Yazılar

Lenf bezinde her şişlik lenfoma değil!

Lenf bezinde her şişlik lenfoma değil!

Son yıllarda giderek yaygınlaşan lenfoma (lenf bezi kanseri), çocukluk çağında en sık görülen 3. kanser olurken, erişkin kanserleri arasında 7. sırada bulunuyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner lenfomanın genellikle lenf bezinin şişmesi ile ortaya çıktığını, ancak her şişen lenf bezinin kanser anlamına gelmediğini belirterek “Lenf bezlerinin büyümesi, ele gelmesi ve ağrılı olması durumunda kişiler çoğunlukla ‘acaba kanser mi oldum?’ endişesine kapılabiliyor ama lenf bezleri viral enfeksiyonların da aralarında bulunduğu birçok nedenden dolayı büyüyebiliyor. O nedenle her lenf bezi büyümesi lenfoma anlamına gelmez. Buna karşın lenf bezlerinin büyümesi bazen de lenfomanın tek belirtisi olabildiğinden doktora gitmeyi ihmal etmemek gerekiyor.” diyor. Lenfomanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ve ümitsizliğe kapılmamak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Çetiner, lenfomanın ihmale gelmez 7 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Maslak Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner

Lenfomanın tedavisi, türüne göre değişiyor!

“Herkesin vücudunda lenf bezleri vardır, çünkü bunlar karakol gibi vücudumuzda yolunda gitmeyen işlere müdahale eden bezlerdir; vücudun diğer enfeksiyonlara veya diğer hastalıklara karşı mücadelesinde önemli rol oynarlar” diyen Prof. Dr. Mustafa Çetiner, lenf bezlerindeki her şişliğin ise lenf bezi kanseri yani lenfoma anlamına gelmediğini vurguluyor. Bir hastaya lenfoma tanısı konulmasının da tek başına bir anlamı olmadığını çünkü lenfomanın 40’a yakın çeşidi olduğunu belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner “Bunların bir kısmı çok yavaş seyirlidir ve dolayısıyla çok agresif değildir, acil tedavi gerektirmez. Bazı lenfomaları yıllarca hiç ilaç kullanmaksızın izlediğimiz oluyor. Kimi lenfomalar da sadece şişlik ile kendini belli edebilir, agresif seyirlidir ve bir an önce müdahale edilmesi gerekir. Bu nedenle lenfomaların türüne kesin karar veren patolojidir. Biyopsi olmadan ve elimizde doku tanısı olmadan lenfoma tanısını koymak imkansızdır. Lenfomaların türüne göre tanı ve tedavileri önemli farklılıklar gösterir.” diyor.

Lenfoma tedavi edilebilir!

Lenfomanın günümüzde çoğunlukla tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu, bu nedenle ümitsizliğe kapılmamak gerektiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Çetiner, kemoterapinin halen tedavinin temelini oluşturduğunu, ancak 2000’li yılların başından itibaren hedefe yönelik tedaviler de uygulandığını söyleyerek “Hedefe yönelik, akıllı bir molekülün keşfiyle günümüzde artık kemoterapi dışı, birden çok seçenek uygulanmaktadır. Gerektiğinde kemik iliği nakli de tedavi seçenekleri arasındadır.” diyor.

Pause Dergi

Lenfomada ihmale gelmez 7 belirti!

Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner “Klinik bulgular genellikle lenf bezlerinin ve organ tutulumlarının bölgesine, tümörün çapına, büyüklüğüne, tümörün büyüme hızına, hastanın eşlik eden hastalıklarına ve yaşına bağlı olarak değişkenlik gösterir” diyor. Prof. Dr. Mustafa Çetiner, lenfomanın 7 önemli belirtisini şöyle sıralıyor;

  • Çoğunlukla boyun, kasık ve koltuk altı lenf bezlerinde büyüme, ele gelen şişlik
  • Uzun süren, iniş ve çıkışlarla seyreden, nedeni bulunamayan, çoğunlukla 38.5 dereceyi geçmeyen ateş
  • Her gece çamaşır değiştirecek kadar yoğun terleme
  • Kısa sürede ciddi kilo kaybı
  • Lenf bezinin büyümesine bağlı olarak, çevrede bulunan organ ve dokulara uygulanan baskılara ilişkin bulgular (Örneğin; şiddetli kemik, göğüs, karın ağrısı, bacaklarda şişlik, kuru öksürük, ses kısıklığı vb)
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Ciltte kaşıntı ve yaygın döküntü

Her bel ağrısı fıtık değil!

Her bel ağrısı fıtık değil!

“Birden belim tutuldu, kalakaldım”, “Sabah yataktan kalkamıyorum, sağa sola dönerken belim kopuyor”, “Ayağıma kadar inen bir ağrı var, sanki oyuyorlar”, “Biraz ayakta kalınca kalçama bir ağrı giriyor, bacağım uyuşuyor”… Bu ve benzeri yakınmalardan şikayet edenlerin yani ‘bel ağrısı çekenlerin’ sayısı her geçen gün artıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Algoloji (Ağrı Tedavisi) Uzmanı Prof. Dr. Alp Yentür “Toplumumuzda çok yaygın olan, her gün karşılaştığımız bel ağrısı şikayetlerinin hepsi farklı nedenlerden kaynaklanıyor. Bu nedenle tedavileri de farklı oluyor. Omurgaya binen yük ağrıları artırırken, hele bir de kişinin fazla kilosu varsa bu durumda bel ağrısı çekmek çok daha kaçınılmaz hal alıyor. Ağrı tedavisi (Algoloji) kliniklerine başvuran hastaların çok önemli bir kısmını bel ağrısı hastaları oluşturuyor” diyor. Her bel ağrısının bel fıtığı anlamına gelmediği gibi, her fıtıkta da ameliyat gerekmediğini vurgulayan Prof. Dr. Alp Yentür, bel ağrısı tedavisinde etkili yöntemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Günümüzde en yaygın şikayetler arasında yer alan bel ağrıları özellikle pandemi sürecinde hızla yaygınlaştı. Artık sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da sık görülen bel ağrılarında; hareketsiz yaşam tarzı, düzenli egzersiz yapmamak, bilgisayar karşısında uzun süreli duruş bozuklukları ve fazla kilo gibi bir çok etkenin rol oynadığını belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Algoloji (Ağrı Tedavisi) Uzmanı Prof. Dr. Alp Yentür sözlerine şöyle devam yor: “Bel ağrısı nedeni olarak; bel omurgalarında kireçlenme, dar kanal, omurgalar arasında bulunan disklerin şeklinin bozulup dejenere olması, kalça ekleminin kireçlenmesi, iltihaplanması, bel kayması, omurga etrafındaki kasların sertleşmesi, spazma giren kalça kasının siyatik siniri sıkıştırması, olası bir tümör ile bel fıtığı ve bel ameliyatı sonrasında ağrının rahatlamaması hatta bazen daha da artması gibi bir çok neden sayılabilir.” Bu nedenle ağrıya yol açan nedeni doğru saptanarak, ona uygun şekilde  uygun tedaviye en kısa sürede başlamak gerekir.”

Pause Dergi

Prof. Dr. Alp Yentür

Bel fıtıklarının yüzde 95’inde ameliyat gerekmez!

Bel ağrısı şikayetleri içinde bel fıtığı en az sıklıkla görülenlerden birisi olmasına karşılık hastaların önemli bir kısmı, şikayetini “bende bel fıtığı var” şeklinde tanımlıyor. Bir kişiye bel fıtığı tanısı koyabilmek için MR görüntüsünün yanında mutlaka hastanın şikayetlerinin ve muayene bulgularının da bununla uyumlu olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Alp Yentür, gerçek bel fıtıklarının da yüzde 95’den fazlasının ameliyat gerektirmeyen tablolar olduğunu, dolayısıyla bel fıtığında ameliyatın ilk seçenek olmaması gerektiğini söylüyor.

Bel ağrısı mı? Bel fıtığı mı?!

Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Alp Yentürk bel ağrısı şikayetleri arasında en sık görülenin kas spazmına bağlı ağrıların oluşturduğunu, bel ağrılarının çoğunun nedeninin yaşa göre farklılık gösterdiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Örneğin bel fıtığı daha genç yaşlarda görülürken, kireçlenme ve dar kanal ağrıları ileri yaşlarda karşımıza çıkar. Yani ileri yaşta bir kişinin bel ağrısının fıtık nedeni ile olma ihtimali çok azdır. Yine önemli bir özellik, bel ağrısına neden olan bozuklukların hemen hepsinde ağrı şikayeti bel ve kalça bölgesinde hissedilirken, bel fıtığı ağrısı belden çok, fıtık olan tarafta bacağa yayılan ağrıya neden olur. Hatta fıtığın ilerlemiş olduğu hastalarda ağrının yanında ayak parmaklarına kadar gelen uyuşukluk, iğnelenme, karıncalanma ve kaslarda kuvvet kaybı görülebilir.”

Pause Dergi

Tedavi yöntemleri 5 temel başlıkta toplanıyor!

Bel ağrısına yol açan pek çok etken bulunduğundan, tedavi seçenekleri de ağrı şikayetine yol açan nedene göre değişiyor. Klasik olarak bel ağrısı tedavisi seçeneklerinin 5 temel başlık altında toplandığını söyleyen Prof. Dr. Alp Yentür bunları; istirahat etmek, ilaç tedavisi, fizik tedavi, girişimsel ağrı tedavisi ve ameliyat olarak sıralıyor. Ancak; fazla kilo, sedanter (hareketsiz) yaşam tarzı ve zayıf karın/ bel kaslarının bu şikayetlere davetiye çıkartan en önemli etkenler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Alp Yentür sözlerine şöyle devam ediyor: “Bizim –Algolojinin- hasta yelpazemizde ilk üç uygulamadan fayda görmeyen hasta grubu yer almaktadır. Yani bunlar istirahat, ilaç ve fizik tedaviden fayda görmemiş ama ameliyat olması da gerekmeyen veya ameliyat olmayı istemeyen hastalardır. Algolojinin tedavi yöntemleri genellikle girişimsel yöntemler denilen, çoğu çeşitli iğneler ile skopi veya ultrason eşliğinde tam olarak problemin olduğu noktaya yapılan, son derece etkili tedavilerdir. Bunun dışında omurilik pilleri, kateterler, yine özel cihazlar kullanılarak yapılan radyo dalgası (RF- radyo frekans) uygulamaları gibi yöntemler de seçenekler arasında sayılabilir.”

Dikkat! Bu şikayetler varsa!

Algoloji (Ağrı Tedavisi) Uzmanı Prof. Dr. Alp Yentür ameliyat gereken durumları ise şöyle anlatıyor: “Bacağından ayağına kadar inen ağrısı olan bel fıtığı hastası eğer ayak parmaklarının ucunda veya topuğu üzerinde yürüyemiyorsa, idrar veya gaitasını tutamıyorsa veya idrar yapamıyorsa, erkeklerde ereksiyon problemi oluyorsa, bu şartlarda hemen ameliyat olması gerekir. Bunun dışında, tüm tedavilere rağmen ağrı kesilemiyorsa bu şartlarda hastanın isteğine bağlı olarak ameliyat yapılabilir. Burada isteğe bağlı dememin nedeni tablonun aciliyet göstermemesi, ameliyat olunmazsa kısa sürede kalıcı bir nörolojik hasarın gelişmesinin beklenmemesidir. Yine dar kanal ve bel kayması şikayetleri de ileri dönemlerde ameliyat olmadan rahatlamanın beklenmediği diğer tablolardır.”

Berfin Beydilli, “Büyük konuşmak, değil büyük işler yapmak istiyorum”

“Büyük konuşmak, değil büyük işler yapmak istiyorum”

Hayata başlarken yaptığı kariyer planını 360 derece değiştiren genç oyuncu Berfin Beydilli, değişen hayatını Pause City’s okurları ile paylaştı. Berfin Beydilli çocukluk hayali olan oyunculuk dışında eğitim alsa da bu aşkı hiç bitmemiş. Tekrar kariyer planlaması yapan genç oyuncu, Şafak Sezer’in başrolünü üstlendiği Göktaşı filmi ile dikkatleri üzerine çekti.

 

“Daha çok başındayım ama uzun ve güzel bir yolun beni beklediğine çok inanıyorum”

 

“Partnerim Bülent Çolak ile güzel bir enerji yakaladık. İlk işim her açıdan benim için çok büyük bir şanstı”

 

“Şafak Sezer çok merhametli, çok insancıl ve yardım sever. İlk filmde Şafak abi ile oynamam benim için büyük şanstı”

 

 

-Berfin seni biraz tanıyalım?

Tabi ki. 24 yaşındayım. İstanbul Üniversitesi İktisat bölümü mezunuyum. Üniversite son sınıftan beri yaklaşık 3 yıldır oyunculuk eğitimi alıyorum. Ailem bu konuda en büyük destekçim… Yapımcılığını Sinehane’nin yaptığı Caner Erzincan’ın yönettiği Göktaşı filminde Nur karakterini canlandırdım. Sevdiğim işi yapıyor olmaktan dolayı mutluyum. Daha çok başındayım ama uzun ve güzel bir yolun beni beklediğine çok inanıyorum.

 

-Oyuncu olmaya nasıl karar verdin?

İzlediğim bir tiyatro oyunundan sonra bu kıvılcım oluştu bende. Oyuncular, oyun sırasında farklı biri, bittiğinde kendileri oluyorlar. Kendinden başka biri olabilme özgürlüğü çok etkilemişti beni. Çünkü hayal kurmayı hep çok sevdim. Başkalarının yerinde hayal ederdim mesela kendimi. Ben olsam ne yapardım nasıl davranırdım diye. İnsanları izlemeyi çok severdim. Sonra okulun staj döneminde okuduğum bölümle ilgili çalışmayacağıma karar verdim. Yaptığın işin seni mutlu etmesi çok önemli çünkü… Oturup düşündüğümde de kendimi en mutlu en özgür hissedeceğim işin oyunculuk olduğunu keşfettim. Bizim işimizde hayal ve hayat arasında çok ince bir çizgi bence. Bir dünya kuruluyor ama baktığımız zaman yine insandan yani gerçek ilişkilerden yola çıkılıyor. Bir şekilde insanların yaşanmışlıklarına dokunuyoruz. Bu da çok özel bir durum bence…

-Oyunculuk eğitimi almaya devam ediyor musun ve kimden?

Başkent İletişim Bilimleri’nde eğitim almaya başladığım dönemde hocam Ali İpin benim bu işe devam etmem ve yapmam için çok cesaretlendirmişti. Ardından Duru Tiyatro’da hocalarımdan sonrasında Craft Atölye’de Harika Uygur’dan eğitim aldım. No:10 Studios’ta Hilal Saral’dan aldığım eğitim en önemli basamaklardan biriydi benim için. Şu anda da Mehmet Ertansel’den eğitim alıyorum. Eğitim sürecinde Duru Tiyatro’nun ‘İki Bekar’ ve İstanbul Halk Tiyatrosu’nun ‘Barut Fıçısı’ oyunlarının yönetmen yardımcılığını yaptım. Bir de bence oyunculukta eğitimin gerçekten sonu yok. Sadece oyunculuk eğitimi olarak da değil sürekli kendini beslemen gerektiğini düşünüyorum. Bunun için binicilik eğitimi aldım, kickbox yaptım, pilates yapıyorum. Yani hep çok keyifli bir hazırlık sürecindeyiz aslında.

 

-Göktaşı filmiyle seni tanıdık proje nasıl geldi biraz bahseder misin?

Yönetmenimiz Caner Erzincan bana filmi ve Nur karakterini anlattığında sıcacık, bol kahkahalı bir iş dinlemek beni çok heyecanlandırdı. Hemen bir audition aldık ve sonrasında oyuncu koçuyla hazırlık sürecimiz oldu. Trakya şivesi olduğu için alanda da çok çalıştım. Trakyalı arkadaşlarımla sohbet ettim, çiçekli ablalarla oturup konuştum, tepkilerini izledim. Şive için kitaplar okudum. Bir de Nur çok farklıydı benden, onun o kilit noktalarını çözümledim. Zaten sette gerçekten çok güzel bir ekiple çalıştım. Partnerim Bülent Çolak ile güzel bir enerji yakaladık. İlk işim her açıdan benim için çok büyük bir şanstı.

 

-Filmde yaşadığın ilginç bir anın oldu mu?

Bizim set arkamız başlı başına komediydi aslında. Özellikle düğün sahnesini çekerken hazırlığım bitti çekim alanına gidiyoruz. Köy meydanı o kadar kalabalıktı ki şok olmuştum. İnsanlar baya başka illerden düğünü izlemeye gelmişler. Bazı teyzeler düğünü gerçek düğün zannediyordu. Adetmiş mesela benim için gelin baklavası yaptırılmıştı. Gerçek takı getirenler olmuştu.

 

-Şafak Sezer ile çalışmak nasıldı?

Ben Şafak abiyle ilgili biraz sinirli ve zor biri diye duymuştum. Bundan dolayı tedirgin ve belki de yanlış ama önyargılıydım. Sonra sete gittik bakıyorum anlatılanlarla alakası olmayan, ekibine sahip çıkan, insanlara yardım eden, çok merhametli ve gerçekten abilik yapan bir Şafak Sezer vardı karşımda. Setimizin sonlarına doğru Şafak Sezer’in eşi Esra abla ile kızları Irmak ve Sudem’de setimize geldi. Çok çok güzel, samimi bir aile tanıdım. Set bitti hala görüşüyorum Şafak abilerle.

 

-Şimdilerde dizi oyunculuğu çok popüler.. Dizi mi film mi dersek ne dersin?

Oynadığın Karakter derim. Çünkü eğer sen karaktere, hikayeye inanıyorsan bir noktadan sonra o sensen artık, dizi ya da film olması önemli değil bence.

 

-Hollywood yıldızları belirli dönemlerde sinemadan uzaklaşır ve Brodway’de tiyatro yapar. Kariyerinin başındasın ama tiyatro yapmak istiyor musun?

 

-Tiyatro sahnesine çok saygı duyuyorum. Bu tabi ki dizi ya da sinemayı kolay buluyorum demek değil. Zaten böyle bir şey düşünsem işime saygısızlık etmiş olurum. Ama o sahneyi ayrı bir yerde tutuyorum bir oyuncu olarak. Bir şeyi yapacaksam da tam olması gerektiğini düşünüyorum. O yüzden her şeyin bir zamanı var.

 

-Beğendiğin oyuncular arasında kimler var yerli yabancı?

Tabi ki sadece söylediğim isimlerle cevabın tam verilmiş olması mümkün değil ama ilk aklıma gelen isimler Haluk Bilginer, Halit Ergenç, Demet Akbağ, Demet Evgar… Yabancı olarak da Meryl Streep, Natalie Portman, Tom Cruise, Cate Blanchett

 

-Kariyerinde gelecek planlaman nedir?

Her şey için gerçekten inanmak ve istemek çok önemli. Ben de bu anlamda yaptığım işlerle, oynadığım karakterlerle gerçekten insanların izlerken yüreğine dokunmak istiyorum. İnsanlar benimle birlikte yaşasınlar izledikleri süre içerisinde bence bu çok önemli. Zaten bunu başarmaya başladığım ya da başarabildiğim noktada kariyer planlamamda doğru yoldayım demektir. İlerleyen dönemlerde geri dönüp baktığımda güzel işler bırakmış olmak istiyorum.

-10 yıl sonra kendini nerede görüyorsun?

Sette görüyorum. Şaka tabi…  Bunu şimdiden kestirmek elbette ki güç… Elimden gelenin en iyisini yaparak ilerlemek en büyük amacım. Bu yolda gerçekten sevdiğim bana destek olan insanlarla ilerliyorum. Bence her oyuncu bir marka ben de kendi markamı en güzel şekilde temsil ediyor olacağımı düşünüyorum. Büyük konuşmak, değil büyük işler başarmak istiyorum.

 

 

 

Başarının  Sırrı

Bu soruya cevap vermek benim için çok erken. Türkiye’de bir yere gelmek çok zor. Mücadele etmek ve her seferinde tekrar tekrar pes etmeden denemek gerekiyor. Ben yolun başındayım. 10 yıl sonra bu sorunun cevabını vermek istiyorum.