Yazılar

Pazarlama, hayırseverlik, sosyal sorumluluk, sorumluluk…

Vural Çakır Brand City

Pazarlama, hayırseverlik, sosyal sorumluluk, sorumluluk…

Sen ne kadar netsin bilmiyorum tabi… Benim kafamda hayırseverlik, sponsorluk, kurumsal sosyal sorumluluk (KSS)  ve nihayet sürdürülebilirlik konuları birbirine karışmaya yakın duruyor.  İngev ekibi bu karışıklıkları biraz olsun azaltabilmek amacıyla bir yıl boyunca kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında  takdim edilen 1420 projeyi inceledi. İnternet taraması ve  şirket bildirimleri esas alındı.  Bu projelerin 746’sı  (%52.5)  kurumsal sosyal sorumluluk projesi olarak Kabul edildi.  674’ü  (yüzde 47.5) ise kapsam dışı bırakıldı. Sürdürülebilirlik ise veri eksikliği nedeni ile tam değerlendirilemedi.

Kurumsal sosyal sorumluluk deyince neyin anlaşılması gerektiği tartışmalı bir alan.

Şirketler faaliyetleri sırasında yeryüzü kaynaklarına zarar verebilirler. Kaynakları girdi olarak kullanarak eksiltebilirler. Bu kaynaklara zarar verecek yan çıktılar oluşturabilirler. İçeçecek üretirken su tüketirler, deterjanları su kaynaklarına ve çevreye zarar verebilir. Geçenlerde bir arkadaşım piyasada boşa çıkmış 500 milyon cep telefonu bataryası olmalı diye hesap yapıp, “nerde bunlar, telekom Şirketleri bu konuda ne kadar aktif “ diye soruyordu.   Birçok üretim faaliyeti karbon salınımına yol açabiliyor..

Sürdürülebilirlik  şirketin yeryüzü kaynakalarına zarar verecek yan çıktılar yaratmaması, kaynakları  tüketmemesi veya verdiği zararları, tükettiği kaynakları yerine koyabilmesi olmalıdır. Asıl kurumsal sosyal sorumluluk  sürdürülebilrlik bağlamında ele alınan, şirket faaliyetleriyle doğrudan ilgili alanlara odaklanabilmelidir..

Şirketin, markanın  faaliyet gelirinden bir bölümünü işleri ile  ilgili olmayan ama topluma faydalı olacağı düşünülen bir alana ayırması elbette çok iyidir.  Bir okul yaptıraibilir, değişik demografik gruplar için eğitim faaliyetlerine destek olabilir, çeşme yaptırabilir, yapılmış bir çeşmeyi onarabilir. Bunlar kurumsal sosyal sorumluk bağlamında da  konuşulabilen ve gerçekte  hayırseverlik denilecek aktiviteleridir.

Doğrudan bir reklam olmasa da şirket faaliyetlerini destekleyen işler var.  Hani markanın t-shirtlerini giymiş insanlar, markanın ürünlerini kullanarak bir sosyal aktiviteye katılırlar.  İnternet servis sağlayıcı firma, kadınların “online” olabilmesini sağlayan  projelere destek verir. Markanın gıda ürünleri  okullarda ücretsiz dağılır. Bilgisayar satıcısı firma ileri yaşlılar arasında  kullanım eğitimi faaliyetlerine bütçe aktarır, “akıllı kent “ projeleri desteklenir. Aslında marketing” çalışmalarıdır ama  yine KSS bağlamında takdim edilmelerine sık raslanır.

Sponsorluk da karışmaya aday bir başka marka aktivitesidir. Sonuçta bir pazarlama planının parçasıdır.  Marka, finallere  gidecek kimi sporculara destek  olur, voleybol takımına kaynak sağlar, perakendecilik konferansına finansal  katkı yapar.  Sponsorluk için ayrılan bu bütçe kadar,hatta daha fazlasının, işin  reklamına ayrıldığı da olur.  Bir adet sporcuya  verilen  mali desteğin daha fazlası bu desteğin reklamına ayrılabilir.

İngev’in KSS analizi sponsorluğu dışarıda bırakarak, hayırseverlik aktivitelerini mümkün olduğunca ayıklayarak (çeşitli teknik nedenlerle tam olarak ayırt edilemese de)  projeyi tamamladı.

İncelenen dönemde KSS projelerinin hedef kitleleri içinde çocuklar başta geliyor. Projelerin yüzde 33’ü çocukları hedefliyor. İkinci sırada toplumun geneline yönelik, belirli bir alana odaklanmamış projeler var (%30). Daha sonra ise gençler (%14), engelliler (%12) ve kadınlar (%8) geliyor.

 

Şirketler en fazla eğitim alanına yönelik proje yürütüyorlar. İncelenen bir yıl içinde yürütülen KSS projelerinin yüzde 38’i eğitimi konu alıyor. İkinci sırada yüzde 14’le çevre, üçüncü sırada yüzde 13’le sosyal destek ve hemen hemen aynı düzeyde yüzde 12 ile kültür -sanat projeleri geliyor.

 

Kurumsal sosyal sorumluluk projelerinde bazı konular diğerlerine göre çok daha az gündeme alınıyor.Bunlar gelişme için önemli fırsat alanları. Örneğin çevre ve geri dönüşüm alanında, atıkların yeniden dönüştürülebilmesi gibi konularda şirketler daha fazla kaynak ayırabilir. Yaşlı bakımı, tarımsal alanların gelişimi, hayvan varlığının korunması ve mülteciler gibi konular da Türkiye’nin yakın vadede gereksinim duyacağı toplumsal sorumluluk alanları olarak dikkat çekiyor. Şirketler ve markalar için en önemlisi de bu olmalı; sorumluluk.

Jolly’denTürkiye’nin tanıtımına büyük destek

Jolly’den Türkiye’nin tanıtımına büyük destek

“Hadi Gidelim” sloganı ile bu yıla yenilenerek giren Jolly, kültür turlarına farkındalığı artırmak için yeni bir Türkiye tanıtım kampanyasına başladı. Türkiye’nin birçok noktasına düzenlediği tur sayısını da arttırarak, Türkiye’nin her noktasının gezilmeye ve keşfedilmeye değer olduğundan hareket eden Jolly, bu farkındalığa katkı sunmak amacıyla kültür turlarına özel bir kampanyaya imza attı.

Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar, “ Jolly olarak 33 yıldır, gönülden hizmet sunduğumuz turizm sektöründe, 2019 yılı hedefimiz Türkiye’nin sahip olduğu tüm güzellikleri daha geniş kitlelere tanıtabilmek. Kültür turlarını Jolly olarak bir sosyal sorumluluk projesi olarak ele alıyor ve Türk misafirlerimizi önce kendi değerlerimizi keşfetmeye davet ediyoruz. “ dedi.

 JOLLY OLARAK KÜLTÜR TURLARINI GELİŞTİRMEYİ MİSYON EDİNDİK

Kültür turlarına ticari kaygı gütmeden adım attıklarını ifade eden VARDAR, yıllar içerisinde ulaşan talep sonucu tur destinasyon sayısının hızla arttığını ve yüksek müşteri memnuniyetinin de 15 yıldır kültür alanına yapılan yatırımda kendilerini haklı çıkarttığını ifade etti. Seyahat acenteleri genelinde toplam 500.000 Türk misafirin kültür turlarından yana tercihini kullandığına değinen Mete VARDAR, sözlerini şöyle sürdürdü:

“ 2019 yılı itibariyle bu sayısının 1 milyon kişiyi aşabileceğine inanıyoruz. Jolly olarak kültürel değerlerimize sahip çıkmayı misyon edindik ve bu alandaki yatırımlarımıza da hız vereceğiz.  Amacımız kültür turlarının ne kadar önemli ve keyifli olduğunu göstermek. Çünkü Türkiye’nin sadece deniz, kum ve güneşinin güzel olmadığını bunun yanında tarihinin, doğasının ve kültürel mirasının da paha biçilmez olduğunu biliyoruz. Temel amacımız kültür turlarını geniş kitlelere duyurmak Türkiye’nin dört bir noktasında çok farklı, çok keyifli tatiller yapılabileceğini göstermek”.

Türkiye’de nüfusun yalnızca yüzde 10’unun seyahat ettiğine ve önemli bir turizm ülkesi olarak bu oranın oldukça düşük olduğuna değinen Vardar, önceliklerinin bunu arttırmak için çalışmak olduğunu da kaydetti. “Özellikle son 15 yıldır kültür turlarına başta Jolly olmak üzere yaptığımız yatırımların ve gösterdiğimiz önemin,  tüketici tarafında bir karşılık bulduğunu görüyoruz” diyen Vardar, önceden tatili deniz, kum, güneş olarak algılayıp yatıp dinlenmeyi tercih eden Türk insanının da artık keşfetme isteğinin yükseldiğini belirtti.

Vardar, “Türk insanı artık ülkesini, doğayı, bilgiyi ve en önemlisi kendini keşfetmek, farklı deneyimler tatmak istiyor. Fransa’da Louvre Müzesi’ni görmek istediği kadar Rize’de Ayder yaylasının havasını da koklamak istiyor. Avusturya’da Fındıkkıran balesini izlemek istediği kadar Fethiye’den Antalya’ya uzanan Likya Yolu’nda tarihe yürüyerek şahitlik etmek istiyor. Türkiye’nin her noktası tarih, müzik, el sanatları ve bin bir güzellik ile dolu. Kısacası Türk halkı yurtdışını keşfetmek için önce ülkesini keşfetmesi gerektiği noktasında yüksek bir farkındalığında sahip” dedi.

 

BÖLGE EKONOMİSİNE KATKI SAĞLIYOR

Türkiye’nin kültür turları için çok geniş bir kaynak sunduğunu dile getiren Vardar, “Türkiye bu noktada çok geniş ve güzel bir yelpazeye sahip. Kültür turları ile beraber insanlar hem yeni keşifler yapabiliyor hem yeni lezzetler, yeni deneyimler, yeni kurallar, görgüler, yeni ortamlar ve yeni insanlar tanıma fırsatı buluyor. Biz düzenlediğimiz bu kültür turları ile sadece ülkesini keşfetmek isteyen insanlara keyifli bir tatil yapma fırsatı sunmuş olmuyoruz, Türkiye’nin 80 iline yaptığımız bu organizasyonlarla ekonominin, ticaretin, oradaki gelenek göreneklerin devamlılığını sağlamak gibi çok önemli bir görevimiz de olduğunu düşünüyoruz. Örneğin Harran’lı bir misafirimiz 30 yıl önce İstanbul’ u ziyaret etmiş.  Kendisi Ayasofya’ yı ziyaret ettikten sonra ilham alarak, Harran’ a dönmüş ve evini Ayasofya’ nın mimarisinden esinlenerek inşa etmiş, bu sayede Harran Konuk Evi ortaya çıkmış. 33 senedir Jolly’ nin bölgeye düzenli tur gerçekleştirmesi ile ekonomik açılım sağlanmıştır. İşte böyle başarı hikayeleri ile motivasyonumuz artıyor ve Türkiye’yi 33 yıldır karış karış gezen bir turizm şirketi olarak bu çok özel destinasyon ve değerlerin yaşatılmasını daha çok kişi ile tanıştırılmasını kendimize misyon edinmiş olmanın haklı gururunu yaşıyoruz.” diye konuştu.

 

JOLLY KÜLTÜR TURLARI PAZAR PAYINI 2019’ DA YÜZDE 30’A ÇIKARTACAK

Kültür turlarının her yıl giderek büyüdüğünü belirten Vardar, “Bu yıl 2018’ de yüzde 20 olan kültür turları pazar payımızı yüzde 30’ a çıkartmayı hedefliyoruz. Deniz, kum, güneş tatilini tercih eden misafire kıyasla, kültür turu tercihi olan misafir hemen hemen yarı yarıya bir bütçe ile tur satın alabiliyor. Bugün GÖBEKLİTEPE gibi bir rota insanlık tarihinin ezberini bozmuş durumda. Dünyanın radarına giren bu değeri önce bizlerin sahiplenmesi gerektiğini düşünüyoruz. 200’ün üstünde tur programı, destinasyon üretiyoruz. Dolayısıyla deneyimleyecek daha çok yer var, deneyimleyecek daha çok tur var. Misafirlerimizin, insanlarımızın Türkiye’yi keşfetmelerini bekliyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.