Yazılar

Diyet yaparken günlük kaç kalori aldığınızı bilin

Diyet yaparken günlük kaç kalori aldığınızı bilin

Piyasada satılan paketli ürünlerin üzerinde, restoran veya iş yerlerinin menülerinde, akıllı telefon ve akıllı saat uygulamalarında kalori değerleri sıkça karşımıza çıkıyor. Tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerin hem besin hem de kalori değerleri sağlıklı beslenme planında önemli yer tutuyor. Bu nedenle kilo vermek-almak ve formda kalmak isteyen kişilerin bu değerlere dikkat etmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, kalori dengesinin sağlıklı beslenmede önemli bir yer tuttuğunu ancak kalori hesaplamanın takıntı haline getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak konu ile ilgili bilgi verdi. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır

Dyt. Merve SırMakro besinler enerji içerir

Besinlerde bulunan enerji miktarını ölçmek için kullanılan birim kaloridir. İnsan vücudu enerjisini esas olarak karbonhidratlar, proteinler ve yağlardan almaktadır. Kalori, diyette büyük miktarlarda bulundukları için makro besin olarak da ifade edilir. Eser elementler veya vitaminler gibi diğer besin maddelerinin aksine, makro besinler enerji içerir. Ayrıca başka bir enerji kaynağı alkoldür. Besinlerdeki enerji aynı zamanda ‘kalorifik’ değer olarak da bilinir ve kalori veya joule birimleriyle ölçülür. Kalori konuşulduğunda, aslında kilokalori (1000 kalori) anlamına gelir. Öte yandan, makrobesinler farklı kalori içeriğine sahiptir. Vücuda enerji sağlayan besinlerin gram başına düşen kilokalorileri aşağıdaki gibidir.

  • Karbonhidratlar: gram başına 4 kilokalori
  • Proteinler: gram başına 4 kilokalori
  • Yağlar: gram başına 9 kilokalori
  • Alkol: gram başına 7 kilokalori

Ancak unutulmamalıdır ki, vücudun bir yiyecekten gerçekte ne kadar enerji kullanabileceği çeşitli faktörlere bağlıdır.

Vücudun enerjiye ihtiyacı vardır

Vücuttaki bazı süreçlerin olması için enerjiye ihtiyaç vardır. Vücut bu enerjiyi besinlerden almaktadır. Enerji, yiyecek ve içecek, makro besinler yağlar ile karbonhidratlar ve proteinden oluşabilir. Her yiyeceğin farklı bir makro besin bileşimi bulunmaktadır. Hangi gıdada ne kadar enerji olduğunu ölçülebilir hale getirmek için öncelikle kalori ölçülmelidir. Basit bir anlatımla kalori aslında enerjidir. Kilo kaybı söz konusu olduğunda kalorinin her zaman öncelikli olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Çok az sayıdaki insan kilo vermek veya kilo almamak için günde kaç kalori tüketebileceğini hesaplamaktadır. Her insan için tek kalori gereksinimi yoktur. Kişinin günde kaç kalori tüketmesi gerektiği cinsiyete, yaşa ve boy gibi faktörlere bağlıdır. Düzenli egzersiz, spor ve yapılan iş gibi etkenler de önemli rol oynar. Sonuçta, bir şantiyedeki bir çalışanın ofisteki bir çalışandan çok daha fazla enerjiye ihtiyacı bulunmaktadır. Vücut, bazal metabolizma hızı için tedarik edilen miktarın % 70’ine ihtiyaç duyar. Bunun teknik terimi, bazal metabolizma hızıdır. Dinlenir haldeyken vücudun harcadığı enerji miktarı bazal metabolizma hızı olarak ifade edilir. Bazal metabolizma hızı, tüm hayati fonksiyonların sürdürülmesini sağlar. Birçok insan, günlük kalori ihtiyacının çok üzerinde yiyerek aşırı kilolu hale gelmektedir. Günlük kalori ihtiyacı kişiye göre değişmektedir. Günlük kalori ihtiyacı biliniyorsa, kilo vermek veya kiloyu korumak için uygun önlemler alınabilir. Zayıf olanların ise kilo alma konusunda dikkatli olması gerekir. Kalori ihtiyaçlarını kesinlikle bilmeleri önemlidir.

Günlük kaç kaloriye ihtiyaç var?

Kadınların genellikle günde yaklaşık 2 bin kaloriye, erkeklerin ise 2 bin 500 kaloriye ihtiyacı olmaktadır. Bu ihtiyacı hesaplayabilmek için bireysel bazal metabolik hızı hesaplamak gerekir. Bireysel bazal metabolik hızı hesaplamak için birkaç formül vardır. Bunların her biri yalnızca gerçek bazal metabolizma hızının bir yaklaşımı olarak anlaşılmalıdır. Kalori ihtiyacı kişiye özel hesaplanmalıdır. Yaş, kilo ve egzersiz alışkanlıklarının yanı sıra meslek konusu da göz ardı edilmemelidir.

  • Erkekler için formül:

Bazal metabolizma hızı = 1 x vücut ağırlığı x 24

  • Kadınlar için formül:

Bazal metabolizma hızı = 0,9 x vücut ağırlığı x 24

24 sayısı hesaplamaya dahil edilir çünkü bir kilogram vücut kütlesinin dinlenme durumunda günde ortalama 24 kilokalori tükettiği varsayılır.

Fazla yemek sağlık sorunlarına neden olur

Bir yetişkinin mide hacmi ortalama bir litredir. Daha fazla yendiğinde mide diğer organlara baskı yapar. Bu bir dolgunluk hissinin oluşmasına neden olur. Karındaki dolgunluk hissi, bağırsak bölgesinde yutulan hava veya aşırı gaz oluşumundan da kaynaklanabilir. Özellikle çok yağlı yiyecekler, yoğun tatlandırılmış ve şişkin yiyecekler tokluk hissine ve diğer mide bağırsak sistemi şikayetlerine neden olabilir. Yemeğin bileşimine bağlı olarak hipoglisemi veya yüksek serotonin seviyeleri de yorgunluğa yol açabilir. Yüksek karbonhidratlı besinler tüketildiğinde, kandaki glikoz artışı ve insülin hormonunun artan salınımı yok olur. İnsülin, vücut hücrelerine şeker akışını teşvik ederek kan şekeri seviyesinin tekrar düşmesine neden olur. İnsülin salgılanması, yemekten sonra aşırı artarsa, ‘hipoglisemi’ olarak bilinen kan şekerinin düşmesine neden olur. Ancak beyin enerji kaynağı olarak kan şekerine bağlı olduğu için performans belirli bir süre kısıtlanabilir.

Besinlerin kalori içerikleri önemli ama takıntı haline getirilmemeli

Birçok insan besinleri tüketmeden kalori içeriklerini göz ardı etmektedir. Diyet konusunda en iyi bilinen kural şudur: Yaktığınızdan daha az kalori alırsanız kilo verirsiniz.

Yağ, karbonhidrat ve proteinden alınan kaloriler farklıdır. Vücut, kalorileri farklı şekilde işlemektedir. Genel olarak kalori kaynakları yağ, karbonhidratlar ve protein olarak üçe ayrılır. Karbonhidratlar ve yağ, obezitenin yaygın nedenleri arasındadır. Çoğu karbonhidrat ve yağ vücudumuz tarafından kolaylıkla sindirilebilir. Spor yaparken aynı anda çok fazla enerji harcamak her zaman işe yaramaktadır. Öte yandan sindirimi zor olan proteinin kilo vermeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Vücudun hiç sindirmediği kaloriler de vardır. Gıda ambalajındaki kalori tabloları, enerjinin ne kadarının vücut tarafından gerçekte kullanıldığına dair herhangi bir bilgi sağlamamaktadır.

Kalori tabloları yanıltıcı olabilir

Kalori tabloları temelde vücuda ne kadar enerji sağlandığına dair bir kılavuzdur. Bununla birlikte, fruktozdan elde edilen 100 kalori, sağlıklı yağlardan alınan 100 kalori ile karşılaştırılamaz. Çünkü fruktoz vücutta tamamen farklı metabolik süreçleri tetiklemektedir. İştah yaratan insülin seviyelerini yükseltmekte, aynı zamanda vücudun enerji tüketimini uzun vadede azaltmaktadır. Mesela kuruyemişler çok fazla yağ içerir ve çikolatadan daha fazla kalori içerdikleri için kalori bombası olarak kabul edilir. Ancak temiz kalori kaynağı olan kuruyemişler kilo alımının kontrolünü kaybetmeye neden olmaktadır. Bu nedenle kuruyemişlerin kalorilerine bakmak yanıltıcı olabilmektedir.  Herkes vücut kaloriyi farklı kullanmaktadır. Yaş, cinsiyet, boy, bireysel bağırsak florası, hastalıklar ve günün saati kaloriyi kullanmada etkili olan faktörlerdir.

Kalp dostu yulaf

Kalp dostu yulaf

Yulaf, zengin besin değerleri, uzun süre tok tutması ve sağlığa faydaları nedeniyle günümüzün popüler besinleri arasında yer alıyor. Sağlıklı ve lezzetli yiyecekler hazırlamak isteyenlerin birinci tercihi olan yulaf, tatlı ya da tuzlu tariflerde rahatlıkla kullanılabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. N. Sinem Türkmen, yulafın sağlığa faydaları hakkında bilgi verdi.

Yulaf ( Avena sativa), tohumları için yetiştirilen bir tarım bitkisidir. Dünya tahıl üretim istatistiklerinde buğday, mısır, pirinç, arpa ve sorgumdan sonra altıncı sırada yer almaktadır. Yulaf saf haliyle glüten içermeyen bir tahıldır. Eğer üretildiği ortamda glütenli bir besinle teması olursa glütensiz olma özelliğini kaybetmektedir. Yulaftan elde edilen yulaf sütü bitkisel süt kaynakları arasında yer almaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Güçlü bir fosfor ve lif kaynağı

80 gram yulaf yani 8 yemek kaşığı yulaf, günlük fosfor, B1 vitamini ve lif ihtiyacının %40’ını, magnezyum ihtiyacının %35’ini, bakır, çinko ve demir ihtiyacının %20’sini karşılamaktadır. Yulaf hem çözünür hem de çözünmez lifler içerir. Yulafın diyete dahil edilmesi, zengin makro ve mikro besin maddeleri, çözünür lif (β-glukanlar) ve yakın zamanda keşfedilen yulaf polifenolikleri nedeniyle sağlığa yararlı etkiler sağlamaktadır.

Yüksek tansiyon ve kolesterole iyi geliyor

Yapılan bilimsel çalışmalarda yulaf kaynaklarının (yulaf kepeği, yulaf ezmesi ve tam yulaf unu dahil)  tüketiminin toplam kolesterol ve düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL) konsantrasyonlarını azalttığı tespit edilmiştir. Ayrıca, avenantramid olarak bilinen yüksek antioksidan içeriği sayesinde vücutta nitrik oksit üretimini artırarak kan basıncı seviyelerini düşürmeye de yardımcı olmaktadır. Nitrik oksit molekülü, kan damarlarını genişletmeye yardımcı olur ve daha iyi kan akışına yol açar. Bu nedenle yüksek tansiyon ve kolesterol hastaları her gün mutlaka yulaf tüketmelidir.

Kan şekeri düzeyini düşürüyor, uzun süre tok tutuyor

Yulaf, içerdiği beta-glukanın midenin boşalmasını ve glukozun kanda emilimini geciktiren kalın bir jel oluşturma özelliği sayesinde, özellikle fazla kilolu veya Tip 2 diyabetli kişilerde kan şekeri düzeylerini düşürmeye ve insülin hormonun aktivitesinin iyileşmesine yardımcı olmaktadır. Yulaf içerdiği çözünmeyen lif sayesinde, kabızlığı azaltarak bağırsak sağlığını iyileştirir. Kilo yönetimi için de tüketimi oldukça önemlidir. İçerdiği lif miktarı sayesinde uzun süre tokluk sağlar, daha sonraki öğünlerde besin alımının azalmasına neden olarak kilo kaybetmek isteyen bireylerin porsiyon kontrolü sağlamasına yardımcı olur.

Ceviz kullanımında şunlara dikkat edin

Ceviz kullanımında şunlara dikkat edin

Ceviz, besin değerleri açısından lifler, vitaminler ve mineraller ile sağlıklı yağlar içerdiği için son yıllarda süper gıda olarak tanımlanıyor. Ceviz, tadı ve kullanım alanı çeşitliliği ile de en çok tercih edilen yağlı tohumlar grubuna giriyor. Kuruyemiş sınıfında değerlendirilen cevizin vücut üzerinde çok sayıda olumlu etkisi bulunuyor. Düzenli tüketildiğinde bağışlık sistemini güçlendiriyor, cilde parlaklık veriyor ve kırışıklık oluşumunu engelliyor. Kandaki melatonin seviyesini yükselterek uyku düzenine katkı sağlıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, ceviz hakkında bilgi vererek, nasıl tüketilmesi gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık

Ceviz kabuklu saklanmalı

Sonbahar ve kış mevsiminde tazeliğini uzun süre koruyan ceviz uygun şartlarda kurutulduktan sonra çiğ olarak hemen tüketilmeyecekse kabuklu olarak saklanmalıdır. Serin, kuru bir yerde muhafaza edildiğinde uzun süre tazeliğini korumaktadır. Eğer kabuğu kırıldıysa, hava almayan uygun saklama kaplarında 6 ay buzdolabında, 1 yıl da derin dondurucuda muhafaza edilmelidir. Çiğ ve kavrulmuş ceviz neredeyse aynı miktarda kalori, protein, yağ, karbonhidrat ve lif içerir. Çiğ ve uygun koşullarda kurutulmuş kuruyemiş arasındaki besin değeri farkları minimum düzeydedir. Ancak cevizi çiğ olarak tüketmek her zaman daha sağlıklıdır. Çiğ olarak değil kavrulmuş olarak tüketilecekse, yaklaşık 15-25 dakika boyunca en fazla 140 santigrat derecede kavrulmalıdır. Yüksek ısı derecesinde yapılan kavurma işleminde zararlı maddeler (akrilamid, trans yağlar) oluşabilmektedir. Bu sıcaklıkta yapılan kavurma işleminde ise cevizin besin değerlerinin kaybı en aza inecektir. Yağ asitleri neredeyse hiç zarar görmeyecek, amino asitler ve şekerler arasındaki reaksiyon olarak tanımlanan akrilamid oluşma olasılığı azalacaktır. Yapılan araştırmalarda akrilamidin maddesinin, kansere neden olduğu belirlenmiştir. Kavrulmuş ceviz ise sadece birkaç gün bekletilmelidir. Çünkü kavrulmuş kuruyemişlerin dayanıklılığı son derece düşüktür.

Rengi, kokusu ve tadı kontrol edilmeli

Kurutulmuş ya da kavrulmuş ceviz satın alırken renk, koku ve tat kontrol edilmelidir.  Özellikle kavrulmuş kuruyemişler genellikle ülkemizde yağlanmış, tuzlanmış ya da şekerli olarak paketlerde satılmaktadır. Bu yüzden paket içeriğine dikkatlice bakılmalı, zararlı katkı maddesi içeren ürünler alınmamalıdır. Cevizi öğütme işlemi ise kesinlikle evde yapılmalıdır. Çiğ kuruyemişlere bakterilerin bulaşma (kontamine) olasılığı düşüktür. Ancak çiğ ve kavrulmuş kuruyemişler uygun şekilde kurutulmadıysa küf toksinleri oluşabilmektedir. Gıda kontrolleri sırasında ithal edilen sert kabuklu yemişlerin bozulma olasılığının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Her zaman küf toksinini gidermek için önlem alınmalıdır.

Cevizin 4 önemli faydası

Yapılan araştırmalarda cevizin vücut üzerindeki olumlu etkisi kanıtlanmıştır. Cevizin besin değerleri, Orta Çağ’dan erken döneme kadar bilim adamları tarafından araştırılmaktadır. Yaklaşık 90 besin maddesi içeren ceviz, insan sağlığı üzerinde son derece olumlu bir etkiye sahiptir.

 

  • Magnezyum, çinko, bakır, demir, fosfor, bir dizi vitamin içeren ceviz; iyi yağlar, folik asit, demir ve potasyum açısından zengindir. Sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda gerçek bir süper gıdadır.
  • Antioksidanların bolluğu nedeniyle, yaşlanmaya bağlı hastalıklar, kanser ve kardiyovasküler sistem hastalıklarını önlendiği bilinmektedir.
  • Ceviz glütensiz bir diyet için de uygundur. Vejetaryenler ile veganlara bir dizi besin ve vitamin desteği sağlamaktadır.
  • Yapılan araştırmalarda, düzenli ceviz tüketenlerde kötü kolesterol olarak tanımlanan LDL’nin yemeklerden sonra ortaya çıkan oksidatif hasarını önlediği belirlenmiştir.

Ceviz bağırsaklara iyi geliyor

Cevizin yapraklarının mide ve bağırsak problemlerinin çözümünde yardımcı olduğu bilinmektedir. Kendisi kadar değerli olan ceviz yaprakları, Orta Çağ’da tıbbi amaçlar için kullanılmıştır. Mukoza zarının iltihaplanmasına karşı koyabilecek yüksek acı ve tanen içeriğine sahiptir. Ceviz yapraklarından yapılan çay idrar söktürücü etkiye sahiptir ve mide bulantısı ile ishale iyi gelmektedir. Ceviz yaprakları, ayrıca cilt sorunları ile uçuk ve aşırı terleme konusunda destekleyici tedavi olarak kullanılmaktadır. Kadınlar için ceviz yaprağı çayının adet düzensizliğine iyi geldiği ve adet kramplarını hafiflettiği belirlenmiştir.

Ceviz kilo vermede etkili

Akşamları televizyon başında cips veya çikolata yeme alışkanlığınız varsa bunun yerine daha sağlıklı olan ceviz tüketebilirsiniz.  Lezzetli ve doyurucu olduğu için açlık hissini azaltmaktadır. Yapılan araştırmalarda da cevizin açlık hissini azalttığı ve iştahı önlemeye yardımcı olduğu belirlenmiştir. Sağlıklı yağ oranının yüksek olması nedeniyle cevizin 100 gramında yaklaşık 674 kalori vardır. Sağlıklı bir şekilde kilo kaybetmek ve öncelikle kaloriye odaklanmak için ceviz tüketirken son derece dikkatli olunmalıdır. Günde 8 tam cevizden fazlası tüketilmemelidir.

Şekeri kontrol altında tutuyor

Yüksek oranda protein ve yağ içeren ceviz, vücuda bol miktarda enerji sağlar ve uzun süreli tokluk hissi oluşturur. Cevizin düşük karbonhidrat yüzdesi nedeniyle kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutması şeker hastaları için ilginç bir detaydır. Az miktarda ceviz tüketiminin bile diyabet gelişme riskini azalttığı belirlenmiştir. Araştırmalar, haftada sadece bir avuç cevizin şeker hastalığına yakalanma riskini dörtte bir oranında azaltabileceğini göstermiştir.

Ceviz kolesterolü düşürüyor

Cevizin kolesterolü düşürdüğü bilinmektedir. Birçok hastalıkla ilişkili olan yüksek kolesterol aynı zamanda hafızayı olumsuz etkilemekte, strese neden olmakta ve koroner kalp hastalığı riskini artırmaktadır. Ayrıca kolesterolün, kanser ve felç riski ile bağlantılı olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, kolesterol düzeyine dikkat etmek ve diyet yoluyla düşürmek sağlık açısından önemlidir. Ceviz yüksek oranda alfa-linolenik asit (omega-3 yağ asitleri) ve alfa-linoleik asit (omega-6 yağ asitleri) içerir. Yağların birbirine oranı, sağlıklı kolesterol bilincine sahip bir diyeti desteklemek için önemlidir. Cevizin, LDL kolesterolünü yağlı deniz balıklarından daha fazla düşürdüğü belirlenmiştir.

 Suyu da kendisi kadar yararlı

Ceviz yapraklarının yüksek ‘tanen’ içeriği vardır. Kaynatılarak elde edilen ceviz suyu; akne, egzama veya ülserler gibi cilt rahatsızlıklarının yanı sıra yüzeysel olarak iltihaplanan cilt, ağız ve boğazdaki mukoza zarının tedavisinde kullanılabilmektedir. Ellerde ve ayaklarda aşırı terleme sorununa iyi gelmektedir. 2 ila 3 gram kurutulmuş ceviz yaprağı, 100 ml su ile 10-15 dakika kaynatıldıktan sonra kullanılmalıdır. Cevizin kabukları yüzyıllardır Anadolu’da kök boya olarak kullanılmaktadır. Ancak ceviz kabuğunun tüketilmesi önerilmemektedir.

Ceviz yağı vitamin deposu

Soğuk pres yöntemiyle cevizin yağı çıkartılmaktadır. Son yıllarda ülkemizde ceviz yağı, lezzetli ve değerli bir yağ olarak öne çıkmaktadır. Ceviz yağı, olgunlaşmış ve kısmen kavrulmuş cevizden yapılmaktadır. Yoğun, lezzetli bir tada sahip bu yağ, tüm dünyada sağlıklı bir yağ olarak kabul edilmektedir. Ceviz yağı, yaklaşık % 73 çoklu doymamış yağ asitleri, % 18 tekli doymamış yağ asitleri ve yaklaşık % 9 doymuş yağ asitlerinden oluşmaktadır. Omega-3 yağ asitlerine ek olarak, özellikle yüksek B ve E vitamini içeriği ile dikkat çekmektedir. Antihipertansif ceviz yağı, ayrıca yağ metabolizmasını harekete geçirmekte, cilt tahrişlerine karşı kullanılmakta ve ciltteki mantar oluşumunu engellemektedir. Ceviz yağının dezenfekte edici etkisi de vardır. Besin değerlerinin kaybolmaması için ceviz yağı her zaman belli ısı derecesinde tutulmalıdır. Ceviz yağı, kızartmalar için uygun değildir.

Ceviz tansiyonu da düzenliyor

Ceviz kalbe iyi geldiği bilinmektedir. Çok sayıdaki çalışmada, cevizin besin bileşiminin kardiyovasküler sistem üzerinde yararlı bir etkiye sahip olduğunu belirlenmiştir. Cevizin tansiyonu düzenlediği için yüksek tansiyon hastaları üzerindeki etkisi kanıtlanmıştır. Antioksidanlar ve omega-3 yağ asitlerinin mükemmel sinerjik kombinasyonu sayesinde damar sertliğini azaltmakta ve kalp krizi riskini düşürmektedir. Ceviz zihin sağlığı için önemlidir. Cevizin içindeki bileşenlerin beyin gelişimine olumlu etkileri vardır. Düzenli ceviz tüketimi hafızayı da güçlendirmektedir.

Hamileler için de ceviz önemli

Zengin ve dengeli beslenme özellikle gebelik sürecinde önemlidir. Anne adayları sadece kendilerinden değil aynı zamanda doğmamış çocuklarının sağlıklı gelişiminden de sorumludur. Ceviz, yüksek oranda folik asit ve demir içeriği nedeniyle düzenli olarak tüketildiğinde büyüyen bebeğin gelişimi üzerinde olumlu etkileri olmaktadır. Ancak gebeler tüketmeden önce uzman hekim görüşü almalıdır.

Düzenli tüketildiğinde kanseri önlemeye yardımcı oluyor

Melatonin ve omega-3 yağ asitlerinin veya doymamış yağ asitlerinin oranının kanserin seviyesini düşürdüğü ve kötü huylu hücrelerin büyümesini engellediği üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Sağlıklı bileşenler, serbest radikalleri nötralize ederek hücreleri erken yaşlanmaya karşı korumaktadır. Özellikle düzenli olarak ceviz tüketmek prostat kanseri ve meme kanseri gelişme riskini azaltmaktadır.

Enginarı yapraklarıyla tüketin

Enginarı yapraklarıyla tüketin

İlkbaharın sağlık deposu olarak öne çıkan sebzelerinden biri enginar… Çoğunlukla, yeşil yeşil yapraklar arasına saklanmış ‘enginar kalbi’ olarak adlandırılan, çanak şeklindeki etli kısmı tüketilse de, yaprakları da ayrı birer şifa kaynağı. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hazal Çatırtan Çobanoğlu “Kangar, kenger, sinar olarak da bilinen, karaciğer dostu olan enginar; kalpten kansere birçok hastalığa karşı korunmamızda destek sağlıyor. Ayrıca sağlıklı bir diyet dostu olarak karşımıza çıkıyor. Enginarın yapraklarını da tüketerek, içeriğindeki A, C, B, D ve E vitaminleri ile bağışıklığınızı güçlendirebilirsiniz. Enginar, her ne kadar ilkbahar-yaz döneminin sebzesi olsa da uygun saklama koşulları ile sağlandığı takdirde ilk günkü tazelik ve lezzeti ile her mevsimde tüketilebilir. Ancak potasyum içeriği ve vücuttan su atıcı etkisi nedeniyle böbrek hastalığı olanların kontrollü bir şekilde tüketmesi gerekiyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Hazal Çatırtan Çobanoğlu, enginarın sağlığımıza faydalarını ve baharın bu sağlık deposu sebzesinden kışın da faydalanabilmek için saklama koşullarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık

Karaciğeri temizliyor

Antioksidan içeriği (sinarin ve silimarin) ve safra salgısına katkısı ile karaciğerin temizlenmesinde ve toksinlerden arınmasında etkilidir. Bu etkisi ile karaciğer yağlanması tedavisinde de önemli bir yere sahiptir.

İyi kolesterolü yükseltiyor

Yapılan bazı çalışmalar; enginarın iyi huylu (HDL) kolesterolü yükseltmeye ve luteolin isimli antioksidan sayesinde kötü huylu (LDL) kolesterolün oluşumunu engellemeye fayda sağladığını gösteriyor.

Bağışıklığı güçlendiriyor

Enginar; içeriğinde yüksek miktarda fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, potasyum, magnezyum, çinko, A, B1, B2, B6 ve C vitaminleri barındırıyor. Zengin mineral ve vitaminleriyle bağışıklığı güçlendiriyor.

Pause Sağlık

Kan basıncını dengeliyor

İçeriğindeki potasyum ve damar genişlemesini sağlayan enzimi aktive etme özelliği ile kan basıncını düşürmede ve dengelemede fayda sağlıyor.

Sindirimi düzenliyor

Diyet lifleri ve prebiyotik inülin açısından oldukça zengin bir besin olması nedeniyle bağırsak fonksiyonlarını düzenliyor, yararlı bakterilerin beslenmesini sağlayarak bağırsak florasını düzenlemeye yardımcı oluyor.

Kansere karşı koruyor

Quercetin, silimarin, gallik asit gibi çok çeşitli antioksidanlar içeren enginar; bu özellikleri sayesinde düzenli tüketildiğinde vücudun kansere ve daha pek çok kronik hastalığa karşı korunmasına katkı sağlıyor

Pause Sağlık

Kilo vermeye yardımcı oluyor

100 gramının yaklaşık 50 kalori ve karbonhidrat içeriğinin de düşük olması nedeniyle kilo verme/koruma, sağlıklı beslenme sürecinde diyetlerin önemli bir parçasıdır.

Enginarı saklamak için altın öneriler

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hazal Çatırtan Çobanoğlu “Enginarı her mevsim tüketmek istiyorsanız en uzun süre tutabileceğiniz yer buzluk/derin dondurucu olacaktır. Bunun için temizleyip ayıkladığınız enginarları öncelikle limonlu suda bekletmelisiniz ki kararmasın. Sonrasında kaynamış tuzlu suyun içerine 2 dakika kadar bir süre atın. 2 dakika sonunda çıkarıp buzun içerisine koyun, bu işlemler enginarın buzluktaki ömrünü uzatacaktır. Buzda en fazla 1 dakika duran enginarları kurulayıp hava almayacak poşet/kaplara yerleştirip buzluğa/derin dondurucuya yerleştirin.” diyor.

Pandemi ile obezite de arttı 

Pandemi ile obezite de arttı 

Obezite, vücutta yağ dokusunun aşırı miktarda artması olarak tanımlanır. Besinlerle alınan enerji miktarının, metabolizma ve fiziksel aktivite ile tüketilen enerji miktarını aştığı durumlarda ortaya çıkar. Çocukluk döneminde obezite önemli bir sağlık problemidir. Bugün dünya üzerinde yüzbinlerce çocuk obezite ve obezitenin yol açtığı hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalıyor. Her 4 çocuktan birinin kilo problemi yaşadığını söyleyen Acıbadem Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Renan Güneş “Yapılan araştırmalar 21. yüzyılın obez çocuklarının obeziteye bağlı hastalıklar nedeniyle ebeveynlerinden daha kısa yaşayacaklarını ortaya koyuyor. Obez çocukların üçte biri, obez ergenlerin de üçte ikisi erişkin dönemde de obez olarak kalıyor. Çocukluk dönemindeki obezitenin artışını durdurmak için çocukluktan itibaren önlem almak gerekiyor” dedi.

Anne baba şişmansa…

“Anne babanın şişman olması durumunda; çocuklarında %80 obez olma ihtimali artırmaktadır. Anne babadan birinin şişman olması çocuğun obez olma durumunu %50’ye düşürmektedir. İkisi de obez değilse oran %9 olarak bulunmuştur” diyen Acıbadem Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Renan Güneş sözlerini şöyle sürdürdü: “Şehirlerde yaşayan çocukların fiziksel aktivitesi daha kısıtlanmıştır. Yüksek kalorili gıdaların tüketimi ve hareketsizlik sonucunda çocuklar obeziteye eğilim gösterir. Obezite ve psikolojik etmenler arasında bir ilişki olduğu kabul edilmektedir. Anne baba çocuk arasındaki olumsuz ilişkiler çocuğun ruhsal yapısını etkileyip aşırı yemeye neden olabilmektedir.”

Pandemi obezite riskini arttırdı

Televizyon, bilgisayar ve tablet gibi teknolojik araçların günümüz çocuklarının aktivitelerini kısıtladığını söyleyen Renan Güneş “Buna bağlı olarakta enerji tüketimini azaltmaktadır. Özellikle son dönemlerde pandemi nedeniyle sokağa çıkmaları kısıtlı ve okul ortamları oturarak bilgisayar başında olduğundan hareketleri çok azalmış ve obezite riskleri artmıştır. Çocukların karbonhidrat ve yağ açısından zengin besinleri tüketmeleri obezite riskini artırmaktadır. Özellikle fast food beslenme tarzı obezite oluşumuna zemin hazırlamaktadır” ifadelerin kullandı.

Öğün sayısı büyük önem taşıyor

Tiroid hastalıkları, hormonal nedenler, böbrek üstü bezi hastalıkları ve bazı kronik hastalıkların da obezitye neden olabileceğini aktaran Güneş, beslenmede öğün sayısı ve alınan besin maddelerinin içeriğinin son derece önemli olduğunu söyledi. Güneş, beslenmenin sıklığının azalması, bir veya iki öğün yemek yeme ve yiyeceklerin yüksek kalori içermesi durumunda obezitenin arttığını belirtti. Ailesel faktörler, çevresel faktörler, beslenme ve fiziksel aktivite azlığı gibi durumların genel olarak obezite riskini artıran unsurlar arasında olduğunun altını çizdi.

Obezite bu sorunlara yol açıyor

Dr. Renan Güneş çocuklarda obezitenin yol açtığı sağlık sorunlarını şöyle sıraladı;

-İnsülin hormonunun aşırı artması diyabet hastalığına neden olur. Eğer ailede şeker hastalığı varsa şeker hastası olma olasılığı daha da artar.

-Obez çocuklarda ergenlik normalden erken gelişebilir. Obez kız çocuklarında ergenliğin erken gelişmesine bağlı olarak adet düzensizlikleri ve kıllanma gibi hormonal bozukluklar ortaya çıkar.

-Obez kız çocuklarında erken kemik gelişimine bağlı erken adet görme veya adet görememe ortaya çıkabilir.

-Obez çocuk ve gençlerde ağırlık artışına bağlı olarak, eklemlere aşırı yük binmesi nedeniyle çeşitli ortopedik bozukluklar ortaya çıkabilir.

-Obezite çocuklarda solunum fonksiyonlarını bozarak ve kalbe binen yükü artırarak hareket yeteneğini azaltır. Bu azalmaya bağlı olarak ortaya çıkan hareketsizlik enerji tüketimini azaltarak obezite riskini artırır.

-Obezite birçok psikolojik bozuklukların ortaya çıkmasına da neden olur. Obez çocuklar sosyal ilişkilerden çekinerek daha içe kapalı bir hale gelebilir ve psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir.

-Obez çocuklarda yüksek tansiyon, hiperlipidemi, şeker hastalığı, solunum bozuklukları, kalp damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, safra kesesi hastalıkları, ortopedik bozukluklar, polikistik over sendromu ve psikolojik bozukluklar ortaya çıkabilir.

Önlem alın!

Çocukların ve gençlerin hareketsiz yaşamlarının önüne geçilerek, fiziksel aktivite yapmalarının obeziteyi önleyeceğini aktaran Renan Güneş “Sağlıksız yiyecekler, şekerli içecekler ve yüksek kalorili yiyecekler ile beslenmeleri azaltılarak, sağlıklı besin tercihi yapmaları için programlar oluşturulabilir. Erken çocukluk döneminden itibaren çocukların sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve fiziksel aktivite alışkanlıkları ile büyümeleri sağlanabilir. Okul çağı çocukları ve gençler için okullarda sağlıklı besinlerin tercih edilmesi sağlanabilir” dedi.

Aile desteği çok önemli

Çocuklarda obezite tedavisinin uzun süren ve sabır isteyen bir süreç olduğunu belirten Renan Güneş “Bu konuda ailenin desteği çok önemlidir. Ailenin sabırlı olması ve çocuğu doğru yönlendirmesi gerekmektedir. Asıl amaç enerji harcamasını artırmak ve alınan enerji miktarını azaltmak olmalıdır. Enerji alımını azaltırken, çocuğun büyüme ve gelişmesi de göz önünde bulundurulmalıdır. Beslenmenin düzenlenmesi için çocuğun uygulayacağı diyetin, çocuğun ve ailenin yeme alışkanlıklarına uygun olarak özel bir şekilde hazırlanmalıdır. Diyet programı hazırlanırken, çocuğun büyüme ve günlük aktivitesi göz önüne alınarak, gerekli besin öğelerini içermesine dikkat edilmelidir” açıklamasında bulundu.

Fiziksel aktivite şart

Enerji harcanması için fiziksel aktivitenin son derece önemli olduğunu kaydeden Renan Güneş sözlerine şunları ekledi: “Bu nedenle diyet tedavisi mutlaka egzersizle desteklenmelidir. Egzersiz programının da kişiye uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Çocuğun obezite tedavisinde başarılı olabilmesi için, yeme şeklini ve fiziksel aktivitelerini bir davranış biçimi ve hayat tarzı haline getirmesi gerekmektedir. Fiziksel aktivite, sadece enerji tüketimini artırmakla kalmaz aynı zamanda insülin duyarlılığını artırarak şeker hastalığının tedavisi ve iyi kolesterolü artırarak kalp damar hastalıklarının gelişimini engeller.”

Yenileneceğim derken sağlığınızdan olmayın!

Yenileneceğim derken sağlığınızdan olmayın!

Yaza sayılı günler kala; gerek pandemi sürecinde gerekse kışın alınan kilolar yine can sıkıcı olmaya başladı. Bu nedenle pek çok kişi hızlı kilo vermenin arayışına girerken, ilk başvurulan yöntemler arasında ödem çayları da yer alıyor. Ancak dikkat! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Ödem çayları veya ödem içecekleri genel olarak farklı bitki, sebze veya meyve türleri karıştırılarak hazırlanıyor ancak bu karışımlar kişide tam bir kilo kaybı sağlamazken, ödem atmaya destek olabilse de zaman zaman faydadan çok tehlike saçabiliyor. Özellikle riskli grupta bulunan kişilerin ödem söktürücü karışımları kullanırken çok daha fazla dikkatli olması gerekir.” diyor. Toplumumuzda ödem çaylarıyla ilgili doğru bilinen yanlışların sağlığa zarar verdiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, ödem içecekleri hakkında doğru bilinen 7 yanlışı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ödem içecekleri zayıflatır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ödem içecekleri zayıflatmaz. Zayıflamak her ne kadar tartıda azalma ile ölçülse de aslında burada hedeflenen yağ kaybı olmalıdır. Oysa zayıflama sürecine girerken ilk hedeflenen ödem atmak oluyor. Ödem içecekleri dokularda fazla biriken suyun atılmasına yardımcı olur ancak beden değişimi sağlayan asıl olarak yağ kaybı olduğundan kilo verme sürecinde ödem kaybından çok yağ kaybına odaklanmalısınız. Yağ kaybı da ne yazık ki bitkisel çözümlerle değil, dengeli bir beslenme planı ve düzenli egzersiz ile mümkün olabiliyor.

Ödem içeceklerini herkes tüketebilir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ödem içecekleri herkes için tüketilebilir değildir. Kalp hastaları, yüksek tansiyon hastalığı olanlar, diyabet veya reaktif hipoglisemisi olan kişiler, gebe ve emzikli kişiler bu içecekler konusunda özellikle dikkatli olmalı. Örneğin ginseng bitkisini bilinçsizce kullanmak kan şekerinin düşmesine veya tansiyonunuzun yükselmesine neden olabilir. Bu anlamda bitkiler bilinçsizce fazla miktarlarda kullanılmamalıdır. Özellikle riskli grupta bulunan kişilerin ödem söktürücü karışımları kullanırken çok daha fazla dikkatli olması gerekir. Yine bazı karışımlar sürekli veya yüksek miktarlarda kullanıldığında hamilelerde düşük yapma riski veya emziren annelerde süt ile bebeğe geçerek istenmeyen yan etkilerin oluşumuna neden olabilmektedir.

Tansiyonu etkilemez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tansiyon hastaları özellikle dikkatli olmalı. Sıklıkla ödem atma amacıyla kullanılan mısır püskülü, kiraz sapı gibi diüretik yani idrar söktürücü bitki veya bitki karışımları hali hazırda ilaç kullanan bazı hipertansiyon hastalarında olumsuz sonuçlara yol açabilir. Çünkü bazı hipertansiyon ilaçlarının da diüretik yani vücuttan su attırma etkisi mevcuttur ve bu kişilerde su tüketimi de yetersiz ise ödem amaçlı alınan bitki karışımları bu hastalar için olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Sağlıklı bir öğün alternatifi: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kişiler zaman zaman detoks, kilo verme veya  ödem atma amacıyla çeşitli bitki, meyve karışımları hazırlayarak bunları bir öğün niyetine tüketebilmektedir. Sağlıklı kişiler için zaman zaman bu şekilde sıvı öğünler planlanması sorun yaratmasa da, hem sürdürülebilirliği zordur hem de bu şekilde sıvı beslenme uzun vadede yeme davranışını olumsuz etkileyebilir. Çünkü sıvı beslenmede çiğneme faktörü ortadan kalktığından tatmin duygusu azalır ve ayrıca sıvı besinler mideyi hızlı terkettiği için çabuk acıkma, kan şekeri regülasyonu sağlama problemleri ortaya çıkabilir ve kişi bunun akabinde daha hızlı bir şekilde daha fazla kilolar alabilir.

Pause Sağlık

İlaç kullanımını etkilemez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bitki veya bitki karışımları kullanarak ödeme yardımcı çaylar veya içecekler hazırlarken çok dikkatli olmak gerekmektedir. Çünkü bu bitkiler fazla miktarda veya sıklıkla kullanıldıklarında bazı ilaçlarla etkileşime girebilirler. Örneğin; ödem atıcı olarak ya da ödem içecekleri yapım aşamasında sıklıkla kullanılan yeşil çay, warfarin grubu yani bir tür kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalarda bu ilaçlarla etkileşime girerek bu ilaçların etkinliğini azaltabilmektedir.

Doğal olduklarından böbreklere zarar vermez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ödem içecekleri veya ödem çayları böbreklere ciddi zarar verebilir. Ödem sökmenin en iyi yolu yeterli su içmektir. Suyun yeterli içilmesi vücutta fazla suyun tutulmasını engeller. Ödem söktürücü içecekleri tüketirken su tüketiminiz yetersiz kalırsa böbreğin kanlanmasında azalma meydana getirerek akut böbrek yetmezliğine neden olabilir. Bu anlamda ödem atmanın en iyi yolu tuz kısıtlaması ve yeterli sıvı tüketimidir. Ayrıca okzalattan zengin olan ıspanak, pazı, maydonoz, salatalık, çilek gibi besinlerin ödem atıcı karışımlarda sıklıkla ve fazla miktarlarda kullanılması da böbrek taşı oluşumuna yol açabilir.

Pause Sağlık

Su içemediğim için sıvı ihtiyacımı karşılıyorum: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ödem içecekleri suyun yerini tutmaz. Çok fazla kişi su içme alışkanlığı olmamasından şikayet etmekte ve hazırladığı bitkisel sıvı karışımları sayesinde su almayı hedeflemekte. Ancak ne yazık ki bu bitkisel karışımlar diüretik etkisi ile vücuttan su atımını arttırarak sizi susuz bırakabilir. Vücuda yeteri kadar su sağlamanın da ödem atmanın da en iyi yolu günlük yeteri kadar yani 2-2.5 litre katkısız sade su tüketmektir.

Oruç süresince bağışıklı güçlü tutun

Oruç süresince bağışıklı güçlü tutun

Ramazan ayı, sağlığı olumsuz yönde etkileyen beslenme alışkanlıklarından uzak durmak ve sağlıklı alışkanlıklar kazanmak için önemli bir fırsat sunuyor. Bu süreçte gün içinde uzun süre aç kalınacağı düşüncesiyle kızarmış, fazla yağlı yiyecekler ve tatlılar açısından zengin bir beslenmeye geçildiği takdirde kilo artışına ek olarak; kan, kolesterol ve şeker seviyelerinde bozulmalar görülebiliyor. Oysa özellikle pandemi döneminde virüsten korunmak için bağışıklığın da güçlü tutulması gerekiyor. Kişinin ihtiyacı olan miktarda ve dengeli bir şekilde beslenmesi ise Ramazan ayı boyunca sağlıklı ve aktif kalmayı sağlıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. N.Sinem Türkmen, pandemide oruç tutarken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Sahur öğünü kan şekerini dengede tutuyor

Metabolizmanın düzgün bir şekilde çalışmaya devam etmesi için mutlaka sahur yapılmalıdır. Sahur öğünü kahvaltı gibi düşünülebilir. Kan şekeri seviyesini dengede tutacak, enerji ve lif içeriği yüksek tam buğday unu ile yapılmış ekmek-pide, yulaf bazlı tahıl gevrekleri gibi kaliteli karbonhidrat kaynakları ve uzun süre tok tutacak yumurta, süt ve süt ürünleri gibi proteinden ve yağlı tohumlar, zeytin ve avokado gibi sağlıklı yağlardan zengin besinler tercih edilmelidir.

 Sahurda en az 500 ml su tüketilmeli

Su tüketiminin yanında su içeriği yüksek besinler tüketilerek de sıvı alımı artırılabilir. Sulu meyveler, salatalık, domates gibi hem lif hem de su içeriği yüksek sebzeler de sahur öğününe eklenmelidir. Sahur sırasında çay, asitli ve kafeinli içeceklerden kaçınılmalıdır. Bu içecekler, daha sık idrara çıkılmasına ve daha fazla sıvı kaybına neden olabilir. Aynı şekilde, vücuttan su atılımına sebep olacak şarküteri ürünleri, tuzlu peynir-zeytin gibi fazla tuzlu gıdalardan uzak durulmalıdır.

Örnek Sahur Menüsü 1

  • Yumurtalı ve sebzeli omlet
  • Az tuzlu beyaz peynir
  • Tuzsuz zeytin veya ceviz
  • Bol yeşillik, domates, salatalık vb.
  • Tam tahıllı ekmek
  • Süt veya kefir

Örnek Sahur Menüsü 2

  • Haşlanmış yumurta
  • Yulaf ezmesi ile yoğurt
  • Badem/fındık/ceviz vb.
  • Taze meyve

Her iftardan sonra tatlı yemek kilo aldırabilir

Oruç 1 bardak su ve isteğe göre 1 adet hurma veya zeytin ile açılabilir. Daha sonra, hafif bir başlangıç olması için çorba ile öğüne devam edilebilir. Diğer yemeklere geçmeden önce mutlaka 15 dakika ara verilmeli, mide rahatsızlıklarından korunmak için yavaş ve ihtiyaca uygun miktarlarda beslenilmelidir. Genel olarak yağ veya şeker bakımından zengin, kızarmış ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmalıdır. Ramazan ayında sıkça tüketilen tatlılar çok fazla şeker içermektedir. Her iftardan sonra düzenli olarak tatlı tüketmek kilo almanıza sebep olabilir. Tatlı ihtiyacı iftardan 1 saat sonra meyve tüketilerek karşılanabilir. Mevsimine göre su ve lif içeriği yüksek, bağırsakların düzenli çalışmasına katkıda bulunacak meyveler tercih edilebilir. Yağ açısından zengin gıdaların, özellikle hayvansal yağların, yağlı etlerin veya margarin/tereyağlı hamur işlerinin tüketimini azaltılmalıdır. Yiyecekleri kızartmak yerine, fırında pişirme, haşlama veya ızgara gibi diğer pişirme yöntemleri kullanılmalıdır.

Örnek İftar Menüsü 1

  • Kremasız bir çorba
  • Izgara/haşlama/fırında pişmiş et/tavuk/balık/hindi
  • Tam tahıllı ekmek veya bulgur pilavı
  • Bol yeşillikli salata
  • Yoğurt/ayran/cacık

Örnek İftar Menüsü 2

  • Kremasız bir çorba
  • Kuru baklagil veya sebze yemeği
  • Tam tahıllı ekmek veya bulgur pilavı
  • Bol yeşillikli salata
  • Yoğurt/ayran/cacık

 Hareketsizlikten kaçının

Covid sürecinde evde geçirilen süre arttığı için hareketsizlik de sık görülmektedir. Gün içinde hafif yürüyüşler yapılmalı, iftar sonrasında mümkün olduğunca hareket edilmeli, evde planlanabilecek egzersizlerle fiziksel aktivite seviyesi artırılmaya çalışılmalıdır.

İnatçı kilolara nasıl verilir?

İnatçı kilolara nasıl verilir?

Günümüzde ince ve fit görünmek hemen herkesin isteği. Bu uğurda pek çok kez büyük heveslerle diyete başlıyor ancak bir noktaya gelip de o ‘inatçı’ son kiloları veremeyince hayal kırıklığına uğrayabiliyoruz. Özellikle de son bir yıldır günlük yaşantımızı derinden etkileyen pandemi sürecinde bazılarımız değil kilo vermek, hareketsizlik ve sağlıksız beslenme nedeniyle kilo alımıyla karşı karşıya kalınca hepten ümitsizliğe kapılmış durumda. Ancak ümitsizliğe gerek yok! Zira inatçı kiloları pandemiye rağmen vermenin mümkün olduğunu belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Pandemiye rağmen sağlıklı kilo vermek, hatta ‘inatçı kilolar’ olarak da adlandırabileceğimiz son 2-4 kiloyu verebilmek mümkün. Ama bunun için ne olursa olsun pes etmeden kararlı bir şekilde devam edip süreçteki bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor.” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel inatçı kilolara karşı 7 etkili öneride bulundu.

Çok düşük kalorili diyetten kaçının

Ne yazık ki kilo vermek için bu süreçte yaşam biçimimize uymayan, sürdürülebilirliği olmayan çok düşük kalorili, aç kalarak yapılan zayıflama programları metabolizmamızı fazlası ile yavaşlatıyor. Örneğin; tek gıda alımına bağlı diyetler, sadece detoks suları ve smoothiler ile yapılan diyetler, tek öğünle beslenmeler vb. Vücut; çalışma temposunu azaltarak kendini bu yeni gelen düşük kaloriye uygun bir şekilde düzenlediği için son noktadaki kiloları verememeye başlarız. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Eğer böyle bir sürece girmiş isek biraz vücudu dinlendirmek, bu zamana kadar alınan kaloriyi 200-300 kalori yukarı çekerek beslenme stilinde değişiklikler yapıp vücudu ve metabolizmayı şaşırtmak gerekir. Ama kaloriyi artırırken tekrar kilo artışına sebep olmamak açısından günlük hareketlerimizi de artırmakta fayda var. Vücudumuzu yoksun bırakmak yerine beslenmeye odaklanın ve kilo kaybının doğal bir yan etki olarak ortaya çıkmasına izin verin.” diyor.

Düzenli tempolu yürüyüş yapın

Eğer diyetinizin başından bu yana bir egzersize başlamadınız ise muhakkak kardiyo türü kalp atış hızını artıran egzersiz yapmaya çalışın; bunlar özellikle çok tempolu yürüme, koşma ve yüzmedir. Bu egzersizlerin vücutta kas kaybı yerine yağ kaybını, özellikle sağlığımızı riske atan göbek çevresi yağlanmasını azaltan spor türleri olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel şöyle konuşuyor: “Diyetimizin başından bu yana spor yapmaya başlamışızdır fakat ya düzenli yapamamış ya da süre olarak yeterli seviyelere ulaşamamışızdır. Özellikle yağ kaybını sağlamak için sporu haftada en az 3-4 kez aksatmadan ve süre olarak 1 -1,5 saat yapmamız gerekir. Bu sürelerin altında yapılan egzersizler sadece sağlıklı yaşam ve kilo korumada etkili olacaktır ama kilo vermenizi sağlamayacaktır. Tabi bu egzersizleri yapmayı planlamadan önce kardiyak bir riskinizin ve iskelet kas sisteminizde bir sağlık probleminizin olmaması da önemli.”

Mutlaka muayene olun

Kilo almanızı tetikleyen ve hatta kilo vermenizi çok zor hale getiren sağlık sorunlarınız olabilir. Bu sağlık sorunlarının başlıcaları hipotroidizm, polikistik over sendromu ve uyku apnesidir. O nedenle kilo veremediğiniz bu süreç içinde bir hekim kontrolünden geçip bu tür hastalıklarınızın olup olmadığını tespit etmekte fayda vardır. Tespit edilen bu hastalıklardan birisi varsa diyet sürecinde de tedaviye hızla başlanmalı; zira tedavi edilmez ise akıntıya kürek çekmek gibidir ve diyette yol alamazsınız.

 Beklentilerinizi gerçekçi koyun

Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Kilo kaybı yavaş ve uzun emek gerektiren bir süreçtir. Kilolarımız diyete başladığımızda fazla olduğu için beslenme alışkanlıklarımızın değişmesine ve kalorinin az alınmasına bağlı olarak vücut hızlı tepki verir ve ilk başlarda kilo kaybı hızlı olur. Ama zamanla yavaşlar, hedefe yaklaştıkça tempo düşer, son kilolar inatçı hale gelmeye başlar. Bu arada kişi uzun süre diyet yapmaya bağlı olarak kaçamaklara başlar, diyetin başındaki istikrarlı diyet alışkanlıklarını sağlamakta zorlanır ve psikolojik kısır döngüye girer. Bir kere başarılı olabilmek için belirlediğimiz kilo kaybı hedeflerimizin makul ve sağlığımızı riske atan rakamlarda olmaması gerekir. Herkes kilo verdikten sonra ideal ölçülerde kaslı manken görünümlü olmak zorunda değil; makul hedef belirlerken bunu göz önünde bulundurmak önemli. İstikrarlı diyet ve egzersizi yaptığınızda o son 2-4 kg gitmiyor ise orada vücudu rahat bırakıp tekrar kilo almayacak şekilde beslenmek ve vücudu dinlendirmeye bırakmak gerekir.” diyor.

 

Gün içerisinde yediklerinizi not alın

Birçok insan kilo vermeye çalışırken ana öğünlerde çok yetersiz besin alır ve kendini çok uzun süre aç bırakır. Buna bağlı da hiç farkına varmadan uzun açlıklardan dolayı ayaküstü sürekli bir şeyler atıştırır. Bu atıştırmalıkları normal gördüğü öğünlerde az yediği için kilo vermeyi hedeflediğinde tartıda kilo vermediğini görünce çok şaşırır. “Diyette daha doğrusu sağlıklı beslenmede neyi, ne zaman ve ne kadar yediğiniz çok önemli” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, bu takibi yapabilmek için bir günde yediklerinizi yazıp günlük tutmanızı önererek, böylece nerede kaçamak yaptığınızı, fazladan ve gereksiz aldığınız kalorileri daha iyi tespit edebileceğinizi söylüyor.

Diyet ürünlerini fazla tüketmeyin

Ne yazık ki diyet hassas bir konu ve piyasada da buna yönelik birçok diyet ürünü var. Şekersiz içecekler, glutensiz, az yağlı, yağsız ve düşük kalorili diyet ürünleri derken yelpaze hayli geniş. Ama bu tarz ürünler diyet içerisinde zararsız gibi görünüp ayaküstü sürekli tüketilmemelidir. Sonuçta bu ürünlerin kalorileri sıfır değil ve gereğinden fazla yenildiğinde belli bir kalori yüküne neden olacaktır ve kilo verme sürecini zorlaştıracaktır.

 Mutlaka su için, yoksa!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Su içmek kilo vermeye yardımcı bir etmendir. Eğer diyette yeterli su tüketmiyorsanız kilo veriminiz yavaşlayabilir. Özellikle öğünlerden önce 1-2 su bardağı su içmek kalori alımını azaltacaktır. Diyette su içmeyi ihmal etmeyin. Ortalama günlük içilmesi gereken su kişiye göre değişir ve kg başına 20-30 ml olarak olması gerekir.” diyor.

Bağışıklık bağırsaklarda başlıyor!

Bağışıklık bağırsaklarda başlıyor!

Yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 enfeksiyonuna karşı güçlü bir bağışıklık sistemi olmazsa olmazlar arasında yer alırken, bağışıklığın bağırsaklarımızda başladığını biliyor muydunuz? Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Güçlü bir bağışıklık sistemi için, vücudumuzun dışarıdan gelen zararlı mikroorganizmalara karşı ilk savunma hattı olan sindirim sistemi mikyobiyotası önemli rol oynuyor. Vücudumuzdaki mikroorganizmaların yüzde 95’i bağırsaklarımızda yaşıyor ve bağışıklık sistemi hücrelerimizin yüzde 70’i bağırsaklarımızda yer alıyor. Bağışıklık sistemini doğrudan etkileyen hareketsizlik, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, stres gibi etmenler bağırsak dostu bakterilerin azalmasına, zararlı bakterilerin ise çoğalmasına yol açarak bağışıklık sistemimizin zayıflamasına neden oluyor. Bu durum pek çok hastalığın oluşmasına zemin hazırlıyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi için bağırsak sağlığı, güçlü bir bağırsak sağlığı içinse bağırsakta yaşayan mikroorganizmaların dengesi çok önemlidir.” diyor. Mikrobiyotanın değiştirilebilir ve müdahale edilebilir bir yapı olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik bazı besinlerin mikrobiyotada bağırsak dostu bakterilerin artmasına fayda sağladığını vurgulayarak, bu 10 besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

Kefir

Kefir gibi yararlı probiyotik bakteri içeren ürünlerin tüketimi bağırsak mikrobiyotasını düzenleyerek toksik maddelerin geri emilimini engeller. Günde 1 su bardağı (yaklaşık 200 ml) şekersiz kefir tüketebilirsiniz. Gaz, şişkinlik problemleri yaşıyorsanız laktozsuz kefir deneyebilirsiniz.

Yoğurt

Probiyotik kapasitesi değişken olsa da kefir gibi fermente bir gıda olan yoğurt, bağırsak mikrobiyotasını düzenleyerek sindirim sağlığını geliştirir ve bağışıklığı destekler. Süt ürünlerine alerjiniz yoksa günde 2 kase yoğurt tüketmeyi ihmal etmeyin.

 Probiyotik lahana turşusu

Probiyotik (fermente) lahana turşusu, içerdiği yararlı bakteriler sayesinde bağırsak mikrobiyatasını korurken, yüksek lif içeriği ile dışkının bağırsaktan geçişini hızlandırır, sağlıklı bir sindirim sistemini destekler. Fermente turşu K2 vitamininden zengindir ve kan sulandırıcı ilaç kullanan kişiler tüketim miktarı ve sıklığı ile ilgili mutlaka bir uzmana danışmalıdır.

Enginar

Enginar içerdiği pek çok vitamin ve minerallerle birlikte yüksek lifli yapısıyla bağırsaklarımızda  yaşayan mikroorganizmalar için iyi bir besin kaynağıdır ve bağırsak sağlığının sürdürülmesinde oldukça önemlidir. Sindirim sistemindeki hareketleri düzenler, dışkı hacmini artırır ve bağırsak duvarına tutunan toksik ögelerin dışarı atılmasını sağlar.

Hindiba kökü

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Hindiba kökü; ince bağırsakta sindirilmeden kalın bağırsağa geçen ve burada yaşayan bakteriler için besin kaynağı olan inülini yüksek miktarda bulunduruyor. Bu sayede zengin prebiyotik kaynakları arasında yer alıyor. Beslenme alışkanlıklarınızda hindiba köküne yer vererek bağırsak mikrobiyotanızdaki yararlı bakterilere besin sağlayıp artışına destek olabilirsiniz.” diyor.

Elma

Elma, içeriği çözünür liften zengin bir gıdadır. Bu sayede bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine önemli katkı sağlayarak sağlıklı bağırsak mikrobiyatasını destekler. Lif içeriği yüksek olan elma, kabuklu bir şekilde tüketildiğinde alınan lif oranı artar. Günlük beslenme planınıza her gün 1 elma ekleyebilirsiniz. 

Kurubaklagiller

Nohut, fasulye, mercimek gibi besinler yüksek lif içeriğiyle bağırsak hareketlerini artırır. Sindirilmiş besin artıklarının kalın bağırsaktan geçişini hızlandırarak zararlı bakteri oluşumunun önüne geçer ve sağlıklı bağırsak mikrobiyotasını destekler. Haftada en az iki gün kurubaklagil tüketmeye özen gösterin.

Avokado

Avokado tekli doymamış esansiyel yağ, Mg ve E vitamininden zengin lif içeriği yüksek bir besindir. Kabızlığı önler, sinirim sistemini düzenler ve bağırsak sağlığının sürdürülmesinde önemli rol oynar. Yağ içeriği yüksek bir besin olduğu unutulmamalı, fazla tüketiminden kaçınılmalıdır.

Ceviz

Prebiyotik özelliğiyle yararlı bağırsak bakterileri için iyi bir besin kaynağı olan ceviz, bu bakterilerin sayıca artmasını sağlar. Günlük beslenme planınızda 2 tam cevize mutlaka yer açın.

Yeşil çay

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Yeşil çay, bağırsak mukozasının daha güçlü olmasını destekler ve içeriğindeki polifenoller sayesinde antiinflamatuar etki yaparak, bağırsakta zararlı mikroorganizmaların artışı sonucu olumsuz etkilenen bağırsak mikrobiyatasını düzenlemeye yardımcı olur. Günde 1-2 fincan yeşil çay tüketebilirsiniz. Ancak herhangi bir kronik hastalığı bulunanlar, düzenli ilaç kullananlar ve hamileler yeşil çay tüketimine başlamadan önce mutlaka hekimine danışmalıdır.” diyor.

 

Bu hatalar bağışıklığınızı zayıflatabilir!

Bu hatalar bağışıklığınızı zayıflatabilir!

Tüm dünyayı sarsan Covid-19 virüsünden korunmada ve tedaviden başarılı sonuç alınmasında güçlü bir bağışıklık sisteminin ne kadar önemli olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Bağışıklık sistemimizin güçlü olmasında da düzenli uyku, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenmenin rolü oldukça büyük. Günlük rutinde mevsim meyve ve sebzelerinin, tam tahıllı ürünlerin, kuru baklagillerin, et ve süt ürünlerinin dengeli şekilde tüketilmeleri bağışıklık sisteminizi güçlü tutmak için birebir. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, özellikle selenyum, demir, çinko gibi minerallerin ve C vitaminleri ile B12 vitamininin vücuttaki seviyelerinin azalmasının bağışıklık sistemini doğrudan olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, “Bağışıklık sistemi olumsuz etkilendiğinde Covid-19 hastalığına yakalanma riski arttığı gibi hastalığa yakalananların hastalığı kolay atlatamadığını da unutmamak gerekiyor. Bu nedenle her gün yeterli ve dengeli beslenmek çok önemli” diyor.  Ancak beslenme rutinimizde yaptığımız bazı hatalı alışkanlıklarımız var ki bağışıklık sistemimizi güçlendirmek yerine tam aksine zayıflatabiliyor, hatta bazı önemli hastalıkların tetiklenmesine bile yol açabiliyor. Peki, pandemi sürecinde asla yapmamamız gereken beslenme hataları neler? Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş Covid-19 pandemisinde kaçınmanız gereken 6 önemli beslenme hatasını anlattı; önemi öneriler ve uyarılarda bulundu.

Yanlış: Bolca meyve suyu içmek

Doğrusu: Bağışıklığımızı güçlendirir düşüncesiyle çoğumuz bolca meyve suyu tüketmeyi alışkanlık haline getirdik. Ancak meyvelerin kendisini tükettiğimizde vitamin, mineral ve posa alırken, meyve suyu içtiğimizde ise posa yerine bol miktarda früktoz şekeri ve aşırı kalori alıyoruz. Fazla alınan früktoz da kan şekerini çok hızlı yükselttiği için insülin direnci ve diyabet başta olmak üzere tüm kronik hastalıkların kapılarını açıyor, aynı zamanda bağışıklığı olumsuz etkiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, bu nedenle bağışıklığı güçlü tutmak için taze sıkılmış meyve sularını tercih etmek yerine günde 2-3 porsiyon taze meyve tüketmenin çok daha iyi bir tercih olacağını söylüyor.

Yanlış: Kemik ve et suyunu abartmak

Doğrusu: “Bağışıklığımızı güçlendirmek için yaptığımız beslenme hatalarından biri de, fazla miktarda kemik ve et suyu tüketmek oluyor” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, sözlerine şöyle  devam ediyor: “Kemik ve et suyunun ılımlı miktarlarda tüketilmeleri sağlığa faydalı etki gösterirken, neredeyse her yemeğe eklenmeleri ise bağışıklığı desteklemediği gibi, kolesterol seviyelerini de hızla yükseltiyor. Kolesterolün yükselmesi de başta kalp-damar hastalıkları olmak üzere birçok kronik hastalığa davetiye çıkarıyor. Dolayısıyla kemik ve et suyu tüketimini minimum seviyelerde tutmak pandemide bağışıklığı desteklemesi açısından yeterli gelecektir” 

Yanlış: Kahve ve çay tiryakisi olmak

Doğrusu: Evde kalış sürelerinin uzamasıyla birlikte şüphesiz gün içerisinde içilen çay ve kahve miktarları oldukça arttı. Ancak aşırı tüketimle birlikte vücuda alınan fazla kafein; stres, sinirlilik hali ve uyku uyuyamama gibi durumlara neden olarak bağışıklığı olumsuz etkiliyor. Siyah çay ve kahvenin yanı sıra yeşil çay ve matcha çayı gibi bazı bitki çaylarının da yüksek miktarda kafein içerdiğini unutmayın. Tüm kafein içerikli içecekleri günde maksimum 3 kupayla sınırlandırmaya özen gösterin.

 Yanlış: Her öğünde turşu tüketmek

Doğrusu: Pandemi döneminde bağışıklığı güçlendirmek için belki de en çok başvurduğumuz besin, turşu. Elbette probiyotik etkisiyle bağırsak sağlığına iyi geliyor ve genel bağışıklığı güçlendirmeye yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, “Ancak turşuyla ilgili çoğunlukla unutulan bir gerçek var ki o da çok tuz içermesi” uyarısında bulunarak, fazla turşu tüketiminin zararlarını şöyle anlatıyor: “Turşu tüketimini abartmak beraberinde gereksiz tuz alımına, bunun sonucunda da özellikle tansiyon ile ödem problemlerine yol açabiliyor. Dolayısıyla tansiyon ve kalp-damar ile böbrek hastalarının turşu tüketimini hekimin izin verdiği miktarda minimumda tutmaları, sağlıklı kişilerin ise haftada birkaç gün ılımlı miktarlarda tüketmeleri bağışıklığı güçlendirmede yeterli olacaktır”

Yanlış: Televizyon karşısında atıştırmak

Doğrusu: Pandemide evde geçirdiğimiz zamanın artması, sosyalleşmenin ve hareketin ise tam aksine azalması gibi birçok faktör, bilgisayar ve televizyon karşısında daha fazla zaman geçirmemize yol açtı. Aynı zamanda da ekran karşısında tükettiğimiz atıştırmalıkların da miktarı oldukça arttı. Atıştırmalıkların karbonhidrat ile yağdan zengin olmaları ve hareketsizlik, kilo alımına neden oldu. Üstelik atıştırmalıkların karbonhidrat içeriklerinin yüksek olması; kan şekerinin sürekli yüksek kalmasına ve dolaylı olarak bağışıklığın olumsuz etkilenmesine yol açıyor. Bu nedenle paketli ürünlerin ve pastane ürünlerinin tüketimini azaltmanız, hamur işi gıdaları kısıtlanmanız, taze ve kuru meyveleri günde toplam 2-3 porsiyon, kuruyemişleri de günde bir avuçtan fazla tüketmemeniz, dengeyi sağlamakta en önemli adımlar olacaktır.

Yanlış: Hatalı diyet yapmak

Doğrusu: Hareketsizlik başta olmak üzere gün içerisinde can sıkıntısından sıkça mutfağa yönelmek, çeşitli tatlı ve hamurlu gıdaların denenmesi, strese ve kaygıya bağlı iştah artışı gibi sebepler kilo alım süreçlerini hızlandırdı. Hal böyle olunca hemen herkesi hızla kilo verme telaşı sardı. Ancak dikkat! Hatalı yapılan diyetler sağlığımızı tehdit ediyor. Örneğin kilo vermek amacıyla uygulanan tek tip beslenmenin hakim olduğu kısıtlı diyetler bağışıklık sisteminizi güçlü tutacak besin ögelerinden yoksun olup, hastalıklara karşı gücümüzü azaltıyor. Bu nedenle karbonhidrat, protein, yağ ile vitamin-minerallerin dengeli olduğu bir programla kilo verebilmek ve zayıflarken sağlıklı kalabilmek için diyetisyene başvurmayı unutmayın.