Banu Sağnak: “Işık Dirençten Çıkar”
Türkiye güzeli unvanından sanat dünyasına uzanan yolculuğunda ön yargıları sanatla aşan ressam Banu Sağnak, Pause Sanat ve Pause Dergi ortak röportajında yalnızca eserlerini değil, ruhunu da ortaya koyuyor. “REBORN: Tırtıl Sürüne Sürüne Kelebek Olur” sergisi üzerinden sanatın dönüştürücü gücünü anlatan Sağnak, günümüzün hız ve görünürlük çağında özgün kalmanın zorluklarına dikkat çekiyor.
Ruhun beden üzerindeki yolculuğundan sanatın toplumsal etkisine, dijital çağın yarattığı yanılsamalardan samimiyet arayışına kadar uzanan bu özel söyleşide Banu Sağnak, sanatı bir meslekten çok bir varoluş biçimi olarak tanımlıyor. Sanatçının ifadeleri, yalnızca sanat dünyasına değil, kendini arayan herkese güçlü sorular yöneltiyor.
Röportaj: Ahu Çağdaş

Sanat sizin için bir ifade biçimi mi, yoksa anlamını hâlâ aradığınız bir soru mu?
Sanat aslında benim için bir varoluş. Hani bazı ses sanatçıları “Ben küçükken elime saç fırçasını alıp şarkı söylerdim.” derler ya; ben de üç yaşında anaokuluna gittiğim sıralarda resim çizmeye başladım. Kendimi bu şekilde ifade ediyordum. Ama biz insanoğlu kendimizden ve tabii ki ruhumuzdan da gitgide uzaklaşıyoruz. Hem ön yargılarımız oluyor hem de ön yargılara maruz kalıyoruz. İşte sanat bu ön yargıları kırıp kendine yaklaşmanın yegâne yolu. Ben bu yolu çocukluğumdan sonra tekrar keşfettim ve eserlerimle izleyicilerin kendilerini keşfetmelerini sağlamayı arzu ediyorum!
Son serginize baktığınızda, izleyicinin gördüğü ile sizin anlatmak istediğiniz arasında en büyük farkın ne olduğunu düşünüyorsunuz?
Son sergim REBORN “Tırtıl Sürüne Sürüne Kelebek Olur!”da bilincin ve bedenin aynı anda yenilenme sürecini anlatıyorum. Serginin baş eseri “Dönüşüm” ışığa giden bir tırtıl… Ama diğer eserler ise boyalı yüzlü Nepal Rahipleri; Çocuk Keşişler Monklar, Etiyopya ve Omo Vadisi’nden Afrikalı çocuk portreleri ve Baş Bilge Atamız! Ama bu portreleri resmederken benim tuvale aktarmak istediğim din, dil, ırk ayırt etmeksizin içindeki o ruhun gücünü yansıtabilmek. Ayrıca o bedensel ve çevresel yokluğa rağmen ruhun varlığı, kuvveti. Sergime gelen birçok ziyaretçinin o ruhu ve duyguyu hissettiğini gördüm, aslında çok mutluyum. Ama az da olsa ön yargının esaretinde olup eserlerdeki portrelerin din, dil ya da ırkına takılı kalan ziyaretçiler de oldu!
Bir eserin tamamlandığına nasıl karar veriyorsunuz? Yoksa sanatçı için hiçbir iş gerçekten bitmez mi?
Benim için bir eser tuval üzerine yağlı boya ya da bir teknik değil. O bir ruh ve duygu! Dolayısıyla o ruh tuvale inmeden eserin duygusu benim için bitmiyor; bazen aylar, hatta yıllar alan eserler de oluyor! Zaten o eser bir hayata dâhil olduğunda devinimi devam ediyor! Var olduğu hayat ile enerji alışverişi başlıyor, bütünleşiyor!

Günümüz sanat dünyasında görünür olmak ile özgün kalmak arasında bir çatışma yaşandığını düşünüyor musunuz?
Bu çatışma aslında hep var ve var olacak! Ben felsefi bir ruha sahip olan bir çocuk ve genç kız olmama rağmen bu çatışmanın içine maalesef erken girdim. 1992 senesinde yakınlarımın ve arkadaşlarımın da teşvikiyle Türkiye güzellik yarışmasına katıldım ve hem Türkiye’de hem de Avrupa güzellik yarışmasında üçüncülük unvanı aldım. Aynı zamanda Mimar Sinan Üniversitesi’nde Grafik Tasarım ve Reklam okuyordum. Aynı sene Gülgûn Feyman ve Nazım Oktar gibi değerli isimlerden eğitim alarak sunuculuğa da başladım! Türkiye ve Avrupa güzeli olmak benim için çok önemli bir misyondu, hâlâ öyle! Ama içinde sanatı da barındıran mesleğim benim varoluşumdu! Fakat tabii ilk görünürlüğüm hep güzellik kraliçeliği olduğu için sanatım ve varoluş kaynağım hep bir ön yargının arkasında kaldı; ben ise hep kendim, yani özgün kalma çabasında kendimi ifade etmeye çalıştım. İşin zaten ironik tarafı da bu oldu… Kendimi sanat ile ifade ettim ve ön yargıları parçalamanın tek yolunun sanat olduğunu fark ettim! Özgün olma savaşını daha önce verdiğim için eserlerimi duygularımla ördüğüm bir ayna olarak görüyorum! Ve onlara bakanların da o aynalarda kendi özgün ruhlarını keşfetmelerini ümit ediyorum.
Son serginizde sizi duygusal olarak en çok zorlayan veya yüzleştiren eser hangisiydi? Neden?
Tüm eserlerim benim için yoğun yaşanmışlıklar ve duygular barındırıyor! Ama “Fatima’nın Su Yolu” hem benim için hem de onu derinden görenler için çok büyük bir duygu yoğunluğu barındırıyor! Fatima’yı ilk, sevgili Hayri Dağlı’dan dinledim! Afrika’nın, Etiyopya’nın acımasız doğasında ve ilkelliğinde yaşam savaşı veren çocuklarla olan karşılaşmasını ve hikâyesini bana anlattı! Fatima, o çocuklara ilkel bir köyde eğitim vermeye çalışırken kafasında güğümü ile karşılaştığı bir kız çocuğuydu! Kız çocuklarının oradaki görevi kilometrelerce ötedeki su kaynağından tüm tehlikelere rağmen ölümüne su taşımaktı! Sevgili Hayri Dağlı bu bilincin altında ezilmemek adına önce kendi olanaklarıyla, sonra da İDEA Derneğini kurarak bölgeye su kuleleri inşa etmeye başladı ve de tabii tarımı öğretti… Ve öğretmeye de devam ediyor! Ama Fatima artık birçok diğeri gibi maalesef hayatta değil… Ama benim görmek istediğim, Fatima’nın Su Yolu eserimdeki gibi Fatima’nın o gülen gözleri! Bu yüzden bu eser, gülen gözlere rağmen kendi içinde çok büyük bir hüzün de barındırıyor ve de tabii bu duygu yoğunluğu esere bakanlara da geçiyor!
Sanat üretim sürecinizde sezgileriniz mi sizi yönlendiriyor, yoksa önceden kurgulanmış bir düşünce sistemi mi?
Dediğim gibi ben “görünür olma (ama nasıl?) savaşı”mı çok erken yaşlarda verdiğim için sezgilerim sanatımda öncü oluyor! Eserlerimi “duygu örgüsü bir ayna” olarak betimleyişim de o yüzden!

Bir izleyicinin eserlerinizi yanlış yorumlaması sizi rahatsız eder mi, yoksa bu da eserin yaşamının bir parçası mıdır?
Zaten eserlerimin misyonu o! Onlar birer ayna… Dolayısıyla benim için olduğu gibi, yorumlayan için de bir keşif yolculuğu! O yüzden herhâlde beni en rahatsız eden şey “yorumsuz” kalması olur!
Bugünün dünyasına tek bir eser bırakacak olsanız, onun hangi soruyu sordurmasını isterdiniz?
Ruhun varlığını sorgulatmasını isterim! Şairin dediği gibi “Sen aslında cansın, buna rağmen kendini beden sanmaktasın!” Çünkü dünya cansız bedenliğe doğru gidiyor!
Sanatın toplumsal dönüşüm yaratma gücüne hâlâ inanıyor musunuz, yoksa sanat daha çok bireysel bir alan hâline mi geldi?
Sanat, toplumlara yüzyıllarca çağ atlatmış! Sanat tarihi dersini… Bir sanat akımının, sanatçının arkasında farklı kademe, din, dil, ırktan milyonlarca insan ile toplumlara nasıl çağ atlattığını okulda heyecanla dinlerdim. Şimdi ise bir fikrin, düşüncenin, sanatın arkasında 3-5 kişi bir araya gelemiyoruz… Dağılıveriyoruz… Evrimleşmek yerine çeteleşiyoruz…
Son serginizin çıkış noktasında kişisel bir hikâye mi vardı, yoksa toplumsal gözlemleriniz mi ağır bastı?
Her ikisi de… bu bir yansıma .. sanatçı ya da esere bakan yani izleyici birbirini yansıtmalı .. sanatçı tabi ki kendinden yola çıkmalı yoksa nasıl yansıtabilir ki o duygu düşünce eserinde bedenleşmeden ! hatta Reborn sergimde Uzman Klinik Psikolog Selin Gülerçin ile bir projeye adım attık. Kendisi eserlerin izleyici üzerindeki yansımalarının anlamlandırılmasına aracı oldu
Dijital çağın hızına karşı sanatın yavaşlatıcı ve düşündürücü gücü sizce daha da önemli hâle geldi mi?
Dijital çağın hızını çok korkutucu ve yıkıcı buluyorum… Zaten son sergim Reborn “Tırtıl sürüne sürüne kelebek olur”un da çıkış hissi bu… Arkasında yaşanmışlık olmayan bir bilgi bile hak edilmemiş, emek sarf edilmemiş, hiçbir şey bize ait değil! Dijital çağın bu hızının altını doldurmak mümkün değil, o yüzden hem yıkıcı bir çağ hem yıkılmaya mahkûm bir çağ olacak! Zaten Reborn sergisinin açılış akşamında, tam da en etkilendiği yer Vadistanbul’da bunun getirdiği bir afet ve yıkım yaşadık!
Kariyeriniz boyunca sizi en çok değiştiren eleştiri ne oldu?
Meslek hayatıma 18 yaşında erken atılıp hem çalıştım hem okudum hem de ailemden, İzmir’den ayrılıp İstanbul’da var olmaya çalıştım! Tabii çocuk sayılırdım ama acımasız da olsa bir hata ve yenilgide haklı ya da haksız “Mazeret Üretme Banu!” eleştirisi benim için hep sağlam bir temel oluşturdu!

Sanat pratiğinizde tekrar tekrar döndüğünüz bir duygu, düşünce ya da soru var mı?
Soru değil aslında daha önceki sorularda da bahsettiğiniz “Özgün olmak ile popüler kültüre ait olmak arasındaki dengesizlik hatta haksızlık !” bir sorun.
Aslında çok net “ Olmak ya da olmamak ! “ bütün mesele bu işte!
Ruhun ile var olmadıktan sonra “var olmak “ kelimesi anlamını yitiriyor!
Bugün genç sanatçılar teknik olarak daha güçlü ama sizce eksik bıraktıkları şey nedir?
Genç sanatçılarımız maalesef dijital çağın ruhsuz altyapısında yetişiyorlar… Tabii ki bazıları sorguluyor… Ama çoğunda ruh ve samimiyet eksik… Hızlı var olma çabasında sürükleniyorlar, bir an parlasalar bile kalıcı olmuyor, üstelik benliklerini harcamış oluyorlar, varlıkları da siliniyor!
Yıllar sonra bir müze duvarında adınızın altında tek bir cümle yazacak olsa, bunun ne olmasını isterdiniz?
IŞIK DİRENÇTEN ÇIKAR!

Bugün sanat dünyasında gerçekten iyi işler üretenlerle görünürlüğü iyi yönetenler arasında bir yarış olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce kazanan taraf hangisi?
Bunun bir yarış olduğunu düşünmüyorum! Bu sanatın bir görgü savaşı… Ama zaten sanat buzdağının görünen tepesi… Buzdağı ise toplum görgüsü… Dolayısıyla önce hem millet olarak, tabii sonra da insanlık olarak görgümüzü beslemeliyiz, ancak sonra görümüz oluşabilir… Ben grafik tasarım ve reklamcılık okudum ve de 1992’den itibaren yıllarca ajanslarda da çalıştım… Değişen çağlarda bir marka yaratmak, yönetmek gerçekten çok önemli… Ama onu kalıcı kılan şey taktiklerden çok ruhu ve samimiyeti, geçirgenliği! Bu özellikle sanat dünyası için daha vazgeçilmez bir döngü! Bir yıldız, ama kayan bir kuyruklu yıldız olursunuz!
Sanat tarihine baktığınızda, eserlerin büyük kısmı sancılardan ve çatışmalardan besleniyor. Mutlu bir insan gerçekten büyük sanat üretebilir mi?
Evet, “Tırtıl tabii ki sürünerek kelebek oluyor ve ışık dirençten çıkıyor!” Ama zaten en azından benim için bunun başında her zaman mutlu olma çabası var!… Guevara’nın “Belki hiçbir şey yolunda gitmedi ama hiçbir şey de beni yolumdan etmedi!” söyleminin mutsuzluk içerdiğini düşünmüyorum! Ama benim sanatımın ve sanat tarihine baktığımızda tüm büyük eserlerin temelinde bu felsefe var… Ama eserler bir ayna, bakanın hangi duyguyu önde gördüğü önemli!
Sergilerin ve sanat fuarlarının giderek birer sosyal etkinliğe dönüşmesi, sanatın önüne geçen bir gösteri kültürü yarattı mı?
Sanat dediğim gibi benim için bir “varoluş”! Ama tabii varoluşuna dönebilmek için önce o yolda bir var olabilmek gerekiyor! Sadece ruhtan da ibaret değiliz! Dolayısıyla kazanmak da lazım, kitlelere ulaşmak lazım… Eskiden bir sanat akımının peşinde farklı kitlelerden insan vardı demiştik, şimdi ise sanat lüks görülüyor. Fuar deneyimlerimde gördüm ki bu zamanda bunu ancak bu şekilde sağlayabiliyoruz; tabii giriş ücretlerindeki fahiş fiyatlar kontrol altına alınmalı… Sanat ile ilgilenen, merak eden herkesin ulaşabileceği bir bedel olmalı!

Bir gün tüm eserleriniz yok olsa ve geriye sadece tek bir işiniz kalacak olsa, hangisinin sizi temsil etmesini isterdiniz? Neden?
Sadece üzerine boyalar bulaşmış, okul yıllarından beri vazgeçemediğim ahşap kırık dökük şövalem ve boş bir tuval demek isterdim ama… 🙂 İşte sanatçı ruhu, hep bir var olma çabası… O yüzden herhâlde tuvalde ilk kez o ruhu bedenleştirebildiğim, aynayı oluşturabildiğim eserim “İfadenin Gücü” derdim! Zaten geçen ay Çırağan’da gerçekleşen Heritage’a da o eserim ile katıldım! İçinde büyük bir devinim barındırıyor ve hissettirdiğini de görüyorum!
Sanatçıların dünyayı değiştirebildiğine inanıyor musunuz, yoksa sanat artık sadece dünyanın değişimini kayıt altına alan bir tanık mı?
Sanat benim için sadece resim değil… Birçok sanat var, müzik de bunların başında yer alıyor… Ve akımların yerini trendler almış olsa da yine de gerçek sanatın yön verme duygusu ve kitlelere ulaşıp kalıcı olduğunu ve insanlara yön verdiğini görebiliyorsunuz!
Bugün kariyerinizin en başındaki Bağnu Sanak ile karşılaşsanız, ona neyi yapmamasını söylerdiniz?
Kendin olmaktan, kendini ortaya koymaktan korkma derdim… Çünkü hayat gerçekten kendini keşfedecek kadar uzun değil, bu yüzden ruha inancım büyük! Bir kimyadan ibaret olamayız! İnsan tüm varlığını ortaya koyarak gizemli olabilmeli! Çünkü Varlık ve Ruh her zaman gizemini koruyor!

Size göre çağımızın en büyük yanılsaması nedir ve sanat bu yanılsamayı kırabilir mi?
“Mış gibi yapmak!” Yani samimiyetsizlik! Herkes, her şey dijital çağa geçtikten sonra bir ön yüz oldu! İnsanlar sosyal platformlarda, hatta gerçek hayatta bile oldukları gibi değil fantezilerindeki kendilerini yansıtma çabasındalar! Üst üste oturmayan iki görüntü gibi net değiller! Sanat bu özgüven problemini ilk başta hemen kıramasa bile o duvarda bir delik açıp görmelerini sağlayabilir! Bu da güzel bir başlangıç olur!
İnsanların eserlerinize bakarken fark etmesini istediğiniz şey mi daha önemli, yoksa fark etmeden yanlarından geçtikleri detaylar mı?
Sihirbazlar neden güzel hostesler kullanır bilir misiniz ! Yaratmak istedikleri ilüzyonu rahatça yapabilmek adına! Hem Türkiye güzeli olup hem de sanat yapmaya çalışmak işte böyle bir şey illüzyon yaratmaya çalışan bir hostes gibi .. gözler üzerinde .. Ama bu bana eserlerimi yaratırken bir ayrıcalık getirdi .. önce farkediyorlar sonra ise ayrıntılarda neyi farkettiklerini farkediyorlar adeta!
Sanat piyasası olmasaydı yine aynı eserleri üretir miydiniz?
Dediğim gibi henüz 3 yaşında anaokulunda yaptığım resimlerim hâlâ duruyor ve 50 yıldır resim yaptığım hâlde ilk kişisel sergimi 4 sene önce Lale Müzesi’nde gerçekleştirdim! Satılan, koleksiyonda olan birçok eserim var ama sanat piyasasında mıyım? Doğrusu bilmiyorum. Evet, bunu hiçbir zaman bilemesem de üretmeye devam edeceğimi biliyorum! Çünkü her tuval önüne geçtiğimde sanki ilk kez başlar gibi hissediyorum!
Henüz kimsenin size sormadığı ama aslında cevaplamayı en çok istediğiniz soru nedir?
Bu soruya Özdemir Asaf’ın KELEBEK şiiri ile cevap vermek istiyorum !
Kelebek / Özdemir Asaf
Son isteğin nedir?
Sorusu,
Çok, çok kolaydır,
İlk isteğin nedir?
Sorusundan.
Çünkü,
O soruyu
Kimse kimseye soramadı,
Korkusundan.
Özdemir Asaf
Benden Sonra Mutluluk

#BanuSağnak #PauseDergi #PauseSanat #SanatRöportajı #ÇağdaşSanat #TürkSanatçıları #RessamBanuSağnak #RebornSergisi #SanatınGücü #ÇağdaşResim #SanatveRuh #SanatDünyası #KişiselSergi #SanatHaberleri #KültürSanat #SanatSöyleşisi #ModernSanat #SanattaDönüşüm #IşıkDirençtenÇıkar #SanatveHayat #BanuSağnakRöportaj #PauseDergiÖzel #TürkiyeGüzeli #SanatınDönüştürücüGücü #ResimSanatı #SanatçıSöyleşisi #KelebekEtkisi #RuhunYolculuğu #SanatlaVaroluş #ÖzgünSanatçı #AhuÇağdaş
+90 544 455 22 63































