Yazılar

Oruç tutarken şunlara dikkat edin

Oruç tutarken şunlara dikkat edin

Ramazan ayının gelmesi ile birlikte hem öğün saatleri hem de sofraya konulan gıdaların içerikleri değişiyor. Normal günlerde daha hafif beslenilmeye dikkat edilirken, Ramazan’da 15 saatlik açlığın sonunda tercihler daha ağır ve daha fazla yemekten yana kullanılıyor. Uzun süren açlığın sonunda oruç tutan bireylerde oluşan kan şekeri düşüklüğü ise fiziksel ve ruhsal olarak birçok değişikliğe yol açıyor. Ramazan ayında iftar ve sahur menülerini belirlerken beden ve ruh sağlığının korunması amacıyla sağlıklı ve uzun süre tok tutan gıdaların tüketilmesi büyük önem taşıyor. Ramazan’da nasıl beslenilmesi gerektiği, en çok hangi gıdaların tok tuttuğu, sahura kalkmanın gerekli olup olmadığı, yemekten sonra oluşan ağırlık hissinin nasıl giderilebileceği ise en çok sorulan sorular arasında yer alıyor. Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Hüban Ercan, iftar ve sahurda nasıl beslenilmesi gerektiği ile ilgili önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uz. Dyt. Hüban Ercan

Ramazan ayında iftar ve sahur menülerini belirlerken beden ve ruh sağlığının korunması amacıyla sağlıklı ve uzun süre tok tutan gıdaların tüketilmesi büyük önem taşımaktadır. 15 saatlik açlık sürecinde insan vücudunda metabolizmal anlamda birçok değişiklik meydana gelmektedir. Bu değişiklikler arasında su kaybı ile birlikte vücudumuzda mineral kaybının ortaya çıkması, uzayan açlıkla birlikte kan şekerinin düşmesine bağlı olarak meydana gelen baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, göz kararması, el titremesi ve halsizlik gibi bulgular yer almaktadır. Zaman içerisinde vücut bu yeni düzene adapte olur ancak özellikle Ramazan ayının ilk haftalarında iftar ve sahur sofralarında doğru besin tercihlerinin yapılması ve bu besinlerin doğru pişirme yöntemi ile hazırlanması adaptasyon sürecinin hızlanmasına destek sağlar. İftar ve sahurda tüketilebilecek besinler şu şekilde olabilir:

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ: Sahurda tüketilen kefir, yoğurt, ayran ve süt gibi ürünler içeriğinde barındırdığı kalsiyum ve protein içeriği ile hem tokluk süresini uzatır hem de günlük alınması gereken kalsiyum miktarının karşılanmasına katkı sağlar.

YUMURTA VE PEYNİR: Yumurta beslenmede referans protein kaynağını oluşturur. Yapısında elzem olan tüm aminoasitleri içerir. Beslenmede yumurtaya yer verilmesi tokluk açısından büyük önem taşır. Besin değerleri oldukça yüksek olan yumurtanın daha çok suda pişirme yöntemi ile tüketilmesi tercih edilmelidir.

Sütten elde edildiği için süt grubunda gibi görünen peynir aslında besin değerleri açısından et grubu ürünlerle benzerlik gösterir. Sahur sofralarında tüketilen yaklaşık 30 gram kadar peynir ve bir porsiyon kadar süt ürünü, bir yetişkinin günlük alması gereken kalsiyum miktarının yüzde 60’ına yakınını karşılar.

ET ÜRÜNLERİ: İftar sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alan et ürünlerinin fazla tüketimi sağlık açısından risk oluşturabilir. Özellikle kırmızı et tüketimi haftanın 3 gününü geçmemeli, beyaz et haftanın iki günü tüketilmelidir. Etlerle birlikte posa alımını artırmak için yanında mutlaka sebze eşlik etmeli, haftanın iki gününde de bitkisel protein kaynağı olan kurubaklagillere  ( fasulye, mercimek, nohut, barbunya v.b)  yer verilmelidir.  Hayvansal kaynaklı proteinin gereğinden fazla alınmasının kalp ve damar hastalıkları riskini artırabileceği unutulmamalıdır.

TAHILLAR: Karbonhidrat kaynağı olan tahıllar günlük enerjimizin yüzde 50-55’ini karşılar. Tüketilecek tahılın çeşidi uzun süre tok kalabilmek açısından önemlidir. Tam tahıl, buğday, çavdar, yulaf, bulgur ve bakliyatlar içeriğinde lif barındıran, tok tutan ve kan şekerini dengelemeye yardımcı olan tahıl gruplarıdır. İftar ve sahur sofralarında doğru karbonhidrat seçiminin yapılması günü enerjik geçirmemize yardımcı olur.

SEBZE VE MEYVELER: Sahur ve iftar sofralarında vitamin ve mineral alınımı sağlayabilmek ve yeterli posa tüketimini artırabilmek için çiğ veya pişmiş sebzelere yer vermeliyiz. Meyveler ise günlük şeker ihtiyacının karşılanması için en doğru kaynaktır. Kuru ve yaş olarak tüketilebilecek olan meyveler günlük enerjimize katkıda bulunurken, çeşitli vitamin ve mineralleri sağlayarak antioksidan içerikleri ile de yorgunluğun giderilmesine katkıda bulunur, stresin azalmasını sağlar. İftar sofralarında şeker ilavesi yapılmadan meyve kompostolarına da yer verilebilir.

KURUYEMİŞLER: Antioksidan özellik gösteren E vitamininden zengin olan yağlı tohumlar sağlık açısından günlük beslenmede yer verilmesi gereken gıdalardandır. Badem, fındık, ceviz, kabak çekirdeği gibi yağlı tohumların çiğ tüketilmesi sağlık açısından faydalıdır. Yağlı tohumlar birlikte alındığı öğünün, mide geçiş süresini uzatacağı için tokluk süresinin artırılmasına yardımcı olur. En çok dikkat edilmesi gereken konu ise bu ürünün tüketim miktarıdır.

TATLILAR: iftar sofralarının vazgeçilmesi olan tatlılar şeker içeriğinden dolayı sınırlı tüketilmelidir. Sütlü tatlıların karbonhidrat ve yağ içeriği, şerbetli ve hamurlu tatlılara oranla daha azdır. Bu sebeple sütlü tatlıların sofrada yer alması hamur ve şerbetli tatlılara göre daha dengeli olur. Tüketim sıklığı oldukça önemli olan tatlının haftanın iki gününden fazla tüketilmemesine dikkat edilmelidir.

RAMAZAN SOFRALARI İÇİN BESLENME ÖNERİLERİ

*Oruç tutacak kişiler sahura mutlaka kalkmalıdır

*İftar ile sahur arasındaki süre su tüketimi açısından iyi değerlendirilmeli ve günlük ihtiyaç duyulan su miktarı tüketilmelidir.

*Çay ve kahve vücutta su atıcı özelliğe sahiptir. Kahve ve çay suyun yerine geçmediği gibi, içilen her bir bardak çay ve kahve için ekstra bir bardak su içilmelidir.

*İftar yemeğine mutlaka bir çorba ile başlanmalı ve ana yemeğe geçmek için çorbadan sonra 15-20 dakika ara verilmelidir.

*Yemeklerin daha kolay hazmedilebilmesi için hangi pişirme yönteminin kullanıldığı da önemlidir. Bir kilogram kadar sebze yemeği için iki yemek kaşığı sıvı yağ, tercihen zeytinyağı kullanılmalıdır.

*Et yemeklerinin pişirilme yöntemi yağsız tavada ızgara, fırın ya da haşlama olarak tercih edilmelidir. Etler yağ ilavesi yapılmadan kendi yağı ile pişirilmelidir.

*Sahur ve iftarda aşırı tuz tüketiminden kaçınılmalıdır. Tuzlu olduğu düşünülen ürünler suya konularak tuzu çıkarılmalıdır. Çünkü tuz hem ödem hem de susuzluğa neden olur.

*İftar yemeğinden bir iki saat sonra meyve ve doğru miktarda kuruyemiş içeren bir ara öğün yapılabilir. Haftanın iki günün de de bu öğünün yerine sütlü tatlı tercih edilebilir.

*iftar ve sahur sofralarında geçirilen süre uzatılmalı, hızlı bir şekilde yiyip kalkılmamalıdır. Bununla birlikte her bir lokma çok çiğnenmelidir. Bu durum mide sindirimini rahatlatmaya yardımcı olur.

*Mineral kayıplarının yerine konulması için tansiyon hastaları hariç günlük bir maden suyu tüketilebilir.

Kilo verebilmek için fizyolojik açlığınızı dinleyin!

Kilo verebilmek için fizyolojik açlığınızı dinleyin!

Bahar aylarıyla birlikte, pandemide alınan fazla kilolardan kurtulma arayışları da başladı. Kimileri bu uğurda şok diyetlere yönelmekten kaçınmazken Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, her diyetin kişiye özel olması gerektiğini, aksi taktirde sürdürülebilir olmayacağı gibi, şok diyetlerin sağlığı ciddi şekilde tehdit ettiğini vurguluyor. Peki bahar mevsiminde fazla kilolardan en sağlıklı şekilde nasıl kurtulunabilir? Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, baharda fazla kilolardan kurtularak fit ve zinde olmanın 10 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker

Fizyolojik açlığınızı dinleyin!

Pandemi dönemindeki kilo alımında; hareketsiz yaşam, artan stres ve dengesiz beslenme başı çekiyor. Stres hormonu olarak bilinen kortizol seviyelerinde yaşanan artış; tuz, yağ ve şeker içeriği yüksek olan gıdalara yönelmeye ve karın çevresi başta olmak üzere vücutta yağlanmaya yol açabiliyor. Bu durumu tersine çevirmek için; stresli hissettiğinizde yemek yemeye yönelmeyin, yiyecekleri terapi haline getirmeyin. Canınız atıştırmak istediğinde büyük bir bardak su için, bir süre bekleyin, sizi rahatlatacak farklı hobi ve aktivitelere odaklanın. Gerçekten acıktığınızda ise tokluğunuzu hissetmek için yemeklerinizi yavaş yavaş yiyin, iyi çiğneyin ve yediklerinize odaklanın.

Günde en az 1.5 litre su için

Yeterli su içmek tüm metabolik faaliyetler için elzem olmakla birlikte ağırlık ve iştah kontrolünde de bir o kadar önemlidir. Kilo başına günde 30 ml su içmeyi ihmal etmeyin, en az 1.5 litre su için. İçtiğiniz suların içine elma, tarçın, salatalık, nane, zencefil ekleyebilir, su içmeyi daha keyifli hale getirebilirsiniz.

Mevsim sebzelerini bol tüketin

Sebzeler antioksidan bileşikler, yüksek posa ve su içerikleri sayesinde kilo kontrolünde en önemli besinlerdir. Hacimce yüksek ve çok düşük enerjiye sahip olduklarından tok hissetmenize yardımcı olurken daha düşük enerji almanızı sağlarlar. Aynı zamanda sebzeleri tüketmek ve çiğnemek zaman alır ve bu da daha az yiyerek tok hissetmenize yardımcı olur. Her öğünde tabağınızın yarısını farklı çeşit ve renkte mevsim sebzeleri ile doldurun.

Porsiyon kontrolü yapın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker “Çok düşük kalorili ve aşırı kısıtlayıcı şok diyetlerden uzak durun. Bu diyetler başlangıçta kilo vermenizi sağlayabilir ancak neredeyse her seferinde başladığınız kilodan daha fazlasına dönmenizle sonuçlanabilir. Aynı zamanda böbrekler, karaciğer gibi birçok organda uzun dönemde tahribata yol açabilir. Vücudunuzun ihtiyacı olan besinleri alacağınız ancak kalori açığı yaratarak, kilo vermenizi sağlayacak bir beslenme planını benimseyin” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yeteri kadar kaliteli protein alın

Protein kaynağı besinler daha uzun süre tok kalmanıza ve doygunluk hissetmenize yardımcı olurlar. Et, tavuk, hindi, balık, baklagil, yumurta, yoğurt, kefir gibi proteinden zengin yiyecekleri dengeli tüketin. Haftada ikişer gün omega-3 yağ asidi kaynağı olan balık ve posa kaynağı olan baklagilleri tüketmeye özen gösterin. Kırmızı eti seyrek tüketin ve etin az yağlı olmasına dikkat edin. Tokluk süresi en uzun besin öğesi olan proteinler; ghrelin ve GLP-1 gibi tokluk hormonları üzerinde etkilidirler.

Beyaz undan kaçının

Beyaz unlu yiyecekler yerine tam tahıllı-kepekli ekmek, bulgur, yulaf gibi tahılları tercih edin. Tam tahıllarda bulunan beta-glukan gibi çözünebilir lifler midenizde su çekerek yoğunlaşır, midenin boşalmasını geciktirmeye ve kilo kontrolüne yardımcı olurlar. Glisemik indeksi düşük olan tam tahıllar içerdikleri posa sayesinde de bağırsaklarda iştahı baskılayan hormonları aktive etmeye yardımcı olurlar. Ancak tam tahıllı olsa da tüketimde aşırıya kaçmamaya özen gösterin.

Şekerli yiyeceklerden ve içeceklerden uzak durun

Yoğun şeker eklentili yiyecek ve içecekler yüksek kalori almanıza sebep oldukları gibi kan şekerinizde dalgalanmalara ve sonrasında da daha fazla yemenize sebep olur. Özellikle glikoz ve fruktoz şuruplu paketli yiyecekler karın çevresi ve karaciğer yağlanmasının başlıca sorumluları olabilir. Şeker eklentili yiyecek ve içecek tüketiminden kaçının. Bunun yerine aşırıya kaçmadan taze veya kuru meyveleri tüketin. Tarçın baharatının kan şekeri dengeleme özelliğinden faydalanın.

Aşırı yağlı yiyecekler tüketmeyin

Dengeli bir beslenmenin olmazsa olmazı yağların sağlıklı kaynaklardan gelmesi ve tüketim miktarı kilo kontrolünde önemlidir. Yüksek doymuş ve trans yağ içeren fast-food yiyecekler ve işlenmiş gıdalar kilo almaya sebep olurken kronik hastalıklara da davetiye çıkarabilir. Sağlıklı yağ kaynaklarına odaklanın, zeytinyağı ve yağlı tohumlar gibi anti-inflamatuar yağları yeteri kadar tüketin.

Düzenli fiziksel aktivite yapın

Fiziksel olarak aktif olmak ve egzersiz yapmak kilo kontrolünün yanında metabolizmamıza sayısız faydalar sağlar. Sağlıklı kilo verebilmek için yeterli ve dengeli bir beslenmenin yanında egzersiz yapmayı ihmal etmeyin. Haftada en az 150 dakika orta şiddetli dayanıklılık (yürüyüş, koşu, dans, bisiklet, yüzme gibi) egzersizleri yapın. Kaslarınızı desteklemek için bu antrenmanları kuvvet-esneme-denge egzersizleri ile destekleyin. Düzenli fiziksel aktiviteyi yaşamınız boyunca sürdürebileceğiniz bir yaşam biçimi olarak benimseyin.

Acıkmadan yemek yemeyin, ama!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker “Acıkmadan yemek yemeyin ancak bir sonraki öğünde aşırı yiyecek derecede aç kalmayın. Sık sık atıştırmaktan kaçının. Yaşam tarzınıza ve metabolizmanıza uyacak en uygun diyet planı için bir beslenme uzmanından profesyonel destek almayı düşünebilirsiniz” diyor.

Göbek yağları nasıl eritiriz?

Göbek yağları nasıl eritiriz?

 Vücuttaki bölgesel yağlanmayla ortaya çıkan aşırı kilo, birçok sağlık sorununa neden olabiliyor. Özellikle göbek bölgesinde başlayan yağlanmanın oluşmaması için dengeli beslenme ile düzenli egzersizin hayatın vazgeçilmezi olması gerekiyor. Göbek eritmek için ise beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapılması, düzenli olarak minimum 7 saat uyunması ve stresten uzak durulması önem kazanıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, göbek eritme yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Betül Merd

Göbek yağlanmasının nedenlerine dikkat!

Bel ve karın yağları fazla kalori alınması ile artmakta ve abdominal obeziteye neden olmaktadır. Dengesiz ve sağlıksız beslenme, durağan yaşam, yaşlanmaya ve genetik etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan karın yağlanması zamanla tehlikeli boyutlara gelmektedir.

  • Şekerli içecekler aşırı kalori alımına neden olurken, karın ve bel çevresindeki yağlanmanın en önemli nedenlerinden birisi olmaktadır. Şekerli ve gazlı içeceklerin büyük bir bölümünde kalorisi yüksek mısır şurubu kullanılmaktadır.
  • Margarinlerde kullanılan trans yağları ise karın yağlanmasını artırmaktadır.
  • Fast food tipi beslenme trans yağ ve yüksek kalori içerdiği için karın yağlarını arttırıcı etki yapmaktadır.
  • İşlenmiş  ve  paketlenmiş  her türlü  endüstriyel gıdalar, kilo  alımını  ve  karın  yağlanmasını  artırmaktadır.

Yağın hangi bölgede olduğu önemli

Abdominal (karın) yağlanma sonucunda iç organların çalışma düzeni bozularak, vücuttaki genel yağ düzeyi artmaktadır. Vücuttaki yağ oranını değerlendirirken, yağın hangi bölgede olduğu önemlidir. Karın yani göbek bölgesindeki yağlanma vücudun diğer bölgelerindeki yağlanmadan daha tehlikelidir. Vücuttaki bel ve kalça oranı hesaplanarak ideal ağırlık belirlenirken, bel ve kalçadaki yağ oranının yüksek olması abdominal yağlanmaya işaret etmektedir. Yapılan araştırmalarda bel bölgesinde yağlanması olanlar, kalça yağlanması olanlardan daha fazladır. Abdominal yağlanma bel kısmından başlayarak mide, karaciğer ile bağırsakları sarmaktadır. Aşırı iç yağlanma genel sağlığı olumsuz etkiler. Öte yandan, bel kalça oranı hesaplanırken, bel ölçüsü santimetre cinsinden kalça çevresinin ölçüsüne bölünerek bulunur. Erkekler için en ideal kalça oranın 1’in altında, kadınlar için ise 0,8 altında olması gerekmektedir. Bel çevresi erkeklerde 94 santimetre kadınlarda ise 80 santimetrenin altındaysa normal, 94-102 santimetre arasındaki erkekler aşırı kilolu, 102 santimetre ve üzerindekiler ise şişman sınıfına girmektedir.

Göbeği eritmek için uygulanması gerekenler

  1. Kan şekerini kontrol altında tutmak oldukça önemlidir. Kan şekerini kontrol altında tutarak göbek yağlanması engellenir. Kan şekerinin dengeli biçimde artıp azalması nedeniyle aşırı besin tüketimi gerçekleşmez. Tüketilen daha az besin nedeniyle kilo alımı da ortaya çıkmayacaktır. Kan şekerini dengede tutmak için şeker ve şekerli gıdalar günlük beslenme planından çıkarılmalıdır.
  2. Vücutta hızlı parçalanan karbonhidratlardan da uzak durulmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmek yerine protein ağırlıklı beslenme planı uygulanmalıdır. Göbek bölgesindeki yağ oranı düşene kadar günlük karbonhidrat alımı azaltılmalıdır.
  3. Metabolizmayı hızlandırıcı gıdalar tüketilmeli, yağ yakıcı bitki çaylarından destek alınmalıdır.
  4. Günlük program yapılmalı. Uyuma ve yemek süresi ile tuvalete gidilen saat rutinleştirilmelidir. Bu sayede metabolizma daha düzenli çalışacaktır.
  5. Her gün düzenli olarak geceleri minimum 7 saat uyunmalıdır. Bu sayede hormonlar dengeye girecek ve metabolizma hızlanacaktır.

Göbek eritmeye yardımcı besinlerden faydalanın

 Doğal olarak göbekten kurtulmak için de beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi, yağ yakma hızını artıran bazı besinlerin tüketilmesi gerekmektedir. Bu besinlerin tamamı metabolizmanın çalışma hızını artırır.

 Elma sirkesi: Elma sirkesinin en temel özelliği kan şekerini ve kolesterolü düzenliyor oluşudur. Bu sayede besin tüketme ihtiyacını minimuma indirir. Ayrıca metabolizmayı da % 20 oranında hızlandırmaktadır. Yemeklerden önce doğru zamanda tüketilen elma sirkesi tokluk hissi oluşturmaktadır. Ancak elma sirkesinin organik olması gerekmektedir.

Chia tohumu: Kilo vermek isteyenler tarafından kullanılan  chia tohumu ülkemizde son 5-6 yıldır çok fazla tüketilmektedir. Besin değerleri açısından tokluk hissi sağlayan chia tohumu,  sayesinde kişinin besin tüketme ihtiyacı azalır. Ayrıca doğal yağlar içerir. Bu yağlar, yağları yakmada oldukça etkili olmaktadır.

 Hindistan cevizi ve yağı: Sağlıklı yağlardan biri olan Hindistan cevizi yağı göbek eritmede de kullanılmaktadır. Hormonları dengeleyen Hindistan cevizi yağı, tiroid hormonunun düzenli çalışmasını sağlayarak metabolizma hızını artırır. Aynı zamanda da fazla besin tüketme isteğini de baskılamaktadır.

 Kefir: İçerisinde bağırsakları düzenleyen probiyotikleri barındırır. Aynı probiyotikler yağ yakım sürecini de hızlandırmaktadır. Eğer göbek bölgenizdeki yağları vermek istiyorsanız her gün düzenli olarak kefir tüketmelisiniz.

Lahana, karnabahar, bürüksel lahanası, brokoli: Tüm bu sebzeler sağlıklıdır. Diyet dönemlerinde haşlanarak tüketilmeleri tavsiye edilir. Ayrıca zeytinyağlı şekilde tüketilmeleri halinde vücuda oldukça faydalıdırlar. Tüm bu özelliklerinin yanında, göbek eritmek isteyenler tarafından tüketilmeleri halinde yağların hızlıca erimesini sağlarlar.

Yüksek protein içeren peynir altı suyu ile tavuk: Protein zengini olan peynir altı suyu ve tavuk tüketmek gerekir.

Bitki çayları: Az miktarda da olsa kafein içeren birçok bitki çayları, metabolizmanın hızını artırır. Diyet dönemlerinde bitki çaylarının tüketilmesi metabolizma hızını % 20 oranında artıracaktır. Gün içerisinde düzenli tüketilirse göbek yağları yakılabilir.

Greyfurt: Oldukça sağlıklı bir meyve olan greyfurt, tadının hafif acımtırak olmasından dolayı pek tüketilmese de konu yağ yakımı olduğunda başı çekmektedir. Özellikle kahvaltıda meyve suyu olarak katkısız şekilde tüketilmesi halinde metabolizma hızını % 30 oranında artırır. Bu artış geçici bir etki değildir ve gün boyu sürmektedir.

Soğanı masanızdan eksik etmeyin

Soğanı masanızdan eksik etmeyin

Sağlığa dost bir sebze olan soğan, yemeklerin vazgeçilmezi olarak biliniyor. Hem çiğ olarak hem de pişirilerek kullanılan soğanın birçok çeşidi bulunuyor. Doğal antibiyotik görevi gören soğan, özellikle kış mevsiminde bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesinde büyük rol oynuyor. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Berna Ertuğ, soğanın faydaları hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Berna Ertuğ

Soğan sağlığa pek çok açıdan fayda sağlıyor

Soğan, frenk soğanı, sarımsak ve pırasa da içeren Allium bitki ailesine aittir. Bu sebzelerin karakteristik keskin aromaları ve bazı tıbbi özellikleri vardır. Soğan doğramanın gözlerin sulanmasına neden olduğu yaygın bir bilgidir. Bununla birlikte, soğan sağlığa çok faydalıdır. Soğanın, çeşitli kanser türlerinin riskini azaltma, ruh halini iyileştirme ve cilt ve saç sağlığını koruma gibi konularda önemli yararları vardır.

 Bağışıklığı desteklemek için soğan önemli bir besindir

Soğan  özellikle A, C ve B vitaminleri açısından önemli bir kaynaktır. Ayrıca kükürt, iyot, kalsiyum, demir, folat, magnezyum, fosfor, potasyum ve antioksidanlar açısından da zengindir. A vitamini hem enfeksiyonlara karşı bağışıklığı hem de göz sağlığını destekler, B vitaminleri ise suda eriyen vitaminlerdir. B vitamini bağışıklık ve sinir sisteminin düzgün çalışmasına yardımcı olur. İçeriğindeki C vitamini ise özellikle kış mevsiminde hastalıklardan korunmaya destek olmaktadır.

Soğanın içeriğinde bulunan besinler aşağıdaki gibidir;

15 küçük boy kuru soğan (100g) 30 kaloridir.

  • 3 gram karbonhidrat
  • 7 gram lif
  • 1gram yağ
  • 1 gram protein
  • 4 mg sodyum
  • 146 mg potasyum

Soğan kansere yakalanma riskini azaltıyor

Yapılan çalışmalar soğanın içerdiği kuarsetin adlı antioksidan sayesinde yumurtalık, kolorektal gibi kanser türlerine yakalanma riskini azaltmaya yardımcı olduğunu göstermektedir. Kuarsetin, alerjik reaksiyonlara yol açan histaminin bağışıklık hücrelerinde salınımını engellemesine yardımcı olur. Böylelikle soğanın astım veya alerjik problemleri olan kişilerde bağışıklığı desteklemeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Soğanının içeriğindeki kükürt kan inceltici etkisi göstererek kalp kriziyle inme riskini artıran plateletlerin birikimini önler. Soğandan alınan kükürtün hipertansiyon başlangıcını geciktirme ve azaltmaya yardımcı olduğu diğer çalışmalarla tespit edilmiştir.

 Soğanı patatesten ayrı bir yerde saklayın

Toplum olarak kuru soğanı saklarken en sık yapılan hatalardan biri patates ile aynı ortamda muhafaza etmek veya depolamaktır. Çünkü patatesin yaydığı nem soğanın filizlenmesine ve çürümesine yol açar. Kuru soğanı serin ve kuru bir ortamda saklamak uzun süre taze şekilde tüketilmesini sağlar. Yarım kalan kuru soğanlar ise cam saklama kabına koyarak buzdolabında muhafaza edilebilir. Taze soğanı ıslak olarak buzdolabına koymak yapılan diğer hatalardan biridir. Öncelikle tazeliğini kaybetmiş yapraklar varsa temizlenmeli daha sonra kağıt havluya sarılarak buzdolabında saklanmalıdır. Böylelikle taze soğanın daha uzun taze kalması sağlanabilir.

Soğanı yağda kavurmak sağlıklı değil!

Tüketirken soğanı yağda kavurmak yapılan en büyük hatalardan biridir. Yağda kavurma esnasında yağ yanar. Yağ yandığı için kanserojen maddeler daha çok ortaya çıkar. Kızartmada olduğu gibi soğanı da yağda kavurmak sağlıklı değildir. Soğanlı yemek yapılırken tüm sebzeler tencere birlikte çiğden konularak yapılmalıdır. Sebzelerin pişme esnasında saldıkları su ile de zaten soğan pişmektedir. Etli bir yemek yapılırken de eti sotelerken yine etin bıraktığı su ile soğan kendi halinde pişmektedir.

Mide ve bağırsak hassasiyeti olanlar pişmiş soğan tercih edebilir

Soğan, mide ve bağırsak hassasiyeti olan bireylerde rahatsızlık verebilir. Soğan mide ve bağırsaklarında herhangi bir şikayeti olmayan kişilerde yanma gibi rahatsızlıklara yol açmaz. Eğer bir kişinin reflü, gastrit veya bağırsak intoleransı gibi rahatsızlıkları varsa soğan tükettiği zaman bu hassasiyetleri artabilir. Soğan çok lifli ve sülfürden zengindir dolayısıyla gaz gibi gastrointestinal şikayetleri artırabilir. Soğan zarı da şikayetlerin oluşmasında rol oynayabilir. Mide ve bağırsak hassasiyeti olanların çiğ soğan yerine pişmiş soğan tüketmeleri önerilir.

Sömestr tatiline pratik beslenme ipuçları

Sömestr tatiline pratik beslenme ipuçları

Okul dönemindeki alışkanlıklar düzenli olarak sürdürülürken okulların yarıyıl tatiline girmesiyle birlikte çocukların yaşam şekilleri farklılaşmaya başlayacaktır. Bu durum beslenme açısından ebeveynler ve çocuklar tarafından hem iyiye hem de kötüye evrilebilir” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. İrem Aksoy, açıkladı.

Eğer ki çocuğun okulda beslenmesi yetersiz veya tam anlamıyla sağlıklı değilse evde kontrollü bir şekilde sağlıklı beslenme düzeni rahatlıkla oluşturulabilir. Bu sayede çocuk, süreci doğru değerlendiren ebeveynlerinin desteğiyle daha sağlıklı ve düzenli bir beslenme alışkanlığı edinebilir. Yarıyıl tatilini sağlık ve beslenme anlamında daha verimli hale getirmek, çocuklarınızın bağışıklığını desteklemek için bu yazıya göz atabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Vitaminler hastalıkları savıyor

Öncelikle unutulmamalıdır ki okul dönemindeki çocuklar önemli bir büyüme ve gelişme sürecindedir. Dolayısıyla bu dönemdeki çocukların enerji harcamaları daha çok ve besin ögesi ihtiyaçları daha önemlidir. Çocukların büyüme ve gelişmesine destek olmak için bazı parametrelere dikkat etmek gerekir. Özellikle iyi protein kaynaklarıyla beslenmelerini sağlamak, vitamin ve mineral gereksinimlerini eksiksiz olarak tamamlamak çocuklar için elzemdir.  Aynı zamanda kış mevsiminin ve pandeminin getirebileceği sağlık sorunlarına karşı çocukların bağışıklığını güçlü tutmakta fayda var. Bu durumda bağışıklık istemine en çok katkıda bulunanlar listesinde ilk sırada antioksidan içeriği yüksek sebze ve meyveler yer alıyor. Diğer yandan bağışıklığa destek olarak hayati önem taşıyan vitamin ve minareller; A, C ve D vitaminleri ile çinko ve demir mineralleridir. Bunlara ek olarak B grubu vitaminleri, E ve K vitamini, selenyum, magnezyum gibi diğer mineraller de destek olmaktadır. Bu vitamin ve mineralleri yeterli alamayan çocukların, bağışıklık fonksiyonu bozularak enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı duyarlılıkları artabilir. Vitamin ve minerallere ek olarak bağırsak mikrobiyatasını destekleyen besin bileşenleri ve diğer faydalı bileşikler de bağışıklık tepkisini desteklemektedir.

Bu kış döneminde, yarıyıl tatili için evinizde eksik olmaması gereken başlıca besinlere değinmek gerekirse;

Renkli sebze ve meyveler,

Kaliteli protein kaynakları ve en önemlisi yumurta,

Besleyici değeri yüksek kuruyemişlerden badem, ceviz,

Bağırsak sağlığına destek olarak yoğurt, kefir örnek verilebilir.

Valizinizde sağlıklı atıştırmalıklara yer verin;

Taşıma kolaylığına göre taze veya kuru meyveler,

Kefir veya süt,

Kuruyemişler,

Multivitamin veya mineral takviyeleri, probiyotikler.

Çocukların beslenme konusunda bilinçlendirilmesi, seçimlerini doğru yapmaları açısından çok fayda sağlayacaktır. Diğer yandan evde sağlıksız atıştırmalıklar bulundurmak ya da dışarda istediği besinin zararlarını gözetmeden sadece onu mutlu etmek veya bir nevi ödül niyetine verilen besinler çocuklarınıza faydadan çok zarar verebilir. Bu tatil döneminde hem çocuklarınızla vakit geçirmek hem de çocuklarınızın beslenme konusunda bilinçlenmesine ve eğitilmelerine olanak sağlayabilirsiniz. En basitinden süt ve süt ürünleri, tahıllar, et ve et ürünleri, yağlı tohumlar, meyve ve sebzeler gibi besin gruplarının her birinin beslenmelerinde olması gerektiğinden ve bunların dengeli bir şekilde alınmasının sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkı sağlayabileceğinden bahsedebilirsiniz. Ek olarak çocuklarınızla birlikte evde sağlıklı tarifler yapabilir ve sağlıklı beslenmeyle ilgili faydalı kitaplar okuyabilirsiniz.

Portakalın beyaz kısmını mutlaka tüketin!

Portakalın beyaz kısmını mutlaka tüketin!

“Portakalı tüketmenin de kuralı mı olurmuş!” demeyin. Zira doğal C vitamini kaynaklarından biri olarak bağışıklığı güçlendirici etkisiyle öne çıkan, kışın sağlık deposu portakalı tüketirken bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Güçlü bağışıklık deyince akla ilk olarak C vitamini geliyor. Solunum yolu enfeksiyonları, grip ve Covid-19’a karşı vücuda etkin olarak destek verdiği düşünülen C vitaminini doğal kaynaklardan, yeterli ve doğru şekilde almak oldukça önemli. Kışın sağlık deposu portakal, günde bir orta boy tüketildiğinde günlük C vitamini ihtiyacımızı neredeyse karşılıyor. İçerdiği yüksek C vitaminin yanı sıra, potasyum, folik asit ve sitrat ile hücre hasarını engelliyor, bağışıklık sistemini destekleyerek mikroorganizmalara karşı vücudu koruyor. Ancak portakaldan en yüksek faydayı alabilmek için bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, o kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Portakalı hemen tüketin

Portakal, özellikle vitaminler içerisinde en dayanıksız olarak bilinen C vitamininden oldukça zengindir. İçerisindeki vitamin düzeyi havadaki oksijen ile etkileşime girerek aktivitesini kaybeder. Portakalın soyulması, kesilmesi, ezilme veya kurutma gibi işlemlere maruz kalması bu durumun başlıca sebeplerindendir. Bu nedenle portakalı yemeden hemen önce soymanız, bıçakla kesmeden mümkün olduğunca dişlerinizle parçalayarak tüketmeniz faydalı olacaktır.

Posası ile birlikte yiyin

Portakalın suyunu sıkıp içmek yerine, posasıyla tüketin. 1 bardak meyve suyu için 3-4 adet portakal kullanılması aldığınız karbonhidrat miktarıyla birlikte kalori içeriğini de artıracaktır. Üstelik C vitamini kaynağı olduğu düşünülerek kahvaltı sofralarında kışın sık sık yer verilen taze sıkılmış portakal suyunun C vitamini içeriği ezilme gibi işlemler nedeniyle düşündüğümüzden daha azdır. Portakalın sadece suyunu içmek; uzun süre tokluk veren, kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağlayan ve bağırsaklarımızdaki bakteriler için iyi bir besin olan posanın da atılmasına yol açar. Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tüketmeniz vücuda yararının daha etkin olmasını sağlayacaktır. Sıklığına ve miktarına dikkat ederek taze sıkılmış meyve suyunu tüketebilirsiniz ancak 1 porsiyon portakalın suyu 1 çay bardağına eşit olduğu için aşırıya kaçmayın.

Beyaz kısmı mutlaka tüketin

C vitamini içeriğinin yanı sıra iyi bir posa kaynağı olan portakalın soyulduktan sonra kabuğu ve meyvesi arasında kalan beyaz kısmı tüketilmelidir. Böylece diyet lifi alımını destekleyerek, bağışıklık sisteminde ilk savunma hattı olan sindirim sistemi sağlığının da sürdürülmesinde  önemli rol oynar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gece geç saatlerde yemeyin

Asitli bir meyve olan portakal, özellikle reflü, gastrit ve mide yanması gibi sindirim sistemi hastalığı olan kişilerde midedeki şişkinlik, yanma ve gaz şikayetlerini artırabilir. Bu nedenle geç saatlerde yememek, soğuk tüketmemek, yerken yeterince çiğnemek ve kabuk ile meyve arasında kalan beyaz kısmı yemek bu hastalar için şikayetlerin azalmasını destekleyecektir.

Diyabette dikkat!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Diyabet, insülin direnci gibi hastalıkları olan kişiler, kan şekeri regülasyonunun sağlanmasında portakalın posa içeriğini kaybetmemesi için meyve suyu olarak değil, bütün olarak tüketmelidirler. Ara öğünlerde yanına çiğ kuruyemiş gibi sağlıklı yağ kaynakları veya süt, yoğurt gibi protein kaynakları ekleyerek 1 porsiyon yani 1 orta boy portakal tüketebilirler” diyor.

Aşırıya kaçmayın

Hastalık öncesi koruyucu, hastalık sürecinde tedaviyi hızlandırıcı olumlu etkileri olan her besini fazla miktarda tüketme hatasını portakal için de yapabiliyoruz. Ancak gereksinimden fazla diyetle C vitamini aldığınızda, vücuttaki emilimi düşer. Kişinin ihtiyacına göre günlük 1-2 adet portakal tüketmesi yeterli olacaktır. Sigara içen bireylerde C vitamini ihtiyacı arttığından diğer C vitamini kaynakları tüketilmiyorsa günde 2 adet tüketilebilir.

Yeşil sebzelerle tüketin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Diyetle alınan demirin yaklaşık yüzde 80’i bitkisel kaynaklı hem-olmayan demirdir. Emilimi hayvansal kaynaklı demirden daha az olan bu demir türü C vitamini varlığında emilebilir forma gelir. Kurubaklagiller, tahıllar, ıspanak gibi yeşil sebzelerde bulunan hem-olmayan demirin vücutta alımını artırmak ve domates kullanamadığımız kış salatalarını renklendirmek için salatalarınıza portakal dilimleyebilirsiniz” diyor.

Portakalın 10 Önemli Faydası

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, portakalın 10 önemli faydasını şöyle sıralıyor;

  • Bağışıklık sistemini destekler, mikroorganizmalara karşı vücudu korur.
  • Romatoid artrit gibi hastalıklarda inflamasyonu azaltır.
  • Daha dinç, enerjik hissetmenizi sağlar.
  • İçerdiği lif ve potasyum ile kalp sağlığı için faydalıdır.
  • Kolesterolü düşürür.
  • Zengin A vitamini içeriği ile göz sağlığına iyi gelir.
  • Yara iyileşmesini hızlandırır.
  • Kolajen sentezini destekleyerek cilt sağlığını korur.
  • Böbrek taşı oluşumunu engeller.
  • Hücre hasarını engelleme ve kansere neden olan serbest radikallerle savaşan antioksidanlardan zengindir.

K Vitamini kovid ile mücadelede çok önemli

K Vitamini kovid ile mücadelede çok önemli

Pandemi sürecinde bağışıklığın desteklenmesi için birçok vitamin üzerinde çalışmalar yapılıyor. Bu vitaminler arasında C, E ve D vitaminleri etkinlikleri konusunda kesin kanıtları olan ve en çok konuşulan vitaminler arasında yer alıyor. K vitamini ise Covid-19 ile mücadelede üzerinde durulan diğer önemli bir vitamin olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle D vitamininin biyoyararlılığını artırmak ve bağışıklığı daha da desteklemek için K vitamini içeren besinlerden de zengin beslenmek önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, K vitaminin faydaları ve bulunduğu besinler hakkında önemli bilgiler verdi.

Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş

Dyt. Aslıhan Altuntaş 

Covid tablosu şiddetli seyreden çok sayıda hastada D vitamini eksikliği saptanıyor

Yapılan çalışmalar vücuttaki D vitamini düzeyinin Covid-19 hastalığı tablosunda düşünüldüğünden çok daha etkili olduğunu göstermektedir. Covid-19’a yakalanan ve durumu kritik seyreden hastaların D vitamini düzeyinin düşük olduğu; hafif belirtiler yaşayan ya da asemptomatik bireylerde ise D vitamini seviyelerinin yüksek olduğu görülmektedir. D vitamini konu olunca düşünülmesi ve değerlendirilmesi gereken başka parametreler de ortaya çıkmaktadır. Çünkü bedendeki her mekanizma aslında birbiri ile ilişki içinde olmaktadır. D vitamini için de en yakın ilişki K vitamini olarak ifade edilmektedir.

K vitamini eksikliği D vitamini eksikliğine de yol açabilir

K vitamini, sağlıklı kemik ve damar yapıları için önemli olan yağda çözünen bir vitamindir. Kan pıhtılaşmasında ve kemik metabolizmalarının devamlılığında etkili olmaktadır. Eksikliğinde kan pıhtılaşma süresi uzar ve kanama sürelerinde artış veya nedensiz kanamalar görülebilir. Kanayan bölgenin aşırı kanaması ve zor pıhtılaşması durumu görülür. Ciltte kolay morarma, siyah renkli veya kanlı dışkılama, tırnak altlarında kanamaya bağlı kırmızı beneklerin oluşması, vücudun mukoza ile kaplı olan ağız içi, burun gibi bölgelerinde kanamalar, bebeklerde göbek kordonu bölgesinde kanama ve sünnetin ardından iyileşmenin gecikmesi, sürekli olarak kanama gibi sorunlar K vitamini eksikliği belirtilerindendir. Yetişkin bireylerde eksikliği sık görülen bir durum değildir. Yeni doğan bebeklerde, ülseratif kolit, Crohn hastalıkları gibi inflamatuar bağırsak hastalıklarında eksikliği görülebilir. K vitamininden eksik bir beslenme D vitamini eksikliğine de neden olabilir. Diyabet, obezite, kalp-damar hastalıklarında da etkili olduğu çalışmalar ile kanıtlanmıştır.

K vitamini için tolere edilebilen herhangi bir üst sınır saptanmamasına rağmen nadir de olsa toksisite görülebilir. K vitamini yüksekliği, genelde düzenli K vitamin takviyesi kullanımı sonrasında görülür. Küçük bir olasılık da olsa K vitamini içeren besinlerin aşırı tüketimi sonrasında da ortaya çıkabilir.

Covid-19 nedeni ile hayatını kaybedenlerde K vitamini eksikliği sık görülüyor

Pandemi süreci ile birlikte K vitamini araştırmalara konu olan vitaminlerden biri olmuştur. Covid-19’un akciğerdeki elastik liflere zarar verdiği, bu liflerin korunması için vücudun daha fazla “matriks gla” proteinine ihtiyaç duyduğu bu nedenle de daha fazla K vitaminine ihtiyaç olduğu bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Hastalığı kritik seyreden ya da Covid-19 nedeni ile hayatını kaybedenlerin K vitamini eksikliğinin daha yüksek olduğu kaydedilmiştir. Bu nedenle K vitamini eksikliği olması kişiyi akciğer komplikasyonlarına daha açık hale getirebilir.

Bu besinleri sofranızdan eksik etmeyin

K vitamini K1 (filokinon) ve K2 (menakinon) olmak üzere doğal 2 formda alınır. Beslenme ile en rahat alınan şekli K1 vitamini şeklidir. Ispanak, brokoli, maydanoz marul, lahana, roka, tere, lahana gibi yeşil yapraklı sebzelerden, alglerden ve yeşil çaydan alınır. K2 şekli ise bağırsaklarımızda bakteriler tarafından sentezlenir ve probiyotik içeriği yüksek olan yoğurt, kefir, turşu, sert peynir gibi besinlerden ve et ürünlerinden alınır.

Pandemi sürecinde D vitamini biyoyararlılığını artırmak ve bağışıklığı daha da desteklemek için K vitamini içeren besinlerden zengin beslenmek önemlidir.

  • Günde en az 1 kez bol yeşillikli salata tüketilmesi
  • Düzeli olarak kefir ve yoğurt tüketilmesi
  • Mevsimi de gelmişken haftada 2-3 kez lahana, brokoli gibi mevsim sebzeleri bulunması
  • Ev yapımı az tuzlu ya da tuzsuz turşular ve sert peynirlerin günlük tüketilmesi bağışıklığı desteklemek için gereklidir.

K vitamini faydaları şöyle sıralanıyor:

  1. Kemik sağlığının dostudur

K vitamini eksikliğinin kemik erimesine neden olduğu yapılan çalışmalar ile gösterilmiştir. K vitamini kemik mineral yoğunluğunu en az kalsiyum kadar destekler. Bu nedenle kemiklerin korunması ve sağlığının sürdürülmesinde önemlidir.

  1. Dişleri korur

K vitamini ve diş sağlığı arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar devam etmekle birlikte, dişler için önemli olan osteokalsinin sentezinde görev alması nedeni ile diş sağlığı korunmasında K vitamini önemlidir. Güçlü ve sağlıklı dişler için yeterli K2 vitamini almak gerekmektedir.

  1. Hafızayı güçlendirir

Özellikle yaşlılığa bağlı ortaya çıkan demansların önlenmesinde, unutkanlığın azalmasında K vitamini yeterli tüketimi ve kan değerlerinin yüksek olmasının etkisi olduğu düşünülmektedir.

  1. Tansiyona iyi gelir

K vitamini damarlarda kalsiyum birikimini önler. Bu sayede damar hastalıklarının oluşmasını önler. Bununla birlikte kan basıncının düşmesine yardımcı olduğundan tansiyon üzerinde de etkilidir.

Kan sulandırıcı kullananlar dikkat!

Kan inceltici ilaçlar kullananların K vitamini zengin besinleri tüketirken veya takviyesini kullanırken mutlaka diyetisyen veya hekime danışmaları önemlidir. Çünkü bu ilaçlar K vitamini ile etkileşime girerler ve kanama riskini artırabilirler. K vitamini veya D vitamini besin desteği olarak alınabilir. Her ikisi de yağda eriyen vitaminler olduğundan yağlı besin tüketimi sonrası alınmalıdır. Tüketim düzeyleri ise mutlaka gerekli tetkikler sonrası sağlık profesyonelleri tarafından önerilmelidir.

Dereotunun 10 faydası

Dereotunun 10 faydası

Pek çok yemeğin üzerine süs olarak kullanılan dereotu aslında düşük kalorisiyle diyet yapanlar ve sağlıklı beslenenler için çok değerli bir besin olarak öne çıkıyor. Kimyona benzeyen tadıyla baharat olarak da tüketilebilen dereotu A vitamini dahil pek çok temel vitamini de içinde barındırıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Sinem Türkmen, dereotunun faydaları hakkında bilgi verdi.

Dereotu, değişen yumuşak yapraklara, yeşil renge ve ince bir gövdeye sahip bitkilerden biridir. Dereotu tat olarak aromatiktir. Çeşitli yemeklerin lezzetini yükseltmek için yaygın olarak kullanılır. Genellikle somon, patates ve yoğurt bazlı soslarla eşleştirilir. Dereotu yüksek oranda life sahiptir ve düşük kalorilidir. Dereotu besin değeri açısından da zengindir. 100 gram dereotunda 43 kalori, 61 mg sodyum, 738 mg potasyum, 85 mg C vitamini, 208 mg kalsiyum, 6.6 mg demir, 55 mg magnezyum vardır. Dereotunun içinde bulunan A vitamini ve C vitamini bağışıklık sistemini desteklemektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Sinem Türkmen

10 maddede dereotunun faydaları

Antioksidanlar açısından zengin ve iyi bir C vitamini, magnezyum ve A vitamini kaynağı olan dereotu, kalp hastalığı ve kansere karşı koruma da dahil olmak üzere sağlık için çeşitli faydalara sahip olabilir. Dereotunun faydalarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. Dereotu, antioksidanlar açısından zengindir. Antioksidanlar, hücreleri serbest radikaller olarak bilinen kararsız moleküllerin neden olduğu hasara karşı korumaya yardımcı olan doğal olarak oluşan bileşiklerdir. Sonuç olarak araştırmalar, antioksidanlar açısından zengin gıdaları tüketmenin kronik inflamasyonu azaltmaya ve kalp hastalığı, Alzheimer, romatoid artrit ile çeşitli kanser türleri dahil olmak üzere belirli durumları önlemeye ve hatta tedavi etmeye yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Dereotu bitkisinin hem tohumlarının hem de yapraklarının, aşağıdakiler dahil olmak üzere, antioksidan özelliklere sahip çeşitli bitki bileşikleri açısından zengin olduğu bulunmuştur.
  2. Dereotu flavonoidler açısından da zengindir. Bu bileşikler, kalp hastalığı, felç ve bazı kanser türlerinin riskinin azalmasıyla ilişkilendirilmiştir. Bu durum beyin sağlığında da önemli bir rol oynayabilir.
  3. Terpenoidler de dereotunda vardır. Bu bileşiklerde uçucu yağlar da bulunur ve bu karaciğer, kalp, böbrek ve beyin hastalıklarına karşı koruma sağlayabilir.
  4. Dereotunun kalp sağlığı üzerinde de etkileri vardır. Kalp hastalığı dünya çapında önde gelen ölüm nedenidir. Ancak Dünya Sağlık Örgütü, kötü beslenme, sigara içme ve egzersiz eksikliği gibi risk faktörlerini azaltarak kalp hastalığı vakalarının yaklaşık yüzde 75’inin önlenebileceğini öngörmektedir.
  5. Dereotu yüksek kan şekeri düzeyini düşürmeye yardımcı olabilir. Kronik şekilde yüksek kan şekeri seviyelerine sahip olmak, insülin direnci, metabolik sendrom ve tip 2 diyabet gibi durumlar riski artırabileceğinden endişe vericidir. Dereotunun kan şekerini düşürücü etkilere sahip olduğu düşünülmektedir.
  6. Dereotu içindeki Klebsiella pneumoniae ve Staphylococcus aureus gibi uçucu yağlar, potansiyel olarak zararlı bakterilerle savaşan antibakteriyel etkilere sahiptir. Bu sayede dereotu idrar yolu enfeksiyonu için faydalı olabilmektedir.
  7. Dereotu, kemik sağlığı için önemli olan kalsiyum, magnezyum ve fosfor içerir.
  8. Dereotundaki uçucu yağlar, adet dönemi boyunca kramplardan kaynaklanan ağrıyı hafifletmeye yardımcı olabilir. Ancak araştırmalar şu anda sınırlıdır.
  9. Dereotundaki uçucu yağlar yatıştırıcı ve sakinleştirici etkiler verebilir. Bu sayede gece uykusu için de faydalıdır.
  10. Dereotun antiseptik ve antibakteriyel özelliklerle ağız ve nefes spreyi görevi görebilir. Ağız kokusunu giderir.

Tek başına dereotu kilo verdirmez

Dereotu diyetlerde rahatlıkla tüketilebilir ancak tek başına dereotunun zayıflamaya etkisi bulunmamaktadır. Tek başına hiçbir besin maddesi zayıflatıcı etkiye sahip değildir. Sadece sağlıklı beslenme düzeni ve egzersize katkı sağlayabilirler. Dereotu kalori açısından düşük olduğu için aşırıya kaçmadan diyetlerde tüketilebilir.

Tiroid için dereotu takviyelerini doktora danışmadan kullanmayın
Dereotunun hipotiroid, hipertiroid, Haşimato rahatsızlıklarının tedavi sürecinde etkili olabileceği bilinmektedir. Ancak endokrinoloji ile beslenme ve diyet uzmanına danışmadan dereotu içeren destek ürünler kullanılmamalıdır.

Hastalıklara bu besinlere karşı koyun

Hastalıklara bu besinlere karşı koyun

Havaların soğumasıyla birlikte Covid- 19’un yanı sıra bu dönemde kış hastalıkları da kendini göstermeye başlıyor. Vücudun savunma mekanizması olarak bilinen bağışıklık sistemini güçlendiren besinlere yönelmek hastalıklardan korunmada önemli rol oynuyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Gözde Akın, bağışıklık sistemini güçlendiren gıdalar ve beslenme önerileri hakkında bilgi verdi.

Bıçak kullanmayın, haşlama suyunu dökmeyin

Güçlü bir bağışıklık sisteminin temellerinden birisi yeterli ve dengeli ve beslenmektir. Vitamin ve mineraller dengeli beslenmenin bir parçası olduklarından bağışıklık sisteminin en etkili oyuncularıdır. A, C ve E vitamini vücudun enfeksiyonlarla savaşmasına destek olan çok güçlü antioksidanlardır. Besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi sırasındaki vitamin kayıpları yaşanabilmektedir. C vitamini en fazla kayba uğrayan vitamin olduğu için, C vitamini içeren besinler bıçakla değil elle kesilmeli ve haşlama suyu kesinlikle dökülmemelidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Gözde Akın

Savunmanızı güçlendirecek besinlere ağırlık verin

  • Portakal, mandalina, greyfurt ve kivi gibi kış meyveleri iyi birer C vitamini kaynağıdır.
  • Brüksel lahanası, ıspanak, maydanoz, tere, karnabahar gibi sebzeler hem A hem de C vitamini bakımdan zengindir.
  • Enginar, yoğurt, domates bağışıklık sisteminin en iyi dostları arasındadır.
  • Soya fasulyesinin içeriğinde bulunan isoflavanlar kemik erimesi ve kalp damar hastalıkları riskini azaltmaktadır.
  • Sarımsakta bulunan kükürtlü bileşikler, kalp damar hastalıkları riskini düşürmektedir.
  • Yeşil çay, nar, semizotu, pancar, pazı ve tarçın antioksidan özellik taşır.
  • Ekinezya, soğuk algınlığında bağışıklık sistemini güçlendirmektedir ancak çok uzun süre kullanıldığında vücutta bağışıklık kazanıp etkisiz hale gelebilir.
  • Balık, ceviz, badem ve fındıkta bol miktarda bulunan omega 3 bağışıklık sistemini kuvvetlendirmektedir. Haftada 2-3 kez ızgara, buğulama şeklinde tüketilen balık omega yağ asitleri, fosfor iyot ve selenyum açısından önemlidir.

Bağırsaklarınıza probiyotik takviyesi yapın

Probiyotikler; bağırsak florası için faydalı etkilere sahip olan bakterileri artırıp, bağırsak sistemini destekleyerek hastalık yapan mikroorganizmaların üremesine engel olabilmektedir. Ayrıca sindirimi kolaylaştırarak bağırsaklarda üretilen vitaminlerin sentezinde önemli rol almaktadır. Probiyotikler; doğal olarak fermente edilmiş süt ve süt ürünlerinde veya diğer fermente yiyecek ve içeceklerde bulunmaktadır. Toz ve tablet olarak da kullanılabilen probiyotik etkisini artırmak için beslenme düzenine, yoğurt, kefir, lahana turşusunu eklemek olumlu sonuçlar yaratmaktadır.

Bilinçsiz diyetlerden uzak durun

Bilinçsiz yapılan diyetler ya da düzensiz beslenme de bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen nedenler arasında bulunmaktadır. Bulimia ve obezite rahatsızlığı olanlarda bağışıklık sistemi zayıftır. Bu nedenle diyetin mutlaka beslenme ve diyet uzmanı kontrolünde yapılması gerekmektedir.

Bağışıklık sistemini güçlendiren örnek diyet listesi

Kahvaltı

  • 4 yemek kaşığı yulaf ezmesi
  • 2 yemek kaşığı chia tohumu
  • ¼ nar
  • 1 su bardağı süt

Ara öğün

  • 1 fincan yeşil çay + 10 adet çiğ badem

Öğle

  • 3-4 köfte kadar ızgara et- tavuk veya balık
  • Nane-tere-marul-maydanoz ve ¼ nardan oluşan salata (1 tatlı kaşığı
    zeytinyağı ve bol limon ile)
  • 5 yemek kaşığı karabuğday salatası

Ara öğün

  • 1 su bardağı kefir
  • 1 tatlı kaşığı keten tohumu
  • ½ muz ile smoothie

Akşam

  • 5-6 yemek kaşığı kurubaklagil
  • 4 yemek kaşığı yoğurt
  • Bol yeşillikli salata
  • 1 dilim tam buğday ekmeği

Ara öğün

  • 1 fincan tarçınlı ıhlamur

Atıştırma isteğiniz arttıysa şu önlemleri alın

Atıştırma isteğiniz arttıysa şu önlemleri alın

Havaların erken karardığı ve soğuduğu kış aylarıyla birlikte ‘canım tatlı bir şeyler yemek istiyor”,  “Sıcak poğaça yeme isteğiyle uyandım” ya da “bu aralar kilomu kontrol edemiyorum” diyenlerin sayısı artıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, kışın dışarıda daha az zaman geçirilmesi, fiziksel aktivitelerin azalması ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi derken ağırlık artışının hızlandığını belirterek “Bu etkenlerin farkına varıp önlem alınırsa ideal kiloya ulaşmak mümkün” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, kış kilolarına zemin hazırlayan 7 etkeni ve bunların üstesinden gelmenin yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Kış içeceklerine yüklenmek

İçimizi ısıtan sahlep, boza ve sıcak çikolata gibi içecekler, soğuk kış günlerinin vazgeçilmezlerinden. Ancak bu içecekler, yüksek kalori içerikleriyle kilo almaya neden olabilirler. Bu tür içecekleri haftada bir-iki bardaktan fazla içmekten kaçınmayı öneren Ezgi Hazal Çelik, “Soğuk havalarda büyük rağbet gören sahlep, boza gibi içeceklerin üzerine konulan fındık, fıstık, badem vb yağlı tohumların ve leblebinin de kalori miktarını artıracağını göz önünde bulundurun. Bu içeceklerin yerine zencefilli ıhlamur çayı, tarçınlı kahve veya kakaolu ılık sütü tercih edebilirsiniz” diyor.

 Kış depresyonu

Gün ışığından daha az yararlandığımız kış aylarında daha depresif ve mutsuz hissedebiliyoruz. Bu ruh hali; mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin düzeylerini artıran ve kısa süreli iyi hissetmemize neden olan çikolata, şekerli yiyecekler, hamur işi gıdalar, makarna gibi karbonhidrat içeriği yüksek besinleri tüketmemize neden olabiliyor. Şeker ve karbonhidrat içeriği yüksek besinler tüketmek daha fazla yeme isteği uyandırmakla birlikte kolaylıkla kilo artışına yol açabiliyor. Beyin kimyasını dengelemek için sağlıklı gıdalara ve aktivitelere yönelmek şekerli yiyeceklere duyulan ihtiyacı azaltacaktır.

Yeme isteğinin artması

Soğuk havalarda azalan vücut ısısının korunup, normal düzeye ulaşması için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyarız. Artan enerji gereksinimiyle verilen “acıktım” sinyali ise yeme isteğinin de artmasıyla sonuçlanır. Yeme isteğinin artmasını önlemek ve kontrollü besin alımı için yeterli su tüketimi, öğün düzeni ve her besin grubunun olduğu sağlıklı bir beslenme modelini alışkanlık haline getirmeniz büyük fayda sağlayacaktır.

Yetersiz su tüketimi

Kış mevsiminde kilo artışının önemli nedenlerinden biri de yetersiz su tüketimi. Havaların soğuması ile susama hissi azalsa da vücudumuzun suya ihtiyacı var. Yetersiz su tüketimi sindirim enzimleri ve bağırsakların yavaşlamasına ve kilo artışına neden olabiliyor. Susuzluk hissinin açlıkla karıştırıldığı için iştah kontrolünü de zorlaştırdığını belirten Ezgi Hazal Çelik, “Günde ortalama 2-2,5 litre su tüketimi idealdir. Ilık suya tarçın, karanfil, top karabiber, zencefil gibi vücut ısınızı artıracak baharat ve besinler ekleyebilirsiniz” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hareketin azalması

Soğuk, yağışlı ve rüzgarlı havalar nedeniyle açık havalarda yürüyüşlerin rafa kaldırıldığı kış aylarında, fiziksel aktivitenin azalması da kilo artışına zemin hazırlar. Bunun önüne geçmek için haftada 3-4 gün, 30-45 dakika yürümeyi öneren Ezgi Hazal Çelik, online egzersiz videolarının da egzersiz alışkanlığı kazandırmaya yardımcı olabileceğini söylüyor.

D vitamini eksikliği

Vücudumuzda birçok metabolik süreçte büyük öneme sahip olan D vitamininin yüzde 90-95’i güneş ışınları yardımıyla sentezlenir. Kış günlerinde 15-30 dakika güneş ışığına maruz kalmak gerektiğini kaydeden Ezgi Hazal Çelik, “D vitaminini en iyi içeren gıdalar; balık, karaciğer, peynir, yumurta sarısı, süt ve süt ürünleridir. Ancak D vitamini diyetle yeterli düzeyde alınabilen bir vitamin değildir. Yapılan çalışmalar, D vitamini eksikliğinin, kilo artışıyla yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Gerekli tetkikler yaptırılarak doktorunuzun önerisi ile gerekirse takviye alınmalıdır” diyor.

Atıştırmalıklar 

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Gündüzlerin kısalması ve havaların erken kararması, evde geçirilen sürenin de artmasına neden oluyor. Hal böyle olunca atıştırmalıklarda aşırıya kaçılabiliyor ve bu da kilo alımını beraberinde getiriyor. Uzun kış akşamlarında nasıl vakit geçirebileceğinizi planlayabilir, sizi sürekli atıştırmalık halinde olmaya iten ‘hiçbir şey yapmama’ halinden uzaklaşabilirsiniz. Akşamları otururken, televizyon karşısında veya odanızda çalışırken ara ara balkona çıkabilir, odanın penceresini açabilir, esneme hareketleri yapabilirsiniz” diyor.