Rus turistleri 15 Temmuz’da bekliyoruz

Rus turistleri 15 Temmuz’da bekliyoruz

Türkiye’de görev yapan 50 büyükelçi ile çok sayıda yabancı gazeteci, Türkiye’nin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadelesindeki normalleşme sürecinde sunacağı turizm hizmetlerinin anlatılacağı ‘Yeniden Keşfet’ tanıtım etkinliği için Antalya’da buluştu.

 

Kültür ve Turizm Bakan Mehmet Ersoy’un Sputnik’in sorularını yanıtladı.

Türkiye Rusya ile tarifeli uçuşları 15 Temmuz’da yeniden başlatmayı hedefliyor. Sizce, Rusya’dan ilk turistler ne zaman gelebilir?

15 Temmuz itibariyle tarifeli seferlerle birlikte turistlerin gelmesini hedefliyoruz. Gerekli hazırlıklarımızı yaptık. Onların bize olan bütün sorularını düzenli olarak cevaplıyoruz ister istatistik bilgiler olsun, sertifikasyon programı olsun. Türkiye, Akdeniz çanağında özellikle virüsle karşılanan önlemler bazında baktığımızda en hazırlıklı ülke, ve özellikle sertifika sisteminde hem ilk ülke, hem en iyi sertifikasyon sistemi yapmış olan ülke. Rus misafirler açısından baktığımızda da Rus turistlerin en çok ziyaret ettiği bir ülke. O yüzden 15 Temmuz’da başlayabilir diye düşünüyoruz. Tabii Rusya’nın buna hazır olması lazım, biz hazırız. Bizim özellikle Rus turistlerin ziyaret ettiği Antalya bölgesi bu koronavirüs 11 Mart’tan bugüne kadar bakıldığı zaman en az vakanın olduğu illerden biri. Antalya’nın üç milyona yakın nüfusu var, ama toplam vaka sayısına baktığınız zaman beş yüzün altında yeni vaka sayısı. Bir günlük yeni vaka sayısına baktığımızda 45 civarında vaka sayısı var. O açıdan Türkiye’nin aslında rakamları da büyük bir turist potansiyeli ağırlamaya hazır olduğunu gösteriyor.

 

Koronavirüs sebebiyle otellerin faaliyetlerinde hangi değişiklikler olacak? Mesela çok merak edilen soru, otellerde açık büfe, animasyon gibi uygulamalara devam edilecek mi?

Açık büfe ve her şey dahil konseptinde bir değişiklik yok. Her ikisi de olacak, yalnız açık büfede sunum şekli değişecek. Açık büfede eskiden siz alıyordunuz, şimdi biz yemekleri camda koruma altında tutuyoruz, aşçılar var başında, siz işaret ediyorsunuz, istediğiniz kadar tabağa koyup size veriyorlar. Yani açık büfe devam ediyor, zaten değişmemesi lazım, o Türkiye’nin büyük özelliklerinden biri. Her şey dahil sistemde de değişiklik yok. Ancak sunum şekilleri değişecek. Bir de fiziki mesafeler korumak kaydıyla birçok aktivite zaten bizim sertifikasyon sistemimizde dahil edildi. Animasyon etkinlikleri belli fiziki mesafeler korunarak olmak şartıyla izlenebilecek, yani onlar da devam ediyor.

 

Bu sezonda sadece sertifika alan oteller mi hizmet verebilecek?

Yok, sertifikasyon gönüllü bir sistem. Ama ona uymak zorunda olduğu genelgeler de var. Ama özellikle tur operatörlerini bilgilendiriyoruz sertifikasyon konusunda ve bizim turizm geliştirme ajansında da bunları listeliyoruz. Sertifika alan otel sayısı hızla artıyor, bugün itibariyle altı yüzü geçti yanılmıyorsam, bir ay içinde iki bin kadar otelin sertifika alacağını, sisteme dahil olacağını düşünüyoruz. Açılacak olan otelin yarısı sertifikasyon sistemine dahil olur, onlar ağırlıklı olarak Antalya, Ege gibi turizm bölgelerindeki oteller ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından lisanslandırılmış belgelendirilmiş oteller. Dediğim gibi bu sistem gönüllülük esasına dayalı, ama bütün tur operatörleri sertifikalı otellere öncelik vereceklerini söylüyorlar. Yani muhtemelen tur operatörleri satış başladığı zaman portföylerdeki otellere sertifika almayı zorunlu tutacaklardır diye düşünüyorum.

 

Sizce koronavirüs nedeniyle otellerde konaklama fiyatlarında herhangi değişiklik beklenebilir mi?

Koronavirüs önlemlerinden dolayı bazı maliyetler otellere geldi, ama bu fiyat artışı şeklinde yansımayacak. Bu sene otellerin hedefi fiyat arttırmak değil, operasyona tekrar başlamak, öncelikli hedefleri o. Maliyet artışlarının fiyatlara yansımayacağını görüyorum zaten şu andan itibaren. Şu an da değişiklik yok, aynı fiyatlarla devam ediyor.

 

Yabancı ülkelerden gelen turistler için koronavirüs testi yaptırma zorunluluğu getirilecek mi?

Hayır, bizde şöyle bir uygulama var. Havalimanlarının girişinde turistlerin vücut ısısını ölçüyoruz, eğer ateşi otuz yedi nokta sekiz deredecen fazlaysa veya semptomlardan her hangi birini taşıyorsa ücretsiz test yaptırıyor. Aksi takdirde test yaptırmıyoruz. Çok hızlı bir test bu. Bir ila iki saat arasında sonucu çıkıyor netleşiyor. Onun dışında test uygulamamız yok. Artık Türkiye’de karantina uygulaması da yok, 1 Haziran’dan itibaren karantina uygulamasına son verildi.

 

Bir turistin koronavirüse yakalanması halinde kaldığı otelin ne gibi tedbirler alması gerekecek?

Herhangi bir semptom gösterdiği için test yapıldığını, testin de pozitif çıktığını farz edelim. Otellerde şöyle bir sistem var, bu konuda özellikle Türkiye Otelciler Birliğiyle bir mutabakat sağladık, otellerde izole edilmiş bir kat oluşturulacak. İzole edilmiş bir kat veya ayrı bir apartman, blok gibi düşünün bunu. Virüs çıkan hastayı ilk önce hastaneye sevk ediyoruz, doktorlar hastanede yatması gerekliliğini görmezse, izolasyon yeterli derse hasta otelinde kalmaya devam edebiliyor, tedavisine izole edilmiş katta devam edilecek. Ayrıca eğer mesela 7 günlük izolasyonu var, ama tedavisinin sonuçlanması için yedi gün daha kalması lazım ise o zaman otel ikinci yedi günü misafir ediyor. Hasta taburcu olana kadar konaklama masraflarını üstleniyor.

 

Daha önce Türkiye’nin şöyle bir tutumu vardı: yabancı turistler tatildeyken sadece otel alanında bulunmamalı, aynı zamanda ülkenin tarihi, kültürel görülmeye değer yerlerini ziyaret etmeli. Bu bakımdan turistlerin seyahat programlarında değişiklikler olacak mı?

Burada da birkaç sertifikasyon programı var, belli kuralları var. Bu bağlamda ören yerlerine de sertifikasyon sistemini uyguluyoruz, orada bazı girişleri denetimli hale getirdik, ama gelmek gezmek isteyen turistlere kapılarımız açık. Dediğim gibi orada da belli kriterler var, ama aslına bakarsanız bunlar yolcuya daha çok konfor getiriyor.

 

Bilindiği gibi geçen sene Türkiye’ye gelen Rus turist sayısında rekor kırıldı. Bu yıl için Rus turist sayısı açısından beklentiniz ne? Önümüzdeki yıl iki ülke arasında karşılıklı kültürel programların gerçeklemesi mümkün mü?

Zaten biz bunu düzenli olarak devam etmeyi planlıyorduk, bunu önümüzdeki yıl yapmaya hazırız. Kültürel faaliyetler, iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek açısından önemli bir mihenk taşı olarak görüyoruz. Tabii geçen seneki rakamları bu sene yakalamak mümkün değil, inşallah önümüzdeki sene telafi edeceğiz. Hem biz Rusları özledik, hem Ruslar bizi özledi diye düşünüyorum, hızlı bir şekilde telafi ederiz.

Büyükelçilere sertifikalı VIP servis

Büyükelçilere sertifikalı VIP servis

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen organizasyon kapsamında Antalya’da ağırlanan büyükelçilerin transferleri, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı tarafından yetkilendirilen şirketlerce sertifikalandırılan TURSE tarafından üstlenildi.

ANTALYA’DA Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından COVID – 19 salgını nedeniyle gerçekleştirilen Büyükelçiler Bilgilendirme Toplantısı’nın konuklarının transferleri, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı tarafından yetkilendirilen şirketlerce sertifikalandırılan TURSE taşımacılık tarafından yapıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın misafiri olarak Ankara’dan Antalya’ya gelen büyükelçiler, uçaktan indikten sonra alınan COVID – 19 tedbirleri kapsamında otobüslere bindi. Organizasyon boyunca transferlerini gerçekleştirecek olan otobüslere sıkı güvenlik önlemleri altında binen büyükelçiler, TURSE tarafından alınan ‘Güvenli Turizm Sertifikası’ kuralları hakkında da bilgilendirildiler. Sosyal mesafe kuralları gereği oturma düzeninin aralıklı olarak yeniden revize edildiği otobüslerde, her sefer sonrası azot içerikli dezenfekte işlemlerinin gerçekleştirildiği açıklandı.

 

COVID – 19 GÜVENLİ TURİZM SERTİFİKASI

TURSE Genel Müdürü Ali BABACANOĞLU,  25 yıllık tecrübe ile otobüs ve VIP servis araçlarıyla TURSE olarak, Güvenli Turizm Sertifikasyon Programı çerçevesinde, ‘tur ve transfer amaçlı karayolu taşıt işletmelerinde pandemi süresince uygulanacak olan COVID – 19 ve hijyen uygulamaları değerlendirme kriterleri kapsamında tüm koşulları yerine getirdiklerini söyledi. Tüm dünyaca geçerliliği tanınan sertifikanın, COVID – 19 güvenlik kurallarının tam olarak uygulanması sonrası gerçekleştirilen denetimlerce verildiğini hatırlatan  Ali BABACANOĞLU, “Bu sertifikaya başvuran ve almaya hak kazanan ilk taşımacılık firmaları arasında yer alıyoruz. Güçlü bir alt yapısı olan marka olarak, tüm dünyada olduğu gibi salgınla mücadele aşamasında bizde güvenlik kurallarına tam olarak riayet ediyoruz. Bu organizasyon kapsamında büyükelçilere, en üst düzeyde aldığımız önlemlerle hizmet ederek Türkiye’de turizmin ne kadar güvenli olduğunu ispat etmiş olacağız. Antalya ve dolayısıyla Türkiye’nin turistik seyahatlere hazır olduğunu, misafirlerimizin güvenle tatillerini geçirebileceklerini, büyükelçilerimizin şahitliğinde göstermiş olacağız” dedi.

Bodrum’un gözdesi Serafina Mare

Bodrum’un gözdesi Serafina Mare

Bodrum’da İtalyan lezzetleriyle misafirlerini ağırlayan Serafina Mare, yaz sezonuna merhaba dedi. Bu sezon mekan ve işletme sahibinin Ahmet Karaçöl olduğu restoran, beach ve rezidans olarak hizmet veren tesis, geçen kış İstanbul Kanyon’daki Serafina’da açılan L’Entrecote de Paris’in lezzetlerini de menüye ekledi.

Sağlık Tedbirlerini Ön Planda Tutuyor

Sağlık ve hijyen konusundaki gerekli tedbirlerin alındığı Serafina Mare’de sosyal mesafe kuralları başta olmak üzere restoran, beach ve rezidansta ortak kullanım alanları düzenli olarak dezenfekte ediliyor. Misafirlerinin sağlık ve güvenini önemseyen mekan, çalışanlarıda her gün sağlık kontrolünden geçiyor. Restoran ve beach kapasitesini azaltan Serafina Mare‘de, masalar ve şezlonglar arası 1,5 metre, bar sandalyeleri arası 1 metre, yan yana sandalyeler arası 60 cm mesafe bırakarak fiziki mesafeyi de koruyor.

İtalyan mutfağından en güzel tatları Bodrumlularla buluşturan Serafina Mare, mekana tekne ile VIP ulaşım hizmeti, teknelere yemek servisi gibi hizmetler de sağlıyor.

Gönül Rahatlığıyla Tatil

Bodrum Küçükbük’te bulunan Serafina Mare Deluxe Residence’ ın plajı Mare Beach, bu sezon da müdavimlerini ağırlıyor. Covid-19 tedbirleri kapsamında sosyal mesafe kurallarının dikkate alındığı Mare Beach’te tüm ortak kullanım alanları düzenli olarak ULV makinesi ile dezenfekte ediliyor. Yarı kapasiteyle 100 adet şezlongun bulunduğu mekanda şezlonglar arası 1,5 metre mesafe korunuyor. Ayrıca gündüzleri sevilen DJ’ lerin performanslarıyla eğlence dolu saatler sunuyor. Giriş ücreti minimum harcama limitli 250 TL olan Mare Beach, sağlık için gerekli kurallara uyarak gönül rahatlığıyla geçirilecek tatil imkanını sunuyor

 

Bodrum’un “SESS”i  açıldı

Bodrum’un “SESS”i  açıldı

Bodrum’un eğlence mekanları bir bir açılmaya başladı. Bodrum Türkbükü’nde açıldığı günden buyana büyük ilgi gören SESS sezonu açtı.

İşletmeciliğini yılların deneyimli isimleri Ecevit Yılan, Nedim Binler ve Yüksel Yılan’ın yaptığı kulüp yaptığı açılış partisi ile sezona merhaba dedi. Covid-19’a karşı sosyal mesafeye uygun mekan planı, düzenli sağlık taraması ile sezon boyunca tüm önlemleri alan Sess Türkbükü yine yaza damgasını vuracak.

Suriyeliler hakkında doğru bilinen yanlışlar

Suriyeliler hakkında doğru bilinen yanlışlar

Çoğumuz ülkemizde geçici koruma altında bulunan Suriyelilere sağlanan insanî yardımlarla ilgili konularda yanlış bilgiye sahibiz.

İNGEV TAM-İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ işbirliğinde gerçekleştirilen İnsani Gelişme Monitörü Araştırması, ülkemizdeki Suriyelilere sağlanan insanî yardımlar konusunda toplum olarak birçok yanlış bilgiye sahip olduğumuzu ortaya koydu. Üstelik pek çok konuda Suriyeli bir tanıdığı olanlar ve olmayanlar arasında anlamlı bir fark görünmüyor. Suriyeli tanıdığı olanların nispeten daha doğru bildiği konular ise gündelik yaşam ile ilgili olanlar.

Resmi kaynaklardan yapılan açıklamalara göre ülkemizde 3,5 milyonun üzerinde geçici koruma altındaki Suriyeli bulunuyor. Araştırma sonuçları her on kişiden üçünün herhangi bir sebeple Suriyeli bir tanıdığı olduğunu gösteriyor. Ancak özellikle belli şehirlerde bu kadar iç içe yaşamamıza rağmen toplum olarak Suriyelilere sağlanan insanî yardımlarla ilgili doğru bildiğimizi sandığımız pek çok konu hakkında yanılıyoruz. Araştırma, sağlık ve fatura ödemesi gibi doğrudan günlük yaşamla ilgili konuların doğru bilinme oranlarının daha yüksek olduğunu ortaya koyarken maaş, vergi, eğitim ve vatandaşlık gibi özel konularda toplumun daha büyük bir çoğunluğunun yanılgı içinde olduğunu gösteriyor.

Araştırmanın bir diğer verisi de ev sahibi topluluk ve geçici koruma altındaki Suriyeliler arasındaki toplumsal uyum ile ilgili. Toplumun yüzde 51’i en önemli toplumsal gerginliğin Türk-Suriyeli gerginliği olduğunu düşünüyor. Yine ebeveynlerin yüzde 48’i çocuklarının mülteci çocukları ile arkadaş olmasını istemiyor. Toplumun hissettiği bu gerginliğin arka planında Suriyelilere sağlanan insanî yardımlar ile ilgili toplumda yaygın olan birçok doğru bilinen yanlışın olduğu anlaşılıyor.

Toplumun yüzde 50’si Suriyelilerin hastanede sıra beklemeden tıbbı hizmet alabildiğini düşünüyor. Bu oran Suriyeli bir tanıdığı olanlarda yüzde 37’ye gerilerken tanıdığı olmayanlar arasında yüzde 54’e çıkıyor.  Doğrusu ise, Suriyelilere ya da yabancı uyruklu hastalara bakanlıkça tanımlanmış herhangi bir önceliğin olmadığı.

Suriyelilerin su, elektrik ve doğal gaz faturası ödemediği ise çok tartışmalı bir diğer yanılgı. Toplumun yüzde 43’ü Suriyelilerin fatura ödemediğini düşünüyor. Bu oran Suriyeli bir tanıdığı olanlar arasında yüzde 27’ye gerilerken, tanıdığı olmayanlar arasında yüzde 49’a çıkıyor. Oysa Suriyelilere tanınmış böyle bir ayrıcalık bulunmuyor.

Toplumdaki en yanlış algının Suriyelilerin devletten maaş almasıyla ilgili olduğu görülüyor. Toplumun yüzde 74’ü Suriyelilerin devletten maaş aldığını düşünüyor. Oysa bu yardım Kızılay ve kamu bankaları eliyle ancak AB’nin Sosyal Uyum Yardım’ı fonuyla sağlanmakta. Diğer yandan bu yardımdan sadece kayıtlı olan ve ilgili koşulları sağlayan Suriyeliler faydalanabiliyor. Toplumun yüzde 61’i ise Suriyeli esnafların vergi ödemediğini düşünüyor. Doğrusu ise ülkemizde uyruğundan bağımsız olarak faaliyet gösteren her yasal ticari işletmenin Türkiye’deki ticaret ya da esnaf odasına kayıtlı olmak zorunda olduğu.

Toplumun yüzde 60’ı hem Suriyelilerin sınavsız olarak istedikleri üniversiteye gidebildiğini hem de devletin üniversiteye giden her Suriyeliye burs verdiğini düşünüyor. Oysa devlet üniversitesinde okumak isteyen yabancı öğrenciler ancak “Yabancı Öğrenci Sınavı”na girerek aldığı puana göre seçim yapabiliyor; özel üniversiteler ise yabancı öğrenciler için kendi sınavlarını uyguluyor. Devletin yabancı öğrencilere burs verdiği bilgisi doğru olsa da bu burstan faydalanabilmek için belirlenen başarı kriterlerine uymak ve belli bir yaş aralığında olmak gerekiyor.

 

Toplumun önemli bir kısmının doğru bildiğini sandığı ama yanlış bildiği konulardan bir diğeri de Suriyelilerin Türk vatandaşı olmaları ile ilgili. Yüzde 58’imiz Suriyelilerin Türkiye’de 5 yıl kaldıktan sonra Türk vatandaşı olduğunu düşünüyoruz. Yabancı uyruklu bir kişinin Türk vatandaşı olabilmek için yerine getirmesi gereken koşullar Türk Vatandaşlık Kanunu’nda belirtilmekte. Ülkemizde 5 yıl boyunca kalan Suriyeliler bu süre sonunda koşulsuz olarak Türk vatandaşı olma hakkı kazanmıyor. Ancak tüm yabancılara olduğu gibi İçişleri Bakanlığı tarafından Suriyelilere de İstisnai Vatandaşlık kapsamında Türk Vatandaşlığı verilmekte. İstisnai vatandaşlık Türkiye’ye sanayi tesisleri getiren veya bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulan yabancılara verilmekte.
Toplumdaki gerginlik hissinin artmasında ve Suriyeliler ile ilgili yanlış bilinen konuların bu kadar yaygınlaşmasında özellikle sosyal medyada çıkan gerçeklik payı olmayan haberlerin etkili olduğunu biliyoruz. Bu gibi haberlerin özellikle toplumsal barış üzerindeki olumsuz etkilerini bertaraf etmek üzere pek çok resmî kurum bu tür yanlış bilgi yayılımı ile mücadelesini sürdürüyor. Suriyeliler ile ilgili devlet politikaları ve Suriyelilere sağlanan insani yardımlar ile ilgili iletişim perspektifinde şeffaflığın daha da artması ve yayılması ve barış dilinin yaygınlaşması ev sahibi topluluk ve geçici koruma altında olan Suriyeliler arasındaki gerginliğin azaltılması ve ayrımcılıktan uzaklaşmak için önemli olmayı sürdürecektir.

Kontrollü sosyalleşme sürecinde Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?

Kontrollü sosyalleşme sürecinde Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?

Ipsos, Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymakta ve hükümetin bu konudaki politika ve uygulamalarının kamuoyundaki yansımalarını düzenli olarak takip ediyor.

Koronavirüs salgını öncesi son bir yıllık dönemde vatandaşlar Türkiye’nin en önemli sorununu ekonomi olarak tanımlamaktaydı. Koronavirüs vakalarının hayatımıza girmesiyle beraber bir anda Türkiye’nin en önemli sorunu salgın halini geldi ve Mart 2020’den bu yana salgın tüm sorunların önüne geçti. Vakaların başladığından bu yana ilk kez salgının en önemli sorun olma seviyesi %39’a indi ve ekonomi salgını geçti; bugün vatandaşların %43’ü ekonomiyi Türkiye’nin en önemli sorunu olarak görüyor.

Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasına göre; vatandaşlar koronavirüs salgınının hem Türkiye ekonomisi hem de kendi ekonomileri için bir tehlike oluşturduğu konusunda hemfikir. Her 10 kişiden 8’i salgının Türkiye ekonomisi için ciddi bir tehlike oluşturduğunu düşünüyor. Her ne kadar vatandaşlar salgının ülke ekonomisi için daha fazla risk taşıdığını düşünse de yarıdan fazlası salgının kendi kişisel ekonomileri için de ciddi bir tehlike oluşturduğu kanısında.

Salgın döneminde alınan tedbirler doğrultusunda bazı sektörlere yönelik kısıtlamalar söz konusu oldu. Buna göre araştırmada istihdamda yer alan vatandaşların üçte biri (%33) işyerleri geçici olarak faaliyet göstermediğini beyan etti. Diğer yandan sadece işyerleri geçici olarak kapananlar değil halen işyerleri faaliyet gösterenler de salgının işleri üzerinde olumsuz etkisi olacağı görüşüne sahip. Çalışanların yarısından fazlası (%57’si) önümüzdeki dönemde işleri üzerinde salgının olumsuz etkilerinin ortaya çıkacağını düşünüyor. Salgının işleri için bir fırsat alanı oluşturduğunu düşünenlerin oranı ise %6 ile sınırlı.

Normalleşme takvimi kapsamında restoran, kafe, pastane ve çay bahçelerinin belirli kurallar çerçevesinde hizmet vermeye başlaması konusunda genel kamuoyunda görüş birliği yok. Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmaşına göre; vatandaşların %48’i açılma kararını yanlış bulurken, %41’lik bir kesim bu kararın doğru olduğuna inanıyor. 46-55 yaş arası vatandaşlar bu kararı en büyük oranda destekleyen kesim; buna rağmen 18-25 yaş arası bireylerin sadece %29’u bu kararı doğru buluyor.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik araştırmada elde edilen verilerle ilgili yaptığı  değerlendirmede şunları iletti;   “Kendimize “hangi sorunumuz daha normal?” sorusunu sorarsak olağanüstü durumların yaşanmadığı dönemlerde yüksek ihtimalle “en önemli sorun olması en normal başlık ekonomidir” yanıtını veririz. Büyük terör olayları, sınır ötesi operasyonlar gibi çok kritik olayların söz konusu olmadığı dönemlerde ülkemizin en önemli sorunu hep ekonomi idi. Covid-19 salgınını yaşamaya başladığımız günden beri ise çok olağanüstü günler yaşadık ve doğal olarak salgın, gelip sorunlar listemizin en başına oturdu. Haftalarca en önemli sorun konumundaydı, Mayıs ayı başından sonra yavaş yavaş gerilemeye başladı, bu sırada da en önemli sorun ekonomidir diyenlerin oranı giderek yükseliyordu. Ve nihayet ekonomi az bir farkla da olsa yeniden ülkemizin 1 numaralı sorunu haline geldi. Her ne kadar ekonomiye dair endişelerimiz yükselmiş olsa da iş yerlerinin faaliyete başlamasının doğru bir karar olmadığını düşünenler hala çoğunlukta, yani bir grup insan ülkenin en büyük sorunu olarak ekonomiyi görseler de iş yerlerinin açılması fikrine henüz hazır değil. Ekonominin sorunlar listesindeki yükselişine dair aynı anda geçerli iki yorum yapabiliriz, öncelikle bu durum normalleşmenin bir sonucudur diyebiliriz, hayat normale döndükçe odağımız yeniden kadim sorunumuz olan ekonomiye yöneliyor, ikinci nokta ise salgının kendisinin de ekonomik sorunları körüklüyor olmasıdır. Şirketleri, çalışanları ve dolayısıyla istihdamı destekleyen paketlere rağmen insanların %96’sı ülke ekonomisi için, %86’sı kişisel ekonomileri için tehlike görüyorlar. Araştırmaya katılanların çalıştığı işletmelerin üçte birinin geçici olarak faaliyetine ara vermiş olması salgının ekonomiye vurduğu darbeyi net olarak ortaya koyuyor. Yaklaşık her on kişiden dördü önümüzdeki dönemde de işlerinin olumsuz etkileneceğini düşünüyor.”

 

Wyndham Grand İzmir Özdilek hizmete devam     

Wyndham Grand İzmir Özdilek hizmete devam

Wyndham Grand İzmir Özdilek Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Türk Standartları Enstitüsü (TSE) tarafından yapılan “Güvenli Turizm Sertifikası” denetlemesini başarıyla geçerek bu sertifikaya İzmir merkezde sahip olan ilk beş yıldızlı otel oldu.

Dünyayı etkileyen salgınla mücadelede de gerekli tüm hijyen önlemlerini en üst seviyede aldıklarını belirten Wyndham Grand İzmir Özdilek’in Genel Müdürü Funda Çam  “Bizler, zorlukların başarıyı daha da çok kıymetli kıldığını düşünüyoruz” dedi.

Özdilek ailesi olarak biz her zaman “Değişmeyen tek şey değişimdir’’ ilkesi ile hareket ediyoruz diyen Funda Çam,  “Tüm dünya ülkelerini etkileyen salgın süreci de bu ilkemizin haklılığını yeniden kanıtladı. Bu büyük değişimin yaşandığı süreçte profesyonel ekip arkadaşlarımla birlikte, aldığımız detaylı eğitimler ve titizlikle uygulanan hizmet süreçlerimizle beş yıldızlı uluslararası zincire bağlı bir otelin sağladığı, üstün kalitede güvenilir hizmet sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Dünya çapındaki Wyndham otelleri arasında yapılan değerlendirme sonucunda üst üste iki yıl Best Of Wyndham Grand seçilen Wyndham Grand İzmir Özdilek, üstün hizmet kalitesi ve deniz kıyısındaki konumuyla misafirlerine benzersiz bir konaklama deneyimi sunarak “Şehrin En İyi Oteli” iddiasının da karşılığını da veriyor.

Ayrıca otelin bünyesinde yer alan Qualitasspa İzmir Agamemnon Thermal & Wellness Center’daki muhteşem havuz keyfiyle konuklar, yaz boyunca güneşin ve temiz havanın keyfini havuzda doyasıya çıkartabiliyor. Termal SPA merkezi üyelerine ve otel misafirlerine açık – kapalı havuzlar kullanımı sağlamanın yanı sıra jakuzi, Türk hamamı, sauna, buhar banyosu, aromaterapi odası, fitness center kullanım imkanı sunuyor.

Türk Hava Yolları Londra-Dalaman uçuşlarına başlıyor.

Türk Hava Yolları Londra-Dalaman uçuşlarına başlıyor.

Türk Hava Yolları, Londra’da bulunan Gatwick Havalimanı’ndan Dalaman uçuşlarına yeniden başlıyor.

Londra-Dalaman uçuşlarına 21 Haziran’nda başlayacağını ilan eden Türk Hava Yolları, başlangıçta haftada 3 uçuş yapacak ve talep durumuna göre uçuş sayısını arttıracak. İngiltere’de yaşayan Türklerden ve Türkiye’de evi olan İngilizlerden uçuşlara yoğun talep olması bekleniyor. Uçuşların başlamasına paralel olarak, talebi attırmak için bir dijital kampanya da yapılacağı öğrenildi.

 

Kahve Dünyası’nın “Hazır Al” için aplikasyon

Kahve Dünyası’nın “Hazır Al” için aplikasyon

Kahve Dünyası mobil uygulaması ile hayatı kolaylaştırmaya ve teması en aza indirmeye devam ediyor. Kahve Dünyası mobil uygulamasını kullanan misafirlerine, Hazır Al özelliği ile siparişlerini önceden vererek dilediği zaman hiç sıra beklemeden teslim alabilme kolaylığı sunuyor.

Sosyal mesafenin hayatımızdaki en önemli kavramlardan biri olduğu bu günlerde tercih sebebi olan ve sıkça kullanılan Hazır Al ile Kahve Dünyası; misafirlerini siparişlerinin hazırlanması ya da ödemesi için mağazada hiç bekletmiyor. Misafirlerine “Siparişini Mobilden Ver, Mağazadan Hazır Al” diyen Kahve Dünyası, ödemeyi kişisel telefonlarından yapma fırsatı sunduğu için siparişler fiziki temas olmadan, yalnızca sipariş kodlarını göstererek teslim alınabiliyor. Böylece Kahve Dünyası misafirlerini ne siparişlerin hazırlanması ne de ödeme yapmak için bekletmiyor. Bu sayede fiziki temas da neredeyse sıfıra indirilmiş oluyor.

Sütaş’ın sevimli kahramanı

Sütaş’ın sevimli kahramanı

Sütaş, 45.yılına özel hazırlanan reklam filminde sıcacık hikâyesiyle gönülleri fetheden sevimli oyuncak Buzu’yu çocuklarla buluştururken, anlamlı bir projeye de imza atıyor. Türkiye’nin dört bir yanındaki kadınlar Sütaş için sevimli Buzu oyuncakları örerek aile bütçelerine katkıda bulunuyor.

Projeyle ilgili bilgi veren Sütaş Genel Müdürü Funda Ak “45. Yılımızı, çocukları sevindirip mutlu edecek, kadınlarımızın ek gelir elde etmelerini sağlayacak böyle bir proje ile taçlandırdığımız için çok mutluyuz. Ülkemizin dört bir yanındaki kadınlara el emeği göz nuru Buzu oyuncakları örebilmeleri için gereken malzemeleri ulaştırdık. Örgü seven kadınlarımız da Buzu’ları örerek emeklerinin karşılığını aldılar. Her birinin eline, emeğine, yüreğine sağlık… Sütaşkı’mızı 45 yıldır sevginizle büyütüp, Doğal Lezzetlerimize sofralarınızda yer verdiğiniz için teşekkür ederiz.” dedi.

Sütaş, Buzu bekleyen çocukları sevindirecek kampanyası ile, online alışveriş sitesi Sütaş Market’ten ‘tek seferde, her 200 TL ve üzeri’ alışveriş yapan üyelerine, el emeği göz nuru Buzu hediye ediyor.