Yazılar

Kanser nasıl yenilir?

Kanser nasıl yenilir?

Her yıl dünyada ortalama 18 milyon kişiye, Türkiye’de ise 163 bin kişiye kanser tanısı konuyor.  “İyileşme oranları artacak, ölüm oranları düşecek mi?” Kanser tedavisinde umut verici gelişmeler var.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2030 yılında tüm dünyada 22 milyon yeni kanser tanısı olacak. Peki kanserle mücadelede başarıyı ne zaman sağlanacak, çağın hastalığı kanseri nasıl yeneceğiz? Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Türken kanserle mücadeledeki gelişmeleri, tanı ve tedavinin geleceğini anlattı. Teknolojik gelişme ve yeniliklerle doğru tanı oranlarının arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Türken, “Kanser en ileri devrede bile tedavi edilebilir bir hastalık haline gelecek” dedi.

Özellikle sık görülen kanserlerde önerilen tarama programları ile erken teşhis oranlarında ciddi artışlar olduğunu söyleyen Prof. Türken, “Tarama programlarıyla henüz belirti vermeyen birçok kanser çok erken evrelerde tespit edilebiliyor. Bilinçlenmenin artışı ile aile bireylerinde kanserli yakınları olanların kendi istekleri ile kontrol edilmeleri, hafif yakınmaları olanların vakit geçirmeden bir sağlık kurumuna başvurmaları erken teşhis oranlarını arttırdı.  Tıbbi cihazlar ve kullanılan malzemelerin de teknolojik gelişmelere paralel olarak daha kaliteli olması, çok erken aşamalarda kanserli hastaları tespit etmemize olanak sağlıyor” dedi.

Erken teşhis oranları arttı. Peki ya tedavi? Kanser tedavisinde yeni ilaçlar ve yöntemlerle başarı şansının artık daha fazla olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Türken, erken teşhislerin artması ile ölüm oranlarının da azalmaya başladığını söylüyor. Tedavide genel olarak cerrahi yöntemler, ışın tedavisi (radyoterapi) ve ilaç tedavileri (kemoterapi ve diğer sistemik tedaviler) uygulandığını belirten Türken, yöntemlerle ilgili şu bilgileri verdi:

“Erken evrelerde cerrahi operasyon, geç evrelerde ilaçlı tedaviler ön planda olsa da artık bütün bu tedavilerin her evrede ardışık veya birlikte uygulanabiliyor. Meme kanseri nedeni ile ameliyat edilmiş bir hastaya daha sonra oluşabilecek nüksleri önlemek için koruyucu olarak (adjuvan) radyoterapi veya kemoterapi verilebiliyor. Ya da ileri evrede kanserli bir hastanın ilaç veya ışın tedavileri sonrası uygun hale gelirse ameliyat edilebiliyor.”

Prof. Dr. Türken kanser tedavisinin giderek hastadan hastaya tedavi yöntemi değişen, kişiye özgü bir tedavi haline gelmeye başladığını da vurguladı. Kişiye özgü tedavinin ilaçlı tedavilerde ön planda olmakla birlikte cerrahi ve radyoterapide gibi diğer yöntemler için de geçerli olduğunu belirten Türken, örneklerle kişiye özgü tedaviyi şöyle anlattı:

“Her meme kanserli hastanın artık bütün meme dokusu alınmıyor. Bazı hastalarda organ koruyucu cerrahi dediğimiz yöntemle sadece tümörlü kısmı çıkarılıyor. Yine radyoterapi yapılacak hastalarda da ışınlanan bölgenin genişliği ve dozlar hastadan hastaya değişebiliyor. Ama kanser tedavisini kişiselleştiren en büyük gelişmeler ilaçlı tedavilerde yaşanmakta. Artık klasik kemoterapi dışında akıllı denilen, hedefe yönelik ilaçlar ile bağışıklık sistemini tümöre karşı daha aktif kılmayı hedefleyen immünoterapi gibi yeni tedavi seçeneklerimiz var. Tümör hücre yapısının daha iyi anlaşılması ve doğrudan tümörü hedefleyen yeni moleküllerin keşfi kanser tedavisinde çığır açtı. Yeni ilaçlarla birlikte tedavi spektrumu genişleyecek ve kanser ileri evrede bile olsa tamamen tedavi edilebilir bir hastalık haline gelecektir.”

Covid korkusu kanserin erken tanısını engelliyor

Covid korkusu kanserin erken tanısını engelliyor

Covid-19 enfeksiyonuna yakalanma korkusu nedeniyle rutin kontrollerin aksatılması, sağlık kuruluşlarında kaynakların pandemiyi önlemeye odaklanması, özellikle kanser tanısı ve tedavisinde alarm zillerinin çalmasına neden oluyor. Yapılan çalışmalar standart kanser taramalarında yüzde 90’a yakın azalma olduğunu gösteriyor. Bu durumun korkutucu yansıması ise ileri evre kanserlerde artış! Öyle ki istatistiki çalışmalar ileri evre kanser tanısının bir öncesi yıla göre yüzde 75 oranında arttığını gösteriyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında yaptığı açıklamada; meme, kolon ve akciğer kanserlerine bağlı ölümlerde önümüzdeki 5 yıl içinde yüzde 10-15 oranında artış öngörüldüğünü kaydediyor. Tanı ve tedavi seçeneklerindeki gelişmeler sayesinde son 25 yılda kanser ölümlerinde yaklaşık yüzde 25’lik bir düşüş yaşandığını belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, “Pandemi sonrasında kanser tanı ve ölüm oranlarının önceki yıllara dönmemesi için kanserle ilgili olabilecek tüm yakınmalarda zaman geçirmeden hastaneye başvurulmalı, rutin kontroller aksatılmamalı.” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Belirtiler göz ardı ediliyor!

Covid-19 pandemisi korkusu ile kişilerin hastaneye başvurmaktan çekinmesi, salgını kontrol altında tutmak amacıyla sağlık kuruluşlarının kimi tarama programlarını, acil olmayan operasyon ve tanı işlemlerini askıya alması çeşitli sağlık sorunlarının da zamanında saptanamamasına yol açıyor. Genel risk grubundaki erişkinlerin tarama programlarına başvurmaması bir yana, ciddi belirtileri olduğu halde çoğu hastanın yakınmalarını göz ardı ettiğini belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Geçen yıl nisan ayında yeni kanser tanısında önceki yıllara kıyasla neredeyse yarı yarıya bir düşüş izlendi. Bu çok endişe verici. Pek çok yeni kanser hastasının tanı alana kadar aylar kaybetmesi ve hastalığın ileri evrede tanılanmasına yol açıyor. İleri evre kanser tanısında geçen yıla oranla yaklaşık yüzde 75’lik bir artış oldu. İleri evre kanserlerin artması kaçınılmaz olarak sağkalımın azalması ve kanser ilişkili ölüm oranlarının artışı ile sonuçlanabilir.”

‘Kanser kontrolünde kaybedilen ivme kazanılmalı’

Tüm sağlık tesislerinde Covid-19 virisüne karşı katı önlemler alındığını, tarama ve tanı prosedürleri için hastaneye gidildiğinde virüsü kapma riskinin çok düşük olacağını belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, “Zaman kaybetmeden tanıya ulaşılması ve tedaviye başlanması yaşam kurtarıcıdır. Ülkemiz yavaş ve güvenli bir şekilde yeniden açılırken kanser taraması ve teşhisi standart sağlık hizmetlerindeki önemli yerini korumalıdır. En yüksek risk altındaki hastaları öncelik sırasına koymak, güvenli bir şekilde tetkik etmek ve kanser kontrolünde kaybedilen ivmeyi yeniden kazanmak gereklidir” diye konuşuyor.

Ülkemizde de dünyada olduğu gibi en fazla sıklıkta görülen meme, prostat, akciğer ve kolorektal kanserler için tarama programları bulunuyor. Kanser taramasının herhangi bir belirtisi olmayan sağlıklı kişilere yapıldığını anlatan Prof. Dr. Gökhan Demir, bu tarama programları hakkında ayrıntılı bilgi veriyor.

Meme kanseri

Kadınlarda en sık görülen kanser olan meme kanserinin erken tanısı için 40 yaşından itibaren her kadının yılda bir defa mamografi ve meme ultrasonu çektirmesi öneriliyor. Ancak genç yaşta meme kanseri tanısı almış bir akrabası olan veya meme kanseri riskini artıran (BRCA genleri gibi) belirli genlere sahip kadınların, 40 yaşından önce taramaya başlaması gerekiyor. Mamografi ile düzenli taramanın 74 yaşına kadar devam ettiğini söyleyen Prof. Dr. Gökhan Demir, “Meme veya koltuk altında eline kitle gelen, meme cildinde portakal kabuğu görünümü gibi değişiklikler ortaya çıkan, meme başında çekinti veya akıntı gelmesi gibi semptomları olan kadınlar, zaman kaybetmeden bir onkoloji merkezine başvurmalıdır.” diyor.

Prostat kanseri

Genellikle yavaş seyirli bir kanser türü olan prostat kanserine yakalanma oranı yüzde 10-12 düzeyinde. Ortalama riskli erkeklerde prostat kanseri taramasına başlama yaşı genelde 50 olarak kabul ediliyor. Ailesinde yüklü prostat kanseri öyküsü olan, veya bilinen BRCA1/2 mutasyonu bulunan daha yüksek riskli erkeklerde tarama başlangıcı ise 40 yaşa kadar iniyor. Her 1-2 yılda bir PSA ölçümü ile taramada normalin üstünde bir PSA değeri saptanırsa hastanın ileri tetkik ve incelemeler için yönlendirildiğini belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, 70 yaşın üzerinde taramaya başlanmasının önerilmediğini kaydediyor.

Akciğer kanseri

Kansere bağlı ölümlerde birinci sırada yer alan akciğer kanserlerinin yüzde 85-90’ı sigaraya bağlı gelişiyor. Sigara içmeyenlerde de dumana maruz kalmak önemli bir neden olarak görülüyor. Sigarayı bıraktıktan sonra uzun yıllar risk azalmadığı için daha önce sigara içenlerde yüksek oranda akciğer kanseri görülüyor. Buna karşın düşük doz bilgisayarlı tomografi ile akciğer kanseri taramasının erken tanı için önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gökhan Demir, “Önceki 15 yıl içinde sigarayı bırakanlar da dahil olmak üzere 30 paket yıllık sigara öyküsü olan hastalarda yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi taramasının akciğer kanserine bağlı ölüm oranlarını yüzde 25 kadar düşürdüğü bilinmektedir.” diyor. Sigara içenlerde bir süre önce bırakmış olsalar dahi yeni başlayan öksürük kanser şüphesi olarak ele alınıyor. Nefes darlığı, kanlı balgam, göğüs veya omuz ağrısı, ses kısıklığı, kilo kaybı, yüz ve boyunda şişlik gibi yakınmaları olanların da en kısa zamanda doktora başvurması gerekiyor.

Kolon kanseri 

Kanser öncülü olan bağırsak poliplerini ve kolon kanserini bulgu vermeden önce tespit etmek için kolonoskopiye ek olarak dışkıda gizli kan, sigmoidoskopi, sanal kolonoskopi, kapsül kolonoskopisi gibi pek çok tarama testi bulunuyor.

Hiçbir yakınması ve risk faktörü olmasa dahi 45 yaş üstü her erişkinin tarama amacıyla kolonoskopi yaptırması öneriliyor. Bağırsak alışkanlığında değişiklik, tekrarlayan ishal veya kabızlık, dışkılama sırasında ağrı ve kanama, dışkı kalibrasyonunda incelme, şişkinlik, karın ağrısı, kilo kaybı gibi şikayetleri olan veya tetkiklerinde demir eksikliği veya kansızlık saptananların vakit kaybetmeden doktora başvurması ve kolon /rektum kanseri açısından tetkik edilmesi gerekiyor.

Akciğer kanserinde akıllı ilaçlardan aşıya yeni yöntemler kullanılıyor

Akciğer kanserinde akıllı ilaçlardan aşıya yeni yöntemler kullanılıyor

Tıpta yaşanan gelişmeler, adı bir zamanlar ölümle birlikte anılan hastalıkların tedavisinde bile umut veren sonuçlar alınmasını sağlıyor. Akciğer kanseri tedavisindeki yenilikler de özellikle kanser evresi ilerlemiş hastalarda, yüz güldüren sonuçlar alınmasını sağlıyor. Kansere bağlı ölümlerde ülkemizde, erkeklerde birinci, kadınlarda ise ikinci olan akciğer kanseri; öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı, kilo kaybı ve göğüs ağrısı ile kendini gösteriyor. Yüzde 85-90’ı sigara kullanımına bağlı gelişen akciğer kanseri tedavisinde yaşanan gelişmeler özellikle ilerleyen vakalar için de umut veriyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, akciğer kanseri tedavisinde “akıllı ilaç ve immünoterapi” yöntemleri ile yaşam süresinin ve yaşam kalitesinin artırıldığını belirtirken akciğer kanserine yol açan etmenlerden uzak durmak gerektiğini de vurguluyor.

Akciğer kanserinde akıllı ilaçlardan aşıya yeni yöntemler kullanılıyor

En temel neden, sigara

Aktif olarak sigara içmenin yanı sıra sigara içilen ortamlarda bulunmak da akciğer kanserine yol açabiliyor. Sigara içilen süre uzadıkça ve günlük içilen sigara miktarı arttıkça akciğer kanseri gelişme riski de orantılı olarak yükseliyor. Sigaranın yanında “asbest maruziyeti, radyasyon, egzoz gazları, radon, arsenik ve ailede kanser öyküsü” gibi etmenler de bu hastalığa yol açabiliyor. Akciğer kanserinin birinci, ikinci ve üçüncü evrelerinde tedavinin cerrahi yöntemlerle gerçekleştirildiğini anlatan Prof. Dr. Aziz Yazar, “Üçüncü evrede bazen eşzamanlı olarak kemoterapi ve radyoterapi de uygulanıyor. Ancak bu yöntemlerin uygulanamadığı ileri evre akciğer kanseri tedavisinde de yenilikler var” diye bilgi veriyor.

Akıllı ilaçlar ile tedavide başarıyı yükseltiyor

İleri evre küçük hücreli dışı akciğer kanserinde tedaviye başlamadan önce tümör dokusuna testler yapıldığını ve çıkan sonuca göre akıllı ilaç kullanılıp kullanmayacağına karar verildiğini anlatan Prof. Dr. Aziz Yazar, şöyle devam ediyor:

“Bu testlerden birisinin pozitif çıkması durumunda tedavide ilk tercihimiz akıllı ilaçlardan biri olmalıdır. Akıllı ilaçlar tümör hücresi üzerinde bir belirleyiciye (antene) saldırarak tümör hücresinin ölmesine yol açar. Bu ilaçlarla tedavide cevap oranı yüzde 80’e kadar çıkıyor. Hastalığın kontrol altında tutulma süresi de akıllı ilaçlarla kemoterapiye göre daha uzun süreli oluyor.”

Ağızdan alınan akıllı ilaçlar kullanım kolaylığı sağlarken kemoterapiye göre oldukça düşük olan yan etkileri ile de hastanın konforunu artırıyor. Akıllı ilaçlardan birine direnç gelişmesi halinde bir başka akıllı ilaçla tedaviye devam edilebiliyor.

Prof. Dr. Aziz Yazar, damardan uygulanan bevacizumab ve ramucirumab gibi akıllı ilaçların da uygun olan kişilerde kemoterapi ile birlikte kullanıldığında tedavi başarısını artırdığını belirtiyor.

İmmünoterapi ile gelen tedavi başarısı

Ağızdan akıllı ilaç kullanımına uygun olmayan hastaların tedavisinde ise bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi temeline dayanan immünoterapi kullanılıyor. Kanser tarafından devre dışı bırakılan vücudun bağışıklık sistemi düzeltilerek kansere karşı vücudun kendi hücrelerinin savaşmasını sağlanıyor. Bu yolla kansere karşı daha uzun süreli başarı sağlanabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Aziz Yazar, ”İmmünoterapi ile tedavide yanıt akıllı ilaçlarla yapılan tedaviye göre daha geç ortaya çıkar. İmmünoterapi kemoterapi ile birlikte verilebildiği gibi kemoterapi olmadan tek başına da kullanılabiliyor. Tümör dokusunda bakılan PD-L1 testinin pozitiflik oranı genellikle immünoterapinin başarısını belirlemede faydalı olabiliyor” diye bilgi veriyor.

İmmünoterapi tedavisi damar yolu ile veriliyor. Yan tesirleri kemoterapiye göre yarı yarıya daha az olan bu tedavi, otoimmün hastalığı olan veya bağışıklık sistemini baskılayan tedavi alan kişilerde kullanılmıyor.

Küba aşısı da immünoterapi ilacı

Küba aşısı olarak bilinen aşının da bağışıklık sistemi üzerinden etki ettiği için immünoterapi grubunda kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Aziz Yazar, “Bu aşı Küba ve Arjantin’de ruhsatlı. Metastatik akciğer kanseri tedavisinde kullanıldığında hayatta kalma oranını artırdığı gösterildi. Yan tesiri yok denecek kadar az olan aşının uygulaması cilt altından yapılıyor” diyor.