Yazılar

Öksürüğü hafife almayın

Öksürüğü hafife almayın

“Öksürürken adeta nefessiz kalıyorum!”, “Öyle şiddetli ki, öksürdüğümde yer yerinden inliyor!”, “Gece uykusu bırakmadı, gündüz de bana mısın demiyor!”… Son günlerde pek çok kişi, yaşam kalitesini düşüren ve geldi mi gitmek bilmeyen şiddetli öksürük şikayetiyle hastanelere başvuruyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim “Son haftalarda viral solunum yolu enfeksiyonlarında artış gözlenmektedir. Çok sayıda hasta; üst solunum yolu enfeksiyonu ve geçmeyen, yaşam kalitesini bozan, inatçı öksürük şikayeti ile polikliniklere başvurmakta; nedeni Covid-19 mu? Alerji mi? Reflü mü? Mevsimsel grip mi? diye belirlenmeye çalışılmaktadır” diyor. Hastanın öksürüğünün ne kadar zamandır devam ettiği, nasıl seyrettiği ve eşlik eden diğer şikayetlerin bu hastalıklar arasında ayırıcı tanı yapmak açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tülin Sevim; öksürüğün altında yatan 10 nedeni, alınabilecek önlemleri ve tedavisini anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Tülin Sevim

Nezle (soğuk algınlığı) ve grip

Soğuk algınlığında öksürüğe; burun akıntısı, hapşırık, boğaz ağrısı, hafif ateş, halsizlik ve baş ağrısı gibi yakınmalar eşlik eder. Influenza virüsünün neden olduğu mevsimsel gripte ise; kuru ve inatçı öksürüğe, soğuk algınlığı belirtilerinin yanı sıra yaygın vücut ağrıları, yüksek ateş, nefes darlığı, kusma ve ishal gibi şikayetler eşlik etmektedir.

“Öksürük aşırı duyarlılığı“

Virüslerin neden olduğu viral solunum yolu (soğuk algınlığı ve grip) hastalıklarına bağlı olarak gelişen öksürük günler içinde geriler ve kaybolur. Ancak bazı hastalarda tedaviye rağmen öksürük aylarca devam edebilmektedir. Kronik inatçı öksürük olarak tanımlanan bu durumun viral enfeksiyonlardan sonra ortaya çıkan “öksürük aşırı duyarlılığı“ ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu tarz öksürük iki aydan uzun süre devam eder, genellikle kuru öksürük şeklindedir, çok az miktarda balgam görülebilir. Şarkı söylemek, gülmek, derin nefes almak, egzersiz, ısı değişikliği, soğuk hava, havadaki partiküller, kokular, kimyasal maddeler gibi faktörler öksürüğü artırır. Hastalar boğazlarına bir şey takılmış gibi hissettiklerini ve sürekli temizleme ihtiyacı duyduklarını ifade ederler. Öksürük aşırı duyarlılığı, aylarca devam eden, hastaları çok rahatsız eden, birçok kez doktora başvurmalarına neden olan, yaşam kalitesini bozan bir durumdur.

Alerji

Alerjik öksürük; özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında, belli ortamlarda veya belli tetikleyici faktörler ile karşılaşıldığında artar. Öksürükle birlikte; burun akıntısı, geniz akıntısı, hapşırık, gözlerde sulanma, kaşıntı, bazen nefes darlığı, hışırtılı solunum gibi şikayetler de mevcuttur. Ateş çok beklenen bir belirti değildir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Covid-19

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin SevimÖksürük, Covid-19’un belirtileri arasında yer almakla birlikte; Covid-19’da hastalarda öksürüğün yanı sıra; ateş, yaygın vücut ağrıları, halsizlik, kırıklık, boğaz ağrısı, tat-koku kaybı, nefes darlığı gibi şikayetler mevcuttur” diyor.

Geniz akıntısı

Kronik öksürüğün sık görülen nedenlerinden biri geniz akıntısıdır. Burun kanalından geriye, boğaza doğru akıntı hissetme durumu olarak tanımlanır. Hasta yatarken veya sabah uyandığında akıntının arttığını hissedebilir. Alerjik veya alerjik olmayan inatçı burun iltihabı (rinit) ve sinüzit ile birlikte görülebilir. Hastalarda öksürükle birlikte, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, hapşırık, damakta/burunda/boğazda kaşınma hissi bulunur, sürekli boğazlarını temizleme ihtiyacı duyarlar. Isı değişikliği, kimyasal maddeler, kokular vb öksürüğü tetikler. Alerji ile ilişkili olduğunda; belli mevsimlerde veya kişi duyarlı olduğu antijenle (ev tozu akarı, kedi, köpek tüyü, küf vb) karşılaştığında geniz akıntısı ve öksürük şikayetleri artar.

Reflü

Reflü günümüzde çok sık görülen bir hastalıktır ve kronik öksürüğün önemli nedenlerinden biridir. Reflü hastalığının tipik belirtileri göğüs kemiğinin arkasında duyulan ve aşağıdan yukarıya, boğaza doğru yayılan yanma hissi, göğüs ağrısı, yenilen yiyecek veya ekşi sıvının ağıza veya yemek borusuna geri gelmesi, boğaz ağrısı, ses kısıklığı, geğirti, hazımsızlık, midede ekşimedir. Kalp ağrısı veya astım hastalığını taklit edebilir. Şikayetler genellikle yemeklerden yarım saat sonra başlar ve öne eğilmekle artar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Zararlı maddelerin solunması

Zararlı gaz, duman, toz, parçacık, kimyasal madde veya yabancı cisim solunması akut öksürük nedenidir. Yani ani başlar ve üç haftadan kısa sürer. Yaşadığımız ortamda, iş yerlerimizde, soluduğumuz havada bulunan bu zararlı maddeler solunum yollarını tahriş eder; maruz kalınan bu zehirli maddelerden kurtulmak, hava yollarını temizlemek, akciğerlerimizi korumak için öksürük refleksi çalışmaya başlar. Sigara dumanı, egzoz gazı, partiküller soluduğumuz havada sık karşılaştığımız zararlı maddelerdir.

Akciğer enfeksiyonu (Zatürre, Tüberküloz)

Zatürre (pnömoni); bakteri, virüs veya nadiren mantarların neden olduğu akciğer enfeksiyonudur. En sık görülen belirtiler; ani başlangıçlı ateş, titreme, öksürük, balgam, nefes darlığı ve göğüs ağrısıdır. Hafif seyredebildiği gibi özellikle risk grubundaki kişilerde ölüme neden olabilir. Tüberküloz da, üç haftadan uzun süre devam eden, kronik öksürük nedenlerinden biridir. Hastalarda öksürük ile birlikte, iştahsızlık, kilo kaybı, gece terlemesi, bazen kan tükürme görülebilir.

Hava yolu hastalıkları (Astım, kronik bronşit)

Astım, kronik öksürüğün önde gelen nedenlerinden biridir. Tipik olarak öksürükle birlikte hışıltılı solunum ve nefes darlığı da görülür. Ataklarla seyreder, ataklar dışında hasta tamamen sağlıklı olabilir. Astımın bir alt tipi olarak değerlendirilen öksürükle seyreden astımda ise hışıltılı solunum veya nefes darlığı bulunmayabilir, hastaların tek şikayeti öksürüktür. Kronik bronşit; kronik öksürük ve balgam ile karakterize bir hastalıktır. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığının (KOAH) bir alt tipidir. KOAH büyük oranda sigara ile ilişkilidir. İlerleyici ve geri dönüşümü olmayan bir hastalıktır. Hastalığın ilk bulgusu kronik öksürüktür. Ancak hastalar bu şikayeti sigaraya bağladıkları için önemsemezler. Zaman içinde hastalık ilerler bir süre sonra nefes darlığı gelişir.

İlaçlar

Yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, bazı kişilerde kronik öksürük nedeni olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Öksürüğe karşı etkili 8 öneri!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, öksürüğe karşı önerilerini şöyle sıralıyor;

  • Doktorunuzun verdiği ilaçları düzenli kullanın.
  • Öksürüğü tetikleyen faktörlerden (alerjen, sigara dumanı, kimyasal madde, duman, partikül vb) uzak durun, maruziyeti azaltmak için gerekli önlemleri alın. Örneğin; polen alerjiniz varsa polen yoğunluğunun fazla olduğu günlerde çok gerekmedikçe dışarı çıkmayın. Yine hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde de gerekmedikçe dışarı çıkmayın.
  • Sigara içmeyin, içilen ortamlarda bulunmayın.
  • Yaşadığınız ortamı nemlendirin. Hava nemlendiricisi veya sıcak buharlı bir duş, burun tıkanıklığını azaltmaya yardımcı olur, boğaz ve hava yollarını rahatlatır.
  • İstirahat edin, bol bol sıvı tüketin. Ilık su, et veya tavuk suyu, günde 2-3 fincanı geçmemek koşuluyla bitki çayı boğazı rahatlatarak öksürüğün azalmasını sağlayabilir.
  • Sıcak ballı limon öksürüğü rahatlatmakta oldukça yardımcıdır. (1 yaşın altındaki çocuklara verilmemelidir. Diyabet hastaları doktoruna danışmalıdır). Zencefil çayı, hatmi kökü çayı, kekik çayı öksürüğü rahatlatmak için aşırıya kaçmadan tüketilebilir.
  • Yemek yedikten sonra hemen yatmayın, özellikle reflüye karşı yastığınızı yükseltin.
  • Tuzlu su ile gargara yapın. Tuzlu su; boğaz ağrısını hafifletir, boğazın arkasındaki balgam ve mukusu azaltarak öksürüğü rahatlatır.

Sonbahar depresyonuna dikkat

Sonbahar depresyonuna dikkat

Hayattan eskisi kadar keyif alamıyorum… Yoğun kaygı ve suçluluk hissi yaşıyorum… Büyük bir hüzün dalgası kaplıyor içimi… İş hayatımda eski performansımı gösteremiyorum… Gün geçtikçe sosyal çevremden uzaklaşıyorum… Dikkat! Bu tür sorunlardan yakınıyorsanız, ‘sonbahar depresyonu’ sizi de etkisi altına almış olabilir!

Güneş ışınlarının azalmasıyla birlikte değişen hormonların etkisi, sonbaharın eğitim döneminin başlangıcı sayılması ve buna bağlı olarak sorumlulukların artması, tatil sürecinden çıkılması; sonbahar depresyonu, diğer adıyla ‘mevsimsel depresyona’ neden olabiliyor. Ülkemizde her 100 kişiden 5-6’sında görülen sonbahar depresyonu, ‘mutluluk hormonu’ olarak bilinen seratonin adlı hormona daha fazla duyarlı olmaları nedeniyle genellikle kadınlarda görülüyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Klinik Psikolog Eyşan Türker, pandemi sürecinde sonbahar depresyonunun daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, “Covid-19 pandemisinde hasta ile ölüm oranlarının yüksek olması ve sosyal izolasyonun getirdiği kısıtlamalar kaygı düzeyini artırmasının yanı sıra kişinin kendini yalnız ve çaresiz hissetmesine yol açabiliyor. Yoğun yaşanan bu duygular da depresyon için büyük bir risk oluşturuyor.” diyor. Ancak alacağınız önlemlerle sonbahar depresyonunun gelişmesini önleyebilir veya depresyona yakalandıysanız bu süreçte oluşabilecek sorunların şiddetini azaltabilirsiniz. Klinik Psikolog Eyşan Türker sonbahar depresyonuna karşı dikkat etmeniz gereken 7 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klinik Psikolog Eyşan Türker

Genellikle 2-3 hafta sürüyor

Uyku ve iştah problemleri, keyifsizlik, çökkünlük, artışta olan agresyon, umutsuzluk ve kaygılı ruh ile kendini gösteren sonbahar depresyonu genellikle 2-3 hafta sürüyor. Klinik Psikolog Eyşan Türker, “Eğer yakınmalar devam ederse, artık bu sorunda sonbahar depresyonundan ziyade; depresyon veya major depresyon düşünülmelidir. Burada en önemli nokta, semptomların ne kadar süredir devam ettiği, şiddetinin nasıl seyrettiği ve intihar düşüncelerinin varlığıdır. Yaşadığımız şey ne olursa olsun, işlevselliğimizi olumsuz yönde etkileyecek bir husus oluşturuyorsa, örneğin her zamanki gibi işimize gidemiyorsak, sosyal çevremiz ile temasımız azaldıysa, yaptığımız aktivitelerden eskisi gibi keyif almıyorsak, profesyonel yardım almamız süreci daha kolay atlatabilmemizi sağlayacaktır.” diyor.

Sonbahar depresyonuna karşı 7 etkili öneri!

Klinik Psikolog Eyşan Türker, sonbahar depresyonuna karşı alabileceğiniz önlemleri şöyle anlatıyor:

Açık havada düzenli olarak 30-45 dakika yürüyüş yapın. Yürüyüş sırasında seratonin ve dopamin gibi kimyasalların düzeyleri değişecek, bu da ruh halinize olumlu etki edecektir.

Sosyal olarak izole oldukça, yalnızlaştıkça çökkün ruh durumu daha kalıcı olabiliyor. Bu nedenle sosyal yaşantıya mümkün olduğunca fırsat yaratın.

Depresyon olumsuz yeme tutumlarına yol açabildiği için düzenli ve sağlıklı bir beslenme rutini oluşturun. Yeme günlüğü, gün içinde ne yediğinizi takip etmenizi kolaylaştırabilir.

Depresyon uyku düzenini bozabiliyor. Bunun önüne geçmek için uykunuzu kaliteli hale getirmeniz gerekiyor. Uyumadan önce meditatif egzersizler yapın, bedeninizi gevşetmeye çalışın, uyku düzeninizi sağlayın. Ortalama 7-8 saat uyumak hem zihinsel hem de bedensel olarak daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

Çevrenizden yardım isteyin; ruhsal durumunuzla ilgili konuşmak, yakınmalarınızı paylaşmak mutlaka iyi gelecektir.

Kitap okumak, yazı yazmak ve bulmaca çözmek gibi zihinsel aktiviteler ruh halinizi olumlu yönde etkileyebiliyor.

Özellikle sabahları uyandığınızda oluşturacağınız rutinler günün geri kalanında kendinizi daha enerjik hissetmenizi sağlayabiliyor. Güne başlarken esneme hareketleri, yoga gibi bedensel aktivitelerin yanı sıra meditasyon, nefes egzersizi gibi zihinsel olarak rahatlama egzersizleri yapmanızda fayda var.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bu belirtiler varsa, zaman kaybetmeyin!

Aşağıda yer alan yakınmalarınız sonbahar depresyonuna işaret edebiliyor olabilir.

Uyku problemleri (artış veya azalma)

İştah sorunları (artış ve azalma)

Yoğun suçluluk duyguları

Keyifsizlik, çökkünlük

Artmış bir agresif ruh hali

Hayattan zevk alamama

Yorgunluk, bitkinlik

Cinsel isteksizlik

İntihar düşünceleri

Beyinde o proteinler çoğalıyorsa… Dikkat!

Beyinde o proteinler çoğalıyorsa… Dikkat!

“Ah yine unuttum!” dediğinizde hemen ardından ‘Alzheimer mı oluyorum?’ sorusu aklınıza geliyorsa, hemen ‘evet’ yanıtını vermeyin. Alzheimer hastalığı unutkanlıkla ilişkili olsa da, pek çok farklı belirti var… Giderek her şeyi unutma, hastadan çok sevdiklerini hüzünlendiriyor elbette! Bir annenin çocuğunu tanımaması, hatıralarının asla aklına gelmemesi, bizi biz yapan geçmişin silinmesi duygusal olarak yıkıcı bir durum. Yalnızca Türkiye’de 600 bin hasta olduğunu bilmek, üstelik hastaların aileleri de düşünüldüğünde, karşımıza bu hastalıktan etkilenen milyonları geçen sayılar çıkıyor. Üstelik tam tedavisi olmadığı için umutlar giderek azalıyor. Ama bilim, bu durumu hastaların lehine çevirmek için büyük bir çaba sarf ediyor ve umut veren yeni gelişmeler oluyor! Alzheimer hastalarının beyninde asetilkolin adı verilen ve sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan bir kimyasal maddenin azaldığına dikkat çeken Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, “Hastalığın özellikle erken döneminde beyindeki asetilkolin düzeyini artırmaya yardımcı olan ilaçların kullanımı ile semptomatik bir iyileşme sağlanabiliyor. Hatta semptomatik iyileşmenin ötesinde, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı vadeden yeni bir ilaç kısa bir süre önce ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden (FDA) onay aldı. Bu ve benzeri ilaçlar belirli aşamalardan sonra kullanıma girebilecek” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin

Bu belirtilere dikkat!

Alzheimer hastalığı günümüzde sık rastlanan ve bu nedenle toplum tarafından bilinen bir hastalık. Dünyada giderek daha fazla yaşlı birey olması, bu hastalığın görülme oranını da artıyor. Sinsice ilerleyen hastalıkta, unutkanlık en önemli belirtilerinden biri ama bu unutkanlığın, günlük hayatı olumsuz etkileyecek şekilde olması gerekiyor. Ayrıca planlama ve hesaplamada zorlanma, zamanı ve mekanı karıştırma, görüntüleri algılamada güçlük çekme, konuşma ve anlamada zayıflığı da beraberinde getiriyor.

Bilişsel bozuklukla kendini belli ediyor

Türkiye Alzheimer Derneği verileri, ülkemizde 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğunu gösteriyor. 60 yaşın üzerinde her beş kişiden birinde hastalığın öncüsü olarak kabul edilen hafif bilişsel bozukluk belirtilerinin görüldüğüne de dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, “Gerekli önlemler alınmazsa beş yıllık takipte bu hafif bilişsel bozukluk Alzheimer hastalığına dönüşebiliyor” diye uyarıyor.

65 yaş üstüne yıllık bilişsel muayene

Alzheimer hastalığının biyolojik bulgularının tanıdan neredeyse 20 yıl önce ortaya çıkmaya başladığına dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, “Amerikan Nöroloji Akademisi, 65 yaş üstü bireylerin yıllık kognitif muayenelerinin yapılmasını öneriyor. Bu muayeneler ile hastalardaki bellek, dikkat, yürütücü işlevler, dil ve görsel-mekansal işlevler gibi bilişsel yetilerindeki bozulmanın klinik ölçümleri yapılabiliyor” diye anlatıyor. Beyin fonksiyonları için hayati öneme sahip bazı vitamin, hormon ile mineral düzeylerini ölçen testlerin de düzenli yaptırılması ve incelenmesi Alzheimer hastalığının ilerleyişinin yavaşlatılması için gerekli.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beyinde o proteinler saptanırsa…

Alzheimer hastalığının kesin tanısı nasıl konuyor? Alzheimer’da beyindeki asetilkolin adı verilen ve sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan bir kimyasal maddenin azaldığı biliniyor. Hastalığa neden olan anormal yapıdaki amiloid ve tau proteinleri, biyokimyasal ve görüntüleme yöntemleri ile saptanabiliyor. Hastaların belinden sıvı alınarak yapılan beyin-omurilik-sıvısı incelemesi ile anormal yapıdaki bu proteinler görülebiliyor. Ama belinden sıvı örneği almanın yanı sıra, yeni nesil bir görüntüleme yöntemi olan pozitron emisyon tomografisi (PET) ile de beyinde biriken amiloid görüntülenip saptanabiliyor.

Yeni ilaçlar üzerinde çalışılıyor

İlerleyici bir hasara yol açtığı için Alzheimer hastalığının tedavisi büyük önem taşısa da halen tam tedavi sağlayacak bir ilaç bulunmuyor. “Elimizdeki ilaçlar hastalığın seyrini değiştirmekten çok mevcut belirtilerin düzeltilmesine yardımcı oluyor” diyen Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, hali hazırda devam eden bazı klinik araştırmalarda Alzheimer hastalığının oluşumunu önlemeyi ve ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlayan yeni nesil ilaçlar üzerinde çalışıldığını belirtiyor. Kısa bir süre önce ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden (FDA) onay alan bir ilacın yaygın kullanıma girmesi bekleniyor. Ancak ilaçlar, kesin tanı konmuş Alzheimer hastalarında kullanılacak.

Erken tanının yanı sıra…

Erken tanı, yeni nesil ilaçların doğru hastada kullanılmasının yanı sıra uyku bozukluğu, yanlış beslenme, hareketsiz yaşam, depresyon, kaygı bozukluğu gibi sinirsel hasar sürecini hızlandıran nedenlerin düzeltilmesinde de önem taşıyor. Alzheimer hastalığı tedavisinde egzersiz terapilerinin de önemli bir yeri olduğuna işaret eden Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, “Yapılan çalışmalar fiziksel egzersizin beyinde tamir sürecini hızlandıran nörotrofik faktörlerin artışına neden olduğunu, beynin yaşlanma hızını azalttığını ve Alzheimer hastalığında da patolojik süreci yavaşlattığını gösteriyor” diye bilgi veriyor.

Alzheimer hastalığında beyinde asetilkolin adı verilen ve sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan bir kimyasal maddenin azaldığını belirten Dr. Öğretim üyesi Mustafa Seçkin, “Hastalığın özellikle erken döneminde beyindeki asetilkolin düzeyini artırmaya yardımcı olan ilaçların kullanımı ile semptomatik bir iyileşme sağlanabiliyor. Ayrıca gerektiğinde melatonin kullanımı ile uyku kalitesinin yükseltilmesi beyinden anormal yapıdaki amiloidin doğal yollarla temizlenip uzaklaştırılmasına yardımcı oluyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İşinizi bitirmekte zorluk çekiyorsanız, dikkat!

Alzheimer hastalığı kişiye özel belirtiler gösteriyor. Bu nedenle bellek seviyesinde düşüş hisseden kişilerin doktora başvurmalarını öneren Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, şunları söylüyor: “Evden çıkarken anahtarı ya da telefonu unutmak, herkesin başına gelebilir. Ancak bunlar sıklaşmaya başladıysa, eskiden daha hızlı tamamladığımız bir işi bitirmemiz uzuyorsa, faturaları takip etmekte güçlük çekiyorsak, bu belirtiler ihmal edilmemeli. Ayrıca yaşlılıkla birlikte artan depresyon, kaygı bozukluğu gibi duygudurum bozuklukları, dürtü bozukluğu, delüzyonel düşünce, görsel-işitsel varsanılar, davranış ve kişilik değişiklikleri gibi psikiyatrik belirtilerin de önemli bir bölümünün altında Alzheimer hastalığı ve benzeri nörodejeneratif süreçlerin yattığı unutulmamalı.”

Pandemide aşırı kaygı uykumuzu kaçırdı!

Pandemide aşırı kaygı uykumuzu kaçırdı!

Bir buçuk yılı aşkın süredir günlük yaşam alışkanlıklarımızı kökünden değiştiren Covid-19 pandemisi; sağlıksız beslenme, gece geç saatlere kadar oturma dolayısıyla gece yemelerini artırması, hareketsizlik ve aşırı kaygı derken pek çok kişide uyku sorunlarını artırdı. Yapılan araştırmalar, besin seçimleri ve beslenme alışkanlığının da uyku süresini ve uyku kalitesini etkilediğini ortaya koyuyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker “Dengeli beslenme, sağlığı korumak, geliştirmek ve hastalık riskini azaltmak için en önemli yaşam tarzı faktörlerinden biri. Hem beslenme hem de uyku ihtiyaçları, bireyden bireye değişmekte olup, bazı besinler ve bireylerin beslenme alışkanlıkları uyku üzerinde önemli etki gösterir” diyor. Peki uykuya dalmayı kolaylaştırmak için nasıl bir beslenme alışkanlığı edinmeliyiz? Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, iyi bir uyku için 6 etkili beslenme önerisini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker

Uyku dostu meyvelerden faydalanın

Muz, potasyum ve magnezyum içeriği sayesinde kasların gevşemesine katkı sağlayarak uykuya dalmayı kolaylaştırabilir. Kivi, yüksek konsantrasyonlarda antioksidanlar ve folat içeriği sayesinde uykuyu teşvik edebilecek başka bir meyvedir. Kızılcık ve vişne, uykuyu teşvik eden bir hormon olan melatonini yüksek miktarda içerir ve uykusuzlukla mücadeleye yardımcı olabilir. Yatmadan 2-3 saat önce 1-2 kivi, 1 küçük boy muz veya 1 su bardağı vişne veya kızılcık kompostosu tüketmek daha hızlı uykuya dalmaya, uyku sırasında daha az uyanmaya ve daha uzun süre uykuda kalmaya yardımcı olabilir.

Yatmadan önce kafein tüketiminden kaçının
Kahve, çay, çikolata ve enerji içecekleri uyarıcı etki gösteren kafein içerirler. Kafein alımı gün boyunca enerji artışı sağlamaya ve uyanık kalmaya yardımcı olur. Bireyden bireye tolerasyon değişmekle birlikte günün çok geç saatlerinde kafein alımı uykuyu olumsuz etkileyebilir. Uykudan en az 6 saat önce kafein tüketiminden kaçınılmasının, uykuyu düzenlemeye yardımcı olabileceği gösterilmiştir.

Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker

Çiğ badem ve ceviz tüketin

Çiğ badem ve ceviz; melatonin, serotonin ve magnezyum dahil olmak üzere uykuyu teşvik eden ve düzenleyen bileşik içerirler. Yatmadan 2-3 saat önce tüketilecek 2 tam ceviz, 10 badem veya yarım su bardağı badem sütü kasların gevşemesine ve uykuyu teşvik etmeye yardımcı olabilir.

Beyaz et ve kefiri ihmal etmeyin

L-triptofan olarak da adlandırılan triptofan; hindi, tavuk, balık gibi hayvansal protein kaynaklarının yanı sıra yoğurt, peynir, kefir gibi süt ürünlerinde bulunan bir amino asittir. Triptofan alımının depresyonu azalttığı ve uyku süresini uzattığı gösterilmiştir. Erken bir akşam yemeğinde az yağlı proteinden zengin bu besinlerin tüketimi uyku süresini ve kalitesini arttırmaya yardımcı olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Alkolden kaçının
Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker “Alkol uyku kalitesini düşürebilir ve uykunun gece sıkça bölünmesine neden olabilir. Alkol ayrıca horlamaya neden olabilir, mevcut uyku apnesini kötüleştirebilir ve diğer uyku bozukluklarının semptomlarını artırabilir. Alkolden uzak durmak, yatmadan en az 4 saat önce ise hiçbir şekilde alkol almamak uyku kalitesini korumaya yardımcı olacaktır” diyor.

Gece atıştırmalıklarından uzak durun
Yatma saatine yakın sindirimi zor, yağlı ve şekerli besinlerin tüketimi uykunun bölünmesi olasılığını artırabilir. Yemek saatleri ve uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi inceleyen bir araştırmada, uykudan önceki 3 saat içinde yemek yiyen bireylerin gece yemeyenlere göre daha sık uyandığı gösterilmiştir. Bu nedenle gece yemeleri ve atıştırmalarından uzak durun.

Hamilelikte en sık rastlanan şikayetler

Hamilelikte en sık rastlanan şikayetler

Bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden Covid-19 pandemisi anne adaylarındaki endişeyi katladı. Öyle ki hamilelik sürecinde yaşanan en küçük şikayetler bile “Ya bebeğime bir şey olursa?” korkusuyla çok daha fazla kaygıya ve strese yol açabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ebru Dikensoy “Hamilelikte bağışıklığınız azaldığı için pek çok hastalığa kolayca yakalanabilir ve hastalanabilirsiniz. Ancak bu sorunlar hakkında doğru bilgilere sahip olup gerekli önlemleri aldığınızda bu süreci daha az stresle ve güvenle geçirebilirsiniz” diyor. Prof. Dr. Ebru Dikensoy, hamilelikte en sık rastlanan 7 şikayeti anlattı, pandemi sürecinde anne adaylarına özel önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Hamilelikte en sık rastlanan şikayetler

Kramp

Hamilelikte istem dışı kas kasılmaları (kramp) sık görülüyor. Özellikle geceleri kan dolaşımı yavaşlayıp kaslara daha az oksijen ulaştığından kramplar artabiliyor.

Ne yapmalısınız?

Eğer kramp bacak ve ayak bölgesinde ise kaslarınızı hafifçe germe hareketi yapın. Bacağınızı yukarı kaldırıp ayak parmaklarınızı yukarı doğru hafifçe gerin. Ilık ve ıslak bir havluyu ağrılı bölgenize sararak dinlendirin. Şiddetli bir ağrı durumunda doktorunuzla temasa geçin. Krampa karşı; bol su tüketmek, yürüyüş yapmak, uzun süre ayakta kalmamak, uyumadan önce ılık duş almak ve 10 dakika bacak egzersizleri yapmak, otururken ayağın altına yükselti koymak, ayaklarınıza ve baldırınıza kan dolaşımını artırmak için masaj yapmak, süt içmek, mineralden zengin (maden suyu, balık, kırmızı et, fındık, kuruyemiş) tüketmek ve varisiniz varsa varis çorabı giymek faydalı olacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ödem

Özellikle el ve ayaklarda oluşan ödeme yüz ve göz kapaklarında da şişlikler, kulak çınlamaları, gözde sinek uçuşmaları ve ense ağrıları eşlik ediyorsa sorun tansiyondan kaynaklanıyor demektir.  Bu nedenle tansiyon süratle ölçülmeli ve yüksek seyrediyorsa mutlaka bir hekime başvurmalıdır.

Ne yapmalısınız?

Seyahatlerde verdiğiniz molalarda sık sık yürüyüş yapın. Hafif ve az tuzlu beslenin. Araçta oturduğunuz koltuklarda ayaklarınızı büküp uzatarak kan dolaşımını arttırıp ödem ve tromboz gibi dolaşım bozukluklarından korunun. Varis gibi dolaşım bozukluğunuz varsa mutlaka varis çorabı kullanın. Dar ve sıkı kıyafetlerden kaçının. Özellikle kalp ve böbrek hastası olanlar ve gebeliğe bağlı hipertansiyonu çıkan gebeler çok yakın hekim kontrolünde gebeliklerini sürdürmeli ve kontrollerini aksatmamalıdır. Kesinlikle ödem sökücü bitkisel yaklaşımlar ve ilaçlardan sakının.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Mide bulantısı

Hamilelikte genellikle bulantı, kokuya duyarlılık, bazı yiyecekleri yiyememek gibi durumlarla karşı karşıya kalınabiliyor. Kusma genelde sabahları aç karnınayken, işe yetişme stresi ile uyanınca artabilir.

Ne yapmalısınız?

Sabahları uyanılması gereken saatten 5-10 dakika önce uyanıp başucuna geceden konulmuş tuzlu bir kraker veya leblebiden atıştırıp stres yapmadan hazırlanıp evden çıkmak bulantıyı azaltmaktadır. Gerekirse geceden alınacak zencefil kökünden yapılan bulantı engelleyici kapsüllerden faydalanılmalıdır. Bitkisel tedavi ile rahatlamayan hastalarda gebelik öncesi mide problemleri (gastrit, ülser veya reflü) sorgulanmalı ve tedavisi için gastroenteroloji uzmanına yönlendirilmelidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Reflü

Prof. Dr. Ebru Dikensoy “Gebelikte reflü sık görülebilir ve beslenme alışkanlıklarını değiştirince önlenebilir. Biz tüm gebelere yemeklerden bir saat önce veya sonra sıvı almaları, yemekle birlikte su, ayran ve kola gibi sıvı maddeleri almamaları konusunda tavsiyelerde bulunmaktayız. Katı gıdalarla sıvı gıdalar birlikte alındığında daha geniş bir hacim ve büyüklüğe ulaşan, açısı da bozulmuş mideden yemek borusuna sıvı kaçmasına (reflüye) yol açmaktadır. Sık aralıklarla azar azar beslenme, tok iken sıvı almama, gece daha yüksek bir yastık kullanma gibi tavsiyelerde bulunabiliyoruz. Tüm bunlara rağmen reflü ve mide ağrısı çeken hastaları tedavi düzenlemek amaçlı gastroenterolojiyle görüştürmekteyiz” diyor.

 Ciltte çatlaklar

Gebelikte karın bölgesinde oluşan çatlaklar cildin gerilmesi (karnın büyümesi) nedeniyle ortaya çıkan geçici bir problemdir.

Ne yapmalısınız?

Gebelikte özellikle göğüslerde hacimce artış çok olduğu için öncelikle göğüslere çatlak önleyici krem başlanmalıdır. Genelde gebeliğin 16. haftasından itibaren öncelikle göğüslere, sonra belin ince kısımlarına, karın bölgesine ve üst bacağın ön yüzüne çatlak önleyici krem sürülmesi önerilir. Eğer cildiniz esnekse endişe duymanıza gerek yoktur. Doğumdan bir hafta sonra yapılacak fraksiyonel lazer tedavisi bu çatlakları büyük oranda gidermektedir. 3 haftalık seanslarla tamamen geçene kadar fraksiyonel lazer uygulaması oldukça yüz güldürücüdür.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gebelik şekeri

Gebelik, diyabetik olmayan bir anneyi bile diyabetik duruma sokabilecek bir dönemin bütünüdür. Gebelik öncesi diyabeti olmayan bir anne 26. haftadan itibaren diyabetik hale gelebilir.

Ne yapmalısınız?

Gebelik şekeri; taranması ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir endokrin hastalıktır. Değerler yüksek ise; annenin şekerini kontrolde tutup iri bebek oluşumunu, doğum travmalarını engellemek, yenidoğan döneminde kalsiyum, magnezyum ve potasyum düşüklüğüne bağlı geçirilmesi muhtemel nöbetlere engel olmak ve akciğerlerin düzgün gelişimini sağlamak amacıyla detaylı tetkikler ve tedavi sürecine başlıyoruz. Diyabet eğer tespit edilip tedavi edilmezse bebeklerde çok ciddi sorunlara yol açmaktadır.

Ateş

Hamilelikte ateş yükselmesi ve titreme normal bir durum olmasa da buna yol açan pek çok neden var. Bu nedenle her ateş yükselmesinde Covid-19 olduğunuz kaygısına kapılmayın. Ancak özellikle gebeliğin ilk üç ayında geçirilen viral enfeksiyonlar ve ateş bebeğin beyin ve diğer organlarının gelişimini etkileyebildiğinden çok dikkatli olmak gerekiyor.

Ne yapmalısınız?

Prof. Dr. Ebru Dikensoy “Böyle bir durumda hem kendi sağlığınızı hem bebeğinizin sağlığını riske atmamak için zaman kaybetmeden doktorunuzu aramanız en doğrusudur. Öte yandan Covid-19 gebelikte üçüncü trimesterde yani 28. Gebelik haftasından sonra daha kötü seyretmekte ve anne bebek ölümünü artırmaktadır. Gebelikte Covid-19 durumunda etkili ve önerilebilecek bir tedavi bulunmamaktadır. Gebe kalma düşüncesi var ise gebelikten önce aşı olmak en doğrusudur ve aşıdan ne kadar süre sonra gebe kalınabileceği tartışmalıdır. Bizler hastalarımıza bir ay sonra gebe kalınabileceğini söylüyoruz. Dünya Sağlık Örgütü şu ana kadar gebelere uygulanan aşı ile ilgili bir yan etki bulunmadığını, ancak aşı yaptırma kararını hekim ve anne adayının beraber değerlendirme yaparak vermesi gerektiğini belirtiyor. Gebenin kronik bir hastalığı varsa (astım, KOAH, diyabet vb) her iki aşıdan da olabileceği vurgulanmaktadır” diyor.

Kalp krizinde öksürmek hayat kurtarır mı?

Kalp krizinde öksürmek hayat kurtarır mı?

Küresel olarak, kalp hastalıkları bir numaralı ölüm nedeni olarak yerini koruyor ve dünyada her yıl yaklaşık 18 milyon insanın hayatını kaybetmesinden sorumlu oluyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde her 36 saniyede bir kişi kardiyovasküler hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor ve yine ABD’de de her 4 ölümden biri bu sebeple görülüyor. Ülkemizde de ölüm nedenlerinin yüzde 42’sini koroner kalp hastalıkları oluşturuyor. Günümüzde oluşum nedenlerinden tedavisine kadar kalp hastalıkları hakkında bilgilendirme ile farkındalık çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Ancak kalp sağlığı hakkında toplumda yayılan bilimsellikten uzak söylemler kalp sağlığını riske atıyor, hastaların yaşamlarını kaybetmelerine bile neden olabiliyor! Üstelik günümüzde spekülasyonlara inanmak özellikle sosyal medyada çok kolay oluyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, kalp sağlığı hakkında toplumda doğru sanılan 10 yanlış bilgiyi anlattı; önemli uyarılarda bulundu!

Pause Dergi, Pause Sağlık

YANLIŞ! Kalp hastalığı konusunda endişelenmek için çok gencim

Doğrusu: Şimdi nasıl yaşadığınız, hayatınızın ilerleyen dönemlerinde kalp hastalığının gelişme riskini etkiliyor. Henüz erken çocukluk ve ergenlik döneminde atardamarlarda plak oluşumunun öncüleri gelişmeye başlıyor. Ayrıca genç ve orta yaşlı insanlarda kalp problemleri günümüzde daha sık görülüyor. Bunun sebebi ise hatalı beslenme ve hareketsizlik nedeniyle obezite, tip 2 diyabet ile diğer risk faktörlerinin daha genç yaşta görülmesi.

YANLIŞ! Kalp durması ve kalp krizi aynı şeydir

Doğrusu: Damarlardaki tıkanma nedeniyle kalp kası hayati önem taşıyan oksijen ve besinleri alamıyor. Eğer tedavi edilmezse kalp kası zarar görmeye ve ölmeye başlıyor. Koroner arterlerden biri tıkandığında da bu sebeplerle kalp krizi oluşuyor. Kalp durması ise hastanın kalbinin vücuduna kan pompalamayı bırakması ve bunun sonucunda hastanın nefes alamaması, bilincin kaybolması olarak tanımlanıyor. Doç. Dr. Murat Turfan kalp durmasında hastanın hayati fonksiyonlarını yitirdiğini belirterek, “Bu durumda hemen 112 aranmalı ve bu konuda eğitim almış bir kişi tarafından kalp masajına başlanmalı” uyarısında bulunuyor. “Yetişkinlerde kalp durmasının en önemli sebebi, kalp krizidir. Bunun nedeni ise kalp krizi geçiren kişide, kalp durmasına neden olabilecek ölümcül bir kalp ritmi ortaya çıkmasıdır” bilgisini veren Doç. Dr. Murat Turfan, şöyle devam ediyor: “Ancak bu ritim problemi sadece kalp kriziyle ortaya çıkmaz. Ayrıca ritim problemi oluşmadan da kalp durması gelişebiliyor. Kalbin durması ve bunun sonucunda oluşan ani ölüm her zaman kalp krizi demek değildir”

YANLIŞ! Yüksek iyi kolesterole sahip olmak kötü kolesterolü dengeleyebilir

Doğrusu: Eskiden iyi kolesterolün yüksek kötü kolesterol seviyelerinin etkisini telafi edeceği düşünülüyordu. Ancak son araştırmalar durumun böyle olmadığını gösterdi. Önemli olan LDL kolesterol denen kötü kolesterolü kontrol altında tutmak. Yüksek bir HDL, yani iyi kolesterol seviyesi iyi bir durum olsa da bu, vücudunuzun atardamarlarında kolesterol birikimini kesin olarak önlemiyor.

Pause Dergi, Pause Sağlık

YANLIŞ! Kalp hastalığı bir erkek hastalığıdır

Doğrusu: Kardiyovasküler hastalıklar, kadınların erkeklerle aynı oranda hayatını kaybetmelerine yol açıyor. Aslında koroner kalp hastalığından yaşamını yitiren kadınların sayısı, meme kanseri nedeniyle hayatını kaybedenlerden 2 kat daha fazla. “Bu rakamlar göz önüne alındığında, kalp hastalığının kadınları etkilemeyeceğine ve bu hastalıkların sadece orta yaşlı erkeklerde ortaya çıktığına inanmak endişe vericidir” uyarısında bulunan Doç. Dr. Murat Turfan, “Bu, kadın hastaların risk faktörlerinden veya kalp krizi semptomlarından daha az haberdar oldukları ve kalp krizi geçirdiklerinde 112’yi daha geç aramaları anlamına gelebilir ki bu durum hayatta kalma şanslarını önemli ölçüde azaltabiliyor” diyor.

YANLIŞ! Yüksek tansiyonum olup olmadığını bilirdim, çünkü belirtileri olurdu

Doğrusu: Yüksek tansiyona, “sessiz katil” deniyor, çünkü genellikle kişi hastalığının farkında olmuyor. Bunun nedeni ise hiç bir zaman belirtiler vermeyebilmesi. Yüksek tansiyon tedavi edilmezse kalp krizi, felç, böbrek hasarı ve diğer ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Dolayısıyla erken dönemde tedavisi çok önem taşıyor.

YANLIŞ! Vitaminler ve besin takviyeleriyle kalp hastalığı riskimi azaltabilirim

Doğrusu: Antioksidan olan vitaminler E, C ve beta karoten kalp hastalığı riskini düşürüyor. Bununla birlikte, bu vitaminlerle yapılan çalışmalarda; dışardan takviye olarak bunları almanın kalp hastalıklarından korunmada hiç bir faydası gösterilememiş. Henüz anlaşılmayan nedenlerden dolayı vücut, vitaminleri ve mineralleri en iyi şekilde besinlerle elde edildiklerinde emiyor ve kullanıyor. Bu nedenle ihtiyacınız olan vitamin ve mineralleri takviyelerle değil, dengeli bir şekilde sebze ve meyve tüketerek almaya özen gösterin.

Pause Dergi, Pause Sağlık

YANLIŞ! Kalp krizi sırasında öksürmek hayatınızı kurtarabilir

Doğrusu: Kalp krizinde şiddetli bir şekilde öksürmenin kalp durmasını önleyeceğine, dolayısıyla hayatın kurtulabileceğine dair tıbbi bir kanıt yok. Kalp krizinde kalp durursa bilinç kayboluyor, kalp masajı yapılmazsa hasta hayatını kaybediyor. Eğer bilinç açıksa, o zaman kalp durmamış oluyor ve bu nedenle kalp masajına da gerek kalmıyor. Bu süreçte eforun öksürmek yerine, 112’yi aramak için harcanması gerekiyor.

YANLIŞ! Kalp hastalığı olanlar egzersiz yapmaktan kaçınmalı

Doğrusu: Egzersiz, kalp kasını güçlendirmeye ve vücuttaki kan akışını iyileştirmeye katkı sağlıyor. Kalp krizini veya kalp durmasını tetikleyen egzersiz riski son derece düşüktür. Ancak tamamen hareketsiz yaşam sürüyorsanız ve ileri derecede kalp hastalığınız varsa, spor yapmadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

YANLIŞ! Kolesterol ilaçları karaciğere zarar veriyormuş. İlacı bırakmalıyım

Doğrusu: Kandaki kolesterol düzeyinin yüksekliği, atardamarlarda darlık gelişmesi için en önemli risk faktörlerinden birini oluşturuyor. Bu darlık yerine bağlı olarak kalp krizi, felç ve ölüme yol açabiliyor. Sağlıklı bir diyet, egzersiz ve kilo vermek bu riskleri azaltsa da, çoğu zaman yeterli olmuyor. Bu nedenle seçilmiş hastalarda kolesterol ilaçlarını kullanmanın mecburi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Murat Turfan, “Yapılan bilimsel çalışmalarda bu ilaçların kalp krizi, felç ve ölüm riskini azalttıkları görülmüştür. Diğer tüm ilaçlar gibi ki buna çok sık kullanılan ağrı kesiciler de dahil, bu ilaçların yan etki ihtimali vardır. Ancak yan etki düşük bir olasılıkla gelişiyor ve ilaç kesilir kesilmez ortadan kalkıyor. Doktorunuz bu düşük ihtimal için dahi sizi zaten kontrole çağırıyor. Kolesterol ilaçlarından elde edilen faydanın yanında bu risk çok önemsiz duruyor. Bu yüzden doktor kontrolü altında bu ilaçları kullanmanız hem ölüm riskini azaltır hem de güvenlidir” diyor.

Pause Dergi, Pause Sağlık

YANLIŞ! Kırklı yaşlara geldikten sonra herkes aspirin kullanmalı

Doğrusu: “Kan sulandırıcılar, kalp krizi geçiren veya stent ya da by-pass yapılan hastalarda ömür boyu kullanılması gereken ve yeniden kalp krizi riskini düşüren bir ilaçtır” diyen Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, şöyle devam ediyor: “Ancak hiç kalp krizi geçirmeyenlerin aspirin kullanarak kalp krizi ve ölüm riskini azaltmaları tartışmalı bir durumdur. Bazı kan sulandırıcıların mide üzerine zararlı etkileri mevcut ve kanama riskini artırıyor. O yüzden ‘primer koruma’ dediğimiz hiç kalp krizi geçirmemiş hastalarda aspirin kullanımı ancak kalp hastalığı açısından çok yüksek riskli bireylerde faydalı oluyor. Düşük riskli insanların aspirin kullanmasının bırakın faydasını, zararı dahi olabiliyor”

Çocukları tehdit eden yaz enfeksiyonlar dikkat

Çocukları tehdit eden yaz enfeksiyonlar dikkat

Covid-19 pandemisi nedeniyle aylardır tüm zamanlarını neredeyse sadece ev içinde geçirmek zorunda kalan çocuklar, havaların ısınmasıyla birlikte artık açık havada oynayabilmenin, denize ve havuza girmenin keyfini yaşayacaklar. Ancak bu mutlu tablonun bir de diğer yüzü var; sıcakların etkisiyle pek çok enfeksiyon hastalıklarının kapımızı çalması gibi! Yaz aylarında çocuklarda mide-bağırsak enfeksiyonları, kulak enfeksiyonları ve cilt enfeksiyonları gibi bazı enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığı artıyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, sıcaklık artışıyla birlikte bakterilerin daha hızlı üreyebilmeleri. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; 5 yaş altındaki çocukların ölüm nedenlerinde enfeksiyonlar ilk sıralarda yer alıyor. Bu nedenle çocuklarımızı yaz mevsiminde de enfeksiyonlardan korumak yaşamsal öneme sahip! Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, yaz aylarında çocuklarda en sık en görülen enfeksiyon hastalıklarının başında mide-bağırsak enfeksiyonlarının geldiğine dikkat çekerek, “Mide-bağırsak enfeksiyonlarına neden olan mikroorganizmaların çoğu vücuda ağız yoluyla girdikleri için çocuğumuzun el hijyenine dikkat etmeli ve bizler de bu konuda onlara örnek olmalıyız. Ayrıca sıcak yaz aylarında gıdaları muhafaza etmek güçleşiyor. Bu nedenle hijyeninden emin olmadığımız açıkta satılan yiyecekleri de tüketmemeliyiz” diyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, yaz mevsiminde en sık görülen 7 enfeksiyon hastalığından çocukları korumanın yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi, Pause Sağlık

MİDE-BAĞIRSAK ENFEKSİYONLARI

Mide-bağırsak enfeksiyonları, yaz aylarında çocuklarda görülen enfeksiyon hastalıklarında ilk sırada yer alıyor. Virüs ve bakteriler genellikle kirli-kanalizasyon sularının karıştığı sularda yüzülmesi, kirli suların bulaştığı gıdaların tüketilmeleri ve el hijyenine dikkat edilmemesi sonucu bulaşıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, enfeksiyonun kendini ishal, bulantı-kusma ve ateş gibi bulgularla gösterdiğini belirterek, şöyle devam ediyor: ‘Bu tablonun en önemli sonuçlarından biri, sıvı kaybı oluyor. Dolayısıyla vücudun kaybettiği sıvıyı yerine koymak tedavinin odak noktasını oluşturuyor. İshal olan çocuklara sık sık su içirilmeli ve yoğurt, ayran, haşlanmış patates, muz ile pirinç lapası gibi gıdalar verilmeli. Yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınılmalı. Emziren anneler sık sık emzirmeye devam etmeli. Uzun süren, günde çok sayıda olan, kan içeren ishallerde ve çocuğun ağızdan sıvı alamadığı durumlarda ise mutlaka çocuk doktoruna başvurulmalı”

 Nasıl korumalı?

  • Çocuğunuzun el hijyenine dikkat edin
  • İçme sularının ve yiyeceklerin yıkandığı suların temizliğinden emin olun
  • Hijyeninden emin olmadığınız, açıkta satılan gıdaların tüketiminden kaçının

DIŞ KULAK YOLU ENFEKSİYONU

Özellikle kirli havuz sularından kaynaklanan dış kulak yolu enfeksiyonu ‘yüzücü kulağı’ olarak da adlandırılıyor. Dış kulak yolundaki enfeksiyona bağlı olarak; ağrı, kaşıntı, akıntı ve pis kokuyla kendini gösteriyor. Bu yakınmalarda mutlaka doktora başvurulması ve tedaviye başlanması gerekiyor.

 Nasıl korumalı?

  • Havuz bakımının düzenli yapıldığından, suyunun temiz ve klorlanmış olduğundan emin olun
  • Dış kulak yolunu pamuk, havlu veya parmakla travmatize etmeyin
  • Neme maruz kalmaması için havuz veya deniz sonrasında kulağını temiz havluyla kurulayın

Pause Dergi, Pause Sağlık

İDRAR YOLU ENFEKSİYONU

Yaz aylarında kirli havuz ve sulara girmek, ıslak ve kirli mayoları değiştirmemek gibi etkenler nedeniyle, özellikle kız çocuklarında idrar yolu enfeksiyonu görülme sıklığı artıyor. “Bu enfeksiyon idrar yaparken yanma, idrarda kötü koku, kanlı idrar, karın ağrısı, bulantı, kusma ve ateş gibi belirtilere neden oluyor” bilgisini veren Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, “Bu belirtilerde mutlaka çocuk doktoruna başvurulması gerekiyor, aksi halde böbreklerde hasara yol açabiliyor” diyor.

Nasıl korumalı?

  • Pamuklu iç çamaşırlarını tercih edin
  • Günlük iç çamaşırı değişimine özen gösterin
  • Islak ve kirli mayoları bekletmeden değiştirin
  • Tuvalet eğitimi yoksa bez değişimi sırasında temizliği önden arkaya doğru yapın

HEPATİT A SARILIĞI

Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı hepatit A virüsünün ağız yoluyla bulaştığını belirterek, “Bu virüs kirli su ve kirli gıdalardan bulaşıyor. Ateş, karın ağrısı, kusmayla birlikte cilt renginde sararma görülüyor. Tedavide geç kalındığında karaciğerde hasar oluşturabiliyor. Dolayısıyla bu belirtilerde mutlaka çocuk hekimine başvurulmalı” diyor.

 Nasıl korumalı?

  • El ve tuvalet hijyenine özen gösterin
  • Ortak tabak-çatal kullanımından kaçının
  • Hepatit A aşısını mutlaka yaptırın

Pause Dergi, Pause Sağlık

MANTAR ENFEKSİYONLARI

Yaz aylarında terlemenin artması ve cildin pH’ının bozulması yüzeyel mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlıyor. Ciltte genellikle yuvarlak kırmızı-kaşıntılı lezyonlar şeklinde görülüyor. Lokal tedaviler çoğunlukla yeterli geliyor.

 Nasıl korumalı?

  • Pamuklu kıyafetleri tercih edin
  • Çok kalın kıyafetler giydirmekten kaçının
  • Düzenli duş yaptırmaya özen gösterin
  • Cildine uygun pH özelliğine sahip sabunlar tercih edin

KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi genellikle kenelerin ısırmasıyla bulaşan ve ölümcül olabilen viral bir hastalık. Yaz aylarında açık alanlarda geçirilen zamanın artmasıyla birlikte çocuklarda kene ısırmalarına daha sık rastlanıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, kene ısırması durumunda ailelerin keneye herhangi bir işlem uygulamadan hemen sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiğine dikkat çekerek, “Sağlık kuruluşunda kenenin çıkartılmasının ardından çocuklar ateş, kas ağrısı gibi bulgular açısından takip ediliyor ve gerekli durumlarda bazı tahliller yapılıyor” diyor.

 Nasıl korumalı?

  • Kırsal alanlarda, kenelerin vücuduna girebileceği açık yerlerini kapatın. Örneğin uzun kollu tişörtler giydirin, şort yerine pantolonu tercih edin
  • Kenelerin kolay fark edilebilmeleri için açık renkli kıyafetler giydirin
  • Eve döndüğünüzde kıyafetlerini çıkartarak kene açısından kontrol yapın

Pause Dergi, Pause Sağlık

ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI

Üst solunum yolu enfeksiyonları daha çok kış aylarında olmakla birlikte yazın da görülebiliyor. Boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı ve ateş, sıklıkla görülen belirtilerini oluşturuyor. Genellikle virüslerin etken olduğu bu hastalıklar destek tedavilerle ortadan kalkıyor. Uzun süren ateş, şiddetli öksürük ve solunum sıkıntısı olması durumunda mutlaka çocuk hekimine başvurulması gerekiyor.

Nasıl korumalı?

  • Kapalı alanları sık sık havalandırın
  • Hasta kişilerle temas etmesinden kaçının
  • Klimaların bakımına ve temizliğine dikkat edin

Nefes darlığının nedenleri

Nefes darlığının nedenleri

Bazı hastalıklarda hafif ve geçici, bazı hastalıklarda şiddetli, bazı hastalıklarda ise uzun süre devam ediyor… Kişinin nefes alışverişini fark etmesi, solunumun zorlaşması ve güçlükle nefes alıp vermesi, ‘dispne’, toplumdaki bilinen adıyla ‘nefes darlığı’ olarak tanımlanıyor. Pandemi sürecinde nefes darlığı geliştiğinde aklımıza ilk olarak tüm dünyayı kasıp kavuran “Covid-19 enfeksiyonu” geliyor. Ancak yaşam kalitemizi oldukça düşürecek boyutlara ulaşabilen nefes darlığı her zaman Covid-19’a işaret etmiyor! Sağlıklı kişilerde de yoğun egzersiz sonrasında, yüksek rakımlı bir bölgede seyahat ederken veya önemli sıcaklık değişimlerinde nefes darlığı oluşabiliyor. Bununla birlikte nefes darlığı ciddi bir sağlık sorununun da habercisi olabiliyor! Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim nefes darlığının başlayış şeklinin önemli olduğuna dikkat çekerek, “Ani başlayan şiddetli nefes darlığında acil müdahale gerekebiliyor ve en yakın sağlık kurumuna başvurmak yaşamsal önem taşıyor. Yavaş gelişen, uzun seyirli nefes darlığı ise acil olmasa da mutlaka tetkik edilmelidir.” diyor. Nefes darlığı en sık akciğer hastalıklarında görülse de aslında pek çok farklı hastalık ve psikolojik etkenler nefes darlığına neden olabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim nefes darlığına yol açan 10 sağlık problemini anlattı; önemli uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık

Astım Astımda nefes darlığı ataklar şeklinde ortaya çıkıyor. Astımı olan hasta çeşitli alerjen ve tetikleyici faktörlerle karşılaştığında; hava yollarında daralma, nefes darlığı ve hışıltılı solunum oluşuyor. Hastanın ataklar dışında solunumu tamamen normal olabiliyor.

KOAH (Kronik Tıkayıcı Akciğer Hastalığı)

Genellikle sigara içen kişilerde görülen, hava yollarında daralma ve nefes darlığıyla karakterize bir hastalık. KOAH’ta nefes darlığı ilerleyici özellik sergiliyor ve zamanla giderek kötüleşiyor. Nefes darlığının geri dönüşümü de olmuyor. Akciğer enfeksiyonları ve ataklar hastalığın daha da ağırlaşmasına yol açıyor.

COVID-19 enfeksiyonu

“Covid-19 son bir yıldır en sık görülen hastalıklardan biridir. En çok karşılaştığımız belirtiler ise ateş, öksürük ve yorgunluktur.” diyen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, şöyle devam ediyor: “Ancak özellikle akciğerlerin etkilendiği durumlarda nefes darlığı da ortaya çıkabiliyor. Nefes darlığı hastalığın ciddiyetini göstermesi açısından önemli bir bulgudur. Dolayısıyla nefes darlığı yakınması olan Covid-19 hastalarının zaman kaybetmeden mutlaka doktora başvurmaları gerekiyor.”

Pause Sağlık

Anafilaksi Anafilaksi ciddi, yaşamı tehdit eden alerjik bir reaksiyon olarak tanımlanıyor. Yer fıstığı veya arı sokması gibi alerjik olduğumuz bir etkene maruz kaldıktan sonra saniyeler veya dakikalar içinde ortaya çıkan nefes darlığı acil müdahale gerektiriyor.

Kalp Yetmezliği

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, kalp kasının gerektiği gibi kasılamadığı durumlarda kalp yetmezliği geliştiğini belirterek, “Kalp yetmezliği uzun süre sinsi bir seyir gösterebildiği gibi, aniden de ortaya çıkabiliyor. Hastalar düz yattıklarında, merdiven-yokuş çıkarken veya efor sırasında nefes darlığının arttığından yakınıyor, 2 veya daha fazla yastıkla uyumayı tercih ediyorlar.” diyor.

Obezite

Obezite ya da halk arasında bilinen adıyla şişmanlık, vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ciddi bir tablo. “Obezite sadece kozmetik bir sorun değil, kalp hastalığı, diyabet ve akciğer hastalığı gibi birçok sağlık problemine neden olabilen önemli bir hastalıktır” uyarısında bulunan Doç. Dr. Tülin Sevim şunları söylüyor: “Çok fazla kilolu olmak akciğerlerimizi zorlayarak nefes almayı güçleştirebiliyor. Bazı kilolu hastalar yanlışlıkla astım tanısı alıyor, yıllarca nefes açıcı ilaçlar kullanıyorlar. Kilo verdiklerinde ise nefes darlığı tamamen düzeliyor ve hastaların ilaç kullanma ihtiyaçları kalmıyor”

Pause Sağlık

Panik atak

Ara sıra anksiyete yaşamak olağan bir durum. Ancak anksiyete bozukluğu olan kişilerde; günlük hayatta rastlanılan durumlara karşı korku ve sürekli devam eden bir endişe hali söz konusu oluyor. Endişe “panik atak” krizleriyle kendini gösteriyor. Bu krizler sırasında kişilerde hızlı nefes alma ile nefes darlığı gelişebiliyor.

 Kansızlık (Anemi)

Dokulara oksijen taşımak için gerekli olan sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin yetersiz oluşu kansızlık (anemi) olarak tanımlanıyor. Nefes darlığı en sık görülen belirtilerinden birini oluşturuyor. Hastalarda ayrıca yorgunluk, ciltte solukluk ve kalp atışlarında düzensizlik gibi şikâyetler de gelişebiliyor. Nefes darlığı olan hastalarda mutlaka kan sayımı yapılarak aneminin araştırılması gerekiyor.

 Akciğer embolisi

Akciğer embolisi ciddi ve hayatı tehdit eden, acil müdahale gerektiren bir tablo. Akciğer atardamarının ani tıkanması sonucu oluşuyor. Bu tıkanma genellikle bacaktaki bir toplardamardan akciğere gelen kan pıhtısı nedeniyle gelişiyor. Aniden başlayan nefes darlığı, batıcı göğüs ağrısı, çarpıntı, kan tükürme, bacaklarda şişlik ve ağrı gibi belirtilerle kendini belli ediyor.

Pause Sağlık

Akciğer Fibrozisi (Akciğer sertleşmesi)

Akciğer fibrozisi; akciğerlerdeki küçük hava keselerinin (alveoller) duvarlarının kalınlaşıp, sertleşmesi sonucu oluşuyor. Bu tabloda akciğerler vücudun oksijen ihtiyacını karşılayamaz hale geliyor. En sık görülen belirtileri ise kuru ve inatçı öksürük ile nefes darlığı oluyor. Doç. Dr. Tülin Sevim, bu hastalıkta nefes darlığının yavaş yavaş ilerlediğini belirterek, “Hastalığın erken dönemlerinde sadece efor sırasında oluşan nefes darlığı, hastalık ilerledikçe istirahat halindeyken de görülmeye başlıyor.” diyor.

Karın ağrısı deyip geçmeyin!

Karın ağrısı deyip geçmeyin!

Sinsice ilerlediği için genellikle geç dönemde fark edilen yumurtalık kanseri, ülkemizde kadın kanserleri arasında sekizinci sırada yer alıyor. Erken tanısı düzenli jinekolojik kontrollerle mümkün olabilen bu hastalığın “adetlerde düzensizlik, adet dışı vajinal kanama, karın ağrısı ve karında şişlik” gibi şikayetlere de yol açtığını belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, “Yumurtalık kanseri sinsi ilerleyen bir hastalıktır, o nedenle kadınların düzenli jinekolojik muayene yaptırmaları gerekir” diyor. Belirtilerinin genellikle karın ağrısı, şişlik gibi diğer bazı hastalıkların belirtisine benzediğini söyleyen Prof. Dr. İlkkan Dünder “Bu belirtilerin başka hastalıklardan kaynaklandığı düşünüldüğünden kadınlarımız genellikle bir jinekoloğa gitme ihtiyacı duymuyor. Göz ardı edilen bu belirtiler ise tümörün ilerlemesine neden oluyor ve çoğu zaman 3. evrede şikayetlerin artmasıyla hekime başvuruluyor.” cümlesiyle de konunun önemine dikkat çekiyor.

Bu işaretlere dikkat!

Ülkemizde de her yıl 4 bin kadın yumurtalık kanseriyle tanışıyor. Araştırmalara göre tanı konulduğunda bu hastaların yüzde 70’i kanserin 3. evresinde oluyorlar. Yumurtalık kanseri, özellikle geç belirti vermesi ve karın içine hızla yayılıyor olması nedeniyle tüm jinekolojik kanserler arasında ölüm oranı en yüksek kanser türü.

Yumurtalık kanserinin pek çok belirtisi var. Başlıcaları; şişkinlik, iştah kaybı, kabızlık, sık idrara çıkma, kilo kaybı, vajinal kanama, karın içinde hissedilen basınç ve şişkinlik, kasıkta dolgunluk ve ağrı, uzun süreli hazımsızlık, gaz ve bulantı…

Yılda bir kez düzenli jinekolojik muayeneyi aksatmayın

Bu kanser türü büyük oranda menopoz sonrası görülse de her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu da genç yaşta ve doğurganlık çağındaki kadınların belirtileri dikkate alması, jinekolojik muayenelerini aksatmamasını gerektiriyor. Yumurtalık kanserinin genellikle belirti vermeden ilerlemesi, tedaviyi de zorlaştırıyor. Bu nedenle hiçbir belirti olmasa bile, yılda bir kez düzenli jinekolojik muayenelerin yapılması çok önemli hale geliyor. Jinekolojik muayeneye ise 18 yaşından itibaren başlanması öneriliyor. Muayene ile birlikte yapılan ultrason çekimleri tanı konulmasında oldukça önemli bir rol oynuyor.

Pause Sağlık

Genler, etkili!

Yumurtalık kanserinde risk artırıcı faktörler bulunuyor. Uzmanlar genetik faktörlere dikkat çekiyor. Aile geçmişinde özellikle kız kardeş ya da annede daha önce yumurtalık kanseri öyküsünün olması riski yükseltiyor. Birinci derece yakınları arasında iki veya daha fazla kişide meme, mide, bağırsak, rahim, yumurtalık gibi bir kanser türü görülen kadınlar da risk grubunda sayılıyor. Bunun nedeni ise kalıtsal olarak geçen genler…

Yumurtalık kanserinde BRCA1 ve BRCA2 isimli genler, etkin rol oynuyor ve riski artırıyor. Ancak genler, mutlak bir kanser sonucuna yol açmıyor. Araştırmalar, 10 hastadan birinde genetik faktörlerin etkili olduğunu ortaya çıkarmış.

Yumurtalık kanserinde etkili bir diğer faktör işe obezite. Günümüzde gittikçe yaygınlaşan obezite, pek çok hastalığa zemin hazırladığı gibi yumurtalık kanseri riskini de artıran faktörler arasında sayılıyor.

Yine günümüzde yaşam koşulları nedeniyle 35 yaşından sonraya ertelenen annelik ya da hiç anne olmamak yumurtalık kanserinde önemli bir rol oynuyor. Ayrıca erken adet görmek ya da menopoza geç girmek de risk faktörü olarak kabul ediliyor.

Birincil tedavi yöntemi, cerrahi

Yumurtalık kanserlerinde birincil tedavi yöntemi ameliyatla tümörlü dokuların tamamen alınması. Ancak ileri evre hastalıklarda bazen ameliyat yapılamadığını kaydeden Prof. Dr. İlkkan Dünder, “Ameliyat sonrasında uygulanan kemoterapiden de oldukça yüksek oranlarda fayda sağlanıyor. Bazı seçilmiş olgularda operasyon öncesinde dahi kemoterapi ile tedaviye başlanıyor. Yumurtalık kanseri tedavisi radyoterapiye rutinde başvurulmuyor, ancak nadir durumlarda ışın tedavisinden yararlanılması gerekiyor” diye bilgi veriyor.

Pause Sağlık

Pandemi nedeniyle düzenli kontrolleri erteliyorsanız… 

Yumurtalık kanserinin tarama testi yok, dolayısıyla erken teşhiste yılda en az bir kez yapılacak düzenli muayenelerin önemi çok büyük. Pandemi sürecinde erken teşhis oranının azalabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. İlkkan Dünder sözlerine şöyle devam ediyor: “Covid-19 bulaşma riski nedeniyle rutin kadın doğum muayenelerine gitme oranının düşmesi, yumurtalık kanserli olgulara erken evrede tanı konma oranını düşürebilir. Dolayısıyla daha geç evrelerde tanı konması, hastanın tedavi sürecinin uzamasına ve zorlaşmasına yol açabilir. Oysa erken teşhis, tedavi başarısını çok yükseltiyor. Bu nedenle, yıllık düzenli muayenelerin ihmal edilmemesi gerekiyor.”

Pandemi nedeniyle yumurtalık kanseri tedavisi gören kadınların 6 ayda bir yapması gereken kontrollerini ertelediklerini gözlemlediklerinden söz eden Prof. Dr. Dünder “Bu hastalığın tekrarlama riski yüksek. Bu nedenle yumurtalık kanserini atlatanların rutin kontrollerini aksatmadan sürdürmeleri gerekiyor” uyarısında bulunuyor.

 Uyku apnesi gece ani ölüme bile neden olabiliyor!

 Uyku apnesi gece ani ölüme bile neden olabiliyor!

Tıkayıcı uyku apnesi; hava yolunu çevreleyen kasların gevşemeleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan daralmaya bağlı olarak uyku esnasında solunumun onlarca veya yüzlerce kez kesintiye uğraması olarak tanımlanıyor. En sık görülen uyku hastalıkları arasında uykusuzluktan sonra 2. sırada yer alan uyku apnesi, obezite sıklığındaki artış nedeniyle günümüzde gençlerde, hatta çocuklarda bile görülebiliyor. Üstelik tedavi edilmezse yaşam kalitesini oldukça düşürmesinin yanı sıra yol açtığı sorunlar nedeniyle özellikle gece veya sabaha karşı ani ölümle bile sonuçlanabiliyor! Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Emir Tavşanlı uyku apnesinde nefeste kesilmelerin olduğu dönemde kandaki oksijen oranının düştüğü uyarısında bulunarak, “Oksijen seviyelerindeki dalgalanmalar vücuttaki dokulara zarar verebiliyor. Özellikle damar yapılarında meydana gelen hasarlar damarlarda tıkanıklıklara neden olabiliyor. Aynı zamanda kan basıncında ani yükselmeler de görülebiliyor, tüm bunlar kalp krizi ve inme olarak bilinen kalp-damar ile beyin damar hastalıklarının riskini arttırıyor. Bu nedenle tedavide geç kalmamak yaşamsal öneme sahip.” diyor.

En önemli risk obezite

Uyku apnesi riski erkeklerde 40 yaş sonrasında, kadınlarda da menopoz sonrasında artıyor. Özellikle fazla kilolu olmak uyku apnesinde en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Yapılan çalışmalara göre; kilomuzdaki yüzde 10’luk bir artış uyku apnesi riskini 6 kat artırıyor. Ayrıca kişinin boyun yapısı kısaysa, boğazda havanın geçtiği yol yapısal olarak dar bir anatomiye sahipse, apne riski artıyor. Bunların yanı sıra genetik bazı hastalıklar, hipotiroidi ve akromegali gibi durumlar uyku apnesine neden olurken;  bazı ilaçlar, sigara ve alkol tüketimi de uyku apnesini tetikleyebiliyor.

‘Basınçlı hava’ ile kesintisiz solunum!

Uyku apnesinin tanısı; hastanın şikayetlerinin yanı sıra bir gecelik uykusunun izlendiği ve beyin aktivitesi, solunum, kalp ritmi ile vücut kas hareketleri gibi çeşitli parametrelerin kaydedildiği ‘polisomnografi’ tetkikiyle konuyor. Bu tetkiklerde aynı zamanda uyku apnesinin şiddeti de belirleniyor. “Tedavide de hastaya basınçlı hava veriyoruz. Bu yöntemle hava yolundaki tıkanıklığı aşarak solunumun kesintisiz devam etmesini hedefliyoruz. Hastaların genelinde CPAP dediğimiz sürekli pozitif hava basıncı veren cihaz yeterli oluyor.” bilgisini veren Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, şöyle devam ediyor: “Bazı hastalarda, boğazın ve burnun anatomik yapısını daraltan yapılar için ameliyat düşünülebiliyor. Çünkü bu darlık bazen basınçlı hava veren cihaz kullanımını engelleyecek düzeyde olabiliyor. Verilen tedaviyle birlikte uyku kalitesi de arttığı için hastanın yakınmaları ortadan kalkıyor. Bu tedavinin yanında hastanın kilo vermesi de önemli. Yeterli kilo verildiği takdirde, hastaların ihtiyaç duydukları basınç azalıyor ve bazı hastalarda cihaz tedavisinin gereği de kalmayabiliyor.”

Bu belirtiler varsa, zaman kaybetmeyin!

“Hastalar sıklıkla horlama şikayetiyle gelseler de tek belirti bu değildir. Hatta basit horlama denilen tabloda apne olmayabilir de.” diyen Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, uyku apnesi açısından uyarıcı işaretleri şöyle sıralıyor:

  • Gürültülü ve aralıklı horlama
  • Hastanın nefesindeki kesintilerin çevredekiler tarafından fark etmesi
  • Boğulur gibi uyanmak
  • Gece tuvalete kalkma ihtiyacı hissetmek
  • Gece özellikle ense ve göğüs üzerinde terlemenin olması
  • Sabah yorgun kalkmak
  • Gün içinde uykulu ve yorgun olmak
  • Sabah baş ağrısıyla uyanmak
  • Unutkanlık, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu