Yazılar

Kalp krizinde hayat kurtarıyor!

Kalp krizinde hayat kurtarıyor!

Kalp damar hastalıkları tüm dünyada ve ülkemizde en önde gelen ölüm nedeni olmaya devam ediyor. Öyle ki Türkiye’de her yıl 200 bin kişinin ölümüne yol açıyor. Dolayısıyla kalp damar hastalıklarında erken tanı yaşamsal öneme sahip. Halk dilinde ‘anjiyo’ olarak ifade edilen ve damarlarda darlık olup olmadığının tespit edilmesi için başvurulan ‘koroner anjiyografi’ de, tanı yöntemlerinde ‘son nokta’ olarak yerini korumaya devam ediyor. Bunun nedeni ise damarların doğrudan görüntülenmesine ve ihtiyaç halinde aynı seansta tedavi için müdahaleye olanak vermesi. Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, koroner anjiyografinin hayat kurtaran bir tanı yöntemi olduğuna dikkat çekerek, “Üstelik günümüze dek geliştirilen teknikler sayesinde işlemler ağrısız ve acısız gerçekleştirilebiliyor. Damarların görüntüsü dakikalar, hatta saniyeler içinde alınabiliyor. Hastalar aynı gün normal yaşamlarına dönebilme şansına da sahip olabiliyorlar” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, koroner anjiyografi hakkında en sık merak edilen 8 soruyu yanıtladı; önemli bilgiler verdi!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Murat Turfan

 Koroner anjiyografi nedir?

En sık uygulanan kardiyolojik tetkiklerden biri olan koroner anjiyografi; kalbi besleyen koroner damarların görüntülenmesi işlemidir. Hayatımızı tehdit eden damar tıkanıklıkları bu yöntem sayesinde tespit ediliyor. Daralmış veya tıkanmış olduğu belirlenen damarlar anjiyo sırasında balon veya stentle açılabiliyor. Bu sayede hastanın şikayetleri ortadan kalkıyor, hayat kalitesi artıyor ve ömrü uzuyor.

Hangi sorunlarda başvuruluyor?

Yapılan EKG, EKO ve efor testi gibi tanı yöntemlerinden çıkan sonuçlar olası bir damar tıkanıklığına işaret ediyorsa, koroner anjiyografi uygulanıyor. İşlem sonucunda damar tıkanıklığının olup olmadığı anjiyografi ile kesin olarak saptanıyor.

Koroner anjiyografi neden önemli?  

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, kalp krizi sırasında yapılan koroner anjiyografinin ve ardından uygulanan stentin hayat kurtarıcı olduğunu belirterek, “Damar açıklığı ne kadar erken sağlanırsa, hastanın hayatta kalma şansı da o kadar artıyor. Yapılan çalışmalarda; anjiyografi sonrası uygulanan stent tedavisinin kalp krizi haricinde, yaygın damar hastalığı ya da ana damar başlangıcında lezyonların varlığı gibi bazı özel durumlarda ömrü uzatabileceği gösterilmiştir” diyor.

 Kaç çeşit anjiyografi mevcut?

Günümüzde; klasik, tomografi ve MR ile çekilen anjiyografi olmak üzere 3 tip anjiyografiden faydalanılıyor. Hangi anjiyo yöntemine başvurulacağına ise hastanın yaşına, kliniğine, taşıdığı risk ve yandaş faktörlere göre karar veriliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, düşük riskli olan hastalarda daha çok halk arasında ‘kansız anjiyo’ veya ‘sanal anjiyo’ olarak bilinen bilgisayarlı tomografi (BT) koroner anjiyografi yönteminin tercih edildiğini vurgulayarak, “Girişimsel bir yöntem olmaması, klasik anjiyografiye göre daha düşük risk içermesi ve seçilmiş hastalarda neredeyse klasik anjiyografi kadar net bilgi vermesi nedeniyle günümüzde bilgisayarlı tomografiyle yapılan anjiyo sayısı giderek artıyor” diyor. Doç. Dr. Murat Turfan, “MR yöntemi de kalbin fonksiyonları ve yapısı hakkında bize net bilgi veren, bazı durumlarda altın standart olan bir yöntem. Hem kalp fonksiyonlarını hem de kalp damarlarını incelemek istediğimizde kardiyak MR ve MR anjiyografi tercih edilen yöntemdir” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Koroner anjiyografi nasıl uygulanıyor?

Klasik anjiyografi: Özel laboratuvar ortamında ve genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilen koroner anjiyografide el bileğinden ya da kasıktan damar yolu açıldıktan sonra, ince bir plastik kabloyla kalp damarlarına ulaşılıyor. Ardından görünür hale gelmeleri için damarlara ‘kontrast madde’ olarak adlandırılan özel bir ilaç enjekte ediliyor. Damarlar farklı açılardan görüntülenerek, tıkanıklık olup olmadığı belirleniyor. Hasta kasıktan yapılan anjiyografilerde en fazla 6 saat, bilekten yapılan işlemlerde en fazla 3 saat, stent ya da balon uygulandığında bir gece sonra taburcu oluyor. Ancak işlemle ilgili olağan dışı bir durum olursa, bu süre uzayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, son yıllarda el bileğinden anjiyonun daha çok uygulanmaya başlandığına dikkat çekerek, “Bunun nedeni ise daha az komplikasyon riski, daha konforlu işlem ve işlem sonrasında hastanın normal yaşantısını daha az etkilemesidir” diyor.

 Koroner BT anjiyografi: Koroner (bilgisayarlı tomografi) anfiyografi; kalbimize kan sağlayan damarları görüntüleyen bir tomografidir. Bu yöntemde kalbin ve kan damarlarının görüntülerini sağlamak için güçlü bir x ışını kullanılıyor. Öncelikle ele veya kola damar yolu yerleştiriliyor. Hastanın BT cihazının içine uzanması isteniyor. Ardından damarlar 5 saniye kadar kısa bir süre içinde görüntüleniyor. Tüm işlemlerin tamamlanması ise biraz daha uzun sürüyor.

İşlem sonrasında nelere dikkat etmek gerekiyor?

Klasik koroner anjiyografinin yapıldığı gün, kontrast maddenin vücuttan atılması için bol bol su içmek ve istirahat etmek gerekiyor. Özellikle kasık bölgesi kullanılan hastalar başta olmak üzere, 24 saat araç kullanılmaması önem taşıyor. Kasıktan yapılan anjiyolarda, kasıktaki kılıf çekildikten sonra 6 saat boyunca kum torbasıyla baskı uygulanıyor, bu süre içinde bacağın oynatılmaması isteniyor. Bilekten yapılan işlemlerde de 2 gün boyunca ağır kaldırmamalı ve spor yapılmamalı. BT anjiyografide ise herhangi bir tomografi tetkikinden farklı işlem yapılmadığı için inceleme sonrasında hemen normal hayata dönebilen hastanın sadece bolca su içmesi yeterli geliyor.

Koroner anjiyografi riskli bir yöntem mi?

Kalp ve kan damarları üzerinde yapılan çoğu prosedürde olduğu gibi, koroner anjiyoda da X ışınlarından radyasyona maruz kalınıyor. Ancak ciddi komplikasyonlar tüm anjiyografi yöntemlerinde çok nadir durumlarda gelişiyor.

Hangi yöntem, hangi hastaya uygulanabiliyor?

Klasik koroner anjiyografi her hastada uygulanabilen bir yöntem. BT koroner anjiyografi yöntemi klasik anjiyografiye nazaran daha hızlı sürede tamamlanıyor. Ayrıca invaziv değil, sadece damar yolu açılması yeterli oluyor ve görece komplikasyon riski de daha düşük düzeyde. “Ancak bu avantajlar, yöntemin herkes için uygulanabileceği anlamına gelmiyor” uyarısında bulunan Doç. Dr. Murat Turfan, şöyle devam ediyor: “Bilinen koroner arter hastalığı, özellikle de stent tedavisi olan hastalarda, özel durumlar haricinde, bu yönteme başvurulmuyor. Uygun olan hasta grubu; koroner arter hastalığı için yüksek riskli olmayan, morbit obez ve aritmi gibi çekim kalitesini engelleyecek durumu olmayan kişilerdir. BT anjiyografi yöntemini daha çok düşük riskli olan hastalarda tercih ediyoruz”

Omikrona karşı 3. doz aşı gerekli mi?

Omikrona karşı 3. doz aşı gerekli mi?

Dünyada ilk vakanın görülmesinden itibaren ikinci yılını doldurmak üzere olduğumuz Covid-19 pandemisinde toplam vaka sayısı 282 milyona, Covid-19 nedeniyle hayatını kaybeden kişi sayısı da yaklaşık 5,5 milyona yaklaşmış durumda. Bilim dünyasının dur durak bilmeden üzerinde çalıştığı Covid-19 aşıları; virüsün bulaşmasının önlenmesinde belirli oranda etki gösterirken, aynı zamanda hastalığa yakalanılan durumlarda da ağır klinik tabloların ortaya çıkmasının, hastaneye yatışın, hatta ölümcül bir durumla karşı karşıya kalmanın engellenmesinde de çok önemli rol üstleniyor. Ancak günümüzde Covid-19 aşılanma oranlarında, dünya genelinde hala istenilen düzey olan yüzde 80’lere ulaşılamadığı da bir gerçek.

Acıbadem Taksim Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, Covid-19’un aşılanma oranının hedeflenen düzeyde olmamasında; bazı dünya ülkelerinde bu aşıya erişimde çeşitli nedenlerle sıkıntı yaşanmasının ve aşı yeterli miktarda olsa bile bazı ülkelerde gelişen aşı karşıtlığının önemli bir etkiye sahip olduğunu belirterek, “Aynı zamanda internet ve eş-dost arasında yayılan bilgi kirliliği de Covid-19 aşılanma oranının düşük oranlarda seyretmesinde önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Oysa bilimsel çalışma sonuçları; aşıların ağır hastalık oluşumu ve hastanın sağ kalımında yüksek etkinlikte rol oynadığını gösteriyor” diyor. Peki, toplumda doğru sanılan hangi hatalı bilgiler aşılanmayı önleyebiliyor? Acıbadem Taksim Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, Covid-19 aşısı hakkında doğru sanılan 10 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Çağrı Büke

Hata: Covid-19 aşılarımı yaptırdım. Virüsten korunmak için önlem almam gerekmiyor! 

Doğrusu: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, sadece aşılanarak Covid-19’dan korunmak mümkün değil. Prof. Dr. Çağrı Büke, aşı ve korunma yöntemlerini en ufak ödün vermeden uygulamak gerektiği uyarısında bulunarak, “Mevcut Covid-19 aşılarının hiçbiri, aşılanmış bir kişiye virüsün bulaşmasını tam olarak engelleyemiyor. Dolayısıyla virüsün bulaşmasının önlenmesinde doğru maskenin doğru şekilde kullanılması, maskeyle birlikte kişiler arasında en az 2 metrelik mesafenin bırakılması çok önemli. Ayrıca gerektiği her durumda ve özellikle de elin ağza, buruna ve göze teması öncesinde el temizliğinin mutlaka sağlanması, mümkünse kapalı ortamlarda bulunulmaması, bulunmak durumunda kalındığında sürenin mümkün olduğunca azaltılması ve bu süre içerisinde özellikle de etkin maskelerin hiç çıkartılmadan kullanılması şart. Gereğinden fazla sayıda kişinin aynı kapalı ortamda bulunmamaları, ortamın uygun aralıklarla temiz hava ile havalandırılmasının sağlanması ve çevrenin temizlenmesi de Covid-19’dan korunmada alınması gereken diğer etkili önlemlerdir.”

Hata: Covid-19 hastalığını geçirdim. Yeniden aşı olmama ihtiyacım yok!

Doğrusu: Enfeksiyon ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, Covid-19 enfeksiyonunu geçiren hastalarda oluşan antikorların, enfeksiyonun şiddetine de bağlı olmak üzere, kişiden kişiye değişebildiğine dikkat çekerek, “Yapılan çalışmalarda hastalığı geçiren kişilere hastalığı geçirdikten sonra yapılan aşı uygulaması sonucu hem daha güçlü hem de daha uzun süreli koruyucu etkinliğin sağlanabildiği gösterildi. Dolayısıyla Covid-19 hastalığını geçiren hastalar dahi aşı olmaya mutlaka devam etmeliler” diyor.

Hata: Hamileyim. Covid-19 aşısı yaptırmak bebeğime ve bana zarar verebilir!

Doğrusu: Hamilelik Covid-19 açısından risk grubu olarak kabul ediliyor. Bunun nedeni ise hamilelikte Covid-19‘un ciddi ve ağır seyretmesi. Acil kullanım onayı alan aşılara yönelik yürütülen çalışmalarda; aşının hamilelikte ve hamileliğin hemen her döneminde ek bir zarar oluşturmadığı ve kullanımının güvenli olduğu ortaya kondu.

Hata: Covid-19 aşısı anne olmayı önleyebilir!

Doğrusu: Yaygın inanışın aksine, üreme çağında olan kadınlarda Covid-19 aşılarının infertiliteye neden olduğuna yönelik hiçbir kanıt mevcut değil. Üstelik hamile kalmada önemli rol oynayan ve aşılarda olduğu iddia edilen sinsitin-1 adlı protein hiçbir Covid-19 aşısında yer almıyor. Dolayısıyla bu yapıya karşı antikor oluşmayacağı için Covid-19 aşıları kısırlığa yol açmıyor.

Hata: Emzirme dönemindeyim. Covid-19 aşısı bebeğime zarar verebilir!

Doğrusu: Prof. Dr. Çağrı Büke, mevcut Covid-19 aşılarının hiçbirinin canlı aşı olmadıklarını vurgulayarak, “Emzirme döneminde aşı uygulandığında anneden bebeğe virüsün, dolayısıyla hastalığın bulaşması mümkün değil. Bu nedenle Covid-19 aşısı emzirme sürecinde de annelere güvenle yapılabiliyor. Üstelik aşıyla oluşan antikorlar anne sütüyle bebeğe geçebiliyor ve yeni doğan bebeği belirli bir süre, ortalama altı ay süreyle, Covid-19 hastalığından koruyabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hata: Covid-19 için 2 doz aşı yeterli. Üçüncü dozu yaptırmayacağım!

Doğrusu: Kasım 2021’in ortalarından bu yana tüm dünya yeni bir Covid-19 etkeni SARS-CoV2 varyantı ile karşı karşıya. Omikron olarak adlandırılan ve ilk defa Güney Afrika’da saptanan bu varyant, bundan önceki delta varyantından çok daha fazla sayıda mutasyona sahip. Bu mutasyonlar nedeniyle virüs, çok daha fazla bulaştırıcı özellik kazanıyor. Aynı zamanda hastalığın geçirilme oranını daha fazla yükseltiyor ya da etkin özellikteki aşıların iki dozu sonrasında oluşan antikorun etkisinden korunabiliyor. Bu iki durum hastalığın kısa sürede hızla yayılarak bugün için 90’dan fazla ülkede görülmesine ve görüldüğü ülkelerde 2-3 gün içerisinde vaka sayısının yaklaşık iki katına ulaşmasına neden oldu. Yapılan bilimsel çalışmalar yüksek etkinlikteki aşılar ile tam doz aşılanan kişilerde ortaya çıkan nötralizan antikorların omikron varyantına karşı koruyuculuğunun diğer varyantlara göre hem daha düşük hem de çok daha kısa zaman içerisinde koruyuculuğunun hızla azaldığını gösteriyor. Bu nedenle ikinci dozdan üç ay sonra üçüncü doz aşı öneriliyor. Yine çalışmalar üçüncü doz sonrası nötralizan antikor düzeylerinde 25 kat artış olduğunu ve koruyuculuğun yüzde 70’lere ulaşabildiğini gösteriyor.

Hata: Covid-19 aşılarının ciddi yan etkileri var!

Doğrusu: Aşılanma oranının istenilen düzeyde olmamasının önemli bir nedeni de; aşıların yan etkilerine yönelik yayılan hatalı bilgiler. Ülkemizde kullanılan Covid-19 aşıları yönünden irdeleyecek olursak; Sinovac firmasının CoronaVac aşısında sadece enjeksiyon yerinde ağrı ve kızarıklık gibi hafif yan etkiler gelişirken, anafilaksi gibi ciddi alerjik reaksiyonların son derece nadir olarak görüldüğü belirtiliyor.

Pfizer/BioNTech firmasının aşısı olan Comirnaty aşısında da genellikle halsizlik, baş ağrısı, kas ve eklem ağrısı, titreme, ateş bulantı, kusma, uykusuzluk ile enjeksiyon yerinde ağrı, kaşıntı ve kızarıklık görülüyor. Ürtiker, anjioödem, lenfodenopati (boyundaki lenflerin şişmesi) ve fasiyal paralizi (yüz felci) gibi yan etkilere ise çok nadir rastlanıyor. Bu sorunlar da en fazla bir hafta içerisinde tamamen geçiyor. Comirnaty aşısıyla geliştiği iddia edilen miyokardit (kalp kası iltihabı)/perikardit (kalp zarı iltihabı) ise milyonda 27 kişide görülmüş, daha çok genç erkeklerde ve ikinci doz aşıdan sonra ortaya çıkmış. Prof. Dr. Çağrı Büke, bu hastaların da tedaviyle tamamen iyileştiklerini belirterek, “Aşının bu çok nadir görülen yan etkisi insanları endişelendirirken öte yandan Covid-19 geçiren hastalarda ise yüz felci ile miyokardit ve perikardit gelişimi çok daha yüksek oranda görülüyor” diyor.

Covid-19 hastalığı geçirenlerde kan pıhtılaşması riski yüksek oranda seyrederken, aşılarda ise bu risk çok düşük oluyor. Daha çok Johnson & Johnson ve AstraZeneca aşılarında bildirilen bu yan etkilerin de milyonda bir gibi oldukça ender görüldüğü bildiriliyor.

Hata: Covid-19 aşıları genlerimize zarar veriyor!

Doğrusu: Prof. Dr. Çağrı Büke, Pfizer-BioNTech aşısında bulunan mRNA materyalinin genlerimizi oluşturan DNA materyalinden farklı olduğuna ve genlerimize yerleşemediğine işaret ederek, “Yaygın inanışın aksine mRNA, insan DNA’sını içeren 46 kromozomun bulunduğu hücre çekirdeğinin içerisine giremez ve yerleşemez. Çünkü aşıyla vücuda giren mRN’nın tanımlanma işlemi yapılır yapılmaz, yani dakikalarla tanımlanabilecek sürede vücut tarafından ortadan kaldırılıyor. Dolayısıyla aşıların genlere zarar vermesi mümkün değil.” diyor.

Yılbaşı sofralarına dikkat!

 

Kah sütlü, kah şerbetli… Yılbaşı sofralarının olmazsa olmaz lezzetleri, tatlılar… Ancak dikkat! Tatlı tüketiminde de ‘bir geceden bir şey olmaz’ düşüncesiyle aşırıya kaçmak keyfinizi kaçırabileceği gibi, ciddi sağlık sorunlarına da yol açabilir! Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker “Yılbaşı sofranızda dengeli beslenmeyi elden bırakmamak, özellikle tatlı tüketiminde aşırıya kaçmamak önem taşıyor. Tüketilen tatlıların kan şekerinde dalgalanmalara yol açmasının yanında kontrolsüz tüketim sonucu sindirim problemleri, mide spazmları yaşanabiliyor.

Ancak ‘tatlısız olmaz’ diyorsanız şerbetli tatlılar ve hamur tatlıları yerine, ilave şeker içermeyen, meyveli veya sütlü tatlıları tüketmek iyi bir tercih olacaktır” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, yılbaşı sofralarınızı tatlandıracak 4 sağlıklı ve lezzetli tatlı tarifi verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker

Ballı balkabağı tatlısı

A ve C vitamini açısından zengin, yüksek lif kaynağı ve çok güçlü bir antioksidan olan balkabağı, yılbaşı akşamı için güzel bir tatlı tercihi olabilir. Tatlıda rafine şeker yerine, hakiki bal kullanmak, kan şekerinin ani yükselmesini önlemek için tarçın ilave etmek ve birçok vitamin, mineral ve Omega 3 yağ asitlerinden zengin bir kaynak olan ceviz eklemek balkabağı tatlısını daha besleyici bir hale getiriyor. Bir porsiyonu 223 kalori olan şekersiz balkabağı tatlısını, yılbaşı akşamında bir porsiyon tüketebilirsiniz.

 Malzemeler (4 porsiyon): 3 su bardağı su, 5 tane çubuk tarçın, 2 dilim balkabağı, 2 yemek kaşığı tahin, 1 yemek kaşığı bal, ceviz

Hazırlanışı: Tarçını su ile 10 dakika kaynatın. Kaynamış tarçınlı suyu soğumaya alın. Kabakları soyup dilimledikten sonra soğuttuğunuz tarçınlı suya ekleyin ve kısık ateşte yumuşayıncaya kadar pişirin. Porsiyon kontrolüne dikkat ederek bal, tahin ve cevizle servis edebilirsiniz.

Elma tatlısı

1 porsiyonu 330 kalori olan elma tatlısı, sağlıklı bir tatlı tercih edenler için birebir. Meyvelerden alacağınız posa, antioksidan özelliğin yanında içeriğindeki tarçınla, kan şekerinde ani yükselmeye yol açmıyor. Bunun yanında tarçın enfeksiyonlara karşı koruma sağlarken, kalp damar sağlığını da olumlu etkiliyor. Bir porsiyon elma tatlısını yılbaşı akşamında rahatlıkla tüketebilirsiniz.

Malzemeler (6 porsiyon): 6 orta boy kırmızı elma, 1 su bardağı ceviz, 1 çay bardağı kuru üzüm, 2 yemek kaşığı ham bal, 1 çay kaşığı limon kabuğu rendesi, 1 çay kaşığı toz tarçın, 1 yemek kaşığı tereyağı, yarım çay kaşığı vanilya özü

Hazırlanışı: Fırını önceden 180 derece ısıtın. Her bir elmaya çukur açın. Bir robot veya bıçak yardımıyla kuru üzüm ve cevizleri kabaca parçalayıp limon kabuğu rendesi ve tarçını ekleyin. Elmaları pişirme tepsisine koyun. Elmalarda açtığınız boşluklara, hazırladığınız karışımı paylaştırarak doldurun. Tereyağını kısık ateşte erittikten sonra vanilyayı ekleyin ve yakmadan ocaktan alın. Karışımı elmaların üzerine ve etrafına dökün. Elmalar yumuşayıncaya kadar yaklaşık 25-30 dakika fırınlayın ve servis edin.

Cennet hurmalı kup

Vitamin ve mineral bakımından zengin, iyi bir lif kaynağı olan hurma, yılbaşında tatlı tercihi olarak da kullanılabilir. İçeriğindeki süzme yoğurt ve labne protein açısından iyi bir kaynak olacaktır. İçerisine iyi bir lif kaynağı olan bademin eklenmesiyle kalp damar sağlığı, kemik sağlığı açısından fayda sağlayacaktır. Bir porsiyonu 217 kalori olan bu tatlıyı yılbaşında keyifle tüketebilirsiniz.

 Malzemeler (4 porsiyon): 3-4 yemek kaşığı süzme yoğurt, 2 yemek kaşığı labne, 1 adet olgunlaşmış cennet hurması, 1 avuç kuru dut, 1 avuç badem

Hazırlanışı: Süzme yoğurt ve labneyi çırpın ve 4 adet kup/kaseye paylaştırın. Üzerine, kabuklarını soyduğunuz cennet hurmasını pay edin. Bir bıçak veya doğrayıcı ile badem ve dutu küçük parçalara ayırın. Kupların üzerine serpin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Zencefilli kurabiye

Vitamin ve mineraller açısından zengin içeriğe sahip bu yılbaşı kurabiyesine adını veren zencefil, mide ve bağırsak sağlığı ile kalp ve damar sağlığı açısından fayda sağlarken, enfeksiyonlara karşı koruyor. Bir porsiyonu 125 kalori olan zencefilli kurabiyeden iki porsiyon tüketebilirsiniz.

 Malzemeler: (15-18 adet için): 2 su bardağı tam buğday veya yulaf unu, yarım su bardağı eritilmiş tereyağı veya sıvı yağ, 1 adet yumurta, 4 yemek kaşığı hurma püresi/bal/pekmez, baharat karışımı (1 silme tatlı kaşığı tarçın, 1 silme çay kaşığı karabiber, 1 silme tatlı kaşığı zencefil, 1 silme tatlı kaşığı zerdeçal, yarım çay kaşığı tuz)

Hazırlanışı: Tüm malzemeleri karıştırma kabına alın, karıştırın ve yoğurun. Ardından elde ettiğiniz hamuru açın. İki yağlı kağıt arasında merdaneyle açabilirsiniz. 170 derece fırında, kızarıncaya kadar 12-17 dakika boyunca pişirin.

Yılbaşı sofrasında bu önerilere dikkat!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, yılbaşı sofrasında dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle sıralıyor:

  • Çok hızlı yememeye, lokmalarınızı çok iyi çiğnemeye özen gösterin. Porsiyon kontrolünü unutmayın.
  • Gün içerisinde akşam öğününe odaklanıp kendinizi aç bırakmayın. Akşam yemeğinden önce ara öğün tüketmek, akşam yemeğine kadar açlığı önleyerek daha kontrollü yemeye yardımcı olacaktır.
  • Gün içinde en az 2 litre su tüketmeye özen gösterin.
  • Mezelerin, besinlerin pişirme tekniklerinde kızartma, kavurma gibi yöntemlerden kaçının. Fırında veya buharda pişirme teknikleri tercih edilebilir.
  • Tabağınızın yarısının renkli, çeşitli sebzelerden oluşmasına dikkat edin. Tabağınızın dörtte biri protein kaynağından oluşmalıdır. Protein kaynağı olarak hindi, balık, kuru baklagil ya da kırmızı eti tercih edebilirsiniz. Tabağınızın geri kalan dörtte biri ise karbonhidrat kaynağından oluşmalıdır. Tercihinizi kompleks karbonhidratlardan yani kepekli-tam tahıl ekmeklerinden, kepekli makarnadan veya bulgurdan yana kullanmaya özen gösterin.

Öksürüğü hafife almayın

Öksürüğü hafife almayın

“Öksürürken adeta nefessiz kalıyorum!”, “Öyle şiddetli ki, öksürdüğümde yer yerinden inliyor!”, “Gece uykusu bırakmadı, gündüz de bana mısın demiyor!”… Son günlerde pek çok kişi, yaşam kalitesini düşüren ve geldi mi gitmek bilmeyen şiddetli öksürük şikayetiyle hastanelere başvuruyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim “Son haftalarda viral solunum yolu enfeksiyonlarında artış gözlenmektedir. Çok sayıda hasta; üst solunum yolu enfeksiyonu ve geçmeyen, yaşam kalitesini bozan, inatçı öksürük şikayeti ile polikliniklere başvurmakta; nedeni Covid-19 mu? Alerji mi? Reflü mü? Mevsimsel grip mi? diye belirlenmeye çalışılmaktadır” diyor. Hastanın öksürüğünün ne kadar zamandır devam ettiği, nasıl seyrettiği ve eşlik eden diğer şikayetlerin bu hastalıklar arasında ayırıcı tanı yapmak açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tülin Sevim; öksürüğün altında yatan 10 nedeni, alınabilecek önlemleri ve tedavisini anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Tülin Sevim

Nezle (soğuk algınlığı) ve grip

Soğuk algınlığında öksürüğe; burun akıntısı, hapşırık, boğaz ağrısı, hafif ateş, halsizlik ve baş ağrısı gibi yakınmalar eşlik eder. Influenza virüsünün neden olduğu mevsimsel gripte ise; kuru ve inatçı öksürüğe, soğuk algınlığı belirtilerinin yanı sıra yaygın vücut ağrıları, yüksek ateş, nefes darlığı, kusma ve ishal gibi şikayetler eşlik etmektedir.

“Öksürük aşırı duyarlılığı“

Virüslerin neden olduğu viral solunum yolu (soğuk algınlığı ve grip) hastalıklarına bağlı olarak gelişen öksürük günler içinde geriler ve kaybolur. Ancak bazı hastalarda tedaviye rağmen öksürük aylarca devam edebilmektedir. Kronik inatçı öksürük olarak tanımlanan bu durumun viral enfeksiyonlardan sonra ortaya çıkan “öksürük aşırı duyarlılığı“ ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu tarz öksürük iki aydan uzun süre devam eder, genellikle kuru öksürük şeklindedir, çok az miktarda balgam görülebilir. Şarkı söylemek, gülmek, derin nefes almak, egzersiz, ısı değişikliği, soğuk hava, havadaki partiküller, kokular, kimyasal maddeler gibi faktörler öksürüğü artırır. Hastalar boğazlarına bir şey takılmış gibi hissettiklerini ve sürekli temizleme ihtiyacı duyduklarını ifade ederler. Öksürük aşırı duyarlılığı, aylarca devam eden, hastaları çok rahatsız eden, birçok kez doktora başvurmalarına neden olan, yaşam kalitesini bozan bir durumdur.

Alerji

Alerjik öksürük; özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında, belli ortamlarda veya belli tetikleyici faktörler ile karşılaşıldığında artar. Öksürükle birlikte; burun akıntısı, geniz akıntısı, hapşırık, gözlerde sulanma, kaşıntı, bazen nefes darlığı, hışırtılı solunum gibi şikayetler de mevcuttur. Ateş çok beklenen bir belirti değildir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Covid-19

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin SevimÖksürük, Covid-19’un belirtileri arasında yer almakla birlikte; Covid-19’da hastalarda öksürüğün yanı sıra; ateş, yaygın vücut ağrıları, halsizlik, kırıklık, boğaz ağrısı, tat-koku kaybı, nefes darlığı gibi şikayetler mevcuttur” diyor.

Geniz akıntısı

Kronik öksürüğün sık görülen nedenlerinden biri geniz akıntısıdır. Burun kanalından geriye, boğaza doğru akıntı hissetme durumu olarak tanımlanır. Hasta yatarken veya sabah uyandığında akıntının arttığını hissedebilir. Alerjik veya alerjik olmayan inatçı burun iltihabı (rinit) ve sinüzit ile birlikte görülebilir. Hastalarda öksürükle birlikte, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, hapşırık, damakta/burunda/boğazda kaşınma hissi bulunur, sürekli boğazlarını temizleme ihtiyacı duyarlar. Isı değişikliği, kimyasal maddeler, kokular vb öksürüğü tetikler. Alerji ile ilişkili olduğunda; belli mevsimlerde veya kişi duyarlı olduğu antijenle (ev tozu akarı, kedi, köpek tüyü, küf vb) karşılaştığında geniz akıntısı ve öksürük şikayetleri artar.

Reflü

Reflü günümüzde çok sık görülen bir hastalıktır ve kronik öksürüğün önemli nedenlerinden biridir. Reflü hastalığının tipik belirtileri göğüs kemiğinin arkasında duyulan ve aşağıdan yukarıya, boğaza doğru yayılan yanma hissi, göğüs ağrısı, yenilen yiyecek veya ekşi sıvının ağıza veya yemek borusuna geri gelmesi, boğaz ağrısı, ses kısıklığı, geğirti, hazımsızlık, midede ekşimedir. Kalp ağrısı veya astım hastalığını taklit edebilir. Şikayetler genellikle yemeklerden yarım saat sonra başlar ve öne eğilmekle artar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Zararlı maddelerin solunması

Zararlı gaz, duman, toz, parçacık, kimyasal madde veya yabancı cisim solunması akut öksürük nedenidir. Yani ani başlar ve üç haftadan kısa sürer. Yaşadığımız ortamda, iş yerlerimizde, soluduğumuz havada bulunan bu zararlı maddeler solunum yollarını tahriş eder; maruz kalınan bu zehirli maddelerden kurtulmak, hava yollarını temizlemek, akciğerlerimizi korumak için öksürük refleksi çalışmaya başlar. Sigara dumanı, egzoz gazı, partiküller soluduğumuz havada sık karşılaştığımız zararlı maddelerdir.

Akciğer enfeksiyonu (Zatürre, Tüberküloz)

Zatürre (pnömoni); bakteri, virüs veya nadiren mantarların neden olduğu akciğer enfeksiyonudur. En sık görülen belirtiler; ani başlangıçlı ateş, titreme, öksürük, balgam, nefes darlığı ve göğüs ağrısıdır. Hafif seyredebildiği gibi özellikle risk grubundaki kişilerde ölüme neden olabilir. Tüberküloz da, üç haftadan uzun süre devam eden, kronik öksürük nedenlerinden biridir. Hastalarda öksürük ile birlikte, iştahsızlık, kilo kaybı, gece terlemesi, bazen kan tükürme görülebilir.

Hava yolu hastalıkları (Astım, kronik bronşit)

Astım, kronik öksürüğün önde gelen nedenlerinden biridir. Tipik olarak öksürükle birlikte hışıltılı solunum ve nefes darlığı da görülür. Ataklarla seyreder, ataklar dışında hasta tamamen sağlıklı olabilir. Astımın bir alt tipi olarak değerlendirilen öksürükle seyreden astımda ise hışıltılı solunum veya nefes darlığı bulunmayabilir, hastaların tek şikayeti öksürüktür. Kronik bronşit; kronik öksürük ve balgam ile karakterize bir hastalıktır. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığının (KOAH) bir alt tipidir. KOAH büyük oranda sigara ile ilişkilidir. İlerleyici ve geri dönüşümü olmayan bir hastalıktır. Hastalığın ilk bulgusu kronik öksürüktür. Ancak hastalar bu şikayeti sigaraya bağladıkları için önemsemezler. Zaman içinde hastalık ilerler bir süre sonra nefes darlığı gelişir.

İlaçlar

Yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, bazı kişilerde kronik öksürük nedeni olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Öksürüğe karşı etkili 8 öneri!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, öksürüğe karşı önerilerini şöyle sıralıyor;

  • Doktorunuzun verdiği ilaçları düzenli kullanın.
  • Öksürüğü tetikleyen faktörlerden (alerjen, sigara dumanı, kimyasal madde, duman, partikül vb) uzak durun, maruziyeti azaltmak için gerekli önlemleri alın. Örneğin; polen alerjiniz varsa polen yoğunluğunun fazla olduğu günlerde çok gerekmedikçe dışarı çıkmayın. Yine hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde de gerekmedikçe dışarı çıkmayın.
  • Sigara içmeyin, içilen ortamlarda bulunmayın.
  • Yaşadığınız ortamı nemlendirin. Hava nemlendiricisi veya sıcak buharlı bir duş, burun tıkanıklığını azaltmaya yardımcı olur, boğaz ve hava yollarını rahatlatır.
  • İstirahat edin, bol bol sıvı tüketin. Ilık su, et veya tavuk suyu, günde 2-3 fincanı geçmemek koşuluyla bitki çayı boğazı rahatlatarak öksürüğün azalmasını sağlayabilir.
  • Sıcak ballı limon öksürüğü rahatlatmakta oldukça yardımcıdır. (1 yaşın altındaki çocuklara verilmemelidir. Diyabet hastaları doktoruna danışmalıdır). Zencefil çayı, hatmi kökü çayı, kekik çayı öksürüğü rahatlatmak için aşırıya kaçmadan tüketilebilir.
  • Yemek yedikten sonra hemen yatmayın, özellikle reflüye karşı yastığınızı yükseltin.
  • Tuzlu su ile gargara yapın. Tuzlu su; boğaz ağrısını hafifletir, boğazın arkasındaki balgam ve mukusu azaltarak öksürüğü rahatlatır.

Sonbahar depresyonuna dikkat

Sonbahar depresyonuna dikkat

Hayattan eskisi kadar keyif alamıyorum… Yoğun kaygı ve suçluluk hissi yaşıyorum… Büyük bir hüzün dalgası kaplıyor içimi… İş hayatımda eski performansımı gösteremiyorum… Gün geçtikçe sosyal çevremden uzaklaşıyorum… Dikkat! Bu tür sorunlardan yakınıyorsanız, ‘sonbahar depresyonu’ sizi de etkisi altına almış olabilir!

Güneş ışınlarının azalmasıyla birlikte değişen hormonların etkisi, sonbaharın eğitim döneminin başlangıcı sayılması ve buna bağlı olarak sorumlulukların artması, tatil sürecinden çıkılması; sonbahar depresyonu, diğer adıyla ‘mevsimsel depresyona’ neden olabiliyor. Ülkemizde her 100 kişiden 5-6’sında görülen sonbahar depresyonu, ‘mutluluk hormonu’ olarak bilinen seratonin adlı hormona daha fazla duyarlı olmaları nedeniyle genellikle kadınlarda görülüyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Klinik Psikolog Eyşan Türker, pandemi sürecinde sonbahar depresyonunun daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, “Covid-19 pandemisinde hasta ile ölüm oranlarının yüksek olması ve sosyal izolasyonun getirdiği kısıtlamalar kaygı düzeyini artırmasının yanı sıra kişinin kendini yalnız ve çaresiz hissetmesine yol açabiliyor. Yoğun yaşanan bu duygular da depresyon için büyük bir risk oluşturuyor.” diyor. Ancak alacağınız önlemlerle sonbahar depresyonunun gelişmesini önleyebilir veya depresyona yakalandıysanız bu süreçte oluşabilecek sorunların şiddetini azaltabilirsiniz. Klinik Psikolog Eyşan Türker sonbahar depresyonuna karşı dikkat etmeniz gereken 7 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klinik Psikolog Eyşan Türker

Genellikle 2-3 hafta sürüyor

Uyku ve iştah problemleri, keyifsizlik, çökkünlük, artışta olan agresyon, umutsuzluk ve kaygılı ruh ile kendini gösteren sonbahar depresyonu genellikle 2-3 hafta sürüyor. Klinik Psikolog Eyşan Türker, “Eğer yakınmalar devam ederse, artık bu sorunda sonbahar depresyonundan ziyade; depresyon veya major depresyon düşünülmelidir. Burada en önemli nokta, semptomların ne kadar süredir devam ettiği, şiddetinin nasıl seyrettiği ve intihar düşüncelerinin varlığıdır. Yaşadığımız şey ne olursa olsun, işlevselliğimizi olumsuz yönde etkileyecek bir husus oluşturuyorsa, örneğin her zamanki gibi işimize gidemiyorsak, sosyal çevremiz ile temasımız azaldıysa, yaptığımız aktivitelerden eskisi gibi keyif almıyorsak, profesyonel yardım almamız süreci daha kolay atlatabilmemizi sağlayacaktır.” diyor.

Sonbahar depresyonuna karşı 7 etkili öneri!

Klinik Psikolog Eyşan Türker, sonbahar depresyonuna karşı alabileceğiniz önlemleri şöyle anlatıyor:

Açık havada düzenli olarak 30-45 dakika yürüyüş yapın. Yürüyüş sırasında seratonin ve dopamin gibi kimyasalların düzeyleri değişecek, bu da ruh halinize olumlu etki edecektir.

Sosyal olarak izole oldukça, yalnızlaştıkça çökkün ruh durumu daha kalıcı olabiliyor. Bu nedenle sosyal yaşantıya mümkün olduğunca fırsat yaratın.

Depresyon olumsuz yeme tutumlarına yol açabildiği için düzenli ve sağlıklı bir beslenme rutini oluşturun. Yeme günlüğü, gün içinde ne yediğinizi takip etmenizi kolaylaştırabilir.

Depresyon uyku düzenini bozabiliyor. Bunun önüne geçmek için uykunuzu kaliteli hale getirmeniz gerekiyor. Uyumadan önce meditatif egzersizler yapın, bedeninizi gevşetmeye çalışın, uyku düzeninizi sağlayın. Ortalama 7-8 saat uyumak hem zihinsel hem de bedensel olarak daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

Çevrenizden yardım isteyin; ruhsal durumunuzla ilgili konuşmak, yakınmalarınızı paylaşmak mutlaka iyi gelecektir.

Kitap okumak, yazı yazmak ve bulmaca çözmek gibi zihinsel aktiviteler ruh halinizi olumlu yönde etkileyebiliyor.

Özellikle sabahları uyandığınızda oluşturacağınız rutinler günün geri kalanında kendinizi daha enerjik hissetmenizi sağlayabiliyor. Güne başlarken esneme hareketleri, yoga gibi bedensel aktivitelerin yanı sıra meditasyon, nefes egzersizi gibi zihinsel olarak rahatlama egzersizleri yapmanızda fayda var.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bu belirtiler varsa, zaman kaybetmeyin!

Aşağıda yer alan yakınmalarınız sonbahar depresyonuna işaret edebiliyor olabilir.

Uyku problemleri (artış veya azalma)

İştah sorunları (artış ve azalma)

Yoğun suçluluk duyguları

Keyifsizlik, çökkünlük

Artmış bir agresif ruh hali

Hayattan zevk alamama

Yorgunluk, bitkinlik

Cinsel isteksizlik

İntihar düşünceleri

Beyinde o proteinler çoğalıyorsa… Dikkat!

Beyinde o proteinler çoğalıyorsa… Dikkat!

“Ah yine unuttum!” dediğinizde hemen ardından ‘Alzheimer mı oluyorum?’ sorusu aklınıza geliyorsa, hemen ‘evet’ yanıtını vermeyin. Alzheimer hastalığı unutkanlıkla ilişkili olsa da, pek çok farklı belirti var… Giderek her şeyi unutma, hastadan çok sevdiklerini hüzünlendiriyor elbette! Bir annenin çocuğunu tanımaması, hatıralarının asla aklına gelmemesi, bizi biz yapan geçmişin silinmesi duygusal olarak yıkıcı bir durum. Yalnızca Türkiye’de 600 bin hasta olduğunu bilmek, üstelik hastaların aileleri de düşünüldüğünde, karşımıza bu hastalıktan etkilenen milyonları geçen sayılar çıkıyor. Üstelik tam tedavisi olmadığı için umutlar giderek azalıyor. Ama bilim, bu durumu hastaların lehine çevirmek için büyük bir çaba sarf ediyor ve umut veren yeni gelişmeler oluyor! Alzheimer hastalarının beyninde asetilkolin adı verilen ve sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan bir kimyasal maddenin azaldığına dikkat çeken Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, “Hastalığın özellikle erken döneminde beyindeki asetilkolin düzeyini artırmaya yardımcı olan ilaçların kullanımı ile semptomatik bir iyileşme sağlanabiliyor. Hatta semptomatik iyileşmenin ötesinde, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı vadeden yeni bir ilaç kısa bir süre önce ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden (FDA) onay aldı. Bu ve benzeri ilaçlar belirli aşamalardan sonra kullanıma girebilecek” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin

Bu belirtilere dikkat!

Alzheimer hastalığı günümüzde sık rastlanan ve bu nedenle toplum tarafından bilinen bir hastalık. Dünyada giderek daha fazla yaşlı birey olması, bu hastalığın görülme oranını da artıyor. Sinsice ilerleyen hastalıkta, unutkanlık en önemli belirtilerinden biri ama bu unutkanlığın, günlük hayatı olumsuz etkileyecek şekilde olması gerekiyor. Ayrıca planlama ve hesaplamada zorlanma, zamanı ve mekanı karıştırma, görüntüleri algılamada güçlük çekme, konuşma ve anlamada zayıflığı da beraberinde getiriyor.

Bilişsel bozuklukla kendini belli ediyor

Türkiye Alzheimer Derneği verileri, ülkemizde 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğunu gösteriyor. 60 yaşın üzerinde her beş kişiden birinde hastalığın öncüsü olarak kabul edilen hafif bilişsel bozukluk belirtilerinin görüldüğüne de dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, “Gerekli önlemler alınmazsa beş yıllık takipte bu hafif bilişsel bozukluk Alzheimer hastalığına dönüşebiliyor” diye uyarıyor.

65 yaş üstüne yıllık bilişsel muayene

Alzheimer hastalığının biyolojik bulgularının tanıdan neredeyse 20 yıl önce ortaya çıkmaya başladığına dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, “Amerikan Nöroloji Akademisi, 65 yaş üstü bireylerin yıllık kognitif muayenelerinin yapılmasını öneriyor. Bu muayeneler ile hastalardaki bellek, dikkat, yürütücü işlevler, dil ve görsel-mekansal işlevler gibi bilişsel yetilerindeki bozulmanın klinik ölçümleri yapılabiliyor” diye anlatıyor. Beyin fonksiyonları için hayati öneme sahip bazı vitamin, hormon ile mineral düzeylerini ölçen testlerin de düzenli yaptırılması ve incelenmesi Alzheimer hastalığının ilerleyişinin yavaşlatılması için gerekli.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beyinde o proteinler saptanırsa…

Alzheimer hastalığının kesin tanısı nasıl konuyor? Alzheimer’da beyindeki asetilkolin adı verilen ve sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan bir kimyasal maddenin azaldığı biliniyor. Hastalığa neden olan anormal yapıdaki amiloid ve tau proteinleri, biyokimyasal ve görüntüleme yöntemleri ile saptanabiliyor. Hastaların belinden sıvı alınarak yapılan beyin-omurilik-sıvısı incelemesi ile anormal yapıdaki bu proteinler görülebiliyor. Ama belinden sıvı örneği almanın yanı sıra, yeni nesil bir görüntüleme yöntemi olan pozitron emisyon tomografisi (PET) ile de beyinde biriken amiloid görüntülenip saptanabiliyor.

Yeni ilaçlar üzerinde çalışılıyor

İlerleyici bir hasara yol açtığı için Alzheimer hastalığının tedavisi büyük önem taşısa da halen tam tedavi sağlayacak bir ilaç bulunmuyor. “Elimizdeki ilaçlar hastalığın seyrini değiştirmekten çok mevcut belirtilerin düzeltilmesine yardımcı oluyor” diyen Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, hali hazırda devam eden bazı klinik araştırmalarda Alzheimer hastalığının oluşumunu önlemeyi ve ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlayan yeni nesil ilaçlar üzerinde çalışıldığını belirtiyor. Kısa bir süre önce ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden (FDA) onay alan bir ilacın yaygın kullanıma girmesi bekleniyor. Ancak ilaçlar, kesin tanı konmuş Alzheimer hastalarında kullanılacak.

Erken tanının yanı sıra…

Erken tanı, yeni nesil ilaçların doğru hastada kullanılmasının yanı sıra uyku bozukluğu, yanlış beslenme, hareketsiz yaşam, depresyon, kaygı bozukluğu gibi sinirsel hasar sürecini hızlandıran nedenlerin düzeltilmesinde de önem taşıyor. Alzheimer hastalığı tedavisinde egzersiz terapilerinin de önemli bir yeri olduğuna işaret eden Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, “Yapılan çalışmalar fiziksel egzersizin beyinde tamir sürecini hızlandıran nörotrofik faktörlerin artışına neden olduğunu, beynin yaşlanma hızını azalttığını ve Alzheimer hastalığında da patolojik süreci yavaşlattığını gösteriyor” diye bilgi veriyor.

Alzheimer hastalığında beyinde asetilkolin adı verilen ve sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan bir kimyasal maddenin azaldığını belirten Dr. Öğretim üyesi Mustafa Seçkin, “Hastalığın özellikle erken döneminde beyindeki asetilkolin düzeyini artırmaya yardımcı olan ilaçların kullanımı ile semptomatik bir iyileşme sağlanabiliyor. Ayrıca gerektiğinde melatonin kullanımı ile uyku kalitesinin yükseltilmesi beyinden anormal yapıdaki amiloidin doğal yollarla temizlenip uzaklaştırılmasına yardımcı oluyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İşinizi bitirmekte zorluk çekiyorsanız, dikkat!

Alzheimer hastalığı kişiye özel belirtiler gösteriyor. Bu nedenle bellek seviyesinde düşüş hisseden kişilerin doktora başvurmalarını öneren Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, şunları söylüyor: “Evden çıkarken anahtarı ya da telefonu unutmak, herkesin başına gelebilir. Ancak bunlar sıklaşmaya başladıysa, eskiden daha hızlı tamamladığımız bir işi bitirmemiz uzuyorsa, faturaları takip etmekte güçlük çekiyorsak, bu belirtiler ihmal edilmemeli. Ayrıca yaşlılıkla birlikte artan depresyon, kaygı bozukluğu gibi duygudurum bozuklukları, dürtü bozukluğu, delüzyonel düşünce, görsel-işitsel varsanılar, davranış ve kişilik değişiklikleri gibi psikiyatrik belirtilerin de önemli bir bölümünün altında Alzheimer hastalığı ve benzeri nörodejeneratif süreçlerin yattığı unutulmamalı.”

Pandemide aşırı kaygı uykumuzu kaçırdı!

Pandemide aşırı kaygı uykumuzu kaçırdı!

Bir buçuk yılı aşkın süredir günlük yaşam alışkanlıklarımızı kökünden değiştiren Covid-19 pandemisi; sağlıksız beslenme, gece geç saatlere kadar oturma dolayısıyla gece yemelerini artırması, hareketsizlik ve aşırı kaygı derken pek çok kişide uyku sorunlarını artırdı. Yapılan araştırmalar, besin seçimleri ve beslenme alışkanlığının da uyku süresini ve uyku kalitesini etkilediğini ortaya koyuyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker “Dengeli beslenme, sağlığı korumak, geliştirmek ve hastalık riskini azaltmak için en önemli yaşam tarzı faktörlerinden biri. Hem beslenme hem de uyku ihtiyaçları, bireyden bireye değişmekte olup, bazı besinler ve bireylerin beslenme alışkanlıkları uyku üzerinde önemli etki gösterir” diyor. Peki uykuya dalmayı kolaylaştırmak için nasıl bir beslenme alışkanlığı edinmeliyiz? Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, iyi bir uyku için 6 etkili beslenme önerisini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker

Uyku dostu meyvelerden faydalanın

Muz, potasyum ve magnezyum içeriği sayesinde kasların gevşemesine katkı sağlayarak uykuya dalmayı kolaylaştırabilir. Kivi, yüksek konsantrasyonlarda antioksidanlar ve folat içeriği sayesinde uykuyu teşvik edebilecek başka bir meyvedir. Kızılcık ve vişne, uykuyu teşvik eden bir hormon olan melatonini yüksek miktarda içerir ve uykusuzlukla mücadeleye yardımcı olabilir. Yatmadan 2-3 saat önce 1-2 kivi, 1 küçük boy muz veya 1 su bardağı vişne veya kızılcık kompostosu tüketmek daha hızlı uykuya dalmaya, uyku sırasında daha az uyanmaya ve daha uzun süre uykuda kalmaya yardımcı olabilir.

Yatmadan önce kafein tüketiminden kaçının
Kahve, çay, çikolata ve enerji içecekleri uyarıcı etki gösteren kafein içerirler. Kafein alımı gün boyunca enerji artışı sağlamaya ve uyanık kalmaya yardımcı olur. Bireyden bireye tolerasyon değişmekle birlikte günün çok geç saatlerinde kafein alımı uykuyu olumsuz etkileyebilir. Uykudan en az 6 saat önce kafein tüketiminden kaçınılmasının, uykuyu düzenlemeye yardımcı olabileceği gösterilmiştir.

Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker

Çiğ badem ve ceviz tüketin

Çiğ badem ve ceviz; melatonin, serotonin ve magnezyum dahil olmak üzere uykuyu teşvik eden ve düzenleyen bileşik içerirler. Yatmadan 2-3 saat önce tüketilecek 2 tam ceviz, 10 badem veya yarım su bardağı badem sütü kasların gevşemesine ve uykuyu teşvik etmeye yardımcı olabilir.

Beyaz et ve kefiri ihmal etmeyin

L-triptofan olarak da adlandırılan triptofan; hindi, tavuk, balık gibi hayvansal protein kaynaklarının yanı sıra yoğurt, peynir, kefir gibi süt ürünlerinde bulunan bir amino asittir. Triptofan alımının depresyonu azalttığı ve uyku süresini uzattığı gösterilmiştir. Erken bir akşam yemeğinde az yağlı proteinden zengin bu besinlerin tüketimi uyku süresini ve kalitesini arttırmaya yardımcı olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Alkolden kaçının
Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker “Alkol uyku kalitesini düşürebilir ve uykunun gece sıkça bölünmesine neden olabilir. Alkol ayrıca horlamaya neden olabilir, mevcut uyku apnesini kötüleştirebilir ve diğer uyku bozukluklarının semptomlarını artırabilir. Alkolden uzak durmak, yatmadan en az 4 saat önce ise hiçbir şekilde alkol almamak uyku kalitesini korumaya yardımcı olacaktır” diyor.

Gece atıştırmalıklarından uzak durun
Yatma saatine yakın sindirimi zor, yağlı ve şekerli besinlerin tüketimi uykunun bölünmesi olasılığını artırabilir. Yemek saatleri ve uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi inceleyen bir araştırmada, uykudan önceki 3 saat içinde yemek yiyen bireylerin gece yemeyenlere göre daha sık uyandığı gösterilmiştir. Bu nedenle gece yemeleri ve atıştırmalarından uzak durun.

Hamilelikte en sık rastlanan şikayetler

Hamilelikte en sık rastlanan şikayetler

Bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden Covid-19 pandemisi anne adaylarındaki endişeyi katladı. Öyle ki hamilelik sürecinde yaşanan en küçük şikayetler bile “Ya bebeğime bir şey olursa?” korkusuyla çok daha fazla kaygıya ve strese yol açabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ebru Dikensoy “Hamilelikte bağışıklığınız azaldığı için pek çok hastalığa kolayca yakalanabilir ve hastalanabilirsiniz. Ancak bu sorunlar hakkında doğru bilgilere sahip olup gerekli önlemleri aldığınızda bu süreci daha az stresle ve güvenle geçirebilirsiniz” diyor. Prof. Dr. Ebru Dikensoy, hamilelikte en sık rastlanan 7 şikayeti anlattı, pandemi sürecinde anne adaylarına özel önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Hamilelikte en sık rastlanan şikayetler

Kramp

Hamilelikte istem dışı kas kasılmaları (kramp) sık görülüyor. Özellikle geceleri kan dolaşımı yavaşlayıp kaslara daha az oksijen ulaştığından kramplar artabiliyor.

Ne yapmalısınız?

Eğer kramp bacak ve ayak bölgesinde ise kaslarınızı hafifçe germe hareketi yapın. Bacağınızı yukarı kaldırıp ayak parmaklarınızı yukarı doğru hafifçe gerin. Ilık ve ıslak bir havluyu ağrılı bölgenize sararak dinlendirin. Şiddetli bir ağrı durumunda doktorunuzla temasa geçin. Krampa karşı; bol su tüketmek, yürüyüş yapmak, uzun süre ayakta kalmamak, uyumadan önce ılık duş almak ve 10 dakika bacak egzersizleri yapmak, otururken ayağın altına yükselti koymak, ayaklarınıza ve baldırınıza kan dolaşımını artırmak için masaj yapmak, süt içmek, mineralden zengin (maden suyu, balık, kırmızı et, fındık, kuruyemiş) tüketmek ve varisiniz varsa varis çorabı giymek faydalı olacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ödem

Özellikle el ve ayaklarda oluşan ödeme yüz ve göz kapaklarında da şişlikler, kulak çınlamaları, gözde sinek uçuşmaları ve ense ağrıları eşlik ediyorsa sorun tansiyondan kaynaklanıyor demektir.  Bu nedenle tansiyon süratle ölçülmeli ve yüksek seyrediyorsa mutlaka bir hekime başvurmalıdır.

Ne yapmalısınız?

Seyahatlerde verdiğiniz molalarda sık sık yürüyüş yapın. Hafif ve az tuzlu beslenin. Araçta oturduğunuz koltuklarda ayaklarınızı büküp uzatarak kan dolaşımını arttırıp ödem ve tromboz gibi dolaşım bozukluklarından korunun. Varis gibi dolaşım bozukluğunuz varsa mutlaka varis çorabı kullanın. Dar ve sıkı kıyafetlerden kaçının. Özellikle kalp ve böbrek hastası olanlar ve gebeliğe bağlı hipertansiyonu çıkan gebeler çok yakın hekim kontrolünde gebeliklerini sürdürmeli ve kontrollerini aksatmamalıdır. Kesinlikle ödem sökücü bitkisel yaklaşımlar ve ilaçlardan sakının.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Mide bulantısı

Hamilelikte genellikle bulantı, kokuya duyarlılık, bazı yiyecekleri yiyememek gibi durumlarla karşı karşıya kalınabiliyor. Kusma genelde sabahları aç karnınayken, işe yetişme stresi ile uyanınca artabilir.

Ne yapmalısınız?

Sabahları uyanılması gereken saatten 5-10 dakika önce uyanıp başucuna geceden konulmuş tuzlu bir kraker veya leblebiden atıştırıp stres yapmadan hazırlanıp evden çıkmak bulantıyı azaltmaktadır. Gerekirse geceden alınacak zencefil kökünden yapılan bulantı engelleyici kapsüllerden faydalanılmalıdır. Bitkisel tedavi ile rahatlamayan hastalarda gebelik öncesi mide problemleri (gastrit, ülser veya reflü) sorgulanmalı ve tedavisi için gastroenteroloji uzmanına yönlendirilmelidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Reflü

Prof. Dr. Ebru Dikensoy “Gebelikte reflü sık görülebilir ve beslenme alışkanlıklarını değiştirince önlenebilir. Biz tüm gebelere yemeklerden bir saat önce veya sonra sıvı almaları, yemekle birlikte su, ayran ve kola gibi sıvı maddeleri almamaları konusunda tavsiyelerde bulunmaktayız. Katı gıdalarla sıvı gıdalar birlikte alındığında daha geniş bir hacim ve büyüklüğe ulaşan, açısı da bozulmuş mideden yemek borusuna sıvı kaçmasına (reflüye) yol açmaktadır. Sık aralıklarla azar azar beslenme, tok iken sıvı almama, gece daha yüksek bir yastık kullanma gibi tavsiyelerde bulunabiliyoruz. Tüm bunlara rağmen reflü ve mide ağrısı çeken hastaları tedavi düzenlemek amaçlı gastroenterolojiyle görüştürmekteyiz” diyor.

 Ciltte çatlaklar

Gebelikte karın bölgesinde oluşan çatlaklar cildin gerilmesi (karnın büyümesi) nedeniyle ortaya çıkan geçici bir problemdir.

Ne yapmalısınız?

Gebelikte özellikle göğüslerde hacimce artış çok olduğu için öncelikle göğüslere çatlak önleyici krem başlanmalıdır. Genelde gebeliğin 16. haftasından itibaren öncelikle göğüslere, sonra belin ince kısımlarına, karın bölgesine ve üst bacağın ön yüzüne çatlak önleyici krem sürülmesi önerilir. Eğer cildiniz esnekse endişe duymanıza gerek yoktur. Doğumdan bir hafta sonra yapılacak fraksiyonel lazer tedavisi bu çatlakları büyük oranda gidermektedir. 3 haftalık seanslarla tamamen geçene kadar fraksiyonel lazer uygulaması oldukça yüz güldürücüdür.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gebelik şekeri

Gebelik, diyabetik olmayan bir anneyi bile diyabetik duruma sokabilecek bir dönemin bütünüdür. Gebelik öncesi diyabeti olmayan bir anne 26. haftadan itibaren diyabetik hale gelebilir.

Ne yapmalısınız?

Gebelik şekeri; taranması ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir endokrin hastalıktır. Değerler yüksek ise; annenin şekerini kontrolde tutup iri bebek oluşumunu, doğum travmalarını engellemek, yenidoğan döneminde kalsiyum, magnezyum ve potasyum düşüklüğüne bağlı geçirilmesi muhtemel nöbetlere engel olmak ve akciğerlerin düzgün gelişimini sağlamak amacıyla detaylı tetkikler ve tedavi sürecine başlıyoruz. Diyabet eğer tespit edilip tedavi edilmezse bebeklerde çok ciddi sorunlara yol açmaktadır.

Ateş

Hamilelikte ateş yükselmesi ve titreme normal bir durum olmasa da buna yol açan pek çok neden var. Bu nedenle her ateş yükselmesinde Covid-19 olduğunuz kaygısına kapılmayın. Ancak özellikle gebeliğin ilk üç ayında geçirilen viral enfeksiyonlar ve ateş bebeğin beyin ve diğer organlarının gelişimini etkileyebildiğinden çok dikkatli olmak gerekiyor.

Ne yapmalısınız?

Prof. Dr. Ebru Dikensoy “Böyle bir durumda hem kendi sağlığınızı hem bebeğinizin sağlığını riske atmamak için zaman kaybetmeden doktorunuzu aramanız en doğrusudur. Öte yandan Covid-19 gebelikte üçüncü trimesterde yani 28. Gebelik haftasından sonra daha kötü seyretmekte ve anne bebek ölümünü artırmaktadır. Gebelikte Covid-19 durumunda etkili ve önerilebilecek bir tedavi bulunmamaktadır. Gebe kalma düşüncesi var ise gebelikten önce aşı olmak en doğrusudur ve aşıdan ne kadar süre sonra gebe kalınabileceği tartışmalıdır. Bizler hastalarımıza bir ay sonra gebe kalınabileceğini söylüyoruz. Dünya Sağlık Örgütü şu ana kadar gebelere uygulanan aşı ile ilgili bir yan etki bulunmadığını, ancak aşı yaptırma kararını hekim ve anne adayının beraber değerlendirme yaparak vermesi gerektiğini belirtiyor. Gebenin kronik bir hastalığı varsa (astım, KOAH, diyabet vb) her iki aşıdan da olabileceği vurgulanmaktadır” diyor.

Kalp krizinde öksürmek hayat kurtarır mı?

Kalp krizinde öksürmek hayat kurtarır mı?

Küresel olarak, kalp hastalıkları bir numaralı ölüm nedeni olarak yerini koruyor ve dünyada her yıl yaklaşık 18 milyon insanın hayatını kaybetmesinden sorumlu oluyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde her 36 saniyede bir kişi kardiyovasküler hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor ve yine ABD’de de her 4 ölümden biri bu sebeple görülüyor. Ülkemizde de ölüm nedenlerinin yüzde 42’sini koroner kalp hastalıkları oluşturuyor. Günümüzde oluşum nedenlerinden tedavisine kadar kalp hastalıkları hakkında bilgilendirme ile farkındalık çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Ancak kalp sağlığı hakkında toplumda yayılan bilimsellikten uzak söylemler kalp sağlığını riske atıyor, hastaların yaşamlarını kaybetmelerine bile neden olabiliyor! Üstelik günümüzde spekülasyonlara inanmak özellikle sosyal medyada çok kolay oluyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, kalp sağlığı hakkında toplumda doğru sanılan 10 yanlış bilgiyi anlattı; önemli uyarılarda bulundu!

Pause Dergi, Pause Sağlık

YANLIŞ! Kalp hastalığı konusunda endişelenmek için çok gencim

Doğrusu: Şimdi nasıl yaşadığınız, hayatınızın ilerleyen dönemlerinde kalp hastalığının gelişme riskini etkiliyor. Henüz erken çocukluk ve ergenlik döneminde atardamarlarda plak oluşumunun öncüleri gelişmeye başlıyor. Ayrıca genç ve orta yaşlı insanlarda kalp problemleri günümüzde daha sık görülüyor. Bunun sebebi ise hatalı beslenme ve hareketsizlik nedeniyle obezite, tip 2 diyabet ile diğer risk faktörlerinin daha genç yaşta görülmesi.

YANLIŞ! Kalp durması ve kalp krizi aynı şeydir

Doğrusu: Damarlardaki tıkanma nedeniyle kalp kası hayati önem taşıyan oksijen ve besinleri alamıyor. Eğer tedavi edilmezse kalp kası zarar görmeye ve ölmeye başlıyor. Koroner arterlerden biri tıkandığında da bu sebeplerle kalp krizi oluşuyor. Kalp durması ise hastanın kalbinin vücuduna kan pompalamayı bırakması ve bunun sonucunda hastanın nefes alamaması, bilincin kaybolması olarak tanımlanıyor. Doç. Dr. Murat Turfan kalp durmasında hastanın hayati fonksiyonlarını yitirdiğini belirterek, “Bu durumda hemen 112 aranmalı ve bu konuda eğitim almış bir kişi tarafından kalp masajına başlanmalı” uyarısında bulunuyor. “Yetişkinlerde kalp durmasının en önemli sebebi, kalp krizidir. Bunun nedeni ise kalp krizi geçiren kişide, kalp durmasına neden olabilecek ölümcül bir kalp ritmi ortaya çıkmasıdır” bilgisini veren Doç. Dr. Murat Turfan, şöyle devam ediyor: “Ancak bu ritim problemi sadece kalp kriziyle ortaya çıkmaz. Ayrıca ritim problemi oluşmadan da kalp durması gelişebiliyor. Kalbin durması ve bunun sonucunda oluşan ani ölüm her zaman kalp krizi demek değildir”

YANLIŞ! Yüksek iyi kolesterole sahip olmak kötü kolesterolü dengeleyebilir

Doğrusu: Eskiden iyi kolesterolün yüksek kötü kolesterol seviyelerinin etkisini telafi edeceği düşünülüyordu. Ancak son araştırmalar durumun böyle olmadığını gösterdi. Önemli olan LDL kolesterol denen kötü kolesterolü kontrol altında tutmak. Yüksek bir HDL, yani iyi kolesterol seviyesi iyi bir durum olsa da bu, vücudunuzun atardamarlarında kolesterol birikimini kesin olarak önlemiyor.

Pause Dergi, Pause Sağlık

YANLIŞ! Kalp hastalığı bir erkek hastalığıdır

Doğrusu: Kardiyovasküler hastalıklar, kadınların erkeklerle aynı oranda hayatını kaybetmelerine yol açıyor. Aslında koroner kalp hastalığından yaşamını yitiren kadınların sayısı, meme kanseri nedeniyle hayatını kaybedenlerden 2 kat daha fazla. “Bu rakamlar göz önüne alındığında, kalp hastalığının kadınları etkilemeyeceğine ve bu hastalıkların sadece orta yaşlı erkeklerde ortaya çıktığına inanmak endişe vericidir” uyarısında bulunan Doç. Dr. Murat Turfan, “Bu, kadın hastaların risk faktörlerinden veya kalp krizi semptomlarından daha az haberdar oldukları ve kalp krizi geçirdiklerinde 112’yi daha geç aramaları anlamına gelebilir ki bu durum hayatta kalma şanslarını önemli ölçüde azaltabiliyor” diyor.

YANLIŞ! Yüksek tansiyonum olup olmadığını bilirdim, çünkü belirtileri olurdu

Doğrusu: Yüksek tansiyona, “sessiz katil” deniyor, çünkü genellikle kişi hastalığının farkında olmuyor. Bunun nedeni ise hiç bir zaman belirtiler vermeyebilmesi. Yüksek tansiyon tedavi edilmezse kalp krizi, felç, böbrek hasarı ve diğer ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Dolayısıyla erken dönemde tedavisi çok önem taşıyor.

YANLIŞ! Vitaminler ve besin takviyeleriyle kalp hastalığı riskimi azaltabilirim

Doğrusu: Antioksidan olan vitaminler E, C ve beta karoten kalp hastalığı riskini düşürüyor. Bununla birlikte, bu vitaminlerle yapılan çalışmalarda; dışardan takviye olarak bunları almanın kalp hastalıklarından korunmada hiç bir faydası gösterilememiş. Henüz anlaşılmayan nedenlerden dolayı vücut, vitaminleri ve mineralleri en iyi şekilde besinlerle elde edildiklerinde emiyor ve kullanıyor. Bu nedenle ihtiyacınız olan vitamin ve mineralleri takviyelerle değil, dengeli bir şekilde sebze ve meyve tüketerek almaya özen gösterin.

Pause Dergi, Pause Sağlık

YANLIŞ! Kalp krizi sırasında öksürmek hayatınızı kurtarabilir

Doğrusu: Kalp krizinde şiddetli bir şekilde öksürmenin kalp durmasını önleyeceğine, dolayısıyla hayatın kurtulabileceğine dair tıbbi bir kanıt yok. Kalp krizinde kalp durursa bilinç kayboluyor, kalp masajı yapılmazsa hasta hayatını kaybediyor. Eğer bilinç açıksa, o zaman kalp durmamış oluyor ve bu nedenle kalp masajına da gerek kalmıyor. Bu süreçte eforun öksürmek yerine, 112’yi aramak için harcanması gerekiyor.

YANLIŞ! Kalp hastalığı olanlar egzersiz yapmaktan kaçınmalı

Doğrusu: Egzersiz, kalp kasını güçlendirmeye ve vücuttaki kan akışını iyileştirmeye katkı sağlıyor. Kalp krizini veya kalp durmasını tetikleyen egzersiz riski son derece düşüktür. Ancak tamamen hareketsiz yaşam sürüyorsanız ve ileri derecede kalp hastalığınız varsa, spor yapmadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

YANLIŞ! Kolesterol ilaçları karaciğere zarar veriyormuş. İlacı bırakmalıyım

Doğrusu: Kandaki kolesterol düzeyinin yüksekliği, atardamarlarda darlık gelişmesi için en önemli risk faktörlerinden birini oluşturuyor. Bu darlık yerine bağlı olarak kalp krizi, felç ve ölüme yol açabiliyor. Sağlıklı bir diyet, egzersiz ve kilo vermek bu riskleri azaltsa da, çoğu zaman yeterli olmuyor. Bu nedenle seçilmiş hastalarda kolesterol ilaçlarını kullanmanın mecburi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Murat Turfan, “Yapılan bilimsel çalışmalarda bu ilaçların kalp krizi, felç ve ölüm riskini azalttıkları görülmüştür. Diğer tüm ilaçlar gibi ki buna çok sık kullanılan ağrı kesiciler de dahil, bu ilaçların yan etki ihtimali vardır. Ancak yan etki düşük bir olasılıkla gelişiyor ve ilaç kesilir kesilmez ortadan kalkıyor. Doktorunuz bu düşük ihtimal için dahi sizi zaten kontrole çağırıyor. Kolesterol ilaçlarından elde edilen faydanın yanında bu risk çok önemsiz duruyor. Bu yüzden doktor kontrolü altında bu ilaçları kullanmanız hem ölüm riskini azaltır hem de güvenlidir” diyor.

Pause Dergi, Pause Sağlık

YANLIŞ! Kırklı yaşlara geldikten sonra herkes aspirin kullanmalı

Doğrusu: “Kan sulandırıcılar, kalp krizi geçiren veya stent ya da by-pass yapılan hastalarda ömür boyu kullanılması gereken ve yeniden kalp krizi riskini düşüren bir ilaçtır” diyen Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, şöyle devam ediyor: “Ancak hiç kalp krizi geçirmeyenlerin aspirin kullanarak kalp krizi ve ölüm riskini azaltmaları tartışmalı bir durumdur. Bazı kan sulandırıcıların mide üzerine zararlı etkileri mevcut ve kanama riskini artırıyor. O yüzden ‘primer koruma’ dediğimiz hiç kalp krizi geçirmemiş hastalarda aspirin kullanımı ancak kalp hastalığı açısından çok yüksek riskli bireylerde faydalı oluyor. Düşük riskli insanların aspirin kullanmasının bırakın faydasını, zararı dahi olabiliyor”

Çocukları tehdit eden yaz enfeksiyonlar dikkat

Çocukları tehdit eden yaz enfeksiyonlar dikkat

Covid-19 pandemisi nedeniyle aylardır tüm zamanlarını neredeyse sadece ev içinde geçirmek zorunda kalan çocuklar, havaların ısınmasıyla birlikte artık açık havada oynayabilmenin, denize ve havuza girmenin keyfini yaşayacaklar. Ancak bu mutlu tablonun bir de diğer yüzü var; sıcakların etkisiyle pek çok enfeksiyon hastalıklarının kapımızı çalması gibi! Yaz aylarında çocuklarda mide-bağırsak enfeksiyonları, kulak enfeksiyonları ve cilt enfeksiyonları gibi bazı enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığı artıyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, sıcaklık artışıyla birlikte bakterilerin daha hızlı üreyebilmeleri. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; 5 yaş altındaki çocukların ölüm nedenlerinde enfeksiyonlar ilk sıralarda yer alıyor. Bu nedenle çocuklarımızı yaz mevsiminde de enfeksiyonlardan korumak yaşamsal öneme sahip! Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, yaz aylarında çocuklarda en sık en görülen enfeksiyon hastalıklarının başında mide-bağırsak enfeksiyonlarının geldiğine dikkat çekerek, “Mide-bağırsak enfeksiyonlarına neden olan mikroorganizmaların çoğu vücuda ağız yoluyla girdikleri için çocuğumuzun el hijyenine dikkat etmeli ve bizler de bu konuda onlara örnek olmalıyız. Ayrıca sıcak yaz aylarında gıdaları muhafaza etmek güçleşiyor. Bu nedenle hijyeninden emin olmadığımız açıkta satılan yiyecekleri de tüketmemeliyiz” diyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, yaz mevsiminde en sık görülen 7 enfeksiyon hastalığından çocukları korumanın yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi, Pause Sağlık

MİDE-BAĞIRSAK ENFEKSİYONLARI

Mide-bağırsak enfeksiyonları, yaz aylarında çocuklarda görülen enfeksiyon hastalıklarında ilk sırada yer alıyor. Virüs ve bakteriler genellikle kirli-kanalizasyon sularının karıştığı sularda yüzülmesi, kirli suların bulaştığı gıdaların tüketilmeleri ve el hijyenine dikkat edilmemesi sonucu bulaşıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, enfeksiyonun kendini ishal, bulantı-kusma ve ateş gibi bulgularla gösterdiğini belirterek, şöyle devam ediyor: ‘Bu tablonun en önemli sonuçlarından biri, sıvı kaybı oluyor. Dolayısıyla vücudun kaybettiği sıvıyı yerine koymak tedavinin odak noktasını oluşturuyor. İshal olan çocuklara sık sık su içirilmeli ve yoğurt, ayran, haşlanmış patates, muz ile pirinç lapası gibi gıdalar verilmeli. Yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınılmalı. Emziren anneler sık sık emzirmeye devam etmeli. Uzun süren, günde çok sayıda olan, kan içeren ishallerde ve çocuğun ağızdan sıvı alamadığı durumlarda ise mutlaka çocuk doktoruna başvurulmalı”

 Nasıl korumalı?

  • Çocuğunuzun el hijyenine dikkat edin
  • İçme sularının ve yiyeceklerin yıkandığı suların temizliğinden emin olun
  • Hijyeninden emin olmadığınız, açıkta satılan gıdaların tüketiminden kaçının

DIŞ KULAK YOLU ENFEKSİYONU

Özellikle kirli havuz sularından kaynaklanan dış kulak yolu enfeksiyonu ‘yüzücü kulağı’ olarak da adlandırılıyor. Dış kulak yolundaki enfeksiyona bağlı olarak; ağrı, kaşıntı, akıntı ve pis kokuyla kendini gösteriyor. Bu yakınmalarda mutlaka doktora başvurulması ve tedaviye başlanması gerekiyor.

 Nasıl korumalı?

  • Havuz bakımının düzenli yapıldığından, suyunun temiz ve klorlanmış olduğundan emin olun
  • Dış kulak yolunu pamuk, havlu veya parmakla travmatize etmeyin
  • Neme maruz kalmaması için havuz veya deniz sonrasında kulağını temiz havluyla kurulayın

Pause Dergi, Pause Sağlık

İDRAR YOLU ENFEKSİYONU

Yaz aylarında kirli havuz ve sulara girmek, ıslak ve kirli mayoları değiştirmemek gibi etkenler nedeniyle, özellikle kız çocuklarında idrar yolu enfeksiyonu görülme sıklığı artıyor. “Bu enfeksiyon idrar yaparken yanma, idrarda kötü koku, kanlı idrar, karın ağrısı, bulantı, kusma ve ateş gibi belirtilere neden oluyor” bilgisini veren Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, “Bu belirtilerde mutlaka çocuk doktoruna başvurulması gerekiyor, aksi halde böbreklerde hasara yol açabiliyor” diyor.

Nasıl korumalı?

  • Pamuklu iç çamaşırlarını tercih edin
  • Günlük iç çamaşırı değişimine özen gösterin
  • Islak ve kirli mayoları bekletmeden değiştirin
  • Tuvalet eğitimi yoksa bez değişimi sırasında temizliği önden arkaya doğru yapın

HEPATİT A SARILIĞI

Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı hepatit A virüsünün ağız yoluyla bulaştığını belirterek, “Bu virüs kirli su ve kirli gıdalardan bulaşıyor. Ateş, karın ağrısı, kusmayla birlikte cilt renginde sararma görülüyor. Tedavide geç kalındığında karaciğerde hasar oluşturabiliyor. Dolayısıyla bu belirtilerde mutlaka çocuk hekimine başvurulmalı” diyor.

 Nasıl korumalı?

  • El ve tuvalet hijyenine özen gösterin
  • Ortak tabak-çatal kullanımından kaçının
  • Hepatit A aşısını mutlaka yaptırın

Pause Dergi, Pause Sağlık

MANTAR ENFEKSİYONLARI

Yaz aylarında terlemenin artması ve cildin pH’ının bozulması yüzeyel mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlıyor. Ciltte genellikle yuvarlak kırmızı-kaşıntılı lezyonlar şeklinde görülüyor. Lokal tedaviler çoğunlukla yeterli geliyor.

 Nasıl korumalı?

  • Pamuklu kıyafetleri tercih edin
  • Çok kalın kıyafetler giydirmekten kaçının
  • Düzenli duş yaptırmaya özen gösterin
  • Cildine uygun pH özelliğine sahip sabunlar tercih edin

KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi genellikle kenelerin ısırmasıyla bulaşan ve ölümcül olabilen viral bir hastalık. Yaz aylarında açık alanlarda geçirilen zamanın artmasıyla birlikte çocuklarda kene ısırmalarına daha sık rastlanıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, kene ısırması durumunda ailelerin keneye herhangi bir işlem uygulamadan hemen sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiğine dikkat çekerek, “Sağlık kuruluşunda kenenin çıkartılmasının ardından çocuklar ateş, kas ağrısı gibi bulgular açısından takip ediliyor ve gerekli durumlarda bazı tahliller yapılıyor” diyor.

 Nasıl korumalı?

  • Kırsal alanlarda, kenelerin vücuduna girebileceği açık yerlerini kapatın. Örneğin uzun kollu tişörtler giydirin, şort yerine pantolonu tercih edin
  • Kenelerin kolay fark edilebilmeleri için açık renkli kıyafetler giydirin
  • Eve döndüğünüzde kıyafetlerini çıkartarak kene açısından kontrol yapın

Pause Dergi, Pause Sağlık

ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI

Üst solunum yolu enfeksiyonları daha çok kış aylarında olmakla birlikte yazın da görülebiliyor. Boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı ve ateş, sıklıkla görülen belirtilerini oluşturuyor. Genellikle virüslerin etken olduğu bu hastalıklar destek tedavilerle ortadan kalkıyor. Uzun süren ateş, şiddetli öksürük ve solunum sıkıntısı olması durumunda mutlaka çocuk hekimine başvurulması gerekiyor.

Nasıl korumalı?

  • Kapalı alanları sık sık havalandırın
  • Hasta kişilerle temas etmesinden kaçının
  • Klimaların bakımına ve temizliğine dikkat edin