu 436 mg C vitamini içerir. Demek ki sağlıklı bir kişi; günde 2 portakal ve kuşburnu tüketerek yeterli C vitaminini almış olur. Bunların dışında; lahana, patates ile ıspanak, marul, yeşil biber gibi yeşil yapraklı sebzeler zengin C vitamini kaynaklarıdır. Son yıllarda yüksek doz C vitamininin kanseri tedavi ettiği iddia edilmektedir. Ancak bu konuda yapılmış ve olumlu sonuç vermiş bir çalışma yoktur. Yapılan araştırmalar, güvenilir kriterlere sahip olmadıkları için olumlu ya da olumsuz kesin bir yargıya varmak zordur.

D vitamini

Son dönemde, en popüler vitamindir. D vitamininin; temel kaynağı güneştir ve ultraviyole B ışınlarının ciltte oluşturduğu bazı metabolik süreçlerin sonunda üretilmektedir. Balık, balık yağı ve yumurta sarısı her ne kadar D vitamini içerse de, güneş ışınları mutlaka gereklidir. Güneşli günlerde kol bacak ve yüzü açıkta bırakarak, yaklaşık 20 dakika (esmer kişilerde 30 dakika) güneşlenmek D vitamini sentezi için çok önemlidir. Ancak güneş kremleri ya da cam arkasında güneşlenmek D vitamini sentezini engeller bu nedenle; açık havada ve güneş kremi kullanmadan güneşlenmek gereklidir. D vitamini eksikliği kemik hastalıklarına yol açtığından, kas ve kemik ağrısı yaşanabilir. Bebeklerde ve çocuklarda büyümenin gecikmesine, kas güçsüzlüğüne ve iskelet deformitelerine neden olan raşitizmlere yol açabilir. D vitamini eksikliğinde bağışıklık sistemi doğru çalışamaz ve hastalıklarla mücadelede yetersiz kalabilir. Obeziteye zemin hazırlar. Uyku bozuklukları yaşanabilir. Alzheimer hastalığı riskini arttırır. Ülseratif kolit, Crohn, Multipl Skleroz (MS) gibi bağışıklık sisteminin neden olduğu hastalıklarda; düşük D vitaminine rastlanmaktadır. Bazı çalışmalar yüksek D vitamini seviyesi olan bireylerde kolorektal tümörlerin yüzde 30 oranında daha az görüldüğünü saptamış olsa da sonuçlar henüz tam anlamıyla kabul görmemiştir.

D vitamini kansere karşı etkili mi?

Meme kanserine yakalanmış ve D vitamini değeri yüksek olan kadınların, bu değeri daha düşük olanlara göre, yaşam süreleri daha uzundur. Meme kanserine yakalanmış kişilerin; D vitamini seviyesinin 50 mg/ml ve üzerine çıkarılması, tedaviyi olumlu yönde etkilemektedir. SUNSHINE çalışmasında ise; yüksek doz D vitamini desteğinin, 139 kemoterapi alan kolorektal (kalın bağırsak) kanserli hastalarda hastalığın kontrolünü artırdığı gösterilmiştir. D vitaminin diğer kanser türleriyle ilişkisi üzerine yapılan çalışmalarda ise, yararına ilişkin net kanıtlar sağlanamamıştır. Yeni Zelanda’da 5 bin 110 kişinin dahil olduğu çalışmada; 4 yıla kadar yüksek dozlarda oral (ağızdan) D vitamini alan kişilerde, ne kanser riskinde ne de kalp damar hastalığı riskinde azalma gözlenmedi. D vitamini ve kanser ilişkisine dair bugüne kadar yapılan en kapsamlı gözlemsel çalışmada; D vitamininin, sigara kullanmayanlarda dahi, akciğer kanserinden korunmada etkili olmadığı tespit edilmiştir. Yeni açıklanan VITAL araştırmasında, 25 bin 871 sağlıklı kişiye; koruyucu amaçlı vitamin D3 (2000 IU) ve omega-3 verilmiş ancak ne kansere, ne de kalp hastalıklarına karşı koruyucu bir etki saptanmamıştır. Yani kolon ve meme kanseri olan kişiler için D vitamini kullanımı uygun olabilir ama koruyucu olma özelliği şu an için tartışmalıdır.

E vitamini

E vitamini eksikliği kalp ve diğer kaslarda yorgunluğa, karaciğer hastalıklarına, kırmızı kan hücrelerinin kolayca parçalanmasına neden olmaktadır. E vitamini hücre hasarlarını önler, antioksidan özelliği sayesinde serbest radikallerin hücrelere zarar vermesini engeller, kanserin ve kardiyovasküler hastalıkların önlenmesine yardımcı olur. Cildi yaşlanmaya karşı korur, cildin nem dengesinin korunmasına, yara ve yanık izlerinin hızlı bir şekilde iyileşmesine, kırışıklıkların ve diğer cilt sorunlarının önlenmesine katkı sağlar. Saç ve tırnak sağlığını geliştirir. Cinsiyet hormonlarının düzenlenmesinde çok etkindir. Eksikliği kısırlığa yol açabilir. Ancak birçok besinde E vitamini olduğu için eksikliği çok ender görülür. Günlük ihtiyaç yetişkin erkeklerde 10 mg, kadınlarda 8 mg ve çocuklarda 3-10 mg arasında değişmektedir. Bitkisel yağlar, tahıl taneleri, yağlı tohumlar, soya, yeşil yapraklı sebzeler, baklagillerdir. Zeytinyağı, fındık yağı gibi bitkisel yağlarda, fındık, badem, ceviz, kereviz, lahana, brokoli, balkabağı gibi sebze ve yeşillikler, hamsi, somon, uskumru, sardalya ve ton balığı gibi balık türleri, Avokado, muz ve kivi gibi meyveler ve yumurtada bulunur.

B12 vitamini

B12 yetersizliğinde; sinir sisteminde bozukluklar, pernisiyöz anemi oluşur. Kol ve bacaklarda uyuşma, duyu azalması ve kasılmalar en belirgin eksiklik belirtileridir. Dikkat edilmesi gereken nokta B12 sadece hayvansal gıdalarda bulunur. Et, balık, süt, yumurta, peynir gibi… Kırmızı et, deniz ürünleri ve yumurtada yüksek miktarda bulunur.

B6 vitamini

B6 vitamin eksikliğinde; sinir sistemi bozuklukları, dilde ve deride yaralar, hipokromik anemi denilen kansızlık, çocukluk çağında sık görülen eksikliklerdir. Özellikle; anne sütü ile beslenmeyip, hazır mama ile büyütülen çocuklarda; B6 eksikliği sık görülmektedir. Et, sakatat, baklagillerde, muz, avokado, patates, bezelyede yüksek oranda B6 vitamini bulunur.

B17 vitamini (amygdalin) kanseri tedavi eder mi?

B17 aslında, bir vitamin olarak değerlendirilmemelidir. Diğer vitaminler gibi vücutta eksikliği, bir hastalığa yol açmaz. Uzun süre B17 vitamininin, vücutta hidrojen siyanür oluşturarak kanseri tedavi ettiğine inanıldı. Kayısı çekirdeğinde B17 vitamini bol olduğu için kanser hastaları tarafından tüketildi. Özellikle amygdalin, yarı sentetik formu Laetril kanser tedavisinde denendi. Ancak yapılan araştırmalarda B17 vitamininin, kanseri tedavi ettiğini gösteren bir sonuca ulaşılamadı. Özellikle acıbadem ve kayısı çekirdeği; yüksek miktarda, günde 40-60 adet (çocuklarda 6-10 adet) tüketilirse siyanür zehirlenmesi sonucunda ölüme yol açabilir. Güvenli kullanımı konusunda bilgi olmadığı için, acıbadem ve kayısı çekirdeği kullanımı önerilmez. Ancak meyvelerden alınan, B17 güvenlidir. Elma, kiraz, şeftali, armut, erik çekirdekleri, kabak çekirdeği, keten tohumunda bulunur. Böğürtlen, yaban mersin, kiraz, kızılcık gibi orman meyveleri,  acıbadem, tere, pancar, bambu yaprağında da bol miktarda B17 vitamini bulunur. B17 vitamininin fazla ve bilinçsizce kullanılması; siyanür zehirlenmesi belirtilerine benzer; ateş, kusma, baş ağrısı, baş dönmesi, karaciğer hasarı,  kan basıncında bir düşüş, denge ve zorluk yürüme, koma ve en sonunda ölüme yol açabilir. Laetril ilaç olarak, birçok ülkede ölüm tehlikesi nedeni ile yasaklanmıştır.

Peki ne yapmalıyız?

Vitamin ve bazı doğal olduğu iddia edilen takviye edici hiçbir ilacın, kanser ya da diğer hastalıklar üzerinde koruyucu etkisi net olarak gösterilememiştir. Her yıl bir vitamin popüler hale getirilmekte, ciddi sayıda kişiye önerilmekte ve daha sonra ya etkisiz olduğu ya da fazla kullanımı zararlı olarak açıklanmaktadır. Önerimiz; haftanın 3 günü birer saat düzenli tempolu yürüyün, olanağınız varsa bol bol yüzün, sigara ve alkolden uzak durun, haftada 2 kez kırmızı et ya da deniz ürünleri, tam buğday ya da çavdar ekmeği, haftada en az 3 kez yumurta ve bakliyat tüketin, günde 2-3 kez bir porsiyon meyve yemeye çalışın. Esmer bulgur ya da siyah pirinç tüketin beyaz un ve şeker kullanmayın, çay veya kahvenizi şekersiz için. Elbette yazıldığı kadar kolay değil ancak; bu şekilde düzenlenmiş bir yaşam tarzı ile kalp krizi ve kanser riskinizi en az yüzde 50 oranında düşürebilirsiniz. Yapay vitamin ve destek ürünlerinden uzak durun, doktorunuz tıbbi olarak gerekli bulmadıkça ve sizi bu gerekliliğe ikna etmedikçe kullanmayın…