Yazılar

Ev kazaları çocukları kör bırakıyor!

Ev kazaları çocukları kör bırakıyor!

Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), pandemi döneminde evde meydana gelen kazalar sonucu hem yetişkinlerde hem de çocuklarda göz yaralanmalarının dikkat çekici bir şekilde arttığını açıkladı.

Türk Oftalmoloji Derneği Oküler Travma ve Medikolegal Oftalmoloji Birimi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Aydın, pandemi döneminde evde meydana gelen kazalarda 4 yaş altı çocukların göz yaralanmalarına en çok maruz kalanlar olduğunu ve kalıcı görme kayıpları yaşandığını belirtti. 

Türk Oftalmoloji Derneği Oküler Travma ve Medikolegal Oftalmoloji Birimi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Aydın,

Prof. Dr. Erdinç Aydın,

Yılda 55 milyon kişi

Prof. Dr. Erdinç Aydın, göz travmalarının, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de görme kaybının en çok görülen sebepleri arasında olduğunu belirterek, “Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl 55 milyon göz yaralanması meydana geliyor. Göz travmaları nedeniyle de her yıl 19 milyon kişi tek taraflı, 1 milyon 600 bin kişi ise bilateral görme (iki gözde birden görme kaybı) yetisini kaybediyor.” dedi.

Ev kazaları kör bırakıyor

Dünyadaki gibi ülkemizde de travmaların yüzde 41’inin ev kazalarında meydana geldiğini ve sıklıkla çocuklarda görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Aydın, “En çok yüzde 32’lik oranla künt cisim travmaları, daha sonra da yüzde 14 ile cam, makas, bıçak kesici cisim yaralanmaları şeklinde oluşmaktadır. Yaralanmaların yüzde 70 oranında ön segment yani gözün saydam kısmının yaralanması şeklinde meydana geliyor. Bir diğer önemli gelişme ise Covid-19 pandemi döneminde ev kazalarının artışına bağlı olarak ev içi göz travmalarının sayısında da dikkat çeken şekilde artış yaşandı.” diye konuştu.

Ev kazalarını azaltmanın yolları neler?

Erişkinlerde göz travmaları sıklıkla iş kazaları ve spor yaralanmaları şeklinde olduğunu, çalışanların 3 mm’lik polikarbon koruyucu gözlük ve siperlik kullanmasının zorunlu hale getirilmesi ve belli aralıklar ile denetlenerek kullanımının teşvik edilmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Aydın şöyle devam etti:

“Spor travmalarını önlemek için kullanılacak gözlüklerin koruyuculuğu, yapılan spor dalının temaslı veya temassız olmasına göre farklılık göstermektedir. Çocukluklardaki yaralanmalar basit önlemlerle birçoğu engellenebilir. Korumalı topraklamalı-priz kullanımı, kesici ve delici cisimlerin kapalı veya çocukların ulaşamayacağı yerlerde tutulması, keskin dolap ve kapı kenarlarına silikon çerçeveler yapıştırılması, devrime olasılığı olan TV ve cam dolapların sabitlenmesi, kapılara stoper konması, kapı kollarının keskin köşeli olmaması olası birçok kazayı önleyecektir.”

4 yaş altı çocuklar kaza mağduru

Prof. Dr. Erdinç Aydın ayrıca pandemi sürecinde trafik kazalarında ve ev dışı kazalarda azalma olduğunu, buna karşın ev kazalarında ve istismara bağlı göz yaralanmalarında artış görüldüğünü belirtti. Özellikle 4 yaş altı erkek çocukların travmalardan daha fazla etkilendiğini ve kalıcı görme kayıpları yaşadıklarını sözlerine ekledi.

 ‘Makrovizyon’ ameliyatlarındaki artış kaygı veriyor

Makrovizyon’ ameliyatlarındaki artış kaygı veriyor

Türk Oftalmoloji Derneği, halk arasında “Sarı Nokta Hastalığı” olarak bilinen Yaşa Bağlı Makula Dejeneresansı göz hastalığı tedavisi için yapılan Makrovizyon ameliyatlarındaki artışın kaygı verici bir noktaya geldiğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Zeliha Yazar, özellikle 65 yaş üstündeki kişilerde görülen ve kalıcı görme kaybı yapan bu hastalığın ‘makrovizyon’ gibi bir tedavisinin olmadığını, ticari kaygılarla hastalara boş ümit verildiğini söyleyerek uyarılarda bulundu.

Hastalara boş ümit veriliyor

Türk Oftalmoloji Derneği, halk arasında “Sarı Nokta Hastalığı” olarak bilinen, 65 yaş üstü kişilerde daha çok görülen ve kalıcı körlüğe kadar varan hastalığın tedavisi için yapıldığı iddia edilen Makrovizyon (MACRO-vision) ameliyatlarında yakın dönemde kaygı verici bir artış yaşandığına dikkat çekerek çeşitli uyarılarda bulundu. Türk Oftalmoloji Derneği Türk Oftalmoloji Yeterlik Kurulu Başkanı (TOYK) Prof. Dr. Zeliha Yazar, “Sarı Nokta Hastalığı merkezi görmenin azalmasına neden olan bir durumdur ve günümüzde süreci geri döndürecek bir tedavisi yoktur. Makrovizyon tedavisi olarak pazarlanan cerrahi yöntem görüntüyü büyütücü lenslerin ameliyatla göz içerisine yerleştirilmesi yoluyla mevcut görmeden daha iyi yararlanmayı hedefleyen bir uygulamadır. Bu uygulamalar ticari kaygılar sebebiyle artış göstermiştir. Bu ameliyatlar çoğu hastalaya boş ümit verirken bırakın tedavi etmeyi daha kalıcı hasarlara yol açma ihtimali barındırıyor” dedi.

Göze minyatür teleskop ameliyatı

Sarı nokta, gözün sinir tabakası olan retinanın keskin görmeden sorumlu olan, 5 milimetre çapındaki koyu sarı renkli dairesel bölgesidir. Baktığımız cisimlerden gelen ışınlar bu bölgeye düşer. Bölgenin kalıtımsal, infeksiyöz veya yaşa bağlı hastalıkları vardır. Bölgede geri dönüşümsüz bir hastalık olduğunda cisimlerin görüntüsünü büyüterek bu alanda sağlam kalmış hücreler daha iyi kullanılabilir veya görüntü hastalıklı bölge dışındaki sağlam retina bölgelerine düşürülebilir. Bu uygulama göz hekimleri tarafından geleneksel olarak yüksek numaralı gözlükler veya gözlüğe monte edilebilen minyatür teleskoplarla yapılıyor. Geçtiğimiz son 10 yılda bu teleskopları veya büyütücü alanlar içeren mercekleri ameliyatla göz içine yerleştirme düşüncesi uygulanmaya başladı. Her ne kadar fikir olarak iyi görünse de uygulamada birçok sorunlar ve cevaplanmamış sorular bulunuyor. Bu amaçla yapılan teleskopik merceklerden biri Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin onayını aldı. Bu merceklerle yapılan çalışmalar az sayıda hasta üzerinde, kısa süreli, kontrollü ve standardize olmayan çalışmalardır. Çoğunda yakın görme iyileşmesi saptanmıştır.

Hastaların çaresizliği ticari amaçla kullanılamaz

Mevcut hastalığın tedavisinin söz konusu olmadığına değinen Prof. Dr. Yazar şöyle devam etti.

“Az görenlere yardımcı olacak alet veya cihazların başında el büyüteçleri, teleskopik gözlükler, el teleskopları sayılabilir.  Son yıllarda göz içi teleskopik implantlar, özel büyütücü göziçi lensleri geliştirilmiş olsa dahi bunların denendiği çalışmalarda henüz yeterli derecede güvenilir olumlu sonuçlar elde edilmemiştir. Elbette ki bu yöntemin faydalı olabileceği bir grup hasta vardır. Fakat bu cerrahi yöntemi sarı nokta hastalığında kabul edilmiş bir tedavi yöntemi olarak sunmak tıbbi etikle bağdaşmaz. Üstelik makrovizyon adı altında hastanın ameliyatla hipermetrop hale getirilip gözlük yardımıyla büyütücü etki alınmaya çalışıldığına dair bazı üyelerimizin uyarıları da söz konusu olmuştur.  Bu ise hastanın çaresizliğinin maddi çıkar için kullanılmasıdır ve kabul edilemez.”

Makrovizyon ameliyatı zararı artırabilir  

Prof. Dr. Zeliha Yazar, teleskopik göz içi lenslerin kullanımının sarı nokta hastaları yanında “Retinitis Pigmentosa (RP)” hastalarına da herhangi bir yarar sağlamadığını, maddi çıkarlar için hastaların ümitlerinin sömürüldüğünü açıklayarak şöyle konuştu:

“Bu lensler ile santraldaki görüntünün büyütülmesiyle, zaten dar olan görme alanının daha da daralmasına yol açmaktadır. Üstelik pek çoğu genç yaşta olan RP hastalarının şeffaf kristalin lensleri alındığı için yakın görmeleri de bozuluyor. Hastaların teleskopik göz içi lensleri yerine teleskopik gözlükleri tercih etmesi gerekir. Çünkü Makrovizyon ameliyatının geri dönüşü yoktur. Hastalar gözündeki merceklerle yaşamaya devam etmek zorunda. Mevcut teleskopik lensler ile görme alanı daralması, kamaşma, hayalet refleler ve binokülarite sorunları henüz çözülmemiş; maliyet-yarar ve etkinlik konusu henüz değerlendirilmemiştir.” Bu konuda “İyi Klinik Uygulamaları Kılavuzu” rehberliğinde yapılacak nitelikli klinik araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Sarı nokta hastalığı nedir?

Maküla ya da bilinen adıyla “sarı nokta”, gözün arka kısmında görme işleminin sağlandığı retinada yer alan, keskin ve renkli görmenin sağlanmasından sorumlu küçük bir bölgedir. Sarı nokta hastalığı, ismini aldığı bu bölgede bulunan, ışığı ve rengi algılayan alıcıların, yaşın ilerlemesi ile beraber hasar görmesi sonucu oluşan hastalığa verilen isimdir. Hastalığın tıbbi adı, yaşa bağlı maküla dejenerasyonudur. Sarı nokta hastalığı özellikle 65 yaş sonrası meydana gelen, geri dönüşümsüz bir retina hastalığıdır. Gelişmiş ülkelerde körlüğün en önemli sebeplerindendir. 

Göz tansiyonu körlüğe neden oluyor

Göz tansiyonu körlüğe neden oluyor

Halk arasında ‘göz tansiyonu yüksekliği’ olarak bilinen glokom hastalığı, dünyada geri dönüşümsüz körlüğün en sık nedeni. Glokom, günümüzde dünya genelinde 6 milyonu tam kör olan yaklaşık 78 milyon kişiyi etkiliyor. Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç, 7-13 Mart tarihleri arasında düzenlenen Dünya Glokom Haftası kapsamında glokoma karşı toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik açıklamalarda bulundu.

Göz tansiyonu artışı olarak da bilinen glokom, genellikle göz içi basıncının artmasıyla karakterize bir hastalıktır. Bu durum zaman içerisinde, görme siniri hasarı, çevresel görme alanı kaybı ve son olarak körlükle sonuçlanabilir. Göz içi basıncı ne kadar yüksekse, görme sinirinin hasar görme olasılığı da o kadar yüksektir. Ne yazık ki, hastada bu semptomlar her zaman fark edilebilir algıda değildir ve glokom, özellikle yaşlılarda körlüğün en yaygın sebebidir. Bu nedenle, düzenli göz muayenesinin yaptırılması önerilmektedir.

Türkiye’de 2,5 milyona yakın glokom hastası olduğu tahmin edilirken her 4 hastadan yalnızca biri teşhis edilebiliyor. Geri dönüşümsüz görme kaybına yol açan glokomun en önemli özellikleri arasında, hastaların büyük bir bölümünde sinsi seyretmesi ve geç tanı konulması yer alıyor.

“Migren sanılan ataklar göz tansiyonu çıkabilir”

 Dünya Glokom Haftasında konuşan Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç; “Açık açılı glokom olarak bilinen ve en sık rastlanılan glokom tipinde hastalık genellikle bir başka şikâyetten ötürü göz muayenesine gelen hastalarda tesadüfen tespit ediliyor. Birçok hasta genellikle 40 yaşından sonra yakın görme bozukluğundan dolayı göz hekimine başvurduğunda göz tansiyon hastası olduğunu öğreniyor. Dar açılı glokom olarak bilinen bir başka glokom tipinde ise hastalar glokomun belirtilerini migren ataklarıyla karıştırıyor. Migren sanılan baş ağrıları aslında sinsice ilerleyen ve zamanla körlüğe yol açabilen göz tansiyon hastalığı çıkabilir. Glokomun hangi tipi olursa olsun erken tanı ve müdahale ile hastalık kontrol altına alınarak görme yetisinin korunması sağlanabiliyor.” dedi.

“Glokom genetik yatkınlığı olan bireylerde daha sık görülüyor”

 Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç; “Glokomun en sık görülen tipi açık açılı ya da diğer bir deyişle sinsi glokomdur. Özellikle anne, baba ve kardeş gibi birinci dereceden yakın akrabaların glokomlu olması hastalığın aile üyelerinde görülme riskini 7 kat arttırıyor.  Daha nadir olan dar açılı glokom ise kadınlarda, yüksek hipermetrop kimselerde daha sık görülebiliyor. Glokom genellikle ileri yaş hastalığı olarak bilinse de gerçekte gençlerde hatta yeni doğan bebeklerde ve çocuklarda dahi ortaya çıkabiliyor. Diyabet, göze ait nedenler veya başka sebeplerden uzun süreli kortizon tedavisi, geçirilmiş göz yaralanmaları glokom için diğer risk faktörlerini oluşturuyor. Glokom genelde yüksek göz içi basıncının bir sonucu olarak ortaya çıkmakla birlikte bazı özel koşullarda normal hatta düşük basınçlarda bile glokom oluşabiliyor. Normal tansiyonlu glokom olarak adlandırılan bu tip genellikle damarsal problemleri, düşük kan basıncı, uykuda nefessiz kalma (uyku apnesi) sorunları olanlarda görülebiliyor.” diye konuştu.

“Göz tansiyonu zamanında müdahale edilmediğinde körlüğe yol açıyor”

 Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç; “Glokomun günümüzde müdahale edilebilen en önemli nedeni göz içi basıncının yüksek olmasıdır. Normal koşullarda göz içinde sürekli üretilerek bazı göz dokularımızı besleyen ve gözümüzün şeklini koruyan bir göz içi sıvısı mevcuttur. Bu sıvının göz içinde yer alan özel kanallardan gözü terk ederek kan dolaşımına karışması gereklidir. Aköz sıvısının üretilmesi ve göz dışına çıkışı arasındaki denge “normal göz tansiyonu”nu oluşturur. Bu ölçülebilir bir değerdir ve 10-21 mmHg olarak kabul edilmiştir. Bu dengenin bozulması yani sıvının göz dışına çıkışının azalması sonucu gözün tansiyonu yükselir. Göz içindeki yüksek basıncın uzun süreli devam etmesi sonucunda da görme sinirini zedelenir. Göz içi basıncı artışı sırasında hastanın hiçbir şikâyeti olmayabilir, ancak zamanla önce çevresel alan (perifer) görmesi daralır sonra tam körlük oluşur. Görme siniri kendini yenileyemeyen bir yapı olduğu için müdahale ile kayıplar geri getirilemez ancak hastalığın durdurulması ya da kötüleşmesi önlenebilir. Bu nedenle belirti vermeksizin seyreden bu hastalığın erken teşhisi çok önemlidir. Bu da ancak toplumda glokoma karşı duyarlılığın arttırılması ile mümkündür.” dedi.

Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç; ayrıca göz muayenesinin ayrılmaz bir parçası olan göz tansiyonu ölçümünün glokom teşhisinde ilk adım olarak çok önemli yeri olduğunu, ancak sadece basınç ölçümü ile tanı ve tedavi planlamasının yapılmadığını, görme alanını ölçen ya da görme sinirindeki erken kayıpları dahi yakalayabilen diğer ileri yöntemlerle hastaları takip ettiklerini vurguladı. Prof. Dr. Yalvaç, özellikle miyop ameliyatı geçirmiş kimselerde kornea dokusunun inceldiğini, bu durumun yanlış olarak göz tansiyonunun normal olarak ölçülmesine yol açabileceğini ve hastalığın atlanabileceğini belirterek bu hastaların daha dikkatli olmalarının altını çizdi.

Bebeklerde de glokom olabileceğini hatırlatan Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç; “Göz sıvısını dışarı taşıyan göz içi kanalların gebelik döneminde tam gelişmemesi durumunda fetüste göz tansiyonu artabilir ve bebek bazı belirtilerle dünyaya gelir. Doğumsal (konjenital) glokom dediğimiz bu tip erişkin glokomlarından çok farklıdır. 3 yaşına kadar bebeklerde gözün dış tabakası çok elastik olduğu için artan basınç gözü büyütür, bebek iri gözler ile doğabilir. Bu tek taraflı olursa daha kolay fark edilebilir ancak iki taraflı olduğunda gözden kaçabilir. Aile özellikle tek veya iki taraflı büyük gözlü bebeklerde dikkatli olmalıdır. Bu bebeklerde aşırı sulanma, ışıktan rahatsızlık vardır ve göz rengi iyi seçilemez. Bu belirtiler varsa derhal bir göz hekimine başvurmalıdırlar.” dedi.

Pandemi süreci glokomun erken teşhisini engelliyor

Pandemi süreci glokomun erken teşhisini engelliyor

Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç belirtisiz ilerleyen glokom hastalığının erken teşhisinin hayati öneme sahip olduğunu belirterek, “Pandemi kısıtlamaları, eve kapandığımız bu dönemde hastalığın erken teşhis edilmesine en büyük engel. 40 yaş üstü, ailede glokom öyküsü olan herkesin göz kontrollerini yaptırması gerekiyor” diye uyarıda bulundu.

Kısıtlamalar erken teşhis için en büyük engel

Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç, COVID-19 pandemisi sürecinde toplumdaki izolasyonun ve rutin muayenelerin azalması sebebiyle glokomun tanısında ve tedavinin yeterliliğinin değerlendirilmesinde ciddi sorunlara yol açtığına dikkat çekti. “Bu nedenle 40 yaş üstü, ailede glokom öyküsü olan herkesin geç kalmadan bir an önce göz kontrollerini yaptırmaları veya tedavi almış glokom hastalarının kontrollerini yaptırmaları gerekiyor” diyen Prof. Dr. Yalvaç, ayrıca COVID-19 ve glokom beraberliği tek bir olgu dışında şimdiye kadar saptanan bir vaka olmadığını ve koronavirüsten korunurken maske kullanmak kadar gözleri korumak için de gözlüklerin de kullanılması gerektiğinin altını çizdi.

Türkiye’de 2 buçuk milyona yakın glokom hastası olduğu tahmin edilirken yalnızca her 4 hastadan biri teşhis edilerek tedaviye geçilebiliyor. Geri dönüşümsüz görme kaybına yol açan ciddi bir toplumsal sağlık sorunu olan glokomun en önemli özelliği, hastaların büyük bir bölümünde belirti göstermeden sinsi şekilde seyretmesi ve geç teşhis yer alıyor.

Türk Oftalmoloji Derneği’nden hafta boyunca etkinler

Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi, 7-13 Mart 2021 tarihleri arasında “Dünya Glokom Haftası” nedeniyle her yıl olduğu gibi bu yıl da pandemi önlemleri kapsamında çeşitli etkinlikler düzenleyecek. İstanbul’da çeşitli metro duraklarına, otobüslere; Ankara’da Esenboğa Havalimanı’na glokom konusunda farkındalığını artıran bilgilerin yer aldığı posterler asılacak ve video gösterimleri yapılacak. Yine aile hekimliklerine, hastanelere glokom haftasıyla ilgili afişler asılacak ve TOD Glokom Birimi tarafından hazırlanan hasta bilgilendirme kitapçıkları dağıtılacak. Türkiye’de toplumsal bilinçlendirmeyi artırmak amacıyla hazırlanan, sanatçılardan, oyunculardan, bilim insanlarından ve iş adamlarından oluşan tanınmış isimlerin mesajlarının yer aldığı videolar da sosyal medyada kanallarında yer alacak.

Migren sanılan ağrı, göz tansiyonu olabilir

Dünya Glokom Haftası’nda konuşan Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç: “Açık açılı glokom olarak bilinen ve en sık rastlanılan glokom tipinde hastalık genellikle bir farklı şikâyetten ötürü göz muayenesine gelen hastalarda tesadüfen tespit ediliyor. Birçok hasta genellikle 40 yaşından sonra yakın görme bozukluğundan dolayı göz hekimine başvurduğunda göz tansiyon hastası olduğunu öğreniyor. Dar açılı glokom olarak bilinen bir başka glokom tipinde ise hastalar glokomun belirtilerini migren ataklarıyla karıştırıyor. Migren sanılan baş ağrıları aslında sinsice ilerleyen ve zamanla körlüğe yol açabilen göz tansiyon hastalığı çıkabilir. Glokomun hangi tipi olursa olsun erken tanı ve tedaviyle hastalık kontrol altına alınarak görme yetisinin korunması sağlanabiliyor” dedi.

Genetik yatkınlık glokomu 7 kat artırıyor

Prof. Dr. Yalvaç sözlerine şöyle devam etti: “Glokomun en sık görülen tipi açık açılı ya da diğer bir deyişle sinsi glokomdur. Özellikle anne, baba ve kardeş gibi birinci dereceden yakın akrabaların glokomlu olması hastalığın aile üyelerinde görülme riskini 7 kat artırıyor. Daha nadir olan dar açılı glokom ise kadınlarda ve yüksek hipermetrop kimselerde daha sık görülebiliyor. Diyabet, göze ait nedenler veya başka sebeplerden uzun süreli kortizon tedavisi glokom için diğer risk faktörlerini oluşturuyor” dedi. Prof.Dr. Yalvaç sözlerine “Glokom genelde yüksek göz içi basıncının bir sonucu olarak ortaya çıkmakla birlikte bazı özel koşullarda normal hatta düşük basınçlarda bile glokom oluşabiliyor. Normal tansiyonlu glokom olarak adlandırılan bu tip genellikle damarsal problemleri, düşük kan basıncı, gece uykuda nefessiz kalma (uyku apnesi) sorunları olanlarda görülebiliyor” diyerek devam etti.

Bebeklerdeki glokoma dikkat

Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç bebeklerde de glokom olabileceğini hatırlatarak sözlerine şöyle devam etti: “Göz sıvısını dışarı taşıyan göz içi kanalların anne karnında tam gelişmemesi durumunda gebelikte fetüste göz tansiyonu artabilir ve bebek bazı belirtilerle dünyaya gelir. Doğumsal (konjenital) glokom dediğimiz bu tip erişkin glokomlarından çok farklıdır. 3 yaşına kadar bebeklerde gözün dış dokusu çok elastik olduğu için artan basınç gözü büyütür, bebek iri gözler ile doğabilir. Bu tek taraflı olursa daha kolay fark edilebilir ancak iki taraflı olduğunda gözden kaçabilir. Aile özellikle tek taraflı büyük gözlü bebeklerde dikkatli olmalıdır. Bu bebeklerde aşırı sulanma, ışıktan rahatsızlık vardır ve göz rengi iyi seçilemez. Bu belirtiler varsa derhal bir göz hekimine başvurmalıdırlar”.

Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç ayrıca oftalmolojik muayenenin ayrılmaz bir parçası olan göz tansiyonu ölçümünün glokom teşhisinde ilk adım olarak çok önemli yeri olduğunu, ancak sadece basınç ölçümü ile tanı ve tedavi planlamasının yapılmadığını, görme alanını ölçen ya da görme sinirindeki erken kayıpları dahi yakalayabilen diğer ileri yöntemlerle hastaları takip ettiklerini vurguladı. Dr. Yalvaç özellikle miyop ameliyatı geçirmiş kimselerde kornea dokusunun inceldiğini, bu durumun yanlış olarak göz tansiyonunun normal olarak ölçülmesine yol açabileceğini ve hastalığın atlanabileceğini belirterek bu hastaların daha dikkatli olmalarının altını çizdi.

Kök hücre tedavilerine dikkat edin

Kök hücre tedavilerine dikkat edin

Türk Oftalmoloji Derneği (TOD) Merkez Yürütme Kurulu, henüz deneysel aşamada olan gözlere yönelik kök hücre tedavileriyle ilgili uyarılarda bulundu. TOD, özellikle ‘Sarı nokta hastalığı’ veya ‘tavuk karası’ olarak bilinen retinal hastalıklarda konunun gündeme geldiğini ancak yöntemlerin halen araştırma aşamasında bulunduğunu vurguladı. Dernek yönetimi, Sağlık Bakanlığı onaylı olmayan tedavilerin tehlikeli olabileceğine dikkat çekti.

Güncel tedavi yöntemlerinden yarar göremeyen ve kalıcı görme kaybına yani körlüğe neden olabilen çeşitli retina hastalıkları söz konusu. Tedavi edilemeyen retina hastalıklarının başında genellikle 50 yaşından sonra ortaya çıkan ve sarı nokta hastalığı olarak bilinen ‘kuru tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu’ geliyor. Ayrıca kalıtsal olarak görülen makula hastalıklarının da günümüzde etkin tedavisi yok. En sık görülenler ise tavuk karası ya da gece körlüğü olarak bilinen retinitis pigmentoza ve Stargardt hastalığı. Best hastalığı, Leber konjenital amarozis de tedavisi olmayan kalıtsal retina hastalıklar arasında yer alıyor.

Erken evre aşamasında

Türk göz hekimlerini temsil eden Türk Oftalmoloji Derneği’nin Merkez Yönetim Kurulu (TOD MYK), bu hastalıkların tedavisi için deneysel ve erken evre klinik çalışma aşamasında olan araştırmaların bulunduğunu ve kök hücre tedavisinin, etkinliği araştırılan yeni yöntemlerden biri olduğunu paylaştı.

TOD, “Kök hücre tedavisi ile ilgili araştırmalarda yüz güldürücü sonuçlar alınmış olsa da çalışmalar henüz tamamlanmamıştır. Bu nedenle günümüzde retina hastalıklarında kök hücre tedavisi rutin klinik uygulamalar arasında değildir” uyarısında bulundu.

Türk Oftalmoloji Derneği, kamuoyuna yönelik bilgilendirmesini şöyle sürdürdü:

Onaylı olmayan tedaviler tehlikeli olabilir

Uygulanan tedavilerin T.C. Sağlık Bakanlığı ve Etik Kurul onaylı olması gereklidir.  Şu ana kadar ülkemizde ve dünyada sağlık otoriteleri onaylı bazı öncü kök hücre araştırmaları vardır. Ancak Sağlık Bakanlığı onaylı olmayan tedaviler, etkisiz hatta tehlikeli olabilir. Tıbbi literatürde onaysız kök hücre tedavileri ile görme yetisini büyük ölçüde kaybetmiş olgular yayınlanmıştır.

Umut verici açıklamalara dikkat

Ülkemizde kök hücre tedavileri, Sağlık Bakanlığı “Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) İyi Klinik Uygulamaları Kılavuzu” rehberliğinde uygulanabilecek klinik araştırmalardır. Kök hücre tedavileri ile ilgili mevzuat Sağlık Bakanlığı 2018/10 tarih ve 54567092 sayılı genelgesi ile düzenlenmiştir. Söz konusu genelgeye göre televizyon, gazete ve sosyal medya gibi iletişim araçları aracılığı ile sağlık kuruluşlarının reklam amacı ve umut verici açıklamalarda bulunması yasaklanmıştır. Gelecekte hangi hastalara nasıl kök hücre tedavisinin yapılacağı “İyi Klinik Uygulamaları Kılavuzu” rehberliğinde yapılacak nitelikli klinik araştırmalar ile belirlenecektir.

Kök hücre nedir?

Kök hücre, tam olarak olgunlaşmamış karmaşık yapısı olan öncül bir hücredir. Bu hücre, vücuttaki başka hücrelere dönüşebilme yeteneğine sahip. Uygulandıkları alanda çoğalabilir, başka tür hücrelere dönüşebilir, kendilerini yenileyebilir veya kendi hücre topluluklarının devamlılığını sağlayabilirler. Ayrıca vücuttaki bir zedelenmeyi takiben bu dokuyu onarabilme potansiyeline de sahipler. Bu potansiyelleri nedeniyle retinadaki hasarlı hücrelerin yerini alabilecekleri ya da onarabilecekleri düşünülüyor.