Yazılar

Maske taksanız da cildinizi güneşten koruyun!

Maske taksanız da cildinizi güneşten koruyun!

Güneş yanıkları, kırışıklar, kuruluk, lekeler… Tüm bu olumsuz faktörler nedeniyle erken yaşlanan cildimiz… Sağlığımız üzerinde pek çok faydası olsa da, zararlı ışınlarına kontrolsüzce maruz kaldığımızda güneş bu kez tam tersi bir etki gösteriyor; cildimizde kalıcı sorunlara neden olabiliyor! Öyle ki cilt yaşlanması üzerinde genetik faktörlerden sonra en güçlü etkinin ‘güneş ışınları’ olduğu, yapılan çalışmalarla kanıtlanmış. Çok daha önemlisi, günümüzde görülme oranı giderek artan ve artık 20’li yaşların bile sorunu haline gelen cilt kanserine yol açabiliyor! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Mehtap Kıdır, pandemi nedeniyle hayatımıza giren maskelere  güvenmeyip cildimizi mutlaka korumamız gerektiğine dikkat çekerek, “Güneş ışınlarını kısmen engellediği için maskenin kapattığı alanlarda cilt renginde daha az bronzlaşma olurken, maskenin dışında kalan bölgeler ise güneş ışınlarının etkisiyle daha fazla bronzlaşabiliyor; bunun sonucunda ciltte rahatsız edici boyutlara ulaşabilen ton farklılıkları oluşabiliyor. Dolayısıyla güneş koruyucu ürünleri düzenli olarak yüzümüze sürmeli ve özellikle maske dışında kalan alanları daha iyi korumalıyız” diyor. Peki, zararlı güneş ışınlarından korunmak için hangi önlemleri almamız gerekiyor? Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Mehtap Kıdır, güneşin zararlı etkilerinden korunmak için dikkat etmemiz gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

D vitamini için 10 dakika yeterli!

Sağlığımız üzerinde son derece önemli bir role sahip olan D vitamininin sentezi için güneş ışınlarından her gün faydalanmamız şart. Ancak süreyi abartmamak şartıyla! “D vitamini sentezi için vücudunuzun sadece kol ve bacak gibi bölgelerinin iki el ayası kadarlık bir bölümünün güneşe maruz kalması yeterlidir” diyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Mehtap Kıdır, şöyle devam ediyor: “Daha uzun süre güneşlendiğimizde daha fazla D vitamini üretimi olmuyor. Aksine 30 dakikadan fazla güneşte kalmak D vitamini yıkımını başlatıyor. Ayrıca güneş koruyucu kullanmak D vitamini üretimini tamamen sıfırlamıyor, sadece D vitamini üretim süresini 10 dakikadan yarım saate çıkarmış oluyor. Bu nedenle 11:00-15:00 saatleri arasında, güneş koruyucu kullanmadan 10 dakika güneşlenmeniz yeterli olacaktır. Bu sürenin dışında ise güneşin zararlı ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği bu saatlerde asla güneşlenmeyin”

Her 2-3 saatte bir tekrarlayın!

Güneşten korunurken yaptığımız önemli hatalardan biri, koruyucu ürünü günde sadece bir kez uygulamak oluyor. Oysa etkisi sürüldükten sonra giderek azaldığı için güneş koruyucu ürünleri her 2-3 saat arayla tekrar etmeyi alışkanlık haline getirmelisiniz. Deniz veya havuzdan çıktıktan sonra, duşun ardından ve terlediğinizde etkisi azalacağı için bu süreyi beklemeden koruyucu ürünü yeniden sürmelisiniz.

Sokağa çıkmadan önce şart!

Hemen hepimiz güneş koruyucu ürünleri sokağa çıkmadan hemen önce, tatildeysek deniz veya havuz kenarında sürmeyi alışkanlık haline getirdik. Ancak etkileri sürüldükten 20 dakika sonra başladığı için koruyucu ürünleri dışarıya çıkmadan önce uygulamaya özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Şapkanız geniş siperlikli olsun

Dermatoloji Uzmanı Dr. Mehtap Kıdır, “Sadece güneş kremi sürmek güneşten korunmak için yeterli değildir” uyarısında bulunarak, “Şemsiye altında oturmak ve geniş siperlikli şapka kullanmak gibi önlemleri de ihmal etmemek gerekiyor. Ayrıca göz sağlığını korumak ve göz çevresi kırışıklarını engellemek için güneş gözlüğü de mutlaka kullanılmalı” diyor.

Sadece UVB’den korunmak yetmez!

Güneş koruyucu ürünlerdeki SPF (Sun Protection Factor-Güneş Koruyucu Faktör) değeri, güneşin altında cildimizin kızarmadan kalabileceğimiz süreyi gösteriyor. Güneş koruyucu ürünlerde, yaz aylarında SPF değeri en az 30 olan ürünü tercih edin, çünkü daha düşük SPF değeri güneşin zararlı ışınlarından cildimizi korumak için yeterli gelmeyecektir. Ancak SPF sadece zararlı güneş ışını UVB den korunmayı ifade ediyor. Oysa aynı zamanda cilt yaşlanması ve cilt kanserinden sorumlu olan UVA’dan da korunmamız gerekiyor. Bu sebeple güneş koruyucu alırken üzerindeki SPF değeri kadar UVA koruyuculuğunu ifade eden ”PA++” değerinin de olmasına dikkat etmeniz çok önemli.  

Cilt tipinize özel olsun

Dermatoloji Uzmanı Dr. Mehtap Kıdır, cilt tipinize uygun güneş koruyucu ürünleri kullanmanız gerektiğini hatırlatarak, “Özellikle yağlı ciltlerde sivilce ve siyah nokta sorunuyla karşılaşmamak için su bazlı ve üzerinde ‘non-comedogenic’ ifadesi yazan ürünler tercih edilmeli. Lekeye yatkın ciltlerde ise içinde renklendirici olan ve ‘tinted’ dediğimiz ürünleri kullanmalı” diyor. Ürünün suya dayanıklı olmasına da dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Mehtap Kıdır, şöyle devam ediyor: “Ürünün üzerinde hem UVA hem de UVB den koruduğunu ifade eden ‘geniş spektrumlu’ ifadesi de yer almalı. Çocuklarda kullanılan güneş koruyucularda ürünün içinde parafin, paraben, PABA ve oxybenzone olmamasına dikkat edilmeli, çünkü bu maddelerin kanserojen ve alerjik etkileri olduğu biliniyor. Ayrıca çocuklarda ve hamilelerde cilt yüzeyinde kalan, emilmeyen ve mineral filtre olarak adlandırılan fiziksel güneş koruyucular tercih edilmeli.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yeterli sürdüğünüzden emin olun

Güneş kreminin güneşin zararlı ışınlarından koruması için yeterli miktarda uygulanması önem taşıyor.  Güneş koruyucu yetersiz kullanıldığında, ürünün koruyuculuğunu ifade eden SPF değeri 50 den 2-3’e kadar düşebiliyor. Kremi cildinize iyice ovalayarak yedirmeniz, koruma gücünü azaltacaktır. Bu nedenle çok ovmadan hafifçe emdirerek uygulamaya dikkat edin.

Araçta ve evde pencere kenarında…

Evdeki pencerelerden ve araçların camlarından UVB ışınlarının geçişi engellenirken, UVA ışınlarının yoğunluğu ise camdan geçişle azalmıyor ve yaz-kış aynı miktarda oluyor. UVA, cilt yaşlanması ile cilt kanserinden sorumlu olan güneş ışığı. Bu nedenle evde ve araçta bulunduğunuz süreçte camdan geçen güneş ışığından korunmak için UVA koruyuculuğunu gösteren, üzerinde ”PA++” ibaresi olan bir güneş kremi kullanmalısınız.                 

Besin zehirlenmesine dikkat

Besin zehirlenmesine dikkat

Yaz mevsiminde yaygın görülen hastalıklardan biri olan besin zehirlenmesi genellikle hafif seyrederken, nadiren de olsa hastanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanabiliyor. Besin zehirlenmesinin yaz mevsiminde sıkça görülmesinin nedeni ise sıcaklığın artmasıyla birlikte zararlı mikroorganizmaların besinlerde daha kolay üreyip, çoğalabilmeleri. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; besinlerle taşınan virüs, parazit, bakteri, toksin ve kimyasal maddelerden kaynaklanan ‘besin zehirlenmesi’ dünyada her yıl yaklaşık 600 milyon kişiyi tehdit ediyor. Sağlık Bakanlığı verileri de; ülkemizde yine her yıl 5-6 milyon kişinin besin zehirlenmesi sorunu yaşadığını belirtiyor. Besin zehirlenmesinden en çok et, süt, deniz ürünleri ve yumurta sorumlu oluyor. Besin zehirlenmesinde kişi kontamine, yani herhangi bir hastalık etkeni bulaşmış olan gıdayı yedikten ortalama yarım saat ile 72 saat içerisinde; mide bulantısı, kusma, sulu veya kanlı ishal, karın ağrıları,  kramplar ve ateş gibi belirtiler gelişebiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, “Herkesin hastalık etkeni bulaşmış olan gıdayı yedikten sonra verdiği tepki aynı olmayabiliyor. Kiminde hiç belirti görülmezken kiminde ise ciddi yakınmalar gelişebiliyor. Belirtiler kesilmediğinde ve şiddeti arttığında hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyabiliyor” uyarısında bulunuyor. Peki, besin zehirlenmesinden korunmak için hangi hatalardan kaçınmamız gerekiyor? Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, besin zehirlenmesine karşı almanız gereken 10 önemli kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Dergi, Pause Sağlık

Ellerinizi sık sık yıkayın

Ellerimizle gün içerisinde hastalık etkeni olan her türlü zemine temas ediyoruz. Bunun sonucunda da ellerimizden pek çok hastalık bulaşabiliyor. Örneğin lavaboya giren bir kişi ellerini kurallara uygun yıkamadığında zararlı tüm mikroorganizmalar ellerinde kalıyor. Kirli ellerle temas da hastalık etkeni bakteri ve virüslerin gıdaya bulaşmasına yol açıyor. Bu duruma ‘çapraz bulaşma’ deniyor. Dolayısıyla özellikle herhangi bir pişmiş veya pişmemiş gıdaya dokunmadan önce ellerinizi en az 20 saniye boyunca mutlaka sabunla yıkamalısınız.

Çiğ etleri diğer gıdalardan uzak tutun

Alışveriş yaparken, yiyecekleri hazırlarken veya saklarken; çiğ kırmızı etleri, tavuk gibi kümes hayvanlarını, balık ve kabuklu deniz hayvanlarını diğer gıdalardan uzak tutun.  Çünkü çiğ olan bu tür etlerde kolayca üreyen salmonellla, E.coli, staphylococcus aureus gibi bakteri ve virüsler, sebze- meyveye bulaştıklarında besin zehirlenmesi gelişebiliyor. Ayrıca eti kestiğiniz tahta ile sebze doğradığınız tahta aynı olmasın. Yine et kestiğiniz bıçakları, eti koyduğunuz yerleri ve ellerinizi; yemek pişirmeye başlamadan önce mutlaka sabunlu sıcak suyla yıkayın. Bu şekilde çapraz bulaşmayı önlersiniz.

Pause Dergi, Pause Sağlık

Oda sıcaklında çözdürmeyin

Yüksek sıcaklığa dayanıklı olmayan yiyecekleri (kırmızı et, kümes hayvanları, balık, süt, peynir…) ortalama 5 derecenin üzerinde olan sıcaklıklarda uzun süre bulundurmayın. Oda sıcaklığı ortalama 21-22 derece civarlarında oluyor ve bu ortamdaki yiyecekler dışarıda kaldıkları süre içerisinde hızla zararlı bakteriler üretiyorlar. “Bu nedenle buzluğunuzdan çıkarmış olduğunuz donuk etleri oda sıcaklığında kesinlikle çözdürmeyin” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, şöyle devam ediyor: “Donuk etinizin, pişirme işleminin bir gün öncesinde buzdolabının içinde çözünmesini sağlayın. Eğer acil çözünmesi gerekiyorsa, mikrodalga fırınınız varsa buz çözdürme programıyla çözdürüp, ardından hızlıca pişirin. Mikrodalga fırınınız yoksa akan ılık suyun içinde hızla çözdürüp yine bekletmeden pişirin. Dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta ise çözülen etleri yeniden dondurmamak olmalı”

Buzdolabınızı tıka basa doldurmayın

Buzdolabınızın dondurucu olmayan normal bölümlerinde sıcaklık 5 derecenin üstünde olmamalı, çünkü sıcaklık arttıkça zararlı mikroorganizmalar çoğalıp üreyecektir. Ayrıca yiyecekleri buzdolabındaki soğuk hava içeride rahat dolaşabilecek şekilde yerleştirmeli ve tıka basa doldurmamalısınız. Çünkü buzdolabını çok doldurursanız içeride soğuk hava her besine aynı derecede etki etmez ve bunun sonucunda yiyeceklerde mikroorganizmalar üremeye başlar. Özellikle sıcak mevsimlerde dolabın kapağını çok sık açarak içerideki sıcaklığın artmasına da yol açmayın.

Pause Dergi, Pause Sağlık

Buzdolabında 1-2 saatten fazla bekletmeyin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel et gibi çok hızlı bozulan yiyecekleri hiç bekletmeden hızlıca soğutmanız veya dondurucuya kaldırmanız gerektiğini belirterek, “Özellikle kırmızı et ve tavuk gibi kümes hayvanlarını satın aldıktan sonra buzdolabında 1-2 saatten fazla bekletmeyin; ya pişirin ya da hızla dondurucuya kaldırın. Aksi halde besin zehirlenmesine neden olabilen mikroorganizmalar hızla çoğalıp, üreyebiliyorlar” diyor.

Son kullanma tarihlerine dikkat!

Görünüşleri ve kokuları hiçbir şekilde değişmese bile son kullanma tarihleri geçmiş yiyecekleri asla tüketmeyin.

Şişmiş veya çatlamışsa, almayın!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, konserve gıdaların şiddetli besin zehirlenmelerine yol açabileceğini belirterek, “Konserve kutularının ağır darbeli, şişmiş veya çatlak olmamasına dikkat edin ve bu ürünleri satın almayın” diyor. Evde yaptığınız konservelerin de yapım esnasında kesinlikle hava almamaları çok önemli. Çünkü hava almış ürünlerde zehirlenmemize sebep olan zararlı mikroorganizmalar ürerler” diyor.

Pause Dergi, Pause Sağlık

Yumurtayı buzdolabına yerleştirirken yıkamayın

“Yumurta uygun koşullarda satın alınmaz ve saklanmazsa çok tehlikeli olabiliyor” bilgisini veren Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, önerilerini şöyle sıralıyor: “Salmonella ve E. Coli gibi bakterilerin bulaşmamaları için yumurtayı satın alırken üzerinde hayvan dışkısı ve kir olmamasına dikkat edin. Yine aynı nedenle çatlak yumurtaları almayın. Ayrıca buzdolabına asla yıkayarak kaldırmayın. Bunun nedeni ise yıkandıktan sonra yumurta kabuğunun üzerindeki gözeneklerin açılarak hastalık oluşturan mikroorganizmaların hızla yumurtanın içine girmelerine sebep olması. Yumurtayı kullanımından hemen önce yıkayıp, pişirmeli ve yine özellikle çaprak bulaş olmaması için yumurtaya dokunduktan sonra ellerinizi iyice yıkamalısınız.

Etler iyi pişmiş olsun

Salam, pastırma ve çiğ köfte gibi çiğ tüketilen etler veya tercihen az pişmiş etler de bakterilerin bulaşması açısından risk oluşturuyorlar. Örneğin az pişmiş olan tavuk etinde salmonella, kırmızı ette de bir tür E.coli bakterisi üreyebiliyor. Bu nedenle bakterilerin yok olmaları için etlerin iyi pişmiş olmasına dikkat edin.

Hazırlık öncesinde iyice yıkayın

Besin kaynaklı zehirlenmeler, kontemine olan (hastalık etkeni bulaşan) gıdaların tüketilmeleri sonucu ortaya çıkan bir tablo. Bu nedenle besinleri pişirmede kullandığınız mutfak gereçlerini ve yüzeylerini, yemeği hazırlamadan önce deterjanla çok iyi yıkayın.

Fibromiyalji erkeklerde de sık görülüyor

Fibromiyalji erkeklerde de sık görülüyor

Çağımızın önemli sağlık problemlerinden biri olarak tanımlanan ‘fibromiyalji’ dünya nüfusunun yüzde 4’ünü etkileyecek kadar yaygın görülen bir hastalık. Yorgunluk, uyku bozukluğu, hafıza ve duygu durum sorunlarının eşlik ettiği yaygın kas-iskelet sistemi ağrısıyla yaşam kalitesini oldukça düşürebiliyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 100 bin kişiye ‘fibromiyalji’ tanısı konuyor ve hastalığın tanınmasıyla bu rakamın her yıl artacağı düşünülüyor. Birçok belirtiyle seyredebilmesi ve çoğu hastalıkları taklit edebiliyor olması nedeniyle tanı konulması ise 10 yılı bulabiliyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Emrullah Hayta, toplumda kadın hastalığı olarak bilinmesine karşın fibromiyaljinin aslında erkekleri de tehdit ettiğine dikkat çekerek, “Son yıllarda yapılan çalışmalar, fibromiyaljinin erkeklerde de sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Hatta bazı epidemiyolojik çalışmalar neredeyse kadınlar ile aynı sıklıkta görüldüğünü bildiriyor. Bu sıklık kadınlarda yüzde 3.8-4.8 erkeklerde de yüzde 1.6-4.8 oranında değişiyor. Türkiye’de de 600 bin ile bir milyon arasındaki erkeğin fibromiyalji hastası olduğu tahmin ediliyor.” diyor. Fibromiyaljinin kadın hastalığı olarak düşünülmesinin en önemli nedenleri ise erkeklerin ağrı semptomlarıyla doktora başvurmada kadınlara göre daha isteksiz davranmaları ve tanı için şart görülen vücuttaki hassas nokta sayısının erkeklerde daha az olması. Ancak 2010 yılında revize edilen teşhis protokolünün kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte artık daha fazla erkeğe fibromiyalji tanısı konuluyor.

Pause Sağlık

Pandemi döneminde arttı!

Covid-19 pandemi sürecinde fibromiyalji teşhis edilen erkeklerin sayısında artış yaşandığını belirten Doç. Dr. Emrullah Hayta, şöyle devam ediyor: “Bu artışın, pandemi koşullarında belirginleşen gelecek kaygısı, evde ergonomik olmayan koşullarda çalışmak zorunda kalmak, hareketsizlik ve stres gibi nedenlerden kaynaklandığı düşünüyoruz. Tedavi olmayan ya da tanı konulamayan erkek hastalar günlük iş hayatlarında ve sosyal çevrelerinde oldukça zorlanabiliyor. Öyle ki iş yerindeki verim ve performans yüzde 50 gibi ciddi oranda azalabiliyor.”

Pause Sağlık

 Kadınlarda yaygın ağrı, erkeklerde depresyon

Kaslarda ve yumuşak dokularda gelişen ‘ağrı’ en sık görülen belirti olsa da, fibromiyalji hastalarında birçok vücut sistemine ait bulgular gelişebiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Emrullah Hayta fibromiyalji semptomlarının erkeklerde kadınlara göre biraz farklılık gösterdiğini belirterek, bu belirtileri şöyle sıralıyor: “Kadınlarda yaygın ağrı, yorgunluk, sabahları dinlenmemiş olarak uyanmak, stresli ruh hali ve unutkanlık gibi belirtiler ön planda oluyor. Erkeklerde ise en sık depresyon, anksiyete, omurga ağrısı, yorgunluk ile uyku bozukluğu şikayetleriyle karşılaşıyoruz. Erkeklerde omurga ağrısının bir nedeni olarak fibromiyaljinin akla gelmemesi ise malesef bu hastalarda başarısız omurga cerrahisine neden olabiliyor”

Pause Sağlık

Stres altındaysanız, dikkat! 

Fibromiyalji, beyin ile omuriliğin ağrılı ve ağrısız sinyalleri işleme yeteneğinde bozulma sonucu oluşuyor. Ağrılı ve ağrısız uyarana karşı artmış olan duyarlılığın nedeni bugün tam bilinmese de, hangi bireylerin fibromiyalji için risk altında oldukları tahmin edilebiliyor. Örneğin ailesinde fibromiyalji öyküsü olanlarda, sık sık viral enfeksiyon geçirenlerde, fiziksel ya da duygusal travma yaşayanlarda, hassas ve mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip stresli kişilerde fibromiyalji daha sık görülüyor.Pause Sağlık

 Tedavi şikayetleri hafifletiyor

Fibromiyaljinin günümüzde bilinen kesin bir tedavisi yok. Kronik bir hastalık olduğu ve pek çok alanda şikayete yol açtığı için fibromiyalji hastalarında tedavi planlaması yapılırken multidisipliner bir yaklaşıma ihtiyaç duyuluyor. Stresle baş etme yöntemleri, uyku hijyeni, doğru beslenme, bilişsel terapi, kronik ağrıya yönelik ilaçlar, fizik tedavi, yaşam kalitesini artırmaya yönelik egzersizler ile alternatif tıp uygulamaları (akupunktur, masaj, spa terapisi, yoga, meditasyon) fibromiyaljinin tedavi yöntemlerini oluşturuyor. Fibromiyalji tedavisinde sadece ilaç kullanımı, beslenme alışkanlığında değişiklik yapılması ya da alternatif tıp yöntemleri gibi farklı yaklaşımlardan faydalanmak bulguların hafiflemesi için yeterli olmayabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Emrullah Hayta tedavinin hastaların şikayetlerine veya hakim olan semptomlarına göre planlandığını belirterek, “Fibromiyaljide birçok tedavi yöntemini başlangıçta beraber kullanıp, ilerleyen zamanda hakim olan semptoma göre çeşitli yöntemleri ekleyerek ya da çıkararak bu hastalığın bulgularını büyük ölçüde giderebiliyoruz” diyor.

Pause Sağlık

Akdeniz tipi beslenin

Doç. Dr. Emrullah Hayta fibromiyalji hastalarına yönelik ideal bir beslenme tipinin ve hastalığa özgü bir diyetin olmadığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Aşırı kilo ve bazı yağlar sinir hücrelerinde doğrudan veya dolaylı olarak oksidatif stres oluşturarak ağrı eşiğini düşürebiliyor. Kilo kaybına yönelik diyetler, Akdeniz tipi beslenme, C, D ve E vitamini, beta-karoten gibi antioksidan yiyecekleri tercih etmek gibi yaklaşımlar fibromyalji hastalarında doğru beslenmeye yönelik adımlar olarak sayılabilir. Akdeniz tipi beslenen hastalarda tedaviye daha kolay yanıt alındığını hatırlatan Doç. Dr. Emrullah Hayta, bununla birlikte kafein ve alkol tüketiminin sınırlandırılmasının fibromiyalji semptomlarında azalmaya yardımcı olabildiğini söylüyor. Aspartam, mısır şurubu ve monosodyum glutamat katkılı yiyecekler ile araşidonik asit içeren besinler, yumurta sarısı ve et ise ağrı eşiğini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Dolayısıyla bu tür yiyeceklerden kaçınmak yararlı olabiliyor.

Bu alışkanlıklar reflüyü tetikleyebilir

Bu alışkanlıklar reflüyü tetikleyebilir

Covid-19 pandemisi nedeniyle bu yıl Ramazan Bayramı’nı evimizde izole geçirmek zorunda kalsak da, hiç kuşkusuz sofralarımızı yine birbirinden lezzetli yemekler ve tatlılarla donatacağız! Ancak dikkat! Ramazan’da bir ay boyunca dinlenen midemize aniden yüklenmek ve yüksek kalorili besinler tüketmek gibi hatalı alışkanlıklarımız; hazımsızlık, şişkinlik ile gaz sorunlarına neden olabiliyor. Ayrıca mide problemi olan kişilerde reflü, peptik ülser ve gastrit yakınmalarını tetikleyebiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı bu nedenle Ramazan Bayramı’nda mide ağrısı, yemek borusunda yanma, mide içeriğinin yemek borusuna gelme hissi, mide ekşimesi ve hazımsızlık yakınmasında mutlaka hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.  Peki bayramda hangi hatalı alışkanlıklarımız midemize zarar veriyor? Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı, Ramazan Bayramı’nda mide sağlığını olumsuz etkileyen 10 önemli hatalı alışkanlığımızı anlattı; bu hataları önlemeye yönelik önerilerini özetledi.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı

Hata: Kahvaltıda kızartma ve hamur işine yüklenmek

Doğrusu: Uzun süren açlık ve susuzluğun ardından bayram kahvaltısında canımızın istediği her şeyi tüketmekte sakınca görmeyebiliyor, hamur işinden kızartmaya kadar pek çok yemeğe yüklenebiliyoruz. Ancak kahvaltıda kızartma ve hamur işlerini abartmak, özellikle reflü, peptik ülser ve gastrit yakınmalarını tetikleyebiliyor. Bunun sonucunda; mideden yemek borusuna doğru yanma hissi, mide içeriğinin ağıza kadar gelmesi ya da ağızda acı su hissi, mide ağrısı ve hazımsızlık gibi yakınmalar gelişebiliyor. Kahvaltıda ağır yemekler yerine; haşlanmış yumurta ya da sebzeli omlet, peynir, yoğurt, tam tahıl ekmeği, domates ve salatalık gibi gıdalar tüketin.

Hata: Öğün saatlerini düzenlememek

Doğrusu: Ramazan boyunca değişen öğün saatlerinizi tekrar düzenlemeniz de mide sağlığınız için çok önemli. Çünkü öğün saatlerinin düzensiz olması kan şekeri ve insülin salgılanmasında bozukluklara, bunun sonucunda da sık acıkmaya yol açabiliyor. “Bu nedenle küçük porsiyonlar halinde günde üç ana öğünle beslenmeye özen gösterin” diyen Doç. Dr. Suna Yapalı, önerilerini şöyle sıralıyor: “Öğle ve akşam yemeğinde çorba, salata, sebze yemeği ve proteinli besinler tüketin. Protein kaynağı olarak et, tavuk, balık ya da baklagiller seçin. Ayrıca ara öğün olarak badem, ceviz, meyve ve yoğurt gibi ara öğünler tüketmeniz, ana öğünlerde besinleri büyük porsiyon olarak yemenizi önleyecektir.”

 Hata: Akşam yemeğini geç saatlere bırakmak

Doğrusu: Bayramlarda en sık rastlanan mide sorunlarından biri reflü hastalığı, yani mide asidinin ya da içeriğinin yemek borusuna doğru kaçışı oluyor. Hamur işi, tatlılar ve çikolatanın çok tüketilmesinin yanı sıra geç saatlerde tüketilen yiyecekler de reflüyü tetikliyor. Bunun sonucunda da mideden yemek borusuna doğru yanma, besinlerin ağıza geri gelme hissi, mide ağrısı ve hazımsızlık gibi yakınmalar artıyor. Dolayısıyla akşam yemeğini geç saatlere bırakmayın, ağır yemek yemeyin ve yemekten en az 3 saat sonraya kadar uzanmamaya dikkat edin.

Pause Sağlık

Hata: Tatlıları abartmak

Doğrusu: Bayramda bolca tüketilen yüksek karbonhidrat içeriğine sahip tatlılar sindirim sistemi problemlerine yol açabiliyor, kan şekeri kontrolünü bozabiliyor. Bu nedenle tatlıları akşam yemeği sonrası geç saatlere bırakmamalı, küçük porsiyonlar halinde tüketmeli ve günde bir porsiyonu aşmamalısınız.

Hata: Yetersiz su içmek

Doğrusu: Ramazan’da vücudun su dengesindeki değişikler sıcakların arttığı bayram günlerinde de devam ediyor. Bayramda yetersiz su tüketimi sindirim sistemi, dolaşım sistemi ve böbreklerde sorunlara neden olabiliyor, bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyor ve kilo alımına yol açabiliyor.  Bayramı sağlıklı geçirmek için günde en az 2 litre su tüketmeyi asla ihmal etmeyin.

Hata: Sıcak çayı aç karnına içmek

Doğrusu: Aşırı çay ve kahve tüketimi çarpıntı ile tansiyonun yükselmesine neden olabildiği gibi, vücudun su kaybını arttırıyor, ayrıca reflü yakınmalarını tetikleyebiliyor. Dikkat etmeniz gereken bir başka nokta da çay ve kahve ikilisini çok sıcak içmemek olmalı!  “Sıcak yiyecek ve içecekler yemek borusunda hasara yol açarak yemek borusu kanseri için risk oluşturuyor. Çok sıcak olarak, aç karnına tüketilmesi reflüyü de tetikliyor.” uyarısında bulunan Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı, şöyle devam ediyor: “Ayrıca çay ile kahveyi çok fazla içiyor ve içine şeker katıyorsanız, sadece bu ikisinin tüketimiyle günlük şeker ve kalori alımınız artacak, bunun sonucunda da kan şeker kontrolünüz bozulacaktır. Aşırı şekerli yiyecek ve içecekler ayrıca hazımsızlık, gaz ve şişkinlik gibi sorunlara da neden olabiliyor.”

Pause Sağlık

Hata: Şerbetli tatlıları tercih etmek

Doğrusu: Bayram sofralarında vazgeçemediğimiz, ancak karbonhidrat içeriği oldukça yüksek olan baklava, revani ve kadayıf gibi aşırı şekerli, şerbetli tatlılar hazımsızlığa yol açabiliyor, çikolata da reflüyü tetikleyebiliyor. Daha da kötüsü kalp hastalarında kalp krizini tetikleyebiliyor, diyabet hastalarında kan şekerinin çok yükselmesine neden olabiliyor. Şerbetli tatlıları mümkün olduğunca tadımlık tüketmeli, sütlü hafif tatlıları tercih etmelisiniz.

 Hata: Sofrayı fast-food tarzı besinlerle donatmak

Doğrusu: Kızartmalar, fast-food tarzı beslenme ve işlenmiş gıdalar reflü hastalığına davetiye çıkarıyor. Kızartılmış besinler yerine; ızgara, haşlama ya da buğulama usulüyle hazırlanmış besinler tüketmeye özen gösterin.

Hata: Gazlı içecekler tüketmek

Doğrusu:  Midemizi rahatlatacağı düşüncesiyle gazlı içecekler, özellikle de yemek sonrasında soda içmek, bayramda sık yaptığımız hatalardan. Çünkü şekerli, gazlı içecekler kan şekerini yükseltiyor, ayrıca şişkinliğe yol açabiliyor.

Hata: Hareketsiz kalmak

Doğrusu: Düzenli egzersiz yapmak metabolizmayı hızlandırıyor, kan şekeri ve kolesterolü düzenliyor, sindirimi kolaylaştırıyor. Sağlıklı yaşamın olmazsa olmazı fiziksel aktiviteye bayram süresince de devam edin. Bu bayramda dışarıya çıkamasak da evde 15-20 dakika yürümeyi ihmal etmeyin.

Ani işitme kaybında ilk 24 saat çok önemli!

Ani işitme kaybında ilk 24 saat çok önemli!

Son bir yıldır günlük yaşantımızı derinden etkileyen koronavirüs pandemisinde bazı sağlık sorunlarımızı göz ardı ederek hastaneye gitmeyi öteleyebiliyoruz. Tıpkı ani işitme kayıplarında olduğu gibi… Ancak ‘nasıl olsa geçer’ diye düşündüğümüz ani işitme kaybı, erken tedavi edilmediğinde kalıcı hasara yol açabiliyor! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, “Kulağınızda çok kısa süre içinde, çoğu zaman birdenbire denilebilecek tarzda işitme azalması, uğuldama, çınlama olursa, yakınmanın başlamasının üzerinden 24 saat geçmeden doktora başvurmanız gerekir” diyor. KBB Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş ani işitme kaybına yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Telefonla konuşurken birdenbire karşınızdakini duymamaya başlıyorsunuz ya da televizyonun sesi yok olup sadece görüntülerle başbaşa kalıyorsunuz… Ansızın ama çok kısa süreli yaşadığınız işitme kaybı kendiliğinden düzelip yeniden duymaya başlayınca da ‘geçici bir sorun, şimdi bu pandemi sürecinde hastaneye gitmeye değmez, nasılsa düzeldi’ diye bakıyorsunuz… Ancak yanlış yapıyorsunuz! Yaşam kalitesini azaltmasının yanında önemli bir sağlık sorunu olan ani işitme kaybının mutlaka dikkate alınması gerekiyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş her yaşta görülebilmekle birlikte hem kadınlarda hem erkeklerde genellikle 40’lı yaşlarda ortaya çıkan ani işitme kaybının ihmale gelmeyeceğini belirtiyor. Ani işitme kaybı tedavisinin ne denli erken başlanırsa o denli başarılı olacağını, memnun edici sonuç alınacağını vurgulayan Prof. Dr. Haluk Özkarakaş “Kulağınızda çok kısa süre içinde, çoğu zaman birdenbire denebilecek tarzda işitme azalması, uğuldama, çınlama olursa, yakınmanın başlaması üzerinden yirmi dört saat geçmeden doktora başvurmak gerekir” diyor.

Bu belirtiler eşlik ediyorsa!

Beş temel duyumuzdan biri olan işitme; fiziksel, sosyal ve toplumsal olarak günlük yaşantımızın çok önemli bir parçası. Kişinin yaşam kalitesi açısından da büyük önem taşıyan işitmede olası bir ihmal, tedaviyi de önemli ölçüde etkiliyor. Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, birbirini takip eden üç ses frekansında, üç günden daha kısa sürede gelişen ani işitme kaybına; kulak çınlaması, baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma gibi şikayetlerin de eşlik etmesi durumunda zaman kaybetmemek gerektiğini vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Sürenin geciktirilmesi operasyonu ve başarı oranını önemli oranda sınırlamaktadır. Ani işitme kaybı ve uğultu çok kısa sürede, belki de hasta sadece gazetesini okurken başlamış olabilir. Beraberinde şiddetli baş dönmesi olması çoğu zaman dikkat çekici olmalıdır. Hele de bu yakınma kulağa gelen bir darbe, ıkınma, yük kaldırma gibi hareketler sırasında olduysa daha da anlam taşıyacaktır.“ KBB hekiminin fistül testinde pozitif sonuç çıkması durumunda uygulayacağı tedavi yaklaşımı ile işitme ve baş dönmesi sorununun düzelebildiğini belirten Prof. Dr. Haluk Özkarakaş “Zaman geçirmeden hastane başvurusu ve etkin değerlendirme, ardından cerrahi yaklaşım çok önem taşımaktadır. Doğal olarak her baş dönmesi ile beraber gelen ani işitme kaybı olan hastalara operasyon önermiyorum. Fistül araştırma yöntemlerinin pozitif sonuç vermesi ile işitmede önemli (bazen tama yakın) kazanç sağladığımız; vertigonun ise hasta operasyondan çıkıp ayılma aşamasındayken dahi düzeldiğine tanık olduğumuz çok olmuştur.” diyor.

Mide ağrısı sandığınız kalp krizi sinyali olabilir!

Mide ağrısı sandığınız kalp krizi sinyali olabilir!

Dünyada ve ülkemizde ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp krizi kadınlarda da hızla yaygınlaşıyor! Üstelik kalp krizinin erkeklerde ve kadınlarda farklı sinyal verdiğinin bilinmemesi nedeniyle birçok kişi bu sinyalleri yanlış değerlendirip hayatını kaybedebiliyor.  Oysa ilk 2 saatte tedaviye başlanan hastalarda, kalp kası hasarı ve ölüm oranlarının daha düşük olduğunu vurgulayan Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Refik Erdim, “Kalp krizi belirtileri erkeklerde ve kadınlarda benzerlik gösterse de bazı önemli farklılıklar bulunmaktadır. Ancak kadınlarda kalp krizi başlangıç şikayetlerinin daha belirsiz olması sebebiyle kalp krizi tanısı daha geç koyulmakta ve ölüm oranları daha yüksek olmaktadır. Bu nedenle kalp krizinin kadınlardaki sinyallerinin doğru bilinmesi ve bu belirtiler olduğunda hastaların çok hızlı bir şekilde hastaneye başvurması çok önemlidir.” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Refik Erdim, 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, kadınlarda ve erkeklerde kalp krizi sinyallerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Erkeklerde kalp krizinin 4 sinyali

 

  1. Göğüs ağrısı kalp krizi sırasında hem kadınlarda hem erkeklerde en sık gözlenen bulgudur. Bu ağrı göğüs kafesinin ortasında geniş bir alanda genellikle sırta ve sol kola yayılımı olan sıkıştırıcı tarzda bir ağrıdır. Hastaların çoğu tarafından göğüs kafesinin büyük bir ağırlıkla sıkıştırılması ve beraberinde nefes darlığı gelişmesi olarak tarif edilir.
  2. Göğüs ağrısı olmaksızın her iki kol ve omuzda ağrı olması, çene veya karın ağrısı olması kalp krizi hastalarında gözlenebilir.
  3. Göğüs ağrısı ile beraber veya tek başına nefes darlığı bulgusu kadınlarda daha sık gözlense de erkeklerde de ani başlangıçlı nefes darlığı kalp krizinin ilk bulgusu olabilir.
  4. Soğuk terleme ve ölüm korkusu hem kadınlarda hem erkeklerde kalp krizi sırasında göğüs ağrısı ile beraber gözlenebilir. Bu şikayet kalp krizinin en önemli bulgularından biridir ve acil hastaneye başvurmayı gerektirmektedir.

Kadınlarda kalp krizinin 4 sinyali

 

  1. Göğüs ağrısı kadınlarda da en sık gözlenen bulgu olmasına rağmen erkeklerden daha farklı olarak bu ağrı kalp krizinden günler önce hafif şiddette başlayıp sonrasında şiddetli hale gelebilir. Kadınlarda göğüs ağrısı sıkıştırıcı tarzda olabileceği gibi hastalar tarafından yanma şeklinde de tarif edilebilir. Göğüs ağrısı ile beraber sırt ağrısı yakınması kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 3 kat daha fazla görülmektedir. Yine erkeklerde genellikle ağrı sol kola yayılırken kadınlarda her iki kola veya sol alt çeneye doğru yayılabilir.
  2. Kadınlarda daha sık gözlenen diğer bulgu ise göğüs ağrısı olmaksızın ani gelişen aşırı yorgunluk ve halsizlik yakınmasıdır. Özellikle istirahatte veya çok hafif hareketle ortaya çıkan bu şikayet ile beraber göğüste ağırlık hissi de varsa mutlaka hastaneye başvurulmalıdır.
  3. Halsizlik ve baygınlık hissi kalp krizinin başlangıcında tansiyon ve nabız düşüklüğüne bağlı olarak özellikle kadınlarda daha sık gözlenmektedir.
  4. Yine her iki cinsiyette gözlense de mide ağrısı, midede yanma, gaz ve şişkinlik gibi şikayetler özellikle kalbin alt duvarını tutan kalp krizlerinde kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha sık gözlenmektedir. Bu şikayetler mide şikayeti ile karıştırılarak tedavide gecikmelere yol açabilir. Bu sebeple özellikle kardiyak risk faktörleri olan hastalarda gaz, şişkinlik ve mide ağrısı varsa kalp krizi ihtimali mutlaka düşünülmelidir.

Bu besinler kan şekerini hızlı yükseltiyor!

Bu besinler kan şekerini hızlı yükseltiyor!

Pandeminin gölgesinde bir Ramazan ayına daha sayılı günler kaldı. Günlük yaşam alışkanlıklarımızı kökünden değiştiren ve yeme alışkanlıklarımızı da büyük ölçüde etkileyen pandeminin belirsizliğinde gireceğimiz Ramazan ayında iftar sofralarında bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş uzun açlık sürelerinin ardından kurulan iftar sofralarında bazı kuralların çok da dikkate alınmayıp canımızın istediği yiyecekleri, istediğimiz ölçülerde tüketmekte sakınca görmeyebildiğimizi belirterek “Ancak masum gibi görünen bu yeme biçimi; midede şişkinlik, gaz ve hazımsızlıktan, mide yanması ve kilo almaya dek bazı sorunlara yol açabiliyor! İftar menüsünün sağlıklı olması ve bazı kurallara dikkat etmek, mide ve bağırsakları rahatsız etmemek için büyük önem taşırken, iftar yemeğinde alınan kaloriyi kontrol etmek de sağlıksız kilo alımlarını önlemek açısından önemli rol oynuyor.” diyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, pandemide sağlıklı iftar tabağının kurallarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ana yemeğe geçmeden önce 10-15 dakika ara verin

Uzun süren açlık sonrası ilk öğün olduğu için iftarı ikiye ayırmak en doğrusudur. Suyun ardından çorba, peynir, zeytin ve hurmadan birini tercih ederek orucunuzu açtıktan sonra 15 dakika kadar mola verip, ana yemeğinizi ondan sonra tüketmelisiniz. Bu hamle sayesinde kan şekeriniz çok daha dengeli yükselecektir.

 Hafif yiyecekler tercih edin

İftar öğününe hafif yemeklerle, küçük porsiyonlarla, yavaş yavaş başlamak uzun zaman boş kalan midenizi ana yemeklere hazırlayacak; böylelikle yemek sonrası oluşabilecek hazımsızlık, mide yanması, kramp şeklinde mide ağrıları, bağırsak problemleri, gaz sorunları, reflü, gastrit, kusma, bulantı, uyku basması ve halsizlik gibi sorunlarla karşılaşmanızı önleyecektir.

Posaya tabağınızda yer verin

Özellikle Ramazan ayının ortalarına doğru birçok oruç tutan kişinin kabızlık problemleri yaşadığını görüyoruz. Bu durum uzun açlıklara bağlı bağırsak hareketlerinin yavaşlamasıyla karşımıza çıkıyor ancak bizler aynı zamanda yetersiz posa tüketerek bağırsak hareketlerimizi daha da yavaşlatabiliyoruz. Bu nedenle bağırsak sağlığınız için iftar sofranızda salata, zeytinyağlı sebze yemekleri ve tam tahıllara mutlaka yer verin. İftardan 1,5-2 saat sonra yapacağınız ara öğünde taze meyve ile kefir veya yoğurt tüketmek yine bağırsaklarınızda olumlu etki yaratacaktır.

Yalın sofralar kurun

Orucun açlık ve fakirlik farkındalığını arttırmak için tutulduğunu unutmadan bu bakış açısına uygun çeşitten ve bolluktan uzak daha yalın sofralar kurmaya çalışın. Çorba, fırında veya tencerede pişmiş az yağlı et yemekleri, zeytinyağlı sebze yemekleri veya salatalar ile yoğurt gibi sade seçeneklerin yer aldığı sofralar hem midenize hem de bedeninize çok daha iyi gelecektir.

 Sağlıklı karbonhidratlar tüketin

Uzun süreli açlıkla beraber kan şekeriniz iftar saatine kadar çok düşecek ve vücut bunu düzeltebilmek için karbonhidratlı gıdalar isteyecektir. Evet, iftar tabağınızda karbonhidrat tüketmeye ihtiyacınız var, ancak bu noktada tabağınızda beyaz ekmek, pirinç pilavı, patates, mısır gibi basit karbonhidrat dediğimiz besinleri tercih ettiğinizde kan şekeriniz çok hızlı yükselecek ve yemekten sonra şişkinlik, halsizlik hatta uyku haline neden olacaktır. Bu nedenle kan şekerinizi dengeli yükseltmek ve vücudunuzu yormamak için çorba, bulgur, karabuğday gibi tam tahıllar, tam buğday ekmeği veya tam buğday unundan yapılmış pideler tercih etmeniz oldukça önemli bir sağlık hamlesi olacaktır.

Tabağınızı önceden hazırlayın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş “Orucun bir ibadet olduğunu unutmadan “Nasılsa oruç tuttum, artık her şeyi yiyebilirim” düşüncesinden kendinizi uzak tutun. Bu düşünce sizi anormal kaloriler almaya itebilir. Bir diğer önemli nokta ise sofranızda yer alan yemekleri önceden tabağınıza ılımlı porsiyonlarda hazırlamak ve iftar yemeği sırasında sürekli ortadan yememektir. Bu hamle ile tüketeceğiniz kaloriyi neredeyse yarı yarıya düşürebilirsiniz.” diyor.

Kaliteli protein kaynakları tüketin

Tüm gün aç kalan vücut enerji akışı için karbonhidratları ve yağları öncelikli yakıt olarak kullanır. Ardından açlık süresi uzadıkça vücudunuzdaki proteinlerin de enerji akışı için kullanılmaya başlandığını biliyoruz. Bu da kas kaybını arttırabildiği gibi özellikle bağışıklık sistemini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle vücudunuzun günlük ihtiyaç duyduğu proteini iftar, sahur ve ara öğünlere dengeli bir şekilde bölmelisiniz. İftar tabağınızda mutlaka kırmızı et, tavuk, balık veya kurubaklagillerden oluşan bir ana yemeğin yanında yoğurt, cacık, ayran gibi süt grubu proteinleri de eşlik etmelidir. Yemeklerin gaz yapıcı maddelerini azaltmak için yemekleri kimyon baharatıyla pişirebilir ve iftarın hemen sonrasında rezene çayı tüketebilirsiniz.

Sütlü tatlıları tercih edin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş “Tatlılar iftar menülerinin vazgeçilmezlerinden oluyor ancak her iftar yemeğinin ardından rutin olarak tüketildiğinde içerisindeki şeker nedeniyle boş kalori alımını arttıracak ve kilo alımını hızlandıracaktır. Haftada yalnızca 2 veya 3 gün tatlı tercih edilmeli; seçenek olarak ise şerbetli ağır tatlılar yerine az şekerli sütlü tatlılar ve meyve tatlıları tercih edilmelidir.” diyor.

Evde kalmak tansiyonunuzu yükseltmesin!

Evde kalmak tansiyonunuzu yükseltmesin!

Beyin kanamasından inmeye, kalp yetmezliğinden kalp krizine, böbrek yetmezliğinden kalıcı görme kaybına… Tedavi edilmediğinde ölüme bile neden olabilen hipertansiyon, ülkemizde her 3 kişiden birini tehdit etmeye devam ediyor! Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; dünyada 1.5 milyardan fazla hipertansiyon hastası mevcut ve her yıl yaklaşık 7 milyon kişi yüksek kan basıncının neden olduğu hastalıklar yüzünden yaşamını yitiriyor. Üstelik pandemi nedeniyle hipertansiyon hastalarında artış gözleniyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer hipertansiyon vakalarındaki yükselişte pandemi sürecinde hastalık kapma endişesi, yakınların kaybı, finansal zorluklar gibi nedenlerle artan stresin önemli bir faktör olduğuna dikkat çekerek, “Stres tek başına kalıcı hipertansiyon nedeni olmamasına rağmen tetikleyici bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Pandeminin olumsuz koşulları nedeniyle yaşanan strese bağlı olarak sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, kilo alımı ve hareketsiz kalma gibi bazı yaşam tarzı değişiklikleri hipertansiyon hastalığına yol açabiliyor” diyor. Peki pandemide kan basıncını kontrol altında tutmak için neler yapmak, nelerden kaçınmak gerekiyor? Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer, pandemi sürecinde hipertansiyona karşı dikkat etmemiz gereken 7 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

İdeal kiloda kalın

Obezite ve hipertansiyon ilişkisi hala araştırılmaya devam edilen bir konu. Obezitenin vücuttaki kimyasal reaksiyonlara olan olumsuz etkisinin hipertansiyonu tetiklediği düşünülüyor.

Sigara ve alkol içmeyin

Sigara, özellikle sempatik sinir sistemini uyararak hipertansif bir etki yaratıyor. Damar sertliğini ve nabız dalga hızını arttırıcı etkileri nedeniyle merkezi kan basıncı üzerinde olumsuz etkiler oluşturuyor.

Tuzu kısıtlayın

“Tuzun kan basıncını arttırması içindeki sodyumdan kaynaklanıyor” diyen Prof. Dr. Metin Gürsürer, şöyle devam ediyor: “Alınan fazla sodyum damar içindeki volümün artmasına neden oluyor. Bir süre sonra bu durum kan basıncında artışa yol açıyor. Sadece tuz değil, sodyum içeren tüm gıdaları dikkatli tüketmeye özen gösterin.”

Kalp dostu beslenin

Sağlıklı ve dengeli beslenme, vücudun fonksiyonlarını daha iyi sürdürebilmesinde önemli bir rol üstleniyor. Vücuda gerekli besinlerin yeterli ölçüde alınması, kimyasal reaksiyonların sağlıklı gerçekleşmesi için gerekli oluyor.

Düzenli egzersiz yapın

Düzenli egzersizin nasıl bir mekanizmayla kan basıncını düşürdüğüyle ilgili bir netlik olmamasına rağmen, yapılan çalışmalarda; düzenli egzersiz yapan aktif kişilerde kan basıncı değerlerinin daha düşük olduğu gözlendi. Haftada 5-6 gün, 30-40 dakika tempolu yürüyüş yapmanız, vücudunuzun egzersiz ihtiyacını karşılayacaktır.

 Uyku düzeninize dikkat edin

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer uykunun vücutta kan basıncını etkileyen otonom sinir sistemi fonksiyonlarını ve fizyolojik olayları etkilediğini belirterek, “Özellikle orta yaşlı kişilerde azalmış uyku süresi ve kan basıncındaki artış arasında ilişki gözlenmiştir.” diyor.

Stresi yönetin

Stres doğrudan hipertansiyona yol açmamakla birlikte, stresli dönemlerde kan basıncı geçici olarak artabiliyor. Stresli süreçte vücudumuzda salgılanan hormonlar damarlara zarar vererek kardiyovasküler riskimizi artırıyor. Ayrıca stres hipertansiyon için risk faktörü olan sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, kilo alımı ve hareketsiz kalma gibi hatalı yaşam alışkanlıklarına yol açabiliyor. Dolayısıyla hipertansiyon için tetikleyici bir faktör olabiliyor. Stres azaltıcı aktiviteler ise vücudumuzu rahatlatarak kan basıncının düşmesine yardım ediyor.

 İlaç tedavinizi yarım bırakmayın

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer hipertansiyon ile Covid-19’a yakalanma riski arasında bir ilişki olmadığını belirterek, “Hipertansiyon ve Covid-19 arasındaki bağlantı karmaşıklığını korumaya devam ediyor. Hipertansiyonun Covid-19’un seyrine tek başına ne kadar etkisi olduğu, ayrıca hipertansiyona eşlik eden ya da hipertansiyona bağlı gelişen diğer sağlık problemlerinin de hastalığın seyrini ne kadar etkilediği henüz açık değildir.” diyor. Ayrıca,  hipertansiyon tedavisi gören hastaların kullandıkları ilaçlar nedeniyle Covid-19’a yakalanma risklerinde artış olmadığı yapılan çalışmalarla gösterildi ve hipertansiyon dernekleri tarafından da onaylandı. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer bu nedenle hipertansiyon hastalarının pandemi sürecinde ilaçlarını düzenli olarak kullanmaya devam etmeleri gerektiğini belirterek, “Çünkü ilaç tedavisinin aksaması ciddi tablolara neden olabiliyor” diyor.

 Tek ölçüm yeterli olmuyor

Kalbimiz kasıldığında bir basınç yaratıyor ve bu basınçla kan, atardamarlar yoluyla vücuda gönderiliyor. Kan basıncı ölçümünde 2 kuvvetin sonuçları görülüyor. İlki, kanın kalpten vücudumuza pompalandığında damar duvarına yaptığı basıncın değeri sistolik basınç (büyük tansiyon); diğeri ise kalp gevşediğinde damar duvarında olan basınç değeri, diyastolik basınç  (küçük tansiyon) oluyor. Kan basıncı ölçümünde görülen değerin 130mmHg/80mmHg üzerinde olması “hipertansiyon” olarak adlandırılıyor. “Ancak tek bir ölçümde tansiyon değerlerinizin biraz yükselmiş olması hipertansiyon hastası olduğunuz anlamına gelmiyor” diyen Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer, sözlerine şöyle devam ediyor: “Tanı koymak için genellikle doktorunuz tarafından 24 saat boyunca belirli aralıklarla tansiyon ölçümünüzü yapacak tansiyon holter cihazı takılıyor. Tüm ölçümlerde tansiyonunuzun yüksek olması hipertansiyon hastası olabileceğinizi gösteriyor.”

Bağışıklığı güçlendireyim derken bu hataya düşmeyin

Bağışıklığı güçlendireyim derken bu hataya düşmeyin

Tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de derinden etkileyen Covid-19 pandemisi ülkemizde birinci yılını doldururken, geçtiğimiz bir yılda bu zorlu süreçten en çok etkilenenlerin başında yaşlılar geldi. Yılın büyük bölümünü evde karantinada geçiren yaşlıların gerek fiziksel gerekse psikolojik açıdan önemli sorunlar yaşadığını belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Geriatri ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berrin Karadağ “Salgının birinci yılında halen tam olarak kontrol altına alınamamış olan Covid-19 enfeksiyonu özellikle yaşlıları ciddi şekilde tehdit etmeye devam ederken, tüm dünyada yaşlı nüfusu artış göstermektedir. Son tahminlere göre 2050’ye kadar 2 milyar kişinin 60 yaşından büyük olacağı öngörülmektedir. Yaşlı insanlar, sağlıkları ve yaşamlarının bir dizi sosyal ve ekonomik yönü açısından Covid-19 nedeniyle özellikle risk altındadırlar. Bu nedenle bazı kurallara mutlaka sıkı sıkıya uymalıdırlar.” diyor. Prof. Dr. Berrin Karadağ, 18-24 Mart Yaşlılar Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, pandeminin 1. yılına özel olarak yaşlılara önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sağlık kontrollerinizi aksatmayın

Bir veya birden fazla hastalığı olan (komorbidite) 60 yaş üstü hastalar Covid-19 şiddeti ve ölüm oranı açısından daha yüksek risk altında bulunuyor. Bu hasta grubu, salgın tehlikesi nedeni ile kontrollerini yeterince yerine getiremediğinden, kronik hastalıklara bağlı ölümlerde de artış görülüyor. Covid-19 pandemisi nedeni ile pek çok yaşlı, kronik hastalıklarının kontrolünü aksatmakta olduğundan, bu konu da yine komplikasyon ve ölüm görülme sıklığını tetikliyor. Bu nedenle özellikle kronik hastalıkları göz ardı etmeden kontrolleri aksatmamalıyız ve vücudumuzu güçlü tutmalıyız.

 Beslenmenize dikkat edin!

Hem yalnızlık hem sevdiklerinden uzak kalmak, özellikle yaşlı nüfusta iştah kaybı ve dengeli beslenmeyi etkilerken, buna bir de hareketsizlik eklenince bağışıklık sistemi ister istemez iyice baskılanıyor. Bugünlerin geçmesi için dirayetle savaşmalı, özellikle beslenmemize çok dikkat etmeliyiz. Uygun saat ve uygun havalarda yürüyüşleri aksatmamalı ve bedenimizin izin verdiği kültür-fizik hareketlerini mutlaka yapmalıyız.

 Bu hataya düşmeyin!

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Geriatri ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berrin Karadağ “Covid-19 salgınında bağışıklığı güçlendirmek amacıyla kulaktan dolma bilgiler ışığında, son bir yılda aşırı miktarda vitamin ve takviye edici ilaçlar kullanılmış olup belli bir süre sonra da bilinçsiz kullanılan bu vitaminlerin yan etkileri görülmeye başlamıştır. Doktora danışmadan bilinçsiz vitamin kullanımından kaçınmalıyız.” diyor.

Aşı olsanız da bu kuralları esnetmeyin!

65 yaş üstü nüfusun aşılama çalışmalarında birtakım kulaktan dolma haberler ile aşılanmaktan çekinmek ve reddetmek, savaş alanında silahları bırakmak ve savunmasız kalmak gibidir. Elimizdeki tüm imkanları kullanmalı ve sağlık ekibinin önerilerine kulak vermeliyiz. Ancak aşı olduktan sonra da aşıya güvenip; çok önemli kurallar olan maske, mesafe ve hijyeni ihmal etmemeliyiz.

İlaç alımına dikkat edin!

Birden fazla hastalığın varlığı nedeniyle, yaşlı bireyler ilaçları zamanında almak zorundadır ve bu nedenle aile üyelerinden ve bakıcılarından destek istemelidirler. Ateş, kuru öksürük, halsizlik, göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi belirtiler gösterirlerse, tablonun ağırlaşmasını beklemeden acilen acil servise başvurmalıdırlar. Bu belirtileri ihmal etmeyin!

En önemlisi, hem başkalarını hem de kendilerini Covid-19 enfeksiyonundan korumak için el hijyenini uygulamalıdırlar.

Bu belirtiler varsa sakın göz ardı etmeyin!

Yine pek çok aile evdeki yaşlıların kimseyle sıkı temas etmediği için hastalanmayacağını düşünmekte ve bu nedenle de bazı hastalar daha geç hastaneye müracaat ettirilmektedirler. Bu dönemde ateş, öksürük veya ileri yaş grubunda huzursuzluk, huy değişimi gibi bulgular ortaya çıktığında teşhisi aile bireylerinin değil, hastane ortamında doktorların belirlemesi gerekmektedir. Çalışmalar ve gözlemlerimiz açıkça göstermektedir ki, bu popülasyonun yaklaşık yüzde 40’ında, topluluktaki başlıca şikayet olarak düşme, azalan hareketlilik, güçsüzlük ve kafa karışıklığı gibi atipik Covid-19 semptomları görülmektedir.” diyor.

İnatçı kilolara nasıl verilir?

İnatçı kilolara nasıl verilir?

Günümüzde ince ve fit görünmek hemen herkesin isteği. Bu uğurda pek çok kez büyük heveslerle diyete başlıyor ancak bir noktaya gelip de o ‘inatçı’ son kiloları veremeyince hayal kırıklığına uğrayabiliyoruz. Özellikle de son bir yıldır günlük yaşantımızı derinden etkileyen pandemi sürecinde bazılarımız değil kilo vermek, hareketsizlik ve sağlıksız beslenme nedeniyle kilo alımıyla karşı karşıya kalınca hepten ümitsizliğe kapılmış durumda. Ancak ümitsizliğe gerek yok! Zira inatçı kiloları pandemiye rağmen vermenin mümkün olduğunu belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Pandemiye rağmen sağlıklı kilo vermek, hatta ‘inatçı kilolar’ olarak da adlandırabileceğimiz son 2-4 kiloyu verebilmek mümkün. Ama bunun için ne olursa olsun pes etmeden kararlı bir şekilde devam edip süreçteki bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor.” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel inatçı kilolara karşı 7 etkili öneride bulundu.

Çok düşük kalorili diyetten kaçının

Ne yazık ki kilo vermek için bu süreçte yaşam biçimimize uymayan, sürdürülebilirliği olmayan çok düşük kalorili, aç kalarak yapılan zayıflama programları metabolizmamızı fazlası ile yavaşlatıyor. Örneğin; tek gıda alımına bağlı diyetler, sadece detoks suları ve smoothiler ile yapılan diyetler, tek öğünle beslenmeler vb. Vücut; çalışma temposunu azaltarak kendini bu yeni gelen düşük kaloriye uygun bir şekilde düzenlediği için son noktadaki kiloları verememeye başlarız. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Eğer böyle bir sürece girmiş isek biraz vücudu dinlendirmek, bu zamana kadar alınan kaloriyi 200-300 kalori yukarı çekerek beslenme stilinde değişiklikler yapıp vücudu ve metabolizmayı şaşırtmak gerekir. Ama kaloriyi artırırken tekrar kilo artışına sebep olmamak açısından günlük hareketlerimizi de artırmakta fayda var. Vücudumuzu yoksun bırakmak yerine beslenmeye odaklanın ve kilo kaybının doğal bir yan etki olarak ortaya çıkmasına izin verin.” diyor.

Düzenli tempolu yürüyüş yapın

Eğer diyetinizin başından bu yana bir egzersize başlamadınız ise muhakkak kardiyo türü kalp atış hızını artıran egzersiz yapmaya çalışın; bunlar özellikle çok tempolu yürüme, koşma ve yüzmedir. Bu egzersizlerin vücutta kas kaybı yerine yağ kaybını, özellikle sağlığımızı riske atan göbek çevresi yağlanmasını azaltan spor türleri olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel şöyle konuşuyor: “Diyetimizin başından bu yana spor yapmaya başlamışızdır fakat ya düzenli yapamamış ya da süre olarak yeterli seviyelere ulaşamamışızdır. Özellikle yağ kaybını sağlamak için sporu haftada en az 3-4 kez aksatmadan ve süre olarak 1 -1,5 saat yapmamız gerekir. Bu sürelerin altında yapılan egzersizler sadece sağlıklı yaşam ve kilo korumada etkili olacaktır ama kilo vermenizi sağlamayacaktır. Tabi bu egzersizleri yapmayı planlamadan önce kardiyak bir riskinizin ve iskelet kas sisteminizde bir sağlık probleminizin olmaması da önemli.”

Mutlaka muayene olun

Kilo almanızı tetikleyen ve hatta kilo vermenizi çok zor hale getiren sağlık sorunlarınız olabilir. Bu sağlık sorunlarının başlıcaları hipotroidizm, polikistik over sendromu ve uyku apnesidir. O nedenle kilo veremediğiniz bu süreç içinde bir hekim kontrolünden geçip bu tür hastalıklarınızın olup olmadığını tespit etmekte fayda vardır. Tespit edilen bu hastalıklardan birisi varsa diyet sürecinde de tedaviye hızla başlanmalı; zira tedavi edilmez ise akıntıya kürek çekmek gibidir ve diyette yol alamazsınız.

 Beklentilerinizi gerçekçi koyun

Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Kilo kaybı yavaş ve uzun emek gerektiren bir süreçtir. Kilolarımız diyete başladığımızda fazla olduğu için beslenme alışkanlıklarımızın değişmesine ve kalorinin az alınmasına bağlı olarak vücut hızlı tepki verir ve ilk başlarda kilo kaybı hızlı olur. Ama zamanla yavaşlar, hedefe yaklaştıkça tempo düşer, son kilolar inatçı hale gelmeye başlar. Bu arada kişi uzun süre diyet yapmaya bağlı olarak kaçamaklara başlar, diyetin başındaki istikrarlı diyet alışkanlıklarını sağlamakta zorlanır ve psikolojik kısır döngüye girer. Bir kere başarılı olabilmek için belirlediğimiz kilo kaybı hedeflerimizin makul ve sağlığımızı riske atan rakamlarda olmaması gerekir. Herkes kilo verdikten sonra ideal ölçülerde kaslı manken görünümlü olmak zorunda değil; makul hedef belirlerken bunu göz önünde bulundurmak önemli. İstikrarlı diyet ve egzersizi yaptığınızda o son 2-4 kg gitmiyor ise orada vücudu rahat bırakıp tekrar kilo almayacak şekilde beslenmek ve vücudu dinlendirmeye bırakmak gerekir.” diyor.

 

Gün içerisinde yediklerinizi not alın

Birçok insan kilo vermeye çalışırken ana öğünlerde çok yetersiz besin alır ve kendini çok uzun süre aç bırakır. Buna bağlı da hiç farkına varmadan uzun açlıklardan dolayı ayaküstü sürekli bir şeyler atıştırır. Bu atıştırmalıkları normal gördüğü öğünlerde az yediği için kilo vermeyi hedeflediğinde tartıda kilo vermediğini görünce çok şaşırır. “Diyette daha doğrusu sağlıklı beslenmede neyi, ne zaman ve ne kadar yediğiniz çok önemli” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, bu takibi yapabilmek için bir günde yediklerinizi yazıp günlük tutmanızı önererek, böylece nerede kaçamak yaptığınızı, fazladan ve gereksiz aldığınız kalorileri daha iyi tespit edebileceğinizi söylüyor.

Diyet ürünlerini fazla tüketmeyin

Ne yazık ki diyet hassas bir konu ve piyasada da buna yönelik birçok diyet ürünü var. Şekersiz içecekler, glutensiz, az yağlı, yağsız ve düşük kalorili diyet ürünleri derken yelpaze hayli geniş. Ama bu tarz ürünler diyet içerisinde zararsız gibi görünüp ayaküstü sürekli tüketilmemelidir. Sonuçta bu ürünlerin kalorileri sıfır değil ve gereğinden fazla yenildiğinde belli bir kalori yüküne neden olacaktır ve kilo verme sürecini zorlaştıracaktır.

 Mutlaka su için, yoksa!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Su içmek kilo vermeye yardımcı bir etmendir. Eğer diyette yeterli su tüketmiyorsanız kilo veriminiz yavaşlayabilir. Özellikle öğünlerden önce 1-2 su bardağı su içmek kalori alımını azaltacaktır. Diyette su içmeyi ihmal etmeyin. Ortalama günlük içilmesi gereken su kişiye göre değişir ve kg başına 20-30 ml olarak olması gerekir.” diyor.