Yazılar

Ciddi solunum yolu hastalıklarına yol açabilir!

Ciddi solunum yolu hastalıklarına yol açabilir!

 Özellikle yemeklerden sonra “Göğsüm yanıyor”, “Ağzıma acı su geliyor”, “Boğazımda gıcıklanma oluyor” diyorsanız, bu yakınmalarınızın nedeni reflü olabilir. Zira ülkemizde her 5 kişiden 1’inde görülen reflünün başlıca belirtileri mide yanması, göğüs ağrısı, yutma zorluğu ve geğirme olarak sıralanıyor. Tedavi edilmezse reflünün ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çeken Acıbadem Altunizade Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Gürhan Şişman “Genellikle yaşam tarzı değişikliği ve ilaçla tedaviye başlıyoruz. Ancak bazı hastalarda cerrahi tedavi gerekebiliyor. Son zamanlarda tıp dünyasında giderek yaygınlaşan ameliyatsız endoskopik reflü tedavisinde başarı oranı yüzde 85 gibi oldukça yüksek bir rakamı buluyor” diyor.

Hatalı yeme alışkanlıkları reflüye yol açıyor

Mide içeriğinin yemek borusuna geri akması anlamına gelen reflü, genellikle mide yanması, göğüs ağrısı, yutma zorluğu ve bazen geğirme gibi semptomlarla kendini gösteriyor. Uzun süreli reflü yemek borusunda tahriş ve hasara hatta zamanla ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10 ila 15’inde reflü belirtileri görülürken Türkiye’de bu oran yüzde 20’lere çıkıyor. Üstelik beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler, obezite ve stresin artması gibi faktörler nedeniyle bu oranın daha da yükselme eğiliminde olduğu biliniyor. Uzun vadede yemek borusunda neden olacağı kronik tahriş ve hasar sonucunda yemek borusunda darlık ve dolayısıyla gelişen yutma bozuklukları, ülser, kanamalar hatta Barret’s özofagus olarak adlandırılan ve kansere zemin hazırlayan hücresel değişiklikler bile gözlemlenebildiği için reflü ciddi bir hastalık olarak kabul ediliyor. Reflüye sebep olan faktörler arasında ise hatalı yeme alışkanlıkları (gece geç yeme, yedikten sonra hemen uzanma, tıkınırcasına beslenme), bazı asitli ve yağlı yiyeceklerin tüketimi, obezite, hamilelik, sigara kullanımı, alkol tüketimi, stres ve ağrı kesici kullanımı, kan sulandırıcı veya romatolojik ilaçlar yer alıyor.

Prof. Dr. Gürhan Şişman

Prof. Dr. Gürhan Şişman

Boğazınızda gıcıklanma varsa, dikkat!

Reflünün belirtileri arasında mide yanması, göğüs ağrısı, yutma güçlüğü, geğirme ve öksürük bulunuyor. Hastalar genellikle “Göğsüm yanıyor”, “Ağzıma acı su geliyor”, “Yemek yedikten sonra rahatsızlık hissediyorum”, “Boğazımda gıcıklanma oluyor” gibi ifadelerle şikayetlerle dile getiriyor. Ancak reflünün oluşturduğu yakınmalar bunlarla sınırlı kalmıyor; sıklıkla diğer vücut sistemleri de reflüden kronik olarak etkileniyor. Kimi hastalarda akciğere asitli mide sıvısı kaçmasına bağlı olarak gelişen zatürre, astım, farenjit, larenjit gibi solunum yolu hastalıkları, ses kısıklığı, diş çürükleri, ağız kokusu, horlama ve uykusuzluk gibi sorunlar da öne çıkıyor.

İlk basamak tedavisi yeterli gelmezse…

Reflü tedavisi genellikle yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlar ile başlasa da bu tedavilerin yeterli olmadığı hastalarda, ileri terapötik endoskopik müdahale tercih edilebiliyor. Cerrahi müdahale gerekliliğinin her hastada farklı olduğunun altını çizen Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Gürhan Şişman, “Cerrahi seçenek, diğer tedavilere yanıt vermeyen veya uygun olmayan hastalarda dikkate alınmalıdır. Ayrıca mide içeriğinin yemek borusuna geri akmasını önlemek için endoskopik olarak uygulanan çeşitli tedavi yöntemleri arasında son zamanlarda ameliyatsız endoskopik tedavi de diyebileceğimiz Anti Reflü Mukozal Ablasyon (ARMA) yöntemi öne çıkıyor. Mide fıtığı olmayan, ancak mide ile yemek borusu arasındaki kapağın gevşekliği olan, uzun süreli mide asidi baskılayıcı ilaç kullanan hastalara sıklıkla anti reflü endoskopik tedavi yöntemleri uygulanmaktadır” diyor.

Ameliyatsız yöntem 20-30 dakika sürüyor!

ARMA yönteminde endoskopik olarak, mide ile yemek borusu arasındaki kapağın elektriksel akım üreten bıçaklar veya argon gazı kullanılarak yakılması işlemi sağlanıyor. Bu işlem sonucunda yapay olarak oluşturulan ülser ve yaralar iyileşirken, bu bölgede skar adı verilen sert ve sıkı bir doku oluşarak gevşeklik nedeniyle fonksiyonunu yitiren kapağın yeniden sıkılaşmasına imkan tanıyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Gürhan Şişman, “Yaklaşık 20-30 dakika süren bu işlem sonrasında hastalar, herhangi bir kesi veya ameliyat izi olmadan aynı gün hastaneden taburcu olabiliyor. Günlük yaşamlarına ise takip edecekleri kısa süreli bir diyet sonrası devam edebiliyorlar” diyor.

Yöntemin başarı oranı yüzde 85

ARMA yönteminin her hastaya uygulanabileceğini, ancak reflünün altta yatan başka bir nedeni olmadığının ispatlanmış olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Gürhan Şişman şunları söylüyor: “Yöntemin etkili olabilmesi için öncelikle varsa helikobakter pilori, altta yatan bir malignite gibi durumların ortadan kalkması gerekir. ARMA yönteminde başarı oranı yüzde 85 gibi oldukça yüksek oranda seyretmektedir, hastaların çoğu bu yöntemle tedavi edilebilir. ARMA işleminden bir ay sonra yapılan endoskopi ile kapakçık değerlendirilir. Yeterince kapanma görülmeyen seyrek hasta grubunda ikinci bir seansa gerek duyulabilir” PPI tedavisine tam yanıt alamayan veya uzun süreli ilaç kullanmak istemeyen, atipik semptomları olan hastalar ile cerrahi tedaviye uygun olmayan hastalarda da bu yönteme başvuruluyor. Yöntemin sağladığı avantajlar arasında daha az invaziv olması, cerrahiye kıyasla daha kısa iyileşme süresi, operasyon sonrasında daha az ağrı ve daha düşük komplikasyon oranı bulunuyor. Ayrıca, hastaların semptomlarında yüzde 80-85 oranında iyileşme ve ilaç kullanımında azalma gözlemleniyor.

Reflünün tedavisi için sağlıklı yaşam şart

Reflünün tedavisi için sağlıklı yaşam şart

Çeşitli bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu sonuca göre insanların yaklaşık yüzde 7’si her gün yemek borusunda yanma hissinden şikâyet ediyor. Yanma hissini gece saatlerinde yaşayanların oranının yüzde 36 olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Tütün ürünleri kullanma, yağ bakımından zengin ve aşırı beslenme, kiloyu kontrol etmek için önlem almama gibi ihmaller kişilerin gastroözofageal reflü hastalığına yakalanma riskini arttırıyor” açıklamasında bulundu.

Reflünün belirtileri arasında ağza acı-ekşi mide sıvısının gelmesi, göğüste yanma hissi ve göğüs ağ­rısı gibi tipik belirtilerin olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Yemek borusunda darlıklar, erozyonlar ve ülserler gibi çeşitli değişikliklerin eklenmesiyle birlikte, ‘klasik gastroözofageal reflü hastalığı’ tanısı konmuş oluyor” dedi.

Prof. Dr. Melih Özel

Prof. Dr. Melih Özel

Fazla ilaç kullanımı, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik reflü sebebi

Gastroözofageal reflü hastalığının oluşumunda tek bir etkenin olmadığının altını çizen Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Reflüyü etkileyen nedenler kişiden kişiye değişebiliyor ancak yemek borusunun alt kısmında, yemek borusu ile mide arasındaki karmaşık anatomik yapının işlevsel olarak bozulması hastalığa sebep olan en önemli nedenlerin başında yer alıyor. İleri yaş ve ileri yaşa bağlı olarak artan ilaç kullanımı, obezite, mide fıtıkları, sigara, kötü beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı gibi risk faktörleri sindirim sistemiyle ilgili veya romatolojik ve endokrinolojik kökenli bazı sorunlar reflünün temel sebepleri arasında yer alıyor” şeklinde konuştu.

Hastalığın tedavisi sağlıklı bir yaşam tarzında saklı

Hastalığın tıbbi, endoskopik ve cerrahi tedavi seçenekleri bulunsa da tedavinin en önemli kısmının yaşam tarzını değiştirmek olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Melih Özel, “Tütün ürünleri kullanımı, yağdan zengin ve aşırı beslenme aynı zamanda kilo kontrolü için bir çaba sarf etmeme gibi ihmaller gastroözofageal reflü hastalığına yakalanma riskini arttırabiliyor. Sağlıklı ve dikkatli bir yaşam tarzının gözden geçirilmesi reflü ataklarının sıklığını, şiddetini ve sonuçlarını önemli ölçüde etkileyebilir” dedi.

Henüz doktora başvurmayan veya tanı alan hastaların neleri yapması ve neleri yapmaması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Melih Özel, hastalara rahat bir nefes sağlayacak 13 tavsiyede bulundu.

Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi

  •  Beslenme içeriğinizdeki yağ miktarını azaltın.
  • “Şu yiyecek ya da bu içecek reflüye iyi gelir” diye bir şey yok. Tedavinizi değiştirmeye ya da kes­meye neden olacak bir gıda-içecek seçeneği olmadığını aklınızdan çıkarmayın.
  • Korse, sıkı kemer ve dar kıyafetler yerine vücudu sıkmayan ve sarmayan giysiler tercih edin.
  • Unutmayın, gıdaların reflü belirtileri üzerine etkileri tamamen kişi­sel, bu yüzden genelleme yapmamakta yarar var. Hangi gıdalarla sorun yaşadığınızı not edin ve bu gıdaları beslenme düzeninizin dışında tutun. Diğer yandan etkisini bilmediğiniz gıdaları baştan liste dışı bırakmak yerine, küçük miktarlarda deneyerek karar verin.
  • “Reflüm var” diye yemeden, içmeden kesilmeyin.
  • Dışarıda yemek yerken, tatilde, seyahatte, nerede olursanız olun diye­tinizin kontrolünü elden bırakmayın.
  • Yiyecek ve içeceklerin üzerinizdeki etkilerini gözlemleyin. Size dokunduğunu bildikleriniz varsa, bunla­rı dikkatle tüketmeye özen gösterin.
  • Baharatlar reflü hastalığında önemli bir rol oynuyor. Acı yemek güzeldir ama gece kâbusunuz olabilir.
  • Ki­lonuzu iyi kontrol edin ve çok sert, sıkı diyetlerden uzak durun.
  • Yemek yedikten hemen sonra yatmayın, uyku zamanınıza kadar hafif hareketlerle sindirim sisteminizi rahatlatın.
  • Sağlıklı beslenmeye özen gösterin. Az yiyin, öğün atlamayın, ara öğünleri ihmal etmeyin. Unutmayın, sebzeler gaz yapabilir ama genellikle reflünüzü arttırmaz.
  • Hazırladığınız yemeklerde kullandığınız gıda bileşenlerini birer birer ekleyip çıkartarak etkilerini gözlemleyin ve not edin. Bu sayede belli bir zaman sonra hangi yemekte hangi malzemeyi kullanmazsanız daha rahat edeceğinizi anlayacağınız bir veri tabanına sahip olursunuz.
  • Şeker ve tatlı sizi üzebilir. Çikolata, nane ve tarçına dikkat edin.
  • Domates suyu, greyfurt suyu, gazlı içecekler ve kafein içeren içeceklerden uzak durun.

Fazla kilo reflüyü tetikliyor

Fazla kilo reflüyü tetikliyor

Hareketsiz yaşam tarzı, hazır ve işlenmiş gıdaların ağırlıkta olduğu beslenme alışkanlıkları, obezitenin ülkemizde ve dünyada giderek artması reflü hastalığının görülme oranını artırıyor.

Reflü yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor ve kişinin günlük yaşamını kısıtlayabiliyor. Reflüye sebep olan faktörler ortadan kaldırılarak reflü tedavi edilebiliyor.  Memorial Şişli Hastanesi Gastroentereoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Yaşar Çolak reflü hastalığında neler yapılmalı ve nasıl tedavi edilmeli soruları hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Yaşar Çolak

Prof. Dr. Yaşar Çolak

Reflü çok sık rastlanılan bir hastalık

Reflü hastalığı genellikle göğüste yanma, ağza acı su gelmesi, yediklerinin geri gelmesi, gece uykudan uyandıran öksürükler gibi şikayetlere yol açmakta ve kişinin yaşam kalitesini oldukça etkilemektedir. Günlük yaşamı oldukça kısıtlayabilen bu durumlar sonucu hasta birçok kez doktora başvurmak veya ilaç kullanmak zorunda kalabilmektedir. Günümüzde neredeyse %35 yani her 3 kişinin birinde reflü hastalığı mevcuttur. Reflü hastalığının tanısı hasta hikayesi ve endoskopik incelemeler sonucu konmaktadır. Tanıda yemek borusuna ne kadar asit kaçtığının ölçüldüğü PH metreden de yararlanılmaktadır. Tedaviler bu tanıların sonuçlarına göre planlanır.

Reflüde öncelik hastayı doğal yollarla tedavi etmek

Reflü hastalığında öncelik hastayı doğal yollarla, herhangi bir ilaç tedavisi ve mümkünse hiçbir girişimsel müdahalede bulunmadan tedavi edebilmektedir. Bu amaçla hastaya

yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarında değişiklikler yapması ve varsa fazla kilolarından kurtulması yönünde öneriler verilmektedir. Bu değişiklikler fayda etmediğinde ise

ilaç tedavileri gündeme gelmektedir. Genellikle burada kullanılan ilaçlar mide asidini azaltıcı diğer bir ifadeyle mide koruyucu diye tabir edilen ilaçlardır. Ancak bu ilaçlar belirli süreler zarfında kullanılmalıdır. Çok uzun vadede kullanılan mide koruyucu ilaçların birtakım yan etki potansiyelleri bulunmaktadır. Uzun vadeli kullanımlar ilaç bağımlılığını da beraberinde getirebilmektedir. Sürekli kullanılan mide ilacı bırakılmaya çalışıldığında mide “rebound asit sekresyonu” denilen normalin 3-5 katı şiddetli asit salgılamaya başlar. Bu da hastanın aslında midesinde hiçbir şikayeti olmasa bile mide şikayetleri hissetmesine yol açmaktadır. Hasta 1-2 gün ilaç almayınca midesinin kötü olacağını düşünüp, tekrar ilaç kullanır ve bu kısır döngü aslında bir anlamda ilaç bağımlılığına yol açabilmektedir.

Tedavi nedeni bulmakla başlar

Midede soruna yol açan durumlar; gastrit, ülser, helikobakter pilori denilen mide bakterisi ya da mideyle yemek borusunu birleştiren kapakçıkta bir gevşeklik olabilmektedir. Altta yatan sebebin ortaya çıkarılması gerekmektedir. Eğer hastada helikobakter pilori bakterisi varsa antibiyotik tedavisi yapılır, alkol ve kahve tüketimi azaltılıp, fazla kilo varsa bu kilolar verilerek durum düzeltilebilmektedir. Ancak bazı hastalar sürekli ilaç kullanma ihtiyacı duyabilmektedir. Bu durumun da en sık sebebi yemek borusuyla mideyi birleştiren kapakçığın gevşek olmasıdır. Bu gevşekliği ilaçla düzeltmek maalesef çok da mümkün değildir. Son yıllarda girişimsel yöntemlerle endoskopik olarak, ameliyatsız bir şekilde düzeltilebilmektedir. ARMA (Antireflü Mukozal Ablasyon) yöntemi reflü hastalığında en sık yapılan tedavilerin başında gelir.

ARMA yöntemi ameliyatsız endoskopik bir işlem

ARMA, hastanın günlük şikayetlerini ortadan kaldıran hem de ilaç bağımlılığından kurtaran ameliyatsız, tamamen endoskopik bir yöntemdir. Argon plazma denilen cihazla yemek borusuyla mideyi birleştiren kapakçığa yüzeysel bir yakma işlemi uygulanmaktadır. Bu yüzeysel yanık alanı iyileşirken daralarak iyileşmektedir. Yaklaşık bir ay gibi bir zaman zarfı içinde kapakçık sıkılaşır ve tamamen normal hale gelir. Böylece asidin yukarı kaçması önlenmiş olur. Oldukça kolay uygulanan bir işlemdir. Tedavi başarısı da son yıllarda oldukça yüksektir. Dünyada 3-5 yıldır yapılan bu yeni yöntem ülkemizde de yaklaşık 2-3 yıldır uygulanmaktadır. Bu işlemlerin tam teşekküllü hastanelerde, uzman hekimler tarafından yapılması gerekmektedir.

Kızartmalar reflüyü tetikliyor!

Kızartmalar reflüyü tetikliyor!

Boğazınızda yanma, ses kısıklığı, öksürük veya sinüzit sorunlarından mı yakınıyorsunuz? Dikkat! Bu şikayetlerinizin nedeni gribal enfeksiyon değil, bahar mevsiminde görülme sıklığı artan ‘reflü’ hastalığı olabilir! Reflü, normal olarak mideden bağırsaklarımıza doğru gitmesi gereken asit, safra ve mukustan oluşan mide salgılarının yemek borusu veya ağıza kadar yer değiştirmesi olarak tanımlanıyor. Bu geriye doğru kaçışın esas nedeni alt yemek borusu kapakçığının gevşemiş yapıda olmasından kaynaklanıyor. Yapılan araştırmalara göre; ülkemizde reflünün görülme sıklığı yüzde 25’i buluyor. Bir başka deyişle ülkemizde her 4 kişiden biri reflü hastası! Bahar aylarında havaların ısınmasıyla birlikte yemek yeme alışkanlıklarımızdaki değişikliklerin reflü yakınmalarını tetikleyebildiğini belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Aygün, bu nedenle reflü şikayeti olan kişilerin bahar aylarında beslenme alışkanlıklarına çok daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor.

Prof. Dr. Cem Aygün

Baharda bu belirtilere dikkat!

Reflü kendini genellikle tipik belirtilerle kendini gösteriyor. Ağıza kadar gelen acı tat, yenilen besinlerin ağıza gelmesi, göğüs bölgesinde yanma ve ağrı ile midede ekşime, en yaygın görülen belirtilerini oluşturuyor. Yemek borusunda iltihaba yol açan reflüde ise gelişen ülser veya ödem sonrasında göğüs kemiği arkasında şiddetli ağrı, bazen de boğazda bir yumru hissi gelişebiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Aygün, bahar aylarında boğazda yanma, ses kısıklığı, öksürük ve sinüzit gibi sık görülen sorunların reflü kaynaklı olabileceğine dikkat çekiyor.

Kızartmalar ve yağlı yiyeceklerden kaçının

Reflü hastalığında yakınmalar mevsimsel dalgalanmalar gösteriyor. Bu durum değişen diyet tarzı ve farklı gıdaların tüketimiyle ilişkili olabiliyor. Prof. Dr. Cem Aygün, reflü hastalarının bahar aylarında dikkat etmeleri gereken beslenme kurallarını şöyle anlatıyor: “Bahar aylarında değişen gıda tüketimi, özellikle yağlı yiyecekler ve sebze türü kızartmalar mide asidinin artmasına neden oluyor. Artan mide asidi de reflüyü tetikleyebiliyor. Dolayısıyla bu dönemde margarin gibi trans yağlardan, kaymak, krema ile mayonez gibi yağlı ürünler ile yiyeceklerden uzak durmak büyük önem taşıyor. Ayrıca yine bahar aylarında daha fazla tüketilen çiğ sebze ve meyveler, asitli ve gazlı içecekler, buzlu meyve suları, soğuk içecekler ile dondurma, reflü için zararlı gıdalar arasında yer alıyor.”

 Prof. Dr. Cem Aygün

Tedaviyle yakınmalar son bulabiliyor!

Reflü kronik, yani uzun süren ve hastaların çoğunda aralıklarla tekrar eden bir hastalık. Reflü tedavisinde amaç, şikayetleri ortadan kaldırmak, yemek borusunda görülen iltihaplanmayı iyileştirmek ve kanama, darlık, ülser ile kanser gelişimi gibi komplikasyonları önlemek. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Aygün, doğru tedavilerin seçimiyle reflü hastalarının yakınmalarından kurtulabildiklerini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Medikal tedavilerde öncelikli olarak semptom ve komplikasyon oluşumunda suçlanan en önemli etken olan mide asidinin azaltılması hedefleniyor. Proton pompası blokajı yapan ilaçlar (PPİ),  aside bağlı ülserde etkin ve güvenli bir yöntem olarak sık kullanılıyor. İhtiyaç halinde midede bariyer oluşturan şuruplar, yemek borusu hareketini düzenleyen ilaçlar ve kapakçık basıncını artıran tedavilere başvuruluyor. Yaşam tarzı değişiklikleri de önemli bir hasta grubunda fayda sağlıyor. Tedaviye dirençli hastalarda endoskopik reflü prosedürleri uygulanabiliyor. Seçilmiş hastalarda cerrahi yöntemden de faydalanılıyor. Günümüzde cerrahi tedaviler içerisinde en sık laparoskopik fundoplikasyon yöntemine başvuruluyor”

Reflü şikayetlerine karşı 6 etkili öneri!

  • Mide hacminizi tam olarak doldurmaktan kaçının. Dolayısıyla yemeklerinizi iyi çiğneyerek, az miktarda ve sık sık tüketmeyi alışkanlık edinin.
  • Son yemeğinizi gece yatmadan en az üç saat önce bitirin. Zira yatmadan önce tüketilen yemekler mide basıncını arttırarak reflü yakınmalarını şiddetlendirebiliyor.
  • Boynunuzda bir rahatsızlık hissetmiyorsanız, yastığınızın mümkünse 10-15 cm yüksekliğinde olmasına dikkat edin.
  • Bel ve karın bölgenizi sıkmayan kıyafetleri tercih edin.
  • Gerekli olmadıkça ağrı kesici ilaçlar kullanmayın.
  • Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat edin; mide asidini artıran besinlerin tüketiminden kaçının.

Reflü tedavisinde endoskopik yeni yöntem

Reflü tedavisinde endoskopik yeni yöntem

Reflü günümüzde oldukça sık rastlanan bir hastalık. Öyle ki ülkemizde her 5 kişiden birinin bu hastalıkla mücadele ettiği belirtiliyor. Reflü; göğüste yanma, karında şişkinlik, yemeğin veya acı suyun ağıza gelmesi gibi sorunlar oluşturması nedeniyle iş, aile ve sosyal hayatımızı olumsuz etkilerken, genellikle geceleri başlayan öksürük atakları da bizi uykusuz bırakabiliyor! Bu şikayetleri yaşayan hastaların bir kısmında belirtiler ilaçlarla kontrol altına alınabilse de, yaklaşık yüzde 10-40‘ında ise semptomlar devam ettiği için cerrahi yönteme ihtiyaç duyulabiliyor. Ancak bazı hastalar tıbbi nedenlerle ameliyat olamıyor ya da olmak istemiyor. İşte bu hastalar için yeni endoskopik bir yöntem geliştirildi; bir nevi mide kapağını zımbalama işlemi olan, plikasyon!  Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Oğuz Önder ve Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Yıldız, ülkemizde yeni uygulanmaya başlanan bu yöntem hakkında bilgi verdiler.

Günümüzde reflü hastalığının tedavisinde; ilaç ve endoskopik veya cerrahi yöntemlere başvuruluyor. Ancak uzun süre kullanılması gerektiren ilaçlar altta yatan patolojiye çözüm sağlayamazken, ameliyat sonrasında da çeşitli komplikasyonlar oluşabiliyor. Her iki yöntemde yaşanan problemler nedeniyle ‘endoskopik’ yöntemler reflü hastalığının tedavisinde giderek daha fazla önem kazanıyor. Son yıllarda Avrupa ve Amerika’da uygulanan endoskopik yöntemlerden biri ise ilaç ve ameliyata gerek kalmadan reflü semptomlarını ortadan kaldıran ‘plikasyon’ yöntemi! Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Oğuz Önder, ülkemizde de uygulanmaya başlanan ‘plikasyon’ yönteminin ilaçları uzun süre kullanmak istemeyen, tıbbi nedenlerle ameliyat olamayan veya olmayı tercih etmeyen hastalarda tercih edildiğini belirterek, “Bu yöntemle ameliyata ihtiyaç duyulmadan reflü semptomlarından kurtulmak mümkün oluyor ve reflü ilacı kullanımı sona eriyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İlaç ve ameliyat tercih edilmiyorsa…

Reflü tedavisinde ilk aşamayı genellikle mide asidini baskılayan ilaçlar ve yaşam tarzında yapılacak olan düzenlemeler oluşturuyor. Ancak ilaç tedavisi hastaları rahatlatsa da, reflüye kesin çözüm sunamıyor. Bu nedenle reflü ilaçlarının fayda sağlamadığı durumlarda, yıllarca süren ilaç tedavisini tercih etmeyenlerde, reflüyle birlikte ilerlemiş mide fıtığı olanlarda cerrahi girişim gerekebiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Yıldız, günümüzde reflü ameliyatlarının başarı oranları ilaç tedavisine göre daha yüksek olsa da, bazı hastalarda kesi bölgelerinde yara oluşumu gibi çeşitli komplikasyonlar gelişebildiğini belirterek, “Dolayısıyla reflünün tedavisinde artık girişimsel işlem olan ‘endoskopik’ yöntemler daha fazla tercih ediliyor” diyor.

Mide kapağına ‘plikasyon’ yöntemi

Reflü; yemek borusunun mideyle buluştuğu bölümde yer alan ve mide sıvısının geri kaçmasını önleyen kapakta oluşan gevşeklik nedeniyle gelişiyor. Ülkemizde bir süredir uygulanan plikasyon yöntemi; mide suyunun yemek borusu ve ağıza kaçmasını engelleyen kapaktaki gevşekliğin ‘zımbalama’ olarak tabir edilen bir işlemle sıkılaştırılması esasına dayanıyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Oğuz Önder, ameliyathane ortamında, genel anestezi altında gerçekleştirilen ve ortalama 45 dakikada tamamlanan yöntemi şöyle anlatıyor: “Plikasyon endoskopik bir yöntemdir. Mideye gönderilen bir klavuz tel ile plikasyon cihazı mideye bırakılıyor. Ardından gastroskop ile yapılan manevralarla alt özafaus sfinkteri  ‘zımbalama’ işlemiyle sıkıştırılarak, besinlerin geri kaçma sorununa çözüm sunuyor. Bu yöntemin ardından hastanın ilaç kullanmasına gerek kalmıyor”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Aynı gün normal hayata dönüş!

Plikasyon yöntemi cerrahi bir işlem olmadığı için hastalar 6 saat gözlem altında kaldıktan sonra günlük hayatlarına dönebiliyor. Yine aynı nedenle işlem sonrasında yan etkiler oluşmuyor, sadece bazı hastalarda geçici göğüs ağrısı gelişebiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Yıldız, reflü hastalığının tekrar ettiği durumlarda bu yönteme yeniden başvurulabildiğini belirtiyor.

Bu yakınmalar varsa, dikkat!

Aşağıda yer alan belirtiler reflü habercisi olabiliyor.

  • Mide ekşimesi ve yanması
  • Göğüste yanma
  • Tüketilen yemeğin ağıza geri gelmesi
  • Ağıza acı – ekşi su gelmesi
  • Karında şişkinlik
  • Geğirme
  • Geceleri oluşan öksürük
  • Kronik farenjit
  • İştahsızlık

Geçmeyen öksürüğünüzün nedeni reflü olabilir!

Geçmeyen öksürüğünüzün nedeni reflü olabilir!
Yanlış beslenme alışkanlıkları ve sağlıksız yaşam tarzı nedeniyle yaşa bakmaksızın günümüzde hızla yaygınlaşan reflü her dört kişiden birinin ortak sorunu. Mide sıvısının yemek borusuna kaçmasıyla oluşan ve göğüs kemiği arkasında yanma ve ağıza acı su gelmesine yol açan hastalık; kronik öksürük, boğazda yanma, ses kısıklığı, yutma güçlüğü, ağız kokusu, göğüs ağrısı ve dişlerde tahrişe bile neden olabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı “Ses kısıklığı veya öksürük yakınması ile Kulak, Burun ve Boğaz uzmanına ya da göğüs ağrısı nedeniyle Kardiyoloji uzmanına başvuran hastada ana sorun reflü olabiliyor. Pandemide; sık ve daha fazla yemek, fast-food tarzı yiyecekler tüketmek, hareketsiz kalmak, kilo almak ve gece atıştırmalıklarına ağırlık vermek reflü hastalığının yaygınlaşmasına neden oldu. Reflü hastalığında yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelini oluşturuyor. Aksi taktirde tedaviden başarılı sonuç almak mümkün olmayabiliyor” diyor. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı reflüye karşı 10 etkili önerisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Suna Yapalı 

Reflüyü artıran yiyeceklerden uzak durun!
Kızartmalar, aç karnına ve aşırı kahve-çay içmek, asitli içecekler tüketmek, yemek borusunun altında koruyucu bir mekanizma olan kasın gevşemesine yol açıyor. Bu durum da yemek borusuna mide sıvısının geçişini kolaylaştırıyor. Bu nedenle portakal ve domates gibi asit içeriği yüksek besinleri kısıtlı tüketmeli, aşırı salçalı yemeklerden kaçınılmalıdır. Hazır ve katkı maddesi içeren paketli gıdalar, soslu yiyecekler, aşırı acı, tuzlu ve baharatlı gıdaların tüketiminden de uzak durulmalıdır.

Büyük porsiyonlardan kaçının
İhtiyacımızdan fazla büyük porsiyonların tüketilmesi karın içi basıncı artırarak reflüyü kolaylaştırır. Aynı öğünde çorba, ana yemek, salata, tatlı veya meyvenin birlikte tüketilmesi yerine porsiyonları küçülmek, meyve ya da tatlıyı ara öğünde tüketmek tercih edilebilir.

Yemeklerde fazla su içmeyin
Öğünlerde yemekle beraber su tüketilmesi yemek hacmini artırarak, reflü oluşumunu kolaylaştırır. Su tüketimi öğün arasına kaydırılmalıdır, ayrıca öğün aralarında içilen su yemek borusuna kaçan mide sıvısını temizleyerek reflüyü engelleyecektir. Yemek sonrası hazmı kolaylaştırmak için maden suyu tüketmek sanılanın aksine reflüyü artıracaktır.

Gece atıştırmalıklarından uzak durun
Geç saatlerde meyve, çerez ve çikolata gibi atıştırmalıkların tüketilmesi, uyku öncesi besinlerin hazmedilememesine yol açar ve reflü şikayetini artırır. Bu nedenle yatmadan önceki son üç saatte yemek yemekten ve atıştırmalıklardan kaçının.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yatağın baş kısmını yükseltin
Özellikle gece reflüsü olan kişiler uyurken yatağın başını en az 30 derecede yükselterek yatmalı ya da çok yüksek olmayan, başın gövdeden biraz daha yukarıda olmasını sağlayacak yastıkla yatmalıdır. Yatarken başın biraz yüksekte olması mide asidinin yemek borusuna ya da boğazınıza gelmesini engelleyecektir.

Kilo almayın
Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı “Obezite tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artan, bir pandemi halini alan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Toplumun 1/3’ü obez, 1/3’ü ise fazla kiloludur. Obezite ve bel çevresindeki artış ile karın içi basınç artar ve bu da reflü oluşumunu kolaylaştırır. İdeal vücut ağırlığına ulaşılması ile reflü kontrol altına alınabilir ve sürekli ilaç kullanımı önlenebilir” diyor.

Bedeni saran sıkı giysiler giymeyin
Kemer, korse gibi sıkı ve bedeni saran giysiler karın içi basıncını artırarak reflüye zemin hazırladığından sıkı kıyafetlerden kaçınılmalıdır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yemek sonrası hemen uzanmayın
Yemekten hemen sonra uzanmak reflüyü kolaylaştıran önemli bir tehlikedir. Yemekleri yedikten sonra en az 3 saat oturur veya dik pozisyonda kalmalı, hemen uzanılmamalıdır.

Sigara ve alkolden uzak durun
Sigara ve alkol yemek borusunun savunma mekanizmalarını bozar, ayrıca yemek borusunun altındaki kasın gevşemesine yol açarak reflüyü kolaylaştırır.

Düzenli ve doğru zamanda egzersiz yapın
Kilo kontrolünü sağlamanın en önemli yolu diyet ile beraber düzenli egzersiz yaparak kalori açığı oluşturmaktır. Yemekten hemen sonra yapılan egzersiz reflüyü kolaylaştırarak, egzersiz kalitesini de etkileyecektir. Haftada 3-5 kere en az 30 dakika yürüyüş faydalı olacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dikkat! Endoskopik inceleme gerekebilir!
Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı, “Reflü hastalığının yönetiminde yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelini oluşturur. Özellikle 45 yaş üzerinde reflü yakınması olan kişilerde, reflüye eşlik eden kansızlık, yutma zorluğu, bulantı, kusma, kilo kaybı ve iştahsızlık sorunu yaşayanlarda, ilaç tedavisi ile kontrol altına alınamayan reflü yakınması olanlarda mutlaka endoskopik inceme yapılmalıdır” diyor.

Reflüyü önlemenin yolları

Reflüyü önlemenin yolları

Son yıllarda tüm dünya ülkelerinde görülme sıklığı hızla artan reflü, ülkemizde de her 4 kişiden birinin kabusu! Özellikle bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden pandemi sürecinde hareketsizlik ve beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklerin reflüde artışı tetiklediğini belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, “Pandemide aşırı yeme, geç saatlere kadar yemek yeme, karbonhidrattan zengin ve fast-food beslenme, hareketsizlik, kilo alımı ve stres nedeniyle reflü şikayetleri belirgin şekilde arttı” diyor. Mide asidinin yemek borusuna doğru geri kaçarak yemek borusunda yanma, ağıza acı-ekşi su gelmesi gibi şikayetlere yol açan reflünün yaşam kalitesini önemli ölçüde bozduğunu belirten Prof. Dr. Oya Yönal, hastalığın tedavi edilmediği taktirde kansere yol açabildiği uyarısında bulunuyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, pandemide reflüye karşı 10 etkili kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yağlı gıdalardan uzak durun

Kızartmalar, fast-food, susamlı yiyecekler ve margarinden kaçının. Yağlı yiyeceklerin midede kalma süresi uzundur, mide boşalmasını geciktirir ve alt özofagus (yemek borusu) sfinkter basıncını düşürerek reflü şikayetlerini artırmaktadır.

Çikolatayı abartmayın

Çikolata iki nedenle reflüye yol açar. Birincisi; özellikle de aç karnına ve çok miktarda tüketildiğinde yemek borusu ve mide arasındaki kapak düzeneğini gevşetmesi, ikincisi ise kendisi tek başına reflü nedeni olan bol kafein içermesidir.

Alkol, asitli ve kafeinli içeceklerden kaçının

Kahve, tatlandırılmış gazlı içecekler, buzlu çay gibi kafein içeren içecekler ve alkol, kola, gazoz, portakal suyu gibi asitli içecekler yemek borusunda sfinkter basıncını düşürerek ve asit salınımını artırarak reflüyü çok hızlı şekilde tetiklerler. Bu nedenle bu içeceklerden uzak durun ve her gün 2 litre su tüketmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Baharatlı gıda tüketimini azaltın

Acı yeşil biber, kırmızı biber ve karabiber içeren gıdalar reflünün en büyük tetikleyicilerindendir. Baharatlar aşırı tüketildiklerinde reflü hastalığı olan kişilerde asit salınımını artırarak göğüste yanmayı hızlandırır. Bu nedenle baharatlı gıda tüketimini azaltmak gerekiyor.

Sigarayı bırakın

Yapılan bilimsel çalışmalar sigaranın sağlığa son derece zararlı olduğunu ortaya koyarken, birçok hastalık gibi alt özofagus (yemek borusu) sfinkter basıncını düşürerek reflüye de yol açtığını gösteriyor.

Beslenmenizi bu kurallara göre oluşturun

Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, reflüye karşı beslenme koşullarını değiştirmenin şart olduğunu belirterek önerilerini şöyle sıralıyor;

  • Fazla yemek mide basıncını artırarak reflüyü tetiklediğinden fazla yemekten kaçının.
  • Az miktarda sık ve düzenli yemek yiyin.
  • Yiyecekleri yavaş ve iyi çiğneyerek yiyin.
  • Sıvı tüketimi mide basıncını arttırdığı için yemeklerde değil, öğün aralarında alın.
  • Yatmadan 3-4 saat önce yeme-içmeyi kesin. (Mide dolu olunca mide içeriğinin yemek borusuna kaçması kolay olduğundan reflü şikayetleri artar.)
  • Yemek sonrası karın basıncını artıracak hareketler yapmayın, eğilme ve doğrulmaya neden olacak fiziksel hareketler için bir müddet bekleyin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 İdeal kilonuza ulaşmaya çalışın

Yeni çalışmalarda vücut kitle indeksi ve bel çevresi ile reflü arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Obezlerde reflü artışı; karın içi basınç artışının mide içi basınç artışına neden oluşu ile izah edilmektedir. Mide içi basınç artışı mide fıtığı gelişme riskini de artırarak reflüye neden olabiliyor. O nedenle reflü şikayetlerinin azalması için fazla kilolu hastalar kilo vermelidir.

Stresten uzak durun

Reflü semptomlarının oluşmasında yemek borusunda aşırı duyarlılığa sebep olan visseral sinir yollarındaki bozukluklar da etkili olabiliyor. Bu nedenle reflü şikayetlerinde artışa neden olan stresinizi yönetmeye, aşırı stresten uzak durmaya çalışın.

 Yatağın başını 30-45 cm yükseltin

Çift yastık kullanmak ya da yatağın başını 30-45 cm yükseltmek ve sol yana doğru yatmak reflü şikayetlerini azaltmaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Dar kıyafet giymeyin

Pantolon ve eteğinizin bol olmasına dikkat edin. Dar pantolon, sıkı kemer ve korse mide asidinin yemek borusuna ulaşmasını kolaylaştırırken, karın basıncını artırıyor ve reflü yakınmalarını da tetikliyor.

 Endoskopide reflü teşhisi ilk sıralara yükseldi!

Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal “Modern çağın hastalığı reflü; yemek borusunda yanma ve ağıza acı su gelmesi gibi tipik belirtilerin yanı sıra, göğüs ağrısı, astım, zatürre, farenjit, sinüzit, kuru öksürük, ağız kokusu, seste kısılma ve diş çürümesi gibi atipik  bulgularla da  kendini gösterebilir. Ayrıca yemek borusu kanamalarına, anemiye, yemek borusu iltihabına (özofajit), yemek borusu kanserine zemin hazırlayan Barrett hastalığına yol açabilir. 20 yıl öncesinde yapılan endoskopilerde en çok gastrit, ülser ve mide kanserine rastlanırken, reflü dördüncü sırada yer alırdı. Son 20 yılda özellikle helikobakter pilori adlı bakterinin tedavisine başlanması ile beraber, ülser ve mide kanseri sıklığı azalırken, reflü hastalığı giderek artıyor. Öyle ki endoskopiye gelen hastalarda teşhiste ilk sıralara yükseldi” diyor. Hastalığın tedavisinde; yaşam tarzı değişiklikleri ve diyetle düzelme olmazsa doktor tavsiyesine göre mide asidini azaltan ilaçlar yani mide koruyucular kullanıldığını belirten Prof. Dr. Oya Yönal “Cerrahiye nadiren ihtiyaç duyulur. Genelde büyük mide fıtığı varsa veya hasta uzun süre mide koruyucu ilaç kullanmak istemiyorsa, hasta da istiyorsa cerrahi tedaviye başvurulabilir” diye konuşuyor.

Reflüyü nasıl yeneriz?

Reflüyü nasıl yeneriz?

İnsanların yaklaşık % 20’sinde görülen reflü, açlık süresinin uzaması nedeniyle Ramazan ayında daha büyük bir sorun haline geliyor. Yaşam konforunu bozan reflüyü Ramazan ayında kontrol altına alabilmek için yaşam tarzında değişiklik yapmak ve basit tedbirleri uygulamak gerekiyor. Reflü tedavi edilmediğinde ise yemek borusu hasarına ve ilerleyen dönemde kansere bile yol açabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroentereloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, safra ve asit reflüsü hakkında bilgi vererek, önemli uyarılarda bulundu.

 Reflünün iki çeşidi

Safra reflüsü, karaciğerde üretilen bir sindirim sıvısı olan safranın mide ve bazı durumlarda yemek borusuna geri kaçması durumunda ortaya çıkarken, mide asidinin yemek borusuna geri kaçması nedeniyle ise asit reflüsü oluşmaktadır. Asit reflüsü, yemek borusu dokusunda tahrişe ve iltihaplanmaya neden olduğu için ‘gastroözofagal reflü’ hastalığına da yol açabilmektedir. Asit reflüsünün aksine safra reflüsü, diyet veya yaşam tarzındaki değişikliklerle maalesef tamamen kontrol edilememektedir. Ciddi vakalarda ise cerrahi gerekmektedir.

 

Safra reflüsünün belirtileri

Tedavi yaklaşımları farklı olduğundan dolayı safra reflüsünü, asit reflüsünden ayırt etmek gerekir. Belirti ve semptomları benzer olan bu iki sorun aynı anda da ortaya çıkabilmektedir. Safra reflüsünün belirtileri ise şunlardır:

  • Şiddetli olabilecek üst karın ağrısı
  • Sık sık mide ekşimesi ile göğse ve bazen boğaza yayılan yanma hissi ve ağızda kalan ekşi bir tat
  • Mide bulantısı
  • Yeşilimsi sarı bir sıvı (safra) kusma
  • Bazen öksürük veya ses kısıklığı
  • İstenmeyen kilo kaybı

 

Safra sindirim için önemli

Safra, yağları sindirmek ve yıpranmış kırmızı kan hücreleri ile bazı toksinleri vücuttan atmak için gereklidir. Safra, karaciğerde üretilir ve safra kesesinde depolanır. Az miktarda bile yağ içeren bir yemek yenilse safra kesesindeki küçük bir tüpten ince bağırsağa (yani duodenuma) safra salgılaması için sinyal verilir.

Mide zarı iltihaplanabilir

Onikiparmak bağırsağında safra ve yiyecekler karışır. Mide çıkışında bulunan bir kas halkası olan ‘pilorik kapakçık’, tek seferde yaklaşık 3,5 mililitre veya daha az sıvılaştırılmış yiyecek salmaya yetecek kadar hafifçe açılır. Bu açılma safra ve diğer sindirim sıvılarının mideye geçmesine izin vermez. Safra reflüsü durumunda, kapakçık düzgün kapanmaz ve safra mideye kaçar. Bu, mide zarının iltihaplanmasına (yani safra reflü gastritine) yol açabilir.

Safra reflüsünün sonucunda ortaya çıkan 4 sorun

  • Yapılan araştırmalarda safra reflüsünün gastriti artırarak mide kanserine yol açabileceği belirlenmiştir.
  • Safra yemek borusuna kaçarsa gastroözofagal reflü hastalığı benzeri şikayetlere sebep olur. Güçlü asit baskılayıcı ilaçlara rağmen hastalar fayda görmüyorsa safra reflüsünden şüphelenmek gerekir.
  • Mide asidine veya safraya uzun süreli maruz kalmak, yemek borusunun alt kısmındaki dokuya zarar verir. Hasar görmüş yemek borusu hücrelerinin kansere dönüşme riski artmaktadır. Hayvan çalışmalarında, safra reflüsünün Barrett’s özofagusa neden olduğu belirlenmiştir.
  • Asit ve safra reflüsü ile özofagus kanseri arasında bir bağlantı vardır ve bu oldukça ilerleyene kadar teşhis edilemeyebilir. Yapılan araştırmalarda, tek başına safra reflüsünün yemek borusu kanserine neden olduğu tespit edilmiştir.

Safra reflüsünün nedeni bunlar olabilir

 Cerrahi komplikasyonlar: Safra reflüsünün oluşmasında midenin tamamen veya kısmen alınması veya kilo kaybı için mide baypas ameliyatı dahil mide ameliyatları sorumlu olabilmektedir.

Peptik ülserler: Mide ve bağırsak ülserleri ‘pilorik’ kapağı tuttuğu zaman kapak düzgün bir şekilde kapanmayabilir ve reflüye sebep olur.

Safra kesesi ameliyatı: Safra kesesi çıkarılmış kişiler, bu ameliyatı olmayanlara göre önemli ölçüde daha fazla safra reflüsüyle yüz yüze gelir.

Modern yöntemlerle hızlıca teşhis konulabiliyor

Reflü teşhisi, sadece hastanın şikayetlerini dinleyerek konulabilmektedir.  Ancak asit reflüsü ile safra reflüsü arasında ayrım yapmak için, hasar-zedelenme-ülser seviyesini görmek ve kanser öncesi değişiklikleri kontrol etmek için bazı testler yapmak gerekmektedir.

 Endoskopi: Boğazdan kameralı, ince, esnek bir tüp ile (endoskop) girilerek midede ve yemek borusunda safra, peptik ülser veya iltihaplanmanın araştırılması işlemidir.  Ayrıca Barrett’s özofagusu veya yemek borusu kanserini test etmek için doku örnekleri yani biyopsi alınabilir.

PH metre: Bu testte, ucunda bir prob bulunan ince, esnek bir tüp (kateter) burundan yemek borusuna gönderilir. Prob, yemek borusundaki asidi 24 saatlik bir süre boyunca ölçer. Böylece yemek borusunun asit veya safra maruziyeti belirlenir.

Yemek borusu empedansı: Bu test, gaz veya sıvıların yemek borusuna geri akıp akmadığını ölçer. Asidik olmayan (safra gibi) maddeleri kusan ve asit probu ile tespit edilemeyen kişiler için faydalıdır.

Reflü şikayetlerini azaltan 7 öneri

 Yaşam tarzında yapılacak değişiklikler ve ilaçlar, asit reflüsü için çok etkili olabilir, safra reflüsünün tedavisi zordur. Ancak birçok insan hem asit reflüsü hem de safra reflüsünü birlikte yaşadığı için, şikayetler yaşam tarzı değişiklikleri ile hafifleyebilmektedir.

  1. Sigarayı bırakın: Sigara içmek mide asit üretimini artırarak, mide kapaklarını gevşeterek ve yemek borusunun korunmasına yardımcı olan tükürüğü kurutarak reflüyü artırır. Onun için sigara bırakılmalıdır.
  2. Daha küçük porsiyonlar tercih edin: Az ve sık yemek, alt özofagus sfinkterindeki baskıyı azaltarak kapağın yanlış zamanda açılmasını önlemeye yardımcı olmaktadır.
  3.  Yemek yedikten sonra dik durun: Yemekten hemen sonra yatılmamalıdır. Özellikle sahurdan sonra bir süre beklenilmeli, midenin boşalması için zaman tanınmalıdır.
  4.  Yağlı yiyecekleri sınırlayın: İftar ve sahurda yüksek yağlı yemekler yemek, alt yemek borusu sfinkterini gevşetir ve yiyeceğin midenizi terk etme hızını yavaşlatır.
  5. Sorunlu yiyecek ve içeceklerden kaçının: Bazı besinler mide asidi üretimini artırır ve alt yemek borusu sfinkterini gevşetebilir. Ramazan boyunda kaçınılması gereken yiyecekler arasında kafeinli ve gazlı içecekler, çikolata, narenciye yiyecekleri ve meyve suları, sirke bazlı soslar, soğan, domates bazlı yiyecekler ile baharatlı yiyecekler ve nane bulunur.
  6. Yatağınızı kaldırın: Vücudunuzun üst kısmı 10- 15 santimetre yukarıda olacak şekilde uyuyun. Yatağınızın başını bloklarla kaldırmak veya köpük takozda uyumak ekstra yastık kullanmaktan daha etkilidir.
  7. Rahatlayın-stresten uzak durun: Stres altındayken sindirim yavaşlar ve muhtemelen reflü semptomları daha da kötüleşir. Derin nefes alma, meditasyon veya yoga gibi gevşeme teknikleri yardımcı olabilir.