Yazılar

Çocukları tatilde bekleyen tehlike

Çocukları tatilde bekleyen tehlike

Güneş, kum, deniz ve temiz hava… Pandemi sürecinde neredeyse tüm yılı evde geçirmek zorunda kalan çocuklar artık gönüllerince denizde, kumsalda ve parkta oynamanın keyfini yaşıyorlar. Ancak tatil yaparken bazı kurallara mutlaka uymamız şart, aksi halde güneş çarpmasından ishale, böcek ısırmasından isiliğe kadar pek çok sorun çocukların sağlığını tehdit edebiliyor! Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Değerli, “Tatilde özellikle hijyene çok dikkat edin, çoğunuzu güneşten sakının, bol su içmesini sağlayın, açık renk bol giysileri tercih edin” diyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Değerli çocukları tatilde bekleyen 5 tehlikeyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

GÜNEŞ ÇARPMASI

Güneş çarpması; sıcak ortama uzun süre maruz kalma veya sıcak ortamda yapılan yoğun aktivite sonucu gelişen bitkinlik ve koma hali olarak tanımlanıyor. Baş ağrısı, ateş, solukluk, zayıf nabız, kusma, çarpıntı, huzursuzluk, baş dönmesi, kas krampları, baygınlık ve bilinç değişikliği belirtileriyle kendini gösteriyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Değerli, “Bu bulguların tamamı ya da birkaçı görüldüğünde çocuk derhal gölge bir yere alınmalı, gövde baş yukarıda olacak şekilde yatırılmalı. Giysileri çıkartılarak vücudu ıslak bezlerle soğutulmalı, içebiliyorsa su verilmeli. Bazen vücut ısısı 42 dereceyi geçen ve havaleye giden durumlar bile görülebiliyor. Bu ve benzeri durumlarda ilk yardım işlemlerini yaptıktan sonra çocuk en yakın hastaneye götürülmeli.” diyor.

Nasıl korumalı?

  • Pamuklu, rahat ve açık renk kıyafetler giydirin
  • Susamasını beklemeden bol bol su tüketmesini sağlayın
  • Sık sık ılık duş aldırın
  • Başının güneşe maruziyetini önlemek için geniş kenarlıklı şapka kullanın
  • Hava bulutlu olsa dahi gölgede kalın, şemsiye kullanın
  • Kapalı araçta asla tek başına bırakmayın
  • Güneşten uzak tutun. Özellikle zararlı güneş ışınlarının en tepede olduğu 11.00-15.00 saatleri arasında çocuğunuzu güneşe çıkarmayın

İSİLİK

Aşırı sıcak ve terlemeye bağlı olarak ter bezi kanallarının tıkanması sonucunda gelişen minik, içi su dolu kırmızı döküntüler ‘isilik’ olarak adlandırılıyor. Genellikle baş, boyun ve üst gövde olmak üzere, diz ve dirsek arkaları, burun, göz kapağı ile alın gibi bölgelerde ortaya çıkıyor. Dr. İlkay Değerli kaşıntının eşlik ettiği döküntülerin enfeksiyon kapmadıkları sürece tehlikeli olmadıklarını belirtiyor.

Nasıl korumalı?

  • Bebeğinizin altını sık sık değiştirin
  • Her gün banyosunu yapın
  • Bol ve pamuklu giysiler giydirin
  • Serin ortamlarda bulunun
  • Alt temizliğinde ıslak mendil yerine su kullanın

Pause Sağlık, Pause Dergi

GÜNEŞ YANIĞI

Uzun süre güneşe maruz kalma sonucu ciltte değişen derecede yanıklar oluşabiliyor.

Birinci derece güneş yanıklarında ciltte hafif kızarıklık, gerilme ve hassasiyet gelişebiliyor. Bu tabloda nemlendirici losyonların ve basit ağrı kesicilerin yeterli geldiğini belirten Dr. İlkay Değerli, “Daha ağır güneş yanıklarında ise ciltte su toplanması sonucu oluşan su kesecikleri, yüzde şişme, ateş, titreme, baş ağrısı ve bilinç değişiklikleri tabloya eşlik ediyor. Bu durumda en yakın hastaneye gitmek gerekiyor, aksi halde dehidratasyona bağlı oluşan elektrolit dengesizliği sonucu havale, solunum durması ile komaya kadar gidebilen ciddi ve öldürücü tablolar gelişebiliyor” diyor.

Nasıl korumalı?

  • Özellikle güneşin en tepede olduğu 11.00-15.00 saatlerinde çocuğunuzu güneşten uzak tutmanız çok önemli
  • Çocuğunuz açık tenli, kızıl ve çilli ise 50 faktör korumalı, diğer cilt tiplerine sahipse 30 faktör korumalı güneş kremini, güneşe çıkmadan 30 dakika önce mutlaka sürün ve işlemi her 2-3 saatte bir yenileyin
  • Güneş ışınları suyun içinde bile etkili olduğu için havuza veya denize girerken de cildini koruyun

 BÖCEK, ARI, SİNEK SOKMALARI

Böcek, sinek ve arı sokmaları, özellikle alerjisi olan çocuklarda anaflaksiye kadar gidebilecek reaksiyonlara neden olabiliyor. Dr. İlkay Değerli, bu durumda derhal en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesi gerektiği uyarısında bulunarak, “Çünkü anaflaksi çok nadir görülmekle birlikte soluk borusunda şişmeye bağlı solunum durmasıyla sonuçlanan tehlikeli bir durumdur. Daha hafif tablolarda ise tropikal kremler ve ağızdan alınan antihistaminik şuruplar ile tedavi ediliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Nasıl korumalı?

  • Canlı renkler sinek ve arılara cazip geliyor. Bu nedenle mümkün olduğu kadar açık ve pastel renkler tercih edin
  • Sivrisinek için mümkünse sineklikli camları olan tesisleri ya da cibinlikli yatakları olanları seçin
  • Sivrisinek için ¼ su bardağına birkaç damla lavanta ya da nane yağı, arılar için de vanilya yağı karıştırıp cildine sürerseniz büyük ölçüde koruma sağlayacaktır
  • Mümkünse balıklar ve kum içindeki böcekler için deniz ayakkabısı giydirin

İSHAL

Havaların ısınmasıyla birlikte gıdalar daha çabuk bozuluyor ve üzerlerinde mikropların üremeleri kolaylaşıyor. Yaz aylarında en sık görülen ve “turist diyaresi“ olarak bilinen ishalin etken maddesi E.coli oluyor. Genellikle kanalizasyon sularının karıştığı kirli sularda yüzmek ya da bu suların bulaştığı gıdaları tüketmek ishale yol açabiliyor. Dr. İlkay Değerli ishalde en büyük riskin sıvı kaybı olduğunu hatırlatarak, “Hafif vakalarda bol su tüketimi ve ishal diyeti uygulamasıyla evde tedavi mümkün oluyor. İshal ile kusmanın çok fazla olduğu ve su tüketiminin mümkün olmadığı ağır vakalarda ise sıvı kaybı nedeniyle vücudun sıvı dengesi bozuluyor. İdrar az miktarda, az sayıda ve koyu renkte çıkıyor. Ağız kuruluğu, halsizlik ve tansiyon düşmesi başlıyor. Daha ileri vakalarda bilinç bulanıklığı, havale nöbetleri de görülebiliyor. Bu nedenle ağır vakalarda tedavinin hastanede yapılması gerekiyor” bilgisini veriyor.

Nasıl korumalı?

  • Taze, tüketim tarihi geçmemiş gıdalar tüketmesini sağlayın
  • Paketli ürünlerden sakının
  • Genel hijyen kurallara uyun
  • Açıkta satılan gıdalardan uzak durun

Anne babalar dikkat! Bu şikayetler kalpten kaynaklanabiliyor!

Anne babalar dikkat! Bu şikayetler kalpten kaynaklanabiliyor!

Dünyada ve ülkemizde ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer alan kalp hastalıkları yenidoğanlarda ve bebeklerde de daha fazla tanı alıyor. Öyle ki günümüzde yaklaşık her 100 bebekten biri doğuştan kalp hastalığı ile dünyaya geliyor. Gelişen tanı, tedavi ve izlem metodları sayesinde gebelikte ve doğar doğmaz kalp hastalığına doğru tanı ve yaklaşım imkanı artıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Ayabakan, ülkemizde doğuştan kalp hastalıklarının dünya genelindekine benzer sıklıkta görüldüğünü belirterek “Genetik faktörler,  gebelikte geçirilen bazı enfeksiyonlar, sigara, ilaç kullanımı, gebelikte maruz kalınan toksik maddeler ve annenin kronik hastalıkları doğuştan kalp hastalığına neden olabilecek faktörler arasında yer alır. Hastalık bazen hafiftir, hemen bulgu vermez ve çocuk büyüyünce belirtiler ortaya çıkabilir. Bazen de doğar doğmaz belirtiler gösterir. Bu nedenle özellikle yenidoğanlarda yani doğduktan sonraki ilk 4 hafta içinde ve bebeklerde kalp ve damar hastalıklarına karşı ailelerin çok dikkatli olmaları gerekir” diyor. Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Ayabakan, yenidoğanlarda ve bebeklerde kalp hastalıklarına işaret eden belirtileri anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Morarma

Morarma, vücudun düşük oksijenli kan ile beslendiğini gösterir. Dilde, ağız içinde, dudaklarda ve tırnaklarda mor renk değişikliğinin görülmesi kalp hastalığına işaret edebilir. Morarma bebek ağladığında belirginleşebileceği gibi sürekli ve ağlamazken de olabilir. Ancak bu morarmayı bebek üşüdüğünde dudaklarında ve tırnaklarında izlenen morarmadan ayırt etmek gerekir. Burada genellikle ayırt edici olan, dilde ve ağız içinde morluk olmasıdır ve bu durumun üşümekten değil, kalp hastalığından olma ihtimali yüksektir.

Hızlı nefes alıp verme

Morarma dışında bebeğin hızlı nefes alıp vermesi kalp hastalığına işaret edebilir. Nefesinin sıklığı uykuda veya sakinken daha iyi fark edilebildiği için ebeveynlerin bebeklerini uyurken gözlemlemeleri, olağandışı bir durumda mutlaka çocuk kardiyoloğuna başvurmaları önemlidir.

 Aşırı terleme

Yenidoğanlarda ve bebeklerde doğuştan kalp hastalığının önemli olduğuna işaret eden belirtilerden biri de aşırı terlemedir. Ortamın ısısı normal olmasına rağmen, yenidoğanın ve bebeğin anneyi veya biberonu emerken terlemesi; yorularak emmeyi yarıda bırakması, bu nedenle tam doyamadığı için uykusuz kalması ve huzursuz olması, yeterince kilo alamaması, sık hastalanması (özellikle zatürre veya bronşit geçirmesi) kalp hastalığı için önemli belirtiler olabilir. Bu bulgulardan biri veya birkaçı varsa bebeğin bir çocuk kardiyoloğu tarafından değerlendirilmesi gerekir.

 Tedavide zaman kritik önem taşıyor!

Doğuştan kalp hastalıklarının çoğunun tedavisinin ameliyatla yapıldığını ve zaman kaybedilmemesinin kritik önem taşıdığını vurgulayan Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Ayabakan “Genellikle düzeltici ameliyatların mümkün olan en erken zamanda yapılması tercih edilir. Fakat bazı karmaşık hastalıklar aşamalı operasyonlar gerektirir. Kritik hastalıklarda zaman çok önemlidir ve doğumdan sonra kısa sürede müdahale edilmezse hasta kaybedilebilir. Bu durumda yapılacak müdahaleyi hızla planlamak ve işleme kadar geçen sürede bebeği en iyi koşulda tutmak için bebeğin doğmadan önce tanı almış olması zaman kazandırır. Erken yenidoğan döneminde kateter yöntemiyle yapılan bazı balon/stent girişimleri de bebeği sonraki aşamalara hazırlar. Bazı kalp hastalıklarında ise tedavi ameliyata gerek olmadan kateter yöntemiyle uygulanabilir” diyor.

Altıncı hastalık riskine dikkat

Altıncı hastalık riskine dikkat

Koronavirüs pandemisi ile yaşam düzeninin tamamen değiştiği bu günler, aslında bizlere viral hastalıklara neden olan virüslerin tanınması gerektiği ve ilgili önemler alınmadığında ne tür sonuçlarla karşılaşılabileceğimizi gösteriyor. Toplumda “altıncı hastalık” olarak bilinen herpes virüs ailesinden HHV-6 ve HHV-7 virüslerinin neden olduğu rahatsızlık ise çocuklarda kış aylarında yaygın olarak görülen sorunların başında geliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Tuğrul Atay, ebeveynlerin altıncı hastalık ile ilgili bilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Küçük çocukların “gül hastalığı” olarak tanımlanıyor

Toplumda altıncı hastalık olarak bilinen “roseola infantum”, daha çok dudak ve genital bölgede uçuk meydana getirmesi ile bilinen herpes ailesinden gelen HHV-6 ve HHV-7 virüslerinin neden olduğu bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Altıncı hastalık çoğunlukla 6 ay ile 2 yaş arasındaki çocukları etkileyen birkaç gün yüksek ateş ile seyrederek, ateş düştükten sonra vücutta gül renginde döküntülerle devam eden bir hastalıktır. Latince adı bu döküntülerin özelliğine atıfla roseola infantum yani küçük çocukların gül hastalığı olarak konulmuştur.

Yüksek ateş ile kendini gösteriyor

Çoğu çocukta altıncı hastalık (roseola infantum) hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben yüksek ateşle seyreder, bu yüksek ateş altıncı hastalığın en önemli belirtisidir. Altıncı hastalık viral enfeksiyonlar içinde çocukluk çağında ateşli havaleye (febril konvülziyon) en sık neden olan viral enfeksiyondur. Ateş 4 ile 7 gün arasında devam edebilir bu sürede çocukta halsizlik, iştahsızlık ve boyun lenf nodlarında şişme olabilir. Hastalığın devamında ateş birden düşer ve hastalığın ayırt edici 2. bulgusu olan pembe-kırmızı, deride çoğu zaman kabarık olmayan döküntü ortaya çıkar, döküntüler basmakla solar. Bazı döküntülerin etrafında daha açık renkli haleler oluşur daha sonra bu döküntüler boyna, yüze, kollara ve bacaklara yayılır. Ateş 3- 7 gün civarında devam eder ateş birden düşer ve döküntü başlar. Döküntüler birkaç saat ile birkaç gün arasında değişen sürelerde solar ve geçer.

Bulaşıcı olabilir

Altıncı hastalık bulaşıcıdır ancak koronavirüs, kızamık gibi büyük salgınlara yol açmaz. Enfekte olmuş bir çocuktan damlacık yoluyla konuşurken, hapşırırken veya öksürürken etrafa saçılarak yine aynı su bardağını, çatalı veya kaşığı kullanma ile de bulaşabilir. Bununla birlikte enfekte damlacıklar yüzeylerin üzerine konar ve bu yüzeylere dokunup el yıkanmadan ağız ve buruna dokunulursa bu yolla da altıncı hastalık yayılım gösterir. Döküntü ortaya çıkmadan çocuğun henüz sadece ateşi varken de bulaşıcıdır. Genellikle sadece çocuklara bulaşmakla birlikte nadiren erişkinlere de bulaşabilir. Bu durum genelde erişkinin virüsü çocuklukta geçirmiş ve bağışıklık kazanmış olmasına bağlıdır. Genel hijyen kurallarına uyarak en önemlisi ellerimizi sık aralıklarla yıkayarak ve sosyal mesafeye dikkat ederek altıncı hastalıktan korunabiliriz.

Tedavinin en önemli aşaması iyi bir evde bakım süreci

Ayrıntılı bir anamnez (tıbbi geçmiş) ve dikkatli bir fizik muayene, iyi bir hekim hasta ve hasta yakını iletişimi ile ek bir tetkike gerek kalmadan tanı konulur, ateşin ve döküntülerin karakteristik özelliği ve ailenin verdiği bilgiler bu hastalığın tanısında en önemli unsurlardır. Arada kalınan vakalarda kan tahlilleri virüse özel spesifik serolojik tetkikler yapılabilir. Çoğu viral hastalıkta olduğu gibi altıncı hastalıkta da hastalığa özel bir tedavi bulunmamaktadır. Ateşin düşürülmesi için parasetemol ve ibuprofen içerikli ilaçlar kullanılabilir. Bunun yanında, ateşi kontrol altına almak için ılık duş aldırmak, ortamın ısısını 22 – 24° arasında tutmak ve ılık su ile ıslatılmış bezlerle soğutma yapmak gerekmektedir. Beslenmesi azalan çocuklarda damar yolu ile serum verilebilir ancak dehidratasyonu engellemek için bu aşamadan önce çocuğun sıvı alımının artırılması teşvik edilmelidir. Ayrıca ek komplikasyonlar varsa takibi bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından yapılmalıdır.

Viral enfeksiyonlar çocukların bağışıklık sisteminin birer öğretmeni gibi…

Tüm hastalıklarda olduğu gibi dengeli beslenmek, yapay veya koruyucu maddeler içeren paketli gıdalardan uzak durmak, sebze ağırlıklı tencere yemekleri ile çocuklarımızı beslemek, el yıkamak ve sosyal mesafeye dikkat etmek 6. Hastalık için alınabilecek önlemlerdir. Son olarak şunu da unutmamakta fayda var bu tarz çocukluk çağı viral enfeksiyonlar her zaman hayatımızın bir parçası olacaktır, viral enfeksiyonlar çocuğumuzun bağışıklık sisteminin birer öğretmeni gibidir. Önemli olan bu hayat paydaşlarını tanımak, ne zaman tehlikeli olabileceklerini ve ne zaman doktorunuzdan yardım almanız gerektiğini bilmektir.