Yazılar

Polikistik Over Sendromu’na dikkat!

Polikistik Over Sendromu’na dikkat!

Toplumda ‘yumurta tembelliği’ olarak bilinen ve her ay olması beklenen yumurtlamanın gerçekleşememesi sonucu gelişen Polikistik Over  Sendromu, üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen hormonal bozuklukların başında yer alıyor. Öyle ki dünyada ve ülkemizde üreme çağındaki her 10 kadından birinde bu sendrom teşhis ediliyor.  Son yıllarda özellikle beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve obezitenin yaygınlaşması nedeniyle görülme sıklığı giderek artan Polikistik Over Sendromu’nda erken teşhis büyük önem taşıyor. Zira, tedavide gecikildiğinde hamileliği önlemesinin yanı sıra diyabetten kalp hastalıklarına, obeziteden karaciğer yağlanmasına kadar pek çok farklı sağlık sorununun oluşumunu da tetikleyebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, bu nedenle hiçbir yakınması olmasa bile her kadının yılda bir kez düzenli olarak jinekolojik muayene olması gerektiğine dikkat çekerek, “Özellikle adet düzensizliğinde ise zaman kaybetmeden hekime başvurmak çok önemli.  Erken teşhis ve tedavi sayesinde bu sendromun yol açabileceği ciddi komplikasyonlar önlenebiliyor veya kontrol altına alınabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Cihan Kaya

En yaygın belirtisi adet düzensizliği

Polikistik Over Sendromu’nda belirtilerin sayısı ve şiddetli hastaya bağlı olarak değişse de çoğu kadında adet düzensizliği en sık görülen yakınmayı oluşturuyor. Yılda 9’dan az adet görme ya da ardışık 3 veya daha fazla ay adet görmeme şeklinde ortaya çıkabiliyor. Kesin nedeni henüz bilinmese de, yumurtlama fonksiyonunun düzenli çalışmamasında insülin direnci ya da artan erkeklik hormonu (testosteron) seviyeleri suçlanıyor. Özellikle adetleri düzenli ve zayıf kadınlarda herhangi bir belirti vermemesi nedeniyle genellikle başka bir hastalık için yapılan tetkiklerde tespit ediliyor. Kilo artışı, tüylenme, infertilite, saç dökülmesi, depresyon, sivilce ve akne gibi sorunlar da Polikistik Over Sendromu’nun diğer belirtilerini oluşturuyor. Bazı hastalarda sadece adet düzensizliği görülürken, bazı hastalarda ise sadece akne ve erkek tipi tüylenme şikayetleri olabiliyor.

Pek çok farklı hastalığı tetikleyebiliyor

Polikistik Over Sendromu infertilitenin en önemli sorumlularından biri olarak gösteriliyor. Özellikle adet düzensizlikleriyle birlikte olan bu sendromda infertilite; yumurtlamada bozukluk, yumurta kalitesinin etkilenmesi ve embriyonun tutunmasında yaşanan güçlükler nedeniyle oluşuyor. Bunun yanı sıra obezite ve diyabet hastalıkları da hamilelik süreçlerini olumsuz etkileyebiliyor. Polikistik Over Sendromu kadın üreme organlarına yönelik sorunların yanı sıra vücuttaki pek çok farklı sistemi de olumsuz yönde etkiliyor. Öyle ki tedavi edilmediğinde insülin direnci, tip 2 diyabet, obezite,  kalp hastalığı, kolesterol artışı, karaciğer yağlanması, uyku apnesi, uyku bozuklukları, erkek tipi kıllanma, sivilce ile akne gibi pek çok hastalıkları tetikleyebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tanı çeşitli yöntemlerle konuluyor

Polikistik Over Sendromu tanısını koyduran özel bir test yok. Tanısında; genel muayene, bazı laboratuar testleri, adet düzeninin sorgulanması ve aile öyküsü önem taşıyor. Bunların yanı sıra yapılan hormon analizinde artmış testosteron seviyeleri de tanıyı destekliyor. Bazı hastalarda gizli şeker varlığı olabileceği için şeker yükleme testine de başvuruluyor.

Tedaviyle kontrol altına alınabiliyor!

Kesin tedavisi olmamakla birlikte ‘Polikistik Over sendromu’nun yol açtığı sorunlar tedaviyle kontrol altına alınabiliyor. Tedavisindeki temel yaklaşım, hastaların çoğu fazla kilolu oldukları için diyet ve düzenli egzersizin hayat akışına eklenmesi gibi yaşam tarzı değişikliği oluyor. Kilolu hastalarda mevcut kilonun yüzde 10’luk kaybıyla birlikte adetler normale dönebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, bu sendromda erken tanı ve tedavinin son derece önemli olduğuna işaret ederek, “Düzensiz adetleri olan hastada uygun hormonal tedaviler ile adet düzensizliği, akne-tüylenme ve rahim kalınlaşmasının önüne geçilebiliyor. Ayrıca kilo verilmesi ve insülin direncinin tedavisi gibi erken dönemde alınacak önlemler sayesinde diyabet, obezite ile kalp hastalıkları gibi sorunlar engellenebiliyor. İnfertilite sorunu yaşanıyorsa tedavi sonrasında hamile kalmak mümkün olabiliyor. Kendiliğinden hamile kalamayan hastalarda aşılama tedavileri ya da tüp bebek tedavileriyle hamilelik elde edilebiliyor” diyor. Doç. Dr. Cihan Kaya, düzenli aralıklarla kan basıncı ve vücut kitle indeksi (VKİ) ile bel çevresi ölçümlerinin yapılmasının da önem taşıdığını belirterek, “Kan kolesterol düzeyi bozuklukları ya da insülin direnci varlığında da uygun tedavilerle sorun kontrol altına alınabiliyor” diyor.

Baharda göz alerjilerine dikkat

Baharda göz alerjilerine dikkat

Kaşıntı, akıntı, yanma, batma… Yüzyılın salgın hastalığı koronavirüs (Covid-19) pandemisinin gölgesinde geçirdiğimiz bahar aylarında göz sağlığı her zamankinden fazla önem taşırken, baharın kendine has özellikleri nedeniyle göz hastalıkları da artıyor. Acıbadem International Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir “Oldukça yaygın bir şikayet olan göz alerjisi ya da tıbbi adıyla alerjik konjonktivit, baharda sık olarak polenlere, ev tozlarına ve kimyasal maddelere bağlı gelişebilir. Pandemi sürecinde ellerinizi gayriihtiyari gözlerinize sürmek ise göz yoluyla Covid-19 enfeksiyonuna zemin hazırlayabilir” diyor. Göz enfeksiyonunun alerjik konjonktivit ile karıştırılabildiğini ve bu nedenle tedavinin gecikebildiğini vurgulayan Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Bahar aylarında artış gösteren polenler başta olmak üzere birçok etken göz sağlığımızı olumsuz etkiliyor. Halk arasında göz enfeksiyonu olarak bilinen konjonktivit baharla birlikte tetiklenirken, gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda çok sık karşımıza çıkıyor. Özellikle gözlerde kızarıklık, yaşarma, çapaklanma ve görme bozukluğu gibi şikayetlere yol açabilen alerjik konjonktivitin, vücudun bağışıklık sisteminin bu alerjenlere karşı duyarlı hale geldiğinde ve tepki gösterdiğini geliştiğini belirten Acıbadem International Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir “Bugünlerde gözlerde kızarıklık, şişlik, kaşıntı, yanma, berrak sulu akıntı, ışık hassasiyeti gibi şikayetlere sıkça rastlıyoruz. Göz alerjilerine burunda kaşıntı, tıkanma gibi belirtilerle ortaya çıkan üst solunum yolu alerjileri de eşlik edebiliyor. Yine mevsimsel göz alerjileriyle birlikte baş ve boğaz ağrısı, kuru öksürük ve boğazda kaşıntı da görülebiliyor” diyor.

Enfeksiyon mu? Alerji mi?

Polenlerden ilaçlara ve bazı yiyeceklere, parfüm gibi kozmetik ürünlerden üst solunum yolu enfeksiyonlarına dek birçok faktörün gözlerimizi doğrudan etkileyebildiğini söyleyen Dr. Nezih Özdemir, üst solunum yolu enfeksiyonlarının viral olabileceği gibi bakteriyel de olabildiğine dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Göz enfeksiyonu alerjik konjonktivit ile karıştırılabildiğinden hasta pandemi sürecinde hastaneye gitmeye de çekindiğinden tedavi gecikebiliyor. Oysa göz hastalıkları ihmale gelmez. Göz hekimleri soruna çözüm bulmak ve enfeksiyon ile alerji arasındaki farkı ayırt etmek için özel muayene cihazlarıyla göz yüzeyindeki doku değişikliklerine bakarak alerjik reaksiyonu tespit ederler. Göz alerjileri, başka göz hastalıklarıyla benzer bulguları paylaştığı için hastanın öyküsünün alınarak tanı konulması önemlidir.”

Kirli eller gözle temas ederse!

Pandemi sürecinde göz sağlığının risklere çok daha açık hale geldiğini belirten Dr. Nezih Özdemir, çevre ile sürekli temas halinde olan ellerimizi gözlerimize sürdüğümüzde ise göz yoluyla Covid-19 enfeksiyonuna zemin hazırlayabileceği uyarısında bulunarak “Ellerin gözlere götürülmemesi, temiz ve tek kullanımlık kağıt mendil kullanılması ve bu kağıt mendilin kullanıldıktan sonra çöpe atılması çok önemli. Kirli ellerin gözlerle teması, mikropların özellikle de bağışıklığı düşük olan kişilerde kolaylıkla gözlerde enfeksiyona yol açmasına zemin hazırlıyor. Bu nedenle ellerin gözle temas ettirilmemesi, sık sık sabunla yıkanması gerekiyor” diyor.  Bilgisayar ekranı ve ortam ısısının da göz sağlığını tehdit eden unsurlar olduğunu, oda sıcaklığının yüksek, nemin düşük olması durumunda göz kuruluğunun ortaya çıktığını belirten Dr. Nezih Özdemir bilgisayar ve tablet karşısında uzun süre kalmamak, gözleri zaman zaman dinlendirmeyi ihmal etmemek gerektiğini söylüyor.

İnatçı öksürük ve sırt ağrısınız varsa “Akciğer Kanserine” dikkat

İnatçı öksürük ve sırt ağrısınız varsa “Akciğer Kanserine” dikkat

Tüm dünyada ve ülkemizde en sık görülen kanserlerin başında gelen akciğer kanseri günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Türkiye’de tüm kanserler içinde erkeklerde 1. kadınlarda ise 5. sırada yer alan akciğer kanserinde erken tanı hayati önem taşıdığından, tüm dünyada farkındalık oluşturabilmek için toplumun dikkati her yıl Kasım ayında akciğer kanserine çekiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, “Hastalığa ait şikayetlerin ortaya çıkması için birkaç yıl geçer ve hastalık ileri evreye gelinceye kadar fark edilmeyebilir. Erken dönemde hiçbir belirti yoktur veya var olan belirtiler hastalar tarafından önemsenmez. Bu nedenle de akciğer kanserini erken evrede yakalamak zordur” diyor. Akciğer kanserinde görülen belirtilerin tümörün yerine, büyüklüğüne ve yayılım durumuna göre değiştiğini kaydeden Doç. Dr. Tülin Sevim “Ortaya çıkan belirtiler akciğerler veya hastalığın yayıldığı (metastaz yaptığı) diğer organlar ile ilgili olabilir. Bu nedenle akciğer kanseri hastalarında çok farklı belirtiler görülebilmektedir” diye konuşuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, akciğer kanserine yol açan faktörlerin başında sigara kullanımının geldiğini belirtirken, bu sinsi hastalığın en sık görülen belirtilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Geçmeyen veya giderek kötüleşen öksürük

Hastalığın erken evresinde en sık görülen belirti geçmeyen ve giderek kötüleşen inatçı öksürüktür. Tümörün kendisi veya hava yollarına yaptığı bası gibi birçok durum akciğer kanserinde öksürüğe neden olabilir. Sigara içen insanlar öksürüklerini sigaraya bağlayarak önemsemezler. Birçok hasta bu şikayeti “sigara öksürüğü” olarak bilir, doğal bir durummuş gibi kabullenir ve doktora başvurmaz. Bu nedenle de hastalarda erken tanı şansı azalmaktadır. İnatçı öksürük önemlidir ve akciğer kanserinin ilk belirtisi olabilir.

Göğüs, omuz ve sırt ağrısı

Ağrı akciğer kanseri hastalarında sık görülen belirtilerden biridir. Tümörün sinirler, kemikler, akciğer zarı, karaciğer gibi organlara yayılması ağrıya neden olmaktadır. Ağrı ciddiye alınan bir belirtidir ve birçok hasta göğüs ve sırt ağrısı, omuz ağrısı nedeni ile doktora başvurmaktadır.

Nefes darlığı

Nefes darlığı, özellikle hastalığın ileri evrelerinde sık görülen bir belirtidir. Sigara, akciğer kanserinin en önemli nedenidir. Uzun yıllar sigara içmiş olan akciğer kanseri hastalarında Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) da sıktır ve nefes darlığı oluşumuna katkıda bulunur. Bunun dışında tümörün akciğer dokusu içine ve hava yollarına yayılması, akciğer zarında sıvı toplanması, akciğer kanseri ile birlikte görülen zatürre gibi durumlar akciğer kanseri hastalarında nefes darlığına neden olmaktadır.

Hışıltılı solunum

Özellikle nefes verirken ıslık sesi gibi bir ses duyulması hışıltılı solunum olarak adlandırılır. Akciğer kanseri, nefes borusu veya hava yollarında daralma yaptığı zaman duyulan sestir ve hastalığın ilk belirtisi olabilir. Hışıltılı solunum astım hastalarında da özellikle ataklar sırasında duyulur. Bazı tümörler, özellikle nefes borusunda yerleşen tümörler akciğer grafisinde görülmeyebilir, bu hastalarda akciğer kanseri düşündürecek tek belirti nefes verirken duyulan bu sestir.

Kanlı balgam

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim “Balgam içinde çizgi şeklinde veya balgamla karışmış şekilde kan görülmesi “kanlı balgam” olarak tanımlanır. Damar duvarındaki yırtılma sonucunda oluşur. Akciğer kanseri için önemli bir belirtidir. Verem, bronşiektazi gibi hastalıklarda da görülebilir. Sigara içen bir kişide balgamda kan görüldüğünde akciğer kanseri mutlaka düşünülmelidir” diyor.

Ses kısıklığı

Akciğer kanserinin ses tellerine giden sinirleri etkilemesi sonucunda ses tellerinde felç, seste çatallaşma, kabalaşma ve ses kısıklığı ortaya çıkabilir. Akciğer kanseri için önemli bir belirti olan ses kısıklığı, üst solunum yolu enfeksiyonları, reflü, gırtlak kanseri gibi hastalıklarda da görülebilir.

Tekrarlayan zatürre atakları

Sık tekrarlayan bronşit veya zatürre akciğer kanserinin bir belirtisi olabilir. Akciğerdeki tömör hava yollarında tıkanmaya neden olduğunda tıkanmanın arkasında enfeksiyon ve zatürre oluşur. Zatürre antibiyotik tedavi ile tamamen düzelmez veya düzelse de bir süre sonra tekrarlar. Bu nedenle düzelmeyen veya özellikle aynı bölgede tekrarlayan zatürre durumunda akciğer kanseri mutlaka düşünülmelidir.

Halsizlik, yorgunluk

Halsizlik ve yorgunluk stres kaynaklığı olabileceği gibi birçok hastalıkta da görülebilir. Her zaman bir kanser belirtisi olarak düşünmek doğru değildir.  Kanser hücrelerinin neden olduğu metabolik değişiklikler, tümörden salınan bazı maddeler, hormonlar değişiklikler kanser hastalarında halsizlik ve yorgunluk nedeni olabilir. Özellikle sigara içen kişilerde başka bir nedenle açıklanamayan halsizlik yorgunluk durumunda akciğer kanseri düşünülmelidir.

Kilo kaybı

İştahsızlık ve istem dışı zayıflama birçok hastalıkta görülebilmektedir ve akciğer kanserinin de belirtisi olabilir. Özellikle sigara içen bir kişi istem dışı kilo vermeye başlamışsa mutlaka bir doktora başvurmalıdır.

Çomak parmak

Doç. Dr. Tülin Sevim “El ve ayak parmaklarının uçlarındaki yumuşak dokunun şişip yuvarlaklaşmasıyla çomak şeklini alması “çomak parmak” olarak tanımlanır. Akciğer kanserinin önemli bir belirtisi olabileceği gibi bronşiektazi, akciğer absesi, kalp ve barsak hastalıkları gibi başka hastalıklarda da görülebilir. Sigara içen bir kişide çomak parmak görüldüğünde akciğer kanseri mutlaka düşünülmelidir” diyor.

İpek Erdem “Finale inanmayan biriyim”

 

Onu ekranlarda ilk gördüğümüzde “Hayat Bilgisi” dizisinin “Barbie” si olarak tanıdık. Güzel yüzü fiziği ve canlandırdığı karakterle genç yaşında tanınan bir oyuncu oldu. Birçok filmde farklı karakterleri başarıyla canlandırdı. Komedi oynamayı da seviyor. Bu hayatta en fazla yatırımı “kişisel gelişimi” için yapan nadir isimlerden İpek Erdem bu yılın ilk kapak konuğu olarak bizimle. Kendisiyle tekili ve uzun soluklu dizi deneyiminden, hayattan, ilk gördüğümüzde hepsi küçücük birer hedeflerinden konuştuk. Ayrıca şaşırtıcı bir değişim içinde olan sevgili İpek Erdem için;  yerli marilyn monroe yakıştırması yapmadan geçersek de ayıp olur. Bu keyifli sohbeti siz değerli Pause Citys dergi okurlarımız için hazırladık. Keyifle okumalar.

 

 Karakter yaratmayı seviyorum. Her insan yeni bir dünya ve ben o dünyayı yaratıp içinde yaşamayı seviyorum.

İnsanın kendiyle yüzleşmesi başlangıçta oldukça zor ve gayret isteyen bir eylem ancak bir kez cesaret gösterip kişi kendine dürüst olabilirse kolaylıkla devam edilen bir süreçtir aslında.

 

Dizi çektiğimiz dönemlerde çalışırken pek zaman kalmıyor. Çalışmadığım süre içinde işim için ihtiyacım olan, zayıf hissettiğim taraflarımı geliştirmeye ağırlık veriyorum.

 

Yaptığım her şey oyunculuk için bir çalışma, bir ilham kaynağı gibi geliyor bana.

 

Hiç “keşke” dediğim bir şey olmadı, çünkü herkes için geçerli olduğu gibi tüm seçimlerimizin mutlak bir ödülü ve bir bedeli vardır.

 

Kısaca Hayat bilgisine kadar giden yolculuğunuzdan günümüze bir hatırlayalım mı? Bahseder misiniz?

Çocukken özellikle Merve İldeniz’i çok severdim. Televizyonda defilelerini izlerken dans etmeleri çok hoşuma giderdi. “Ben de büyüyünce böyle olacağım.” derdim. Yedi yaşımda ailemin beni ilk götürdüğü tiyatro oyununda tam olarak yapmak istediğim şeyin tiyatro olduğunu anladım. Babam Haluk Erdem eski futbolcu ve teknik direktördür. Bir insanın yönelimini ve yeteneğini iyi analiz eden biridir. Beni ilk ilkokul müsameresinde oynarken keşfetmişti ve o zamanlar Bursa’da oyunculuk ile ilgili eğitim alabileceğim ilk fırsatta, yani 12 yaşımda Devlet Tiyatrosu’na bağlı Osmangazi Kültür Merkezi’e götürdü. Orada iki sene eğitim aldım ve eş zamanda oyunlarda oynadım. 18 yaşımda da İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nü kazandım ve İstanbul’a geldim. Okulda Yıldız Asyalı ile tanıştım. Yıldız da keman bölümünde okuyordu. Bana Perran Kutman ile bir okul dizisine başlayacağından bahsediyordu. Bir gün dizinin yapımcısı Ali Gündoğdu “Senin okulunda tiyatro bölümünde arkadaşların vardır. Oradan bize birilerini önerebilirsin.” demiş ve bir gün elimde bavulum tam Bursa’ya gitmek için okuldan çıktığımda Yıldız beni yakaladı ve “Hayat Bilgisi” nden bahsetti. Ben okulumu engelleyebileceğini düşündüğüm için önce istemedim ama sonra Yıldız çekimlerinin hafta sonu olduğunu söyleyince çalışabileceğimi düşündüm. Beraber Gani Müjde’nin ofisine gittik. Gani abi görür görmez “tamam” dedi ve elimde bir senaryo ile Bursa’ya ailemin yanına döndüm. 14 seneyi kısaca anlatabildim mi bilemedim…

 

İpek Erdem denilince ilk akla gelen halen Hayat Bilgisi dizisi… Siz nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Hayat Bilgisi kıymetli bir dizi oldu… Her bölümünde mutlaka önemli bir konuya değinilmiş, diyaloglar doğal, süresi 59dk, sevgili büyüğümüz Perran Kutman, çok kıymetli yönetmenimiz Tarkan Karlıdağ, sevgili Gani Müjde ve Tükenmez Kalem yazı ekibinin ürünü… Yani bütünü ile kıymetli bir dizi. Tekrar tekrar izlerim. Bununla beraber karakterlerimiz nasıl “Hababam Sınıfı” karakterlerini hala hatırlıyorsak öyle kalıcı oldu.  Çünkü akılda kalıcı lakaplarımız vardı. Barbie bebek bir kız çocuğunun en büyük isteklerinden biridir. Bu bizim kollektif bilincimize bu kadar yerleşmişken ilk akla gelenin Hayat Bilgisi olması çok doğal. Aslında baktığınızda söz konusu dizi ise oyuncular genelde bir iş ile akılda kalırlar.

 

Gençlik dizi Hayat Bilgisi’nden, Eve Dönüş dizisinde kötü bir üvey anneyi canlandırdınız. Hızlı bir rol, karakter değişimi oldu denilebilir mi? 

Benim açımdan baktığımda hızlı değil çünkü o arada oynadığım birbirinden farklı karakterler var. Oynadığım hiçbir karakterin birbirine benzer yanları ya da aynı kalmış bir tarafı olmadı. Hayat Bilgisi’nde şımarık, sonra değişen zengin aile kızı… Karınca Yuvası’nda komik, saf bir kadın… Aman Annem Görmesin’ de üniversitede okuyan ergen bir genç. Aşk Kapıyı Çalınca’ da fakir bir ailenin güzel kızı… Elveda Rumeli’de çatlak, tatlı, komik bir köylü… Yer Gök Aşk’ta İyi bir ailenin içe kapanık, sessiz, sakin kızı ve Eve Dönüş’te de evet yine farklı hatta bu sefer çok farklı bir karakter oynamak istedim. Ben karakter oyuncusuyum. Karakter yaratmayı seviyorum. İşimin güzel tarafı bu bence… Her insan yeni bir dünya ve ben o dünyayı yaratıp içinde yaşamayı seviyorum.

 

Hanım hanımcık bir karakter sonrası, kötü bir kişiyi canlandırdınız. Karakteriniz nedeniyle tepki çektiğiniz oldu mu?

Artık eskisi gibi değil hiçbir şey. Daha bilinçliyiz. O yüzden bence artık kimse kötü karaktere kötü gözle bakmıyor. Sadece beni bildikleri yerden espri ile eleştiri yapıyorlardı; o da karakter ile ilgili oluyordu.

 

 

Dizilere ara verdiniz. Yakın zamanda nasıl planlar var?

Belki de bu satırlar okunurken ben sette olacağım.

 

İlk tanıdığımızda o dönem Barbie… Şimdi ise yerli Marilyn Monroe… Yeni bir karakter hazırlığı mı?

Ben oyuncuyum.. Farklı karakterleri hayata geçirirken farklı imaj denemelerinden de kaçınmıyorum. Bu bağlamda çok olumlu geri bildirimler de alıyorum. Sadece bir ara siyah bir renk denedim yine kısa boylarda bir saç modeli ile… Rolümle de bütünleşmişti aslında. Bir üvey anneyi canlandırıyordum. Siyah renk saçlar benim ifademi de sert gösteriyordu. Rolüm gereği avantaj oldu bana.

 

Bu günkü bu imaj da yeni bir rol hazırlığı için mi?

Ben yenilenmeyi seviyorum. Ama rol gereği karakter ve görünüşün birbirini tamamlaması da önem verdiğim bütünlüklerden. Ancak bazen bu yenilenmeleri sadece kendim için de yapabiliyorum. Tıpkı yeni bir dil öğrenmek. Yeni bir gelişim sürecine girmek gibi dış görünüşü de yenilemeyi seviyorum.

 

Gözlerden uzak yaşarken gelişim odaklı yatırım yapıyor musunuz? Ya da neler yapma fırsatı buluyorsunuz?

Dizi çektiğimiz dönemlerde çalışırken pek zaman kalmıyor. Çalışmadığım süre içinde işim için ihtiyacım olan, zayıf hissettiğim taraflarımı geliştirmeye ağırlık veriyorum. Beslenmek istediğim şeylerden beslenirim. Mesela verdiğim bir arada bir sene boyunca sadece dinlemek üzerine çalışmıştım ve bunu çoğu zaman geceleri Türk caz müzisyenleri tanımak için gittiğim konserlerinde onları nota nota dinleyerek yapıyordum. Burada edindiğim hobi aslında Türk caz müzisyenlerini tanımaktı. Ama hobilerimi işimden ayıramıyorum. Çünkü yaptığım her şey oyunculuk için bir çalışma, bir ilham kaynağı gibi geliyor bana. Sonra geçen sene yetişkin baleye gittim. Önümüzdeki zamanlarda Flamenko’ya başlamayı düşünüyorum. Resim yapıyorum. Bir arkadaşım ile beraber 2010-2011 tarihlerinde Kapadokya’da caz festivali düzenledim; devamı gelecek. Vokal dersleri alıyorum. Zamanında Mısırlı Ahmet’in ritim atölyesine girmiştim. Dil eğitimime devam ediyorum. Sanırım benim hobim öğrenmek…

 

Türk filmleri son dönemlerde komedi ağırlıklı… Böyle bir teklif gelse komedi film oynamayı düşünür müsünüz?  

Düşünürüm tabi ki… Komedi oynamayı seviyorum ayrıca… Karınca Yuvası sitcomdu. Elveda Rumeli de dram-komediydi. Yapabileceğimi hissettiğim ve sevdiğim her farklı rolü oynamayı düşünürüm.

 

 

 

Sanat yolcuğunda nasıl yol almalı? “Şu rolü hakkıyla canlandırdım. Bu seviyeye erişirsem başardım diye bileceğiniz bir son nokta var mı?

Bence hiçbir şey bitmez. Finali olan bir film bile içimizde yaşamaya devam eder. Finale inanmayan biriyim. Tüm sorumluluklarımı yerine getirdiğim her şeyi başardığımı düşünüyorum. Son noktam yok. Ama yabancı bir yapımda oynamak isterim. Bu da beni çok çalıştıracak bir yol. Gerçekleştiğinde o yolda bugünden çok daha fazla şey başarmış olurum.

 

Kendinizi eleştirir misiniz ya da yüzleşir misiniz?

İnsanın kendiyle yüzleşmesi başlangıçta oldukça zor ve gayret isteyen bir eylem ancak bir kez cesaret gösterip kişi kendine dürüst olabilirse kolaylıkla devam edilen bir süreçtir aslında. Bir kere yüzleştim bitti değildir bu yüzden her zaman hayatımda en çok kişisel gelişimimle ilgili emek ve zaman harcıyorum. İşimin de önemli bir parçası bu.

 

Pişmanlık duyduğunuz ya da “keşke yapsaydım” dediğiniz oldu mu?

Hiç “keşke” dediğim bir şey olmadı, çünkü herkes için geçerli olduğu gibi tüm seçimlerimizin mutlak bir ödülü ve bir bedeli vardır. Hayatta “keşke” ye yer yoktur aslında, neyi seçersek onun bize öğrettiği bir şey, getirdiği bir yer vardır mutlaka.

 

Başarılı olmadığınızı düşündüğünüz bir yönünüzden bahseder misiniz?

Pek yok aslında çünkü başta mesleğim olmak üzere hayatıma çok emek harcıyorum. Kişisel gelişimime ama bazen yapmak istediğim ve yapabileceğim çok şey varken sanki zamanı çok doğru değerlendirip, iyi yönetemediğimi düşünüyorum.

 

Mesleki kariyerinizde en çok önem verdiğiniz başlık nedir?  “Ekip” çok önemli… Mesleki kariyerin gelişimi; “oyuncunun mutlaka ekip çalışması içinde” olmasıyla gerçekleşir. Profesyonel bir ekip içinde ajans, Hukukçu, Stil Danışmanı, Basın Danışmanı, hatta Türkiye’de yeni kavram “Ticari Danışman” bulunmalı. Bu manada çıtayı yüksek tuttuğumdan olsa gerek istediğim profesyonellikte birebir çalışacağım bir ekip henüz oluştu. 2018-2019 sezonuna kıymetli projeler için tam kadro hazırız.

 

Çok genç yaşta ünlü olmak nasıl bir durum? 

Kendi deneyimimden yola çıkarak başlarda zor ve şaşırtıcıydı. Çünkü; 18 yaşında Bursa’dan okul için geldim, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı tiyatro bölümü 1.sınıf öğrencisi iken, İstanbul da abimler ve sınıf arkadaşlarım dışında doğru düzgün hiç kimseyi tanımazken, Hayat Bilgisi ile birden tanınır, rolümden dolayı bilinir oldum. Herkesin Barbie diye seslendiği, birçok insanın yolda yürürken bana bakması, konuşmak istemesi, ilgilenmesi ergen bir genç kız için kaldırılması zor bir durumdu. Ancak yıllar geçtikçe bende büyüdüm, ardı ardına projelerde yer almayarak, sansasyonel ve magazinel biri olmadığım için, bu ilgi çok özel ve güzel bir yere geldi. On binlerce hayranın tarafından içselleştirilmiş ve sevilen biri olmak elbette bir hediye

 

Sosyal medya önemli mi?

Elbette önemli… Dünya artık neredeyse bunun üstüne dönüyor. O kadar etkili ki bir çok insan ünlü olmak istiyor. Bunu araç olarak kullanıyor. Bakın İnstagram’da da hemen herkesin verdiği pozlar, haller, kurduğu cümleler neyin göstergesi? Ünlü olmak, tanınmak arzusu…

 

Hayatta geleceğe yönelik plan ve ya kurgu yapar mısınız?

Hayata dair asıl ya da yedek planları olan veya kurgulayan biri değilim. Akışın getirdiği her ne ise uyumlanmayı tercih ediyorum. Hayatın bana sunduklarını algılamaya çalışıp, değerlendirip, hayat ile iş birliği içindeyim. Hedeflerimin sadece niyetine girerim, gerçekleşme sürecini yine akışa bırakırım, gereğini yerine getirip, emek vermekten kaçınmam.

 

En çok ne yapmak isterdiniz?

Tüm dillerde konuşmak isterdim. Tüm kitapları okumayı isterdim.

 

Beğendiğiniz oyuncular ya da kahramanınız var mı? İsim vermek ister misiniz?

Çocukluğumda annem, babam… Meslek hayatımda Şebnem Sönmez, Cate Blanchett, Merly Streep. Sosyal hayatımda, bilincimin aydınlanıp, yükselmesine her kim katkı sağladıysa o dönemimin kahramanı olmuştur benim açımdan.

 

Hayatınızda en çok neye dikkat ediyorsunuz?

Kendimde olmak… İç sesimle daima temas içinde kalmak. Şöyle ki; olurda herhangi birinin hayat merkezine girdiğimde ya da herhangi bir şeyi/kişiyi kendi hayat merkezime koyduğumda iç sesimi dinleyemez hale geliyorum ve gitgide kendimden uzaklaşıyorum. Kendimden uzak kaldığımda da huzurlu olamıyorum, altın kural bu kendimde olmak Shakespeare’ın dediği gibi; “ To thine own self be true”.

 

Sizce başarının sırrı nedir?

İç sesini dinlemek, ona güvenmek (tıpkı çocukluğumuzdaki gibi; ona güvenmeyi düşünmüyorduk bile sadece onunla hareket ediyorduk.) dışımızda olan akışı dinlemek, ona güvenmek, tüm sorumluluklarını almak, onları yerine getirmek, hayallerimiz için çalışmak. Kendimize bedenen, ruhen, zihnen, aklen iyi bakmak… Olduğumuz gibi kendimizi kabul etmek. Bazen inandığımız üstün güçten, gücümüzden değiştiremeyeceğimiz şeyler (kendimiz dışındaki her şey) için huzur, değiştirebileceklerimiz (kendimiz) için cesaret ve aralarındaki farkı kavrayabilmemiz için akıl vermesini istemek. Çünkü başarımızın en büyük sabotajcısı biziz. O yüzden iyi niyetli olmak, iyi düşünmek, kendimiz, hayallerimiz için çalışmak ve bunları sevgi, inanç, kabul  ile yaşamak, yapabilmek bence büyük başarı

GÜRKAN KURT

Ipsos; İlaçlarımızı almayı unutuyoruz

 Ipsos’un yaptığı araştırmaya göre “Kronik Hastaların Yaklaşık %30’u İlaçlarını Almayı Unutuyor”

 

Dünyanın en büyük ve başarılı araştırma şirketi Ipsos farklı çalışma projelerini hayata geçirmeye devam ediyor.  İlaç Bilincini Geliştirme ve Akılcı İlaç Derneği önderliğinde ve global biyofarma şirketi AbbVie’nin koşulsuz katkıları ile gerçekleştirilen “Türkiye’de Kronik Hastalıklarda Tedavi Uyumu” araştırmasına göre hastaların yüzde 30’u unuttukları için, yüzde 5’i de bilinçli olarak ilaçlarını düzenli olarak almıyor.

 

Kişinin bir sağlık uzmanı tarafından onaylanmış önerileri doğrultusunda ilaç kullanımı, beslenmesi ve gerçekleştirdiği hayat tarzındaki değişiklikleri kapsayan davranışlarının tümü “ tedavi uyumu” olarak tanımlanıyor.  Dünya genelinde tedavi sürecinde yaşanan problemlerin başında ise kronik hastalardaki düşük tedavi uyumu geliyor. Düşük tedavi uyumunun etkisi, kronik hastalıkların yükü ile daha da artıyor. Uzun dönem tedavilerde yaşanan düşük tedavi uyumu, kötü sağlık sonuçları ve daha yüksek sağlık hizmetleri maliyeti ile sonuçlanıyor.

Türkiye’de Kronik Hastalıklardaki tedaviye uyumu inceledi. Araştırma 14 ilde*, 14 farklı kronik hastalık çerçevesinde “ toplam 540 hasta ve 350 doktorla” gerçekleştirilen araştırma sonuçları dikkatleri üzerine topladı.

 

“Türkiye’de Kronik Hastalıklarda Tedavi Uyumu” adlı araştırma kapsamında en az 6 aydır ilaç tedavisi alan 540 hasta ve 9 farklı uzmanlıktan “ 350 doktor ile yüz yüze” görüşmeler yapıldı. Üniversite hastanesi, eğitim ve araştırma hastanesi, devlet hastanesi ve özel hastanelerde görevli doktorlarla yapılan araştırmadan öne çıkan sonuçlar şöyle; hastaların yüzde 30’a yakını ilaçlarını almayı unutuyor. Hastaların yüzde 5’i ilaçlarını bilinçli olarak almadığını söylerken; bunu daha çok kendilerini iyi hissettikleri zamanlarda yaptıklarını ifade ediyor. 10 hastadan 4’ü ilaçlarını reçetelenen dozda ve sıklıkta almakta zorlanıyor.

Araştırmaya hastalık bazında bakıldığında; Parkinson hastalarının yüzde 47’si, ülseratif kolit hastalarının yüzde 43’ü, astım/KOAH ve Crohn hastalarının yüzde 37’si, yüksek tansiyon hastalarının yüzde 36’sı, yüksek kolesterol hastalarının yüzde 33’ü, diyabet hastalarının yüzde 28’i, kanser hastalarının yüzde 23’ü, ankilozan spondilit ve sedef hastalarının yüzde 21’i, romatoid artrit hastalarının yüzde 20’si, HIV pozitif bireylerin yüzde 13’ü, hepatit B ve tüberküloz hastalarının yüzde 7’si ilaçlarını almayı unutuyor.

Araştırmaya göre; hastaların ilaçlarını reçete edildiği gibi almak için çeşitli yöntemler geliştirdiği görülüyor, en çok kullanılan yöntemlerin başında tüm ilaçların aynı zamana planlanması ve ilaç kutusu kullanılması geliyor.

 

10 hastadan 1’i tedavi uyumsuzluğu nedeniyle yeniden hastaneye yatıyor.

Araştırmaya katılan doktorların verdiği cevaplar da oldukça dikkat çekici. Doktorlar 10 kronik hastadan 9’unun ilaçlarını reçete edilen dozda, sıklıkta ve zamanda kullandığı yanıtını veriyor. Ayrıca doktorlar hastalarının yüzde 15’inin tedaviye uyum göstermediği için daha kötü klinik sonuçlarla karşılaştığına dikkat çekiyor. 5 kronik hastadan 1’i tedavi uyumsuzluğu nedeniyle yeniden hastaneye başvururken; son bir yılda bu hastaların ortalama 4 defa yeniden doktora gittiğinin de altı çiziliyor. 10 hastadan 1’i tedavi uyumsuzluğu nedeniyle yeniden hastaneye yatıyor ve ortalama 6 gün hastanede kalıyor.

Diğer bir yandan doktorların yüzde 83’ü tedaviye uyumun, medikal maliyetlerin düşürülmesinde de etkili olduğunu düşünüyor. Araştırmaya katılan doktorlar hastalarına ilaçlarını nasıl kullanmaları gerektiğini anlatmak için ortalama 3-4 dakika zaman ayırdığını ifade ediyor ve yüzde 60’ı bu zamanın yeterli olduğunu düşünüyor.

Araştırmaya katılan hastaların yüzde 98’i doktorlarıyla olan iletişimlerinin ilaçlarını önerilen şekilde kullanmalarında etkili olduğunu ifade ederken, doktorların yüzde 77’si doktor ve hasta arasındaki iletişimin hastanın tedaviye uyumunu artırmada çok etkili olduğunu söylüyor. Araştırmaya katılan hastaların ve doktorların yüzde 99’u tedaviye uyumun hastanın psikolojik durumu üzerinde çok etkili veya etkili olduğunu ifade ediyor.

Araştırma hakkında değerlendirme yapan İlaç Bilincini Geliştirme ve Akılcı İlaç Derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail Balık sonuçlar hakkında şunları  “Çok önemli bilgiler ortaya çıkaran bu araştırmanın sonuçlarının kamuoyu, sağlık otoritesi, ilaç sanayi, eczacılar, hekimler ve hastalar gibi tüm paydaşlarla paylaşılıp, her paydaşın bu konuda üzerine düşeni yapmasını umuyor ve bunun hasta sağlığı ve ülke sağlık ekonomisi açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz.” söyledi.