Yazılar

Sabahları yataktan kalkar kalkmaz kusuyorsa, dikkat!

Sabahları yataktan kalkar kalkmaz kusuyorsa, dikkat!

Beyin tümörleri, çocuklarda lösemiden sonra en yaygın görülen 2’inci kanser türünü oluşturuyor. Çocuklarda iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin neden oluştuğuna yönelik kesin bir veri ise henüz mevcut değil.  Günümüzde tıp dünyasında atılan dev adımlar, beyin tümörlerinin tedavisinden etkin sonuçlar alınmasını sağlıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, beyin tümörlerinin tedavisinden başarılı sonuçlar elde edilmesinde erken tanı ve tedavinin kilit rol oynadığına işaret ederek, “Erken tanı için ebeveynlerin bazı belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları çok önemlidir. Özellikle baş ağrısı, bulantı ve kusma, en yaygın görülen üç belirtiyi oluşturmaktadır. Çocuğun her gün ısrarlı baş ağrısından yakınması ve özellikle sabahları yataktan kalkar kalkmaz, henüz yemek yemeden fışkırır tarzda kusması, beyin tümörünün önemli bir işareti olabilmektedir. Dolayısıyla bu yakınmaları olan çocuğa mutlaka beyin MR tetkiki yapılmalıdır” uyarısında bulunuyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, çocukluk çağı beyin tümörleriyle mücadelede ebeveynlerin rolünün de büyük önem taşıdığını belirterek, “Hastalığın erken sinyallerini tanımak, çocuğu düzenli sağlık kontrollerine götürmek ve tedavi sürecinde psikolojik destek sağlamak, tedavinin başarı şansını arttıran faktörler arasındadır” diyor.

Prof. Dr. Memet Özek

Prof. Dr. Memet Özek

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

Çocukluk çağı beyin tümörlerinin belirtileri, tümörün tipine ve konumuna bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, çocuklarda gelişen iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin belirtilerini şöyle sıralıyor:

Bebeklerde

  • Henüz bıngıldağı açık bebeklerde baş çevresinin normalden fazla genişlemesi,
  • Güçsüz emme refleksi,
  • Aktivite düşüklüğü,
  • Bulantı, kusma ve kilo kaybı.

Çocuklarda

  • Bulantı, kusma ve baş ağrısı,
  • Gözlerde kayma,
  • Konuşma bozukluğu,
  • El-kol koordinasyon bozukluğu,
  • Kol ve bacaklarda güç kaybı,
  • Denge problemleri.

Acıbadem Altunizade Hastanesi

Genellikle ameliyata başvuruluyor!

Çocuk beyin cerrahı tarafından tümörün cinsi, yerleşim yeri, yayılımı, büyüklüğü, el ve kolu hareket ettiren yollara olan yakınlığı gibi parametreler değerlendirilerek tümöre uygun bir tedavi planlanıyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, tedavide genellikle cerrahi yönteme başvurulduğunu belirterek, “Nadiren de olsa bazı nörofibramatözis gibi genetik hastalıklarla beraber görülen tümörler ve bazı iyi huylu tümör çeşitlerinde cerrahi yerine izlem önerilebilmektedir. Fakat takip sırasında yapılan beyin MR’larında görülecek en ufak bir değişiklikte doku örneği alınması şarttır. Tümörün cinsi ile ilgili en son kararı her zaman ameliyat sırasında alınan doku örneği ile patoloji bölümü söyleyecektir” bilgisini veriyor.

Tedavideki gelişmeler umut veriyor!

Çocukluk çağında oluşan her 6 tümörden birinin beyinde yerleştiği belirtiliyor. Bu tümörlerin yüzde 52’si ilk 2-10 yaş, yüzde 42’si ise 11 – 18 yaş arasında ortaya çıkıyor. Çocuklarda ilk 12 ayın altında gelişen beyin tümörleri de yaklaşık yüzde 5.5 oranında görülüyor. Erken tanı ve tedavi, çocukluk çağında gelişen beyin tümörlerinin üstesinden gelmede kritik bir öneme sahip. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek,  gelişen tıbbi teknolojiler ve tedavi yöntemlerinin bu zorlu mücadelede umut verici sonuçlar sunduğuna işaret ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Beyin tümörlerinin tedavi seçenekleri arasında cerrahi müdahale, radyoterapi ve kemoterapi yer almakta olup, çocuğun durumuna göre bireyselleştirilmiş tedavi planları uygulanmaktadır. Günümüzde sağlıklı dokulara hasar vermeyen hedefe yönelik kemoterapiler geliştirilmektedir. Ayrıca tümörlerin barındırdıkları mutasyonlara etki edebilen ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlara günümüzde akıllı ilaç diyoruz. Bu sayede iyi veya kötü huylu tümörlerin yeniden büyümeleri ve beynin diğer bölgelerine yayılmaları önlenebilmektedir”  Özellikle  bazı tümör türlerinin gelişim aşamalarını anlayabilmede moleküler testlerin oldukça önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Memet Özek, “Bu testler sonucunda hastalığın gidişatı açısından daha net bilgiler elde edebilmekte ve ayrıca sadece o moleküler değişikliklere sahip hücreleri yok etmeyi amaçlayan hedefli tedaviler planlanabilmektedir” diye konuşuyor.

Spora yeni başladıysanız, dikkat!

Spora yeni başladıysanız, dikkat!

Günümüzde yoğun iş temposuna rağmen spora zaman ayıran kişilerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Zira, sportif faaliyetler bedensel ve psikolojik sağlığımıza çok önemli katkı sağlıyor. Öyle ki düzenli yapılan spor sağlıklı bir vücut yapısı, güçlü kaslar ve düzgün bir postüre sahip olmamızın yanı sıra günlük yaşamın stresiyle daha kolay baş etmemizde ve daha üretken çalışmamızda önemli bir rol üstleniyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya, sporun pek çok faydası olsa da hatalı yapıldığı takdirde spor yaralanmalarına neden olabileceğine dikkat çekerek, “Özellikle soğuk hava kaslarımızın elastikiyetini ve reaksiyon süresini azaltması nedeniyle yaralanma riskini artırır. Kasların ve tendonların kopması, kemikleri birbirine bağlayan doku bantlarının gerilmesi, omuz, diz ve ayak bileğinde yaralanmalar ile kırıklar en yaygın görülen spor yaralanmaları arasında yer alır. Ayrıca herkesin vücut ve kas iskelet sistemi yapısı aynı değildir. Dolayısıyla beden ve sağlık durumunuzla ilgili uzmandan detaylı bilgi sahibi olduktan sonra size uygun olabilecek sporlara yönelmeniz gerekir” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya, spor yaparken kaçınmanız gereken hataları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Alper Kaya

Prof. Dr. Alper Kaya

Hata: Spora ısınmadan başlamak

Doğrusu: Spora başlamadan önce, ısınma egzersizlerini yaparak kaslarınızı hazır hale getirmeyi alışkanlık edinmeniz çok önemli. Bu egzersizler vücuttaki kan akışı ile dokulardaki oksijen miktarını artırarak kaslara esneklik kazandırıyor. Bunun aksine soğuk kaslarla yapılan ani hareketler ise kas yaralanmaları, esneklik kazanılmadan yapıldığında menisküs yırtığı gibi sorunlara zemin hazırlıyor. Yine aynı problemleri önlemek için spor sonrasında germe egzersizleriyle vücudunuzu yavaş yavaş soğutmayı da ihmal etmemeniz gerekiyor.

Hata:  Sporun hemen öncesinde aşırı yemek

Doğrusu: Spor yaparken kullanacağınız enerjiye uygun beslenmeye özen gösterin. Spor saatine çok yakın zamanda aşırı tüketilen yemeğin ardından kan dolaşımı kaslardan uzaklaşıp daha çok sindirim sistemine yöneliyor. Bu durum da hem rahatsızlık hissi, hem de erken yorulmalara neden oluyor. Özellikle basit şekerin tüketilmesi ise insülinin hızla yükselmesine yol açıyor ve egzersiz sırasında kan şekeri bu kez hızlıca düşerek baş dönmesi ile bayılma hissine sebep olabiliyor.

Hata: Vücudu susuz bırakmak

Doğrusu: Egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında su içmeyi ihmal etmeyin. Prof. Dr. Alper Kaya, sportif faaliyetlerde, aktivitenin şiddeti ve süresine bağlı olarak, vücutta çeşitli düzeylerde sıvı kaybı yaşandığına işaret ederek, “Aşırı susamışlık hissi, yorgunluk, baş ağrısı ile bedensel olarak ağırlaşma hissi veya idrar renginde koyulaşma su kaybının işaretleridir.  Bu durumda spora devam etmemeli ve mutlaka hızlıca sıvı alarak vücuttaki kayıp yerine konmalıdır. Aksi halde kas krampları gibi önemli sorunlar gelişebilir” diyor.

Hata: Aşırı yorgun ve bitkin günlerde spor yapmak

Doğrusu: Aşırı yorgun ve bitkin haldeyken dikkat ile denge duyusu azaldığı için bu dönemlerde spor yapmak yaralanma riskinin artmasına sebep oluyor. Dolayısıyla kendinizi aşırı yorgun ve bitkin hissettiğinizde basit fiziksel aktiviteler dışında spor yapmayı ertelemeniz gerekiyor.

Prof. Dr. Alper Kaya

Hata: Kısa sürede sonuç almaya çalışmak

Doğrusu: Özellikle spora yeni başlayan kişilerin yaptıkları en önemli hatalardan biri, spordan kısa sürede yüksek bir verim alma hayali oluyor.  Ortopedi  ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya,  kısa sürede sonuca ulaşma düşüncesiyle çok kısa aralıklarla ve aşırı antrenman yapmaktan mutlaka kaçınmanız gerektiği uyarısında bulunarak,  “Vücut yapısına uygun olmayan ya da aşırı yüksek tempo ve sıklıkta yapılan sporlar yine aşırı kullanım yaralanmaları olan kas ve eklem hasarlarının yanı sıra kalp ve dolaşım sisteminde önemli sorunlara yol açabilir. Dolayısıyla sporu mutlaka uzmanın önerisi doğrultusunda bir program halinde uygulamalısınız” diyor.

Hata:  Geç saatlerde spor yapmak

Doğrusu: Geç saatlerde ve şiddetli yapılan spor uyku düzenini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Özellikle sabahları güneşin doğuşuyla başlayan hormonal ritmin bozulmasına ve kortizolün artmasına sebep olarak vücudun iç dengesinin bozabiliyor. Prof. Dr. Alper Kaya, bu nedenle antrenman günleri arasındaki sürenin iyi düzenlenmesinin ve dinlenmek için vücuda yeterli süre verilmesinin önemini vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Vücudun haftada en az bir-iki gün dinlenmesi çok önemlidir. Dinlendirmeden yapılan yüksek aktiviteli sporlarda ‘aşırı kullanım yaralanmaları’ dediğimiz sorunlar ortaya çıkabilir, örneğin bazı kemiklerin belli bölgelerinde oluşan kemik ödemleri, hatta ‘stres kırığı’ adını verdiğimiz ince kırıklar gelişebilir. Stres kırıkları, sporun yanı sıra günlük aktiviteleri kısıtlayan, uzun süre dinlenmeyi, hatta koltuk değneği kullanmayı gerektiren sorunlardır. Nadiren de olsa bazı hastalarda ameliyat da gerekebilir. Aşırı kullanımla birlikte ayrıca özellikle eklemlerdeki yüklenme sonucu kıkırdak ve yumuşak doku sorunları da görülebilir. Bu yüzden bedeninizin özelliklerine, metabolik durumunuza, kas ile eklem yapınıza ve yorgunluğunuza göre bir tempo seçmelisiniz”

Hata: Spora uygun olmayan kıyafet ve ekipman kullanmak

Doğrusu: Soğuk havalarda dışarıda spor yapacaksanız çok kalın ve yünlü kıyafetleri tercih etmeyin. Bunun yerine terletmeyen ama vücut ısısını koruyan kıyafetler giyin. Ayrıca ayakkabınızın yapacağınız sporun zeminine uygun özelliklere sahip olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Alper Kaya, “Sporda kullanılacak olan ekipmanlar konusunda mutlaka bilgi edinilmeli ve bilinçli seçimler yapılmalıdır. Örneğin, tenis oynarken gelişebilecek olan omuz ve dirsekteki sorunları önlemek için raketin büyüklüğü, ağırlığı veya zeminin uygunluğu açısından mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır. Ayrıca basketbol ayakkabısıyla da tenis oynanmamalıdır. Bu hata ayak bileğinde bağ ve tendon zedelenmelerine yol açabilir” diye konuşuyor

Bacak bacak üstüne atamıyorsanız, dikkat!

Bacak bacak üstüne atamıyorsanız, dikkat!

Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, normalde rahmin iç zar tabakasında bulunması gereken hücrelerin çoğunlukla yumurtalıklar olmak üzere rahim dışında herhangi bir bölgeye yerleşmeleri olarak tanımlanıyor. Dünyada ve ülkemizde her 10 kadından 1’inde görülen endometriozis, kadınlık hormonu olan östrojen ile ilişkili olması ve bu yaşlarda vücutta daha fazla bulunması nedeniyle üreme çağı olan 18-45 yaş grubundaki kadınları tehdit ediyor. Başta ağrı kesiciler ile geçmeyen ağrılı ve düzensiz adetler olmak üzere pek çok soruna yol açarak hayat kalitesini düşürebiliyor, çok daha önemlisi anne olmayı engelleyebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, kadınlarda yaygın görülmesine rağmen endometriozise tanı konulmasının en gelişmiş ülkelerde bile 8-10 yılı bulabildiğini belirterek, “Endometriozisin belirtileri hastalığın yerleşmiş olduğu bölge ile yayılım durumuna göre farklılık gösteriyor. Ayrıca bazı hastalarda hiçbir semptom gelişmiyor veya idrarda yanma, bağırsak alışkanlığındaki değişimler, kronik karın ağrısı gibi başka hastalıkları taklit eden belirtilerle de ortaya çıkabiliyor. Tanıdaki gecikmenin en yaygın sebebi ise endometriozisin ilk belirtilerinin çoğu zaman ağrı olması nedeniyle hastalar tarafından pek önemsenmemesi. Ayrıca her adet zaten ağrılı geçer inanışı hekime başvuruyu geciktiriyor. Bunların sonucunda aslında genç yaşta yakalanabilecek olan hastalık ileri safhalarda tespit ediliyor.  Oysa erken teşhis sayesinde ileriye yönelik önlemler alınıyor, böylece

üreme fonksiyonları korunabiliyor ve şiddetli ağrıya bağlı olarak yaşam kalitesinin düşmesi önlenebiliyor” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, endometriozisin atlanmaması gereken 10 sinyalini anlattı; önemli bilgiler verdi!

Doç. Dr. Cihan Kaya

Doç. Dr. Cihan Kaya

Ağrılı adetler

Endometriozis hastalığında en sık karşılaşılan şikayetlerden biri, adet döneminde gelişen ağrı oluyor. Ağrı kadınların aile, iş ve günlük yaşamlarını ciddi boyutlarda etkileyebilecek şiddete ulaşabiliyor. Doç. Dr. Cihan Kaya, ağrının sıklıkla adet döneminden hemen önce başladığını ve genellikle adet dönemi boyunca devam ettiğini belirterek, “Hastalığın evresinden ya da varsa kistlerin boyutlarından bağımsız olarak çikolata kistine bağlı gelişen ağrı acil başvurusu yaptıracak kadar dayanılmaz şiddete ulaşabiliyor. Hastalar çoğu zaman ağrılar nedeniyle tekrarlayan ağrı kesiciler, enjeksiyonlar, sıcak su torbaları gibi yöntemlere ihtiyaç duyuyorlar” diyor.

Cinsel ilişkide ağrı

Özellikle rahmin arkasındaki bağların ya da vajenin birlikte tutulduğu endometriozisin ileri evrelerinde cinsel ilişki sırasında dayanılmaz şiddette ağrı gelişmesi, yine yaygın görülen belirtilerden. Ağrı bu bölgede bulunan sinirlerin tutulumu ve organ anatomisinin bozulması sonucu oluşuyor.  Özellikle iki taraflı kisti olan hastalarda cinsel birliktelik sırasında ağrı şikayetine daha sık rastlanıyor.

Bağırsak alışkanlığındaki değişimler

Endometriozis sadece yumurtalıkları değil karın içerisinde özellikle çevre organları da tutabiliyor. Yakın komşuluğu nedeniyle bağırsak yüzeylerinde de endometriozis odakları görülebiliyor. Bağırsak ve bu bölgedeki sinirlerin tutulumu nedeniyle bazen karında geçmeyen şişkinlik, dışkılamada zorluk, ishal, kabızlık ve gaitada kan görülmesi gibi sorunlar yaşanabiliyor. İleri tutulum varlığında bağırsaktan dışkı geçişi mümkün olmuyor ve halk arasında ‘bağırsak tıkanıklığı’ olarak bilinen tablo ortaya çıkabiliyor.

Yoğun adetler

Endometriozis sadece rahmin dışındaki organları değil, rahmin kas tabakasını da tutabiliyor. Bu durum tıp literatüründe adenomiyozis olarak biliniyor. Adenomiyozis, çikolata kisti olan her üç kadından 1’inde görülüyor. Bu tablo özellikle ağrılı, düzensiz ve uzamış adet kanamalarına neden oluyor. Adenomiyozis tanısı ultrasonla tecrübeli hekimler tarafından konabiliyor.

İdrar yaparken ağrı

Endometrioziste, bağırsak tutulumunun yanı sıra bir diğer yakın organ olan idrar torbası ve idrar boruları da etkilenebiliyor. Özellikle ileri evre endometriozis hastalarında, idrar borularının yumurtalıklara yakın olması nedeniyle bu borularda tıkanıklık, böbreklerde genişleme ve daha ileri aşamalarda böbrek kayıpları görülebiliyor. Özellikle idrar torbası tutulumunda adet dönemlerinde ağrılı idrar yapma, kanlı idrar ve devamlı alt karın ağrısı ile birlikte sık idrara çıkma gibi belirtiler gelişebiliyor.

Bel – bacak ağrısı

Endometriozis alt karın boşluğunu yoğun biçimde saran kas tabakasını, bu bölgedeki lifleri ve sinirleri tutabiliyor. Bu tutulumlar nadir görülse de hastalarda bel ağrısı, bacak bacak üstüne atamama, siyatik sinir tutulumundan kaynaklanan bacak arkasında ağrı ve sürekli alt karın bölgesinde kramp şeklinde şikayetlere neden olabiliyor.

pause sağlık

İnfertilite

Genç yaştaki kadınların hastalığı olduğu için endometriozisin üreme fonksiyonu üzerinde de olumsuz etkileri olabiliyor. Öyle ki hamile kalamayan her üç kadından 1’inde endometriozis tespit ediliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, yumurtalık tutulumunda sağlıklı yumurtalık dokusunun etkilenebildiğini vurgulayarak, “Özellikle iki taraflı yumurtalıkların tutulması halinde zaten yaşam boyu belirli bir sayıda olan yumurta sayısı giderek azalabiliyor. Bunun dışında tüplerin tıkanması ya da rahmin tutulması embriyo için olumsuz bir ortam oluşturarak kendiliğinden gebe kalma şansını üçte bir oranında azaltabiliyor” diye konuşuyor.

Kesi yerlerinde şişlikler

Özellikle eski ameliyat kesi yerlerinde (sezaryen ya da normal doğum kesi yerleri) adet dönemlerinde ele gelen şişlikler cilt altına yerleşen endometriozisin habercisi olabiliyor.

Sağ omuza vuran ağrı, nefes alamama

Diyafram ya da akciğer tutulumunda yine adet dönemlerinde sağ omuza vuran ağrı, kanamalı kusma ve akciğerlerde sönmeye bağlı nefes alamama gibi belirtiler de endometriozise işaret edebiliyor.

Kronik yorgunluk ve kas ağrıları

Endometriozis migren ve fibromiyalji gibi hastalıklarla da sıklıkla birlikte görülebiliyor. Bu durum, hali hazırda alt karın bölgesindeki ağrıları nedeniyle günlük hayatı etkilenmiş olan kadınlarda genel bir halsizlik, yorgunluk, isteksizlik, baş ağrısı ve kas kramplarına yol açabiliyor.

Tedavi hayat kalitesini artırıyor!

Endometriozis tedavisi hastanın yaşına, şikayetlerine, hastalığın tutulum derecesine, çocuk isteğine ve varsa kitlenin iyi-kötü huylu olma durumuna göre değişiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, şikayetleri olmayan hastalarda çoğunlukla düzenli takip ya da ilaç tedavilerinin yeterli geldiğini belirterek, şöyle devam ediyor: “Ancak büyük yumurtalık kistleri olan, ağrı kesicilere cevap alınamayan ağrı sorunu yaşayan ya da kanser şüphesi taşıyan hastalara laparoskopi (kapalı ameliyat) yöntemiyle ameliyat önerilebiliyor. Anne olmak isteyen, ancak yumurtalık sayısı azalmış hastaların doğal yollarla çocuk sahibi olamaması durumunda tüp bebek yöntemi tavsiye edilebiliyor. Oldukça başarılı sonuçlar alınan bu tedaviler hastaların hayat kalitesini artırarak ağrı ya da kaygı sorunlarıyla uğraşmak yerine hayata tekrar dönmelerine yönelik olarak uygulanıyor”        

Omzunuzda ağrı ve sertlik varsa, dikkat!

Aniden ortaya çıkıyor, omuz ekleminde oluşturduğu sertlik ve şiddetli ağrının yanı sıra eklem hareketlerinde büyük ölçüde kayba neden oluyor. Genellikle tek omuzda başlasa da ilerleyen süreçte diğer omzu da etkileyebiliyor. Zamanla kişiyi omuzla ilgili hiçbir hareketi yapamaz hale getiren bu sendrom ‘donuk omuz’ olarak adlandırılıyor. Dolayısıyla saçlarınızı tarayamıyor, yemek yiyemiyor, giyinemiyor, hatta düğme iliklerken bile zorluk çekiyorsanız, omzunuz donmuş olabilir! Omuz kapsülünün enflamasyonu ve kalınlaşmasıyla karakterize olan donuk omuz sendromu genellikle omzunu az veya hatalı kullanan kişilerde veya özellikle kontrolsüz diyabete bağlı kan şekeri yüksekliği nedeniyle 40- 60 yaş arasındaki kadınlarda daha sık görülüyor. Tedavi edilmezse 1-3 yıl içinde çoğunlukla kendiliğinden geriliyor. Ancak yaşam konforunu ciddi şekilde bozduğu için tedavi elzem oluyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerem Bilsel, günümüzde çeşitli tedavi seçenekleriyle hastaların sağlıklı bir omuza kavuşabildiklerine dikkat çekerek, “Tedavi süreleri ve günlük aktivitelere tam anlamıyla dönüş her uygulama için farklılık gösterse de cerrahi veya cerrahi dışı seçeneklerle ortalama 3-4 ay içerisinde rahatlama ve geri dönüş sağlanabiliyor. Tedavide önemli olan ve sürdürülmesi gereken nokta, hareket arkının açılmasını sağlayan fizik tedavi ve rehabilitasyona düzenli bir şekilde devam etmektir” diyor.

Prof. Dr. Kerem Bilsel

Prof. Dr. Kerem Bilsel

Genellikle sebebi bilinmese de…

Donuk omuz sendromunun en sık idiopatik, yani sebebi belli olmayan tipi görülüyor. Ayrıca omuz çevresinde oluşan yaralanmalara ve kırık sonrasında yapılan ameliyata veya omzu uzun süre hareketsiz tutmaya bağlı olarak da gelişebiliyor. Özellikle diyabet veya tiroit hastalıkları olanlar, kan şekeri ve tiroit hormonlarındaki kontrolsüz değişikliklere bağlı olarak donuk omzun gelişmesinde daha fazla risk taşıyorlar.

Üç aşamadan oluşuyor: Donma, katılaşma, çözülme

Prof. Dr. Kerem Bilsel, donuk omuz sendromunun donma, katılaşma ve çözülme olmak üzere üç aşamadan oluştuğunu belirterek, bu süreci şöyle anlatıyor:

Donma/ Enflamasyon fazı: Donma ve enflamasyon fazı ağrının en şiddetli yaşandığı dönemi oluşturuyor ve genellikle  2. ile 9. aylar arasında  görülüyor. Omuzda oluşan ağrı hareket ve omzu zorlamayla daha da şiddetleniyor, hastayı geceleri de uyutmayacak boyutlara ulaşabiliyor.

Katılaşma fazı: Hastalığın 4. – 9. ayları arasında daha çok görülüyor. Hareket kısıtlılığının gittikçe arttığı, günlük basit aktivitelerin (giyinme, soyunma, yemek yeme ve saçları tarama gibi) zor yapıldığı dönemi oluşturuyor.

Çözülme fazı: Hareketlerin açılmaya başladığı çözülme fazı, sendromun 5. ila 26. aylarına denk gelen aralıkta görülüyor. Hastanın rahatladığı ve iyileşme gösterdiği dönemi ifade ediyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi

Fizik tedaviyle başarılı sonuçlar alınıyor

Donuk omuz tedavisinde hedef, hastanın ağrısını dindirmek ve günlük aktivitelerini rahat bir şekilde yapabilmesi için eklemlerin hareket açıklığına ulaşmasını sağlamak. Üç basamaktan oluşan tedaviye genellikle ilaçlar eşliğinde uygulanan fizik tedavi yöntemiyle başlanıyor ve sorun hastaların çoğunda cerrahi işleme gerek kalmadan gideriliyor. Prof. Dr. Kerem Bilsel, ilk basamak tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda ayaktan tedavi seçenekleri olan 2. basamağa geçildiğini belirterek, “İlk seçenek, omuz eklem kapsülünün içine enflamasyonu engelleyici lokal kortizon enjeksiyon yapılması, ardından fizyoterapist eşliğinde kapsülü geren ve hareket açıklığı kazandıran fizyoterapi yönteminden oluşuyor. İkinci seçenek ultrason eşliğinde, lokal anesteziyle omuz bölgesinin ana siniri olan supraskapular sinirine lokal blokajı yapılarak, omuz eklemine hareket kazandırmaya çalışmaktır. Uygun dozajda ve sürede oral sistemik kortikosteroid tedavisi ile hastayı fizyoterapi eşliğinde takip etmek ise 3. seçeneği oluşturuyor” diyor.

Nadiren ameliyat gerekebiliyor           

Donuk omuzda, ilk 8-10 ay içinde tedaviye yanıt alınamadığı durumda 3. basamak tedaviye geçiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerem Bilsel, ameliyathane koşullarında ve genel ya da bölgesel anestezi altında uygulanan bazı tedavileri şöyle özetliyor: “Örneğin, genel anestezi altında, artroskopik, yani kapalı cerrahi yöntemiyle omuz kapsülü radyofrekans yönteminden destek alınarak çepeçevre gevşetilebiliyor. Bu esnada, anestezi uzmanları tarafından hastaya, ameliyat sonrasında 2-3 gün kalacak olan omuz sinir blokajı ve kateteri uygulanabiliyor. Bu sayede, hasta ameliyatın ardından, kateterden yapılacak olan lokal anesteziyle erken hareket imkanı sağlayan egzersizlere başlatılabiliyor. Hasta 2-3 gün içinde taburcu olduktan sonra fizyoterapi merkezine yönlendiriliyor” Tedavinin 3. basamağındaki  başka bir seçenek ise ameliyathane koşullarında ve yine bölgesel veya genel anestezi altında, cerrahi  işlem yapmadan hastanın kolunu kapalı manipülasyonlar ile kontrollü bir şekilde açmak.

‘Sessiz hipertansiyon’a dikkat!

‘Sessiz hipertansiyon’a dikkat!

Ülkemizde her 3 kişiden birinin hipertansiyon hastası olduğu biliniyor. Ancak bu sinsi hastalık uzun yıllar hiçbir belirti vermeden ‘sessizce’ ilerleyebildiği için sayının çok daha yüksek olduğu öngörülüyor. ‘Sessiz hipertansiyon’da, yüksek hipertansiyonunun yol açtığı baş ağrısı veya baş dönmesi gibi sorunlar yaşanmadığını yani herhangi bir uyarı işareti olmadığını belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Kişinin hiçbir şikayeti olmasa bile yüksek tansiyon yine de organlara zarar vererek kalp hastalığı, felç ve böbrek hastalığı gibi çok ciddi hastalıkların riskini artırabiliyor. Bu nedenle sessiz katil olarak da adlandırılıyor” diyor. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında yaptığı açıklamada, hipertansiyon hakkında bilinmesi gereken 5 noktayı anlattı, ‘sessiz hipertansiyon’a yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci

Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci

Bu risklere dikkat!

Sessiz hipertansiyon görünürde hiçbir şikayete yol açmadığı için “benim bir sorunum yok” yanılgısına düşmemek gerektiğini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci bazı kişilerin yüksek riskli grupta olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Özellikle ailenizde hipertansiyonu olan bir kişi varsa, orta yaş ve üzerindeyseniz, kilonuz ideal kilonuzdan fazlaysa, hareketsiz bir yaşam tarzına sahipseniz, sürekli stres altında yaşıyor ve stresinizi yönetemiyorsanız, uyku apneniz varsa hipertansiyon açısından riskli gruptasınız demektir ve tansiyon ölçümünü mutlaka düzenli yapmanız gerekir.”

Sessizce organlara zarar veriyor!

Sessiz hipertansiyonun yıllar içerisinde vücuda zarar verebileceğini hatta kalp hastalığı, felç ve böbrek hastalığı gibi çok ciddi hastalıkların riskini artırabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebebi, bu nedenle herhangi bir belirti olmasa da bazı durumlarda mutlaka şüphelenmek ve doktora başvurmak gerektiğini söylüyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci şöyle konuşuyor: “Sessiz katil terimi genellikle sessiz hipertansiyonu tanımlamak için kullanılır çünkü genellikle semptom göstermediğinden insanlar kalp krizi veya inme gibi tıbbi bir acil durumla karşılaşana kadar hipertansiyonları olduğunu fark etmeyebilirler.”

Yaygın bir hastalık!

Ülkemizde her 3 kişiden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Araştırmalar, özellikle yetişkinler arasında sessiz hipertansiyonun yaygın olduğunu gösteriyor. Sessiz hipertansiyona yönelik Journal of Hypertension’da yayınlanan bir çalışma, yüksek tansiyonu olan yetişkinlerin yaklaşık yüzde 30’unda herhangi bir belirti görülmediğini ortaya koyarken, American Journal of Epidemiology’de yayınlanan bir başka çalışma da, 18- 85 yaş arası yetişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sinde ssiz hipertansiyon olduğunu gösteriyor” diyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci

Bu belirtileri dikkate alın!

Hipertansiyonun (yüksek kan basıncının) genellikle belirgin semptomları olmasa da baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, bulanık görme veya göğüs ağrısı gibi şikayetlerin mutlaka dikkate alınması, “çok stresli bir gündü onun için başım ağrıyor” ya da “çok koşturdum dinleneyim geçer” gibi düşüncelerle ihmal edilmemesi gerekiyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Bu semptomlar hipertansiyona özgü olmadığından yüksek tansiyonunuz olup olmadığını öğrenmenin tek yolu bir sağlık uzmanı tarafından ölçülmesidir. Düzenli tansiyon kontrolü, hipertansiyonun saptanması ve vücuda zararlarının en aza indirilmesi için büyük önem taşımaktadır” diyor.

Tedavide bu önerilere dikkat!

Sessiz hipertansiyonun tedavisinde yaşam tarzı değişiklikleri ve kan basıncını düşürücü ilaçların önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, ideal kiloyu koruma, tuzu azaltma, alkol ve sigaradan kaçınma, ilaçları düzenli kullanma kan basıncını düşürmeye ve hipertansiyondan kaynaklanan komplikasyon risklerini azaltmaya yardımcı olacaktır” diye konuşuyor.

 

Yılbaşı sofralarına dikkat!

Yılbaşı sofralarına dikkat!

Yeni yıla sayılı günler kala yılbaşı akşamı için hazırlıklara başlandı bile. Hemen hepimizin planlarında öncelik ise genellikle soframızda yer alacak olan yemek ve içeceklerdeki çeşitlilik oluyor. Birçok kişiye göre bu sofralardaki yemek çeşidi ne kadar çok olursa gelecek yıl da o kadar bereketli geçiyor.  Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, ancak yılbaşı sofrasında bazen yemek ve içecek miktarının kontrolsüzce artabildiğine dikkat çekerek, “Yeni yılda en büyük beklentimiz çoğumuz için sağlık oluyor. Ancak gece geç saatlere kadar sofrada oturulması daha fazla yemek yemek anlamına geliyor. Buna bir de aşırı miktarda tüketilen içecekler de eklenince; ertesi gün mide ağrısı ve reflü gibi sindirim sorunlarının yanı sıra baş ağrısı ve halsizlik gelişebiliyor. Özellikle diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalığı gibi sağlık sorunları olan kişiler bu durumdan daha fazla etkileniyor, ani tansiyon ve şeker yükselmesiyle karşı karşıya kalabiliyor. Bu nedenle yılbaşı sofrasında bazı beslenme kurallarına dikkat edilmesi yeni yıla sağlıklı başlanması için çok önemlidir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, yılbaşı sofrasında dikkat etmeniz gerekenbeslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı

Yemeğe hafif bir çorba ile başlayın

Akşam yemeğine çorba ile başlamanız daha az ve yavaş yemenize yardımcı olacağı için olası mide şikayetlerinin de önüne geçiyor. Ayrıca daha düşük kalorili beslenmeniz de mümkün olabiliyor.

Zeytinyağlı sebze yemekleri şart

Sofralarımızın baş tacı olan zeytinyağlı sebze yemekleri, yılbaşı sofralarının da vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.  Yılbaşı akşamında masanızda birkaç çeşit zeytinyağlı sebze bulunması hem görsel tokluğa hem de midemizin kolay doymasına destek oluyor. Ayrıca pırasa, lahana ve kereviz gibi kış sebzelerinin içerdikleri posalar bağırsak sağlığımız üzerinde de önemli rol oynuyorlar.

Et yemeğinizi fırında pişirin

Sağlıklı bir yılbaşı için akşam yemeğini hazırlarken kullanacağınız pişirme yöntemine dikkat edin. Sofrada sunacağınız yiyecekleri hazırlarken; buharda, fırında veya ızgarada gibi pişirme yöntemlerini tercih etmeniz, yemeklerin kalori içeriklerini azaltmalarının yanı sıra daha rahat sindirim sağladıkları için mide rahatsızlıklarının oluşumunu da önlüyor. Tavuk ile hindi gibi et yemeklerini ve patatesleri fırında kızartmanız, sebzeleri tavada ızgara yaparak hazırlamanız, yemeklerin kalori içeriklerinin oldukça azalmalarını sağlayacaktır.

Sofraya çok aç oturmayın

Akşam çok fazla yemek yiyeceğinizi düşünerek tüm gün aç kalmamaya dikkat edin. Güne mutlaka hafif bir kahvaltıyla başlamanız, öğlen yemeğinde zeytinyağlı sebze veya salata tarzı yiyecekleri tüketmeniz çok önemli. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, “Çok aç karnına yemeğe oturduğunuz zaman, sofrada bolca yemeklerin olacağını da göz önüne alırsak, hızlıca fazla miktarda yemek yeme riskiyle karşılaşırsınız” diyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı

Yemeğin yanında mutlaka salata olsun

Tabağınızı hazırlarken sofradaki yiyeceklerden az miktarda alıp yanında salata tüketmeniz de önem taşıyor. Zira salata posa içeriğinin yüksek olması bağırsakların çalışmasına katkı sağlıyor. Kalori içeriği de düşük olan salata kilo alımını önlerken, içerdiği sindirilebilir ve sindirilemez posa etkisiyle tokluk hissinin daha hızlı oluşmasına destek verebiliyor. Bunların yanı sıra renkli sebzelerin içerdikleri antioksidan öğeler de günümüzde çok yaygın olan enfeksiyonlardan korunmada etkili oluyor.

Mayonez yerine yoğurt kullanın

Yemeklerin kalori ve yağ içeriklerini azaltmak için bazı değişiklikler yapmaya özen gösterin. Örneğin, hazırlayacağınız mezelerde ve salatalarda mayonez yerine yoğurdu tercih edebilirsiniz. Yoğurt hem lezzet hem de içerdiği mineral ve vitaminler ile son derece faydalı bir besin olmasının yanı sıra mayonezle kıyaslandığında daha düşük kalori içeriyor. Sofrada bulunduracağınız peynirlerin az yağlı olmasına da dikkat etmenizde fayda var.

Meyveli veya sütlü tatlı tercih edin

Şerbetli tatlılar ve yaş pastalar oldukça fazla kalori ile yağ içeriyor. Zaten fazlaca tüketilen yemeklerin üzerine bu tatlıları eklediğinizde, gece alacağınız kalori ve yağ miktarı yaklaşık 2 katına çıkıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, “Mutlaka tatlı tüketecekseniz, taze meyveli veya hafif sütlü tatlıları tercih etmeniz, kalori artışının daha düşük olmasını sağlayacaktır” diyor.

Kuruyemişler çok sağlıklı olsa da…

Kuruyemişler, içerdikleri protein, iyi yağlar ve mineraller ile çok kıymetli besinler arasında yer alıyor. Ancak çok sağlıklı besinler olsalar da tüketim miktarlarına dikkat edilmesi gerekiyor. Zira 100 gram kuruyemiş yaklaşık 500-700 kalori içeriyor.

Bol bol su için

Su vücudumuzun düzenli çalışması ve sindirimin sağlıklı olması için elzem bir içecek. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, her zaman olduğu gibi yılbaşı sofrasında da su içmeye özen göstermeniz gerektiğini belirterek, “Yeterli su içmeniz geceyi daha rahat geçirmenizi ve sabah daha iyi uyanmanızı sağlayacaktır. Ayrıca su kalori içermiyor ve tokluk hissinin oluşmasına da yardımcı oluyor.” diye konuşuyor.

Karnınız açken çok hızlı alkol tüketmeyin

Bol su içmek, alkolün yoğunluğunu ve alınan alkol miktarını azaltıyor. Şarabın bir kadehi ortalama 110-150 kalori arasında oluyor. Kalori içeriği çok yüksek olmadığı için tercih edilebilir. Kilo alma endişeniz varsa, alkollü içecek miktarını 2-3 kadehle sınırlandırmanız uygun olacaktır.       

 

Kulakta ağrı ve tıkanma hissi yaşıyorsanız, dikkat!

Kulakta ağrı ve tıkanma hissi yaşıyorsanız, dikkat!

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz, yaz döneminde sıkça görülen dış kulak enfeksiyonlarının önlenebilir olduğunu belirterek “Ataç, anahtar, sıvı ve sprey gibi maddeler ile kulağınızı temizlemeyin” dedi. Doç. Dr. Titiz, enfeksiyon durumunda yaşanan ağrı geçse bile hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekti.

Acıbadem Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz, deniz ve havuzun çokça tercih edildiği yaz günlerinde “dış kulak yolunu döşeyen derinin ve kulak zarının dış yüzeyinin iltihaplanması” olarak tanımlanan “Otitis Eksterna” adlı dış kulak enfeksiyonunun arttığını söyledi. Doç. Dr. Ali Titiz, “Dış kulak yolunun kendi kendini temizleme özelliği ve enfeksiyonlara karşı koruma mekanizması olmasına karşın nemi saklama özelliğinden dolayı diğer vücut derilerine göre enfeksiyon oluşumuna daha elverişli bir ortam yaratır. Bu durum, yeteri özen gösterilmediği zamanlarda, bakteri ve mantarların üremesini ve kolayca hastalık oluşmasına sebep olabilir.“ dedi. Doç. Dr. Ali Titiz, kulak temizleme pamuklarının gereksiz ve sürekli kullanımının dış kulak yolu cildinin tahriş olmasına ve enfeksiyonlara açık hale gelmesine zemin hazırladığının da altını çizdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Ali Titiz

Enfeksiyonu bunlar tetikliyor

Dış kulak yolunun, enfeksiyonlara karşı korunma mekanizması içermesine rağmen bazı faktörlerin enfeksiyon gelişimini kolaylaştırdığını veya doğrudan neden olduğuna değinen Doç. Dr. Ali Titiz, bu faktörlerin kişiye bağlı ve dış faktörler olmak üzere iki grupta toplandığını ifade etti. Dış faktörlerin başında havuz ve deniz kirliliği, depo sularının kullanıldığı duş sularının geldiğini belirten Doç. Dr. Titiz “Kişiye bağlı faktörler ise genel vücut durumu ile ilişkili sistemik veya kulak bölgesine ait lokal nedenler olarak ikiye ayrılır. Diyabet, obezite, bağışıklık sistemi hastalıkları, dermatolojik hastalıklar, beslenme bozuklukları vb. sistemik faktörler arasındadır. Dış kulak yolu cildinin travması (temizleme veya kaşıma gibi nedenler vb.), dış kulak yolu darlıkları (serumen birikmesi, dar veya kıvrımlı kanal, ekzostoz vb.), koruyucu serumenin olmaması (sık suya maruziyet ve sık kulak temizleme alışkanlığı), daha önce dış kulak yolu enfeksiyonu geçirmek, yüzme, dalış ve su ile ilgili aktivitelere katılım, sıcak ve nemli hava, işitme cihazı kullanımı gibi faktörler ise kişiye bağlı diğer faktörlerdir”  diye konuştu. Doç. Dr. Ali Titiz, bu faktörlerin etkisiyle koruyucu serumen tabakasının ortadan kalktığını ve enfeksiyon sürecinin başladığını ifade etti.

Ağrı ve tıkanma hissiyle başlıyor

“Dış kulak yolu enfeksiyonunda en önemli fiziksel bulgu, kulak kanalının ön kısmına veya kulak kepçesinin arkaya doğru çekilmesi ile ağrı oluşumudur. Genellikle 1-2 gün boyunca artan ağrı ve bu ağrıya eşlik eden kulak kanalında tıkanma hissi olur. Bazen ağrı çok şiddetli olabilir” diyen Doç. Dr. Ali Titiz, görülen diğer belirtileri şöyle sıraladı: “Kulakta dolgunluk veya basınç hissi; başlangıçta açık, ardından iltihabi ve kötü kokulu kulak akıntısı; özellikle mantar enfeksiyonu veya kronik enfeksiyonlarda kaşıntı; işitme kaybı; tinnitus (kulak çınlaması); enfeksiyon tedavi edilmezse ateş ve boyunda şişlik (lenf bezi büyümesi); nadiren iki taraflı dış kulak yolu enfeksiyonu.”

Tedavi etkisiz kalırsa test gerekebilir

Bu belirtilerin görülmesi halinde bir kulak burun boğaz hekimine muayene olmak gerektiğini belirten Doç. Dr. Ali Titiz ”Genellikle fiziksel muayene yeterlidir. Fakat tedavi önlemleri etkisiz kalırsa veya hastanın bağışıklık sistemi ile ilgili sorunları varsa laboratuvar testlerine ihtiyaç duyulabilir. Bunlar; kulak kültürü, kan şekeri düzeyi ve hemogram vb. olabilir. Nadiren görüntüleme yöntemlerine de ihtiyaç duyulabilir“ dedi.

Ağrı geçse bile doktora başvurulmalı

Tedavi süreciyle ilgili konuşan Doç. Dr. Ali Titiz ”Belirtiler görüldüğü anda kulağın su temasının kesilmesi gerekir, ağrı için basit ağrı kesici kullanılabilir. Hastanın, kulağa sıvı ya da katı maddelerin uygulanmasından kaçınması ve ağrı geçse de hızla doktora başvurması önemlidir” dedi. Doç. Dr. Titiz, tedavi süresince su temasını önleyecek tıkaçlar kullanmak gibi yöntemlerle kulağın kuru tutulmasının iyileşme sürecini hızlandırdığına dikkat çekti.

“Tatile çıkmadan kulak temizletmek etkili bir önlem”

Dış kulak yolu iltihabının sık karşılaşılan bir sorun olduğunu ancak kolaylıkla önlenebileceğinin altını çizen Doç. Dr. Ali Titiz şunları söyledi: “Özellikle sık buşon (halk arasında kulak kiri) temizliği ihtiyacı olan kişilerin yaz başlangıcında kulak temizliği yaptırıp bu şekilde tatile çıkmaları etkili bir önlemdir, kulak çubuklarının uygun kullanımı, sadece dış kulak yolunun girişinin temizlenmesi önemlidir. Ataç, anahtar, sıvı ve sprey gibi maddeler veya parmağınızı kulak yoluna sokarak yapılan temizleme işleminden kaçınılmalıdır. Bu işlem dış kulak yolu derisini zedeleyebilir. Kulakların kuru tutulmaya çalışılması, yüzme veya duş almadan sonra kulakların temiz bir havlu ile kurulanması önemlidir. Başın ve kulak kepçesinin hareket ettirilmesi ile suyun dışarı akması sağlanabilir. Sık tekrarlayan dış kulak yolu iltihabı varlığında yüzme veya duş sırasında kulak tıkaçları veya başlık kullanarak suyun kulağa kaçması engellenebilir.”

Polikistik Over Sendromu’na dikkat!

Polikistik Over Sendromu’na dikkat!

Toplumda ‘yumurta tembelliği’ olarak bilinen ve her ay olması beklenen yumurtlamanın gerçekleşememesi sonucu gelişen Polikistik Over  Sendromu, üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen hormonal bozuklukların başında yer alıyor. Öyle ki dünyada ve ülkemizde üreme çağındaki her 10 kadından birinde bu sendrom teşhis ediliyor.  Son yıllarda özellikle beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve obezitenin yaygınlaşması nedeniyle görülme sıklığı giderek artan Polikistik Over Sendromu’nda erken teşhis büyük önem taşıyor. Zira, tedavide gecikildiğinde hamileliği önlemesinin yanı sıra diyabetten kalp hastalıklarına, obeziteden karaciğer yağlanmasına kadar pek çok farklı sağlık sorununun oluşumunu da tetikleyebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, bu nedenle hiçbir yakınması olmasa bile her kadının yılda bir kez düzenli olarak jinekolojik muayene olması gerektiğine dikkat çekerek, “Özellikle adet düzensizliğinde ise zaman kaybetmeden hekime başvurmak çok önemli.  Erken teşhis ve tedavi sayesinde bu sendromun yol açabileceği ciddi komplikasyonlar önlenebiliyor veya kontrol altına alınabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Cihan Kaya

En yaygın belirtisi adet düzensizliği

Polikistik Over Sendromu’nda belirtilerin sayısı ve şiddetli hastaya bağlı olarak değişse de çoğu kadında adet düzensizliği en sık görülen yakınmayı oluşturuyor. Yılda 9’dan az adet görme ya da ardışık 3 veya daha fazla ay adet görmeme şeklinde ortaya çıkabiliyor. Kesin nedeni henüz bilinmese de, yumurtlama fonksiyonunun düzenli çalışmamasında insülin direnci ya da artan erkeklik hormonu (testosteron) seviyeleri suçlanıyor. Özellikle adetleri düzenli ve zayıf kadınlarda herhangi bir belirti vermemesi nedeniyle genellikle başka bir hastalık için yapılan tetkiklerde tespit ediliyor. Kilo artışı, tüylenme, infertilite, saç dökülmesi, depresyon, sivilce ve akne gibi sorunlar da Polikistik Over Sendromu’nun diğer belirtilerini oluşturuyor. Bazı hastalarda sadece adet düzensizliği görülürken, bazı hastalarda ise sadece akne ve erkek tipi tüylenme şikayetleri olabiliyor.

Pek çok farklı hastalığı tetikleyebiliyor

Polikistik Over Sendromu infertilitenin en önemli sorumlularından biri olarak gösteriliyor. Özellikle adet düzensizlikleriyle birlikte olan bu sendromda infertilite; yumurtlamada bozukluk, yumurta kalitesinin etkilenmesi ve embriyonun tutunmasında yaşanan güçlükler nedeniyle oluşuyor. Bunun yanı sıra obezite ve diyabet hastalıkları da hamilelik süreçlerini olumsuz etkileyebiliyor. Polikistik Over Sendromu kadın üreme organlarına yönelik sorunların yanı sıra vücuttaki pek çok farklı sistemi de olumsuz yönde etkiliyor. Öyle ki tedavi edilmediğinde insülin direnci, tip 2 diyabet, obezite,  kalp hastalığı, kolesterol artışı, karaciğer yağlanması, uyku apnesi, uyku bozuklukları, erkek tipi kıllanma, sivilce ile akne gibi pek çok hastalıkları tetikleyebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tanı çeşitli yöntemlerle konuluyor

Polikistik Over Sendromu tanısını koyduran özel bir test yok. Tanısında; genel muayene, bazı laboratuar testleri, adet düzeninin sorgulanması ve aile öyküsü önem taşıyor. Bunların yanı sıra yapılan hormon analizinde artmış testosteron seviyeleri de tanıyı destekliyor. Bazı hastalarda gizli şeker varlığı olabileceği için şeker yükleme testine de başvuruluyor.

Tedaviyle kontrol altına alınabiliyor!

Kesin tedavisi olmamakla birlikte ‘Polikistik Over sendromu’nun yol açtığı sorunlar tedaviyle kontrol altına alınabiliyor. Tedavisindeki temel yaklaşım, hastaların çoğu fazla kilolu oldukları için diyet ve düzenli egzersizin hayat akışına eklenmesi gibi yaşam tarzı değişikliği oluyor. Kilolu hastalarda mevcut kilonun yüzde 10’luk kaybıyla birlikte adetler normale dönebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, bu sendromda erken tanı ve tedavinin son derece önemli olduğuna işaret ederek, “Düzensiz adetleri olan hastada uygun hormonal tedaviler ile adet düzensizliği, akne-tüylenme ve rahim kalınlaşmasının önüne geçilebiliyor. Ayrıca kilo verilmesi ve insülin direncinin tedavisi gibi erken dönemde alınacak önlemler sayesinde diyabet, obezite ile kalp hastalıkları gibi sorunlar engellenebiliyor. İnfertilite sorunu yaşanıyorsa tedavi sonrasında hamile kalmak mümkün olabiliyor. Kendiliğinden hamile kalamayan hastalarda aşılama tedavileri ya da tüp bebek tedavileriyle hamilelik elde edilebiliyor” diyor. Doç. Dr. Cihan Kaya, düzenli aralıklarla kan basıncı ve vücut kitle indeksi (VKİ) ile bel çevresi ölçümlerinin yapılmasının da önem taşıdığını belirterek, “Kan kolesterol düzeyi bozuklukları ya da insülin direnci varlığında da uygun tedavilerle sorun kontrol altına alınabiliyor” diyor.

Baharda göz alerjilerine dikkat

Baharda göz alerjilerine dikkat

Kaşıntı, akıntı, yanma, batma… Yüzyılın salgın hastalığı koronavirüs (Covid-19) pandemisinin gölgesinde geçirdiğimiz bahar aylarında göz sağlığı her zamankinden fazla önem taşırken, baharın kendine has özellikleri nedeniyle göz hastalıkları da artıyor. Acıbadem International Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir “Oldukça yaygın bir şikayet olan göz alerjisi ya da tıbbi adıyla alerjik konjonktivit, baharda sık olarak polenlere, ev tozlarına ve kimyasal maddelere bağlı gelişebilir. Pandemi sürecinde ellerinizi gayriihtiyari gözlerinize sürmek ise göz yoluyla Covid-19 enfeksiyonuna zemin hazırlayabilir” diyor. Göz enfeksiyonunun alerjik konjonktivit ile karıştırılabildiğini ve bu nedenle tedavinin gecikebildiğini vurgulayan Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Bahar aylarında artış gösteren polenler başta olmak üzere birçok etken göz sağlığımızı olumsuz etkiliyor. Halk arasında göz enfeksiyonu olarak bilinen konjonktivit baharla birlikte tetiklenirken, gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda çok sık karşımıza çıkıyor. Özellikle gözlerde kızarıklık, yaşarma, çapaklanma ve görme bozukluğu gibi şikayetlere yol açabilen alerjik konjonktivitin, vücudun bağışıklık sisteminin bu alerjenlere karşı duyarlı hale geldiğinde ve tepki gösterdiğini geliştiğini belirten Acıbadem International Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir “Bugünlerde gözlerde kızarıklık, şişlik, kaşıntı, yanma, berrak sulu akıntı, ışık hassasiyeti gibi şikayetlere sıkça rastlıyoruz. Göz alerjilerine burunda kaşıntı, tıkanma gibi belirtilerle ortaya çıkan üst solunum yolu alerjileri de eşlik edebiliyor. Yine mevsimsel göz alerjileriyle birlikte baş ve boğaz ağrısı, kuru öksürük ve boğazda kaşıntı da görülebiliyor” diyor.

Enfeksiyon mu? Alerji mi?

Polenlerden ilaçlara ve bazı yiyeceklere, parfüm gibi kozmetik ürünlerden üst solunum yolu enfeksiyonlarına dek birçok faktörün gözlerimizi doğrudan etkileyebildiğini söyleyen Dr. Nezih Özdemir, üst solunum yolu enfeksiyonlarının viral olabileceği gibi bakteriyel de olabildiğine dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Göz enfeksiyonu alerjik konjonktivit ile karıştırılabildiğinden hasta pandemi sürecinde hastaneye gitmeye de çekindiğinden tedavi gecikebiliyor. Oysa göz hastalıkları ihmale gelmez. Göz hekimleri soruna çözüm bulmak ve enfeksiyon ile alerji arasındaki farkı ayırt etmek için özel muayene cihazlarıyla göz yüzeyindeki doku değişikliklerine bakarak alerjik reaksiyonu tespit ederler. Göz alerjileri, başka göz hastalıklarıyla benzer bulguları paylaştığı için hastanın öyküsünün alınarak tanı konulması önemlidir.”

Kirli eller gözle temas ederse!

Pandemi sürecinde göz sağlığının risklere çok daha açık hale geldiğini belirten Dr. Nezih Özdemir, çevre ile sürekli temas halinde olan ellerimizi gözlerimize sürdüğümüzde ise göz yoluyla Covid-19 enfeksiyonuna zemin hazırlayabileceği uyarısında bulunarak “Ellerin gözlere götürülmemesi, temiz ve tek kullanımlık kağıt mendil kullanılması ve bu kağıt mendilin kullanıldıktan sonra çöpe atılması çok önemli. Kirli ellerin gözlerle teması, mikropların özellikle de bağışıklığı düşük olan kişilerde kolaylıkla gözlerde enfeksiyona yol açmasına zemin hazırlıyor. Bu nedenle ellerin gözle temas ettirilmemesi, sık sık sabunla yıkanması gerekiyor” diyor.  Bilgisayar ekranı ve ortam ısısının da göz sağlığını tehdit eden unsurlar olduğunu, oda sıcaklığının yüksek, nemin düşük olması durumunda göz kuruluğunun ortaya çıktığını belirten Dr. Nezih Özdemir bilgisayar ve tablet karşısında uzun süre kalmamak, gözleri zaman zaman dinlendirmeyi ihmal etmemek gerektiğini söylüyor.

İnatçı öksürük ve sırt ağrısınız varsa “Akciğer Kanserine” dikkat

İnatçı öksürük ve sırt ağrısınız varsa “Akciğer Kanserine” dikkat

Tüm dünyada ve ülkemizde en sık görülen kanserlerin başında gelen akciğer kanseri günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Türkiye’de tüm kanserler içinde erkeklerde 1. kadınlarda ise 5. sırada yer alan akciğer kanserinde erken tanı hayati önem taşıdığından, tüm dünyada farkındalık oluşturabilmek için toplumun dikkati her yıl Kasım ayında akciğer kanserine çekiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, “Hastalığa ait şikayetlerin ortaya çıkması için birkaç yıl geçer ve hastalık ileri evreye gelinceye kadar fark edilmeyebilir. Erken dönemde hiçbir belirti yoktur veya var olan belirtiler hastalar tarafından önemsenmez. Bu nedenle de akciğer kanserini erken evrede yakalamak zordur” diyor. Akciğer kanserinde görülen belirtilerin tümörün yerine, büyüklüğüne ve yayılım durumuna göre değiştiğini kaydeden Doç. Dr. Tülin Sevim “Ortaya çıkan belirtiler akciğerler veya hastalığın yayıldığı (metastaz yaptığı) diğer organlar ile ilgili olabilir. Bu nedenle akciğer kanseri hastalarında çok farklı belirtiler görülebilmektedir” diye konuşuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, akciğer kanserine yol açan faktörlerin başında sigara kullanımının geldiğini belirtirken, bu sinsi hastalığın en sık görülen belirtilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Geçmeyen veya giderek kötüleşen öksürük

Hastalığın erken evresinde en sık görülen belirti geçmeyen ve giderek kötüleşen inatçı öksürüktür. Tümörün kendisi veya hava yollarına yaptığı bası gibi birçok durum akciğer kanserinde öksürüğe neden olabilir. Sigara içen insanlar öksürüklerini sigaraya bağlayarak önemsemezler. Birçok hasta bu şikayeti “sigara öksürüğü” olarak bilir, doğal bir durummuş gibi kabullenir ve doktora başvurmaz. Bu nedenle de hastalarda erken tanı şansı azalmaktadır. İnatçı öksürük önemlidir ve akciğer kanserinin ilk belirtisi olabilir.

Göğüs, omuz ve sırt ağrısı

Ağrı akciğer kanseri hastalarında sık görülen belirtilerden biridir. Tümörün sinirler, kemikler, akciğer zarı, karaciğer gibi organlara yayılması ağrıya neden olmaktadır. Ağrı ciddiye alınan bir belirtidir ve birçok hasta göğüs ve sırt ağrısı, omuz ağrısı nedeni ile doktora başvurmaktadır.

Nefes darlığı

Nefes darlığı, özellikle hastalığın ileri evrelerinde sık görülen bir belirtidir. Sigara, akciğer kanserinin en önemli nedenidir. Uzun yıllar sigara içmiş olan akciğer kanseri hastalarında Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) da sıktır ve nefes darlığı oluşumuna katkıda bulunur. Bunun dışında tümörün akciğer dokusu içine ve hava yollarına yayılması, akciğer zarında sıvı toplanması, akciğer kanseri ile birlikte görülen zatürre gibi durumlar akciğer kanseri hastalarında nefes darlığına neden olmaktadır.

Hışıltılı solunum

Özellikle nefes verirken ıslık sesi gibi bir ses duyulması hışıltılı solunum olarak adlandırılır. Akciğer kanseri, nefes borusu veya hava yollarında daralma yaptığı zaman duyulan sestir ve hastalığın ilk belirtisi olabilir. Hışıltılı solunum astım hastalarında da özellikle ataklar sırasında duyulur. Bazı tümörler, özellikle nefes borusunda yerleşen tümörler akciğer grafisinde görülmeyebilir, bu hastalarda akciğer kanseri düşündürecek tek belirti nefes verirken duyulan bu sestir.

Kanlı balgam

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim “Balgam içinde çizgi şeklinde veya balgamla karışmış şekilde kan görülmesi “kanlı balgam” olarak tanımlanır. Damar duvarındaki yırtılma sonucunda oluşur. Akciğer kanseri için önemli bir belirtidir. Verem, bronşiektazi gibi hastalıklarda da görülebilir. Sigara içen bir kişide balgamda kan görüldüğünde akciğer kanseri mutlaka düşünülmelidir” diyor.

Ses kısıklığı

Akciğer kanserinin ses tellerine giden sinirleri etkilemesi sonucunda ses tellerinde felç, seste çatallaşma, kabalaşma ve ses kısıklığı ortaya çıkabilir. Akciğer kanseri için önemli bir belirti olan ses kısıklığı, üst solunum yolu enfeksiyonları, reflü, gırtlak kanseri gibi hastalıklarda da görülebilir.

Tekrarlayan zatürre atakları

Sık tekrarlayan bronşit veya zatürre akciğer kanserinin bir belirtisi olabilir. Akciğerdeki tömör hava yollarında tıkanmaya neden olduğunda tıkanmanın arkasında enfeksiyon ve zatürre oluşur. Zatürre antibiyotik tedavi ile tamamen düzelmez veya düzelse de bir süre sonra tekrarlar. Bu nedenle düzelmeyen veya özellikle aynı bölgede tekrarlayan zatürre durumunda akciğer kanseri mutlaka düşünülmelidir.

Halsizlik, yorgunluk

Halsizlik ve yorgunluk stres kaynaklığı olabileceği gibi birçok hastalıkta da görülebilir. Her zaman bir kanser belirtisi olarak düşünmek doğru değildir.  Kanser hücrelerinin neden olduğu metabolik değişiklikler, tümörden salınan bazı maddeler, hormonlar değişiklikler kanser hastalarında halsizlik ve yorgunluk nedeni olabilir. Özellikle sigara içen kişilerde başka bir nedenle açıklanamayan halsizlik yorgunluk durumunda akciğer kanseri düşünülmelidir.

Kilo kaybı

İştahsızlık ve istem dışı zayıflama birçok hastalıkta görülebilmektedir ve akciğer kanserinin de belirtisi olabilir. Özellikle sigara içen bir kişi istem dışı kilo vermeye başlamışsa mutlaka bir doktora başvurmalıdır.

Çomak parmak

Doç. Dr. Tülin Sevim “El ve ayak parmaklarının uçlarındaki yumuşak dokunun şişip yuvarlaklaşmasıyla çomak şeklini alması “çomak parmak” olarak tanımlanır. Akciğer kanserinin önemli bir belirtisi olabileceği gibi bronşiektazi, akciğer absesi, kalp ve barsak hastalıkları gibi başka hastalıklarda da görülebilir. Sigara içen bir kişide çomak parmak görüldüğünde akciğer kanseri mutlaka düşünülmelidir” diyor.