Yazılar

Hızlı yemek yeme alışkanlığınızla vedalaşın!

Hızlı yemek yeme alışkanlığınızla vedalaşın!

Hızlı yemek tüketiminin kötü bir beslenme alışkanlığı olduğunu belirten uzmanlar, başta sindirim sağlığı olmak üzere genel sağlık üzerinde olumsuz sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Uzmanlara göre hızlı yemek yerken besinler tam olarak çiğnenmeden yutuluyor ve sindirim süresi uzuyor. Beyne giden sinyaller daha geç tokluk hissi oluşturuyor. Bu durum da daha fazla yemeye ve kilo artışına yol açıyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, hızlı yemek yeme alışkanlığının zararlarına dikkat çekti.

“Yemek yemek bir yarış değildir ve yemeğin sonunda ilk bitiren için herhangi bir ödül yoktur” diyen Özden Örkçü, “Hızlı yemek yeme davranışları, daha sonrasında sizde hızlı yeme alışkanlığı olarak kalabilir. O nedenle masada yemeğinizi ilk bitiren her zaman sizseniz, yavaşlamak yerinde olacaktır. Yemeğinizi ne kadar hızlı yiyorsanız, ne yediğinize o kadar dikkat vermiyorsunuz demektir. Yemeği ağzınıza alıp yutmak, yemek yemek anlamına gelmez, ağızda dişler, dil ve çiğneme ile sindirimin başladığı bir eylemdir. Alışkanlığınızı değiştirmek adına masada en yavaş yemek yiyeni bulun ve bu kişinin hızına ayak uydurmaya çalışın” diye konuştu.

Yemeği hazırlayan daha az yiyor

Araştırma sonuçlarına göre yemeğin hazırlanma sürecinde bulunan insanların diğerlerine göre hem daha az yemek yemekte hem de daha iyi sindirdiklerine dikkat çeken Özden Örkçü, “Sebzeleri soymak veya doğramak gibi işlemlerle yemeğimizi hazırlamak için efor göstermemiz daha az yememize neden olmaktadır. Bu durum eğer normalde çok yiyen bir insansanız ve bilinçli olarak acıkmışsanız, yemeğinizi kendiniz hazırladığınız taktirde her zamankinden daha az yiyeceğinizi gösterir” dedi.

Hızlı yemek neden zararlı?

Hızlı yemek tüketiminin farkında olmadan birçok insanın yaptığı ama aslında sağlık açısından sakıncalı bir durum olduğunu belirten Özden Örkçü, “Kötü bir beslenme alışkanlığı olarak nitelendirilebilecek hızlı yemek yemek, başta sindirim sağlığı olmak üzere genel sağlığa çeşitli zararlar verebilir. Hızlı yemek yeme sırasında besinler tam anlamıyla çiğnenmeden yutulur; bu da sindirim sürecinin zorlaşmasına neden olur. Besinler bu şekilde tüketilirken beyne giden sinyaller daha geç tokluk hissi uyandırır ve sonuçta kişi daha fazla yemek yemesine ve kilo artışına sebep olabilir” uyarısında bulundu.

Alışkanlığa dönünce hastalıklara davetiye çıkıyor

Hızlı yemek yemenin zararlarının sadece bunlarla sınırlı olmadığını kaydeden Özden Örkçü, “Hızlı yemek yeme bir süre sonra alışkanlığımız haline geldiğinde kronik obezite ve metabolik sendrom gelişimine yatkınlığı artırır. Aşırı kilo da insülin direnci, diyabet ve kalp-damar hastalıkları, inme gibi önemli sağlık sorunlarına yol açar” diye konuştu.

Lokmanızı en az 15 kere çiğneyin

Araştırmaların şişman kişilerde hızlı yeme ile mide ve bağırsaklarda tokluk hormonlarının çalışmasının bozulduğunu ve doyma hissinin de ortadan kalktığını gösterdiğini belirten Özden Örkçü, “Bu nedenle yemeğe başlandığında her ağza alınan lokmayı zayıflamak isteyen kişi için en az 15 kere çiğnemesi gerektiği vurgulanıyor. Eğer yavaş yeme alışkanlığı gelişirse mide ve bağırsaklardan tokluk hormonları normal vücut çalışma temposuna kendiliğinden dönebiliyor” diye konuştu.

Mide ve beynin sinirsel uyarılarla açlık ve tokluk merkezlerinin uyararak, yemeyi kesmeyi ya da yemek yeme eylemini gerçekleştirmeyi sağladığını belirten Özden Örkçü, “Bu nedenle yemek yerken alınan bir lokmanın mide tarafından karşılanması ve uyarının beyne gidip doyma merkezini uyarması ortalama 20 dakika sürer. Hızla yenilen bir yemek, beynin doyma merkezini geç uyarır ve beyne doyma ile ilgili mesajı da geç ulaştırır. Bu davranış bir alışkanlık haline geldiğinde ise doyma merkezi uyarılmadığından daha fazla yemek yenmiş olur” diye konuştu.

Ana öğünlerde yeme süresi 20 dakika olmalı

“Yemeklerimizi sakin ve yavaş yiyelim” tavsiyesinde bulunan Özden Örkçü, “Ne yersek yiyelim ama ana öğünlerimiz en az 20 dakika sürsün. Zayıflama sürecinde beyninize kazınmasını sağlayacağınız iyi yeme alışkanlıkları ile hem düzenli kilo verir hem de verdiğiniz kiloyu uzun süre koruma garantisini de vücudunuza vermiş olursunuz” diye konuştu.

Bağışıklık bağırsaklarda başlıyor!

Bağışıklık bağırsaklarda başlıyor!

Yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 enfeksiyonuna karşı güçlü bir bağışıklık sistemi olmazsa olmazlar arasında yer alırken, bağışıklığın bağırsaklarımızda başladığını biliyor muydunuz? Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Güçlü bir bağışıklık sistemi için, vücudumuzun dışarıdan gelen zararlı mikroorganizmalara karşı ilk savunma hattı olan sindirim sistemi mikyobiyotası önemli rol oynuyor. Vücudumuzdaki mikroorganizmaların yüzde 95’i bağırsaklarımızda yaşıyor ve bağışıklık sistemi hücrelerimizin yüzde 70’i bağırsaklarımızda yer alıyor. Bağışıklık sistemini doğrudan etkileyen hareketsizlik, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, stres gibi etmenler bağırsak dostu bakterilerin azalmasına, zararlı bakterilerin ise çoğalmasına yol açarak bağışıklık sistemimizin zayıflamasına neden oluyor. Bu durum pek çok hastalığın oluşmasına zemin hazırlıyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi için bağırsak sağlığı, güçlü bir bağırsak sağlığı içinse bağırsakta yaşayan mikroorganizmaların dengesi çok önemlidir.” diyor. Mikrobiyotanın değiştirilebilir ve müdahale edilebilir bir yapı olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik bazı besinlerin mikrobiyotada bağırsak dostu bakterilerin artmasına fayda sağladığını vurgulayarak, bu 10 besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

Kefir

Kefir gibi yararlı probiyotik bakteri içeren ürünlerin tüketimi bağırsak mikrobiyotasını düzenleyerek toksik maddelerin geri emilimini engeller. Günde 1 su bardağı (yaklaşık 200 ml) şekersiz kefir tüketebilirsiniz. Gaz, şişkinlik problemleri yaşıyorsanız laktozsuz kefir deneyebilirsiniz.

Yoğurt

Probiyotik kapasitesi değişken olsa da kefir gibi fermente bir gıda olan yoğurt, bağırsak mikrobiyotasını düzenleyerek sindirim sağlığını geliştirir ve bağışıklığı destekler. Süt ürünlerine alerjiniz yoksa günde 2 kase yoğurt tüketmeyi ihmal etmeyin.

 Probiyotik lahana turşusu

Probiyotik (fermente) lahana turşusu, içerdiği yararlı bakteriler sayesinde bağırsak mikrobiyatasını korurken, yüksek lif içeriği ile dışkının bağırsaktan geçişini hızlandırır, sağlıklı bir sindirim sistemini destekler. Fermente turşu K2 vitamininden zengindir ve kan sulandırıcı ilaç kullanan kişiler tüketim miktarı ve sıklığı ile ilgili mutlaka bir uzmana danışmalıdır.

Enginar

Enginar içerdiği pek çok vitamin ve minerallerle birlikte yüksek lifli yapısıyla bağırsaklarımızda  yaşayan mikroorganizmalar için iyi bir besin kaynağıdır ve bağırsak sağlığının sürdürülmesinde oldukça önemlidir. Sindirim sistemindeki hareketleri düzenler, dışkı hacmini artırır ve bağırsak duvarına tutunan toksik ögelerin dışarı atılmasını sağlar.

Hindiba kökü

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Hindiba kökü; ince bağırsakta sindirilmeden kalın bağırsağa geçen ve burada yaşayan bakteriler için besin kaynağı olan inülini yüksek miktarda bulunduruyor. Bu sayede zengin prebiyotik kaynakları arasında yer alıyor. Beslenme alışkanlıklarınızda hindiba köküne yer vererek bağırsak mikrobiyotanızdaki yararlı bakterilere besin sağlayıp artışına destek olabilirsiniz.” diyor.

Elma

Elma, içeriği çözünür liften zengin bir gıdadır. Bu sayede bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine önemli katkı sağlayarak sağlıklı bağırsak mikrobiyatasını destekler. Lif içeriği yüksek olan elma, kabuklu bir şekilde tüketildiğinde alınan lif oranı artar. Günlük beslenme planınıza her gün 1 elma ekleyebilirsiniz. 

Kurubaklagiller

Nohut, fasulye, mercimek gibi besinler yüksek lif içeriğiyle bağırsak hareketlerini artırır. Sindirilmiş besin artıklarının kalın bağırsaktan geçişini hızlandırarak zararlı bakteri oluşumunun önüne geçer ve sağlıklı bağırsak mikrobiyotasını destekler. Haftada en az iki gün kurubaklagil tüketmeye özen gösterin.

Avokado

Avokado tekli doymamış esansiyel yağ, Mg ve E vitamininden zengin lif içeriği yüksek bir besindir. Kabızlığı önler, sinirim sistemini düzenler ve bağırsak sağlığının sürdürülmesinde önemli rol oynar. Yağ içeriği yüksek bir besin olduğu unutulmamalı, fazla tüketiminden kaçınılmalıdır.

Ceviz

Prebiyotik özelliğiyle yararlı bağırsak bakterileri için iyi bir besin kaynağı olan ceviz, bu bakterilerin sayıca artmasını sağlar. Günlük beslenme planınızda 2 tam cevize mutlaka yer açın.

Yeşil çay

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Yeşil çay, bağırsak mukozasının daha güçlü olmasını destekler ve içeriğindeki polifenoller sayesinde antiinflamatuar etki yaparak, bağırsakta zararlı mikroorganizmaların artışı sonucu olumsuz etkilenen bağırsak mikrobiyatasını düzenlemeye yardımcı olur. Günde 1-2 fincan yeşil çay tüketebilirsiniz. Ancak herhangi bir kronik hastalığı bulunanlar, düzenli ilaç kullananlar ve hamileler yeşil çay tüketimine başlamadan önce mutlaka hekimine danışmalıdır.” diyor.

 

Covid negatife dönse de bu 5 kurala dikkat!

Covid negatife dönse de bu 5 kurala dikkat!

Yüzyılın salgın hastalığı Covid-19’dan korunmak için maske, sosyal mesafe ve temizlik kurallarına uymak kadar sağlıklı beslenerek güçlü bir bağışıklığa sahip olmak da büyük önem taşıyor. Tüm bu önlemlere rağmen Covid enfeksiyonuna yakalanıp iyileşenlerin de ‘Covid-19’u atlattım’ diye düşünmeyip, iyileştikten sonra da sağlıklı beslenmeye dikkat etmeleri gerekiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Roksi Menase “Covid-19 enfeksiyonu geçirip iyileşseniz de virüse tekrardan yakalanabilme ihtimaliniz var; ayrıca vücudunuz hastalık sonrası bir toparlanma süreci yaşar. Bağışıklığınızı güçlü tutmak ve toparlanmaya destek olmak için vücudunuzun ihtiyacınız olan vitamin, mineralleri karşılamalısınız. Bazı besinler diğerlerine göre daha fazla vitamin, mineral ve antioksidan içeriyor. Covid sonrası dönemde de bu besinleri mutlaka günlük rutininize eklemenizde fayda var.” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Roksi Menase, Covid sonrası vücut direncini artıran 10 besini ve Covid negatife dönse de dikkat edilmesi gereken 5 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Nar

Nar mevsim meyveleri arasında antioksidan gücü oldukça baskın bir meyve. İçerisindeki polifenoller sayesinde hücre hasarını azaltıyor. Bunun yanında hastalık sürecinde oluşan inflamasyonu azaltmaya yardımcı oluyor. Narı yarıya bölüp salatalarınıza ekleyebilir veya ikindi vakti ara öğün olarak yoğurdunuzun içerisine ekleyebilirsiniz. Eğer kemoterapi tedavisi görüyorsanız nar tüketmek sizin için sakıncalı olabilir.

Turunçgiller

Turunçgil ailesinden limon, portakal ve mandalina C vitamininden zengin olmaları sebebiyle  mutlaka tüketilmesi gerekenlerden. Bu meyveler, C vitamini ve antioksidan içeriği ile serbest radikallerle savaşıyor ve bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor. Ayrıca turunçgillerin içerisindeki hesperidin ve apigenin gibi flavonoidler beyin sağlığını koruyarak nörodejeneratif bozuklukları önlüyor. Her gün 1 limonu salatanıza ekler ve 1 adet portakal tüketirseniz günlük C vitamini ihtiyacınızı takviyeye gerek kalmadan karşılayabilirsiniz.

Yumurta

Yumurta kaliteli bir protein kaynağı ve ihtiyacımız olan tüm amino asitleri bir arada bulunduran bir besin. Yumurta Covid-19 geçirdikten sonra hücre hasarını toparlamak için artan protein ihtiyacınıza destek olur. Vücudunuzdaki iyi kolesterolü artırarak kalp sağlığınızı korur. Yumurtayı kahvaltıda haşlanmış olarak veya öğlen yemeğinizin yerine omlet şeklinde tüketebilirsiniz.

Balık

Kaliteli protein kaynaklarından balık güçlü bir bağışıklık için günlük beslenmenizde yer alması gereken bir besin. İyot, protein ve sağlıklı yağ içeriğiyle vücudunuz için oldukça faydalı. Haftada 1 tüketeceğiniz balık; inme ve kalp krizi geçirme riskini azaltıyor. Önemli bir nokta balığın pişirme yöntemi. Kızartma işlemi balığın yağ oranını artırıyor ve sağlıklı besin içeriğini azaltıyor. Balığı pişirirken mutlaka haşlama, ızgara veya fırında yöntemleri kullanılmalı.

Brokoli

Beslenme ve Diyet Uzmanı Roksi Menase “Brokoli; koyu yeşil renkli bir sebze olmasıyla vitamin deposu olduğunu gösteriyor. C vitamini, K vitamini ve biyoaktif bileşikler içermesiyle bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor, inflamasyonu azaltıyor. Zengin lif içeriği kalp-damar sağlığınızı koruyor. Aynı zamanda sindirimi kolaylaştırarak, kabızlık probleminden koruyor. Lahanagiller ailesinden olan lahana ve brüksel lahanasını da tüketmeyi ihmal etmeyin. Eğer fazla gaz şikayeti yaşıyorsanız brokoli tüketiminizi sınırlandırabilirsiniz” diyor.

Havuç

Havuç; koyu turuncu rengini betakaroten adında çok değerli bir antioksidandan alıyor. Bu antioksidan bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Fakat bunun yanı sıra A vitamini, K vitamini, potasyum içeriğiyle kan akışını düzenliyor. Tansiyon problemi olan kişileri olumlu etkiliyor. ‘Havuç çok şekerli’ demeyin. Eğer kan şekeri çok yüksek seyreden bir diyabet hastası değilseniz havucu mutlaka salatalarınıza, yemeklerinize ekleyin veya ara öğünlerde tatlı isteklerinizi bastırmak için 1-2 adet tüketin.

Zencefil

Zencefil, gingerol adında inflamasyonu azaltıcı güçlü bir bileşiğe sahip olmasıyla oldukça sağlıklı bir besin. Bağışıklık güçlendirici etkisinin yanı sıra mide bulantısı sıkıntılarına iyi geliyor. Bakteri ve virüslere karşı koyarak hasta olma riskinizi azaltıyor. Covid-19 sırasında veya sonrasında mide bulantısı yaşıyorsanız zencefil çayı tüketmeyi deneyebilirsiniz.

Bal

Bal, doğal olduğu takdirde içerisinde çok değerli antioksidanlara sahip bir besin. Hastalık sırasında oluşan öksürük semptomlarını azaltıyor ve uyku kalitesini artırıyor. Covid-19 sonrası hala öksürük semptomları yaşıyorsanız günde 1 tatlı kaşığı bal tüketmeyi deneyebilirsiniz. Bunun yanı sıra tatlı bir besin olmasıyla paketli gıda tercih etmek yerine sağlıklı bir besin ile bu ihtiyacınızı karşılayabiliyorsunuz. Tüketirken mümkün olduğunca işlenmiş olmasından kaçınmak ve toksik madde oluşumunu engellemek adına yüksek ısıya maruz bırakmamak gerekiyor. Ayrıca 1 yaş altı bebeklere bal verilmemeli.

Badem

Badem, bolca E vitamini, magnezyum ve lif içeriyor. İçerisindeki sağlıklı yağlar kötü kolesterolü düşürerek kalp sağlığınızı güçlendiriyor. Ayrıca E vitamini gibi güçlü antioksidanlar sayesinde bağışıklık sisteminizi destekliyor. Uyku bozukluğu yaşıyorsanız badem tüketebilirsiniz, bademin uykuyu düzenleyici etkisi bulunuyor. Badem tüketirken dikkat etmeniz gereken bir özellik çiğ olması, kavrulmuş bademler yüksek tuz ve yağ içeriği ile fazla tüketiminde kilo artışı ve kolesterol yüksekliğine sebep olabiliyor.

Su

Beslenme ve Diyet Uzmanı Roksi Menase “Su tüketimi hayatın her evresinde olduğu gibi Covid-19 virüsü ile mücadelede ve iyileştikten sonra da oldukça önemli. Ateş ve enfeksiyon ile vücudunuzun kaybettiği suyu geri koymak gerekiyor. Bu nedenle toparlanma evresinde su tüketmek çok önemli. Günde en az 8-10 bardak su tüketin. Sıvı desteği olması adına çorba ve bitki çayları tüketebilirsiniz.

Dikkat! Covid negatife dönse de;

  •  Her renkten besin tüketmeye devam edilmeli.
  • Dengeli beslenmeli.
  • Yeterli protein tüketilmeli.
  • Bol bol su tüketmeli.
  • İşlenmiş gıdalardan, şekerli, gazlı içeceklerden ve paketli hazır gıdalardan uzak durulmalı.

Fazla kilolardan kurtulmanın yolları

Fazla kilolardan kurtulmanın yolları

Kilo probleminiz varsa, uzun süredir diyet yapıyor ya da sadece sağlıklı besinler tükettiğiniz, spor yaptığınız halde kilo veremiyorsanız Dyt. Çağla Karaman’a kulak verin. Kilo verirken yapılan bu hatalara düşmeyin!

Pek çok kişi fazla kilolara sadece estetik bir sorun olarak bakıyor, daha iyi görünmek için kilo vermek istiyor. Oysa fazla kilolar kalp damar hastalıklarından omurga ağrılarına, sürekli yorgunluktan eklem problemlerine birçok sağlık sorununa neden oluyor. Kısacası hem iyi görünmek hem de sağlığımızı korumak için ideal kilomuzu korumak büyük önem taşıyor. Ancak son dönemde pandemi nedeniyle evde geçirdiğimiz sürenin artması, hareketsizlik, strese bağlı olarak daha fazla yeme isteği gibi nedenlerle pek çoğumuz fazla kilolarla uğraşıyor. Diyetisyen Çağla Karaman, kilo verme sürecinde yapılan hatalara dikkat çekerek fazla kilolarından kurtulmak isteyenlere yol gösteriyor.

Kısıtlı beslenmek vitamin mineral kaybına neden oluyor

Kilo vermek isteyen kişilerin en sık yaptığı hatanın kısıtlı beslenmek olduğunu söyleyen Dyt. Karaman, bu yöntem ilk dönemde kilo kaybına neden olsa da kısa bir süre sonra kilo vermenin duracağının altını çiziyor. İçeriği çok kısıtlı olan bu programı uygulayan kişilerin diyetini tamamen bırakmasının kaçınılmaz olduğunu hatırlatan Dyt. Karaman, “Bu durum ise verilen kiloların çok daha fazlasını hızlı bir şekilde geri almasına neden olacaktır. Kilo verip tekrar almasının vücuda verdiği zararların yanı sıra uzun süreli kısıtlı beslenmesinin sonucunda vitamin ve mineral kayıpları da yaşanacaktır. Bu kayıplar sonucunda saç dökülmesi, tırnak kırılması, halsizlik, unutkanlık gibi belirtiler görülebilir. Bu yöntem her ne kadar popülerleşmiş olsa da bireye yarardan çok zarara neden olur” diyor.

Sağlıklı besinleri fazla tüketmek de zararlı

Bireylerin sadece günlük alması gereken kalori miktarını hesaplayarak kilo vermelerinin her zaman mümkün olmadığını anlatan Dyt. Çağla Karaman, bunun nedeninin besinlere sadece kalori olarak bakmamız olduğunu söylüyor. Yüksek glisemik indekse sahip olan besinlerin kan şekerini hızlıca yükselterek yağlanmaya sebep olabileceğine dikkat çeken Dyt. Karaman, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Fakat aynı kaloriye sahip başka bir besin içerisinde bulunan sağlıklı yağlar, vitaminler ve mineraller ile kilo vermenizin en büyük destekçisi olabilir. Kısacası 1500 kalori içeren basit şeker, hamur işi, çikolata ile hazırlanmış bir beslenme programı ile kilo alan bir birey, yeterli ve dengeli bir şekilde oluşturulmuş 1500 kalorilik bir beslenme programı ile kilo verebilir. Bu nedenle sadece kalori hesabı değil beslenmenin içeriği de çok önemlidir. Sağlıklı bir bireyin beslenme programında mutlaka süt ve süt ürünleri, et, yumurta, kurubaklagiller, sebze ve meyveler ile tahıl grubuna yer verilmeli, porsiyon kontrolü sağlanmalıdır. Bu besinler gereğinden fazla tüketilirse vücutta yağ olarak depolanması kaçınılmazdır. Örneğin vitamin içeriği yüksek olduğu için kontrolsüz bir şekilde tüketilebileceği düşüncesi yaygındır. Oysa her besin gibi meyvenin de fazla tüketilmesi vücutta yağlanmaya olur.”

Tek tip beslenme hastalıklara davetiye çıkarıyor

Dyt. Çağla Karaman, tek tip diyetlerin de kilo verme konusunda pek de doğru bir tercih olmadığını belirtiyor. Bu şekilde beslenmenin çok kısıtlı vitamin ve minerallerin alınması ile hastalığa adeta davetiye çıkardığını söyleyen Dyt. Karaman, hastalıklardan ve kanserden korunmak için renkli beslenmenin önemine dikkat çekiyor: “Özellikle mevsim geçişlerinde hastalıklardan korunmak için renk renk meyve ve sebze tüketimi önerilmektedir. Güçlü antioksidan kapasitesi ile mor renkli meyveler, A vitamini içeriği ile sarı- turuncu renkli sebze-meyveler, likopen içeriği ile kırmızı renkli sebzeler tüketilebilir. Elma diyeti, kabak diyeti, ıspanak diyeti gibi tek tip besin içeren diyetler sürdürülebilir ve sağlıklı değildir. Ayrıca bu tip diyetleri yapan bireylerde daha sonrasında o besine karşı tiksinme oluşturup, o besini normal hayatlarından tamamen çıkarttıkları da gözlemlenmiştir.”

Beslenme programlarının kişinin enerji ihtiyacı, hastalıkları, tercihleri gibi birçok faktör baz alınarak oluşturulduğunu hatırlatan Dyt. Karaman, bu nedenle aynı programın farklı bireylerde kullanılmasının problem yaşatacağını, kişinin bu programı sürdürememesine ve kilo verememesine neden olacağını belirtiyor. Dyt. Karaman, “Aynı program bir bireye kilo verdirirken başka bir bireyin gereğinden fazla enerji almasına bağlı olarak kilo almasına neden olabilir. Diyet programının içeriğinde kişinin tüketmeyeceği besinler, bireyler arasında beslenme saati farkları olabilir. Ayrıca kişinin hastalıkları veya alerjisi doğrultusunda tüketilen besinler de farklılık gösterecektir. Bu nedenle beslenme programı sürdürülebilir ve uyumluluk açısından tamamen bireye özgü hazırlanmalıdır” diyor.

Kilonuzun nedeni başka bir sağlık sorunu olabilir

Kilo vermenin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için altta yatan problemlerin çözülmesi gerekiyor. Kabızlık, bazı kan değerlerinin düşük veya yüksek olması gibi problemler kilo vermeye etki edebiliyor. Dyt. Çağla Karaman, kabızlık problemi olan kişilerin beslenme programında posa, su ve yağ içeriğinin yeterli oranda verilmesi, probiyotik-prebiyotik içeriği yüksek olan besinlerin tüketilmesi, ayrıca yürüyüş ile beslenme programının desteklenmesi gerektiğini hatırlatıyor. Kişinin yetersiz kaldığı durumlarda uygun probiyotik destekleri ile bağırsak florasının düzenlenebileceğini belirten Dyt. Karaman, şöyle devam ediyor: “Ülkemizde özellikle D vitaminin eksikliği görülmektedir. Bu durumda kişi doğru zaman ve şekilde güneşten yararlanmalı, yetersiz kaldığı durumda ise doktora başvurmalıdır. Aynı zamanda kan bulgularındaki dengesizler de doktor ve diyetisyenin multidisipliner çalışması ile çözüme kavuşturulmalıdır.”

Sadece spor yaparak kilo verilmez

Kilo vermek isteyen bireylerin çareyi en hızlı kilo vereceklerini düşündüğü yollarda aradığına dikkat çeken Dyt. Karaman, “Oysa obez bireylere bakıldığında genellikle kiloların yavaş yavaş, aylara ve yıllara yayılarak alındığı gözlenmektedir. Nasıl ki kilolar yavaş yavaş alındıysa verilirken de aynı hızla ilerlenmesi beklenir. Ancak bu şekilde verilen kiloların kalıcı olacaktır. Çok kısa sürede hızlıca verilen fazla kilolar aynı hızla geri alınmaya mahkumdur. Ayrıca beslenme ve spor birbirinden ayrılmaması gerekir. Beslenmeye dikkat etmeden sadece spor yapan bireylerde kilo verimi beklentinin altındadır. Çünkü zayıflamanın yüzde 70’i beslenmeye, yüzde 30’u da spora bağlıdır” diyor.

Zihinsel ve fiziksel zindelik için su tüketin

Zihinsel ve fiziksel zindelik için su tüketin

Vücudun %60’ını oluşturan, hücrelere hayat veren suyun yeterli oranda tüketilmesi, beden ve zihinsel zindelik adına son derece önemli. Uzmanlar özelikle pandemi dönemini zihinsel ve bedensel olarak güçlü geçirmek için yeme içme alışkanlıklarına daha çok dikkat edilmesi gerektiğini dile getirirken, pH değeri 7.4’ün üzerinde olan alkali suları tercih edilmesi gerektiğine vurgu yapıyorlar.

Kalori değeri olmasa da 6. besin öğesi olarak sayılan su, sağlıklı yaşamın kilidi olarak kabul ediliyor. Ruhen, bedenen ve zihnen iyi hissetmek için her zaman yeteri kadar su tüketmek gerektiğine dikkat çeken uzmanlar içilen suyun miktarı kadar kimyasal içeriğinin de önemli olduğunu vurguluyor.

 

“pH değeri 7’nin üzerinde olan suları tercih etmeliyiz”

Suyun özellikle mevsim geçişlerinde yaşanan bahar yorgunluğu ve düşen enerjinin yükselmesi için de bizlere destek verdiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzman Berrin Yiğit , “İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinde zihinsel ve bedensel enerji için yediklerimiz ve içtiklerimiz konusunda her zamankinden daha özenli olmalıyız. Bu noktada piyasada sunulan takviyeli sulardan faydalanabiliriz. %100 doğal kaynak sularından ihtiyacımıza yönelik seçimler yapmalıyız. Su başlı başına şifadır ama bazı ilavelerle daha da canlandırıcı olabilir. Örneğin ginseng, L-Karnitin, B vitamini takviyeli alternatifler zihinsel ve fiziksel performansı arttırabilir. Özellikle alkali ve zararlı asitlerin vücuttan atılmasına yardımcı, pH değeri 7.4’ün üzerinde olan suları tercih etmeliyiz” şeklinde açıklama yaptı.

 

Türk toplumunda çoğunluğun halen yeterli oranda su tüketimini alışkanlık haline getiremediğini vurgulayan Yiğit “Türk insanı suyun maalesef tadını sevmiyor ya da fazlaca çay, kahve tükettiği için su içmeye yer kalmıyor. Uzun ve kaliteli yaşam için hepimiz her gün en az 2 litre su içmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz. Suların daha da faydalı hale gelmesi için içlerine organik sebze, meyve dilimleri, taze zencefil, tarçın kabuğu, karanfil gibi baharatların eklenmesi hem farklı aromalar hem de katma değer sağlaması adına düşünülebilir. Bunların çok daha profesyonel üretim teknolojileriyle fonksiyonel içecek halinde satılan alternatifleri de artık ülkemizde mevcut” dedi.

 

Pandemide kilo veremiyorsanız nedeni yavaşlayan metabolizmanız olabilir!

Pandemide kilo veremiyorsanız nedeni yavaşlayan metabolizmanız olabilir!

Covid-19 pandemisinde zamanımızın çoğunu evde, genellikle de hareketsiz geçiriyor, can sıkıntısından kendimizi sık sık buzdolabının önünde buluyoruz. Ancak dikkat! Bu hatalı alışkanlıklarımız can sıkıcı sorunlara yol açabilir; örneğin metabolizma hızınızı yavaşlatması gibi!

İlerleyen yaş, genetik yapı ve hormonal problemler gibi pek çok faktörden etkilenen metabolizma hızının yavaşlamasında altta yatan neden hatalı beslenme ve yetersiz fiziksel aktivite de olabiliyor. Dolayısıyla diyet yapmanıza rağmen kilo alıyor veya vermekte güçlük çekiyorsanız, dikkate almanız gereken unsurların başında metabolizma hızınız geliyor!

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, vücutta kas dokusunun oranı ne kadar fazlaysa metabolizma hızının da o kadar fazla olduğuna dikkat çekerek, “Bunun aksine hareketsizlik ve hatalı beslenme nedeniyle yağ kitlesinin oranı arttıkça ve buna paralel olarak kas kitlesinin oranı düştükçe, metabolizma hızı yavaşlıyor. Bunun sonucunda kilo artışı veya alınan kiloların verilmesinde güçlük kaçınılmaz hale geliyor.” diyor. Peki pandemide değişen yaşam tarzımız ve hatalı beslenme alışkanlıklarımız nedeniyle yavaşlayan metabolizmamızı nasıl hızlandırabiliriz? Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, metabolizmayı hızlandırmanın 8 püf noktasını anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Protein şart, üstelik günde 2 kez!

“Proteinlerin termik etkisi dediğimiz, vücutta sindirilirken harcattıkları enerji diğer besin gruplarına göre daha yüksektir.” bilgisini veren Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, şöyle devam ediyor: “Yani protein tükettiğinizde kalori almanızın yanı sıra yaktığınız kaloriler de artıyor. Ayrıca proteinler uzun süre tokluk da sağladıkları için beslenme planınızda düzenli olarak mutlaka bulunmalı. Yumurta, yoğurt, et ürünleri ve bakliyatlar gibi protein grubunda yer alan besinleri kahvaltıda ve diğer öğünlerden birinde mutlaka tercih etmelisiniz. Ancak protein içeren besinlerin genel olarak doymuş yağ oranı da oldukça yüksek olduğu için fazla tüketilmeleri kalp damar hastalıklarına yol açabiliyor. Bu nedenle ideal tüketim miktarını aşmamaya özen gösterin.

Öğün atlamayın

Zayıflamak uğruna siz siz olun, aç kalmayın! Çünkü aç kaldığınızda metabolizmanız da bu yiyecek kıtlığına ayak uydurabilmek için hızını yavaşlatıyor. Dolayısıyla uzun süre aç kalıyorsanız metabolizma hızınız yavaşlayacağı için bir süre sonra kilo vermeniz zorlaşacaktır. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “İşte az ve sık beslenmenin önemi burada karşımıza çıkıyor. Günlük ihtiyacınız olan kaloriyi 2 öğün yerine 4-6 gibi daha fazla öğünde alırsanız, metabolizma hızınız artar.” diyor.

Çok düşük kalorili diyetler yapmayın

Çok düşük kalorili diyetler uyguladığınızda bedeniniz asgari düzeyde alması gereken besin ögelerinden mahrum kalmış oluyor, bunun sonucunda kas kayıpları oluşuyor. Kas kaybı da metabolizma hızının yavaşlamasıyla sonuçlanıyor. Bu durum zamanla kilonuzu koruyamamanıza, hatta kilo almanıza yol açabiliyor. Günlük ne kadar kalori almanız gerektiği yaş, cinsiyet, boy, kilo ve aktivite durumunuza göre hesaplanıyor. Diyet yaparken günlük 1200 kalorinin altına düşmemeniz ve kalori saymaktan çok kalorilerin doğru besin gruplarından oluştuğundan emin olmanız gerekiyor. Bu nedenle kilo verme sürecinde kalori kısıtlamasının beslenme uzmanı kontrolünde gerçekleşmesi daha doğru olacaktır.

Su tüketin, hem de bolca!

Yapılan bazı çalışmalara göre; 500 ml su içmek metabolizma hızını yüzde 30’a kadar arttırabiliyor. Günde 2-2.5 litre su tüketerek hem metabolizma hızınızı arttırabilir hem de vücudunuzda susuzluktan kaynaklanabilecek problemleri yaşama riskini düşürmüş olursunuz.

Egzersizi hayatınıza mutlaka dahil edin

Egzersiz, bazal metabolik hız, bir başka deyişle kişilerin tam dinlenme halinde iken yaşamsal fonksiyonları için kullanılan enerjiyi artırıyor. Dolayısıyla haftada 150-300 dakika kadar, orta yoğunlukta bir egzersizi hayatınıza mutlaka dahil etmelisiniz. Yürüyüş, yüzme ve bisiklet gibi alternatiflerden herhangi birini uygulayabilirsiniz.

İyotlu tuz kullanın

İyotlu tuz metabolizma hızını doğrudan olmasa da dolaylı olarak uzun vadede etkileyebiliyor. İyot tiroit hormonlarının sentezlenmesi için gerekli bir besin öğesi. Ülkemizde su ve toprakta iyodun yetersiz olması nedeniyle besinlerden aldığımız yetersiz iyoda bağlı olarak hipotiroid hastalığı gelişebiliyor. “Bu hastalıkta metabolizma hızı oldukça yavaşlar” uyarısında bulunan Nur Ecem Baydı Ozman, şunları söylüyor: “Bu nedenle satın aldığınız tuzların iyot takviyeli olduğundan emin olun. Tuzu ışık görmeyen koyu renkli kaplarda saklarsanız, içeriğindeki iyot kaybını da önlersiniz.”

Kafein hızlandırıyor, ancak…

Çay, kahve ve çikolata gibi yiyecek ve içeceklerde bulunan kafein de metabolizma hızının artmasına yardımcı oluyor. Ancak diüretik etki, çarpıntı ve uykusuzluk gibi olumsuz etkiler de yapabildikleri için kafein içeren ürünleri abartmadan tüketmenizde fayda var. Bilimsel otoriteler sağlıklı bir yetişkinin günlük 400 mg’a kadar kafein tüketmesinin zararsız olacağını bildiriyor. Yaklaşık bir su bardağı siyah çayda 50 mg, kahvede ise 100 mg kadar kafein bulunuyor. Dikkat etmeniz gereken bir başka nokta ise kafein içeren her bir içeceğin yanında fazladan birer bardak su içmek olmalı.

Yeşil çay için

Yeşil çayın vücut yağ kütlesini azaltmaya yardımcı olduğunu gösteren çalışmalar mevcut. Nur Ecem Baydı Ozman ancak bu etkinin çok anlamlı ve mucizevi olmadığını belirterek, “Yeşil çay fiziksel aktivite, yeterli protein ve enerji alımı gibi diğer olumlu faktörlerle bir araya geldiğinde anlamlı bir etki yaratabiliyor. Günlük güvenli kafein sınırlarında kalarak yeşil çay tüketebilirsiniz. Yaklaşık 1 su bardağı yeşil çay 30-50 mg kafein içeriyor” diyor.

 Baharatları mucize olarak düşünmeyin

Kırmızıbiberde bulunan kapsaisin adlı maddenin metabolizmayı hafif ölçüde hızlandırabileceğini gösteren çalışmalar mevcut. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman ancak halk arasında yaygın olan pul biberli yoğurt tüketmek ve yemeklere bol acı eklemek gibi uygulamaların metabolizma hızını anlamlı ölçüde hızlandırmadıklarını vurgulayarak, “Ayrıca fazla miktarda acı tüketmenin bağırsak sağlığı üzerinde uzun vadede olumsuz etkileri olabiliyor. Bu noktada kar zarar dengesini göz önünde bulundurarak baharatları ılımlı ölçüde kullanıp, mineral içeriğinden ve lezzetinden faydalanmayı hedeflemeli, yağ yakıcı veya metabolizma hızlandırıcı olarak düşünüp, abartmamalısınız.” diyor.

Uzmanından hem sağlıklı hem lezzetli 2 tarif:

Yeşil çaylı smoothie

Hazırlanışı: 1 su bardağı kadar demleyip soğuttuğunuz yeşil çayı; 1 çay bardağı kefir, 1 küçük muz, 2 top ceviz ve 1 çay kaşığı hindistan cevizi rendesiyle birlikte blenderdan geçirin. Hem tok tutucu hem de metabolizmanızı aktif tutmaya yarayan bu smoothie’yi ikindi ara öğününde tercih edebilirsiniz.

Güne proteinli bir başlangıç: Yulaflı yeşil omlet

Hazırlanışı: 1 yumurta, ek olarak 1 yumurta beyazı, 2 yemek kaşığı lor peyniri, 2 yemek kaşığı yulaf ezmesi, dereotu veya maydanoz, az pul biber, tuz ve arzu ettiğiniz diğer baharatları karıştırıp az yağlı tavada omlet yapabilirsiniz. Bu omlet hem güne hızlı çalışan bir metabolizmayla başlamanızı hem de almanız gereken tüm besin ögelerini pratik bir şekilde tek seferde karşılamanızı sağlar.

Sağlıklı Beslenme ve Popüler Diyetler

Sağlıklı Beslenme ve Popüler Diyetler

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, popüler diyetler, sağlıklı beslenme ve yeme alışkanlıkları ile ilgili birçok altın önerilerde bulundu.

Özellikle eve kapandığımız dönem sonrası psikolojik durumlarımız beslenmemize yansıdı; başlıca mutluluk veren besinleri sayabilir misiniz? Ve bunların vücuda etkilerini?

Yemek yemenin güven, bağlanma, kaçma ve doyum sağlama gibi duygularla ilişkisi vardır. Aslında, bebeklikte anne sütü ile birlikte yemeğin ve besinin güven ve sevgi verdiğini öğrenmekteyiz.

Özellikle son dönemlerde besin tüketme isteğimizin olmasının arkasında ise hem içerisinde bulunduğumuz koşullardan “kaçma” hem de güvensiz olan dünyada müdahale edilmeyen kısıtlı aktivitelerden birinin yeme eylemi olması yatmaktadır.

Duygusal yeme durumunda siz daha ne olduğunu bile anlamamışken kendinizi buzdolabının önünde bulabilirsiniz. Ancak tam o sırada kendinize 1 dakika müsaade edip derin nefes alın. Kendinize farklı bir karar şansı verin.

Asla kendinize yasaklar koymayın. Yasak olan hep cazip değil midir?

Sadece kendinize yemek yemeden önce 5 dakika daha beklemeyi hatırlatın.

Beklerken kendinizi dinleyin. Bu sırada neler oluyor ne hissediyorsunuz bir bakın.

Peki duygusal açlığı kontrol altında tutabilmek için nasıl beslenmeliyiz?

Yeterli miktarda protein tüketin.

Kompleks karbonhidratlardan zengin beslenin.

Omega 3 kaynaklarından zengin beslenin.

Antioksidanlardan zengin beslenin.

Probiyotik desteği alın.

Hangi besibler size mutluluk verir diye düşünüyorsanız, yapılan çalışmaların güçlü  bağırsakların mutlu bir beyni sinyalize ettiğini söylüyor. Bu sebeple probiyotik bazlı besinlerden kefir, ayran, yoğurt gibi besinleri daha fazla alan insanlarda iritabl yani huzursuz bağırsak sendromu daha az görülüyor.

En çok sevilenler arasında çikolata başta geliyor diyebiliriz. Bitter çikolata içinde bulunan “feniletilamin” isimli maddenin uyarıcı etkisi bulunuyor ve bu madde kişinin daha mutlu hissetmesine neden oluyor.

Muz potasyum açısından yüksek olan bir meyvedir. Beden ve zihin sağlığı açısından etkisi büyük olduğundan, özellikle çocuk gelişiminde etkisi büyüktür ve bir seratonin kaynağı olarak da nitelendirilebilir.

Yağlı tohumlar sınıfında Ceviz yapısında bulunan triptofan isimli aminoasit sayesinde vücudun serotonin üretimini arttırdığından, mutluluk verici bir keyifte tüketilebilir.

Yeme alışkanlıklarını değiştirmek için nasıl bir plan yapmalıyız? Örneğin stresli bir dönemde değil de daha rahat bir dönemde bunu yapmak vb.

“Kendimi olduğum gibi kabul ettiģimde, değişebiliyorum. ” diyen Carl Rogers değişim paradoksları içinde en önemlisinden bahsetmiştir.

“Kendi değişimimiz”

Bununla birlikte pek çok alışkanlıkla yeme kavramını düşünüyoruz, acaba oda gerçekten değişken midir? Diye.

Evett yeme alışkanlıkları da değişkendir. Zaman, tad, besine ulaşabilme, kültür, çevresel ve ekonomik faktörler gibi birçok dış faktör beslenme alışkanlıklarımızı şekillendirir.

Aklımızda bazı besinler için doğru ve yanlışlar oluşur. Bazı besinler iyi bazı besinler kötü olarak şekillenebilir. Fakat bir besinin iyi yönlerinin çok sağlıklı olduğu, hiç zararının olmadığı anlamına gelmez.  Bu besin birimize çok iyi gelirken, diğerimiz için kötü bir tercih olabilir. Çünkü iyi veya kötü besin yoktur. Farklı kalorilerde farklı içeriğe sahip besinler vardır.  Zararlı olan aslında besinler değil onları nasıl pişirdiğimiz, hangi sıklıkta hangi porsiyonda tükettiğimizdir. Bu yüzden sağlıklı beslenme, diyet yapma süreçlerinizde besinleri “iyi” ve “kötü” şekilde sınıflandırmayın.

Kendinizi bu besinsel değişime hazır hissettiğiniz anda mutfak alışverişinizden başlayarak size uygun olduğunu düşündüğünüz değişimleri adım adım izleyerek yeme alışkanlıklarınız değiştirebilirsiniz.

Son dönemde ABD’de popülerleşen F-Faktör Diyeti de kişilerin sosyal hayatını aksatmadan yapabileceği beslenme biçimi ortaya koyuyor, bu konuda neler düşünüyorsunuz?

F-Factor Diyet, üç öğün yemek ve günde bir atıştırmalık yemeyi hedefliyor. Yağsız proteinleri yüksek lifli gıdalarla birleştirir ve kalorileri düşük, uzun süre tam kalmanızı sağlamak ve yoksunluk hissini önlemek için tasarlanmıştır.

F-Faktör Diyetinin birkaç aşaması var ve her biri, karbonhidrat hedefinize ulaşana kadar net karbonhidrat alımınızı artırır. Genellikle bir porsiyon yiyecek içindeki karbonhidrat miktarından lif içeriğinin çıkarılmasıyla hesaplanırlar.

Diyetinin günde 20-130 gram karbonhidrattan oluşan düşük karbonhidratlı bir diyet olarak kabul edilir.

 

  1. aşamada diyet, günde 35 gramdan daha az net karbonhidrat içerir. Bu yaklaşık 3 porsiyon karbonhidrat üzerine yayılmıştır. Bu, kilo kaybınızı başlatmak içindir.

 

  1. aşamada, günde 75 gramdan daha az net karbonhidrat içerir. Bu yaklaşık 6 porsiyon karbonhidrat üzerine yayılmıştır.

 

F-Factor Diyet’in son aşaması, süresiz olarak kalacağınız bakım aşamasıdır. Bu aşamada günde yaklaşık 9 porsiyon karbonhidrat veya 125 gramdan az net karbonhidrat içerir. Diyet, zayıflama yolunu destekleyebilecek, minimum düzeyde işlenmiş sağlıklı ve bütün yiyecekleri yemeyi vurgular.

Diyet’te önerilen yiyecekler, sağlıklı bir kilo almanıza ve korumanıza yardım ettiği bilinen bir besin maddesi olan lif bakımından da yüksektir. Lif yavaşça sindirilir, bu da sizi öğünler arasında daha uzun süre tok tutar

F-Faktör Diyetiyle ilişkili olası sağlık yararlarına rağmen, bu tür bir beslenme yöntemini benimsemeden önce bazı potansiyel olumsuzlukların göz önünde bulundurulması gerekir.  Diyet, egzersiz kilo kaybınızın rutininin bir parçası olarak önemini en aza indirir. Hatta egzersiz iştahınızı artırabilir, daha fazla yemenize ve kilo kaybını önlemenize yardımcı olur.

Ayrıca, temel besin maddesi olarak lif üzerine yapılan vurgu, diyetinizdeki diğer önemli besin maddelerini görme yeteneğinizi kaybetmenize neden olabilir. Lif önemli olmasına rağmen, sağlıklı ve sürdürülebilir bir kiloyu korumak için gereken tek besin değildir. Örneğin, protein ve yağ kilo kaybında önemli rol oynar. Çünkü sizi daha uzun süre tam tutabilir ve yakacağınız toplam kalori miktarını artırabilir

Dahası, aynı anda çok miktarda lif yemek şişkinliğe, krampa, gaza ve hatta ishale yol açabilir. Bunlar lifin işini yaptığını gösteren normal yan etkiler olsa da, fazla miktarda lif yemeye alışık değilseniz, alımınızı yavaşça artırmak en iyisi olabilir

 

Kışın yenmesi gereken beş renkli besin

Kışın yenmesi gereken beş renkli besin

Sofralarınızı renklendirerek bağışıklığınızı güçlendirmeye ne dersiniz? Hem kış hem de pandemi koşulları, güçlü bağışıklık ihtiyacını ortaya koyarken sağlıklı beslenme şüphesiz büyük önem taşıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi , bağışıklık sisteminin çeşitli hücre ve proteinlerin etkileşimi ile vücudumuzu mikroplara karşı koruduğunu belirterek “Güçlü bir bağışlıklık sistemi hastalıklardan korunmada ve hafif atlatılmasında önemli rol oynuyor. Bağışıklık sisteminin güçlenmesi ise yeterli ve dengeli beslenme, düzenli egzersiz, kaliteli ve yeterli uyku, stres yönetimi ile mümkün.” diyor. Yeterli ve dengeli beslenme dendiğinde akla ilk gelenin vitamin, mineral, posa ve antioksidan bileşikler içeren yiyeceklerle rengarenk beslenmek olduğunu, yiyecekleri mevsiminde tüketmenin içerdikleri vitamin ve minerallerden maksimum fayda sağlamamız için büyük önem taşıdığını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz bağışıklığımızı güçlendirmek için kış aylarında sofralarımızdan eksik etmememiz gereken sağlık deposu 5 yiyeceği anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu, besleyici tarifler verdi.

Pancar

Rengiyle öne çıkan pancar düşük kalorili, vitamin ve minerallerden zengin bir yiyecek. Yüksek miktarda nitrat içermesi sayesinde kan basıncını düşürüyor. Vücutta diyetle alınan nitrat, nitrik aside dönüşüyor ve bu molekül kan damarlarını genişleterek kan basıncının düşmesine yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, “Nitrat, hücrelerin daha iyi enerji üretmesini sağlayan mitokondrinin daha çok çalışmasını sağlıyor. Pancarın bu etkisinden yararlanmak için egzersizden 2-3 saat önce tüketmek gerekiyor. Pancarı ister salatalarınıza ekleyin, ister yoğurtlu pancar salatası olarak hazırlayın, isterseniz smoothie yapın. Doyurucu ve farklı alternatif isterseniz pancarlı humusu deneyin.” diyor.

Pancarlı humus tarifi:

İki su bardağı haşlanmış nohut, 1 orta boy haşlanmış pancar, 2 yemek kaşığı tahin, 1-2 diş sarımsak, 2 yemek kaşığı zeytin yağı, 1 çay kaşığı kimyon, az tuz ve limon suyunu blenderdan geçirin. Pancarlı humusunuz hazır!

Brokoli

Bağışıklık sistemini güçlendiren, kalbe faydalı, düşük kalorili brokolinin az bilinen özelliklerinden birisi kaempferol içermesi. Bu madde sayesinde beyin ve sinir sistemi üzerinde etkili olan brokoli aynı zamanda iltihap önleyici özellik taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, “Brokoliyi çiğ veya buharda pişirerek yemek; içerdiği vitamin, mineral ve biyoaktif bileşiklerden maksimum yarar sağlamak demek” diye konuşuyor.

Brokoli salatası tarifi:

Brokoliyi buharda hafif pişirip zeytin yağı, sarımsak ve limon ekleyerek hafif bir salata yapabilirsiniz. Üzerine nar da ekleyebilirsiniz.

Nar

Potasyum, posa, A ve C vitamini içeren, antioksidan özelliği ile kanserden korunmaya yardımcı olan nar, bağışıklık sisteminin iyi çalışmasında da rol oynuyor. Bir büyük narı 2 porsiyon meyve olarak düşünmek gerektiğinin altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, özellikle diyabeti olanların ve zayıflamak için diyet yapanların buna dikkat etmesini öneriyor. Narı ara öğünde yiyebileceğiniz gibi salatalarınıza ve yoğurda ekleyerek de tüketebilirsiniz.

Narlı yoğurt tarifi:

Bir kase yoğurt, 2-3 yemek kaşığı yulaf ezmesi, 2 yemek kaşığı nar, tarçın ile kendinize pratik ve doyurucu bir ara öğün hazırlayabilirsiniz.

Karnabahar

Bağırsak sağlığının olmazsa olmazı, sindirim sisteminin iyi çalışması için çok önemli olan posa, karnabaharda bol miktarda bulunuyor. Ayrıca; sülforandan zengin olan karnabahar bu sayede kanser, kalp hastalıkları ve diyabete yakalanma riskini de azaltmaya yardımcı oluyor. Karnabahar yemeği, fırında zerdeçallı karnabahar, karnabahar pilavı, karnabahar kısırı, karnabahar tabanlı pizza, bu sağlıklı sebze ile yapabileceğiniz yemeklerden bazıları. Üstelik düşük kalorisi sayesinde diyet dostu bir besin.

Karnabahar kısırı tarifi:

Bir orta boy karnabaharı küçük parçalara bölün. Yıkayıp, kurutup, rondodan geçirerek un haline getirin. On dakika tavada çevirip, 1/2 çay bardağı yağ ekleyin. Ayrı bir tavada soğan kavurup içerisine 1 yemek kaşığı domates salçası ve 1 yemek kaşığı biber salçası ilave edin. Çevirip, ezilmiş sarımsak ekleyin. Bu karışımı karnabahar ile karıştırın. İnce doğranmış yeşil soğan, maydanoz, turşu, kapya biber ekleyin. Tuz, karabiber, pulbiber, kimyon, limon isteğinize göre ekleyin.

Kereviz

İltihap önleyici etki yapan, sindirimi destekleyen, iyi bir A, C, K vitamini kaynağı olan kereviz, aynı zamanda potasyum ve folat açısından da zengin bir kaynak. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, kerevizin düşük sodyum oranı ile öne çıktığını belirterek “Ayrıca kereviz, beta karoten ve flavanoid içeriği ile de hücreleri ve kan damarlarını serbest radikallerin zararlarından koruyor” diyor.

Elmalı kereviz salatası tarifi:

Üç orta boy kerevizi, bir yeşil elmayı rendeleyin. Süzme yoğurt, bir diş sarımsak, iri kıyılmış cevizi karıştırın.

Vücut direncini arttıran öneriler

Vücut direncini arttıran öneriler

Dünyada ve ülkemizde etkisi tüm hızıyla devam eden Covid-19 virüsünün neden olduğu hastalıkla mücadele edebilmek için bağışıklık sisteminin güçlü olması gerekiyor. Bu dönemde vücut direncini artırmanın yolu ise doğru gıdalarla dengeli bir beslenme düzeninden geçiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, koronavirüse yakalanan bireylere sağlıklı beslenme önerilerinde bulundu.

Doğal besinler tercih edilmeli

Koronavirüse yakalandıktan sonra, belirtisi olsun ya da olmasın, her bireyin yiyecek içecek düzenine çok dikkat etmesi gerekmektedir. Hastalık süresince tüm besin ögeleri dengeli ve düzenli olarak tüketilmeli, doğal yiyecekler tercih edilmelidir. Yapılacak uygun bir diyetle bağışıklık sistemi güçlendirilebilir, aynı zamanda kilo kontrolü de sağlanabilir. Vücudun savunma sistemini destekleyen çinko, demir ve A, C, D ve E vitaminleri gibi belirli mikro değerler, besinlerde çokça bulunmaktadır. Sebze ve meyveler, bu besin değerleri açısından yüksek yoğunluğa sahiptir ve bu nedenle bağışıklık sistemini güçlendirmek için tüketilmesi gerekir. Özellikle besinlerden yeterli düzeyde alınamayan D vitamini bu dönemde çok önemlidir. Vücuttaki D vitamini düzeyi kontrol edilerek, düşüklük varsa gerekli replasman tedavisine başlanmalıdır. Nasıl bir etki yapacağı bilinmeyen bir virüsle bu süreçte insan vücudunun savaşabilmesi için bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine odaklanılmalıdır. 

Koronavirüse karşı bol sıvı alınmalı

Süt ve süt ürünleri ile et ve et ürünleri, meyve, sebze, kuru baklagillerin olduğu bir beslenme programı bağışıklık sistemini güçlendirecektir. Şeker, pirinç, beyaz undan yapılan hamur işleri ile fast food türü besinlerin alımı sınırlandırmalıdır. Kilo verme sürecindeyken hastalığa yakalananların çok düşük kalorili ve eksik besin öğeleri bulunan diyetleri yapmaması gerekir. Özellikle tat ve koku duyusunun yok olması nedeniyle beslenme konusunda sorunlar yaşanabilmektedir. Özellikle tat duyusunun olmaması sebebiyle beslenme güçlüğü ortaya çıkmaktadır. Hastalık sürecinde tüm besin öğeleri dengeli şekilde tüketilmeli, bol sıvı alınmalıdır. Vücudun yaklaşık % 60’ını oluşturan su hayati öneme sahiptir. Su içmeyi engelleyen çay ve kahve tüketimi sınırlandırılmalı, uygun bitki çayları tercih edilmelidir. Yani vücuttan sıvı atmayı sağlayan diüretik etkili kafeinli içecekler hastalık süresince dengeli tüketilmelidir.

Bağışıklık için mikro besinleri içeren yiyecekler

  • A vitamini: Havuç, lahana, biber, ıspanak, ton balığı ve yumurta.
  • C vitamini: Turunçgiller, çilek, mango, domates.
  • D vitamini: Balık, et, yumurta, süt ürünleri ve mantarlar.
  • E vitamini: Fındık, badem, ay çekirdeği.
  • Çinko: İstiridye, sakatat, peynir, yulaf ezmesi ve mercimek.
  • Demir: Et, baklagiller, susam ve darı.

Hastalık süresince hafif egzersiz yapılmalı

Koronavirüs tedavi sürecinde evde düzenli şekilde hafif egzersizlere devam edilmelidir. Her ne kadar önemli bir belirti olan kas ağrıları ortaya çıksa da, yapılacak hafif egzersizler moral düzeyini de yükseltecektir. Bedensel yorgunluk hastalık süresince en az indirilmeli, uyku için ayrılan süre artırılmalıdır. Spor bir yandan bağışıklık sistemini harekete geçirirken, diğer yandan da vücudu zorlamaktadır. Vücut, yorucu egzersizlerden sonra enfeksiyonlara karşı daha duyarlı olmaktadır. Açık pencere etkisinin kurbanı olmamak için sadece hafif egzersizler yapılmalıdır.

Hastalığın etkisini azaltmak için öneriler

  • Bu dönemde vücuda kuvvet vereceği düşüncesiyle fazla yemek yemek doğru bir yaklaşım değildir. Her besin grubu uygun şekilde tüketilmelidir.
  • Gün içerisinde öğünler atlanmamalı, aralarda sağlıklı atıştırmalıklar tercih edilmelidir.
  • Hastalık süresince bol su içilmelidir. Özellikle vücutta biriken toksinleri atmak için sıvı alımı önemlidir.
  • Koronavirüs tedavisi süresince C vitamini zengini limon, portakal, greyfurt, mandalina ve kivi gibi bağışıklık sistemini güçlendiren meyveler tüketilmelidir.
  • Ateş yükselmesi nedeniyle ortaya çıkan terlemenin olumsuz etkisini yok edebilmek için ıslak giysiler sık sık değiştirilmelidir. Çok olmamak kaydıyla alınacak ılık bir duş vücudu rahatlatacaktır.
  • Günlük en az 8 saat uyku bağışıklık sistemini güçlendirecektir. Hastalık süresince gün içerisinde gece uykusunu etkilemeyecek 1-2 saatlik kestirmeler iyi gelecektir.
  • Bağışıklık sistemini etkileyen alkol tüketilmemelidir. Özellikle solunumu etkileyen sigaradan ise mutlaka uzak durulmalıdır.
  • Gelişigüzel vitamin ve takviye ürün kullanımından kaçınılmalı, mutlaka doktora danışılmalıdır.           

Su bağışıklığınızı artırır

Su bağışıklığınızı artırır

Yurdu etkisi altına alan kar etkisiyle birlikte su tüketiminin azaldığına ve bu durumunda da vücudun bağışıklık sistemini zayıflattığına dikkat çeken uzmanlar, hastalıklara karşı güçlü bir savunma için yeteri kadar ve doğru kaynaktan su içilmesi gerektiğini dile getiriyor. Kanın pH’ının dengelenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için de PH’ı 7.4’ün üstünde olan alkali suların tercih edilmesi öneriliyor.

Bağışıklık sisteminin önemli bir parçası, hücrelere hayat veren suyun yeteri kadar ve doğru kaynaktan alınması büyük önem taşıyor. Uzmanlar, uzun ve kaliteli yaşam için her gün en az 2 litre su içmenin alışkanlık haline getirilmesinde hem fikir.

Vücudun suya olan ihtiyacının her daim devam ettiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Berrin Yiğit, “Özellikle mevsim geçişlerinde görülen soğuk algınlığı, grip, yüksek ateş, boğaz ve baş ağrısı gibi birçok sorunla baş etmek için savunma sistemimizi güçlendirmemiz gerekir. Bu noktada doğanın bize sunduğu en önemli ve asla ihmal edilmemesi gereken şifaların başında su geliyor. Dolayısıyla sıcaklıkların düşmesiyle birlikte su tüketimimizi asla ihmal etmemeli, kanın pH’ının dengelenmesi ve bağışıklık sistemimizin güçlendirilmesi için PH’ı 7.4’ün üstünde olan alkali suları tercih etmeliyiz” dedi.

Bağışıklık sistemini destekleyecek vitamin minerallerle zenginleştirilmiş sular önemli

Suyun bağışıklık sistemini destekleyecek vitamin minerallerle zenginleştirilmesinin de bağışıklık sistemi için önemine vurgu yapan Yiğit, doğal kaynak suyundan gelen magnezyum, kalsiyum ve potasyum dışında ekstra dışarıdan eklenen D ve B vitaminleri ile virüs ve bakterilere karşı daha güçlü bir savunma sağlanabileceğini söyledi.