Fransa Büyükelçiliği’nden çevre konulu yuvarlak masa toplantısı

Fransa Büyükelçiliği’nden çevre konulu yuvarlak masa toplantısı

Fransa Büyükelçiliği, Paris Anlaşması’nın 5. Yılında Biyoçeşitlilik, iklim ve çevre: Nasıl seferber oluruz? konulu bir yuvarlak masa toplantısı düzenliyor.

8 Aralık 2020 tarihinde, Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi Ekselansları Hervé Magro tarafından düzenlenecek yuvarlak masa toplantısına Fransa’nın Çevre Alanında Büyükelçisi Yann WEHRLING ile birlikte, biyolojik çeşitlilik, iklim ve çevre koruma alanında çalışan bilim insanları ve Sivil Toplum Kuruluşları katılacaktır.

Institut français İstanbul’da düzenlenecek yuvarlak masa toplantıları Institut français Türkiye’nin YouTube kanalı ve Fransa Büyükelçiliği’nin ve Fransa’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nun resmi Facebook sayfalarından canlı olarak yayınlanacaktır.

Program

17.00 – 17.10    Açılış : İklim ve biyoçesitlilik hedeflerinin büyütülmesine doğru

Ekselansları Sn Büyükelçi Y. WEHRLING ve Sn Büyükelçi Hervé MAGRO

17.10 – 18.00  1. Oturum: Fransa’da iklim için Vatandaş Sözleşmesi’nin teşviki ve sivil toplumun iklim için seferber edilmesi ile sivil toplumun birleşmesi için yenilikçi araçlar

Konuşmacılar : Sn Büyükelçi Yann WEHRLING, Sn Zeynep ZAIMOGLU, Sn Ceren Pinar GAYRETLI, Sn Sylvain BURQUIER

18.00 – 18.50  2. Oturum : Biyoçeşitlilik ve iklim alanlarında çok taraflılık, dayanıklılık, Akdeniz bölgesi sorunları ve Türkiye’de nesli tükenmekte olan türlerin korunmasına yönelik fon ve uluslararası işbirliği ile desteklenen toplu eylem örneklerine bir bakış. Paylaşılan bir çözüm gündemi için dersler ve perspektifler.

Konuşmacılar : Sn Büyükelçi Yann WEHRLING, Sn Cagatay TAVSANOGLU, Sn Hakan GÜR, Sn Ceren Pınar GAYRETLI, Sn Aylin AKKAYA

Fener-Rum Patriği I. Bartholomeos’un video mesajı

18.50 – 19.00 Kapanış : İklim ve Biyoçesitlilik COP’ları için perspektifler

Ekselansları Sn Büyükelçi Y. WEHRLING tarafından.

Canlı izleyin ! YouTube’da Türkçe ve Facebook’da Fransızca olarak canlı izlemek için tıklayın.

Metin Arditi ile online edebiyat sohbeti

Metin Arditi ile online edebiyat sohbeti

Institut français Türkiye’nin online edebiyat sohbetleri serisi SALON Edebiyat bu kez sıradışı bir kişiliği, Türkiye kökenli İsviçreli yazar Metin Arditi’yi 16,12, 2020 ağırlıyor.

Yiğit Bener tarafından sunulacak edebiyat sohbetine, yazarın 2021’de Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanacak olan Mon père sur mes épaules adlı kitabının çevirmeni Ayşenaz Cengiz de eşlik edecek.

Türkiye’den yedi yaşında ayrılan ve Cenevre’de yaşayan Metin Arditi yirmiden fazla kurgu eserin (roman, hikaye ve oyun), edebi ve felsefi denemelerin yazarıdır ve bir çok ödül kazanmıştır.

Atom mühendisliği alanında yüksek lisans derecesi ile fizik bölümünden mezun olan Metin Arditi’nin birden fazla uğraşısı vardır: Ecole polytechnique de Lausanne Stratejik Konseyi’nin üyesidir ve burada fizik, ekonomi ve işletmenin yanı sıra roman yazımı dersleri verir. Ama aynı zamanda Orchestre de la Suisse Romande’ın de başkanıydı. Kendisi aynı zamanda UNESCO’nun Fahri Büyükelçisidir. 1988’de Arditi Vakfı’nı kurdu. Daha sonra 2009’da (Elias Sanbar ile eş başkanlığını yaptığı) “Les Instruments de la Paix-Genève” Vakfı’nın kuruluşunda yer aldı ve Filistin ve İsrailli çocukların müzik eğitimini teşvik etti. Ardından 2014 yılında İsrailli Musevi ve Arap öğrenciler arasında katılımcıların kendilerini diğerinin yerine koydukları romantik bir kurgu yazmaları gereken yarışmalar düzenleyen “Arditi Kültürlerarası Diyalog Vakfı”nı kurdu ve başkanlık etti. Türkiye’de ilan edilen olağanüstü hal nedeniyle geçici olarak durdurulan, Türk ve Ermeni üniversiteleri arasında benzer bir yarışma düzenledi. 2016’dan beri Pôle Autisme Vakfı’na da başkanlık ediyor.

Son romanı Rachel et les siens, dünyayı “olduğu gibi ve olabileceği gibi” anlatan bir “kale kadın”ın hikayesidir. Geçen yüzyılın başından beri Filistin tarihine net ve uzlaşmaz bir bakış atıyor ve her şeye rağmen Filistin topraklarında bir Yahudi-Arap yakınlaşması umudunu yansıtıyor: “Buradaki sorun şu ki herkes haklıdır ”diyor yazar. Bu romanda, kendini solda, Viyanalı sosyalistlerin liderlerinden biri olan babasının geleneğinde kolayca tanımlayan alışılmadık bir entelektüel, zengin iş adamının bağlılığını iyi yansıtıyor. Yazarın Türkçeye çevrilen tek romanı Turquetto Can Yayınları’ndan çıkmıştır.

Zoom platformunda gerçekleşen SALON Edebiyat konferanslarına katılım ücretsiz, konferansı izlemek isteyenlerin Institut français Türkiye’nin http://www.ifturquie.org  adresli internet sitesinden etkinliğe kayıt olmaları gerekiyor.

BERKAY: “Ben, müzikte sınırları olmayan bir şarkıcıyım.”

BERKAY: “Ben, müzikte sınırları olmayan bir şarkıcıyım.”

23 yıldır sahnede, konserleri hep tıklım tıklım oluyor, onu sahnede izleyip de eğlenmeyecek kimsenin olmadığını söylüyor. Kendini müzikte belli bir kalıbın içine sokmuyor, “Bana hangi şarkıyı verirseniz en iyi şekilde söylemeye çalışırım” diyor. Yeni şarkısı ‘Dert Faslı’yla gündemde olan Berkay: “Ben sahnedeyken kızlar bağırsın çağırsın, çığlıklar atsın gibi beklentilerim hiç olmadı.”

Güne erken başlayanlardan… Sabah kahvesini koyuyor, sohbete başlıyoruz. Söyleşi sırasında yerinde sabit duramıyor. Evin içinde turlamaya başlıyor ama buna şaşırmamak lazımmış çünkü “Acayip hiperaktifim, asla oturduğum yerde durmam” diye anlatıyor. Son dönemde basında sık sık çıkan arabası, kolyesi ve saatlerine dair haberlerle yanlış anlaşıldığını düşünüyor: “Lüks tutkunu değilim.” Berkay Şahin’le müzikten geçmişte yaşadığı maddi zorluklara, aşktan ailesine sohbete dalıyoruz.

Harbiye Açıkhava’da her sene en az iki-üç konserin oluyor. Orada senden daha az konser veren bazı isimlerin başına ‘popstar’ gibi sıfatlar konmasını haksızlık olarak görüyor musun?

Hayır, insan kendini konumlandırdığı yer kadar var. Ben kendimi ‘popstar’, ‘hiperstar’ olarak konumlandırmıyorum.

Nasıl konumlandırıyorsun?

Ben, müzikte sınırları olmayan bir şarkıcıyım. Her geçen gün daha iyi olmak için uğraşan bir müzisyenim. Benim, kızlar ben sahnedeyken bağırsın çağırsın, çığlıklar atsın gibi beklentilerim hiç olmadı. Tek isteğim şarkımı söylerken, sustuğum noktada dinleyicinin o şarkıları tamamlamasıydı ve buna da kavuştum. Bir tarza da bağlı kalmadım. Bana hangi şarkıyı verirseniz en iyi şekilde söylemeye çalışırım. Ama bir konuda iddialı olduğumu söyleyebilirim. Beni izlemeye gelip eğlenemeyecek kimse yok.

Bunun sırrı ne?

Şarkı söylemeye başladığım an o kadar yaşıyorum ki… Söylediğim şarkıyı en iyi şekilde söylemeye çalışıp kalbime o duyguları yaşatıp hissettiğim gibi karşımdakine geçiriyorum.

Sahne şarkıcısı mı albüm şarkıcısı mısın?

Sahne ama insanlar albüm yapmama da alıştı. Her şeyin dijitale döndüğü bu dönemde 10 bin bile basılı albüm satmak zorken, sadece kendi keyfim için yaptığım ‘Arabest’ albümü 80 binden fazla sattı. Dijitalde de şarkılarım çıktığında, ilk sıralara 24 saat geçmeden oturuyor.

Bu meslekte ensende kimin nefesini hissediyorsun?

Herhangi birine rakip olabilecek bir adam değilim. Kendimi ayrı bir yerde konumlandırıyorum. İki çocuğum, ailem, kendi orkestram ve kendi sahnemle yaşayan bir adamım.

23 yıldır sahnedesin. Bu sektörde var olmak zor mu?

Çok ünlü veya çok göz önünde olmak zor değil aslında. Çıktığın yerde kalmayı başarmak zor. Ben bunu uzun bir yol, bir maraton olarak görüyorum. Her geçen gün ürettiğim müziğin üzerine biraz daha koymam gerekiyor diye düşünüyor ve ona göre hareket ediyorum.

Bu iş için nelerden vazgeçtin?

Özel hayatımdan vazgeçtim. Gerçekten mutsuz olduğun bir ruh halindeysen bile hep pozitif olman gerekiyor. Dolayısıyla kendi hayatınla alakalı çok ödün veriyorsun.

Bu yolculukta zorluklar yaşadın mı?

Çok. İlk albüm çıkmadan önceydi. Her hafta içi İzmir’de çalışıp, para biriktirip hafta sonları bir bağlantı bulmak için İstanbul’a gidiyor ve dönüyordum. Bu tam dört yıl sürdü. Ama hiç pes etmedim. Dört yılsonunda bir firmayla anlaştım. İki yıl bekledim. Olmadı. Başka firmaya geçtim. Daha sonra ben de elimden geldiğince yeni isimlere destek olabileyim diye ‘Hiperaktif’ isimli bir prodüksiyon şirketi kurdum.

Hiperaktif misin?

Sorma! Acayip hiperaktifim, oturduğum yerde durmam. Kızlarım Zeynep’le Arya çok hareketli oldukları için onların işine geliyor.

‘Dert Faslı’ nasıl ortaya çıktı?

Üç yıl önce Ezgi Ceren Anar’ın yaptığı, benim de üzerinde düzeltmeler yaptığım şarkıydı. “Bunu kullanacağım” dedim, “Tamam Beko” dedi. Üzerinde oynadıkça, dinleyenin böbreğini, dalağını dağıtır bir biçim aldı şarkı.

Yakın arkadaşların sana kendi aranızda ‘Beko’ mu der?

‘Dede’ derler.

Neden?

Ben çok kullanırım bu kelimeyi. Yaptığı işte sağlam olan kişilere, iyi müzisyenlere bu tabir kullanılır.

Müzik dünyasında seni rahatsız eden şeyler neler?

Ben müzikte küçük bir damlayım, eleştirmen değilim ama kendime ait fikirlerim de var. Her geçen gün müzik kötüye gidiyor.

Neden?

Kötü şarkılar bir şekilde insanların beğenisine sunuluyor ve başka yollardan insanlara diretiliyor. Onno Tunç ve Uzay Heparı 10 yıl daha yaşasaydı şu an bambaşka müzikler yapılıyor olurdu.

Niye böyle oldu?

Deneme, tüketme çılgınlığı dönemindeyiz. Bir de üstüne, son dönemde bu işe niyet edenler iyi eğitilmiyor ve kolay yolları tercih ediyorlar. Önemli olan bireysel olarak insanın kendini eğitmesi.

Evlilik dendiğinde aklına ilk ne geliyor?

Huzur. Evlilik doğru insanla dünyanın en güzel şeyi, yanlış insanla zulüm. Ben dünyanın en mutlu ve huzurlu adamıyım.

Özlem Hanım’la nasıl tanıştınız, anlatır mısın?

Nihat Odabaşı bana bir klip çekecekti. Özlem de onun cast görüşmesine gelen modellerdendi. O gün onu ilk kez gördüm, annesiyle gelmişti. Çok etkilendim ve aramızda bir iş diyaloğu olsun istemedim. “İletişim numaralarını alalım ama bu kız olmaz klipte” dedim.

Sonra…

Aradım. Zar zor bir kahve içmeye ikna ettim. Dışarıya çıkmayan bir kızdı. Annesinden iki saat izin aldı. Sonra da ara ara konuşmaya devam ettik. Zaten beş ay içinde evleneceğimi anladım.

Bir insan bunu nasıl anlar?

Hissediyorsun. Aşırı anlayışlıydı. Sessiz, sakindi. İlişkimizin yedinci ayında Amerika seyahatine benimle geldi. 17 gün kimseyle konuşmadan tamamen onunla zaman geçirdim. O zaman bu işin çok doğru olacağına emin oldum. 2016’da Harbiye konseri sonrası sahne arkasında verilen partide sürpriz evlenme teklifi ettim.

Evlilik neleri değiştirdi?

Çok şey. Özellikle kızlarım dünyaya geldikten sonra daha anlayışlı, sakin, ılımlı ve vicdanlı biri oldum.

Nasıl bir babasın?

Evlat sahibi olmak dünyanın en güzel şeyi. Kız çocuğu sahibi olmaksa çok daha harika. Etrafımdakiler ve eşime sorarsanız çok iyi bir babayım ama ben hâlâ yetersiz olduğumu düşünüyorum zaman zaman… Çünkü evlatlarıma her şeyi vermek istiyorum. Mesela konser bittiğinde hemen havaalanına gidiyor, kızlarımın kalktığı saate yetişmeye çalışıyorum.

Maço musun?

Benim maçoluk yaşayacağım bir ilişkim yok.

O nasıl oluyor?

İlişkimizde birbirimize saygı duyuyoruz ve sevmediğimiz, diğerinin rahatsız olacağı şeyleri zaten yapmıyoruz.

Lüks tutkun var mı?

Hayır, lüks tutkum yok. Sadece keyif aldığım şeyler var. Yoksa şu an üzerimde gördüğün beyaz tişört 60 lira ve bununla da çok mutluyum.

Hep varlıklı mıydın?

Annem ev hanımı, babam tekstilci. Kendi yağıyla kavrulan bir aileydik. Asla varlıklı değildik.

Maddi zorluklar yaşadın mı?

Üniversitede okurken üç arkadaş şimdinin parasıyla 1400 liralık bir evde oturuyorduk. Ev kirasını asla aybaşında ödeyemezdik. Bir restorana gidip yemek yemek bile lükstü.

Üniversiteyi bitirebildinmi?

Konservatuvarı önce Ankara’da özel bir üniversitede burslu kazandım. Param yoktu, çalışmak zorundaydım. Devam edemedim. Diğer bir okulum İzmir’deydi. O zaman Ayvalık’ta yazın çalışıyordum. Yine para kazanmam gerekiyordu. Beceremedim.  Ama okulumu bitiremesem de kendimi eğitebilmek için deli gibi çalıştım.

Şimdiye kadar en yanlış anlaşıldığın konu neydi?

Son dönemde sürekli arabası, kolyesi, saati gibi haberlerle aşırı yanlış anlaşıldığımı düşünüyorum. Evet, magazin dünyasında tercih edilen haber çeşitlerinden biri de içinde bol sıfırlı rakamların geçtiği ‘lüks’ haberleri. Ama benim hayatım rakamlarla anlamlanan bir hayat değil. Bir araban veya evin vardır. Çalışırsın, kazanırsın ve daha iyisini alırsın. Ben de yıllardır alnımın teriyle çalışıyorum. Canımın istediği bir saati ya da kolyeyi takmanın keyfini de yaşamalıyım. Allah herkese de bin katını nasip etsin.

Gerçekten binlerce dolar verip kolyeler alıyor musun?

Tabii ki yazıldığı gibi 200 bin dolarlık kolyeler takmıyorum. Bence zaten okuyucuların da çoğu bu rakamların köpürtüldüğünün farkında. Beni üzen kısmı, benim ağzımdanmış gibi yansıtılması. Benim anlayışıma göre insanlar sahip olduklarını söylemez, onlarla övünmezler. Ben de sadece kendi hayatımı yaşıyorum, zorunda bırakılmadıkça da kimseye bir bilgi vermiyorum. Bunların yazılması da beni rahatsız ediyor.

Milyon dolarlar kazanıyor musun?

Yok abi. Dokuz aydır iş yapmıyoruz. Yine de halimize hamdolsun.

Mekânların kapalı olmasıyla ilgili ne düşünüyorsun?

Bu süreç geçene kadar beklemek zorundayız. Ama otellerin restoranları, barları açıkken, yılbaşı programı yapılabiliyorken aynı güvenlik standartlarını sağlayan yerlerin kapanması bana garip geliyor.

Tarzın, kıyafetlerin, özellikle sık sık ayağında gördüğümüz terliklerin eleştiriliyor…

Ben şort-terlik gezen biriyim. Biri eleştirecek diye mutlu olduğum şeyden vazgeçemem. Mayısta terliğimi giyerim, kasım ayına kadar giymeye devam ederim. Hep böyleydi. Böyle huzurluyum.

Moda yazarları kısa paça pantolonlarına takık. “Neden boyunu kısa gösteriyor?” diyorlar.

Seviyorum, kendime yakıştırıyorum. Yarın başka bir şey yakıştırırım, onunla görürler beni.

Bir diğer eleştiri de neden dışarıda maske takmadığın hakkında?

Hakan iki çocuğum var, ben buna dikkat etmez miyim hiç? Bu da abartılıyor. Maske takmak çok önemli. İnsanlarla yakın olduğum ve diyaloğa girdiğim yerlerde mutlaka maske takıyorum. Ama arabamda kendi kendimeyken veya sadece yanımda eşim, menajerim varsa takmıyorum. Mesela AVM’den çıkıyorum, içeride maskeliyim. Tam arabama binerken çekiyorlar, o yayımlanınca yanlış anlaşılıyorum herhalde.

Ünlü ressam Ergin İnan ve tasarımcı Hatice Gökçe’den giyilebilir sanat

Ünlü ressam Ergin İnan ve tasarımcı Hatice Gökçe’den giyilebilir sanat

Ünlü ressam Ergin İnan’ın resimlerinin Hatice Gökçe’nin tasarımlarıyla hayata geçen koleksiyonu Ankara’da sanat severler ile buluşuyor.

Canvas Art Gallery Ankara’da sergilenecek özel koleksiyonda 30’dan fazla tasarım bulunuyor. Ünlü ressam Ergin İnan’ın resmettiği Hatice Gökçe’nin ipek kumaşa yansıttığı koleksiyon moda ve sanatın eşsiz birleşimini yansıtıyor. Resimlerin, erkek ve kadınlar için kumaşa yansıtıldığı giyilebilir sergi sofistike moda zevkini yansıtıyor. Renklerin ahengi ve teması ile de dikkat çeken ürünler aynı zamanda sanat zevkini yansıtan çizgileri ile de dikkat çekiyor.

Yeni yıl öncesi hediye alışverişlerinde kalıcı ve hikayesi olan armağanlar tercih etmek isteyenleri buluşturacak olan sergi her giysinden 10 adet üretilmiş olması nedeni ile de anlam taşıyor. Sanatçı Ergin İnan’ın ıslak imzası ile sınırlı sayıda üretilen her bir ürün sertifikalı şekilde teslim ediliyor.

Tanju Babacan’dan ev koleksiyonu

Tanju Babacan’dan ev koleksiyonu

Birçok ünlü sanatçıya yaptığı kıyafetler ve defilelerle moda dünyasına damga vuran kırmızı sakallı modacı Tanju Babacan yaptığı minder ve yatıklarla ev tekstiline de merhaba dedi. Tanju Babacan, markası altındaki koleksiyon yelpazesine bir yenisini ekleyen modacı Haute Couture, Fast Couture, Hazır Giyim, Aksesuar koleksiyonları ile tüketiciyle buluşmaya devam ediyor. Bir süredir ruhunu dinlendiren mandala yolculuğunu 30 yıllık Haute Couture deneyimi ile birleştiren Tanju Babacan, tasarladığı koleksiyonun sınırlı sayıda üretilen ilk serisini beğeniye sunacak. ‘Casa de Mandala’ adını verdiği koleksiyonunun da yatak örtüleri, yastıklar, kırlentler, minderler, duble polar battaniyeler, elyaflı ve kapitoneli battaniyeler yer alıyor.

Mustafa V. Koç spor ödülü İbrahim Çolak’ın oldu

Mustafa V. Koç spor ödülü İbrahim Çolak’ın oldu

Mustafa V. Koç’un anısını ve spor alanındaki vizyonunu yaşatmak amacıyla Koç Holding ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) iş birliğiyle düzenlenen “Mustafa V. Koç Spor Ödülü” dördüncü kez sahibini buldu.

2019 Dünya Artistik Cimnastik Şampiyonası’nda altın madalya kazanarak bu alanda Türkiye’nin ilk dünya şampiyonu olan, 2017 yılında Avustralya Dünya Kupası’nda yaptığı hareketle “The Colak” hareketini dünya cimnastik literatürüne yazdıran, Tokyo’da düzenlenecek 2020 Yaz Olimpiyat Oyunları’nda ülkemizi temsil edecek olan milli sporcumuz İbrahim Çolak, sporla ilgili pek çok kişi ve kurumdan gelen aday önerileri arasından, seçici kurul ve jüri değerlendirmesi sonucunda “2020 Mustafa V. Koç Spor Ödülü”ne lâyık görüldü.

Kayıp Şair’e dönem klibi

Kayıp Şair’e dönem klibi

Son yıllarda televizyon ekranlarında izleme rekorları kıran dönem dizilerinin yeni rakibi dönem klipleri olacak gibi gözüküyor.

Birçok ünlü isim ile düet yapan Kayıp Şair Aranjörlüğünü Mustafa Arapoğlu’nun üstlendiği “Sen” (Artık gelmesen de olur) isimli şiirine, bu kez de İki Gözüm Ahmet filmi başrol oyuncusu ve yorumcu Özgür Tüzer ile düet yaptı.

İlk kez bir şiire Dönem Klibi çekilmesine karar veren Kayıp Şair Şöyle konuştu “Ekibim ile içimize sinen çok güzel bir iş çıkarttık, Bu işi sıradan bir klip ile taçlandıramazdık o yüzden Genç ve başarılı Yönetmenim İbrahim Bülbül ile uzun süre üstünde çalıştık ve Dönem klibi çekmeye karar verdik”.

Özgür Tüzer hem yorumculuğu hem de oyunculuğu ile klipte yer aldı, Isparta’da kalabalık bir ekiple çekimleri gerçekleşen klipte, kahramanlara hayat veren iki oyuncu, Diriliş Ertuğrul dizisinde Ertuğrul Beyin en iyi okçusu “Saru Alp”i canlandıran Yücel Tok, Bir diğeri ise Büyük Selçuklu dizisinde rol alan genç yeteneklerinden Elif Doğan oldu…

Özel radyoların kurulmasıyla birlikte radyoculuk kariyerinde Kayıp Şair olarak ünlenen sanatçı şu ana kadar gerçekleştirdiği çalışmalarında yalnızca sesi ile yer alırken bazı kliplerinde siluet ile yer alıyor, bu yüzden hayranları tarafından merak edilen Şair bu çalışmada da geleneği bozmadı.

Edis’den ince düşünce

Edis’den ince düşünce

Edis, 28 Kasım’daki doğumgünü için, bu yıl kutlama yapmak yerine kanser hastası çocuklara umut olmayı istiyor. Kansersiz Yaşam Derneği adına sosyal bağış platformu @iyilikpaylas üzerinden doğum günü kampanyası açan ünlü yıldız, yaptığı açıklamada, “Benim için bir çocuğu mutlu etmekten daha güzel bir hediye olamaz. Çocuklarımızı gülümsetebilmek için heyecanla beklediğim bağışlarınız için şimdiden teşekkür ederim” dedi.

Mahrem fotoları davasında sona geldi

Mahrem fotoları davasında sona geldi

Ünlü oyuncu Berk Oktay büyük aşk ile evlendiği eşi ile geçtiğimiz aylarda boşanmıştı. Şarapçıoğlu, 2 yıl önce İstanbul Anadolu Aile Mahkemesi’ne başvurarak ünlü oyuncu hakkında, “Sadakatsiz biri, bana şiddet uyguluyor” diyerek boşanma davası açmıştı. Tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle çekişmeli olarak boşanmasına karar veren mahkeme, Şarapçıoğlu’nun 500 bin lira tazminat ile aylık 10 bin liralık nafaka talebini reddetmişti.

Boşanma davası sürerken Merve Şarapçıoğlu, iCloud hesaplarının hacklendiği iddia etmiş ve çiftin mahrem fotoğrafları sosyal medyada yayılmıştı.  Oyuncu Berk Oktay bu fotoğrafların kendisini küçük düşürmek için eski eşi Merve Şarapçıoğlu tarafından yayınlandığı iddia ederek dava açmıştı. Dava bugün sonuca erdi. Kararın açıklaması 22 Aralık 2020 tarihine bırakıldı

Açıklama

İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlar İle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün 17/07/2018 tarihli raporu, sanığın (Merve Şarapçıoğlu) 0 530 431 00 66 numaralı GSM hattının kendisinin kullanımında olduğuna dair ikrarı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Sanığın katılanın ait özel hayatına ilişkin fotağrafları bilgisi ve rızası dışında değişik zamanlarda birden fazla kez ifşa ederek TCK’nın 134/2 maddesinde düzenlenen Özel Hayata İlişkin Görüntü ve Sesleri İfşa Etmek suçunu TCK’nın 43/1 maddesi kapsamında zincirleme şekilde  işlediği anlaşılmakla; sanığın  eylemine uyan  5237 sayılı TCK’nın 134/2  maddesi uyarınca  cezalandırılmasına,  TCK 43/1 maddesi uyarınca cezasında arttırım yapılmasına, sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak TCK’nın 53/1 maddesinde düzenlenen belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur

Cumhuriyet Savcısı

Gökçe Çakır Ercan gümüş madalya

Gökçe Çakır Ercan gümüş madalya

Gökçe Çakır Ercan, 158 ülkeden 6.400 fotoğrafçının katılımıyla Paris’te gerçekleşen Profesyonel Fotoğrafçılar Avrupa Topluluğu’nun “WPE Awards International Photography-2020 Yılı Final Yarışmasında Foto manipülasyon kategorisinde 3.  oldu, Gümüş madalya kazandı.   2019 yılında 117.500 fotoğrafçıya ait 418.000 fotoğrafın katılımıyla birçok kategoride gerçekleşen 35Awards-Uluslararası Fotoğraf Yarışmasında derece alarak dünya sıralamasında“ İlk 300 Kavramsal Fotoğraf Fotoğrafçısı”, arasına girmeyi başarmıştı. Gökçe Çakır Ercan şimdi ise dünya 3. oldu.