Fulya Nayman; “BİR KIŞ RÜYASI LAPONYA”

“Gezmek yaşamaktır” demiş ünlü yazar Hans Christian Andersen. Bu benim hayat mottom olmuştur. Küçük yaşlardan beri önce ülkemi, sonra şartlar geliştikçe dünyayı gezmeye başladım. Farklı kültürleri görmek değişik deneyimler yaşamak bana çok iyi geliyor, hayatımı anlamlı kılıyor.

Laponya macerası da tam bu özellikleri taşıyan farklı aktiviteli, aynı zamanda karın getirdiği romantik duyguları fazlaca pekiştiren bir destinasyon olarak uzun zamandır planlarımdaydı. Sevgili dostum ünlü rehber, seyahat yazarı ve tarihçi Saffet Emre Tonguç’un geziyi yaptığını duyunca zaten otomatik olarak yola koyuldum. “Gezinin Elli Tonu”nun düzenlendiği 26 kişilik grubumuzda önce Finlandiya’nın başkenti Helsinki’ye doğru yola çıktık. Üç saatlik bir uçuşun ardından havaalanındaki birkaç saatlik beklemenin sonunda Laponya’nın başkenti Rovaniemi’ye hareket ettik. Yaklaşık 1 saat 20 dakikalık yolculuk sonucu hayallerimin gezisi artık başlıyordu. Eşimin işi gereği yıllarca Sibirya’nın çeşitli şehirlerinde yaşadığım için soğuk iklime alışığımdır ve kar benim için apayrı duygular taşır. Rovaniemi tam da bu duyguları doyasıya yaşayabileceğiniz rüya gibi bir şehir.

Laponya aslında bir ülkeye değil bölgeye verilen isimdir. Finlandiya ve İsveç’in kuzeyindeki ortak bölgeyi kapsar. İsveçliler “Lapland” Finler ise “Lappi” adını vermişlerdir bölgeye. Bölgede yaşayan yerli halk “Sami”lerdir. Bu ırk İsveç Norveç, Finlandiya ve Rusya’nın kuzey bölgelerinde yaşar. Biz bu gezi de Finlandiya’nın Laponya’sını geziyoruz.

Otele yerleşmeden önce, bu 4 gün süresince yapacağımız aktivitelerde giyeceğimiz özel giysilerimizi alıyoruz. -28’lerde olan soğuğa bu giysiler sayesinde kolayca ayak uyduracağız. Kalacağımız otel dünyanın sadece bu bölgelerinde görülebilen türden “İgloo” otel denilen, etrafı ve tavanı camdan yapılmış bir oda. Yattığınız yerden kuzey ışıklarını yani “Aurora Borealis”i görmeniz için tasarlanmış. Hatta öyle ki bu ışıklar gece çıkar da kaçırırsanız diye alarm bile koymuşlar. Ama ne yazık ki görmek kısmet olmadı. Sabah lapa lapa yağan karın sizi uyandırdığı masalsı dünyaya hoş geldiğinizi görüyorsunuz. Benim gibi kar sevdalısı iseniz, duygularınızı anlatmak mümkün olamaz. Kutup çizgisinin tam üzerinde bulunan “Santa Claus Village”e yürüyerek 15 dakikada ulaşıyorsunuz. Noel Baba’nın burada doğduğu ve yaşadığı kabul edilen köyde size masalları aratmayacak bir ortam hazırlamışlar. Etrafta onlarca hediyelik eşya mağazası var. En ilginci ise buradaki postaneden sevdiklerinize, gelecek yıl ellerine geçmek üzere Noel kartları atabiliyorsunuz. Noel Baba ile fotoğraf çektirmek için ise biraz sıra beklemeniz gerekiyor ama değdiğini içeriye girince görüyorsunuz. Hayatınız boyunca resimlerini gördüğünüz Noel Baba karşınızda duruyor. Bu kadar mı sahici mi olur! Daha önce Rusya’da defalarca kutup çizgisi üzerinde fotoğrafım olmuştu ama buradaki kadar romantiğini hiç hatırlamıyorum. Ben mi acaba çok etkilendim diye düşünüyorum ama bakıyorum grupta herkes mutlu…

Sonra yine otobüsümüzle 3 gece kalacağımız Rovaniemi merkezdeki otelimize yola çıkıyor ve yerleşmeden önce Kuzey Finlandiya’nın kültür ve tarihini görebileceğiniz Arktikum Müzesi’ni ziyaret ediyoruz. Şehri biraz keşfedip, ki 1 saat bile sürmüyor, akşam yemeği için en popüler “Nelli” isimli restorana gidiyoruz. Yemek sonrası hepimizin heyecanla beklediği “Kuzey Işıkları Safarisi” için otobüsle 15-20 dakika bir yol alıp “Aurora Borealis”i görmeyi umduğumuz kamp yerine varıyoruz. Burada en az iki saat kalıp kamp ateşi etrafında ışıkları görmeyi bekliyoruz. Ama maalesef göremiyoruz hava bulutlu, açık değil.

Ertesi gün sabah yine otobüsümüzle bir buçuk saat uzaklıktaki liman kenti “Kemi”ye hareket ediyoruz. Kuzey Bothnia Körfezi’nde buzlar arasında “Sampo” buzkıran gemisi ile buluşuyoruz. Bu deneyim hep hayal ettiğim bir şeydi. Gemi buzları kıra kıra yol alırken biz restoranda lezzetli yemeklerimizi yiyip sevgili Saffet’in keyifli sohbetini dinliyoruz. Avrupa’nın en büyük buzlu alanında birazdan yaşayacağımız maceranın heyecanı içinde hızla yol alıyoruz. Uçsuz bucaksız buz denizini kırıp geçerken çıkan sesleri dinlemek bambaşka bir duygu. Belli bir uzaklığa giden gemi duruyor ve bizler için buzda açılan oldukça büyük, adeta bir havuzu andıran denize girme hazırlığı başlıyor. Gemi personeli size özel giysileri giydiriyor ve suya bırakıyor. Bu giysilerin malzemesi sayesinde -30 derece suda hiç etkilenmeden yüzebiliyorsunuz. Tabii buna yüzmek demek biraz komik olur ama ömrünüzce hiç unutamayacağınız bir deneyim. Hava -28’lerde ama hepimizde bir enerji bir heyecan…Unutulmaz anlardan sonra gemi tekrar sizi aldığı yere geri götürüyor. Akşam ise bambaşka bir tecrübe daha yaşıyoruz. Snowland Igloo Restaurant’da, yani tamamen buzdan yapılmış, masaları sandalyeleri bile buzdan olan bu yerde yemek yiyoruz. Bu buz oteller ve restoranlar her kış yeniden inşa edilip baharda eriyormuş. Ç ok kalın giysilerimize rağmen ancak iki saat kalıp, yemeğimizi bitirip çıkıyoruz. Üşümeseniz bile atmosfer sebebiyle çok da rahat olduğunuz söylenemez. Hele ki otelde kalanları anlayabilmem mümkün olamadı. Bir yıl önceden yer ayırtıyorlarmış ve geceliği 400-700 Euro arası fiyat ödüyorlarmış…Buzdan yapılmış bir yatağın üstüne konulan uyku tulumunda geceyi geçirmenin keyif neresinde henüz çözemedim. Zevkler işte tartışılmaz…Yine de değişik bir anı olarak kalacak.

Sabah otelden çıkarken özel giysilerimizi giyiyoruz, zira tüm gün dışarıda ve karların içinde müthiş bir safari yapacağız. Kar motorlarımıza binip, önde rehberimiz arkada tek sıra halinde bizler yola çıkıyoruz. İlk anlarda biraz zorlansam da birazdan acemiliği üstümden atıyorum. Önce buz tutmuş bir gölün üstünde yol alıp, sonra tam da Nazım’ın anlattığı karlı kayın ormanında olağanüstü manzara eşliğinde yol alıyoruz. Sık sık durup fotoğraflar ve videolar çekiyoruz. Doyulacak bir ortam değil. Kendimi Rusya’da Doktor Jivago’nun atlı kızağındaymışım gibi hissediyorum. Kulağımda müthiş müzik…En az iki saat yol alıp hedefimize varıyoruz. Burası büyük bir Husky çiftliği. Havlama sesleri ormanı yıkıyor adeta. 303 adet Husky ile en büyük çiftlik olduğunu söylüyor görevli. Nasıl güzel bir köpek görmeniz lazım. Bu iklime ait olan bu hayvanı Türkiye sıcağında yaşatmaya çalışanlara bir kere daha kızıyorum. Kışın günde 3 kere 1,5 kg bol yağlı etlerle besliyorlarmış. Hepsinde müthiş enerji, koşmaya hazırlar. Kızakları 6 Husky çekiyor. En arkada kuvvetli erkekler, ortada daha az güçlü erkek ve önde dişiler şeklinde sıralanıyorlar. Bir kişi otururken diğeri ayakta kızağı ve köpekleri idare ediyor. Basit gibi görünen ama incelikleri olan bu deneyim ile çok heyecanlanıyoruz.

 

Aslında köpekler otomatiğe bağlanmış gibi her şeye hakimler ama yine de heyecan olması çok normal tabii. Bir saatlik turda muhteşem ormanın derinliklerinde yol alırken bu kez Güney Kutbu’nu keşfetmeye giden Amudsen’in yerine koydum kendimi. Bu insanlara hayran olmamak elde değil, o kadar yolu o şartlarda gitmek…

Sonrasında son maceramız için yine motorlarımızla Ren Geyiği çiftliğine gittik. Yerel halk Sami’ler tarafından güler yüzle karşılandık. Bize geyikler hakkında bilgi verdiler. Et olarak tüketilmelerinin yanı sıra özel çiftliklerde belli bir eğitimden geçirilerek kızak çekme işinde turizm amaçlı olarak kullanılıyorlarmış.  Eğitilmeleri oldukça güç olan bu hayvanlardan başarısız olanları da ormana saldıklarını söylediler. Zaten öğlen yemeğinde de geyik eti yemiştik. Oldukça lezzetli olduğunu belirtmeliyim. Köpeklerin enerjisinden sonra geyikler bize çok sakin geldiler tabii. İkişer kişi kızaklara oturduk ve elimize tutuşturulan bir iple tura başladık. Hiçbir şey yapmadık, geyik zaten yolu biliyordu. Bu da yine unutulmazlar arasına girdi. Çıngırağını çala çala giderken içimden Noel babayı düşünmeden edemedim ve iki gün önce ki tanışmamızı hatırladım. Adamcağız yıllardır bu işi yapıyor bıkmadan… Dönüşte hava kararmıştı ve yine kar motorlarımızla ama daha alışmış ve özgüvenli olarak rüya günü tamamladık. İnerken keşke burada bir kış geçirsem dediğimi hatırlıyorum. Öyle zevk aldığım bir gün oldu. Böylece turumuzun maceralı bölümlerini bitirmiş olduk.

Ertesi gün Rovaniemi’ye veda edip Helsinki’ye uçtuk. Sevgili Saffet’in değerli bilgileri ile şehri tanıdık. Zaten küçük bir şehir olan Helsinki’de Helsinki Katedrali, Sibelius Anıtı, Senato Meydanı, Market Square, Uspenski Katedrali gibi binaları gördükten sonra havalimanına geçip istanbul’a döndük.

Böylece hayal gezilerimden birini daha tamamlamış oldum. Herkese şiddetle tavsiye edeceğim bir destinasyon. Hayatınızda bir kere yapmalısınız derim.

Yeni maceralarda görüşmek üzere sevgiyle kalın…

Fulya Nayman