Yazılar

Sonbahar hastalıklarına karşı nasıl önlem almalı

Sonbahar hastalıklarına karşı nasıl önlem almalı

Soğuk algınlığı, grip, boğaz enfeksiyonu, norovirüs ishali, akut bronşit, alerjik astım, zatürre ve sinüzit… Her mevsim kendi hastalıklarını beraberinde getiriyor. En sık da üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarında artış görülüyor sonbahar mevsiminde. Sıcak yaz günlerinden serin havalara geçerken vücudumuz bu değişime uyum sağlamakta zorlanınca, hastalıklar da kapımızı çalmaya başlıyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, soğuk havanın bağışıklık sistemimizi baskıladığını ve enfeksiyonlara karşı direncimizi kırdığını belirterek, “Bunun sonucunda çoğumuz mevsim geçişlerinde pek çok mikrobik hastalığa yakalanıyoruz. Özellikle viral enfeksiyonlar kolayca bulaşıyor ve bu durum yaşlılar, küçük çocuklar ile bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Sonbaharda artış gösteren hastalıklardan korunmada ise güçlü bir bağışıklık sistemi kilit rol üstleniyor” diyor. Yaşam alışkanlığımızda yapacağımız basit düzenlemelerle sonbahar hastalıklarından büyük oranda korunmamız ise mümkün olabiliyor. İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, sonbahara özgü bulaşıcı hastalıklardan korunmak için almamız gereken önlemleri sıraladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya

YAŞAM ALANLARI

  • Maske ve sosyal mesafe şart: Virüs ve bakterilerin bulaşmalarını önlemek için kapalı alanlarda maske kullanmaya özen gösterin, diğer insanlarla aranızdaki 1.5 metre mesafeyi mutlaka koruyun.
  • Hijyen çok önemli: Kirli ortamlarda virüs ve bakterilerin bulaşma riskinin artması nedeniyle yaşam alanınız temiz ve düzenli olsun.
  • Odanızı havalandırın: Odayı havalandırmak, ortamdaki oksijen konsantrasyonunu artırarak, anaerob organizmaların, yani oksijen olmayan ortamlarda hücresel solunum yapan bakterilerin yok olmasını sağlıyor. Dolayısıyla bulunduğunuz odayı her gün 2 kez 10 dakika süreyle havalandırın.
  • Kalabalık ortamlarda bulunmayın: Virüs ve bakteriler kolayca bulaşabildikleri için kalabalık ortamlarda zaman geçirmekten kaçının.
  • Gözlerinizi ovuşturmayın: Virüs ve bakteriler; ağız, burun ile göz yoluyla vücudumuza giriyor. Dolayısıyla bir yere dokunduktan sonra ellerinizle; ağız ve burnunuzu ellemeyin, gözlerinizi ovuşturmayın.

Pause Sağlık, Pause Dergi

KİŞİSEL HİJYEN

  • Ellerinizi mutlaka yıkayın: Ellerinizi dışardan gelir gelmez, tuvaleti kullandıktan sonra, yemek yemeden ve yiyecek hazırlamadan önce, 20 saniye boyunca iyice yıkayın.
  • Sık sık dezenfekte edin: Tuvaletlerinizi sık sık dezenfektanlarla temizleyin. Ayrıca kapı kollarını, mutfak tezgahını, giriş kapısındaki antreyi ve diğer sık dokunulan yüzeyleri de düzenli olarak dezenfekte edin.
  • Dışarıdan gelince duş alın: Dışarıda yüzünüze, ellerinize, gövdenize ve saçlarınıza birçok mikroorganizma ile artık bulaşıyor. Bu nedenle dışarıda zaman geçirdikten sonra, evinizde mutlaka duş alın.
  • Sıcak – tuzlu suyla gargara yapın: Boğazda biriken kötü mukuslar, yani salgılar tıkaçlar oluşturarak ya da uygun konak alanları yaratarak hastalanmamıza neden oluyor. Kötü mukustan kurtulmak için günde 2 kez sıcak-tuzlu suyla gargara yapmanızda fayda var. Hastalandığınızda da aynı işlemi tekrarlamanız, çabuk iyileşmenize yardımcı olacaktır.
  • Tuzlu su spreyi kullanın: Burnumuzun nemi, soluma havasındaki mikroorganizmaları bir tuzak gibi yakalıyor. Tuzlu su spreyleriyle burnunuzu nemli tutun. Bu işlemi, sonbahar ve kış mevsimlerinde, her gün, sabah ve akşam yapabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 BESLENME ALIŞKANLIĞI

  • C vitamini şart: C vitamininin en önemli özelliği, bağışıklık sistemini güçlendirmesi. Portakal, limon, mandalina, nar, kuşburnu, yeşilbiber, maydanoz, roka, ıspanak ve karnabahar gibi C vitamininden zengin sebze ile meyveleri düzenli olarak tüketin.
  • Suyunuz soğuk değil, ılık olsun: Mukoza, solunum ile sindirim sisteminin iç yüzeyini döşeyen ve mukus salgılayan zara benzeyen bir yapıdır. Salgıladığı IgA türü antikorlarıyla enfeksiyonlara karşı savaşmak gibi önemli bir işlevi var. Solunum yollarındaki mukozanın direncini düşürdükleri için soğuk su ve meşrubat içmekten kaçının. Sıcak ve ılık sıvılar ise mukozanızın direncini düşürmezler.
  • Sık sık sıvı tüketin: Solunum yolu mukozasının salgıları, mikroorganizmaların bu alanlara yerleşmelerine engel olan peptit, bir başka deyişle protein yapıda birçok madde salgılıyor. Bu maddelerin solunum yolunda ince bir film tabaka halinde yer almaları, savunma mekanizmalarını güçlendiriyor. Ancak, yetersiz sıvı almak peptit yapıdaki maddelerin kalınlaşmalarına yol açıyor ve bunun sonucunda mukozanın savunma işlevleri bozuluyor. Bu nedenle her gün bol sıvı tüketerek, örneğin günde en az 2 litre su içerek, bu bölgelerdeki salgıların ince kalmalarını sağlayın.
  • Alerjiye dikkat: Alerjiler, ciddi bir sağlık tehdidi olmayan toz ve polen gibi maddelerin bağışıklık sistemimizi boş yere meşgul ettiği hastalıklardır. Bağışıklık sisteminizi gerçekten tehdit olmayan konularla meşgul etmemek için alerjiniz olan yiyecekleri yemekten kaçının.
  • Balığı iyice pişirin: Erişkin ve çocuklarda gelişen ishallerin önemli bir bölümünün sorumlusu olan norovirüs 60 santigrat dereceye kadar sıcaklıklarda hayatta kalabiliyor. Özellikle pişirilmemiş deniz ürünleri (sushi gibi) bu virüs için bir konakçı görevi görebiliyor. Bu nedenle deniz ürünlerini iyice pişirmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 BESİN DESTEKLERİ VE VİTAMİNLER

  • Çayınıza bal koyun: Çayı, içine bal ekleyerek içmek bağışıklığınızı destekliyor ve enerji veriyor. Günde bir bardak ballı çay içebilirsiniz. Bir tatlı kaşığı bal 15 kcal içeriyor ve diyabet hastası iseniz ‘gerçek bal’ olması koşuluyla, bu miktarda bal tüketebilirsiniz.
  • Bitkisel çaylardan faydalanın: Bir fincan sıcak rezene otu bağışıklığınıza yardımcı olabiliyor. Ayrıca kuşburnu, kara mürver ve ekinezyanın viral hastalıkları önlemede etkin olduğu ifade ediliyor.
  • C, D vitamini ve çinko önemli: C ve D vitaminleri ile çinko bağışıklığımızı destekledikleri için Covid-19 pandemisi süresince düzenli olarak bu üçlüyü almanızda fayda var.

 YAŞAM TARZI

  • Yeterli ve dengeli beslenin: Bağışıklık sisteminin güçlü olmasında yeterli ve dengeli beslenme ‘kilit’ rol üstleniyor.
  • Stresten arının: Bağışıklık sistemimizi zayıflatan önemli bir etkenlerden biri olduğu için stres seviyenizi düşük tutun.
  • Uykuya dikkat: Bağışıklık sisteminin güçlü olmasında düzenli uyku son derece önemli bir role sahip. Yapılan çalışmalara göre; günde 6 saatten az uyuyan kişilerin 7 saatten fazla uyuyan kişilere nazaran soğuk algınlığına yakalanma riskleri yaklaşık 4 kat fazla oluyor.
  • Ortaklaşa kullanmayın: Virüs ve bakterilerin bulaşmalarını önlemek için özellikle hasta kişilerle içecek, yiyecek ve mutfak eşyanızı paylaşmayın.
  • Sigarayı hemen bırakın: Sigaranın içindeki maddeler ve dumanı hava yolundaki koruyucu tabakada hasar oluşturuyor. Bunun sonucunda da virüs ve bakteriler bu hasarlı yerlerden vücudumuza kolaylıkla girebiliyor. Sigarayı bırakın, içilen ortamlardan uzak durun.
  • Çok katlı giyinin: Soğuk havalarda, kalın veya çok katlı giyinmeye özen gösterin. Tek katlı kalın bir kazağa göre, üst üste giyilmiş 2 gömlek soğuk havadan daha çok koruyor. Bunun nedeni ise gömleklerin arasında bulunan havanın çok iyi bir yalıtım sağlaması.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 AŞILAR

  • İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, “Aşı, enfeksiyonlar ile salgın hastalıklardan korunmanın en akılcı yoludur. Aşı yaşatır” hatırlatmasında bulunarak, “Mevsimsel grip aşısını ihmal etmeyin. 65 yaşın üzerindeyseniz mutlaka mevsimsel grip aşısı, 5 yılda bir zatürre aşısı yaptırmalısınız. Covid-19 enfeksiyonundan korunmak için Sağlık Bakanlığı’nın talimatlarına göre aşınızı da mutlaka yaptırın” diyor.

Dizleri güçlendirmenin yolları

Dizleri güçlendirmenin yolları

Bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden Covid-19 pandemisi fiziksel hareketlerimizin büyük ölçüde kısıtlanmasına yol açarken, vücudumuzun tüm yükünü çeken dizlerimizi de vurdu. Ayakta durmada, merdiven ve yokuş iniş çıkışlarında, oturma ve çömelmelerde önemli bir görevi üstlenen diz eklemlerinde önemli ve yaygın sorunlar ortaya çıktığını belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Halil Koyuncu “Pandemide diz şikayetlerinin büyük ölçüde arttığını görüyoruz. Diz eklemlerinin şekli bozulurken, kas, tendon ve bağlar kısalmaya başladı, kasların kasılma gücü azaldı ve yeterince çalışmayan kaslar inceldi. Eklemin en önemli yapısı olan kıkırdaklar erken dejenere olmaya yüz tutarken, var olan bozukluk hızlandı. Yıpranma veya aşınma adını verdiğimiz kireçlenme derecesi yükseldi. Dizlerde ağrı, tutukluk, diz ekleminde ses ve aniden kilitlenme gibi sorunlarla çok sık karşılaşır olduk” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Halil Koyuncu, dizi oluşturan yapılardan kas, kemik ve eklemleri güçlendirmek için basit ama etkili 7 yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Halil Koyuncu

Kasların kuvvetini artırın

Kaslarınızı çalıştırmayı ihmal etmeyin. Basit egzersizler bunun için faydalı olacaktır. Örneğin;  çömelme hareketleri yapmak, diz kaslarını güçlendirmede önemli rol oynuyor. Gün içerisinde 2-3 kez; 5 ila 10 kez çömelip kalkın. Bisiklete binmek, koşu bandında zorlanmadan yürümek veya çeşitli aletlerle yapılan egzersizler de dizlerinizin kaslarını kuvvetlendirerek şikayetlerinizi azaltmaya fayda sağlayacaktır.

Dizleri devamlı bükülü tutmayın

Otururken dizleri devamlı bükülü tutmayın. Hatta bacak bacak üzerine atmayın, ayağınızın altına yükseltici tabure koyarak uzatın. Bu pozisyonlar, diz eklem kıkırdağında aşınmaya neden olur. Diz eklemi kıkırdağının, sinir, damar ve lenf yapısı olmadığı için beslenmesi ve gerekli olan ürünlerin alınması ancak ve ancak kasların çalışması ile sağlanır. Bacaklarınızı ileri uzatıp oturarak şekil bozukluğunu önleyebilir, kas ve tendonlarda kısalma riskini ortadan kaldırabilirsiniz.

Diz kaslarını germe hareketi yapın

Hareketsizlikten kaçının. Özellikle ‘dizlerim ağrıyor’ diyerek hareketsiz kalmak en büyük yanlışların başında geliyor. Zira hareketsizlik diz kaslarının da en büyük düşmanı. Kaslarınızı güçlendirmek için masa başında çalışırken de gerekli egzersizleri yapabilirsiniz. Bacaklarınızı ileri uzatın ve diz kaslarınızı gerip sıkarak ardından gevşetin. Bu hareketi gün içerisinde ne kadar fazla yaparsanız o kadar faydalı. Her kasma ve germe 5-10 saniye arası olmalıdır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İki saatte bir evde 15 dakika yürüyün

Bilgisayar başında uzun saatler oturmayın. İki saatte bir mutlaka masa başından uzaklaşmak gerekir. Dışarı çıkamasanız bile bulunduğunuz ortamda gün içerisinde 15 dakika yürümeyi ihmal etmeyin.

Bol su için

Günde iki litre su içmeyi alışkanlık haline getirin. Kıkırdağın yüzde 80’i sudur. Kalanında hem protein hem karbonhidrat hem de mineraller bulunur. Eğer beslenme bozulmuş ve bu temel maddeler alınamamışsa, temel tedaviye ek olarak, gıda takviyeleri şeklinde, glikozamin, kondroitin sulfat, hiyaluronik asit ve diğer maddelerin verilmesi doğru olur. Tüm bunlar hekim önerileriyle ve uzmanlarca verilmelidir.

Her gün bir kase yoğurt yiyin

Sağlıklı beslenmek dizlerin, özellikle kemiklerin güçlü olması açısından da çok önemlidir. Kalsiyum ve D vitamininden zengin gıda almak, eğer bunlar yeterli gelmiyorsa hekimin önerisiyle ilaçlarla takviye etmek gerekir. Her gün 1 kase yoğurt tüketmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Güneşten faydalanın

Kemiklerin güçlü olması ve diz sağlığı açısından D vitamini son derece önem taşıyor. Bu nedenle güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde, her gün 15-25 dakika güneşten faydalanın. Böylece D vitamini üretimi sağlanmış olur.

Diz sorunları ihmale gelmez!

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Halil Koyuncu “Diz bölgesi, yürümede, ayakta durma ve oturmada çok önemli bir eklem yapısıdır. Son zamanlarda başvuran pek çok hastanın pandemi sebebiyle dizlerinin anatomik yapısının ve fonksiyonlarının bozulduğunu, işlevlerini yapamaz hale geldiğini görüyoruz. Dizleri güçlendirmek için alınacak basit önlemler ve her gün düzenli olarak yapılacak diz egzersizlerine rağmen diz yakınmaları olan bir kişi hekime gitmeli, işin uzmanına görünmelidir. Gerekirse diz eklemine ilaç enjekte edilmeli, fizik tedavi verilmelidir. Ancak tıbbi tedavi ve destek tedavileri yeterli gelmezse cerrahi tedavi gerekebilir” diyor.

Yazın en sık görülen hastalıklar

Yazın en sık görülen hastalıklar

Pandeminin gölgesinde geçirdiğimiz yaz mevsiminde beslenmeden tatil planlarına dek birçok konuya her zamankinden fazla özen göstermek gerekiyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya “Yaz mevsimi tatil planlarının yapıldığı, sosyal mesafenin kısaldığı ve dikkatin daha çok dağıldığı bir dönem. Toplumsal aşılanma oranının artışıyla birlikte Covid-19 tedbirleri konusunda biraz daha rahatız, daha serbest hareket ediyoruz. Ancak, Covid-19 salgını hala bir risk ve aslında bu rahatlığa, sosyal mesafelerin kısalmasına da izin vermiyor! Bir yandan Covid-19’un bulaşma riski devam ederken bir yandan da, yaza özgü enfeksiyon hastalıkları hayatımızı zorlaştırıyor, kısıtlıyor. Yaz enfeksiyonlarından korunmak için bazı kurallara mutlaka dikkat edilmesi gerekiyor” diyor. Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya; yazın en sık görülen bakteriyel, viral, paraziter ve mantar enfeksiyonlarından korunmanın yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Yazın en sık görülen hastalıklar

Dizanteri

Dışkıyla, iyi yıkanmamış ellerle ve besinler aracılığıyla bulaşır. Yüksek ateş, kusma, kanlı ishal,  iştah kaybı ve kırgınlık vardır. Korunmak için el ve tuvalet hijyenine özen gösterilmeli, meyve ve sebzeler bol sirkeli suyla yıkanmalıdır. Tedavisinde mutlaka bir hekimin düzenlediği antimikrobiyal ilaçlar kullanılmalıdır. Bazen hastanede tedavi gerekebilir.

Besin zehirlenmesi

Çoğunlukla stafilokok adındaki bakterilerin toksinleriyle oluşur. Nadiren E.coli ve salmonella da neden olabilir. Stafilokok toksinleri en çok çiğ/pişmiş et, krema, dondurma ve açıkta tutulan yiyeceklerde bulunur. Bulaşık besini yedikten 6-8 saat sonra kusma, ishal, kırıklık başlar. Bu süreç gürültülü olsa da, yaklaşık 12 saat içinde kendiliğinden tamamlanır. Antibiyotik tedavisine ihtiyaç yoktur. Kaybedilen sıvı ve elektrolitler ağız yolu ile ya da damardan takviye edilir.

Rota virüsü

Rota virüsü özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda bağırsak iltihabına yol açan bir virüstür. Hastalık şiddetli ateş, ishal ve kusma ile kendini gösterir, dışkı ile bulaşır, her mevsimde görülür. Çok şiddetli sıvı kaybıyla ölüme neden olabilir. Özgül bir ilacı yoktur,  korunmak için aşı geliştirilmiştir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Turist diyaresi

Seyahat, tatil, iş gezisi gibi nedenlerle gezen kişilerde görülür. E.coli ya da giardia adlı mikroplar ile hastalık oluşur. Genellikle az gelişmiş coğrafyalara yapılan gezilerde daha sık görülmektedir. Tedavisinde antimikrobial ilaçlar kullanılır. Temel neden el, tuvalet hijyeni eksikliğidir.

Salmonella enfeksiyonları

En tipik örneği tifo ve paratifodur. Yüksek ateş, kırgınlık, ishal, eklem ağrıları, karın ağrıları sık görülür. Dışkı aracılığı ile bulaşır. Aracıları eller ve besinlerdir. Genellikle hastanede yatırılarak, antibiyotik desteğiyle tedavi gerekir.

El-ayak-ağız hastalığı

En sık çocuklarda görülen, yakın temas ile bulaşan ve en sık coxakie ile enterovirüslerin neden olduğu bir hastalıktır. Adından da anlaşılacağı gibi ağızda çok ağrılı yaralar, el ve ayak içlerinde ağrılı şişlikler ile karakterizedir. Özgül bir tedavisi yoktur. Tedavide ağrı kesiciler kullanılır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Konjonktivit

Göz akını döşeyen konjonktivanın iltihabıdır. Çok ağrılıdır. Genellikle ekovirüsler, enterovirüsler neden olur. Havuzlar, ortak kullanılan havlular, kirli eller ile bulaşır. Üzerine genellikle bakteriyel enfeksiyon eklendiği için, antibiyotikli göz damlaları ile tedavi yapılır.

Suçiçeği

Varisella zoster virüsü etkendir, çok bulaşıcı bir hastalıktır. Temas ya da hava yolu ile bulaşır. Özgül bir tedavisi yoktur. 1995 yılından bu yana etkin olarak aşılama yapılmaktadır.

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA)

Viral bir hastalıktır, özellikle Tokat-Kastamonu illerinde yaşayan kenelerin aracılık ettiği ölümcül bir viral hastalıktır. Özgül bir tedavisi yoktur. Isıran keneyi gelişigüzel çıkartmamak ve mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Lyme hastalığı
Çok geniş bir belirti grubu vardır, her sistemi tutar. Borrelia adı verilen bir mikroorganizma ile bulaşır. Antibiyotik tedavisi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.
Dış kulak yolu hastalıkları
“Eksternal otit ya da “yüzücü kulağı” adı ile bilinirler. Yaz mevsiminde çok sık görülürler. Bakteri ya da mantar enfeksiyonlarıdır. Çok ağrılıdır ve işitme kaybına neden olurlar. Yüzme, suya dalma, kulağı yabancı cisimle karıştırma sonucunda oluşurlar. Ağrı kesici ve antimikrobiyal kulak damlaları ile tedavi edilirler. Yüzerken kulak tıkacı kullanmak, kulak çöplerini dış kulak yoluna sokmaktan kaçınmak gerekir.

İdrar yolu enfeksiyonları
Yaz mevsiminde, özellikle kadınlarda çok sık görülür. Kadınların idrar yollarının kısa olması, onları bu enfeksiyonlara karşı korumasız hale getirir. Havuz/sauna kullanımı ve cinsel ilişki sonrasında sık rastlanır. Alt üriner sistem enfeksiyonları mesane ile sınırlıdır ve “sistit” adını alır. Üst üriner sistem enfeksiyonlarında böbrek iltihabı (pyelonefrit) oluşur. Sistitler daha kolay ve kısa sürede tedavi edilirler. Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya “Kişisel hijyene özen göstermek, temizliğinden emin olunan havuz ve tuvalet gibi yerlerden yararlanmak enfeksiyon olasılığını azaltır. Kadınlarda önden arkaya doğru temizlenme vurgulanmalıdır, böylece kendi kendine bulaştırma engellenir. Enfeksiyonlar hangi mevsimde görülürse görülsün, engellemenin yolu kişisel ve çevresel hijyenden geçmektedir. Elleri bol sabunla yıkamakla, bu enfeksiyonları önemli ölçüde azaltmak mümkündür” diyor.

Bebekleri güneşten koruma yolları

Bebekleri güneşten koruma yolları

Güneş ışınlarının sağlığımız üzerinde sayısız etkisi var. Söz konusu bebekler olunca bu etkiler daha da büyük önem kazanıyor. Kalsiyum metabolizmasını düzenleyen ve kemik büyümesini destekleyen D vitamini, güneş ışınları sayesinde sentezleniyor. Ancak tüm bu yararlarına karşın güneşe karşı dikkat edilmesi gereken önemli noktalar da bulunuyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Eda Sünnetçi, bebeklerin ve küçük çocukların güneşin nimetlerinden yararlanmasının önemli olduğunu belirtirken “Ancak uygun olmayan saatlerde doğrudan güneşe çıkmak ve uzun süre kalmak, sıcak çarpmalarına, güneş yanıklarına neden olabiliyor. Bu nedenle doğru saatlerde, uygun kıyafetlerle ve güneş ışınlarının zararlı etkilerinden koruyan kremler kullanarak bebeklerin güneşe çıkarılması gerekiyor.” diyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Eda Sünnetçi

D vitamini eksikliğini önlüyor

D vitamini eksikliği bebeklerde bıngıldağın geç kapanmasına, dişlerin çıkmasında, oturma ve yürümede gecikmeye hatta bebeğin huzursuz ve iştahsız olmasına neden olabiliyor. Bu eksikliği önlemek için güneş ışınlarından yararlanılması gerektiğine vurgu yapan Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Eda Sünnetçi, anne babaların dikkatli olmaları gereken noktalar hakkında da önemli uyarılarda bulunuyor. Bebeklerin cildinin yetişkinlere göre daha ince olduğunu ve bu nedenle güneşin zararlı ışınlarına karşı hassasiyet gösterdiğini anlatan Dr. Eda Sünnetçi, şöyle devam ediyor:

“Bebekler korunmasız güneş ışığına maruz kaldıklarında ciltlerinde güneş yanığı gelişebiliyor. Güneş yanığına karşı yapılması gerekenler derinin ne kadar hasar aldığına bağlı olarak değişiyor. Örneğin, yüzeysel bir güneş yanığı meydana gelmişse, çocuğunuzun cildi kırmızı ve hassas ise ayrıca batma hissi varsa, ılık bir banyo yaptırmak, ardından da kalın katmanlar haline nemlendirici krem uygulamak iyi gelir. Ayrıca birkaç gün bebeğin güneşe çıkarılmaması gerekir. Şiddetli güneş yanığında ise kabarcıklar görülür veya güneş çarpmasına bağlı ateş, baş ağrısı veya titreme yaşanır. Bu belirtiler varsa tıbbi yardım alınmalıdır.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

7 önemli kural

Bebeklerin cildini korurken doğru saatlerde güneşe çıkarmak, uygun kıyafet giydirmek, şapka gibi aksesuarları ihmal etmemek ve koruyucu krem kullanmak yapılacaklar listesinin başında geliyor. Dr. Eda Sünnetçi, bu konudaki önerilerini şöyle sıralıyor:

  1. Bebeğinizi direk güneşe maruz bırakmaktan kaçının. Özellikle de güneşin ışınlarının dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dikkatli olun. Bu saatler arasında dışarıda iseniz gölgede kalın.
  2. Hangi saat olursa olsun bebeğinizi çıplak ya da mayoyla doğrudan güneşin altında bırakmayın. Küçük çocuklar güneşe maruz kalacakları zamanlarda giyinik olmalıdır.
  3. UV ışınlarını filtreleyen, bol ve tam pamuklu kıyafetleri tercih edin.
  4. Geniş kenarlı şapka giydirin.
  5. Bebeğinizin ya da çocuğunuzun yüzüne uygun, CE standardına sahip ve UV kategorisi 3,-4 olan güneş gözlüğü tercih edin.
  6. Yetişkinlere kıyasla, yeni doğmuş bir bebeğin vücudu daha fazla sudan oluşur bu sebepten ısıya daha duyarlıdır. Bu da susuzluk riskini artırır. Bebekleri güneşli havalarda daha sık emzirmek veya 6. ayın üzerinde ise daha fazla su vermek gerekmektedir. Küçük çocukların susamaları beklenmemeli, düzenli olarak su verilmelidir.
  7. Bebeğinizin vücudunun korunması için güneşin zararlı ışınlarından koruyucu kremleri kullanmak şart. Ayrıca serinlemesine yardımcı olmak için bir su püskürtme spreylerinden de yararlanabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kremi, güneşe çıkmadan 20 dakika önce sürün

Bebeklerde yanık oluşmaması için, bebeklere özel olan yüksek  koruma faktörüne (SFP 50 veya 50+) sahip bir güneş koruyucu kullanmak önemli. Çocuklarda da SFP 30 veya 50 faktörlü ürünlerin tercih edilmesini öneren Dr. Eda Sünnetçi, güneş kremi kullanımı konusunda “Güneşe maruz kalmadan 20 dakika önce kalın katmanlar halinde uygulayın. Alın, elmacık, burun ve dudaklar gibi daha hassas alanlara daha yoğun güneş kremi sürün. Her iki saatte bir güneş koruyucu uygulayın ve bebek sudan çıktığı anda tekrar tüm vücudunu kremleyin. Gölgede de bulutlu havada da güneş kremi kullanmaya devam edin. Çünkü UV ışınlarının yüzde 80’inden fazlası bulutların içinden geçer” diye bilgi veriyor. Dr. Eda Sünnetçi sözlerine bebeklerin cildinin güneş sonrası da losyon ile nemlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Sıvı ihtiyacınızı karşılayan 10 besin

Sıvı ihtiyacınızı karşılayan 10 besin

İyice bastıran yaz sıcaklarında artan terlemeyle beraber vücuttan sıvı kaybı hızlanıyor. Susuz kalınan sürenin uzaması da halsizlik, baş ağrısı ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlara yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, yaşamsal fonksiyonların devam edebilmesi için sıvı ihtiyacının, susamayı beklemeden yerine konulmasının şart olduğunu belirterek “Günlük 2-2,5L (10-12 bardak) su tüketimine özen gösterilmelidir. Yaz aylarında artan soğuk kahve, çay ve gazlı içecek tüketimi vücudun sıvı ihtiyacını karşılıyor gibi düşünülse de aksine kafein içeren bu içecekler diüretik (idrar söktürücü) olduklarından vücutta sıvı kaybına yol açıyorlar.” diyor. Yaz meyveleri tüketiminde insülin direnci, hipoglisemi ve diyabet hastalığı olanların dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, aynı zamanda bu meyvelerin fazla tüketiminin vücutta yağa dönüşeceğinin unutulmaması gerektiğini vurguluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, yazın sıvı ihtiyacını karşılamaya destek olacak 10 besini anlattı, üç de sağlıklı yaz tarifi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Salatalık

Salatalık yüzde 95 oranındaki yüksek su içeriğiyle vücudun sıvı kaybının karşılanmasına destek olurken; folat, potasyum, C ve A vitaminlerini de içermesi sayesinde kan basıncının düşürülmesini sağlar.  Düşük kalorisi ve tokluk süresini uzatıcı etkisiyle yaz günlerinde tercih edilebilecek ferahlatıcı bir besin alternatifi olan salatalığı, limon ilavesiyle ara öğünlerinizde de tüketebilirsiniz.

Erik

Glisemik indeksinin düşük, lif içeriğinin yüksek olması kan şekeri dengesinin sağlanmasında ve diyet sürecinde etkilidir. Su içeriğinin zengin olması, gün içerisindeki sıvı ihtiyacınızı desteklerken tokluk sürenizi uzatır. Ancak eriğin tuzlayarak tüketilmesi vücutta ödem oluşumuna neden olabilir. Özellikle tansiyon hastalarının eriği tuzsuz tüketmelerinde fayda var. Eriği gün içerisinde 1 porsiyon ölçüsünde (7 orta boy) tüketerek günlük sıvı ihtiyacınızı karşılamaya yardımcı olabilirsiniz.

Yoğurt

Su, protein, kalsiyum, fosfor ve riboflavin içeriği zengin olan yoğurt sindirimin kolaylaştırılmasına destek olur. İçeriğindeki probiyotik bileşimi sindiriminizi kolaylaştırırken bağışıklık sisteminin de güçlendirilmesinde etkilidir. Zengin su içeriği yaz sıcaklarında sıvı ihtiyacının karşılanmasında etkili bir alternatiftir. Gün içerisinde en az 1 porsiyon (150 gr) yoğurt tüketimini ihmal etmemekte fayda var.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Karpuz

Karpuzun yüzde 90 oranındaki zengin su içeriği vücudunuzun su dengesini korurken tokluk sürenizin uzamasına da yardımcı olur. Karpuzun likopen içeriği yüksektir. Likopen güçlü bir antioksidan olup; hücrelerin korunmasına ve toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Potasyum içeriği kan basıncını düzenlemeye destek olur. A vitamini içeriğiyle bağışıklık sisteminizi destekler. Karpuzun zengin su içeriğiyle sıvı ihtiyacınızı karşılarken yaz akşamlarınızı daha hafif geçirebilirsiniz. Ancak insülin direnci, hipoglisemi ve diyabet hastalığı olanların uzman kontrolünde günlük 1 porsiyonu (220 gr) aşmamaları gerekir.

Kavun

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz “İçerisinde yaklaşık olarak yüzde 91 oranında su bulunduran kavun yüksek potasyum, folat ve A vitamini içeriğiyle yaz günlerinde sıvı ihtiyacınızı karşılayacak güzel bir alternatiftir. Kendine özgü aromasıyla salatalarınızda, smoothielerinizde tercih edebilir; suyunuzun içerisine küçük kavun dilimleri ekleyebilirsiniz. Glisemik indeksi yüksek olan kavunu günde 1 porsiyon ölçüsünü (170 gr) geçmeden; diyabet, insülin direnci, hipoglisemi ve böbrek hastalığı olan bireylerin ise uzman kontrolünde tüketimi önemlidir” diyor.

Kabak

Yaz sıcaklarında ağır yemek tüketiminin yerine yüzde 95’i su olan kabakla hafif ve farklı öğün alternatifleri oluşturabilirsiniz. Zengin su içeriğiyle ağırlık kontrolü sürecinize destek verirken; sindiriminizi kolaylaştırarak kabızlık riskini azaltmaya yardımcı olur. Kabak lif, A, B6 ve C vitaminleri, folat, magnezyum ve fosfor kaynağı olup; vücutta hücre hasarına neden olan serbest radikallere karşı koruma sağlar. Lif ve su içeriğinin yüksek olması açlık hissinin ve iştahın azaltılmasına yardımcı olur. Kabağı rendelenmiş olarak salatalarınızda, zeytinyağı ile sotelenerek, çorbalarınızda, kreplerinizde, güveç yemeklerinizde veya garnitür olarak tercih edebilirsiniz.

Çilek

C vitamini içeriği zengin olan çilek yüzde 91 oranında su içerir. Zengin lif içeriği bağırsaklardaki yararlı bakterileri besleyerek sindirim sisteminin desteklenmesine yardımcı olur. Düşük glisemik indeksi kan şekerinde ani dalgalanmalara yol açmadığı için günde 1 porsiyon (10 orta boy) tüketilebilir. Antioksidan içeriği kalp sağlığının desteklenmesine yardımcı olur. Su içeriğinin yüksek olması gün içerisinde kaybedilen sıvının yerine konmasına ve tokluk sürenizin uzatılmasına yardımcı olur.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Şeftali

Zengin su içeriği günlük kaybedilen sıvının yerine konulmasında, iştah kontrolü ve kan şeker dengesinin sağlanmasında etkilidir. Şeftalinin C vitamini içeriği bağışıklık sisteminizi desteklerken; A vitamini içeriği göz sağlığında büyük öneme sahiptir. Lif içeriği ile ağırlık kontrolü sürecinizi destekler. Günlük tüketilen meyve alternatifi olarak 1 porsiyon (1 orta boy) şeftaliyi ara öğünlerinizde, salatalarınızın içerisinde veya kahvaltılarınızda tüketilebilirsiniz.

Marul

Marul yüzde 95 oranında su içermektedir. Marul tüketiminin arttırılması yazın vücudun kaybettiği sıvının yerine konulmasına destek olur. Lif, A ve C vitamini içeriği vücut sağlığını korurken vücuttaki toksinlerin uzaklaştırılmasına da destek olur. Yüksek su ve lif içeriği tokluk sürenizin uzamasında etkili olurken gün içerisindeki kan şeker dengenizi korur. Düşük enerji içeriğiyle marulu çiğ olarak kahvaltılarınızda, salatalarınızda veya ara öğünlerinizde bol bol tüketebilirsiniz.

Domates

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz “Domates içeriğinde yüzde 95 oranındaki su ile yazın kaybedilen sıvının yerine konulmasında oldukça etkilidir. Aynı zamanda zengin antioksidan içeriği, A ve C vitaminleriyle vücuttaki serbest radikallere karşı koruma sağlar ve bağışıklık sistemini destekler. Domates tüketirken üzerine ekleyeceğiniz zeytinyağı ilavesi ile domatesteki antioksidan özellik gösteren likopenin etkisini arttırabilirsiniz” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Şeftali soda

1 orta boy şeftali, ½ limon, 2-3 dal taze nane, 1 şişe maden suyu

Şeftali püre haline getirilir, içerisine limon sıkılırak maden suyu ilave edilir. Nane yaprakları ve buz küpleriyle servis edilir. Ara öğünde tüketiminiz yazın günlük olarak kaybedilen sıvı ve elektrolit dengenizin sağlanmasına destek olur.

  • Kavun smoothie

170 gr kavun, 1 orta boy salatalık, 4 yemek kaşığı yoğurt (150 gr), 2-3 dal nane

Tüm malzemeler karıştırıcıdan geçirilerek nane dilimleriyle servis edilir. Ara öğünde tüketmeniz günlük sıvı ihtiyacınızın desteklenmesine yardımcı olur.

  • Soğuk domates çorbası

1 orta boy domates rendesi, 1 orta boy salatalık rendesi, 1 yaprak marul, 2 yemek kaşığı haşlanmış karabuğday, ½ çay kaşığı tuz, 2 yemek kaşığı yoğurt (75 gr)

Su ile sulandırılan yoğurda; doğranan marul, rendelenen salatalık ve domates, haşlanan karabuğday ve tuz eklenir. Taze nane yapraklarıyla süslenerek servis edilir. Öğünlerinizde soğuk çorba alternatifi olarak tercih etmeniz gün içerisinde kaybedilen sıvının yerine konulmasına destek olacaktır.

Uyku apnesi trafik kazalarını artırıyor!

Uyku apnesi trafik kazalarını artırıyor!

Uykuda onlarca hatta yüzlerce kez nefesin durması veya azalması ile hayatı tehdit eden bir hastalık olan uyku apnesi, tüm yaş gruplarında görülmekle birlikte erkeklerde 40 yaş sonrası, kadınlarda ise menopoz sonrası sık görülüyor. Uyku apnesinin yorgunluktan konsantrasyon bozukluğuna, inmeden kalp krizine hatta kansere dek bir çok ciddi hastalığa yol açabildiğini belirten  Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Uyku Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu trafik kazalarını da 2- 6 kat artırdığını, bu nedenle tatil yolculuğunda araç kullanacakların dikkatli olmaları gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, bu sinsi hastalığın yol açtığı sorunlara ve tedavisine dek önemli açıklamalarda bulundu; bir de uyku apnesi olup olmadığınıza ışık tutacak 7 sorudan oluşan test paylaştı…

Pause Dergi, Pause Sağlık

Genellikle horlamanın eşlik ettiği, solunumun 10 saniyeden başlayıp bir dakikadan fazla durabildiği uyku apnesi dünyada ve ülkemizde son yıllarda giderek yaygınlaşan bir hastalık. Özellikle fazla kiloya sahip, sigara ve alkol tüketen, kalın boyun ve bel çevresine sahip olan kişilerde uyku apnesi riski çok daha yüksek oluyor.  Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Uyku Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu “Kilodaki yüzde 10’luk artış orta- ağır uyku apnesi gelişme riskini 6 kat arttırırken, erkeklerde bel çevresinin 102, kadınlarda 89 cm’den fazla olması riski arttırır” diyor. Uyku apnesi yorgunluk, sinirlilik ve konsantrasyon bozukluğu başta olmak üzere bir çok soruna neden olarak günlük yaşantıyı olumsuz etkilerken, uykuda ani ölüme yol açabiliyor. Özellikle tatil yolculuğunda araç kullanacakların çok dikkatli olmaları, böyle bir sorunları varsa en kısa zamanda hekime başvurmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu “Yapılan çalışmalar; uyku apnesinin gün boyu aşırı uyku hali, dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğuna neden olarak trafik kazalarında 2- 6 kat artışa neden olduğunu gösteriyor” diyerek tedavinin ertelenmemesi gerektiğini vurguluyor.

Pause Dergi, Pause Sağlık

İnmeden kalp krizine hatta kansere!

Uyku apnesinin vücudun tüm sistemlerini etkilerken, tedavi edilmediğinde hayatı tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu şöyle konuşuyor: “Uykuda sık tekrarlayan oksijen düşüş ve yükselişleri kalp ritminin bozulmasına, hipertansiyon, kalp krizi, inme, insülin direnci, tip 2 diyabet gibi hastalıklara yol açabilir. Düşük göz kapağı, göz içi basıncında artış, göz dibinde ödem, işitme azlığı, diş eti iltihabı, reflü, alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması, dirençli hipertansiyon, atar ve toplardamarlarda pıhtılaşmaya eğilim, cinsel istekte azalma, sperm kalitesinde bozulmaya neden olur. Dirençli hipertansiyon hastalarının yüzde 80’inde uyku apnesi eşlik ettiği gösterilmiştir. Bu hastalarda uyku apnesi tedavi edildiğinde kan basıncı düşer, kullanılan tansiyon ilacı sayısı azalır. Gebelerde erken doğum ve düşük doğuma yol açabilirken, fibromiyalji hastaları sıklıkla kötü uyku kalitesinden yakınırlar. Son yıllarda uyku apnesinin kanser gelişiminde de rol oynadığı gösterilmiştir. Akciğer ve kolon kanseri ile ilişkili bulunmuştur.”

7 soruda uyku apnenizi test edin:

  1. Haftada 3 geceden fazla horluyor musunuz? Evet 2 puan, Hayır 0 puan
  2. Horlamanız çok gürültülü mü? (Yan odadan duyulma) Evet 2 puan, Hayır 0 puan
  3. Uykuda nefesiniz durduğu söylendi mi? Hayır 0 puan, Arasıra 3 puan, Sıklıkla 5 puan
  4. Boyun çevreniz kaç cm?

– Erkek 43 cm’den ince 0 puan, 43 cm’den kalın 5 puan,

– Kadında 40 cm’den ince 0 puan, 40 cm’den kalın 5 puan

  1. Yüksek tansiyon tedavisi aldınız mı? Evet 2 puan, Hayır 0 puan
  2. Meşgul olmadığınızda sıklıkla uyuyakalır mısınız? Evet 2 puan, Hayır 0 puan
  3. Araba kullanırken veya trafik ışığında beklerken ara sıra uyukladığınız oldu mu? Evet 2 puan, Hayır 0 puan

Pause Dergi, Pause Sağlık

Sonuç:

9 puan ve üzeri: Yüksek olasılıkla apneniz olabilir. Uyku çalışmasının gerekliliği açısından bir doktora başvurun.

6-8 puan: Belirsiz. Hekim tarafından klinik olarak değerlendirilmeli.

5 puan ve altı: Düşük olasılık

Pause Dergi, Pause Sağlık

Uyku apnesine karşı etkili 7 öneri!

Uyku apnesinin günlük yaşam alışkanlıklarında bazı değişiklikler yaparak, sağlıklı bir yaşam tarzı benimseyerek önlenebileceğini belirten Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, o önlemleri şöyle sıralıyor;

  • Mutlaka kilo verin.
  • Bel çevrenizin kadınsanız 89 cm, erkekseniz 102 cm’den fazla olmamasına dikkat edin.
  • Her gün aynı saatte yatağa yatın ve sabah aynı saatte uyanın.
  • Karanlık ve sessiz odada uyuyun. Koltukta değil yatakta uyuyun.
  • Alkol ve sigara tüketmeyin.
  • Uyku ilacı, sakinleştirici ve kas gevşetici ilaçlardan uzak durun.
  • Yatmadan 3-4 saat önce yemek yemeyin.

Yaz içeceklerinde gizli tehlikelere dikkat!

Yaz içeceklerinde gizli tehlikelere dikkat!

Yazın bunaltıcı sıcaklarında serinlemek amacıyla tükettiğimizin içeceklerin çoğu zaman  lezzetine ve görüntüsünün cazibesine kapılabiliyoruz. Hem susuzluğumuzu gideren hem de düşen kan şekerimizi toparlayacağı düşüncesiyle hiç de masum olmayan içecekleri tüketme eğilimimiz artabiliyor. Ancak dikkat! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Yaz aylarında belki de çoğumuz en büyük sınavı serinleten, lezzetli ancak çokça kalori içeren içeceklerle veriyoruz. Yüksek şeker içeren aromalı, şuruplu, kolalı içecekler hiçbir besin değeri taşımadığı gibi hem kilo alımına hem de karaciğer yağlanması ve diyabet gibi hastalıklara neden olabiliyor. Yine sıklıkla tüketilen çay ve kahve gibi kafeinli içecekler vücuttan su atılımına yol açıyor. Bu nedenle sağlıklı yetişkinlerin günde en az 2 litre su tüketmeleri, sıvı ihtiyacını karşılarken sağlıklı içeceklere yönelmeleri gerekiyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, yaz içeceklerinde gizli tehlikeleri anlattı, hem sağlıklı hem de serinletici 7 yaz içeceği tarifi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hindistan cevizli kavunlu smoothie
Mis gibi kokan kavun ve hindistan cevizi rendesinin doğal aroması hem damağınıza hitap edecek, hem de sizi fazlasıyla tok tutacak. Yaklaşık 250 grama denk gelen bir dilim kavun, 1 tatlı kaşığı hindistan cevizi rendesi ve 1 su bardağı soğuk sütü blenderdan geçirin. Meyve ile birleşen hindistan cevizi rendesi ve süt kan şekerinizi dengede tutmaya yardımcı olacak ve ikindi vaktinde tercih ettiğinizde sizi tok tutarak akşam yemeğine yüklenmenizi önleyecektir.

Çilek şerbeti
1 kg çileği iyice yıkayıp 1 litre suda kaynatın. Kaynamaya yakın 1 çubuk tarçın ve 1 tatlı kaşığı karanfili ekleyin ve 10 dakika daha kaynatmaya devam edin. Kaynadıktan sonra soğumaya bırakın. Diyabet hastalığı veya hipogliseminiz yoksa mineral içeriği yüksek bu içeceği en son her bardağa 1 tatlı kaşığı bal karıştırarak taze nane yaprağı ile servis edin. Diyabet veya kan şeker regülasyonu ile ilgili probleminiz varsa bal eklemeden yanında 2-3 top ceviz veya 8-10 çiğ badem/fındıkla tüketmenizde fayda var.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Karpuzlu maden suyu

Yaklaşık 200 grama denk gelen 1 dilim karpuzu blenderdan geçirin, bir bardağa boşaltıp üzerine 1 maden suyu ekleyin ve taze nane yaprağı ile süsleyerek tüketin. Karpuz su oranı yüksek ve hafif bir meyve olarak bilinse de glisemik indeksi yani kan şekerini yükseltme hızı oldukça yüksektir. Bu nedenle diyabet hastalarının kan şekerini dengede tutabilmek için bu meyveyi sık olmamak koşulu ile küçük bir dilimi yanında 1 dilim peynir veya 2-3 tam ceviz ile tüketmelerinde fayda var.

Hindistan cevizi aromalı soğuk kahve

1 su bardağı kadar demlenmiş filtre kahveyi soğumaya bırakın. Soğuduktan sonra 1 çay bardağı soğuk sütü, demlediğiniz kahveyi ve 1 tatlı kaşığı hindistan cevizi rendesini blenderdan geçirin. İçine 3-4 küp buz ekleyerek servis edin. Hem süt hem de hindistan cevizi içerdikleri doymuş yağlar nedeni damar sağlığının bozulmasına yol açabilir. Bu nedenle hali hazırda kalp damar hastalığı olan veya kolesterolü yüksek olan kişilerin doymuş yağ alımını kısıtlamasında fayda var.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Naneli kefir

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Kefir probiyotik etkisi ile bağırsaklara dost bir içecek olmakla kalmıyor, ayrıca günlük kalsiyum, protein alımına katkı sağlayarak uzun süre tok tutuyor. Özellikle kefiri sevmeyen ve hiç denemeyen kişiler ¾ su bardağı kefiri  yarım çay bardağı su ile sulandırın. İçine 1 tatlı kaşığı kurutulmuş nane ekleyip karıştırın. Yaz aylarında hem sizi ferahlatacak hem de artan sıvı ve mineral kayıplarını telafi etmenize yardımcı olacak sağlıklı bir içecek elde edeceksiniz.

Limonlu soğuk yeşil çay

Yeşil çay ödem atmaya yardımcı olmaktadır. Hem ödem attıran hem de sağlıklı ve serinletici bir içecek seçeneği olan limonlu yeşil çay için 1 su bardağı suyu kaynatın, kaynamaya yakın 4-5 dal taze nane yaprağı ekleyerek az daha kaynatın ve süzün. 1 adet sallama yeşil çayı bu nane aromalı suya demleyin ve demlenmiş yeşil çayı soğumaya bırakın. Yarım küçük limonun suyunu sıkın ve soğuyan naneli yeşil çay ile karıştırarak 3-4 küp buz ve taze nane yaprakları ile servis edin. Diyabet hastalığınız ya da kan şeker regülasyonu ile ilgili probleminiz yoksa 1 tatlı kaşığı bal ilave edebilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yulaflı smoothie

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Yaz aylarında sıcak havalardan dolayı çoğu zaman kahvaltı yapmak ya da yemek yemek istemeyebiliyoruz. Ancak öğün atladığımızda gün içerisinde kan şekerini ve iştahı dengelemek çok zorlaşıyor. Bu nedenle kahvaltı yapmak istemeyenler veya bu öğünü atlayanlar yulaflı smoothie hazırlayarak, hem sağlıklı ve serinletici hem de tok tutan bir içecekle güne başlayabilirler. 1 küçük muz, 2 yemek kaşığı yulaf ezmesi ve 4 yemek kaşığı yoğurt, 3 tam ceviz ve 1 çay kaşığı toz tarçını blenderdan geçirin. Diyabet hastası iseniz bu karışımda muz yerine daha düşük glisemik indeksli bir meyve tercih ederek bu içeceği gönül rahatlığı ile tüketebilirsiniz” diyor.

Deri kanserinde korunmanın yolları

Deri kanserinde korunmanın yolları

Deri kanseri dünyada en sık rastlanan kanser türünde ilk sıralarda yer alıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2-3 milyon kişiye melanom dışı deri kanseri ve 132 bin kişiye deri kanserinin daha tehlikeli bir türü olan melanom tanısı konuyor. Türkiye’de de her yıl 16-17 bin kişi melanom dışı deri kanserine ve 1500-2000 kişi de melanoma yakalanıyor. Deri kanserlerinin önlenebilir olan en önemli nedeni ise zararlı güneş ışınlarına korunmasız maruz kalmak! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, dünyada deri kanserlerinin görülme sıklığının katlanarak artmasında ve bazı hastalarda ölümcül sonuçlara yol açmasında toplumda doğru sanılan yanlış bilgilerin de önemli rol oynadığına dikkat çekerek, “Deri kanserinden korunmamız için güneşin zararlı ultraviyole ışınlarına karşı gerekli önlemleri almamız çok önemli. Ayrıca geç tanı konulduğunda ölümcül olabilen cilt kanserlerinde erken tanı hayat kurtarıyor. Dolayısıyla, doktorunuzun önerdiği aralıklarla dermatolojik muayenelerinizi asla aksatmayın” diyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, deri kanseri hakkında toplumda doğru sanılan 10 yanlış bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Bronzlaşmak sağlıklıdır, öyleyse derimin bronzlaşmasını sağlamalıyım 

Doğrusu: “Her deri tipinde bronzlaşma olmaz. Özellikle açık tenli kişiler bronzlaşmak için güneş temasını arttırdıklarında güneş yanığı meydana geliyor. Güneş yanıkları ilerleyen yaşla birlikte deri kanseri riskini yükseltiyor” uyarısında bulunan Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, şöyle devam ediyor: “Bronzlaşmak, hücre çekirdeklerini zararlı ışınlardan korumak için kullanılan bir mekanizmadır. Derinizin yapısını tanıyın, buna göre güneş temasınızı azaltın. Aksi halde deri hücrelerinde DNA hasarı ve sonucunda ortaya çıkan mutasyonlar deri kanserine neden olabiliyor”

Yanlış: Bulutlu havada güneşten korunmaya ihtiyacım yok

Doğrusu: Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, bulutların güneş ışınlarını ancak yüzde 30 oranında filtrelediklerini belirterek, “Böyle havalarda, özellikle esinti de varsa, güneşin yakıcı etkisi fark edilemiyor ve bunun sonucunda şiddetli güneş yanıkları oluşabiliyor. Güneş yanığı da deri kanseri olan melanom riskini 2 kat artırıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Bulutlu havada güneşten korunmaya ihtiyacım yok

Doğrusu: Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, bulutların güneş ışınlarını ancak yüzde 30 oranında filtrelediklerini belirterek, “Böyle havalarda, özellikle esinti de varsa, güneşin yakıcı etkisi fark edilemiyor ve bunun sonucunda şiddetli güneş yanıkları oluşabiliyor. Güneş yanığı da deri kanseri olan melanom riskini 2 kat artırıyor” diyor.

Yanlış: D vitamini eksikliğine neden oldukları için güneş koruyucuların kullanılması sakıncalı

Doğrusu: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, D vitamini eksikliğine neden olmadan güneşten korunabiliriz. Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz,Yapılan çalışmalar Türkiye enlemlerinde, güneşin yeryüzüne dik geldiği saatlerde, 30 dakika süreyle yüz ve kolların korunmasız güneş alması durumunda deriden yeterli D vitaminin sentezlenebildiğini gösteriyor. Buna göre 10:00-16:00 saatleri arasında, 30 dakika korunmasız güneşten faydalanalım” diyor. Ayrıca ekliyor;  D vitamini eksikliğinin tedavisinde D vitamininden zengin gıdalarla beslenme ve D vitamini takviyeleri güvenle kullanılıyor”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Güneş koruyuculardaki kimyasallar kansere neden oluyor

Doğrusu: Güneş koruyucuların kansere neden oldukları bilimsel olarak ispatlanmadı. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, güneşten koruyan ürünlerin ölümcül kanser türü olan melanom riskini yüzde 50 oranında azalttığını belirterek, “Bu çok önemli bir kazanımdır. Ancak kimyasal maddelerin kullanımı hem çevre hem de insan sağlığı açısından dikkatle sorgulanması gereken bir konu. Bu duyarlılıkla yaşa, uygulanacak bölgeye, su temasına, deri tipine ve eşlik eden dermatolojik hastalıklara göre farklı güneş filtreleri tercih ediyoruz” diyor.

Yanlış: Güneş koruyucumu kullanıyorum, istediğim kadar güneşlenebilirim

Doğrusu: Güneş koruyucu ürünlerin etkinliği ispatlandı. Ancak bu ürünler tam korunma sağlamıyorlar. Dolayısıyla en iyi korunma, güneş koruyuculara ek olarak güneşin yeryüzüne dik olarak geldiği 10:00-16:00 saatleri arasında kapalı ortamlarda bulunmak ve son yıllarda kullanımı giderek artmakta olan UV korumalı tekstil ürünlerini giymek.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Koyu tenli olduğum için deri kanseri riskim yok

Doğrusu: Koyu tenlilerde de deri kanseri görülebiliyor. Esmer tenli kişiler güneş ışınlarıyla temas sonrası hızla bronzlaşarak güneş ışığının zararlı etkilerinden bir miktar korunuyorlar. Açık tenli kişilerle karşılaştırıldığı zaman deri kanseri riskinin de daha az olduğu görülüyor. Ancak yapılan çalışmalar bu pigmentasyonun etkisinin 5 koruma faktörlü bir krem kadar olduğunu gösteriyor ve kanserden tam korunma için yeterli gelmiyor.

Yanlış: Solaryum ışınları güneşten çok daha az radyasyon içerdiği için daha güvenli

Doğrusu: Yapılan çalışmalarda; solaryum ışınlarının öğlen güneşinin 2-4 katı ışın verdiği ortaya konmuş. Solaryum cihazlarıyla bronzlaşmak deri kanseri riskini 5-6 kat arttırıyor. Deri kanserini önlemek için solaryum kullanımından kesinlikle kaçınmanız gerekiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Bu ben çocukluğumdan beri var, zararsız. Muayene edilmesine gerek yok! 

Doğrusu: Deri kanserinin en tehlikeli türü olan melanomların yüzde 0.03’ü mevcut benler üzerinden gelişiyorlar. Bu risk düşük olmakla birlikte, çok sayıda beni olan kişilerde hafıza yanıltıcı olabiliyor. Dolayısıyla “Nasılsa çocukluğumdan bu yana var” diye düşünmeyip, benlerin renk ve şekil değişikliklerinde mutlaka dermatoloji muayenesi olmak gerekiyor.

Yanlış: Ailemde deri kanseri yok, bende de deri kanseri olmaz

Doğrusu: Deri kanseri aile öyküsünden bağımsız olarak ortaya çıkıyor. Bununla birlikte, ailede özellikle birinci derece akrabalarda melanom ya da melanom dışı deri kanseri olması, riski belirgin olarak arttırıyor. Böyle bir durumda aile bireylerinin dermatolojik muayenelerinin ihmal edilmemesi gerekiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Bıçak değerse kanser kötüleşir, tedavi olmak istemiyorum

Doğrusu: Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz cerrahi yöntemin birçok kanser türünde en başarılı sonuç veren tedavi yöntemi olduğunu belirterek, “Diğer kanser türlerinde olduğu gibi, deri kanserinde de, hastalıklı dokunun prensiplere uygun olarak belirli bir payla geniş olarak çıkartılması, hastanın yaşam süresini uzatıyor. Ayrıca, hastalığın tekrarlama riskini de anlamlı olarak azaltıyor. Ancak, tedavinin başarılı olması için erken tanı ve erken tedavi gerekiyor” diyor.

Çileğin bilinmeyen faydaları

Çileğin bilinmeyen faydaları

Büyüleyici kokusu ve tadıyla ilkbahar ile yaz mevsiminde en sevdiğimiz meyvelerden olan çilek, A vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve folat gibi pek çok besin bileşeniyle tam bir şifa deposu. Aynı zamanda C vitamininden de en zengin meyveler arasında yer alıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, ancak çileğin de her meyve gibi kararında tüketilmesi gerektiğini belirterek, “Günde 10-12 orta boy çilek tüketilebilir ve bu miktarda çilek günlük C vitamini gereksiniminin yarısından çok daha fazlasını karşılıyor. Ancak içeriğinde fazlaca oksalat barındırdığı için aşırı tüketildiğinde böbrek taşlarına neden olabiliyor. Ayrıca iyi yıkanmadığında böbreklerde kum oluşmasına da yol açabiliyor.” uyarısında bulunuyor. Peki, çilek sağlığımız üzerinde nasıl bir rol oynuyor? Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman çileğin bilinmeyen 12 faydasını anlattı; önemli önerilerde bulundu.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Bağışıklık sistemini destekliyor

C vitamini bağışıklık sistemini destekleyen en önemli vitaminlerden. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman çileğin de C vitamininden en zengin meyveler arasında yer aldığını belirterek, “C vitamini içeriğinden faydalanmak için çileği çok bekletmeden, mümkünse pişirmeden ve reçel formuna getirmeden, taze taze tüketmenizde fayda var. Çünkü bekleme, havayla temas ve pişirme gibi durumlarda fazlaca C vitamini kaybı yaşanıyor” diyor.

Anemiye karşı etkili

Çilek folat, yani B9 vitamininden de zengin bir meyve. İçeriğindeki folat sayesinde sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin yapımında etkili oluyor. Bilindiği gibi folat eksikliğinde anemi, yani kansızlık görülebiliyor. Folat aynı zamanda vücuttaki hücrelerin oluşumlarında ve yenilenmelerinde de rol oynuyor. Özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda günlük yeteri miktarda folat alınması önem taşıyor, çünkü eksikliğinde spina bifida denilen, bebekte omurilik kanalının tam kapanamaması sorunu gelişebiliyor.

Cilt kalitesini artırıyor

Ciltte normalde yüksek konsantrasyonda C vitamini bulunuyor. C vitamini kollajen sentezini uyarması sayesinde cilde elastikiyet kazandırıp canlı bir görünüm sağlıyor, kırışıklıkların oluşumunu geciktiriyor. Aynı zamanda cildi ultraviyole ışınlarının hasarından koruyor.  Dolayısıyla sağlıklı bir cilt için her gün yeterli miktarda C vitamini almak önem taşıyor.

Pause Sağlık

Kolesterol düşmanı

Çilek içeriğindeki C vitamini, antosiyaninler ve lifler sayesinde kötü huylu kolesterol LDL ve trigliserit seviyesini düşürerek kandaki lipid profilini iyileştirmede fayda sağlıyor.

Kalp sağlığına iyi geliyor

Flavonoidler çilekteki fenolik bileşiklerin, yani biyoaktif özellikleriyle sağlık üzerinde koruyucu etkileri olan fitokimyasalların ana grubunu oluşturuyor. Bu bileşikler serbest radikallerle savaşarak ve oksidatif stres oluşumunu azaltarak, aterosklerozu (damar sertliği) önlüyor ve kan basıncının normal seviyelerde tutulmasına yardımcı oluyor.

Hafızayı güçlendiriyor

Askorbik asit, yani C vitamini beyindeki sinir hücrelerini kaplayan kılıfın oluşumunda ve bu hücreler arasındaki iletişimde rol alıyor. Bu hücreler arasındaki iletişim hafıza, karar verme ve hatırlama gibi zihinsel fonksiyonların güçlenmesinde büyük önem taşıyor.

Kilo kontrolüne yardım ediyor

Çilek yüksek su ve posa içeriği sayesinde tokluk sağlanmasında etkili oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Çileğin glisemik indeksi yani kan şekerini yükseltme hızı yüksek değildir. Bu sayede kan şekerinin dengede kalmasına katkıda bulunuyor” diyor.

Pause Sağlık

Sigaranın zararlarını azaltmada görev alıyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman sigara içen kişilerin kanlarındaki C vitamini seviyesinin daha düşük olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Sigara içen kişilerde kanserojen olabilecek reaktif oksijen türlerine maruziyet fazladır. Vücutta reaktif oksijen türleri arttığında doku hasarı kaçınılmazdır. Bu nedenle sigara içen kişilerin reaktif oksijen türlerini nötralize eden antioksidanlara olan gereksinimi içmeyen kişilere göre daha fazla oluyor. Bu anlamda çilek, içeriğindeki C vitamini sayesinde hem sigara içen kişilerin C vitamini eksikliğini telafi etmesine yardımcı oluyor hem de reaktif oksijen türleriyle savaşmaya, bu sayede de oksidatif stresin azaltılarak doku hasarının önlenmesine katkı sağlıyor.” diyor.

Kabızlığı önlüyor

Su ve lif içeriğinin yüksek olması bağırsakların çalışmasını optimize ediyor ve bu sayede kabızlığı engelliyor. Ayrıca hem kabızlığı önleyerek bağırsak sağlığına katkıda bulunması, hem içerdiği antioksidan vitamin ve bileşiklerle kolon kanserine karşı da koruyucu rol üstleniyor.

Diş etlerini güçlendiriyor

C vitamini dişlerin tutunduğu diş eti dokusunun güçlü ve sağlıklı kalmasına yardımcı oluyor. Bu nedenle C vitaminini yetersiz alan kişilerde diş eti problemleri gelişebiliyor. İyi bir C vitamini kaynağı olan çilek diş eti problemlerinin önlenmesine katkıda bulunuyor.

Pause Sağlık

Kansere karşı koruyucu etki gösteriyor

Çilek içerdiği antosiyaninler sayesinde kansere karşı koruyucu etki gösteriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Kırmızı meyvelerde doğal olarak bulunan antosiyaninler antioksidan özellik göstererek vücutta oksidatif stresi azaltmaya yardımcı oluyorlar. Ayrıca antiinflamatuar ve antimutajenik (genlerdeki zararlı olabilecek mutasyona karşı koruyucu) etkileriyle de  kansere karşı koruyucu rol üstleniyorlar.” diyor.

Kan şekerinin dengede kalmasında fayda sağlıyor

“Uzun açlık sonrasında kan şekerinizin düşmesi nedeniyle yüksek karbonhidrat içeren şekerli yiyeceklere yönelmeniz muhtemeldir.” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, şunları söylüyor: “İkindi vaktinde tüketeceğiniz 10-12 adet orta boy çilek ve yanına ekleyeceğiniz 2-3 top ceviz kan şekerinizi dengede tutmanıza ve bir sonraki öğünde porsiyonlarınızı kontrol etmenize yardımcı olacaktır.”

Pause Sağlık

ÇİLEKLİ SAĞLIKLI TARİFLER

Çilekli smoothie

Hazırlanışı: 3/4 su bardağı kefir, 1/4 su bardağı su, 10 adet çilek ve bir tepeleme yemek kaşığı yulafı blenderden geçirdikten sonra bir bardağa alın. İkindi ara öğününde afiyetle tüketebilirsiniz.

Çilekli semizotu salatası

Hazırlanışı:  Bir küçük demet semizotunun üzerine 10-12 adet çileği dilimleyin. Taze nane yaprakları ve bir yemek kaşığı zeytinyağı ekleyerek yaz sofralarınızı renkli ve besleyici bir salatayla şenlendirin.

Çilekli kuru cacık

Hazırlanışı: Haz2 adet orta boy kabuğu soyulmuş salatalık ve 10-12 adet çileği dilimleyin. Ardından malzemeleri büyük bir kase süzme yoğurtla karıştırın. Üzerine taze dere otu ve bir yemek kaşığı zeytinyağı ekleyerek hem tok tutan hem de besleyici bir cacık hazırlayın.

Yenileneceğim derken sağlığınızdan olmayın!

Yenileneceğim derken sağlığınızdan olmayın!

Yaza sayılı günler kala; gerek pandemi sürecinde gerekse kışın alınan kilolar yine can sıkıcı olmaya başladı. Bu nedenle pek çok kişi hızlı kilo vermenin arayışına girerken, ilk başvurulan yöntemler arasında ödem çayları da yer alıyor. Ancak dikkat! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Ödem çayları veya ödem içecekleri genel olarak farklı bitki, sebze veya meyve türleri karıştırılarak hazırlanıyor ancak bu karışımlar kişide tam bir kilo kaybı sağlamazken, ödem atmaya destek olabilse de zaman zaman faydadan çok tehlike saçabiliyor. Özellikle riskli grupta bulunan kişilerin ödem söktürücü karışımları kullanırken çok daha fazla dikkatli olması gerekir.” diyor. Toplumumuzda ödem çaylarıyla ilgili doğru bilinen yanlışların sağlığa zarar verdiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, ödem içecekleri hakkında doğru bilinen 7 yanlışı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ödem içecekleri zayıflatır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ödem içecekleri zayıflatmaz. Zayıflamak her ne kadar tartıda azalma ile ölçülse de aslında burada hedeflenen yağ kaybı olmalıdır. Oysa zayıflama sürecine girerken ilk hedeflenen ödem atmak oluyor. Ödem içecekleri dokularda fazla biriken suyun atılmasına yardımcı olur ancak beden değişimi sağlayan asıl olarak yağ kaybı olduğundan kilo verme sürecinde ödem kaybından çok yağ kaybına odaklanmalısınız. Yağ kaybı da ne yazık ki bitkisel çözümlerle değil, dengeli bir beslenme planı ve düzenli egzersiz ile mümkün olabiliyor.

Ödem içeceklerini herkes tüketebilir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ödem içecekleri herkes için tüketilebilir değildir. Kalp hastaları, yüksek tansiyon hastalığı olanlar, diyabet veya reaktif hipoglisemisi olan kişiler, gebe ve emzikli kişiler bu içecekler konusunda özellikle dikkatli olmalı. Örneğin ginseng bitkisini bilinçsizce kullanmak kan şekerinin düşmesine veya tansiyonunuzun yükselmesine neden olabilir. Bu anlamda bitkiler bilinçsizce fazla miktarlarda kullanılmamalıdır. Özellikle riskli grupta bulunan kişilerin ödem söktürücü karışımları kullanırken çok daha fazla dikkatli olması gerekir. Yine bazı karışımlar sürekli veya yüksek miktarlarda kullanıldığında hamilelerde düşük yapma riski veya emziren annelerde süt ile bebeğe geçerek istenmeyen yan etkilerin oluşumuna neden olabilmektedir.

Tansiyonu etkilemez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tansiyon hastaları özellikle dikkatli olmalı. Sıklıkla ödem atma amacıyla kullanılan mısır püskülü, kiraz sapı gibi diüretik yani idrar söktürücü bitki veya bitki karışımları hali hazırda ilaç kullanan bazı hipertansiyon hastalarında olumsuz sonuçlara yol açabilir. Çünkü bazı hipertansiyon ilaçlarının da diüretik yani vücuttan su attırma etkisi mevcuttur ve bu kişilerde su tüketimi de yetersiz ise ödem amaçlı alınan bitki karışımları bu hastalar için olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Sağlıklı bir öğün alternatifi: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kişiler zaman zaman detoks, kilo verme veya  ödem atma amacıyla çeşitli bitki, meyve karışımları hazırlayarak bunları bir öğün niyetine tüketebilmektedir. Sağlıklı kişiler için zaman zaman bu şekilde sıvı öğünler planlanması sorun yaratmasa da, hem sürdürülebilirliği zordur hem de bu şekilde sıvı beslenme uzun vadede yeme davranışını olumsuz etkileyebilir. Çünkü sıvı beslenmede çiğneme faktörü ortadan kalktığından tatmin duygusu azalır ve ayrıca sıvı besinler mideyi hızlı terkettiği için çabuk acıkma, kan şekeri regülasyonu sağlama problemleri ortaya çıkabilir ve kişi bunun akabinde daha hızlı bir şekilde daha fazla kilolar alabilir.

Pause Sağlık

İlaç kullanımını etkilemez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bitki veya bitki karışımları kullanarak ödeme yardımcı çaylar veya içecekler hazırlarken çok dikkatli olmak gerekmektedir. Çünkü bu bitkiler fazla miktarda veya sıklıkla kullanıldıklarında bazı ilaçlarla etkileşime girebilirler. Örneğin; ödem atıcı olarak ya da ödem içecekleri yapım aşamasında sıklıkla kullanılan yeşil çay, warfarin grubu yani bir tür kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalarda bu ilaçlarla etkileşime girerek bu ilaçların etkinliğini azaltabilmektedir.

Doğal olduklarından böbreklere zarar vermez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ödem içecekleri veya ödem çayları böbreklere ciddi zarar verebilir. Ödem sökmenin en iyi yolu yeterli su içmektir. Suyun yeterli içilmesi vücutta fazla suyun tutulmasını engeller. Ödem söktürücü içecekleri tüketirken su tüketiminiz yetersiz kalırsa böbreğin kanlanmasında azalma meydana getirerek akut böbrek yetmezliğine neden olabilir. Bu anlamda ödem atmanın en iyi yolu tuz kısıtlaması ve yeterli sıvı tüketimidir. Ayrıca okzalattan zengin olan ıspanak, pazı, maydonoz, salatalık, çilek gibi besinlerin ödem atıcı karışımlarda sıklıkla ve fazla miktarlarda kullanılması da böbrek taşı oluşumuna yol açabilir.

Pause Sağlık

Su içemediğim için sıvı ihtiyacımı karşılıyorum: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ödem içecekleri suyun yerini tutmaz. Çok fazla kişi su içme alışkanlığı olmamasından şikayet etmekte ve hazırladığı bitkisel sıvı karışımları sayesinde su almayı hedeflemekte. Ancak ne yazık ki bu bitkisel karışımlar diüretik etkisi ile vücuttan su atımını arttırarak sizi susuz bırakabilir. Vücuda yeteri kadar su sağlamanın da ödem atmanın da en iyi yolu günlük yeteri kadar yani 2-2.5 litre katkısız sade su tüketmektir.