Yazılar

Altın Mimir “Ütopik olmayan gerçek kadın”

Altın Mimir “Ütopik olmayan gerçek kadın”

Avukat Altın Mimir

Kadınlar Günü Mesajı

Kadınlar gününün sizdeki anlam ve önemi nedir? Özel hayatınızda ve iş hayatınızda başarıyı yakalamış bir kadın olarak yanıtınız ne olur?

Kadınlar günü demek biraz yanlış, emekçi kadınlar günü bugün. Bu günün anlamı da kadının kendine, değerine, sahip olduklarına, gücüne sahip çıkması için verdiği mücadelede gizlidir. Günümüzün en büyük problemlerinden olan kadın-erkek cinsiyet ayrımcılığının önüne geçmek için  farkındalık yaratmak adına bugünü anlamlı buluyorum. Esasen böyle bir farkındalık yaratmak zorunda olmamızda bir o kadar beni üzmekte. Ütopik olmayan gerçek kadın – erkek eşitliğinin sağlanmasına kadar ben bu farkındalıklarının sadece 8 martta değil, her gün aralıksız dile getirilmesi gerektiğini düşünenlerdenim. İlk kurulan anaerkil  toplumda cinsiyete yada başka unsurlara dayalı ayrımcılık olmadığı için sadece toplumun sürdürülebilirliği için yeterli üretim ve eşit paylaşım vardı. Ancak bugün ne yazık ki toplumun yarısını oluşturan kadınların neredeyse hiçbir hakkı yok. yasalarda var olması bu hakkın gerçek manada varlığı anlamını taşımıyor. Günümüzde kadının başta   yaşam hakkı olmak üzere, çalışma, eğitim, seçme/seçilme gibi en temel hakları dahi ne yazık ki her geçen saniye tırpalanmakta. Ve bizler hem kadınlara ve hem de erkeklere, kadınlarında  aynen erkekler gibi gerçek manada tüm haklara sahip olduklarını anlatmak için sarf ediyoruz. Yani ben bu farkındalığın oluşması için sürdürdüğümüz çabayı çok önemsemekle birlikte keşke böyle bir günü yaşamak , böyle bir günü anlamlandırmak zorunda olmasaydık diyorum. Bu manada bütün bireyleri özellikle çocukları gençleri ve anne ve babaları 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günüyle alakalı farkındalık yaratmak için seferber olmalarını önemle tavsiye ediyorum. Biz vazgeçmeyeceğiz. Dünyadaki tüm kadın ve erkeğin eşit olduklarına inandıkları ve bunu hayata geçirdikleri güne kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz.

Size ilham veren kadın ya da kadınlar var mıdır?

Dünyadaki tüm kadınlar;  en bebeğinden en yaşlısına kadar hepsi benim için ilham kaynağı. Kimisinin  yaptıklarını yaparak kendime ilham alıyorum, kimisinin de yaptıklarını yapmayarak  kendimi korumak amacıyla ilhamıma ekliyorum. Bir kısmı yapacaklarım için, bir kısmı da yapmamam gerekenlerle bana gösteriyor. Yani her birimiz her halükarda etrafımıza çok anlayarak bakmamız, olanları içselleştirmemiz, sebep sonuç ilişkilerini değerlendirerek gözlemlerimizden yola çıkarak yapacaklarımıza karar vermemiz gerekiyor.

Sizde ilham veren bir isim olarak; sizi beğenen, örnek alanlara rol modelsiniz… Bu anlamda kadın-erkek tüm Pause Dergi okurlarımız için, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü mesajınız olarak neler söylemek istersiniz?

Bizler farklılıklarımızın farkında olarak bunun bizi zenginleştiren, bunun bizi güzelleştiren, bunun bizi gerçek mutluluğa götüren bir tamamlama, bir tanımlanma olduğunu bilmemiz gerekiyor. Fiziksel farklılığımız, bizim farklı işlevlerimizin, farklı motivasyonlarımızın, farklı görevlerimizin olduğu anlamına gelir. Bu birimizin, birimizden üstünlüğü manasında değildir. Hiç kimse kadın veya erkek bir diğerinin üstü değildi, hiç kimse bir diğerinin altı, emir eri değildir. Birbirimize ihtiyacımız sonsuzdur. Biz eğer birlikte olursak güçlü oluruz, biz eğer birlikte olursak gerçek refahı sağlarız. Biz hayatın her alanında; evde, okulda, sokakta, sosyal alanda, siyasette , iş hayatında her yerde birlikte olursak daha çok üretir, daha verimli işler yaparız. Kadın ve  erkek eşit olursa toplumdaki şiddet ortadan kalkar . Çünkü erkek şiddetinin en temel sebebi cinsiyet ayrımcılığıdır. Cinsiyet ayrımcılığının mağduru sadece kadınlar değil, erkeklerde bu hastalığın mağdurlarıdır. Birlikte üretip, ihtiyaçlarımız ölçüsünde paylaşım önce yoksulluğu, sonrada şiddeti sonlandırır. Biz yaradılanların en şanslısıyız. aklımız ve vicdanımız var. Onları kullanarak birbirimizi sevelim ve birbirimize ihtiyacımızın sonsuz olduğunun farkına varalım.

Sizce başarının sırrı nedir?

Bu aslında bir sır değil, başarının sırrı mırrı yok. Başarının herkes tarafından bilinen bir gerçekliği var; o da çok çalışmak, çok çalışmak, çok çalışmak. İstikrarlı bir şekilde vazgeçmeden, zaman zaman yaşayacağımız başarısızlıklardan da ders alarak her zaman daha iyisini yapmak için düştüğümüz her yerden kalkabilmektir başarı. Bunu yaptığımız müddetçe, her halükarda başarılı olacağımız %100 dür.

Altın Mimir “Kadının özgürlük anahtarı işidir”

“Kadının özgürlük anahtarı işidir”

Altın Mimir

Kendi efsanesini yazan nadir isimlerden… Toplumu değiştirmek ve cinsiyet ayrımcılığı sonlandırmak için çalışan, üreten kadına ihtiyacın önemini her fırsatta anlatıyor. Kadına yatırımın her manada geleceğe yatırım olduğuna inanıyor. Toplumların tam refahı için, toplumun yarısını oluşturan kadınların iş dünyasında olması kaçınılmaz olduğunu savunuyor. PAUSE Dergi bu ay ki kapak konuğu sevgili Avukat Altın Mimir.   Kendisiyle mesleğini, hayatını, kadının iş hayatına dahil olması hususunu, toplumumuzdaki hukuksal reflekslerin gelişimini, Emek’i ve daha bir çok şeyi siz değerli okuyucularımız için konuştuk. Keyifle okumalar dileriz.

—-Çocukluk hayalim olan bir işi yapıyorum. Bence işin sırrı bu… Sevdiğin, hayalini kurduğun işi yapmak en önemlisi… Çok çalışıp işimi büyük bir aşkla, tutkuyla yapıyorum ve asla taviz vermiyorum. Bu ilk gün de böyleydi, şimdi de böyle

 —-Hukuk bir toplum mühendisliğidir. Nasıl bir toplum inşa edersen, öyle bir toplumsal refleksle karşılaşırsın. Hukuksal refleks de o toplumun, hukuka bakış açısıyla endekslidir. Hukuksal refleksin gelişmesi, şüphesiz ki hak bilincine sahip olmaktan geçer.

—-Tüm dünyada bilim dili dahil sadeleştirilirken, bizim ülkemizde hukuk dili ne yazık ki  sadeleştirilmemekte..

—–Kadının önündeki en büyük engel yine kadının kendisidir. Öncelikle kadının kendisiyle alakalı kabullenişinden vazgeçerek, toplumsal algıyı, önyargıları yıkması gerekiyor. Bu ön yargıları parçalamak Einstein’ın dediği gibi atomu parçalamaktan daha zordur.  Yoksa kadının önünde hiçbir engel olamaz.

—-Ben asla kararlarımda pişmanlık duymam. Her neticenin, gerçek kazanımını anlamaya çalışırım. Görünen gerçeklik her zaman, hakiki gerçeklik olmayabilir. Kararım hatalıysa dahi pişman olmam. Ders çıkarırım hatalarımdan.

 Kendi efsanesini yazan nadir isimlerden birisiniz. Bana göre de Altın Mimir ismi önemli bir marka… Kolay olduğunu düşünmüyorum. Özelikle bir hanım avukat olarak. Şimdi biz sizi dinleyelim mi? 

Wouuuu! Başım döndü. Efsane olmak, marka olmak… Sanırım bunlar benim için epeyce bol tanımlamalar. Öyle olabilmek için, daha kırk fırın ekmek yemem lazım. Aslında ben kendimi daha çok bir atom karınca olarak tasvir ederim. Yok öyle hem her gece diskoya gideceksin, hem Harward’a. Öncelikle ben çok sevdiğim, çocukluk hayalim olan bir işi yapıyorum. Bence işin sırrı bu… Sevdiğin, hayalini kurduğun işi yapmak en önemlisi… Çok çalışıp işimi büyük bir aşkla, tutkuyla yapıyorum ve asla taviz vermiyorum. Bu ilk gün de böyleydi, şimdi de böyle.  Avukatlık aşırı konsantrasyon ve emek işi, ben işime yoğunlaşmışken dış dünyadaki hiç bir şey dikkatimi dağıtamaz.

Ve tabi ki bilgi… Bilmek kişiyi özgürleştiriyor, her insanı güçlü kılıyor. Hele avukatlar için bilgi, mesleğimizin icrası için olmazsa olmaz. Bir futbolcu için krampon, dalgıç için oksijen tüpü, nusret için et, ne ise avukat için bilgi o dur. Salt  bilgi de yeterli değil.  Sahip olduğun bilgiyi yaşanmış olaylar ile sentezleyebilmek önemli. Avukatlar için bilgi; yasalar, yaşanmış olaylarda; müvekkillerinin uğramış olduğu haksızlıklardır. Ancak bu sentezlemenin doğru hedefe ulaşabilmesi için, içsel sezgilerimizin yol göstericiliğinden faydalanmamız gerekir.

 

Karşınıza çıkan barikatları nasıl aştınız?

Asla vazgeçmeyerek. Hayat bana şunu öğretti; bir şeyi gerçekten yapmak istiyorsanız dağlar, okyanuslar aşarsınız. Yok, eğer yapmak istemiyorsanız öyle bahaneler uydurursunuz ki, döner bu bahanelere herkesten çok siz inanırsınız. Hep önce barikatın, sorunun varlığını kabul ettim. Bir sorun varsa çözümü de mutlaka vardır.  Bu arada sorunların varlığının süreklilik arz ettiğini hatırlatırım. Sorunu anlamaya çalışırım; okurum, araştırırım, karşımdakini dinlerim, ardı arkası kesilmeyen sorular sorarım. Doğru teşhis, doğru tedaviyi getirir. Bilgi, iç seziler, akılla kalbi birleştirme, azim ve olası ‘raunt’ kayıplarını netice olarak görmeyip, sonraki rauntlara eksiklerimi tamamlayarak çıkmak olarak formülleyebilirim.

 Toplumsal ya da kurumsal ortamlarda; bireye de indirseniz genel çerçevede de baksanız hukuksal reflekslerin  gelişmediğini gözlemleyebiliyoruz. Niye böyle oluyor? Çözümü nedir?

Hukuk bir toplum mühendisliğidir. Nasıl bir toplum inşa edersen, öyle bir toplumsal refleksle karşılaşırsın. Hukuksal refleks de o toplumun, hukuka bakış açısıyla endekslidir. Hukuksal refleksin gelişmesi, şüphesiz ki hak bilincine sahip olmaktan geçer. Ve tabii ki gelişmiş olan toplumda. Bu noktada sorulması gereken en önemli husus, hukukun ne için var olduğu ya da kimler için ayakta tutulduğu yani gerçekte neye hizmet ettiğini bilmemiz gerekmektedir. Tüm dünyada bilim dili dahil sadeleştirilirken, bizim ülkemizde hukuk dili ne yazık ki  sadeleştirilmemekte.. Hal böyle olunca, toplumun hukuk dilini anlaması, bundan sonuç çıkarması pek tabii ki olanaklı değildir. Anlamadığı kanun metniyle, sahip olduğu bir hak olduğundan dahi habersiz olan toplumun, pek tabii ki refleksi olmayacaktır. Bilmek, insanın refleksini geliştirir. Yegane çözüm, hukuk dilinin anlaşılır kılınmasıyla,  hukukun yönetenlerin katından alınıp, toplumun geneline yaymaktır.

 

İş sebebiyle uykunuzun kaçtığı oldu mu?

Olmaz mı, hiç uymadığım,  uykumun kaçtığı zamanlar o kadar çok ki. Gecenin 3’ünde ofisi açtırmışlığım var benim. Deliyim yani. Boyun fıtığı ameliyatım var. Doktor yüz diyor. Yüzmeyi yarım bırakıp, havuzdan çıkıp dosyaya ilişkin sorular sormuşluğum da var. Artık bende, bunun delilik boyutuna geçtiğinin kanıtı.

 

Kadınların iş dünyasına dahil olması, hususunda düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? 

Kadının iş dünyasında olması, mutlak bir zorunluluktur. Bir ülkenin, hatta dünyanın zenginliği ve buna bağlı olarak barışını kadının çalışmasıyla sağlanacağına inanıyorum. Çünkü savaşların neredeyse tamamı ekonomik kaynaklıdır. Kadının gerçek özgürlüğünün, ekonomik olarak bağımlılıktan kurtulmasından geçtiğine inanıyorum. Aksi takdirde kadın, herhangi bir erkeğin karısı, sevgilisi, metresi, kızı, kız kardeşi hata annesi olarak o erkeğin her türlü şiddetine maruz kalmaya devam edecektir. Yani kadının özgürlük anahtarı işidir. Ve kadınlar, bilin ki; iş dünyası kötü bir yer olsaydı, erkekler sizi oradan uzak tutmak için değil, kendilerini oradan uzak tutmak için çabalarlardı.

Dünyanın en zengin insanlarından biri olan Waren Buffete başarısının ve servetinin sırrını sorduklarında, bunu dünyanın sadece yarısıyla rekabet içerisinde olmasından kaynaklandığını açıklaması, sanırım yeterince açık bir cevaptır. Toplumların tam refahı için, toplumun yarısını oluşturan kadınların iş dünyasında olması kaçınılmazdır. Ben kadın ve erkeği, kuşun iki kanadına benzetiyorum. Nasıl ki tek kanatlı kuş uçamazsa, eve mahkum edilen kadınların yaşadığı bir toplumda asla ve asla gelişemez.

Ben bir kadınım ve kadının isterse neler yapabileceğini çok iyi biliyorum. Kadına yatırımın her manada geleceğe yatırım olduğuna inanıyorum. Kadının iş hayatında daha başarılı olduğuna görüyorum. Üreten kadın mutlak manada çevresine rol modeli oluyor. Onun yetiştirdiği çocukların hayattaki misyonu da kendisiyle örtüşüyor. Toplumu değiştirmek ve cinsiyet ayrımcılığı sonlandırmak için çalışan, üreten kadına ihtiyacımız büyük. Üretimin hayatta karşılığı manevi tatminle birlikte maddi güç ve paradır. Ben parasını yöneten kadının, hayatını da yönettiğine inanıyorum.

 

Kadın liderliğinin önündeki en önemli engel nedir sizce?

Bir kadını, doktor, avukat, öğretmen, polis, ceo, olmaktan alıkoyacak hiçbir şeyin olmadığı, tüm yolların açık olduğu zamanlarda bile, onun önüne çıkan pek çok engel ve hayaletler vardır. Kadının önündeki en büyük engel yine kadının kendisidir. Öncelikle kadının kendisiyle alakalı kabullenişinden vazgeçerek, toplumsal algıyı, önyargıları yıkması gerekiyor. Bu önyargıları parçalamak Einstein’ın dediği gibi atomu parçalamaktan daha zordur.  Yoksa kadının önünde hiçbir engel olamaz. Kadın aklına koyduğu ve istediği her şeyi yapabilecek kudrete sahiptir, engel mengel tanımaz.

 

Pişman olduğunuz bir karar verdiğiniz oldu mu?

Ben asla kararlarımda pişmanlık duymam. Her neticenin, gerçek kazanımını anlamaya çalışırım. Görünen gerçeklik her zaman, hakiki gerçeklik olmayabilir. Kararım hatalıysa dahi pişman olmam. Ders çıkarırım hatalarımdan. Kadere çok inanırım. Mutlak ve muğlak kaderlerimiz vardır. Mutlak kader benim nazarımda sadece doğum ve ölüm. Onun dışındaki muğlak kaderimiz, bizlerin elindedir. Kararlarımızın sonuçlarını doğru değerlendirip, kaderimizin rotasını çizebilmek için pişmanlık duymakla vakit harcamayıp, öğrenmemiz gerekeni öğrenerek sınavımızı vermeliyiz ki, aynı kaderi bir daha yaşamayalım.

 

Kariyer hayatınızda yaşadığınız en şaşırtıcı unutamadığınız an nedir Unutamadığınız? 

 Aslında bunu tek bir anla sınırlamak çok zor. Çünkü her şey bir bütün… Hele bu yaşa gelince neredeyse her konuyla alakalı bir yaşanmışlığın var seni sen yapan. Tek bir anla sınırlamam, diğerlerine haksızlık olur. Sadece şunun söylemek isterim dönüp geri baktığımda, 5 yaşında ne olacağımı hayal etmem ve 13 yaşımda bunun yol haritasını çizmem hakikatten unutulmamaya değer. 5 yaşında savcı olmaya karar verdim. 13 yaşında, hukuk okuyabilmek için gece çalışıp, gündüz okula gitme gerekliliğini görüp, lise eğitimimi Sağlık Meslek Lisesinde tamamlayıp hemşire çıkmam ve aynı yıl İstanbul Hukuku kazanıp 17 yaşında Sağlık Bakanlığının kapısında çalarak tayınımı İstanbul’a aldırmam tabiki bir tık sürrealist gelebilir ama hepsi gerçek. Ve küçücük bir kız çocuğu yaptı bunu. Sonrası, aslında öncesinin tekrarı…

 

Sizce gelecekte kadınlar için en büyük zorluk ne olacak?  

“Cam Tavan” sendromunu bilirsiniz, bu benzetme, kadınların yükselmelerini önleyen “görünmez” engelleri tanımlamaktadır. Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersine sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu’ denir.

Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Maalesef bizim toplumumuzda kadınların evde, sokakta, iş yerlerinde hep kendilerine koydukları yasakları, cam tavanları var. Altını çizmek istiyorum, bu zorluklar dayatılan, öğretilmiş zorluklardır.  Tabiki gerçek zorluklar da var. Cinsiyet ayrımcılığı. Örneğin; günümüzde kadın çalışsa da, evdeki rolü hala birincil derecede öncelikli konumdadır. Bir kadının mutlaka, iş hayatı ile aile hayatını dengelemesi gerekiyor. Hele bir de işin içerisine çocuklar girdiği zaman, kadınların aile sorumluluklarını ikinci plana atmaları neredeyse imkansız hale geliyor. Dolayısıyla kadınlar, çalıştıkları alanlarda yükselmek için mücadele verirken,  aslında erkek meslektaşlarıyla adil olmayan koşullarda yarışıyorlar. Bir ülkede kadınların statüleri erkeklerle eşit seviyeye gelmezse o ülke gerçek anlamda medeni bir ülke olamaz.

Hayatınızı %100 planlı programlı mı yaşarsınız yoksa “ amaaan boş ver “ dediğiniz esneme payı var mıdır? Ya da olmalı mıdır?

Aşırı programlıyım. Güne her sabah 6.30 da başlar, sporumu yapar işime giderim. Yemem, içmem her şeyim planlıdır. Ancak her zaman acil çıkacak durumlara karşı önlemler alabilirim. Gideceğim seyahat, izleyeceğim film, dinleyeceğim konser çünkü büyük bir bilgi kirliliği var. Seçici olmak ve faydana olacakları tercih etmezsen kaybolursun. Hayatım çok kıymetli, aman boş ver dersem, kıymetsiz hale getiririm. Esneme payım mutlaka vardır ama amaaaan boşverim hiç yoktur.

 

Bu yaz ne sıklıkta tatil yapabildiniz? En yeni nereye gittiniz? 

Ben uzun tatil yapamayanlardanım. Hafta sonlarını değerlendiriyorum. Uzun tatillerim sadece herkesin tatilde olduğu bayramlarda olabiliyor. Yazın ülkemizin sahilleri şahane. Bu yaz henüz yurtdışı yapamadı. Ancak kurban bayramında oğlumla Tanzanya’ da safari ve arkasından Zanzibar olacak şekilde programlandık. O vakte kadar hafta sonları Bodrum, Çeşme kaçamaklarıyla idare edeceğiz. Ramazan Bayramı’nda da Marmaris’teydik. D Maris Bay’de. Ben kalabalıkları, yüksek sesli ve bitmek bilmeyen müziği sevmiyorum. Sakin ve yavaş yaşamayı seviyorum tatilde. Temalı seyahatler hariç tabiki…

 

Çok renkli bir hayat hikayeniz var… Roman gibi. Bir gün yazacak mısınız?

Evet dolu dolu geçiyor. Sıkılmak mümkün değil. Değme reality showlara taş çıkaracak cinsten. Hani hep dinleniyoruz diye bir endişe içerisindeyiz ya, eminim beni dinleyenler acayip heyecanla takip ediyorlardır. Arkası, yarın modunda. Yazacağım tabii. Çok teklif alıyorum da, yaz yaz bitmez diye öteliyorum hep. İçerisinde emek, umut, sevinç, cesaret , aşk, ihanet , zaman zaman dram olan çok ciltli bir şey olacak, ellimden sonra inşallah.

 

 “Emek” in hayatınızdaki tanımı, anlamı nedir?

Her şeyim… Aslında kelimelerle anlatılamayacak kadar her şeyim. İki ay süren kanamam sebebiyle kanser olduğumu düşünerek, etrafımdakilerin baskısıyla doktora gittiğimde, kanser değil, hamile olduğumu öğrenince, çifte bayram dedikleri şeyi yaşadım. Aynı anda hamileliği devam ettiremeyeceğimi de öğrendiğimde, her zamanki ben; “hayır ben bunu istiyorum, siz sadece bana ne yapmam gerektiğini söyleyin” dedim. 21 yaşındaydım, bebeğimin dünyaya gelme ihtimali %1’di, stajyer avukattım, yüksek lisans tezimi hazırlıyordum, eşimden ayrılıyordum.  Bunların hiçbiri Emek’le buluşmamıza engel olamadı. 5 ay hastanede her ihtiyacım yatakta giderilerek, 7,5 aylık Emek dünyaya geldi. O zaman okuduğum bir kitapta “Emek koymuşlar yavrumuzun adını.” diye bir satır okudum. Yıllarca bu kitabı  aradım sonunda bir üniversiteli kızımın yardımıyla buldum. Ve dedim ki; bebeğim kız ya da erkek ne olursa olsun adı Emek olsun. Sonra erken doğan Emek pek tabii ki yaşama hazır değildi. Kuvezlerde kaldı, ışın tedavileri gördü, beyin ameliyatları geçirdi. Ameliyatlar sonrası kafasındaki dikişlerin açılmaması için ağlamaması gerekiyordu. Beni görünce ağladığı için yoğun bakım kapılarının arkasında ağlayarak iyileşmesine dua ettim. Tabi bir de para kazanmam gerekiyordu. Pahalı ve zor ameliyatlar ve tedaviler geçiriyordu. Hani hep derler ya ismin kaderindir. Emek tam bir Emek. 5 yaşına geldikten sonra kötü günler geride kalmıştı. Tanrı hadi artık cefa kısmı bitti az birazda evladının sefasını sür der gibi sonrası su gibi geçti. O şahane bir evlat, Tüm anne ve babalara Allah böyle evlat versin. Sevgi dolu ve ışıl ışıl… Artık birbirimizin her şeyi olmuştuk. Çoklu ilişki sendromu yaşıyoruz çoğu zaman. Birbirimizin annesi, babası, kardeşi, ablası, sevgilisi, meslektaşı, partnerı, çırağı, ustası olduk. Sizce de her şeyim değil mi?

 

İş hayatınız la gündeme geliyorsunuz özel hayatınız nasıl gidiyor? Yoksa erkekler sizden korkuyor mu?

Hahahah bence her ikisi birbiri ile kapışır. Çok çalışıyorum ve yaptıklarımdan büyük keyif alıyorum. Ve bundan vazgeçmem söz konusu dahi olamaz.  Tabii ki çalışmak aşka engel değil. Aslında ben aşık halimi daha çok seviyorum. Herkese, her şeye ve hatta kendime bile daha iyi oluyorum ve her şeye yetişiyorum. Hatta onlar her şeye nasıl yetiştiğimi şaşkınlığından bir türlü çıkamıyorlar. Ben hayatımda neyi istediğini çok iyi bilen ve bunu açıklıkla dile getiren biriyim. Zor severim ama sevince de tam severim. Erkeğin bitmek bilmeyen bir iktidar mücadelesi var. Güçlü, akıllı, zeki, e az birazda güzel, kendi ayakları üzerinde duran kadına sahip olamayacakları korkusu onları hayli zorluyor ve saçma sapan şeyler yaptırıyor. Bildiği ve kafasındaki kadın ile karşısındaki kadının çatışması bünyede ağır hasarlara sebebiyet veriyor. Sonuçta senden gidemiyor, senle de olamıyorlar. Bende yaradılış olarak hiç kimsenin kompleksini ya da kaprisini çekemiyorum.

“Bence başarının sırrı”

Başarının tek bir sırrı var ki, o da sır değildir; ÇALIŞMAK, ÇALIŞMAK ve bi daha   ÇALIŞMAK…