Yazılar

Kışın yıpranan saç ve cildin canlandırılmasına “nemli” çözüm

Kışın yıpranan saç ve cildin canlandırılmasına “nemli” çözüm
Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özlem Su Küçük, ilkbahar mevsimine girdiğimiz bu günlerde kışın yıprattığı saç ve cildin nemlendirici ürünlerle onarılıp yenilenebileceğini söyledi.
Kışın soğuk, kuru ve sert havasında yıpranan saçlarımızı ve cildimizi baharla tazeleyip yenilemek ve onarmak için nemlendirici ürünlerin kullanılmasını öneren Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özlem Su Küçük, kullanılacak ürünün saç ve cilt tipine göre, dermatolog rehberliğinde seçilmesi ve kullanılması gerektiğini söyledi.
“Cildimiz kışın etkileriyle kurur”
Mevsim değişikliklerinde saç ve deride de değişikliklerin yaşandığını hatırlatan Prof. Dr. Su Küçük, “Saç ve cilt, kışın soğuk ve kuru hava, yağmur, kar ve rüzgar gibi etmenler nedeniyle yıpranır. Kıştan çıkılıp ilkbahara girildiğinde kuru bir deriyle karşı karşıya kalmış oluruz. Bu durumda nemlendirici ve nemi hapsedici ürünler ağırlıklı bir bakım önerilir. Özellikle hızlı emilen, çok aşırı yoğun olmayan ve hafif formülasyonlar içeren ürünler tavsiye edilir” diye konuştu.

 

Prof. Dr. Özlem Su Küçük

“Saç ve cilt tipine göre ürün seçilmeli”
Kullanılacak ürünün saç ve cilt tipine göre tercih edilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Su Küçük, “Eğer aşırı yağlı bir cilt tipimiz varsa, su bazlı, yağ ağırlığı olmayan hafif ürünler tercih edilmelidir. Tersine, aşırı kuru bir cilt tipimiz varsa yağ ağırlığı daha fazla olan yoğun ürünler tercih edilebilir. Bu durum hem el ve yüz için hem de genel vücut bakımı için paralel bir uygulama anlamına gelir. Yani el ve yüzümüz ile vücudumuz da yağlı cilt özelliği taşıyorsa su bazlı, kuru ise yağ bazlı ürünleri tercih etmemiz daha doğru olur. Karma ciltler için de cildin özelliğine göre ürün tercih etmek önemlidir. Yağlı bölgeye yağ bazlı, kuru bölgeye su bazlı ürün kullanmak ters etki yaratabilir” ifadelerini kullandı.
Canlandırma için “peeling” önerisi
Kış sonrası genel canlandırma için “peeling” uygulamalarını öneren Prof. Dr. Su Küçük, “Evde yapılabilecek basit peeling uygulamaları ile kışın sert etkilerini üzerinde taşıyan cildimizi arındırıp canlandırabiliriz. Gözenekleri sıkılaştırmak için tonik ve çeşitli maskeler kullanılabilir. Elbette tüm bu uygulamaların cilt tipine ve dermatolog tavsiyesine göre yapılması çok daha faydalıdır” şeklinde konuştu. Kışın yıpranan saçların canlandırılması için yine saç ve cilt tipine göre yağlı veya nemlendiricili şampuanlar kullanılabilir. Eğer saçlarımız ve saçlı derimiz çok kuruysa nemlendirici özellikli saç kremleri kullanılması önerilebilir. Yine boyalı saçlarda, boya etkisiyle nemde azalma söz konusu olacağı için nemlendirici ağırlıklı ürünler kullanılması yerinde olur” ifadelerini kullandı.
“Güneş koruyucular kullanılabilir”
Prof. Dr. Su Küçük, ilkbaharın yaza yaklaşan günlerinde güneşin ve sıcağın etkisinden korunmak için güneş koruyucu ürünlerin kullanılabileceğini kaydederken, bu ürünlerin dışarı çıkmadan 20-30 dakika önce uygulanmasının ve dışarıda kalma süresine göre 2-3 saatte bir tekrarlanmasının yerinde olacağını söyleyerek sözlerini noktaladı.

Kadın kanserlerinde yaşam kurtaran önerileri!

Kadın kanserlerinde yaşam kurtaran önerileri!

Ülkemizde meme kanserinden sonra en yaygın görülen kadın kanserlerinde ihmal edilen bazı belirtiler aksine yaşamsal önem taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör kadın genital kanserlerinin en sık görülenlerinin rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanseri olduğunu belirterek “Dünyada her yıl bir milyondan fazla kadın jinekolojik kanserle karşılaşıyor. Ülkemizde her yıl 5 bine yakın kadına rahim kanseri, yaklaşık 3 bin kadına yumurtalık kanseri, 1.500 kadına da rahim ağzı kanseri tanısı konuyor. Ancak çoğunlukla bu kanserler belirti vermeden sinsice ilerlediği için, çoğu kişi de ya korkudan ya da ihmalkarlıktan düzenli kontrollerini yaptırmadığı için ne yazık ki ileri evreye ulaşmış oluyor. Oysa ölümcül kadın kanserleri düzenli rutin kontroller ve testler ile erken teşhis edilirse tedavi edilebiliyor” diyor. Jinekolojik kanserler açısından toplumsal farkındalığın yok denecek kadar az olması nedeniyle tüm dünyada farkındalık oluşturabilmek için toplumun dikkati her yıl Eylül ayında jinekolojik kanserlere çekiliyor. Prof. Dr. Mete Güngör, Eylül ayı Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada en sık görülen üç kadın kanserinin ihmale gelmez belirtilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mete Güngör

  1. Rahim Kanseri (Endometrium Kanseri)

Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında yer alan rahim kanseri riski menopoz döneminde artıyor. Rahim içini döşeyen tabakanın hücrelerinden kaynaklanan rahim kanserinin genellikle erken evredede tespit edilebildiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Çünkü sıklıkla adet periyotları arasında veya menopoz sonrası vajinal kanama şeklinde belirti verir” diyor. Prof. Dr. Mete Güngör rahim kanseri riskini artıran faktörlere yönelik şöyle konuşuyor: “Adet dönemi 12 yaşından önce başlar ya da menopoz geç yaşta olursa, o kadar fazla östrojen hormonuna maruz kalınır ve bu da riski artırır. Aşırı kilo da vücuttaki östrojeni artırır ve rahim kanseri açısından riskli gruba sokar. Obez kadınlarda rahim kanseri riski üç kat fazladır. Yağlı diyet, hiç gebe kalmamış olmak, adet döneminin düzensizliği, diyabet, ailede meme veya yumurtalık kanseri hikayesi olması ve menopozda progesteron hormonu olmaksızın tek başına östrojen tedavisi verilmesi de riski artırır.”

Bu belirtilere dikkat!

Rahim kanseri en fazla kanama ile belirti verdiği için, kadınların özellikle menopoz döneminin ardından baş gösteren en küçük bir kanamaya hatta lekelenmeye karşı bile çok dikkatli olması ve hemen bir uzmana görünmesi gerekiyor. Adet kanamalarının fazla olması ve uzun sürmesi, pelvik ağrı, ilişki sırasında ağrı, anormal kanlı akıntı ve kilo kaybı da rahim kanserinin başlıca belirtilerini oluşturuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Yumurtalık (Over) kanseri

Yumurtalık kanseri genelde sindirim sistemi ve mesane sorunları gibi bir çok hastalığın belirtilerini taklit ediyor. Bu nedenle çoğunlukla tanısı geç ve ileri evrede konuluyor. Yumurtalık kanserini önceden tespit edecek bir yöntem olmadığını, teşhisin tesadüfen rutin jinekolojik muayenelerde konulduğunu belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Kadınların hiç olmazsa senede bir kez rutin jinekolojik muayene ve pelvik ultrason yaptırması gerekir” diyor. Kalıtsal gen mutasyonları, ailede yumurtalık kanseri öyküsü, önceki bir kanser tanısı, artan yaş, hiç hamile kalmamış olmak yumurtalık kanseri riskini artırıyor.

Bu belirtilere dikkat!

Karında basınç hissi ve şişkinlik, kasıkta dolgunluk veya ağrı, uzun süreli hazımsızlık, gaz veya bulantı, bağırsak alışkanlıklarında (kabızlık) gibi değişiklikler, kanama düzensizliği, mesane alışkanlıklarında sık idrara çıkma ihtiyacı dahil değişiklikler, iştah kaybı veya hızlı bir şekilde tokluk hissi, vajinal kanama ve kilo kaybı gibi sorunların yumurtalık (over) kanserinin belirtileri arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Mete Güngör; bu şikayetlerden bir veya birkaçı varsa kesinlikle ihmal etmeyip doktora görünmek ve gerekli tetkikleri yaptırmak gerektiğini vurguluyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Rahim Ağzı (Serviks) kanseri

Dünya çapında 45 yaş altı kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türü olan rahim ağzı (serviks) kanserini aşı ile önlemenin mümkün olduğunu ancak ne yazık ki çok sayıda kadının bundan haberinin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Mete Güngör “Rahim ağzı kanserinin yüzde  72-75’inden Human Papilloma Virüsün (HPV) 16 ve 18 tipleri sorumludur. HPV oldukça yaygın görülen ve cinsel yolla bulaşan bir virüs olduğu için bu tiplere karşı geliştirilen aşılar büyük koruma sağlıyor. Küçük yaşta cinsel ilişkiye başlamak, çok sayıda partner, sigara, sağlıksız beslenme, bağışıklık sistemini etkileyecek bir sağlık sorunu olması, uzun süreli doğum kontrol hapı kullanımı ve üçün üzerinde doğumun rahim ağzı kanseri açısından riski artırıyor” diyor.

Bu belirtilere dikkat!

Rahim ağzı kanserinin erken evrede genellikle belirti vermeyen ancak kadın kanserleri arasında düzenli taramayla önlenebilen tek kanser türü olduğunu vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör; bu nedenle her kadının hiçbir yakınması olmasa bile düzenli muayene olmasının ve 21 yaşından itibaren en geç 3 yılda bir Pap Smear testi yaptırmasının da hayati önem taşıdığını vurguluyor. Prof. Dr. Mete Güngör “Anormal vajinal kanama, cinsel ilişki sırasında veya sonrasında ağrı veya kanama, vajinadan anormal sulu, kokulu ve kanlı akıntı gelmesi, normal adet dönemi dışında kan lekeleri veya hafif kanama rahim ağzı kanserinin ileri evredeki belirtileri olduğundan bu şikayetlerden biri veya birkaçı varsa hemen doktora görünmek gerekir” diyor.

Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi ile eğitim yelpazesini genişletti

Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi ile eğitim yelpazesini genişletti

Nişantaşı Üniversitesi 10. Yılında sağlık alanında önemli bir atılım yaparak Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerini kurdu. Robotik teknolojiler, büyük veri analizi ve genetik araştırmalar vasıtasıyla erken teşhis ve sürdürülebilir sağlıklı yaşam noktalarına önem verecek.

Edu 5.0 modeli ile tüm akademik birimlerinde uyguladığı teknoloji ve insan bileşenli eğitim modelini şimdi Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerimize getireceğini söyleyen Nişantaşı Eğitim Vakfı Kurucusu Dr. Levent Uysal,”Bu iki fakülte bizler ve ülkemiz için o kadar önemli ki, büyük ölçekli bir yatırım ile son teknolojik imkanlarla donatılmış 240 yatak kapasiteli bir üniversite hastanesini de hayata geçireceğiz. Uluslararası bilimsel faaliyetlerin ön planda tutulacağı bu fakültelerde akademik kadro yapılanma çalışmaları son hızıyla devam etmekte olup, yurt dışı üniversite iş birliklerine dayalı proje bazlı ve klinik yoğun bir müfredat uygulanacaktır” dedi.

Menenjitten aşılar ile korunmak mümkün mü?

Menenjitten aşılar ile korunmak mümkün mü?

Özellikle bakterilerin neden olduğu menenjit, hem hastalığın ağırlığı, hastalık nedeniyle yaşanılan kayıplar hem de hastalık sonrası oluşan komplikasyonlar ve sekeller nedeniyle tüm yaş gruplarının en önemli hastalıklarından biridir.

Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları ve Bağışıklama Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi 24 Nisan Dünya Menenjit Günü vesilesiyle önemli bilgiler paylaştı.

Menenjit birçok farklı mikroorganizmanın neden olduğu bulaşıcı hastalıklardan biridir. Menenjit santral sinir sistemi olarak adlandırdığımız; beyin ve omuriliği saran, menings olarak adlandırdığımız zarın ve zar ile beyin dokusu arasında yer alan boşluktaki beyin omurilik sıvısının enfeksiyonudur. Bu enfeksiyona bakteriler, virüsler ve çok daha nadiren mantarlar neden olabilir, sık olmamakla birlikte, bazı durumlarda (kullanmakta olduğumuz ilaçlar veya tedaviler gibi) mikroorganizmaların dışındaki nedenlerle de, zarda inflamasyon, yani beyaz kürlerin ve vücudun savunma sisteminin cevabı ortaya çıkabilir. Bugün için gelişmiş tıbbi olanaklara ve çok etkili antimikrobiyal ilaçlarımıza rağmen menenjit çok yüksek oranda ölüme neden olan bulaşıcı bir hastalıktır. Özellikle bakterilerin neden olduğu menenjit hem ağırlığı, hastalık nedeniyle yaşanan kayıplar hem de hastalıktan kurtulanlarda, sonrasında getirdiği komplikasyonlar, sekeller nedeniyle aslında tüm yaş gruplarının en önemli bulaşıcı hastalığıdır.

Prof. Dr. Ateş Kara,

Bu mikroorganizmalar menenjite neden oluyor

Menenjit tüm yaş gruplarında görülebilir. Bununla birlikte, bazı yaş gruplarında ise biraz daha sık görülmektedir. Bir diğer ifade şekli ile menenjit özellikle çocukluk çağında ve yaşamın erken döneminde daha sıktır. Özellikle de aşıların yaygın uygulamalarından önce, çocukluk çağında daha sık görülüyordu diyen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara, şunları söyledi: “Bugün artık aşı uygulamalarımızla beraber özellikle menenjite neden olan bazı mikroorganizmaların azaltılması hatta bazılarının tamamen ortadan kaldırılmasıyla menenjit sayısında çok büyük azalma sağlanabilmiştir. Bununla birlikte dünya genelinde hala menenjit bulaşıcı hastalıklara bağlı ölümlerin ilk 10 nedeninden bir tanesi olmaya devam etmektedir. Menenjit geçirenlerin, yüzde 30 ile yüzde50’sinde nörolojik sekeller kalabilmektedir.

 

Prof. Dr. Ateş Kara: “Çocukluk çağında rutin aşı uygulamalarıyla biz ülke olarak menenjitte çok büyük bir başarı elde ettik. Menenjitin en korkulan şekline, özellikle ciddi hastalığa ve ölüme, sakatlığa bakteriler neden olmaktadır. Bakteriler arasında üç bakteri türü; Streptococcus pneumoniae (genel olarak pnömokok olarak ifade ediyoruz), H. influenzae tip b ve Neisseria meningitidis (kısaca meningokok olarak ifade ettiğimiz) etkenler bakteriyel menenjitlerin yüzde 95’inden fazlasına neden olmaktaydı. Pnömokok (zatürre etkeni olarak da en ön sırada yer almaktadır) tüm yaş gruplarında, Haemophilus influenzae tip b, eskiden özellikle ilk 6 yaşta ve meningokok, yine tüm yaş gruplarında menenjite neden olmaktadır. Bu mikroorganizmalardan pnömokok için aşılamayı çocukluk çağında rutin olarak yapıyoruz ve 2., 4. ve 12. aylarda aşı uygulayarak çok ciddi anlamda pnömokok menenjitlerinde ve zatürelerinde azalma sağladık. Haemophilus influenza tip b (Hib) ilk 6 yaşta görülen menenjit etkeniydi ve çok sık çocuklarda menenjite neden oluyordu. Bundan önceki yıllara baktığımızda çocuklarda özellikle yaşamın ilk üç yılında menenjitin en sık etkeni iken, Haemophilus influenza tip B aşısının beşli aşı, yani karma aşı şeklinde 2., 4., 6. ve 18. aylarda uygulaması sonrasında artık görülmez hale geldi. Yani biz bu iki etkenin neden olduğu menenjitlerde çok büyük bir başarı elde ettik.

Bunun dışında kalan diğer bir mikroorganizma olan, Neisseria meningitidis yani meningokok ise artık bugün daha az gördüğümüz (diğer bakterilerin neden oldukları çok çok azaldığı için) menenjitlerin en sık etkeni haline gelmiş durumda. Tüm yaş gruplarında özellikle bebeklikte daha ön planda olmak üzere, çocuklukta ve aynı zamanda da yetişkinlerde de yine bizim karşımıza menenjit etkeni olarak çıkıyor” dedi.

Menenjit korkutucu ve tedirgin edici hastalıkların başında geliyor

Menenjit aslında hepimizin duyduğu ama aslında çok detaylı bilgimizin olmadığı, toplum olarak baktığımızda korktuğumuz hastalıkların da başında geliyor vurgusu yapan Prof. Dr. Ateş Kara sözlerini şöyle sürdürdü: “Tamamen sağlıklı olan çocuklarda veya yetişkinlerde hızlı ilerleyen ve özellikle de beyin zarını etkilediği için beyin dokusuna da zarar verme riskine sahip klinik tabloda bir hastalık olduğundan çok yüksek rakamlardaki kayıplara neden olabiliyor. Kayıplar derken şöyle söyleyebiliriz; herhangi altta yatan bir hastalığı olmayan ve öncesinde tamamen sağlıklı olan bir kişideki menenjit yüzde 10 ila 15 yani her on kişiden birinin can kaybına neden olabiliyor. İyileşenlerin arasında da etkene göre, neden olan mikroorganizmaya göre yüzde 20 ila yüzde 50 (nörolojik sekeller yüzde 30 ile yüzde 50) oranında komplikasyon veya sakatlıklar (ekstremite kaybı gibi çok ağır fiziksel sekeller de yüzde 1-3 gibi) görülüyor. Komplikasyon ve sakatlık dediğimiz zaman şunu düşünmemiz lazım; bu komplikasyon ayak veya kolun kaybı gibi çok ağır fiziksel sekel şeklinde ya da daha sıklıkla işitme kaybı gibi akademik fonksiyonlarda, okul başarısında azalma gibi bir bakıma değerlendirme, düşünce kapasitesinde azalma şeklinde de komplikasyonlara neden olabiliyor. O bakımdan menenjit korkutucu ve gerçekten de hepimiz açısından tedirgin edici hastalıkların başında geliyor.“ Prof Dr. Ateş Kara, Dünya Menenjit Günü vesilesiyle, aşılar ile çok büyük ölçüde menenjitten korunmanın mümkün olduğunu da vurguladı.

Menenjite neden olan bakterilere karşı elimizde çok etkili aşılarımız var

Prof. Dr. Ateş Kara: “Bugün aşı ile korunma ile pnömokok ve Heamophilius influenza tip b artık neredeyse görünmez hale geldi. Meningokoksemi veya meningokok menenjiti ise bugün en sık gördüğümüz bakteriyel menenjit etkeni olarak karşımıza çıkıyor. Bu bakımdan meningokok menenjitinden de korunmak önemlidir. Bugün meningokok bakterilerinin birkaç çeşidi olduğunu biliyoruz ve bunlara karşı da elimizde çok etkili aşılarımızın olduğunu biliyoruz ve bu aşılarla meningokoktan da korunma, meningokok menenjitini de önleme şansımız olduğunu belirtmek lazım” dedi.

Çocuklarımızın aşılarına COVID-19 döneminde de aksatmadan devam etmeliyiz

Prof. Dr. Ateş Kara: “COVID-19 salgınıyla geçtiğimiz Mart ayında ülke olarak karşılaştık ama dünya geneline baktığımızda şunu değerlendirmemiz lazım ki; dünyada Çin’in Ocak ayı, Avrupa’nın ve Amerika’nın etkilenmesi ise şubat ayı itibari ile başlamıştı. Biz pandemiyi değerlendirirken COVID-19’daki büyük kayıplarımızı, canımızın yandığını söylememiz lazım. Bir diğer taraftan da, salgının farklı etkilerini de göz önüne almalıyız, şöyle ki; dünya genelinde özellikle aşı uygulamasında kişilerin sağlık merkezlerine gitme tedirginlikleri nedeniyle aşılama oranlarında bazı ülkelerde düşmeler oldu. Hatta bu düşmeler Amerika Birleşik Devletleri‘nde yüzde 50’lere, Avrupa’da yüzde 20, 30’lara kadar yüksek rakamlara ulaştı. Bizim ülkemizde ise sağlık çalışanlarının özellikle de aile hekimlerinin büyük çabasıyla çocukluk çağı aşı uygulamalarımızda ciddi bir azalma olmadı ama şunu söylememiz lazım lütfen çocuklarımızın aşılarına COVID-19 döneminde de aksatmadan devam edelim. Bu sadece Dünya Menenjit Günü olması nedeniyle gündeme gelen menenjit için değil, diğer hastalıklar için de geçerli. Çocuklarımızın aşılarını eksiksiz ve tam olmasına mutlaka özen göstermeye çalışalım” dedi.

Aşıların insan sağlığı ve yaşam süresinin etkilerine değinen Prof. Dr. Ateş Kara şunların altını çizdi: “COVID-19 salgınında biz aşıların aslında ne kadar önemli olduğunu, aşıların sağlık için ne kadar katkı sağladığını gördük. İnsanın sağlıklı su, temiz su içmesi ile beraber ortalama ömrü 20 yıl kadar uzamıştı. Aşılar ise bunun üzerine ilave 12 yıl daha sağladı. Bugün başka hiçbir girişim, ilaç, tedavi ortalama insan yaşamına böyle ciddi bir katkı sağlayamıyor. Onun için de aşılar bizim açımızdan en önemli ve mutlaka uygulanması da gerekli olan yaklaşımlar.”

Bulaşma damlacık yoluyla gerçekleşiyor

Prof. Dr. Ateş Kara: “COVID-19 döneminde ayrıca hastalıkların bulaşması ile ilgili de çok fazla bilgi edinmeye başladık. Menenjit etkenlerini düşündüğümüz zaman aslında onların da ağırlıklı olarak damlacık yoluyla bulaştığını görüyoruz. İnsanların konuşurken ve daha nadiren nefes alıp verirken çıkarttıkları küçük damlacıkların içerisinde bu mikroorganizmalar yerleşebiliyor. Menenjite neden olan organizmalarda her zaman herkeste direkt hastalığa neden olmayıp ağız ve burun bölgesinde yerleşerek burada bizim tabirimizle kolonize olabiliyorlar yani, hastalığa neden olmadan boğazımıza yerleşebiliyorlar yani biz o mikroorganizmalara belirli bir süre ev sahipliği yapabiliyoruz. Bizimle birlikte bu mikroorganizmalar yaşayabiliyorlar ve biz hasta olmasak da bir başkasına, bir yakınımıza, çevremize konuşurken ya da daha yüksek sesle bağırırken, daha nadirense nefes alıp verirken çıkarttığımız o küçük damlacıklar ile saçabiliyoruz. Menenjite neden olan pnömokok, Haemophilus influenzae, meningokok da genellikle bu damlacık yoluyla bir kişiden bir başka kişiye geçiyor veya bulaşıyor” dedi.

 Çocuğunuzda bu belirtiler varsa acele edin

Menenjit aslında hem toplum, hem doktorlar hem de sağlık çalışanları olarak en tedirgin olduğumuz hastalıklardan bir tanesi çünkü çok yüksek kayıplara ve sekellere neden oluyor uyarısında bulunan Prof. Dr. Ateş Kara: “Menenjitin bir başka özelliği de hızlı yayılması; çocuklarda özellikle ateş, şiddetli baş ağrısı ve kusma gibi şikayetler olduğu anda mutlak bir doktora başvurulması bu bakımdan önemli. Ani başlayan ateş beraberinde bir baş ağrısı ki çocuklar bazen bunu ifade edebilirler. Daha öncesinde böyle bir şikâyeti olmayan bir çocuğun ateşi başlıyor, baş ağrısı oluyorsa bir de buna kusma ekleniyorsa mutlak doktora başvurmak gerekiyor. Özellikle böyle bir durumda ciltte daha önce görmediğimiz bir döküntü yani bir lezyon ortaya çıkıyor ise acil doktora gidilmesi lazım çünkü şunu biliyoruz; hekime erken gidiş ve tedavinin erken başlanması sakatlıkları çok azaltırken hayatta kalma şansını da çok artırıyor. Tedavideki gecikme özellikle doktora başvurudaki gecikme kayıplardaki en önemli neden. Ebeveynlerimize notumuz çocuklarımızın aşılarının tamamlanmasını sağlaması ve ateş, baş ağrısı, kusma gibi şikayetlerin varlığında hiç vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması şeklinde olmalı” dedi.

Riskin yüksek olduğu durumlarda, diğer aşılar da devlet tarafından uygulanıyor

Menenjitten, meningokok hastalığından koruyabilecek ilave aşılarımız da var diyen Prof. Dr. Ateş Kara sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle savunma sistemi iyi olmayan, mesela dalak ameliyatı geçiren, dalağı alınan ya da bazı kan hastalıkları olanlarda özellikle kansızlığın beraber olduğu kan üretiminin sıkıntılı olduğu bazı hastalıklarda menenjit riski artabiliyor. Bazı durumlarda savunma sistemimizin çalışma elemanlarının eksiklikleri olabilir ve daha spesifik olarak vücudumuzun cevap mekanizmalarının bazılarında eksikliklerin olması durumunda da menenjit riskinin arttığını meningokok hastalıkları riskinin arttığını, pnömokok hastalığının daha fazla olduğunu biliyoruz. Böyle durumlarda da doktorlarının önerisi ile mutlaka bu aşılarının uygulanması lazım. Özellikle bu dönemleri değerlendirdiğimiz zaman hac ve umreye gidildiği zamanda da devletimiz tarafından aşılar ücretsiz olarak karşılanmakta bu vecibeler yerine getirilirken de aşı yönünden mutlaka hazırlıklı olmamız lazım. Aşılarımızı gitmeden en az iki hafta önce yaptırmalıyız” dedi.