Yazılar

DZO “Sana Ne”

DZO “Sana Ne”

Rap müziğin genç temsilcilerinden DZO’nun yedinci single çalışması “Sana Ne” 7 Haziran’da Sony Music Türkiye etiketiyle yayımlanıyor!..

Kendi janrında yaptığı başarılı çalışmalarla dikkatleri üzerine toplayan ve adından sıkça söz ettiren besteci, mc ve rapper DZO; “Sana Ne” isimli yeni solo çalışmasıyla da iddialı!..

Sözü ve bestesi DZO’ya (Öner Barbaros Bayram) ait olan şarkının aranjesinde ise Erol Şahin (EB) imzası bulunuyor. Şarkı; dikkat çekici, iddialı sözleri ve etkili aranjesi ile de ön plana çıkıyor.

Doğuş Çabakçor “DJ’LİĞİN ŞİMDİKİ TANIMI “SHOW BUSINESS” …

Doğuş Çabakçor “DJ’LİĞİN ŞİMDİKİ TANIMI “SHOW BUSINESS” …

Röportaj: Ahu Çağdaş

Milyonla liraların döndüğü “Eğlence Sektörü” aslında ekonomiye güç katan önemli destek kollarından biri… Bu sektörü sadece müzik dinlemek, eğlenmek olarak düşünmemek gerekiyor. Yeme içmeden, ev dışı tüketime, ulaşımdan, istihdama kadar lüks kategoride hizmet verilen bir alanda ciddi bir sermayenin dönmesi sağlanıyor… Bu sektöre öncülük edebilmek, bir marka olabilmek, etkileşim sağlayabilmek ise çok ciddi bir iş kafasına sahip olmayı gerektiriyor.  Eğlence sektörünün yöneticileri diye, konumlayabileceğimiz isimler örneğin bir DJ düşünün; her gün ayrı bir insan gurubunu, ayrı bir ortamı, ayrı bir kurumsal markanın eğlence dünyasını, her gün ayrı bir kitleyi yönetmenin sorumluluğunu üsteleniyor. Yüzlerce binlerce insanı gittiği yere sürükleyebiliyor.

Bir CEO’nun yöneticiliğini yaptığı kurumda her gün aynı kişileri yönetmek de bile yüzlerce güç durumla karşılaşılırken hizmet sektörü, eğlence sektöründe ismini markalaştırmak hiç kolay bir şey olmasa gerek. Üstelik oluşturduğunuz markanın; eğlence sektöründe çekim kuvvetti yaratması, etkileşim sağlaması, eğelenmeye gelen kitlenin kaliteli bir çizgide tutulması, o alanda kendini göstermek isteyen sponsor markaların beklentisinin başarı ile karşılanması derken çok çaba, dikkat ve disiplin gerektiriyor.  Pause dergide bu ay “eğlence sektörünün mühendisliğini yapıyoruz” diyen dünyaca ünlü Türk DJ Doğuş Çabakçor ile görüştük. Sektörü, sektörün ihtiyaçlarını, ön yargıları konuştuğumuz sevgili Doğuş ile merak ettiğiniz her şeyi konuştuk. Sizler için hazırladığımız keyifle okuyacağınız söyleşi ve fotoğraf çekimlerini; Galataport’un en değerli konumlamasında yer alan butik ve kişiselleştirilmiş lüksü odağına alan “The Maestro Hotel”in muhteşem ev sahipliğinde gerçekleştirdik. Değerli yöneticilerine ve çalışanlarına buradan da teşekkür ederiz.  

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel

Müzik kariyerinizdeki en önemli dönüm noktası ne zaman oldu?

Coco Clementine partisi sanırım 2008 yıllarıydı… O parti sonrası bana Miami’den teklif geldi ve ben bir buçuk iki ay oraya çalmaya, kalmaya davet edildim. Hemen akabinde W İstanbul’da çalışmaya resident DJ olmaya başladım. Gelecek vaat eden yedi DJ den biri olarak seçilip ufak çapta bir dünya turuna çıktım. Yaklaşık on beş ülke dolaştım. Ardından 2012 Londra Olimpiyat oyunlarında David Guetta ile aynı sahnede çaldım. Bunlar çok kazanımlar.

 Müzik tarzınızı nasıl tanımlarsınız ve bunu oluştururken nelerden ilham aldınız?

DJ lik yaparken karşındaki kitleyi en şaşırtan ya da en çok eğlendiren şey; hiç beklenmedik tınılarla karşılaşmasıdır. Yıllardır gözlemlediğim hiç beklenmedik bir anda, beklemediğiniz bir müzik bir şarkı girdiğiniz zaman dinleyiciler daha çok heyecanlanıyor ve daha çok eğlenmeye başlıyorlar. Dolaysıyla ben biraz beklenmedik şeyleri yapmayı ve buna uygun bir tarz belirlemeyi seviyorum. Söyleyebileceğim net şu tarzda müzik çalarım diyemem. Yirmi sene oldu. Müzik dinlemeyi sevdiğim için farklı müzik tarzlarına hakimim… Ama bana şahsen sorsanız çalmaktan en çok keyif aldığım müzik Afro ve melodic house diyebilirim

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel

Kariyeriniz boyunca çalıştığınız en büyük marka iş birlikleri neler oldu ve bu iş birliklerinin size kattıkları nelerdir? Herhangi bir markadan bana bir teklif geldiği zaman birincil önceliğim ticari olarak bakmıyorum ben o teklife… Çünkü bu markaların çok uzun süredir global ölçekli ve her kes tarafından bilinen markalar olduğu için bunların bana paradan daha öte katabileceği bazı şeyler var. Bana hangi fırsatları sunabilirler, benim hangi özelliğim o markanın hangi özelliği ile örtüşebilir bunlar benim açımdan çok önemli… Ve ilk başta aklıma gelen W Otelleri diyebilirim. Yurtdışında çok fazla partilerine davet edildim. Çok fazla kontaklar sağladım.  Sonra uzunca bir süredir iş birliğim devam eden bir başka büyük marka Adidas… Aslında çok fazla marka ile iş birliği yaptım ve çok da fazla keyif alıyorum markalarla is birliği yapmaktan. Bu yıl bitmeden çok başarılı birkaç marka ile yine iş birliklerim olacak. Sürprizleri bekleyelim…

DJ’lik kariyerinizde karşılaştığınız en büyük zorluklar neler oldu ve bu zorlukları nasıl aştınız?

Açıkçası bu soruyu duyunca aklıma ilk gelen zorluk Pandemi dönemi oldu. Pandemi de biliyorsunuz bütün müzisyenler, DJ’ler maalesef hepsi evlerinde oturmak zorunda kaldı. O dönem ben bir değişiklik yaptım. Halihazırda bir YouTube kitlesi ile interaktif olarak iletişimde olduğum için, o dönem eğlenerek evde çaldığım müzikleri insanlarla paylaştım ve bu şekilde dezavantajı, avantaja çevirmiş oldum. Süreci iyi yönettiğimi düşünüyorum. Etkileşimlerime ara vermedim.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel

Müzik endüstrisindeki teknolojik gelişmelerin Dj’lik kariyerinize etkisi nedir ve bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

DJ’lik ile teknoloji aslında çok ayrı kulvarda yürüyen iki ayrı başlık. Ben bu işe amatör olarak başladığım yirmi sene önce analog dönemden, dijital döneme yeni yeni geçiliyordu ve gerçekten bizim o zamanlarda kullandığımız ekipmanlarla şu an kullandıklarımız arasında inanılmaz bir fark var. Eskiden sadece duyarak yapılan bir meslekti ama günümüzde bakıyorum ki çoğu genç arkadaşım müziği dinleyerek mixlemekten ekrana bakarak yapıyor. Yani dinleyerek değil görerek mixliyorlar… Ben buna çok karşıyım. Çünkü Müziğin doğasında görerek ve hissederek çalabileceğiniz, DJ lik yapabileceğiniz bir olay. O yüzden ben teknolojiyi bu yönde geliştiği için herkesin DJ’lik yapabilmesi için bir kolaylık sağlaması olarak görüyorum. Ama bir yandan da gerçekten o DJ’lik hissini de büyük bir ölçüde törpülediğini düşünüyorum. 

Sosyal Medyanın müzik endüstrisine etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu platformları nasıl kullanıyorsunuz? Yani bütün dünya sosyal medya üzerinden dönüyor diyebilirim. Markaların reklam bütçeleri her geçen gün dijitale daha fazla yatırım yapıyor. DJ’lik artık bir Show business… Eskiden rock yıldızları nasıl Showlar yapıyorlarsa kıyafetleriyle, sahne performanslarıyla. Şu an bu dönem DJ’lik yapanlar için geçerli. Ve bunu yaptıkları zaman kitlelere ulaştırmanın en efektif yolu sosyal medya… O yüzden doğru kullanıldığı zaman sosyal medyanın gücü DJ’lik ve müzik endüstrisi için tartışılamaz en önemli etken diyebilirim.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel

İş dünyası ile olan ilişkinizi nasıl yönetiyorsunuz? Müzik kariyerinizle iş dünyası arasında nasıl denge sağlıyorsunuz?  Benim profesyonel mesleğim evet DJ lik… Yirmi seneyi geride bıraktım. Bu çok ciddi bir süre… Ama bir taraftan da bu kadar iş, bu kadar insan, bu kadar marka, bu birliktelikler ola ola bu güne vardık… Bir yandan da Doğuş Çabakçor’u bir marka olarak düşünün; bunun bir müzik tarafı olan, bir yandan anlaşmaları marka iş birlikleri olan, bir yandan sosyal medya projeleri olan, bir yandan öğrenci yurdu olan, tekstil markalarıyla ve bir yandan da diğer işlere yaptığım yatırımlarla kendimi çok yönlü bir insan olarak değerlendiriyorum. Müzik kariyerim beni yeni insanlarla tanıştırma konusunda çok yardımcı oluyor. Sosyal bir iş. Böylece çok güzel bağlantılarla, çok güzel insanlarla tanışıyorum. Bu sayede farklı sektörlerde farklı iş birlikleri yakalamaya çalışıyorum.

 Seyahat etmeyi sever misiniz?

Çok seviyorum. Hatta bu mesleği yapmamdaki en büyük etken bol bol seyahat etme isteğimdi diyebilirim. Seyahat etmek benim olmazsa olmazım.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

Hayata bakış açınız nasıl? Rahat bir insan mısınız, nasıl bir yapıya sahipsiniz?

Elimden geldiğince relax olmaya çalışıyorum ama yapamıyorum. Çok kontrolcüyüm. Her şeyi çok fazla ciddiye alıyorum. Mesleğimi, yaptığım işi… Saygısızlığa ve haksızlığa asla gelemiyorum… O yüzden biraz ciddi biraz da kontrolcü bir yapım, bakış açım var hayata karşı.

İdolüm dediğiniz biri var mı?

İdolüm olmadı hiçbir zaman… Bunu çok samimi söylüyorum. Ne bir kişiye hayranlığım ne de bir insanı kafamda devleştirmek gibi bir düşünce asla yapmadım. Hiç kimseyi içimde devleştirmedim.

Çocukluğunda hayalini kurduğunuz işi yaptığınızı söyleyebilir misiniz?

Evet.. Diyebilirim aslında çünkü; çocukluğumda ve ilk başlarda teknolojiye, bilgisayara fazlaca merakım olduğu için bilgisayar mühendisliği düşünüyordum ama sonuçta bizim yaptığımız iş de “Müzik Mühendisliği”…  Her gün her akşam, farklı insanların olduğu farklı bir kitle var. Yaratıcılığa çok fazla ihtiyacı olan bir alan…

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

Sizce başarının sırrı nedir?

Bu konuda herkes farklı şeyler söylüyor ama ben biraz kendi kurallarımdan geri adım atmayı seven biri değilim. Neyi yapmaktan hoşlanıyorsam kendi mesleğimde ve onun doğru olduğunu düşünüyorsam sonuna kadar onun savunucusu oluyorum. Yaptığım iş bazılarının hoşuna gitmese de eğer yaptığım şeyin doğru olduğunu düşünüyorsam iş açısından; tabi ki burada bir bencillik söz konusu değil ama eminsem, düşüncemin arkasında istikrar ve disiplinle dururum kesinlikle. Hayal kurmak çok önemli. Her kesin belirli periyodlarda hayallerinin olması çok önemli. Örneğin benim 20 yaşındayken 25, 30 yaşındayken 35 için yani hep böyle benim beş yıllık hayallerim olurdu. Bunlardan bazen çok ileride kalıyorsunuz, bazen de gerisinde kalabiliyorsunuz. Önde giderken tabiki bir problem yok ama geride kaldığınızda bir hatırlayıp hızlanabiliyorsak bu insanı bayağı bir kamçılıyor. Benim için başarının sırrı hayallere tutunmak diyebilirim.

DJ’lik mesleğini değerli kılan size göre nedir? En çok neye dikkat edersiniz?

Popüler olmak için yapılabilecek bir iş değildir. Prensipli olmak gerekir. Mesleği değerli kılan şey; yan yana iş yaptığınız markalar, insanlardır… Düşünün Luxury bir mekân yapıyorsunuz içi boş kaldıktan sonra ne anlamı var? Ama bu mekâna gelen misafirlerinin çizgisi, kalitesi, feedback, sizi yani markanızı belli bir noktaya taşıyor. Bizim işimizde de her yaptığım güzel iş; emin olun bana beş yeni iş daha getiriyor. Her yaptığım kötü iş de; olabilir insanız hepimiz. Kötü günümde olabilirim, biri bana ters konuşmuştur. Ben de ona layıkı ile aynı cevap vermişimdir. Kötü feedback veriyor. Onlara çok dikkat ederim. Her iş böyle… Markaların beni tercih etme nedeni de bu… Bugün yine bir marka ile görüşmem oldu. Teklif geldi. Görüşmeyi yapan tepe isim biliyor ki; “ben Doğuş’la çalışırsam, markama uygun giyer, kurumsal paylaşımlara hassasiyet gösterir, markaya uygun paylaşımlar yapar. İnsanalar O’nu seviyor etkileşim olur.” diye planlı programlı kurumsal marka yönetimi… Eğlence sektörü gibi görünse de işin arka planında iş tarafı business tarafı çok fazla.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

DJ olmak çok kolay bir iş mi?

DJ olmak çok kolay ama işin arka tarafı çok farklı… İşletme tarafı mühim…

İşin arka tarafı derken?

İşletme, business tarafı… Benim bakış açım ne yaparsam yapayım en iyisini yapmak için çalışmak üzerine odaklıdır…  Meslek ön yargı ile yaklaşılan bir sektör…  TEDx Konuşmacısı

olarak davet edildiğimde, ön yargılar üzerine bir konuşma yapmam istenmişti.   DJ lere ön yargı her zaman vardır. Bizim iş öyle bir sektör ki; ön yargısız neredeyse bir günümüz geçmiyor.  Ama insanlar anlayınca yaptığımız işin çok ciddi bir iş olduğunu fark ediyorlar. İnanılmaz bir sektör dönüyor.

Örnek verebilir misiniz bu söylediklerinize? Fransız DJ David Guetta, çok yakın bir tarihte Türkiye’ye geliyordu. Hastalandığı için iptal oldu. Gelseydi 750 Bin Euro alıyor olacaktı. Şimdi DJ’lik mesleğine nasıl bu bir meslek değil denilebilir? İş değil denilebilir mi? Bu şekilde bir kazancı olan sektör nasıl bir meslek, ya da tercih edilen bir iş olmasın?  Yine iki üç gün önce DJ Arvin geldi. Davet ettiler beni de tanıştırmak için bir geceliğine 400 bin Euro teklif alarak geldi ülkemize…  Bu kadar ciddi dönen bir sektör… Globalde büyüyen bir iş, dünyada trend ve binlerce, milyonlarca genci de peşimizde sürükleyebildiğimiz bir etki alanı var. Bunun artık ön yargısının olmaması lazım.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

Ön yargıyı yıkmak için neler yaptınız?

2014 senesinde DJ eğitimi vermeye başladım. Çok büyük bir ilgi etkileşim ve popülarite olduğu için mesleği ciddi ciddi anlatmaya başladım. DJ’lik yapmak isteyen çok fazla genç var ama bunun için iş kafası olması gerekiyor. Her işte çürük elma olabilir. Bir insan sabah 9 akşam 5 çalışırken de kötü alışkanlıkları olabilir ya da ev de hiçbir şey yapmayıp evinde otururken de kötü alışkanlıklara sahip olabilir. Bunu sadece DJ’ler için düşünülmemesi gerektiği, DJ’liğin aslında ne olduğunu, nasıl bir disiplin gerektirdiğini gençlere anlatırken, bir yandan da bu işin teknoloji ile beraber tekniği çok gelişmeye, değişmeye başladığı noktasında farkındalık oluşturuyorum.

 DJ olmak için yetenekli olmak kafi mi?

Eskiden DJ olmak gerçekten yetenek gerektiren bir şeydi. Şimdi bu iş; yetenekten daha çok, müzik arşivi yapmak, müzik toplamak, teknoloji iyi kullanmakla örtüşür hale geldi.

Sizin bir de DJ’lik okulunuz akademiniz var? Bahseder misiniz?

Mesleğin hızlandığı zamanlardı. Çok soru alıyordum. Biz de bunu bir eğitim haline getirelim dedik. İlk başta çok profesyonelce düşünmedik. Özellikle gençlere destek veren biri olduğum için ve hiçbirimiz aynı yaşta kalmadığımız için yeni geleceklere hem biz bir şeyler katalım hem de onların enerjisinden biz yararlanalım düşüncesiyle 2014’te böyle bir eğitime başladık. Bayağı iyi oldu. Keyifli oldu. Aşırı yetenekli gençlerle tanıştım. Onların enerjisi bana enerji kattı. Sonra 2022 de bu oluşumun adını değiştirdik.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

Nasıl oldu? Neden değiştirdiniz?

YouTube’a ne zaman başladığımı hatırlamıyorum. 2018 ya da 2019’da soy ismim çok popüler oldu. Eskiden sadece müzik dinleyenler ya da gece hayatının içinde olan insanlar bilirdi. Sonra birdenbire YouTube videolarım çok çok izlenmeye başlayınca; yediden yetmişe herkes takip etmeye başladı. Dolayısıyla stüdyomuzun ismini “Çabakçor Akademi”ye çevirdik. Eğitimlere aynı şekilde devam ettik. Ve böylece hem profesyonel olarak bu işi yapmak isteyenler hem de amatör ruhla hobby olarak bu işte kendini ilerletmek isteyen herkese ben ve arkadaşlarım destek olmaya çalışıyoruz.

Enteresan hikayelerle karşılaştığınız oluyor mu?

Genç arkadaşım DJ’lik eğitimi almak istiyor. Hobby olarak DJ’lik yapmak istiyor. Ailesi de; ya çok büyük bir markanın, yerin sahibinin oğlu kızı… Ya da eğitimi çok iyi gittiği için büyük potansiyeller barındıran çocuklar… Orada aileler bir şeyi gözden kaçırıyor. Herkesin; bizim yaşlardakilerin, çocukların hatta bebeklerin, orta ya da ileri yaş grubunun deşarj olacağı bir şeye ihtiyacı var… Kimi spora gider, kimisi kedisi ile vakit geçirir, kimi çiçekleriyle uğraşırken deşarj olur. Herkeste bu durum farklıdır. Mesela ben müziğin sesini açıp dinleyerek ve bağıra bağıra sözlerini söyleyerek deşarj olurdum. Bütün çocukluğum böyle geçti. Bana gelen insanlarda da biraz onu hissediyorum aslında…  Müzik dinlemeyi çok seven ve neden bu çok sevdiğim şeyi bir hobby haline dönüştürmüyorum deyip gelenler var. Tabi bunu aileye izah etmek kolay olmuyor. Ön yargılar var. Benim çocuğum lisede okul eğitimi alıyor. Üniversite eğitimi alacak gibi… Orada biz biraz bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

Ortam nasıl? Kaç öğrenci yetiştirdiniz?

Bizim orada arkadaşlık ve birbirine destek vermek çok fazla var. Çünkü; herkesin farklı özellikleri var.  Biz hep beraber imece usulü birbirimize destek olarak yeni DJ’ler yetiştiriyoruz. Şu ana kadar benden 260 civarı kişi çıktı benden…

Çoğunluk kız mı, erkek mi? Nasıl bir fark var aralarında?

Yüzdesel olarak veremeyeceğim ama erkekler daha ağırlıkta…

Sadece tarzları farklı. Kız öğrenciler geldiği zaman; iki üç arkadaş birlikte grupları ile geliyorlar. Erkekler ise gruplarıyla değil tek gelmek istiyorlar. Aradan sıyrılıp grupta farklı bir yönle sivrilmek istiyor erkekler.

Sizce erkekler neden böyle bir tutum içinde?

DJ’ lik havalı bir iş. Hem görünürlük, bilinirlik olarak hem de kabine geçtiğiniz zaman… İyi müzik çalabiliyorsan, popülariten varsa, herkesin gözü senin üzerinde oluyor. Erkekler bu popülariteyi kendileri yaşamak isterken diğer bir taraftan da kimse ile paylaşmak istemiyorlar. Kızların geliş sebebi biraz daha farklı. Onlar bu işi gerçekten sevdikleri için ya da hobi olarak ilerletmek istedikleri için geliyorlar.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

Öğrenmek için gelip çalanlar var mı?

Öğrenmek için gelen ama çok profesyonel olup, bizden çıkıp iki üç yerde çalan kız arkadaşlarımız da var. Erkeklerin sayısı kızlara göre çok daha fazla… Birçok mekânın resident DJ’i benim akademimden çıkma…  Benim yapmaya çalıştığım amaçladığım da bu… Hep şunu söylüyorum.  Ben bugüne kadar örnek 100 tane kapı açtım. Bir şeyler yarattım. Arkamdan gelen herkese de elimden geldiğince destek oluyorum ama bir yerde bu pil bitiyor. Eskiden kendimi hatırlıyorum. On yıl önce iki gece uykusuz kalırdım. Devam ederdim. Şimdi bir gece uykusuz kalıyorum ertesi gün insanın aklı karışıyor. Yani dedim mi demedim mi? Mesajı attım mı atmadım mı double check yapmak durumunda kalıyorum. O yüzden yeni gelenlere hep diyorum ki; biraz da siz kapı açın, siz bana yol gösterin. Çünkü jenerasyonlar arasında bir fark var. Benim mesela bir şarkım TikTok  da çok popüler oluyor. Benim tabi ki bundan haberim oluyor ama onların benden daha önce haberi oluyor. Ben onlardan bunu istiyorum.

 Maddi bir beklentiniz var mı?

Onlardan hiçbir maddi gelir kaynağım ya da bir çıkarım yok. Hatta çaldığım yerlerde ya da çalacağım yerlere ben onların çalması için destek olmak istiyorum. Bundan da dolayı hiçbir ticari ilişkim yok. Onlar çalsın, onlar mutlu olsunlar. İşlerini iyi yapsınlar çünkü DJ’lik mesleğini ayaklar altına aldırtmamaya çalışıyorum. Çünkü gerçekten; sadece bir gecelik içki için ya da sadece popüler olmak için bu işi yapmak isteyen bir kafa yapısı da var. Ama o zaman; bu işi gerçekten de profesyonelce para kazanıp, hayatını idame ettirmek için yapanlara saygısızlık oluyor. Yani “iki kişi çıkıp ben bedava çalarım. Benim yemeğimi verin, suyumu verin” dediği zaman, bu işte ayakta kalmak için yapacak ve bunu çok seven insanlara çok büyük saygısızlık oluyor.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

 Sendikanız var mı?

Sendikamız yok ama biraz aslında bu mesleği korumaya da çalışıyorum.

 Sizin burslu öğrencileriniz hatta bir yurdunuz var. Yoksul öğrencilerin rahat yer bulması konaklaması için. Biraz anlatır mısınız?

Babamın direk mülk sahibi olduğu bir bina vardı. Sürekli kiraya veriyordu. Ben de dedim ki burayı kiraya vermeyelim. Daha etkili bir şekilde kullanabiliriz. O sırada nereden nasıl oldu bilmiyorum ama yurtlar ile ilgili haberler oluyordu. Bunun daha güzelini, kalitelisini yapabiliriz diye düşündüm. Kardeşim de iç mimar. O da dedi ki; buranın mimarisini, çizimini ben yaparım. Yurt dışındaki örnekleri araştırdık ve dedik ki resmi bir yurt olacağı için ya kız ya erkek olması gerekiyor. Altı ay yapalım mı yapmayalım mı diye düşündük…

 Sizi ne düşündürdü?

Olay yapmak değil bir de işletme tarafı var. Çok fazla işletme kuralı var. Kızlar yurdunda erkekler çalışamıyor. Bütün işleri yapanların kadın olması gerekiyor. İki kişilik odalar yasak. Odalar 1,3,5,6, olabiliyor. KYK ya bağlı olmak çok ciddi sorumluluk getiriyor. Açılan yerlere depremde zarar görmüş insanların, ailesini kaybeden, evini kaybeden insanların yakınlarına, çocuklarına yasal kuralların izin verdiği ölçüde yardımcı olmaya çalıştık. Maalesef depremde evini ve ailesini yitirenler oldu. Onlardan yurtta kalanlara bütün eğitim hayatı boyunca misafirimiz olun dedik. 178 tane kız öğrencimiz var. Full kapasitede… Ben de elimden geldiğince destek oluyorum.

Eğitim insanın kendine yatırımıdır…

Eğitim insanın kendine yatırımıdır…

Pause derginin bu ayki konuğu idealist genç bir isim… Kurucularından olduğu SEY vakfında “eğitimde fırsat eşitliği ve Toplumsal cinsiyet eşitsizliği” ne yönelik projeler yürütüyor. Bir toplumda; eğitimde fırsat eşitliği sağlanırsa, çekirdekten doğru yetişen insan sayısı ne kadar fazla olursa, o ülkede, o dünyada büyük ölçüde sorunların çözülebileceğine işaret ediyor. SEY vakfı kurucularından, Bahçeşehir koleji ve Uğur Okulları icra kurulu üyesi sevgili Begüm Yücel bu ayki söyleşi konuğumuz. Kendisi ile keyifli bir röportajı siz değerli okurlarımız için gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.

Röportaj: Ahu Ayşenaz Çağdaş

Begüm Yücel

İyi bir eğitim sizce neye bağlıdır? İyi bir eğitim eşittir desem neler ile tanımlarsınız?

İyi bir eğitim insanın kendine yatırımıdır. İyi bir eğitimi; iyi bir okul gibi düşünmüyorum. İnsanın kendini tanıması, geliştirmesi, her gün yeni bir şeyler öğrenmesi, kendinin farkında olmasına bağlıdır. Bana göre “ farkındalık”  bu konuda ve hayatta en önemli şeylerden biri. Mesela yabancı dilin mi yok? Evet deyip bu fark ettiğin eksiği kabullenip yabancı dil öğrenmem gerekiyor. İşte şu alanda eksiğimi tamamlamam gerekiyor denilebilmeli. Bunu yapabiliyorsanız sonrasında tabi ki iyi bir eğitim okuldan da başlıyor. Ama daha da önce aile de başlıyor. Aile olmazsa olmaz… Ne kadar okulda eğitimini verirsek verelim bazı birçok şeylerin temeli ailede atılıyor. O yüzden hepsinin bir kombinasyonu diye düşünüyorum…

Begüm Yücel

Bugün genç bir iş kadını olarak; çocukluğunuzda hayal ettiğiniz mesleği yaptığınızı söyleyebilir misiniz? …

Bizim ailede şöyle oluyor aslında küçüklükten beri az çok gelecekte ne yapacağını bilerek büyüyorsun. Çocukluğumda veteriner olmak istiyordum ama büyüdükçe o hayalim değişti. Dediğim gibi sistemin içinde yetişince gelecekte ne yapacağını biliyorsun. Ben reklam okuduğuma seviniyorum çünkü daha bir pazarlama ilgi alanıma giriyor. Görevli olduğum kurumlarda da bu alanlarla ilgilenmeyi daha çok seviyorum. Eğitimimde doğru bir bölüm okuduğuma inanıyorum ve o dönem keyif alarak da okumuştum doğru bir seçim yaptığımı düşünüyorum.

Bahçeşehir kolejleri nerelerde var?  Değerlendirmeleriniz nasıl?

65 il 143 Kampüs BK için geçerli ve yeni yatırımlar da tabii ki devam ediyor. Bizim ana misyonumuz kaliteli eğitimi Türkiye’nin her yanına ulaştırmak. Diyarbakır’da da kampüsümüz var. İzmir’de de kampüsümüz var. Mardin de de kampüsümüz var.  Hatta Diyarbakır kampüsünden bir öğrencimiz Harvard’ı kazandı. Oxford, Stanford’a giden öğrencilerimiz var. Bunlar büyük başarılar. Bizi de çok gururlandıran kazanımlar.

Begüm Yücel

Günümüzde pek çok şey değişti.  Gençlerimiz en çok ne olmak istiyor? Eğitim trendi nedir?

Gençlerimizin çoğunluğu şu dönemde kendi çocuğumdan da biliyorum; en çok youtuber ve infuluencer olmak istediklerini söylüyor. En fazla bunları duyuyorum… Onun dışında avukat olacağım, doktor olacağım diyene çok rastlamıyorum.

Begüm Yücel

Sizce niye böyle düşünüyorlar? Nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Kolay geliyor sanırım. Bir de ünlü olma hevesi de var içlerinde. Eskiden de vardı bunlar ama günümüzde bu düşünceleri inanılmaz seviyede yükseldi, tavan yaptı. Bir video çekip milyon kez izlenmek istiyorlar ve o hayatları yaşayacaklarını düşünüyorlar.  Aslında Youtuberlık bir meslek değil. Ben kendi oğluma da bunu anlatmaya çalışıyorum. Aileler, eğitimciler bu konun iyi anlaşıldığından emin olmalılar. Bir mesleğiniz olur youtube çekersiniz. Ama “youtuber olacağım” diye bir meslek dalı yok. İleride ne olur bilmiyorum ama bugün youtube kapansa Türkiye’de ne olur?.. Anında biter…  İnfuluencer da yanlış algılanıyor. İnfluencer demek link verip etiketlemek değildir.  İnsanları etkilemektir ama bu etkileme; “link verdim bu ceketi al” dan öte olmalıdır. Bizimde SEY vakfında yapmaya çalıştığımız bu; toplumsal cinsiyet eşitliğinde insanları, beni rol model alan genç kızları bu şekilde influens etmenin Türkçesi etkilemenin daha değerli olduğunu düşünüyorum. Ama şu dönemde her şey linke bağlandığı için biraz da bu durumu eleştiriyorum açıkçası…

Begüm Yücel

Markalaşma yönünden şuan ülkemizin dünyada geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pozitif değerlendiriyorum. İyi işler çıkarmaya başladığımızı düşünüyorum. Mesela; Les Benjamins’i çok beğeniyorum.  Kurucusunun ne kadar emek sarf ettiğini de biliyorum. Emek sarf ede ede markasını yurtdışında çok güzel bir şekilde pazarlıyor. Bizim üniversitemiz var. Washington da Beyaz Saray’a yakın. Bahçeşehir Üniversite’sinde Türk bayrağımız dalgalanıyor. Bence bu da büyük bir başarı. İleride umarım örnekler daha da çoğalır.

Begüm Yücel

Eşitlik kelimesi size ne ifade ediyor? Sizce Kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip olabilirler mi?

Eşitlik aslında doğuştan gelen bir var oluş ama sistem içerisinde hepimizin bozduğu, yanlış yönettiği bir şey.. Kadın ve erkek eşit doğuyorlar, eşit haklara sahipler ve hayatta da denkler. Tabii ki; aynı güce sahip değiliz bir erkekle ama haklar hukuklar konusunda eşit olmalıyız.

Begüm Yücel

Cinsiyet eşitliği ya da kadına şiddet konularında yapılan çalışmaların hak ettiği noktaya vardığını düşünüyor musunuz?

Pozitif yorumlamak istiyorum. Çünkü sosyal medya ile bu konular daha görünür, daha bilinir, daha konuşulur oldu… Taraftarı daha fazla oldu. Eskiden bu kadar kadın cinayetlerine yönelik haberlerin olduğunu bilmiyorduk. Sosyal medya vesilesi ile daha çok paylaşım yapılıyor. Farkındalık yaratıyor. Bu anlamda dernekler güzel çalışıyor. UN Women çok iyi sürdürüyor bu konudaki çalışmalarını…  HeForShe projeleri de güzel oluyor.  Şimdi biz SEY vakfı olarak başladık. Bu konuda biz; işte onlar yapıyor biz yapmayalım ya da biz yapıyoruz onlar yapmasın düşüncesinde, zihniyetinde değiliz hiçbir zaman. Hatta biz; UN Woman ile gelin güçlerimizi birleştirelim, daha çok insana ulaşalım diye bir iş birliği içerisinde de olmak istiyoruz. Bu yönde konuşmalarımız da devam ediyor.  Bir tek insanı bile değiştirmek, birçok şeyi değiştirir. Bu bilinçle, bakış açımızla hepsinin çalışmalarına saygım var.

Begüm Yücel

SEY vakfının kurucu ve yöneticilerinden birisiniz… SEY Vakfı’nın kuruluş amacı neydi, bugüne kadar yaptığınız çalışmalardan memnun musunuz?

SEY vakfının kuruluş amacı; biz hep bursumuzu veriyorduk ama bu nasıl yapıyorduk? Telefonla ulaşan biri ya da gördüğün biri oluyordu. Bu durum pek adaletli gelmiyordu. Biz de bu vakfı kuralım, herkese açık olalım.  Diyarbakır’daki kişi de bize ulaşabilsin,  yan komşum da… Bu mantıkla “eşit eğitimi” büyük şehirlerin dışındakilere de sağlamayı hedefledik.

Begüm Yücel

Memnun musunuz? Diğer vakıflardan ayrıldığınız nokta var mı? Diğer vakıflardan ayıran en önemli özellik sınavsız ve yüzde yüz burs veriyor olmamız. Başarılı çocuk bir şekilde yolunu bulur gibi geliyor bana…. Ayrıca; okul süreci sonunda belli bir puanı tutturdun ya da tutturamadın bundan sonra burs vermeyeceğiz gibi bir söylemlerimiz de olmuyor. Gönüllülerimizle beraber birebir çocukla ilgileniyoruz. Ellerimiz hep üzerlerinde…  Asgari ücretle geçinen ailelerin çocuklarına, dördüncü sınıfa kadar burs veriyoruz. 21 Mart’ta gelecek burs kayıtlarımızı açıyoruz. 2023 de ise Cumhuriyetin 100 yılında 1000 çocuğa burs vermek hedefindeyiz.

Begüm Yücel

Özellikle üzerinde hassasiyet gösterdiğiniz detaylar var mı? Sizi etkileyen bir şey yaşadınız mı? Anne baba eğitimi veriyoruz.  Özellikle üzerinde durduğum bir konu… Çünkü; çocuklar okulda ne kadar bu eğitimi alsa da ailenin de bilinçlenmesi çok önemli… Bu sebeple biz bursiyerlerimizin ailelerini bu konuda zorunlu tutuyoruz. Genelde bu seminerlere anneler katılıyor, babalar da dâhil olmalı, onlar da eşleriyle beraber katılsın diyorum. Mesela bir annemiz aldığı bu mindfulness seminerleriyle üniversiteye başladı.  Ve şuan üniversite okuyor. İki kız çocuk annesi hatta erkek şiddeti ile boşanmış bir kadın.  Böyle de bir hikâyesi var. Şuan bu anne iki kızını yetiştirirken üniversiteye de başladı. Bir kişi, bir aile, birçok şeyi değiştirebilir. Çevresinde güzel bir örnek… Bu beni çok gururlandıran güzel bir şeydir.

Begüm Yücel

Başka projeler var mı?

Vakıfta toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine bir projeye başladık. Yedi bölgede il il gezeceğiz. Bu proje bizi şuara en çok heyecanlandıran çalışmalarımızdan diyebilirim.  Diyarbakır’dan başlayacağız. Güzel bir farkındalık, etkileşim olacağına inanıyorum. Lise öğrencileri ve velilerine ulaşabildiğimiz kadar dokunmak istiyoruz.  Projemizle; dünyayı sistemi değiştireceğiz gibi bir iddiamız yok ama bir farkındalık yaratmak çabasındayız. Asıl hedefimiz toplamda elli bin çocuğa erişim sağlamak.. Bu konuda ilk cinsiyetsiz kutu oyununu yaptırdık.  Diyarbakır’da lansmanını yapmayı planlıyoruz.  Çok değerli konuşmacılar gelecek. Bunların şuanda programlama çalışmaları içerisindeyiz.  Biz bir başlangıç olarak fture talks yaptık.

Begüm Yücel

Kadınlar günü için bir mesaj vermenizi istesek ne dersiniz?

 Eşitliğin sistem içinde bozulmuş olması sırf Türkiye’nin değil dünyanın da problemi… Küresel olarak bütün ülkelerin uğraştığı bir konu. O yüzden sonuna kadar haklarda eşit olmayı savunmamız gerekiyor. Eşitlik kavramı bazen çok çarptırılıyor da… En basitinden hep bir verilen örnektir “erkek daha güçlü ama kadın doğurabiliyor” diye.. Bu konuda denkler ve haklarda eşitler. Öncelikle tanımlamayı doğru yapıp, doğru bir şekilde elde edene kadar savunmamız gerekiyor. Kendimize inanarak ve vazgeçmeden.

 Siyasete girmeyi düşünür müsünüz?

Yok hiç düşünmem. Hayatımın hiçbir döneminde ne alakam ne de ilgim olmadı. Ama çok enteresan bir şekilde oğlum Aslan çok ilgilil… Tarih konularına, siyasi konularla çok ilgili… Gelecekte belki siyaset okuması için yönlendirebilirim. Bu konuda gerçekten potansiyeli olduğunu fark ediyorum. Ben değil ama Aslan zamanı gelince düşünür kanaatindeyim. İste miyim onun siyasetçi olmasını bilmiyorum ama O’nun bu konuda çok ilgisi var.

Begüm Yücel

Nasıl bir annesiniz? Eğlenceli, disiplinli mi? Nasıl tanımlıyorsunuz aranızdaki iletişimi? Kuralcı, disiplinli bir anneyim. Hitler gibiyim Evde… Saat 20:30’dan sonra bizim evde çocuk sesi duyamazsınız. Yemek konusunda yine aynı disiplin geçerli, kesinlikle masada oturarak yemek yenecek. İnsanlara karşı nezaketli tutum davranış konularında çok dikkat ederim. Teşekkür etmek, gerektiğinde özür dilemek saygı nezaket konusunda hassasiyetim var. Onun dışında ödev kuralım yoktur. Yap yapma demem. Bazen Aslan’ın ödevlerini çabuk çabuk ben okurum. Bunları yaz, şöyle yap derim. Küçükken bende hiç sevmezdim ödev yapmayı…  Akademik konularda kuralcı değilim ama sosyal yönlerden kitap okuması olsun,  Play station saatleri olsun hassasım. Telefon zaten bizde yok. Buralarda kuralcıyım.

Beraber eğlenceli ne yapmaktan keyif alırsınız?

 Benim istediklerim var. Çocuklarımın istekleri var. İki erkek çocuk annesi olduğum için biz hep terasta futbol oynuyoruz.  Bir noktadan sonra yılıyorum. Gelin boyama yapalım diyorum ama kabul etmiyorlar. Ya futbol oynuyoruz, ya basketbol oynuyoruz. Çok keyif alıyorlar. Beraber yemek yemeyi,  seyahat etmeyi seviyoruz.

Dinginlik sever misiniz kendiniz, nasıl yenilersiniz?

Öyle dingin hayat sevmem hani emekli olunca Marmaris’e gideyim diyen bir insan değilim, öyle bir hayat değil benimki… Ben şehiri kaosu severim… New York’ta olmak çok iyi geliyor ve orada olmak beni yeniliyor diyebilirim. Kişisel koçum var. Onunla düzenli aralıklarla görüşüyorum. Arkadaşlarıma da vakit geçirmek de iyi geliyor. Ama ben bir şehir olsam New York olurdum. Kendimi özgür hissediyorum, ruhumu yansıtıyor. Olaylar da eksik olmaz benim hayatımdan. O yüzden bunlar yani hareketli hayat benim yenilenmemi sağlıyor olabilir.

Begüm Yücel

 Sosyal medyayı kullanıyorsunuz. Sosyal medya fenomeni olarak tanınıyorsunuz.

Bu konuda ne söylersiniz? Evet ama ben fenomen diyemem kendime… Sürekli iş hayatımdan iş paylaşmak istemiyorum. Dolaysısıyla dengelemeye çalışıyorum. Link vermiyorum.  Sosyal medya kesinlikle gerçek hayat değil. Çok fake eden de var ama ben olabildiğince dengeli kullanmaya çalışıyorum.

Eleştiriye açık mısınız?

Evet açığım ve ben de çok sağlam eleştiririm. Kendi kendimi de eleştiririm. Çok detaycı ve mükemmeliyetçiyim.

Modayı takip eder misiniz?

Modayı biraz takip ediyorum ama kendime has bir sitilim var. Bazı insanlar hiç sevmiyor. Çok fazla nefret mesajı aldığım da oluyor doğru düzgün giyinsene be kadın diyende var. Ama çok seven, beğenen de var. Ben kendime has tarzımla kendimi rahat hissediyorum. Öbür türlü kendimmişim gibi hissetmiyorum. Ailem de alıştı artık bana… Çünkü benimki kurumsal kimlikten de bir tık daha farklı. Kimse artık yadırgamıyor. Kendimi böyle kabul ettirdim. Böyle mutluyum.

Begüm Yücel, Ahu Çağdaş

Begüm Yücel, Ahu Çağdaş

  Sizce başarının sırrı nedir?

Kendine pozitif yönde inanmak ve pes etmemek bence başarının sırrı…