Yazılar

Hangi hastalıklar yazın artıyor?

Hangi hastalıklar yazın artıyor?

Besin zehirlenmesi yaz mevsiminde oldukça sık görülen hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bunun nedeni ise sıcak havalarda mikropların besinlerde daha kolay üreyip çoğalabilmeleri. Sağlık Bakanlığı verilerine göre; ülkemizde her yıl yaklaşık 6 milyon kişi besin zehirlenmesi sorunu yaşıyor. Mikropları içeren yiyeceklerin tüketilmesi sonucu oluşan besin zehirlenmelerinin çoğu birkaç gün içinde kendiliğinden geçse de, çocuklar, ileri yaştaki kişiler, hamileler ve kronik hastalık taşıyanlar gibi risk grubundaki kişilerde hayatı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, besin zehirlenmesi oluştuğunda dikkat etmeniz gereken en önemli kuralın vücudunuzu susuz bırakmamak olduğuna işaret ederek, “Organlarımıza kan akışının kesintiye uğramaması sıvı dengesinin korunmasıyla mümkün. Sağlıklı düşünmekten normal idrar çıkışına her şey sıvı dengemize ve susuz kalmamamıza bağlı. Bu nedenle gün içinde susamayı beklemeden bolca sıvı tüketmeyi alışkanlık edinin. Ayrıca hasta ve ödemli mide kapasitesini zorlamamak için küçük ve az porsiyonlar tüketin, mide boşalmasını geciktirecek yağlı şeyler yemeyin. Dikkat etmeniz gereken üçüncü kural ise dinlenmek olmalı.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ozan Kocakaya

Mikroplar besinlere nasıl bulaşıyor?

Besin zehirlenmesine yol açan mikroplar; virüs (norovirüs veya rotavirüs), bakteri (salmonella, E.coli) veya parazit (küçük kurtlar gibi) olabiliyor. Dr. Ozan Kocakaya, mikropların besinlere nasıl bulaştığını şöyle anlatıyor:

  • Hasta olan kişiler besinleri hazırlarken ve servis ederken elleri aracılığıyla mikropları yiyeceklere bulaştırabiliyorlar.
  • Hazırlanmış yiyecekler uygun olmayan koşullarda saklanırsa mikroplar yine bulaşabiliyor.
  • Mikroplar besinler üzerinde yaşayabiliyor. Besinler iyi yıkanmadıysa veya üzerlerindeki bakteriler ölene kadar pişirilmediyse hastalık oluşturabiliyor.
  • Mikroplar bir besinden diğerine geçebiliyor. Dolayısıyla yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan kesme tahtası veya bıçaklar düzgün temizlenmediyse yiyeceklerdeki mikrop diğerlerine de bulaşabiliyor.

Hastalarda farklı belirtiler verebiliyor

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, besin zehirlenmesinin belirtilerinin kişiyi hasta eden mikroba göre değiştiğine dikkat çekerek, “Belirtiler besinlerin tüketiminden sonra birkaç saatte görülebileceği gibi, hastalığın gelişmesi günlerce de sürebiliyor.” diyor. Dr. Ozan Kocakaya, en sık görülen belirtileri şöyle sıralıyor:

  • Bulantı
  • Kusma
  • Karın ağrısı
  • İshal (su gibi veya kanlı)
  • Ateş

Nadiren görme bozukluğu, sersemlik, eller ve kollarda uyuşma ile karıncalanma gibi nörolojik bulgular da olabiliyor.

Bu yakınmalarda zaman kaybetmeyin!

Besin zehirlenmesi için risk altındaki gruptaysanız hemen, değilseniz:

  • Ateşiniz 38.5 dereceyi geçiyorsa
  • 24 saatte 6 kezden fazla tuvalete gitmeniz gerektiyse
  • Tuvalette kan gördüyseniz
  • Karın ağrınız şiddetliyse
  • Çok fazla sıvı kaybettiğiniz halde yiyip içemiyorsanız, yorgunluk, ağız kuruluğu, kas krampları, koyu renkli idrar gibi susuzluk belirtileri geliştiyse, hemen bir sağlık kuruluğuna başvurmanız yaşamsal öneme sahip.

Tedavi belirtilere yönelik yapılıyor

Besin zehirlenmesinin tanısı, hastanın belirtileri ve bir hafta kadar öncesinde tükettiği besinlerin sorgulanmasıyla konuyor. Hastalık çoğunlukla kısa sürüyor ve hasta günler içinde düzeliyor. Bu nedenle tam olarak hangi bakterinin hastalığa sebep olduğunu bulmak mümkün olmuyor ve şart görülmüyor. Tansiyonunuz, nabzınız, ateşiniz, kilonuz ölçülüyor, bazı durumlarda kan ve dışkı testleri yapılıyor. Vücutta sıvı eksikliği varsa takviye ediliyor ve belirtilere yönelik tedavi planlanıyor. Besin zehirlenmesinde nadiren antibiyotik gerekebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Besin zehirlenmesine karşı 10 kural!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, besin zehirlenmesine karşı almanız gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Kirli ellerle temas mikropların besinlere kolayca bulaşmasına yol açabiliyor. Bu nedenle ellerinizi tuvaleti kullandıktan, bebek bezini değiştirdikten veya hayvanlarla temas ettikten sonra, en az 20 saniye boyunca, sabunla sık sık yıkamayı alışkanlık edinin.
  • Çiğ süt tüketmeyin, çiğ süt içeren dondurma ve yumuşak peynir yemeyin.
  • Hamileyseniz süt ürünlerine özellikle dikkat edin, yeterince bekletilmiş süt ürünlerini veya ‘pastörize sütten üretilmiştir’ ibareli taze süt ürünlerini tüketin.
  • Meyve ve sebzeleri suya batırarak değil, akan temiz su altında yıkayın.
  • Buzdolabının sıcaklık ayarının 4 derece santigrad veya altında, dondurucunun en az -18 dereceye ayarlı olduğundan emin olun.
  • Mikropların ortadan kalkması için etlerin iyice pişmiş olmasına dikkat edin.
  • Pişmiş yiyecekleri mümkün olan en kısa sürede tüketin. Oda sıcaklığında 2 saatten uzun bekletmeyin, hemen buzdolabına yerleştirin.
  • Pişmemiş etleri hazırlarken veya saklarken diğer yiyeceklerden uzak tutun.
  • Pişmemiş etlerle temas eden kesme tahtası, bıçak ve maşaları temastan hemen sonra temizleyin. Bunlardan akan suların ortamı kirletmesine izin vermeyin.
  • Beklemiş salataları tüketmeyin.

Kan şekeriniz düştüğünde ‘aşırı şeker’ tüketmeyin

Kan şekeriniz düştüğünde ‘aşırı şeker’ tüketmeyin

Su içmenize rağmen sık sık şiddetli susuzluk hissi yaşıyor musunuz? Çevrenizi puslu mu görüyorsunuz? Yorgunluk ve karın ağrısı yakınmalarınız mı başladı? İstemsiz kilo kaybınız var mı? Sık sık idrara çıkıyor musunuz? Son zamanlarda bu sorunlardan şikayet etmeye başladıysanız, dikkat! Yakınmalarınızın nedeni; günümüzde gençlerde dahi sıkça görülen ‘yüksek kan şekeri’ olabilir!

Kanda şekerin belli düzeylerin üzerinde olması ‘diyabet’ olarak tanımlanıyor. Kandaki şeker yüksekliği ihmale gelmiyor, çünkü damarlarda hasarlar oluşturarak; kalp krizinden inmeye, böbrek yetmezliğinden kalıcı görme kaybına kadar pek çok ciddi sorunlara yol açabiliyor. Dolayısıyla vücudumuza verdiği hasardan korunmak için kan şekerinin ideal değerlerde olması büyük önem taşıyor. Ancak yaptığımız bazı hatalar var ki kan şekerini hızla yükseltebiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya kan şekerini yükselten 10 hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ozan Kocakaya

Belirtileri göz ardı etmek

Çok su içmek, çok sık idrara çıkmak, görme bozuklukları, kilo kaybı, yorgunluk – bitkinlik gibi belirtileri göz ardı etmek, yüksek kan şekerinin tanı ve tedavisini geciktiriyor.

Sağlıksız beslenmek

Şekerli veya şeker, yağ ile tuzla işlenmiş gıdaları fazla tüketmek de kan şekerini yükselten önemli faktörler arasında ilk sıralarda yer alıyor.

Kas kütlesinin kaybına seyirci kalmak

Kaslar hayatta kalmak için şeker yakarlar. Dolayısıyla yeterli egzersiz yapmamak, harcanan enerji miktarını sınırlı tutarak, şekerin yakılmadan vücutta kalmasına neden oluyor. Bunun sonucunda da kan şekeri yüksek değerlere ulaşıyor. Kas kütlenizi kaybetmemek için bolca hareket etmeye ve düzenli olarak egzersiz yapmaya özen gösterin. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, yürümek gibi hafif fiziksel aktivitenin bile şekerin yakılmasında son derece etkili olduğunu belirtiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Aile öyküsünü göz ardı etmek

Ailede diyabet hastalığı tanısı alanlar olduğunu göz ardı etmek de kan şekerini yükselten önemli hatalardan. “Genetik mirasımız kaderimiz değil ama bize hangi konularda daha çok farkındalığımız olması gerektiği konusunda uyarıcı oluyor” diyen Dr. Ozan Kocakaya, ailenizde, özellikle birinci derece yakınlarınızda diyabet hastası varsa, belirtiler konusunda dikkatli olmanız, yakınmanız varsa zaman kaybetmeden hekime başvurmanız gerektiğini hatırlatıyor.

Geçmiş hastalıkları dikkate almamak

Polikistik Over Sendromu, gebelik şekeri ve pankreatit gibi hastalıklar geçirdiyseniz, bunları unutmayın. Çünkü bu hastalıklara hayatının bir döneminde yakalanmış olanlar, ilerleyen yaşlarda diyabete daha yatkın oluyorlar. Dolayısıyla kan şekerinizi en az yılda bir kez ölçtürmeyi ihmal etmeyin.

Tedaviyi aksatmak

Kan şekerini yükselten bir başka önemli hata da, tedaviyi aksatmak. Diyabet hastalarının ilaçlarını mutlaka düzenli almaları gerektiğine işaret eden Dr. Ozan Kocakaya, “İster hap ister insülin olsun, diyabet tedavisine düzenli devam etmemek kan şekerini yükseltiyor ve sizi diyabetin neden olduğu hastalıklarla karşı karşıya bırakıyor” diyor.

İlaçları bilinçsizce kullanmak

Kan şekerini yükseltebilecek olan ilaçları bilinçsizce kullanmak da yapılmaması gereken önemli hatalardan. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, “Kortizon veya idrar söktürücü özelliğe sahip bazı ilaçlar, hatta masum gibi görünen bazı grip ilaçları bile şeker metabolizması üzerinde ciddi etkiler oluşturabiliyorlar. Dolayısıyla doktorunuzun ilaçlarla birlikte yapacağı diyet önerilerini ve kan şekeri takibinin gerekli olup olmadığını dikkatle dinleyin” uyarısında bulunuyor.

Kan şekeri düştüğünde aşırı şeker tüketmek

Kan şekeri düştüğünde sıkça yapılan önemli hatalardan biri, aşırı şeker tüketmek oluyor. Dr. Ozan Kocakaya, “Kan şekeri düşüşü, yani hipoglisemi son derece rahatsız edici, kaygı verici bir durum. Sinirlilik, terleme ve çarpıntıyla başlayıp bilinç kaybına kadar ilerleyebilen bu tablo kan şekeri düşen hastalarda paniğe ve belirtiler düzelene kadar yüksek miktarda şeker veya şeker içeren yiyecek ile içecek tüketmelerine neden olabiliyor” uyarısında bulunuyor. “Tedavi nedeniyle de zaman zaman kan şekerinde düşüş yaşayabilirsiniz” diyen Dr. Ozan Kocakaya, “Bu durumda paniğe kapılmadan tek küp şeker veya yarım bardak meyve suyu içmeli, ardından 15 dakika bekleyip yeniden ölçüm yaparak, bir kez daha düzeltme yapmaya ihtiyacınızın olup olmadığını değerlendirmelisiniz. Çünkü kan şekeriniz düştüğünde aşırı şeker tüketirseniz, bu kez aşırı yükselmeye başlar” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 

 

 

Kilo almak

Kilo alan kişilerde artan yağ dokusundan salınan hormonlar, şekerin hücrelerin içine girmesini sağlayan insülin hormonunun görevini yapmasını önlüyorlar. İnsülinin etkili bir şekilde kullanılamaması nedeniyle de şeker hücrelere giremiyor ve kan dolaşımında birikmeye başlıyor. Bunun sonucunda da diyabet gelişiyor.

Sigara içmek

Sigaranın içindeki nikotin kısa vadede iştah kapatıp metabolizma hızını arttırsa da, uzun dönemde diyabet oluşumuna zemin hazırladığı ortaya kondu. Amerika Birleşik Devletleri’nde, 18-30 yaş arasındaki 5115 erişkinin 7 yıl takip edilerek verilerinin derlendiği bir çalışmada; sigaranın içindeki nikotinin kilo alımına ve kandaki kötü yağları artırıp iyi kolesterolün düşmesine yol açtığı, ayrıca insülin direncini tetiklediği kanıtlandı. “Kan şekeriniz yüksek ise yapmanız gereken birinci şey bunun için yardım aramaksa, ikincisi de sigarayı bırakmaktır” diyen Dr. Ozan Kocakaya,  sigarayı bırakmak için doktorunuza, hemşirenize, eczacınıza mutlaka danışmanız, sigara bıraktırmaya yönelik programlara dahil olmanız veya “Alo 171” sigarayı bırakma hattını aramanız gerektiğine dikkat çekiyor.

 Kan şekeri neden yükseliyor? 

Besinlerimizdeki her bir parça sindirim sistemi tarafından en küçük yapıtaşlarına kadar parçalanıyor ve içlerindeki şeker ortaya çıkartılıyor. Bunun nedeni ise vücudumuzdaki tüm hücrelerin çalışmak için şekere ihtiyaç duymaları. Şeker molekülleri enerji sağlayacakları hücrelerin içine insülin hormonuyla girebiliyorlar. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, “Eğer vücudunuzda insülin yoksa veya vücudunuz insüline doğru şekilde yanıt vermiyorsa şeker hücrelere giremiyor ve kan dolaşımında birikmeye başlıyor” diyor. Açlık kan şekerinin 110-125 miligram/dl, yemekten iki saat sonra bakılan kan şekerinin 200 mg/dl’den yüksek olması veya kan şekeri yüksekliği belirtileri gösteren bir kişide rastgele yapılan kan şekeri ölçümünde değerin yine 200 mg/dl’nin üzerinde çıkması, tanıyı koyduruyor.

İyot eksikliği her yaşta büyük sorun!

İyot eksikliği her yaşta büyük sorun!

Vücudumuzun üretemediği, bu nedenle sofra tuzu başta olmak üzere deniz ürünleri, et, süt ve yumurta gibi besinlerden karşılanabilen iyotun fazlası da azı da zarar. Bu nedenle her şeyde olduğu gibi iyotu da kararında tüketmek gerekiyor. Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, iyot eksikliğinin tiroit sorunlarından çocuklarda gelişme ve zeka geriliğine dek bir çok hastalığa yol açtığını belirterek “Fazla iyot almak da tiroit hastalıklarını kötüleştirebiliyor. Bu nedenle tiroit hastalığı olanların mutlaka doktorlarına danışarak gerekirse iyotsuz tuz kullanmaları gerekebiliyor” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, 1-7 Haziran İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi Haftası kapsamında iyot eksikliğinden korunmanın yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

İyot eksikliği hayati sorunlara yol açıyor

Tiroit hormonları, vücudumuzun sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için kritik öneme sahip. Bu hormonların üretilmesi için de iyot elementi gerekiyor. İyodun en çok okyanus ve denizlerde bulunduğunu belirten Dr. Ozan Kocakaya, deniz ürünleri, ekmek, süt ve iyotlu tuzun vücudumuzun ihtiyacını karşılamak için önemli kaynaklar olduğunu belirtiyor. Bu elementin eksikliği ile meydana gelen tiroit hormonu yetersizliğinin yol açtığı hastalıkların çok geniş bir yelpazeye yayıldığını anlatan Dr. Ozan Kocakaya, şöyle devam ediyor:

“Hamilelik döneminde iyot eksikliği, düşük, bebeklerin ölü doğması ve doğumsal sakatlıklara yol açabiliyor. Yenidoğanda, erken bebek ölümü, fiziksel bozukluk, gelişme geriliği ve sağırlık da gelişebiliyor. Çocuklarda ise zeka geriliği, eğitim hayatında başarısızlık ve büyümede yavaşlık da iyot eksikliğine bağlı olabiliyor. Erişkinlerde ise bilişsel fonksiyonlarda bozulma, duygu durumu bozuklukları, üretkenlik kaybı da yaşanabiliyor. Tüm bunlara ek olarak her yaşta guatr (tiroit bezinin büyümesi) ortaya çıkabiliyor.”

Pause Dergi

Sık sel yaşanan bölgelerde daha sık görülüyor

İyot eksikliği, genellikle dağlık alanlarda, bazen de yağmur suları ile topraktaki iyodun kaybedildiği, bol yağış alıp sık sel tehlikesi yaşayan kıyı kesimlerinde yaşayanlarda görülüyor. İyot açısından fakirleşen topraktan elde edilen ürünler ile bu topraklarda beslenen büyükbaş hayvanların sütü de bu element yönünden zayıf oluyor. Ülkemizde iyot eksikliğinin en sık Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde görüldüğünü belirten Dr. Ozan Kocakaya, Dünya Sağlık Örgütü verileri hakkında da “Sofrada yüzde 90’ın üzerinde iyotlu tuzun yoğun kullanıldığı Amerika kıtasında iyot eksikliği son derece nadir. Ancak iyotlu tuzun sofraların yüzde 52’sinde bulunduğu Avrupa’da iyot eksikliği sıktır. Ülkemizde iyot eksikliği orta derecede görülüyor” diye konuşuyor.

Sofra tuzu seçilirken iyotlu olanların tercih edilmesi gerektiğini belirten Dr. Ozan Kocakaya, “İyot, ışık ve ısı nedeniyle tuzdan kopup buharlaşabilir. Bu nedenle tuz saklanan kapların direkt güneş ışınları ve sıcaktan uzak tutulması gerekiyor” diyor.

Fazlası vücuttan atılıyor

Besinlerle alınan iyodun tamamı, sağlıklı bir mide ve bağırsağa sahip kişilerde kolayca emiliyor. Vücuda giren iyodun yüzde 10’unun tiroit bezi tarafından alındığını ve kalanının idrarla atıldığını kaydeden Dr. Ozan Kocakaya, “İyot eksikliği olanlarda tiroit bezi iyodun çoğunu emer, idrarda atılan miktar azalır. Lahana, karnabahar, brokoli gibi bazı besinler çok tüketildiğinde iyodun tiroit bezi içine girmesi engelleniyor. Darı ve soya fasulyesi ise tiroit bezinin iyodu tutmasını önlüyor” diye bilgi veriyor.

Pause Dergi

İyot eksikliğine karşı 5 öneri!

İyot eksikliğinin tanısı ise tiroit muayenesi ve tiroit ultrasonu, kanda tiroit hormonlarının düzeyine bakılması ve idrarda atılan iyot miktarının ölçülmesiyle konuluyor. Özellikle hamilelik döneminde yapılan tarama testleri ile tiroit hormon eksikliğine erken tanı konmasının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Ozan Kocakaya, bu sayede yenidoğanlarda iyot eksikliğine bağlı sorunların önlenebileceğini belirtiyor. Dr. Ozan Kocakaya, iyot eksikliği ve bunun yol açtığı hastalıklardan korunmaya yönelik önerilerini şöyle sıralıyor:

  1. Deniz balıkları, süt ve süt ürünleri, tam tahıl tüketilmelidir.
  2. Besinleri hazırlarken iyotlu tuz kullanmaya özen gösterilmelidir.
  3. Erişkin kadın ve erkekler günde 150 mikrogram iyot aldıklarından emin olmalıdır.
  4. Tuz kullanması sakıncalı olanlar (hipertansiyon, kronik böbrek yetmezliği hastaları, bazı ilaçları kullananlar gibi) iyot desteği almalıdır.
  5. Hamileler, anne olmayı planlayanlar ve emzirenler iyot eksikliği yönünden değerlendirilmek için doktorlarına başvurmalı. Önerilmesi durumunda günlük olarak en az 220 mikrogram iyot içeren vitaminler kullanmalıdır.

Karaciğer yetmezliğine nedenleri

Karaciğer yetmezliğine nedenleri

Günümüzde giderek artan hareketsizlik ve kalori içeriği yüksek beslenme alışkınlığı karaciğer yağlanmasının hızla yaygınlaşmasına neden oluyor. Çocuklarda ve 40 yaşın altındaki erişkinlerde organ nakli gerektiren karaciğer yetmezliğinin en hızla artan sebebi olan bu hastalık, ülkemizde her 4 kişiden birini tehdit ediyor! Üstelik karaciğer yağlanmasının genellikle belirti vermeden ilerlediğine dikkat çeken Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, “Karaciğer yağlanmasına zamanında müdahale etmek yaşamsal öneme sahip. Çünkü yağlanma miktarı arttığında karaciğerde iltihap oluşabiliyor. Bu iltihaplanma da karaciğer yetmezliğine, hatta karaciğer kanserine bile neden olabiliyor. Dolayısıyla hiçbir yakınması olmasa bile risk faktörü olan her bireyin yıllık, yağlanma için risk faktörü bulunmayanların ise yaşlarına uygun olarak önerilen rutin check-up programları dahilinde taramalara tabi tutulmaları, karaciğer yağlanmasının erken teşhis edilebilmesi için çok önemli.” diyor.

Bu risk faktörlerine dikkat!

Karnımızın sağ üst tarafında bulunan karaciğer; kandaki toksinleri temizlemek, vücudun detoks sistemine yardımcı olmak ve safra salgısı üretmek gibi önemli işlevler üstleniyor. Protein, karbonhidrat, yağ ve vitaminlerin yanı sıra ilaçların da vücutta işlem görmesine yardımcı olan, kanın pıhtılaşmasında da rol oynayan karaciğerin 500’e yakın görevi bulunuyor. Karaciğer yağlanması, bu organı oluşturan hücrelerin içinde yağ birikimi olarak tanımlanıyor. Karaciğer yağlanmasında alkol kullanımı önemli rol oynasa da, her yağlanma bu sebepten kaynaklanmıyor. Dr. Ozan Kocakaya, “Karaciğer yağlanması iki şekilde karşımıza çıkıyor. Karaciğerde henüz iltihabi hasar başlamamış olabiliyor veya karaciğerde iltihabi durum da gelişmiş olabiliyor. Bu tabloya da yağlı karaciğer iltihabı deniyor. Aşırı kilo, diyabet, yüksek kolesterol ve bazı tedaviler karaciğer yağlanmasına neden olan faktörleri oluşturuyor” diyor.

Tanı genellikle tesadüfen konuluyor

Karaciğerde yağlanmanın, genellikle belirti vermediği için ancak başka nedenlerle yapılan tetkikler veya sağlığın sürdürülebilmesi için yapılan düzenli taramalar sırasında tespit edilebildiğini ifade eden Dr. Ozan Kocakaya, şöyle devam ediyor: “Karaciğerde yağlanmanın tanısı muayene ve üst karın ultrasonografisi ile konuyor. Tanı konulduktan sonra karaciğerde iltihap olup olmadığı, karaciğerin işlevlerini yerine getirip getirmediğini tespit edebilmek için çeşitli testlerin yanı sıra ultrason, tomografi ve MR gibi görüntüleme yöntemleri kullanılıyor. Bazen karaciğer biyopsisi de gerekebiliyor. Bu durumda ince bir iğneyle küçük bir karaciğer dokusu alınıp, hücreler mikroskop altında inceleniyor. Böylece hasarın boyutu, iltihabın düzeyiyle ilgili bilgiler ediniliyor.”

Karaciğer yetmezliği ile sonuçlanabiliyor

Zamanında müdahale edilmeyen yağlı karaciğerde oluşan karaciğer iltihapları ilerleyerek ‘siroz’ adı verilen ciddi ve geri dönüşü olmayan hastalığa neden olabiliyor. Sirozun “bacaklarda şişlik, karında sıvı birikimi, nefes darlığı ve yorgunluk” şeklinde belirtilerle kendini gösterdiğini dile getiren Dr. Ozan Kocakaya, “Siroz ya da karaciğer yetmezliğine ek olarak, yağlı karaciğerde iltihaplanma kimi zaman siroz gelişiminin öncesinde dahi doğrudan karaciğer kanserine yol açabiliyor. Bu nedenle yağlı karaciğere bağlı iltihabi hasarı olanlar düzenli aralıklarla doktora görünmeli, karaciğer işlevlerini ve yapısını kontrol ettirmeli.” diyor.

İdeal kiloya ulaşın, Akdeniz tipi beslenin

Karaciğer yağlanmasında tedaviyle sorunun ilerlemesi durdurulabiliyor, var olan yağlanma tamamen geriletilebiliyor. Tedavide hedef; bu tabloya neden olan etmenlerin ortadan kaldırılması. Hastaların kilo vererek ideal kiloya ulaşmalarının, kan şekeri düzeyinin kontrol altında tutulmasının ve kolesterol düzeyinin düşürülmesinin önemli olduğunu kaydeden Dr. Ozan Kocakaya, “Hasta karaciğerini yoran bir tedavi kullanıyorsa bu tedavi de kesilebiliyor. Tüm bu önlemler hem karaciğerin yükünü hem de kalp hastalıkları ve felç riskinizi azaltıyor.” diyor. Karaciğerde yağlanma problemi yaşayan birçok hastada yaşam tarzında yapılacak olan değişimler etkili oluyor. Karaciğer yağlanmasının önüne geçmek için meyve ve sebzeden zengin beslenmek gerektiğini vurgulayan Dr. Ozan Kocakaya, un, şeker ve hayvansal gıdaların kısıtlı alındığı “Akdeniz tipi” beslenmenin, düzenli egzersiz yapmanın ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmanın yağlanmanın düzelme sürecini hızlandıracağını belirtiyor.