Yazılar

Çocuklar bu saatte mutlaka uykuda olmalılar!

Çocuklar bu saatte mutlaka uykuda olmalılar!

Günümüzde televizyon, tablet, akıllı telefon gibi iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla pek çok anne baba çocuklarının geç yatmasından şikayet ediyor. Yapılan çalışmalar; çocuklarda yeterli ve kaliteli uykunun bağışıklığın güçlenmesinden zihinsel, fiziksel ve ruhsal gelişimlerine dek çok önemli rol oynadığını ortaya koyduğundan anne babalar çocuklarının hem sağlığı hem de okul başarısı açısından endişe duyuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocukların saat 22:00’den önce mutlaka uykuya dalması gerektiğini belirterek “Aksi durumda çocuğun büyümesi yavaşlar ve vücut direnci düşer. Bu da zaman içinde birçok hastalığa davetiye çıkarır. Bebeklerde ve çocuklarda yeterli ve kaliteli bir uyku en az iyi beslenmek kadar önemlidir” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocuklarda sağlıklı uykunun önemini anlattı, yeterli ve kaliteli uyku için 7 ipucu verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

“Bizim yanımızda yatmazsa uykuya dalamıyor!”, “Cep telefonunda oyun oynamaktan geç yatıyor!”, “Erken yatarsa uyuyamıyor!”… Bir çok anne baba, çocuklarında bu ve benzeri sorunlar nedeniyle uzmanlara başvurarak çözüm arıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocuklarda uyku bozukluklarının büyük çoğunluğunun davranışsal olduğunu belirterek “Özellikle günümüzde televizyon, tablet, akıllı telefon ve yoğun çalışan ebeveynler nedeni ile çocukların yatağa gidiş saati gecikmekte ve bu da uyku döngüsünü bozmaktadır. Uyku döngüsünün bozulması geciken uykuya veya bölünen uykuya neden olarak hem sağlık açısından hem de günlük yaşamdaki aktiviteleri açısından olumsuz etkilere yol açmaktadır” diyor. Dr. İmre Gökyar uykusuzluğun yol açacağı sıkıntıları şöyle anlatıyor: “Yeterli ve kaliteli uyumayan çocuk sürekli bitkin hisseder, bağışıklığı zayıflayarak hastalıklara çok açık hale gelir, okulda iyi bir performans gösteremez ve başarısı düşer, unutkanlık, sinirlilik ve dikkat dağınıklığı sorunu yaşar, depresyona girme riski artar. Fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak gelişimi sağlıklı olamayacağından hem kısa hem de uzun vadede pek çok sorunla karşılaşır. Bu nedenle çocuklardaki uyku bozuklukları doğru tespit edilerek, bu nedenleri ortadan kaldıracak önlemlerle sorun ivedilikle çözülmelidir.”

Pause Dergi

Dr. İmre Gökyar

Bu nedenlere dikkat!

Uyku döngüsünün yaşamın ilk üç ayından sonra oluştuğunu, 4-5 yaş arasında erişkin tip uykuya dönüştüğünü belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar “Uyku insan ömrünün en az üçte birini oluşturur. Vücudun dinlenmesini ve beynin gün içinde aldığı bilgileri beyne yerleştirmesini sağlar. Çocuklarda gece uyanmalarında ailenin mümkünse müdahale etmemesi ve çocuğun kendi kendine tekrar uykuya dönmesinin sağlanması önemlidir” diyor. Uykusuzluğun nedenleri arasında iki faktörün öne çıktığını kaydeden Dr. İmre Gökyar şöyle konuşuyor: “Zayıf uyku alışkanlığında; uykunun başlaması ve uykuda kalabilme beceresi bir seri biyolojik koşullar ve öğrenilmiş davranışlara bağlıdır. Organizma uykuya hazır olmalıdır. Bu nedenle alışkanlıklar oluşturarak vücudu dinlendirmesini ve uykuya hazırlanmasını sağlamak gerekir. Diğer bir faktör de stres ve kaygıya dayalı çocuk uykusuzluğudur. Çocukların rutine ihtiyacı vardır. Çocuklar aile sorunları, çocukluk korkuları veya ayrılık kaygısı nedeni ile huzursuz hissedebilirler. Bu tür uyku sorunları aniden ortaya çıkar. Genellikle neden kişisel, ailesel ve sosyal faktörlerden kaynaklanır. Bunlar geçici olabilir. Bu nedenle onları desteklemek ve korkuları hakkında konuşmak önemlidir.”

Hangi yaşta, kaç saat uyku?

Gelişim çağındaki çocukların saat 22.00’den önce mutlaka uykuya dalması gerektiğini vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, aksi taktirde çocuğun büyümesinin yavaşlayacağını, vücut direncinin düşeceğini, bunun da zaman içinde birçok hastalığa davetiye çıkaracağını vurguluyor. Dr. İmre Gökyar, uyku süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte, sağlık için yaş gruplarına göre uyku saatlerini şöyle özetliyor;

0-1 aylık bebekler 16.5 saat,

1-8 ay arası bebekler gündüz 3-3.5 saat ve gece 10-11 saat,

9-14 ay arası bebekler 2-2.5 saat gündüz ve 10-11 saat gece,

15-24 ay arası gündüz tek uykuya geçiş zamanı olup 2-2.5 saat gündüz ve 10-11 saat gece,

3-5 yaş arası uyku ihtiyacı 11-13 saat,

6-13 yaş arası 9-11 saat,

Gençlikte 8-10 saat.

Gelişigüzel bitkisel ilaçlardan kaçının!

Çocuklarda uykusuzluk için bir tedaviye başlamadan önce, ciddi bir nörolojik hastalığının olup olmadığının mutlaka belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Dr. İmre Gökyar şöyle konuşuyor: Bunu da yapacak kişi çocuk hekimi ve çocuk nöroloji uzmanıdır. Çocuk uyku bozukluğunun nedeni; zayıf uyku alışkanlığı, stres, aşırı heyecan, kaygı ya da davranışsal olsa bile tedavisi maalesef çok kolay değildir. Çocuk uykusuzluğunun üstesinden gelmek ve uyku düzeni sağlamak istiyorsanız; beyni yeniden eğitmeniz ve çocuğa uyku alışkanlığını yeniden öğretmeniz gereklidir. Hekiminiz önermedikçe bitkisel ilaçları asla kullanmayınız.”

Pause Dergi

Çocuklarda sağlıklı ve kaliteli uyku için 7 öneri!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocuklarda sağlıklı ve kaliteli uyku için şu önerilerde bulunuyor;

  1. Uyku vakti değişmemeli. Bir uyanma saati belirleyin ve buna en başta siz uyarak başlayın.
  2. Uyku öncesi rutini hazırlayın. Akşam yemeğinden sonra hafif oyun zamanı, banyo, diş fırçalama, bir masal veya kitap saati ve yatağa gidiş planını birlikte oluşturun.
  3. Ekranları yatmadan en az 2 saat önce kapatın. Araştırmalara göre, yatmadan hemen önce televizyon ekranı, telefon veya tabletten gelen mavi ışığa maruz kalmak, çocuğunuzun uykusunu en az 30-60 dakika geciktirir. Yatak odasını ekransız bir bölge haline getirin.
  4. Uykudan önce stresi azaltın. Stresli çocuk uyuyamaz. Bu nedenle yatmadan önceki aktiviteleri sakin tutun.
  5. Çocuğunuzun odasının çok sıcak değil, serin olmasına dikkat edin. Uyku döngüsü sadece ışığa değil ısıya da duyarlıdır. Oda sıcaklığı 18-21 derece aralığında olmalıdır.
  6. Uykuyu getiren ortam hazırlayın. Yumuşak çarşaflar, loş ışık, sessizlik çocuğun gündüzle geceyi ayırt etmesinde yardımcı olur.
  7. Uyku bozuklukları için tetikte olun. Bazen en iyi şekilde hazırlanmış planlar da iyi sonuç vermeyebilir. Çocuğunuz uykuya dalmakta güçlük çekiyorsa, sürekli ağzı açık nefes alıyorsa ya da kabus görüyorsa uyku bozukluğu olabilir. Böyle bir durumda mutlaka uzmandan yardım alın.

Çocuklarda yüksek ateş ne zaman tehlikeli?  

Çocuklarda yüksek ateş ne zaman tehlikeli?  

Kış aylarında çocuklarda soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonları oldukça sık görülüyor. Bu hastalıklarda ebeveynlerin en büyük endişelerinden biri ‘yüksek ateş’ oluyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, özellikle enfeksiyon hastalıklarında sık görülen bir belirti olan yüksek ateşin aslında çocuklar için zararlı değil, tam aksine yararlı olduğuna dikkat çekerek, “Zira ateş, vücudun enfeksiyon etkeni ile savaşmasını kolaylaştıran bir savunma mekanizmasıdır. Bu nedenle çocuklarda ateşi hemen düşürmeye çalışmak gereksizdir. Ancak çocuk ateşli dönemde kendini kötü hissediyorsa ve halsiz ise doktorunuzun önereceği ateş düşürücü ilaçlar ile daha iyi hissetmesini sağlayabilirsiniz” diyor. Çocukların ateşi yükseldiğinde ebeveynlerin doğru müdahalede bulunmaları da büyük önem taşıyor, aksi halde hipotermiden ilaç zehirlenmesine kadar pek çok sorun gelişebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, yüksek ateşte kaçınmanız gereken hatalı alışkanlıkları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Tarkan İkizoğlu

Hemen ilaç vermek. YANLIŞ! 

DOĞRUSU: Ateş çocuğunuz tarafından iyi tolere ediliyorsa hemen ilaç vermeniz gerekmiyor. Eğer bir enfeksiyon söz konusu ise ateşi düşürmek sorunu daha çabuk çözmüyor, nedeni ortadan kaldırmıyor. Ateşi çok yüksek değilse ve çocuğunuz kendini kötü hissetmiyorsa, üzerini soyup, ılık bir duş aldırabilirsiniz. Eğer kendini iyi hissetmiyorsa, dozlarına ve dozlar arasındaki sürelere dikkat ederek ateş düşürücü ilaç vermeniz ise önem taşıyor. Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, “İlaç kullanımına rağmen ateş 72 saat boyunca düşmemiş ise mutlaka doktorunuza danışmanız gerekiyor” uyarısında bulunuyor.

Yeterince su vermemek. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, yüksek ateşte çocuğunuza düzenli olarak sıvı vermenizin çok önemli olduğunu hatırlatarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Susuz kalmayı engellemek hayati bir öneme sahip. Zira hem ateşe karşı direnç hem de bağışıklık sisteminin etkin çalışmasında sıvı dengesi kilit rol üstleniyor. Bu nedenle çocuğunuz istemese bile ona bol bol sıvı vermeyi ihmal etmeyin”

‘Üşüyor’ diye odanın ısısını yükseltmek. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ortam ısısı yüksek olduğunda çocuğun ateşi daha hızlı yükseliyor. Dolayısıyla ortam sıcaklığının sabit ve 18-20°C aralığında kalması gerekiyor. Ayrıca ateşli çocuğun hava ihtiyacı artıyor, bu nedenle konforlu bir solunum için havanın çok nemli veya çok kuru olmaması gerekiyor. Odasını düzenli olarak havalandırmanız da, mikropların ortamdan uzaklaşmalarını sağlıyor.

Çocuğun üzerini örtmek YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ateşi yükseldiğinde çocuğunuzun üzerini örtmeyin. Üşüme hissini azaltmak için vücut ısısını yükseltmeyecek incelikte ve pamuklu giysi veya örtü tercih edin. Zira küçük bebekler, özellikle yeni doğanlar sıcak ortamlarda fazla kalın giydirildiklerinde, vücut ısılarını dengeleyemedikleri için ateşleri çıkabiliyor. Bu yüzden ateşlendiklerinde fazla kalın giydirmemek ve üzerlerini örtmemek gerekiyor. Ancak vücut ısısının fazla düşmesine ve üşümesine yol açacağı için ateşi takip etmeli ve düştüğünde uygun giysiler giydirmelisiniz.

Pause Dergi

Soğuk suda yıkamak. YANLIŞ!DOĞRUSU: Ateşin yükselme evresinde üşüyen çocuğu soğuk suda yıkamak kendisini daha kötü hissetmesine neden olacağı için önerilmiyor. Ateş düşürücü ilaca rağmen vücut ısısı düşmüyorsa ılık suyla duş aldırmanız ilacın etki hızını artıracaktır.

Kolonya ve sirkeli su ile ovmak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sirke gibi asidik içerikli sıvıların veya alkolün uçucu özelliği nedeniyle buharlaşmayı artırarak ateşi düşüreceği düşünülüyor. Ancak yapılan çalışmalarda bu tür sıvıların hiçbir olumlu etkisi gösterilmemiş. Aksine deriden emildikleri takdirde çocuklarda zehirlenme bulgularına yol açabiliyor.

Buz ve buz torbaları uygulamak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, enfeksiyona bağlı gelişen yüksek ateşte ‘buz veya buz torbaları’ uygulamasının kesinlikle önerilmediği uyarısında bulunarak, “Bu tür işlemler çocuğun üşüme duygusunu artırmasının yanı sıra vücudun ısıtma mekanizmalarını daha güçlü çalıştırarak ateşin daha da yükselmesine neden olabiliyor” diyor.

Influenza’dan korunmanın etkili yolları!

Influenza’dan korunmanın etkili yolları!

Havaların iyice soğuduğu bugünlerde virüsler de tam anlamıyla kol geziyor! Özellikle kapalı ortamlarda bulaş riskinin çok kolay olması nedeniyle çocukların en sık karşılaştığı hastalıkların başında Influenza (A) yani domuz gribi geliyor.  Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Son günlerde ani başlayan yüksek ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı ve kas ağrıları gibi şikayetlerle polikliniklere yoğun başvurular yaşanıyor. Influenza virüsü genelde solunum yoluyla bulaştığından gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda bulaş riski son derece yüksek. Kreş ve okul çağındaki çocuklarda ortak kullanım alanları da bulaşma riskini oldukça artırıyor” diyor. Influenzanın kronik hastalığı olanlarda ve 2 yaş altındaki çocuklarda daha ağır seyrederek alt solunum yolu enfeksiyonlarına ve hastane yatışlarına dek ciddi sorunlara yol açabildiğini vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş, influenza hakkında bilinmesi gereken 7 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Dr. Betül Sarıtaş

  • En sık solunum yoluyla bulaşıyor

Domuz gribi olarak da adlandırılan Influenza-A virüsünün en sık solunum yoluyla bulaştığını vurgulayan Dr. Betül Sarıtaş şöyle konuşuyor: “Hapşırma ve öksürme sonrası virüsler 30-40 dakika boyunca havada asılı kalabiliyor ve bir metreden daha uzaktaki kişileri de enfekte edebiliyor. Influenza-A virüsü bulaştıktan sonra özellikle ilk 2 gün olmak üzere 5-10 güne kadar bulaştırıcılık devam edebiliyor.”

  • Hastalık 4 gün sonra ortaya çıkabiliyor!

Hem hayvanları hem de insanları enfekte edebilen Influenza-A, günümüze kadar genetik değişiklikler göstererek tarihte bilinen birçok pandemiye (İspanyol gribi, Asya gribi, Hong-Kong gribi) neden olan bir virüs. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “İnfluenza salgınları genelde ekim aylarında görülmeye başlar, ocak-şubat aylarında en üst seviyeye ulaşır ve mart-nisan aylarında sıklığı giderek azalmaya başlar. Son günlerde çok sık görülen Influenza-A virüsü çocuğa bulaştıktan sonra hastalığın belirtilerinin ortaya çıkması 1-4 gün arasında değişiyor” diyor.

  • Bu belirtilerle kendini gösteriyor!

Ani başlayan yüksek ateş, halsizlik, yaygın kas ağrıları, boğaz ağrısı, burun akıntısı ve öksürük influenza virüsünün en önemli belirtilerini oluşturuyor. Dr. Betül Sarıtaş, özellikle 5 günden uzun süren ateşi olan çocuklarda anne ve babaların gelişebilecek komplikasyonlar açısından dikkatli olmaları ve mutlaka bir çocuk hekimine başvurmaları gerektiğini vurguluyor.

  • Dikkat! Test negatif çıksa da!…

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Bu şikayetlerin varlığında burundan sürüntü alınarak hızlı bir şekilde influenza testi yapılabiliyor. Testin pozitif gelmesi tanı koydururken, negatif gelmesi ise kesin bir şekilde hastalığın olmadığı anlamına gelmiyor. Tedavi edilmeyen influenza hastalarında yüzde 15-50 oranında orta kulak iltihabı gelişebiliyor. Aynı zamanda hastalığın seyrinde zatüre, astım hastalarında astımın tetiklenmesi, krup, ateşli nöbetler ve nadir de olsa ataksiler görülebiliyor. Bu nedenle çocukların iyi gözlemlenmesi ve gerektiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerekir” uyarısında bulunuyor.

  • Gelişigüzel antibiyotik vermeyin!

Influenza testi pozitif çıkan hastalarda antiviral tedaviye ilk 48 saat içinde başlanması gerektiğini belirten Dr. Betül Sarıtaş şöyle konuşuyor: “Influenza virüs enfeksiyonu olduğu için özellikle antibiyotik kullanılmıyor. Hastalık ilerleyip bakteriyel enfeksiyon eklenirse antibiyotik kullanılabiliyor. Bu nedenle aileler hekime danışmadan gelişigüzel antibiyotik vermekten mutlaka sakınmalıdır. Bununla birlikte bol bol sıvı tüketilmesi, yatak ıstırahati, hastanın odasının sık sık havalandırılması, uyku düzeni ve sağlıklı beslenmenin aileler tarafından desteklenmesi çocukların iyileşme sürecini hızlandırır. Aileler hekim önerilerini dikkate almalı ve gelişigüzel vitamin takviyelerinden de kaçınmalıdır.”

Pause Dergi

  • Influenza’dan korunmak için bu önerilere dikkat!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş hastalıktan korunmanın yolları ile ilgili olarak “Influenzadan korunmada en etkili yöntem aşılanmadır. Ülkemizde 6 ay üzerindeki tüm çocuklar aşılanabilmektedir. Özellikle risk grubundaki, bağışıklığı düşük ve kronik hastalığa sahip olan çocukların aşılanması büyük önem taşımaktadır. Influenza aşısının her sene tekrarlanması gerekir. Bulaşmayı önlemek için grip olanlarla yakın temastan kaçınılmalıdır. Hasta kişilerin bulunduğu ortamda maske takılmalı, öksürme ve hapşurma durumlarında ağız ve burun mendil ile kapatılmalıdır. Hijyen kurallarına mutlaka uyulmalı, yemeklerden önce eller mutlaka yıkanmalı, eller gün içinde yüze sürülmemelidir” diyor.

  • Bu tür yanlışlardan kaçının!

Anne babaların grip olan çocuklarını okula göndermemeleri gerektiğini vurgulayan Dr. Betül Sarıtaş, bu sayede hem virüsün bulaş riski nedeniyle başka çocuklara zarar verilmeyeceğini hem de ıstırahatın şart olduğunu söylüyor. Bazı ailelerin influenza aşısının civa içerdiği düşüncesi ile çocuklarına aşı yaptırmaktan kaçındığına da dikkat çeken Dr. Betül Sarıtaş “Ancak influenza aşısı civa içermemektedir. Aynı zamanda yumurta alerjisi olan çocuklarda da  influenza aşısı uygulanabilmektedir. Bu nedenle anne babaların hekim önerisi ile çocuklarına aşı yaptırması onların kış ayları boyunca korunmasında çok etkili olacaktır” diye konuşuyor.

Bebek bakımında 15 önemli öneri

Bebek bakımında 15 önemli öneri

Anne karnında 37. gebelik haftasını tamamlamadan doğan bebekler ‘prematüre bebekler’ olarak adlandırılıyor. Dünyada her yıl kabaca 140 milyon bebek doğuyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; bu bebeklerin 15 milyonu zamanından önce dünyaya ‘merhaba’ diyor. Türkiye’de de canlı doğan bebek sayısı 2020 verilerine göre; 1 milyon 112 bin 859 iken ‘prematüre bebek’ oranı da yaklaşık yüzde 15 civarında oluyor. Diğer bir deyişle, ülkemizde her yıl yaklaşık 167 bin bebek ‘prematüre’ doğuyor.

Yüreklere su serpen haber ise son 20 yılda, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, neonatoloji (yeni doğan bebek bakımı) dalındaki gelişmeler sayesinde artık pek çok prematüre bebeğin yaşama oranlarında büyük artış görülmesi. Öyle ki 30 haftadan sonra doğan her 10 bebekten 8’inde uzun süreli sağlık veya gelişim sorunları, zamanında doğmuş bebeklere benzer seyrediyor. Ayrıca bundan 15 yıl önce 23-24 gebelik haftasında dünyaya gelen prematüre bebeklerin yaşam şansları hiç yok iken günümüzde 23 gebelik haftasında doğan bebeklerin bile üçte birinin ciddi problemler yaşamadan büyüdükleri görülüyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Aydın, bebekler zamanından ne kadar erken doğarlarsa ve ağırlıkları ne kadar düşükse buna paralel olarak sağlık problemleri yaşama risklerinin de o kadar çok arttığına dikkat çekerek, “Prematüre bebekler dış dünyaya adapte olurken vaktinde doğmuş bebeklere göre çok daha  fazla zorlukla karşı karşıya kalırlar. Tıp dünyasındaki gelişmeler prematüre bebeklerdeki yaşama şansını büyük oranda artırsa da, erken doğumun önlenmesi için anne adaylarının rutin kontrollerini ve verilen tedaviyi asla aksatmamaları gerekiyor. Ayrıca prematüre bebeklerin evdeki bakımlarında bazı kurallara dikkat etmek yaşamsal öneme sahip oluyor.” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Aydın, prematüre bebekler hakkında en çok merak edilen 5 soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Dr. Murat Aydın

SORU: Erken doğuma hangi faktörler yol açıyor?

CEVAP: Prematüre doğumların nedenini bilmek her zaman mümkün olmasa da, annenin hayatını tehdit edecek bir durum söz konusu olduğunda, sıklıkla erken doğumun tetiklendiği biliniyor. Annede gelişen enfeksiyonlar, rahimde kanama veya diğer problemler, ikiz veya üçüz gibi çoğul gebelikler, annede hamilelik sırasında gelişen diyabet, yüksek tansiyon, kalp ya da böbrek hastalıkları gibi problemlerin yanı sıra hamilelik sürecinde sigara içmek, alkol tüketmek, stres ve fiziksel travma yaşamak, erken doğumu tetikleyen faktörler arasında yer alıyor.

SORU: Erken doğum riskinde nasıl bir yol izleniyor?

CEVAP: Erken doğum tehdidi olan anne adaylarının çok yakın takip edilmeleri gerekiyor. Dr. Murat Aydın, annenin ve bebeğin sağlık durumlarını riske atmayacak şekilde hamileliği olabildiğince sürdürmenin son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, “Çünkü anne karnında geçirilen ilave her bir gün, her hafta bebeğin hayatta kalma şansını arttırıyor. Dolayısıyla bu durumda yenidoğan uzmanı ve kadın doğum uzmanı süreci birlikte takip ediyor ve mümkünse ilaç ile cerrahi yöntemlerle erken doğum riskini azaltıyorlar. Eğer erken doğum kaçınılmazsa ise 23-35 gebelik haftası arasındaki anne adaylarına uygulanan steroid tedavisi, doğacak prematüre bebeğin solunum sıkıntısı ve beyin kanaması riskini azaltıyor, hayatta kalma şansını belirgin oranda artırıyor” diye konuşuyor.

SORU: Prematüre bebeklerde hangi sağlık problemleri görülüyor?

CEVAP: Prematüre bebekler zamanında doğmuş bebeklere göre hastalıklara karşı daha fazla risk altındalar. Uzman Dr. Murat Aydın, bebek ne kadar erken dünyaya gelmişse riskin de buna paralel olarak o kadar arttığına işaret ederek, “Ayrıca bebeğin doğum haftasından ve doğum tartısından bağımsız olarak ‘Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde yatarken yaşadığı sorunlar da uzun dönem sonuçları çok etkiliyor. Respiratuvar Distres Sendromu, kronik akciğer hastalığı, prematüre retionopatisi, kafa içi kanamalar, sindirim sistemi problemleri, kalple ilgili problemler prematüre bebeklerde oldukça sık görülüyor. Uzun dönemde de görme ve işitme problemleri, öğrenme güçlüğü, konuşma problemleri ile serebral palsi gibi nörolojik problemler gelişebiliyor.” diyor. Dr. Murat Aydın, bu nedenle yüksek riskli prematüre bebeklerin yenidoğan uzmanı, nöroloji uzmanı, çocuk gelişim uzmanı, oftalmolog, odyolog, konuşma terapistleri ve fizyoterapistlerle beraber multidisipliner olarak izlenmeleri gerektiğini sözlerine ekliyor.

Pause Dergi

SORU: Prematüre bebeklerde izlenen protokol nedir?

CEVAP: Prematüre bebeklerin takip ve tedavileri için uluslararası rehberlerin, ülkemizin verileriyle ve imkanlarıyla birlikte değerlendirilerek oluşturulmuş, Türk Neonatoloji Derneği tanı ve tedavi protokolleri mevcut. Dr. Murat Aydın, prematüre bebeklerin tedavi ve takiplerinin bu protokollerden faydalanılarak yapılsa da her bebeğin farklı değerlendirildiğini belirterek, “Tıpta klasik olan ‘Hastalık yoktur, hasta vardır’ tabiri bizim prematüre bebeklerimiz için de geçerli. Önemli olan, bebeğin mümkünse yenidoğan hekiminin olduğu güvenli ellerde doğması ve büyümesidir” diyor. Her bebeğin hastaneden farklı sürelerde taburcu olduğunu hatırlatan Dr. Murat Aydın, şöyle devam ediyor: “Taburculuğun belli bir günü, haftası yoktur. Bebekler kendi kendine nefes alıp vermeye başladıklarında ve solunum sıkıntısı olmadığında, vücut ısısını koruduklarında, meme veya biberonla beslenebildiklerinde ve düzenli olarak kilo aldıklarında eve gitmeye hazırdırlar.”

SORU: Evdeki bakımlarında nelere dikkat etmeli?

CEVAP: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Aydın, prematüre bebeğinizin evdeki bakımında dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle sıralıyor:

  • Bebeğinizin odası sessiz ve güneş alan bir ortamda olmalı.
  • Oda sıcaklığının 24-26° derecede olmasına dikkat edin.
  • Gereksiz eşyalardan ve pelüş oyuncaklar gibi toz tutan materyallerden kaçının.
  • Odanın zemininin yumuşak malzemeden kaplanmış olmasına özen gösterin.
  • Halı kullanımı önerilmiyor. Eğer kullanacaksanız antialerjik ve ince bir halı tercih edin.
  • Aydınlatma için bebeğin gözüne doğrudan gelmeyecek ve az ışık veren gece lambalarını tercih edin.
  • Standartlara uygun şekilde yapılmış, kurşunsuz ahşap boya kullanılmış, sabit parmaklığa sahip ve kenar aralıkları 8 cm’yi geçmeyen karyolaları tercih edin.
  • Ani Bebek Ölümü Sendromu’nu önlemek için yatağının yumuşak olmamasına ve karyola ile arasında boşluk kalmamasına özen gösterin.
  • Kenar yastıkları kullanmayın, zira bu tarz objeler Ani bebek Ölümü Sendromu’na neden olabiliyor.
  • Yastık kullanımı ilk bir yıl önerilmiyor.
  • Bebeğinizi yakından izleyebilmek için ilk bir yıl aynı odada kalmaya özen gösterin.
  • Pamuklu ve terletmeyen kıyafetleri tercih edin, tüylü ve kalın kıyafetler giydirmeyin.
  • Giysileri aldıktan sonra bebekler için uygun olan sabun tozu veya bebek deterjanıyla yıkayın.
  • Enfeksiyöz ve alerjen ajanların engellenmesi için ütülenmeden hiçbir giysi giydirmeyin.
  • Bebeğiniz evde üşümemeli ve terlememeli. Evde ısı stabilitesini sağlayacak şekilde giydirin.

Tatilde çocukların sağlığı nasıl korunmalı?

Tatilde çocukların sağlığı nasıl korunmalı?

Yaz aylarında hava sıcaklıklarının artması ile birlikte açık havada daha çok vakit geçirilmesi, hem çocuklar hem de yetişkinler için bazı yaz hastalıklarının görülme sıklığını arttırabiliyor. Parklarda, sokaklarda, yazlık mekanlarda, suda oynayan ve zaman geçiren çocuklarda genellikle güneş yanıkları, güneş çarpması, isilik, yaz ishalleri, göz ve kulak enfeksiyonları, böcek sokmaları ve travmalar görülüyor. Bu durumlardan korunmak için de ailelerin çocuklarının sağlığına daha fazla özen göstermesi gerekiyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan, yazın çocuklarda görülen hastalıklar ve korunma yolları ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Nisa Eda Çullas

  • Güneş yanıklarından korunmalarını sağlayın

Güneş yanıklarının önlenmesi için yaz aylarında 10:00 ile 16:00 saatleri arasında güneşe çıkılmaması, güneşe çıkmadan yaklaşık 30 dakika önce en az 30 ve üzeri koruma faktörlü güneş koruyucu kremlerin kullanılması gerekmektedir. Kremlerin 2 saatte bir ve suya girdikten sonra yenilenmesine dikkat edilmeli, mineral bazlı güneş kremleri tercih edilmelidir. Güneş kremleri bebeklerde altıncı aydan itibaren kullanılabilmektedir. Ayrıca çocuklara pamuklu, açık renkli, bol giysiler giydirilmeli, şapka ile kafası, UV filtreli güneş gözlüğü ile de gözleri korunmalıdır.

  • Açıkta satılan gıdalar ve havuzdaki tehlikeye dikkat edin

Hava sıcaklığının artması gıdaların bozulmasını ve mikropların üremesini kolaylaştırır. İshal, kusma, ateş, ve karın ağrısı gibi yakınmalara neden olabilen yaz ishallerinin görülme riski artabilmektedir.  Ayrıca havuzlarda su yutulması da bu tabloya neden olabilir. Özellikle yaz aylarında açıkta ve uygun hijyen kurallarına uyulmadan hazırlanan yiyecek ve içeceklerden uzak durulması, çocukların temizliğinden emin olunmayan havuzlara girmemesi önerilir. Havuz ayrıca el ayak ağız hastalığı, kulak, göz ve idrar yolu enfeksiyonlarının da görülme sıklığını artırmaktadır.

  • İsilikten korumak için sık sık banyo yaptırın

İsilik, ter ve sıcak hava gibi nedenlerden dolayı ciltteki gözeneklerin tıkanmasıyla oluşan kırmızı kabarcıklardır. İsiliğin önlenmesi için bebeklerin terini emecek yumuşak ve pamuklu giysiler tercil edilmeli, terli kıyafetleri değiştirilmeli, uyuduğu oda havalandırılmalı, sık sık banyo yaptırılmalı ve aşırıya kaçmadan nemlendirici losyonlar kullanılmalıdır.

  • Böcek sokmalarını azaltmak için renkli ve parlak giysilerden kaçının

Yaz aylarında park, bahçe ve yeşil alanlarda daha fazla vakit geçiren çocuklar sivrisinek, arı ve kene gibi pek çok böcek türü ile karşı karşıya kalmaktadır. Böcek sokması riskini azaltmak için bazı önlemler alınmalıdır. Çocuklara böceklerin uçuştuğu alanlarda, durağan su birikintilerinin ve açık çöp kutularının etrafında dolaşmamaları öğütlenmeli, böceklere maruz kalacakları alanlarda uzun kollu kıyafetler ile çorap ve kapalı ayakkabılar giydirilmeli, kıyafetlerin parlak renkli veya çicek desenli olmamasına dikkat edilmeli, çocuklarda parfüm, kokulu sabun ve saç spreyi gibi böcekleri çekecek ürünler kullanılmamalı, kapı ve pencereler sineklik ile kapatılmalıdır.

  • Sinek kovucuları dikkatli kullanın

Sinek kovucular da böcek sokmalarından korunmak için kullanılmaktadır. Piyasada farklı markalarda sinek kovucular bulunmaktadır. Sinek kovucular etken madde olarak DEET (N, N- dietil m-toluamid), permetrin içeren veya bitkisel bazlı olabilir. DEET, Amerikan Pediatri Akademisi ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri tarafından 2 ay ve üzerindeki bebeklerde kullanımı onaylı bir etken maddedir. Talimata uygun şekilde kullanıldığında güvenlidir. Bitkisel bazlı ürünler ise lavanta, sitronella, okaliptus, lavanta, ıtır ve benzeri yağları içerir. Bu maddeler uygun oranlarda evde de hazırlanabilir. Bitkisel ürünler güvenlidir ancak etkinlikleri kısıtlıdır. Yine de, kimyasal içerik yerine bitkisel bazlı ürünlerin kullanılması daha sağlıklı bir yaklaşım olarak görülmektedir. Ayrıca balkonunuzda veya bahçenizde fesleğen veya biberiye bulundurmanız da böcekleri uzaklaştırma konusunda etkili ve güvenilir bir yaklaşımdır. Sinek kovucu bilekliklerin ve ultrasonik sinek kovucu cihazların etkileri ise yeterli düzeyde değildir.

  • Çocuklara oyun için güvenli alanlar oluşturun

Çocukları açık hava oyun parkında oynarken izlemek önemlidir. Ebeveynlerin parkta çocuklara eşlik etmesi, çocukların tehlikeli davranışlarının engellenmesi ve acil bir durumda ilkyardım yapılabilmesi için gereklidir. Oyun parkının geniş olması, zemininin kum, kauçuk veya benzeri bir materyalden yapılmış olması çocukların daha güvenli ortamda bulunmasını sağlar. Çocuğun parkın kendi yaşına uygun alanında oynamasına dikkat edilmeli, top oynama veya körebe, saklambaç gibi hızlı fiziksel aktivite gerektiren oyunların taşıt trafiğine kapalı alanlarda oynanması sağlanmalıdır.

5 yaş altı çocuklar risk altında!

5 yaş altı çocuklar risk altında!

Yaz aylarında çocukları en mutlu eden aktiviteler deniz ve havuzda yüzmek, parklarda gönüllerince oynamak oluyor. Ancak sıcak havalarda güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, ‘güneş çarpması’ gibi oldukça tehlikeli bir tabloya yol açabiliyor. Sıcak çarpması ya da daha yaygın bilinen adıyla güneş çarpması; yüksek sıcaklıklara ve neme maruz kalma sonrasında vücudun ısı düzenleme mekanizmalarının bozulması sonucu ortaya çıkan bitkinlik ve koma hali olarak tanımlanıyor. Vücut ısı mekanizmalarının henüz yeterince gelişmemesinin yanı sıra ciltlerinin sıcağa daha fazla duyarlı olmaları nedeniyle 5 yaşın altındaki çocuklarda daha sık ve daha ağır seyreden güneş çarpmasında acil müdahale büyük önem taşıyor. Zira tedavide gecikildiğinde beyin, kalp ve böbrek gibi yaşamsal organlarda ciddi hasarlar gelişebiliyor.

Acıbadem Altunizade  Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter sıcak çarpmasını önlemek için dikkat edilmesi gereken en önemli kuralın ise özellikle güneşin yeryüzüne dik açıyla geldiği öğle saatlerinde çocukları güneş ışınlarından korumak olduğuna dikkat çekerek, “Ayrıca terleme ile kaybedilen vücut sıvısını yerine koymak için çocuklarımızın bol su ve sıvı tükettiklerinden emin olmalıyız” diyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter, çocukları güneş çarpmasından korumak için ebeveynlerin almaları gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Şebnem Kuter

Bu saatlerde güneşe çıkarmayın

Güneş ışınlarının yeryüzüne dik açıyla geldiği öğle saatleri (11.00-15.00) sıcaklığın da maksimum olduğu saatlerdir. Güneş çarpmaları en çok bu saatlerde yaşanıyor. Dolayısıyla çocuğunuzu öğle saatlerinde güneşe çıkarmaktan kaçının.

İnce ve hava alan kıyafetler giydirin

Güneş ışınlarını yansıtacak olan açık renkte kıyafetleri tercih edin. Ayrıca terlemeye izin veren ince ve hava alan kumaşlardan oluşan kıyafetler giydirin. Geniş kenarlı şapkalar ile güneş gözlüğü kullanarak, güneş ışınlarına maruziyeti azaltın.

Güneşe çıkarmadan koruyucu sürün

Hem güneş çarpmasından hem güneş ışınlarının kanserojen etkilerinden korumak için güneşe çıkmadan 30 dakika önce yüksek güneş koruma faktörlü kremi çocuğunuzun cildine uygulayın. Güneş koruyucu ürünler yaklaşık 3-4 saat etkili oldukları için dışarıda zaman geçirme süreniz uzadığında kremi mutlaka yineleyin.

Susamasını beklemeyin

Çocukları güneş çarpmasından korumanın  en önemli yollarından biri, vücudunu susuz bırakmamak. Su, terleme yoluyla derinin nemli kalmasını sağlıyor. Böylelikle vücut ısısının yükselmesi önlenebiliyor. Terleme ile kaybedilen vücut sıvılarını yerine koymak için bol su ve sıvı tükettiğinden emin olun. Küçük çocuklar (1-3 yaş grubu) susadıklarını fark edemiyorlar. Bu nedenle çocuğunuzun susamasını beklemeden, gün içine yayarak 1-1.5 litre su içmesini sağlayın.

Öğle saatlerinde oyuna bırakmayın

Çocuklar zaten yüksek metabolizma hızına sahipler. Metabolik faaliyetlerinin daha da artmaması için özellikle öğle saatlerinde spor ve yüzme gibi yorucu aktivitelerden kaçının.

Sık sık duş aldırın

Çocukların ısı dengelerini sağlamak için ılık duş iyi bir yöntemdir. Sık sık duş almasını sağlayın.

Arabada asla yalnız bırakmayın

Sıcak havada çocukların vücut ısıları hızla yükselebiliyor. Güneş ışığı altında kalarak ısınan araba gibi kapalı alanlarda asla yalnız bırakmayın.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klimadan faydalanın

Sıcak havalarda sıcaklığı ve nemi düşürmenin en etkili yollarından biri, klima oluyor. Bakımı yapılmış klimalardan yararlanarak ortam ısısını düşürmeye çalışın.

Bu belirtiler varsa, dikkat!

  • 40 ve üzeri ateş
  • Kızarık cilt
  • Hızlı nefes alıp verme
  • Kalp hızında artış
  • Konuşma bozukluğu
  • Huzursuzluk, ajitasyon
  • Yürüme ve denge bozukluğu
  • Bulantı, kusma
  • Uyuma isteği
  • Ağız ve dudaklarda kuruluk
  • Koyu renkli idrar

Çocuğunuzda sıcak teması sonrasında bu belirtilerden biri veya birkaçı geliştiyse hemen harekete geçmelisiniz. “Çocuğunuzu güneşten uzaklaştırmak, serin, gölge bir yere götürmek ilk müdahale olmalıdır.” uyarısında bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter, yapılması gerekenleri “Varsa fazla giysilerini çıkartın. Bilinci açık ise su içirmeyi deneyebilirsiniz, ancak bilinci kapalı ise boğulma riskine karşı su vermekten kaçının. Soğuk suyla ıslatılmış havlularla çevresel soğutma yapmak, uygulayabileceğiniz bir başka yöntemlerden. Sonrasında ise mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurun” olarak özetliyor.

Bebeğiniz kusmasından çok neden kustuğu önemli!

Bebeğiniz kusmasından çok neden kustuğu önemli!

Her zaman bebeklerin kustuğuna şahit olmuşuzdur. Genellikle de mama yerken ya da gaz çıkardıklarında. Hatta normalde hoşumuza gitmeyecek bu görüntü söz konusu bebeklerimiz olduğunda şirin bile olabiliyor. Ancak zaman zaman olsada bu kusmaların altında daha ciddi sebepler yatıyor olabilir. Avrasya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Ersin Sarı bebeklerde kusma ile ilgili bilinmesi gerekenleri anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Her bebek kusar mı?

Yeni doğan bebekler birçok farklı nedene bağlı olarak kusabilir. Özellikle de ilk aylarda yediği şeyleri sık sık çıkarma veya şiddetli kusma ile karşılaşılabilir. Ancak bebeklerdeki kusma faaliyeti biz yetişkinlerden farklı işliyor. Bu durum kimi zaman normal bir süreçken kimi zaman büyük bir tehlikenin habercisi olabiliyor.

Tükürme refleksini kusmayla karıştırmayın

Her ebeveyn bebeklerinin yemek yedikten sonra beyaz renkte kusma belirtisi gösterdiğine şahit olmuştur. Çoğu kişi bu durumu kusma olarak yorumlayabilir ancak bebeğin gösterdiği bu davranış tükürme refleksidir. Yani mukus ve tükürük salgısıyla karışık biraz yiyecekten başkası değildir. Bebeğin bu refleksi göstermesinin sebebi; fazla beslenme, hazımsızlık, yanlış pozisyonda yemek yedirmek, gazını çıkarmadan yatırmak reflü gibi sebepler olabilir. Kusma ile karıştırılmamalıdır.

Bebeğin kusması normal midir?

Her bebek az ya da çok miktarda kusabilir. Bu kusmalar genel olarak ilk aylarda ve beslenmeden hemen sonra gerçekleşir. Bunun ana sebebi ise yeni doğan bebeklerin yemek borusuyla mide arasındaki sfinkterin henüz gelişimini tamamlamamasıdır. Bebek büyüdükçe kusma seviyesi de sıklığı da azalır. Bebeğin kilo almasını ve gelişimini engellememesi durumunda 6 aya kadar görülen kusmalar normal olarak kabul edilir.

Bebeklerde kusmanın nedenleri

En önemli neden virüslerdir. Bunun dışında;

  • Mide sorunları,
  • Soğuk algınlığı,
  • Mide-bağırsak geçişi darlığı,
  • Ağlama krizleri,
  • Besin alerjisi,
  • Şiddetli öksürük.
  • Beslenme sonrası, gazı çıkarılmazsa, sallanırsa ( altını değiştirmek, değiştirmek, hoplatmak )

Ne zaman doktora başvurulmalı?

  • Kusma ile beraber ishal başladıysa,
  • Ateşi yükseldiyse,
  • Halsizlik başladıysa,
  • Cilt renginde solgunluk gözlemleniyorsa,
  • Kusmuğun kokusu keskin, rengi sarı veya turuncu bir renk almışsa mutlaka doktora gidilmelidir.

Bebeğinizin kusmasının sebebi reflü olabilir

Erken doğan bebeklerde daha sık karşılaşılan bir durum olan gastroözofageal reflü, zamanında doğan bebeklerde de görülebilir. Mide ile yemek borusu arasında yer alan kasın zayıflaması, besinlerin mideye değil ağza geri kaçmasına yol açar. Bu durum kusma ile sonuçlanır. Bebeklerde görülen reflü, fizyolojik ve geçici olabileceği gibi kalıcı da olabilir. Ancak kalıcı olan reflü bebeğin kilo almasını engelleyebilir. Bu durumda mutlaka uzman bir doktora başvurulmalıdır.

Eğer bebeğiniz fışkırır gibi kusuyorsa…

Fışkırarak kusmalarda en tipik nedenler; bebeğe çok yemek yedirilmesi,reflü gibi mide problemleri, bebeğin anne karnında amniyos sıvısını fazladan yutması, süt alerjisi, doğumsal metabolik hastalıklar veya pilorstenozuolarak adlandırılan bir tıkanma problemidir. Pilorstenozu, mide ile on iki parmak bağırsağı arasındaki darlık sebebiyle meydana gelir ve bebeklerde ağızdan ve burundan fışkırarak kusmaya yol açabilir. En doğru teşhis için mutlaka uzman bir doktora götürülmelidir. Doğru teşhis edilip tedavi edilmediğinde bebeklerde ciddi kilo kayıplarına sebep olabileceği gibi büyüme ve gelişimini de olumsuz etkileyebilir.

Kusan bebek için ne yapılmalı?

  • Bebek yatar pozisyonda yemek yedirilmemelidir.
  • Çok yemesi için zorlanmamalıdır.
  • Bebek emzirdikten hemen sonra yatırılmamalıdır.
  • Aynı şekilde hemen sallanmamalıdır.
  • Çok fazla kusuyor diye katı gıdalara yüklenilmemelidir.

Büyümeye engel! Çocuklarda bağırsak paraziti!

Büyümeye engel! Çocuklarda bağırsak paraziti!

Çocuklarımız normal bir şekilde her yıl belli bir büyüme göstermez ise herhalde birden boy atacak diye düşünürüz. Ancak bazen durum bundan biraz daha ciddidir. Ne kadar iyi beslenirse beslensin bağırsak parazitleri çocuğunuzun yediklerinden aslan payını alıyor olabilir.

Aileler tarafından çok sık fark edilmeyen bu hastalık tedavi edilmezse çocukta büyük problemler yaratabilir. Çocukta oluşan bağırsak paraziti durumunda neler yapılması gerektiğini Avrasya Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Ali Talay anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Mehmet Ali Talay

Bağırsak paraziti nedir?

Bağırsak parazitleri çoğunlukla gözle görülemeyen yumurtaların ağızdan alınarak, gözle görülen kurtçuklara dönüşmesi durumudur. Daha sonra bu kurtçuklar sindirim sisteminde yaşamaya başlarlar ve enfeksiyona neden olurlar. Bağırsak parazitleri tedavi edilebilen ancak bazen de tekrarlayabilen bir hastalık olduğundan ebeveynlerin oldukça dikkatli olması gerekir.

Belirtileri nelerdir?

Uyku sırasında ağızdan salya gelmesi
Çocukta sürekli olarak bulantı ve kusma görülmesi
Çocuğun şiddetli karın ağrısı çekmesi
Çocukta iştahsızlık ve halsizlik
Çocuğun yetersiz kilo alması veya aniden kilo vermesi

Tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir

Bağırsak parazitleri erken tedavi edilmediği takdirde çocuklarda ciddi sağlık problemlerine sebep olabilir. Parazitin cinsine bağlı olarak; kansızlık, karaciğer ve dalakta büyüme, bağırsakta tıkanma, deride döküntüler, astım, büyümede gecikme ve ayrıca ağır organ hasarları bile yaşanabilir. Bu nedenle çocukta hastalık ile ilgili belirtiler görülüyorsa gecikmeden uzman bir doktora gösterilmelidir.

Tedavisi nasıl yapılmalıdır?

İlk önce parazit türünün tespit edilmesi gerekir çünkü kullanılacak ilacın dozu da parazite göre farklılık gösterebilir. Tedavi süresi parazitlerin direnç değişikliğine göre uzayabilir veya kısalabilir. Çocukla birlikte diğer aile üyelerinin de tedavi edilmesi gerekir. Özellikle kıl kurdu gibi parazitler söz konusuysa ailede herhangi bir bulgu görülmese dahi herkes tedavi edilmelidir.

Çocuklarda görülen parazit çeşitleri nelerdir?

Kıl kurdu
Kamçı kurdu
Yuvarlak solucanlar
Tenya
Amip
Giardia
Çengelli kurtlar

Alınabilecek önlemler:

Çiğ olarak yenilen meyve ve sebzeler iyi yıkanmalıdır,
İçilen suların temiz olduğundan emin olunmalıdır veya su kullanılmadan önce kaynatılmalıdır,
Çocuklara yemek hazırlarken eller güzelce yıkanmalıdır,
Çocuklara tuvaletten sonra, yemek yemeden önce, dışarıda oynadıktan sonra ellerin yıkanması alışkanlığı kazandırılmalıdır,
Az pişmiş et yenilmemelidir,
Çocuklar toprakta çıplak ayakla gezmemelidir,
Parazit yumurtaları tırnak aralarında bulunabildiğinden tırnaklar düzenli kesilmelidir,
Anne sütüyle beslenme koruyucudur. Bu nedenle bebekler ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmelidir.

Yeni doğan döneminde sarılığa dikkat!

Yeni doğan döneminde sarılığa dikkat!

Doğumdan sonra bebeğinizi kucağınıza almanın mutluluğu paha biçilemez. Fakat bazı hastalıklar, bu mutluluğumuza gölge düşürebilir. Özellikle de hemen hemen tüm bebeklerde görülen, kötü sonuçlar doğuran sarılık gibi. Avrasya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ersin Sarı, yenidoğan sarılığı ile ilgili çok önemli bilgiler verdi.

Dr. Ersin Sarı

Yenidoğan sarılığı nedir?

Bilirubin olarak bilinen ve cilde sarı tonda renk veren maddenin, yeni doğan bebeğin kanında yükselmesi ve deride birikmesi ile oluşan duruma sarılık denir. Bebeğin ilk 28 günlük döneminde sık sık rastlanan yenidoğan sarılığı, genellikle kalıcı olmamaktadır.  Bebeğin karaciğerinin yetersiz gelmesiyle beraber atılamayan bilirubinin fazlası, dokularda ve kanda birikir ve cilt üzerinde sarı bir tabaka gözlemlenir. Genellikle fizyolojiktir ve 1-2 hafta içerisinde kendiliğinden geçer.

Yenidoğan sarılığı neden oluşur?

  • Bilurubinin vücuttan atılımını engelleyen doğumsal hastalıklar,
  • Bebeğin anne karnında geçirdiği hastalıklar,
  • Bebeklerdeki alyuvarların anormal şekilde daha hızlı parçalanması,
  • Kalıtsal karaciğer ve kan hastalıkları,
  • Annenin diyabet hastası olması.
  • Fizyolojik sarılıklar
  • Enfeksiyonlar,
  • Hepatit

Sarılık her bebekte oluşur mu?

Sarılık hakkında ortaya konulan istatistiksel verilere göre, normal olarak doğan bebeklerin %65’inde, normale göre erken doğan bebeklerin ise %85’inde sarılık gözlemleniyor. Fakat çoğu bebeklerde sarılığın etkisi hafif geçerken, bazı bebeklerde sarılık daha ağır hissedilebiliyor. Genel olarak patolojik ve fizyolojik olarak 2 gruba ayrılan sarılık, patolojik olduğunda tehlikeli olabilir.

Patolojik sarılık neden çok tehlikelidir?

Kan hastalıkları, kan uyuşmazlığı, tiroit, bağırsak hastalıkları gibi sorunların olduğu durumlarda meydana gelen sarılık çeşidi patolojiktir. Bilirubin seviyesi çok yüksektedir ve kontrol altına almak ancak ışık tedavisi, ilaç veya kan değişimi ile mümkün olur. Tedavi edilmediğinde çok ciddi şikayetleri beraberinde getirir.

Sarılık ne kadar sürer?

Bebekte görülen sarılığın ne kadar süreceği, sarılığın türüne ve ortaya çıkma nedenlerine göre değişiklik gösterebilir. Eğer sarılık fizyolojikse, genellikle 1-2 hafta sürer. Diğer hastalıklara zemin hazırlayan patolojik sarılık ise çok daha uzun sürer. Bu durumda bebeğin doktor kontrolünde tedavi edilmesi gereklidir. Tedavinin seyrine göre hastalığın iyileşme süresi de değişim gösterir.

Sarılığın belirtileri nelerdir?

  • Bebeğin cildinde ve gözün beyaz kısmında oluşan sarılıklar,
  • Süt emme konusunda isteksiz olması,
  • İştahsızlık,
  • Kilo kaybı,
  • Uykudan zor uyanma,

Doktora ne zaman gidilmelidir?

  • Bebeğin doğumundan itibaren ilk 24 saat içinde sarılık belirtileri başlamışsa,
  • Vücutta gözlemlenen sarı tabaka giderek artıyor ve koyulaşıyorsa,
  • Bebeğin ateşi 37,5’ten fazlaysa,
  • Bebek çok halsiz ve hasta görünüyorsa,
  • Uykudan uyanmak istemiyor ya da güçlük çekiyorsa mutlaka bir doktora gidilmelidir.

Sarılık nasıl tedavi edilir?

Fizyolojik sarılık kendiliğinden sona erdiği için herhangi bir tedavi gerektirmez. Patolojik sarılığın tedavisi ise hastalığın nedenine göre gerçekleştirilir. Bu hususta en sorun teşkil eden durum artan bilirubin seviyesinin sinirlere ve beyne zarar vermesidir. Bu durumu önlemek için ışık tedavisi adı verilen fototerapi tedavisi uygulanır. Bu tedavinin yeterli durumlarda ise kan değişimi yapmak gerekir. Kanın değiştirilmesine karar verilirken bebeğin kilosu, kaç günlük olduğu gibi kriterler göz önünde bulundurulur.

Sarılık tedavi edilmezse ne olur?

Bebekteki gözlemlenen sarılık çok yüksek seviyelere gelirse çok ciddi sorunlara neden olabilir. Çünkü fazla bilirubin beyne yerleşir ve bebeğin beyninde kalıcı hasarlara yol açabilir.

Emzirmede bu hatalara düşmeyin!

Emzirmede bu hatalara düşmeyin!

“Sütüm yetmiyor mu!”, “Bebeğim aç mı kalacak!”, “Acaba yeterince sütüm var mı?”… Bu ve benzeri sorular çiçeği burnunda annelerin en sık dile getirdikleri endişeler arasında yer alıyor. Eşsiz özelliğe sahip anne sütünden yavrusunu mahrum etmek istemeyen anneler, kimi zaman da gereksiz bir ümitsizliğe kapılabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben “Anne sütü bebeğinize verebileceğiniz en değerli armağandır. Bebeğinizi kucağınıza ilk aldığınız andan itibaren fiziksel, ruhsal ve duygusal gelişimi, bağışıklığı için gerekli olan koruyucu ve güçlendirici tüm unsurlar anne sütünde bulunur. Anne ve bebeğin arasındaki bağın oluşması ve güçlenmesinin temel unsuru emzirmedir. ‘Sütüm yetmiyor’ diyerek endişeye kapılmaya gerek yok. Çünkü çoğunlukla hem anne sütünü artırmak hem de anne sütünün kalitesini yükseltmek mümkün olabiliyor.” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, bol ve kaliteli anne sütü için 8 altın ipucu verdi, emzirmede yapılan yanlışlara karşı önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Fulya Hastanesi

Dr. Demet Matben 

Bebeğinizi sık sık emzirin

Bebek doğar doğmaz ilk yarım saat içinde bebeğinizi emzirin. Emzirmeyi belli saat aralıklarına sabitlemeyin, aksine bebek ne zaman isterse emzirin. Ancak ‘bebeğim uyuyor’ ya da ‘emmek istemiyor’ diyerek emzirmeyi ihmal etmeyin. Yenidoğan döneminde emzirme aralıklarının üç saatten fazla olmaması gerekiyor.

Her iki göğsünüzden emzirin 

Bebeğinizi her iki göğsünüzden emzirin. Tek taraflı emzirme zamanla diğer tarafta sütün azalmasına neden olur. Göğüslerin emzirilerek boşaltılması süt üretimini artırır. Beslenme sonrası veya bebeğin emmediği göğsü özellikle pompa ile boşaltmak da süt artışını sağlar.

Stresi kontrol etmeyi öğrenin

Bebekli bir yaşama adapte olmak kimileri için ilk başlarda kolay olmayabilir ancak mümkün olduğu kadar stresten uzak durun. Stresin azı tehlikelere karşı önlem almak için faydalı olurken, aşırı stres ise hem size hem de bebeğinize zarar verebileceğinden stresi yönetmeyi öğrenin. Bebeğinizi emzirirken keyif aldığınız bir müzik dinleyerek, huzurlu ve sakin bir ortamda emzirin.

Doğru teknikle emzirin 

Emzirme esnasında bebeğinizin ağzının açık olduğundan ve özellikle memenin areola denilen kahverengi kısmını da ağzına alarak emdiğinden emin olun. Emzirme esnasında ağrı hissetmeniz, bebeğin ağzını şapırdatması veya sadece meme ucunu ağzına alması doğru olmayan emzirme yöntemidir. Bu yanlışlar bebeğin yeterince beslenememesine ve göğüste süt birikimine, meme iltihabına neden olabilir. Ayrıca emzirirken süt gelsin diye memeye makas hareketi yapmak, süt kanallarınızın tıkanmasına yol açabilir. Memenizi alttan ve üstten yanda C harfi oluşacak şekilde hafifçe sıkarak emzirmelisiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uykusuz kalmayın

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben “Yapılan bilimsel çalışmalar, anne sütünü arttıran en önemli faktörlerden birinin; annenin uykusunu iyi alması olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle yenidoğan döneminde annenin yeterli ve kaliteli uyuması mümkün olamayabiliyor ancak fırsat buldukça uyumaya ve dinlenmeye zaman ayırın.” diyor.

Bol su için

Günde en az 8 bardak, özellikle emzirme sonrası su tüketin ve sıvı ihtiyacınızı karşılayın. Ayrıca doktorunuzun önermesi şartıyla süt artırıcı içecekleri de tüketebilirsiniz. Sütünüzü artırabilmek amacıyla kulaktan dolma bilgilerle, doktorun bilgisi olmadan çeşitli ‘bitkisel’ adıyla satılan takviye ürünleri bilinçsizce kullanmayın. Zira hem size hem de anne sütü yoluyla geçerek bebeğinize de zarar verebilir.

Sağlıklı ve düzenli beslenin

Dengeli ve sağlıklı besinler ile öğünlerinizi düzenleyin; üç ana, üç ara öğün şeklinde beslenin. Bitkisel ve hayvansal proteinler, baklagiller, mevsime uygun meyve ve sebzeler, kalsiyum, folik asit içeren yiyecekler mutlaka beslenmenizde yer almalı ve dengeli, yeterli ölçüde tüketilmeli. Şekerli gıdaların süt artımına hiçbir katkısı yoktur, şekeri günlük meyve ve kuru meyvelerden belli miktarda yiyerek alabilirsiniz. Bu nedenle sütünüzün artması amacıyla şekerli gıdalar ya da hazır şekerli içecekleri tüketme yanlışına düşmeyin. Emzirme sürecinde diyet ve aşırı spor yapmayın. Hafif bir yürüyüş günlük aktiviteniz için yeterli olacaktır.

Gece emzirin ya da süt pompalayın

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben “Bebeğinizi emzirirken acele etmeyin, sakin davranın. Meme bezlerinden süt salgısını uyaran prolaktin hormonu geceleri daha fazla salgılandığından, geceleri emzirme veya gece süt pompalama sütünüzü artırmaya fayda sağlar.” diyor.