Yazılar

Boğulmuş fıtık canınız daha çok sıkılabilir!

Boğulmuş fıtık canınız daha çok sıkılabilir!

Fıtık öyle bir rahatsızlık ki aşırı can sıkan durumlarda değim olarak bile günlük hayatta yer bulmuştur. Karşınızdakinin sizi konuşarak fıtık etmesi tıbben mümkün olmasa da fıtığın kendisi son derece can sıkıcı olabilir. Toplumda hemen herkesin fıtıklarla ilgili bir fikri ve önerisi oluyor. Nispeten masum gördüğümüz fıtıkları çoğu zaman önemsemiyor ve onunla beraber yaşayacağımızı düşünüyoruz. Fıtıkların tedavi edilmediğinde çok ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyleyen Avrasya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Abdulkerim Özakay, boğulmuş fıtıklarla ilgili önemli bilgiler verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Abdulkerim Özakay

Karın duvarı fıtığı ve boğulmuş fıtık nedir?

Karın duvarı fıtığı; karın içerisindeki organ veya dokuların, karın duvarındaki zayıf bir noktadan fıtık kesesi ile birlikte karın dışına çıkması durumudur. Genel olarak;

  • Şişmanlık,
  • Gebelik,
  • Malnütrisyon,
  • Asit,
  • Sigara kullanımı gibi faktörler karın duvarı fıtıklarının oluşmasında önemli birer etkendir.
  • Kronik öksürük
  • Ağır işlerde çalışma, ağırlık kaldırma, ağır sporlar

Boğulmuş fıtıklar vücut dışına çıkan ancak fıtık kesesi içeriğinin karın boşluğuna geri gönderilmeyen veya itilemeyen fıtıklardır. Fıtık kesesi içindeki bağırsağın kanlanmasının bozulduğu fıtıklar olarak karşımıza çıkabilir. Karın duvarı fıtıklarının en korkulan komplikasyonu arasında barsak nekrozu ve delinmesi durumudur ki; bu durum acil cerrahi müdahale gerektirir. Acile başvuran boğulmuş kasık fıtıkları vakalarının %15’inde bağırsakta çürüme görülebilir, bu durumda bağırsağının bir kısmının alınması gerekebilir.

Tedavi edilmeyen fıtıklar, boğulmuş fıtığa dönüşebilir

Karın ön duvarında gelişen fıtıklar, kendiliğinden oluşabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilirler. Göbek ve kasık fıtıkları en sık görülen türlerdir. Çocuklarda kendiliğinden kapanan göbek fıtıkları yetişkin bireylerde kendiliğinden kapanmaz, cerrahi işlem uygulanması gerekir, uygulanmadığında ise fıtık zamanla boğulmuş fıtığa dönüşebilir.

Boğulmuş fıtığın evreleri nelerdir?

Birinci Evre: Bu evrede boğulmuş fıtığın ilk şikayetleri kendini göstermeye başlar. Öncelikle fıtığın şişliği daha belirginleşir ve kaybolmaz sürekli ağrı oluşturur. Kişi, sindirim fonksiyonlarını yerine getirmekte zorlanır ve ağrıları kramp gibi tüm karnına etki eder, bulantı ve kusma şikayetleri başlar.

İkinci Evre:  Bu evrede sıkışan bağırsağın kan dolaşımı bozularak, bağırsakta kangren meydana gelir. Lökosit sayısının yüksekliği, ateş, ağrıda artış, genel durum bozukluğu kusma gibi bulgular tabloya eklenir.

Üçüncü Evre: Eğer hastanın tedavisi gecikirse çok ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Kangrenli olan bağırsak delinebilir ve bu durum karın içinde peritonitin ortaya çıkmasına yol açar. Genel durumu ve sepsis bulguları ortaya çıkan hastalara bozulan hastaya acil olarak müdahale edilmezse durum ölüm ile sonuçlanabilir.

Yaşlılarda tehlike daha büyük!

Yaşlı hastalarda yeni gelişen fıtıklarda mutlaka başka hastalıkların rolü araştırılmalıdır. Bu hastalıklar; prostat büyümesi, karın boşluğu kitleleri, kalın bağırsak kitleleri olabilir. Özellikle yaşlı hastalarda sadece fıtığın tedavisi edilmesi değil oluş nedeninin de değerlendirilmesi gerekir.

Nasıl tedavi edilir?

Fıtığın özellikle de boğulmuş fıtıkların ilaçla tedavisi mümkün değildir. Fıtık için en kesin çözüm ameliyattır. Fıtık ameliyatlarında temel prensip ise, fıtıklı olan bölgeyi onarmaktır. Çocuk fıtıkları dışında genel olarak yama yöntemi uygulanmaktadır.

Hastalığın evresi tümörün ciddiyetini belirlemekte

Hastalığın evresi tümörün ciddiyetini belirlemekte

Tanıda iyi bir öykü alma, fizik muayene, görüntüleme yöntemleri (mamografi, ultrasonografi, emar, PET CT gibi) ve farklı biyopsi yöntemleri, moleküler yapıların incelenmesi önem kazanmaktadır. Meme kanseri tedavisinde cerrahi tedavi, kemoterapi, radyoterapi, hormonoterapi, akıllı ilaçla tedavi gibi değişik tedaviler söz konusudur. Hastanın tedavisini belirlerken hastanın yaşı, ek hastalıkları, tümörün özellikleri dikkate alınarak yapılan hastalık evrelemesi önem kazanmaktadır.

Hastalığın evresi olayın ciddiyetini belirlemekte ve tedavi şeklini etkilemektedir. Evre ilerledikçe yapılması gereken tetkikler artmakta ve tedavi şekli değişkenlik göstermektedir. Maalesef Covid-19 döneminde, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de insanların günlük alışkanlıklarda değişiklikler oldu. Kalabalık alanlardan uzak durmak isteyen kanser hastalarında virüs nedeni ile korku oluştu. Bu korku ile tanı evresinde gecikmeler olabiliyor.  Bu sebeple evre ilerledikçe hastalıkla ilgili beklentiyi olumsuz etkilemektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Abut Kebudi

Meme kanserinde erken tanının birçok olumlu yönü var!

Erken tanı hem hastalıktan beklentiyi olumlu etkilemekte ve hem de maliyeti düşürmektedir. Örneğin, ileri evrede hem kemoterapi, hem cerrahi tedavi, hem radyoterapi, hem akıllı ilaç tedavisi uygulanabilirken; erken evre bir tümörde sadece cerrahi tedavi ve belki radyoterapi yeterli olabilmekte. Ayrıca hasta memesini de kaybetmeyebilmekte ve koltukaltında ileride ilgili tarafta belli oranda kol şişmesine yol açabilen geniş bir cerrahiye gerek kalmamaktadır. Modern meme kanseri tedavisinde bir yandan mümkün olan en az tedavi ile hastanın hayatını korumak söz konusuyken, ayrıca iyi bir kozmetik sonuç elde etmek te ikinci önemli konudur.

Silikon implantlar sayesinde iyi hissetmek mümkün!

Ayrıca, memeyi komple almamız gereken durumlarda da, mümkünse memenin cildini koruyup içini boşalttığımız ve yerine uygun silikon implant yerleştirdiğimiz ve böylelikle gayet iyi bir kozmetik sonuç alabildiğimiz bir ameliyatı (Subkutan Mastektomi) tercih etmeye çalışıyoruz. Bu ameliyat, riskli kadınlarda kanser gelişmeden de koruyucu olarak yapılabilmektedir.

Kısacası meme kanseri tedavisinde amaç;

Hastalığı önlemeye çalışmak,

Hastalık önlenememişse en erken yakalamaya çalışmak,

En az tedavi ile mümkün olan en iyi kozmetik sonuçla ve en iyi yaşam beklentisiyle hastamızı tedavi etmektir.

Sonuç olarak; meme kanserinde erken tanı en az tedavi ve en az maliyetle, en iyi yaşam ve iyi bir kozmetik sonucu hedefler.

Tüp mide ameliyatı ile yeni birine dönüşmek mümkün mü?

Tüp mide ameliyatı ile yeni birine dönüşmek mümkün mü?

Düşünün sürekli yiyorsunuz ama doymuyorsunuz. Oysa midenizde diğer organlarınız gibi. Sadece siz yedikçe kapasitesi de artıyor bir süre sonra. Peki midenizin bir kısmını alsalar eskisi kadar yiyebilir misiniz?

Tüp mide ameliyatı ile sağlıklı kilonuza kavuşabilir, diyabet, yüksek tansiyon ve uyku apnesi gibi sorunlarınızdan kurtulabilirsiniz.

Op.Dr. Coşkun Görmüş

Tüp mide ameliyatı nedir?

Yıllardır diyet ve egzersiz yapılmasına rağmen hala kaybedecek çok fazla kiloya sahip insanların başvurduğu tüp mide ameliyatı, son zamanların en yaygın cerrahi kilo verme yöntemleri arasındadır. Genellikle laparostik olarak yapılan bu işlem, midenin yaklaşık olarak %75’inin çıkarılması ve daha az yiyecek tutan bir ‘tüp’ şeklini almasıyla sonuçlanır. Midenizin boyutunu sınırlamak, açlık hormonu olarak adlandırılan ghrelin adlı hormon düzeyini düşürür. Bu sebeple, ameliyat sonrası çoğu insan daha az açlık hissi duyduğunu belirtmiştir. Ghrelin kan şekeri metabolizmasında da önemli rol oynamaktadır. Bu da, diyabet hastalarının ilaç kullanımında ani azalmalar meydana getirebilir. Avrasya Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Coşkun Görmüş tüp mide ameliyatına dair önemli açıklamalarda bulundu.
Ameliyatın yapılmasında vücut kitle indeksiniz belirleyici rol oynuyor

Tüp mide ameliyatı, fazla kilolarınızı vermenize ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden kiloyla ilişkili sağlık sorunları riskinizi azaltmanıza yardımcı olmak için yapılır. Ameliyat olunabilmesi için aşağıdaki şartları taşımak gerekmektedir;

  • Vücut kitle indeksi 40 kg/m²’nin üzerinde (morbid obez yani ileri derecede obez) olmalı,
  • Obeziteye bağlı ek bir hastalığa sahip olunmalı. Örneğin diyabet, yüksek tansiyon gibi…

Ayrıca obeziteye bağlı “yeni” tip 2 şeker ve metabolizma bozukluğu olan ve VKİ’si 30 – 35 arasındaki hastalarda da obezite doktorunun kararı ile ameliyat yapılabiliyor. Obezite ameliyatları estetik amaçla yani kişinin daha zayıf görünmesi için yapılmamaktadır.

Ağrıyı hastanın acı eşiği belirliyor

Ameliyatın en büyük avantajı laparoskopik (kapalı) olarak yapılmasıdır. İşlem, karnı delerek çok küçük kesilerle yapılmaktadır. Bu kesiler milimetriktir. Bu nedenle girişim sonrası ağrı açık ameliyatlara oranla çok daha çok azdır. Hastaya ameliyat sonrası ağrı kesici uygulanarak ağrı çekmesi tamamen önlenmeye çalışılır. Ancak, herkesin ağrı eşiği farklıdır. Yine ilaç toleransı ve ilaçtan biyoyararlanımı farklıdır. Dolayısıyla tedavi standardize edilemez. Her hastanın ihtiyacına göre ağrı kesici tedavi uygulanmalıdır.

Ameliyatın uzman ellerde yapılmaması olası riskleri artırır

Her ameliyatta olduğu gibi tüp mide ameliyatı da potansiyel sağlık riskleri taşımaktadır. Bu nedenle sağlığınız için ameliyatın uzman doktorlar tarafından yapılması gerekmektedir. Olası riskler şunları içerir;

  • Aşırı kanama
  • Enfeksiyon
  • Anesteziye karşı olumsuz reaksiyonlar
  • Kan pıhtıları
  • Akciğer veya solunum problemleri
  • Midenin kesik kenarından sızıntı

Normal hayata dönüş süreci uzun sürmüyor

Laparoskopik olarak yapılan ameliyatta, karın kasları ve zarları kesilmediği için çok ciddi ağrılar yaşanması engellenir. Hasta, ameliyat olduğu aynı gün yürümeye başlayabilir ve ertesi gün ciddi ağrılar yaşamaz. Efor gerektirmeyen işlerde çalışan hastalar bir hafta içinde işe geri başlayabilirler. Ağır efor gerektiren hastaların ise en az bir ay süre ile işe ara vermeleri gerekir. Ameliyat sonrası hastalara yeteri kadar süreyle istirahat raporu verilmektedir.

Tüp mide ameliyatından sonraki ilk üç ila altı ay içinde vücudunuz hızlı kilo kaybına tepki verebilir. Yaşayabileceğiniz bazı değişiklikler;

  • Vücut ağrıları
  • Grip olmuş gibi yorgun hissetmek
  • Soğuk hissetmek
  • Kuru cilt
  • Saç incelmesi ve saç dökülmesi
  • Ruh hali değişiklikleri

 

Tekrar kilo alma riski düşük, ancak beslenme düzenine dikkat edilmeli

Tüp mide ameliyatı sonrası kişinin kilo alma riski oldukça düşüktür. Bu fizyolojiden maksimum yararın sağlanması için hastanın cerrah ve diyetisyenlerinin tavsiye etmiş olduğu bakım ve beslenme planına göre beslenmelerini düzenlenmeleri çok önemlidir. Hasta uygun beslenmenin dışına çıktığında midesi fazlaca şişebilir. Bu durum, operasyon sonrası yaralarının iyileşmesini engelleyebilir. Ameliyat sonrası tekrar kilo alma görülen vakaların neredeyse tamamında, öğün kapasitesinde artma olmamıştır. Tekrar kilo almanın nedeni, öğünler arasında, özellikle de yüksek kalorili atıştırmalardır.

Durmadan alıyorsanız ama almadan duramıyorsanız bağımlısınız!

Durmadan alıyorsanız ama almadan duramıyorsanız bağımlısınız!

Alışveriş bağımlılığı ya da diğer adıyla onyomani, hafife alınmaması gereken psikolojik bir rahatsızlıktır. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilen alışveriş bağımlılığı, özellikle kişinin ruh haline bağlı bazı semptomlar aracılığıyla kendini gösterebilir.

Avrasya Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Urlu, Çocuklarda ve Yetişkinlerde Oyun Bağımlılığı hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Alışveriş bağımlılığının semptomları nelerdir?

Çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilen alışveriş bağımlılığının belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kişinin iyi hissetmediği anlarda para harcamak için güçlü bir istek duyar
  • Birey yaşadığı sorunları ortadan kaldırabilmek amacıyla para harcamak ister
  • Kişi alışveriş yaptığında rahatlar, güçlü hisseder ve mutlu olur
  • Alışverişe harcanan para miktarı son 1-2 yılda çok ciddi artış gösterebilir
  • Harcamalar kişinin ailesinde veya yakın çevresinde problemler oluşturabilir
  • Kişi genellikle planladığından daha fazla alışveriş yapma eğilimindedir
  • Kişi para harcamaya başladıktan sonra kendini durdurmakta zorlanabilir

Alışveriş bağımlılığının nedenleri nelerdir?

Alışveriş bağımlılığının başlıca sebepleri; ruhsal, sosyal ve biyolojik durumlar olsa da bu psikolojik rahatsızlık çok çeşitli sebeplerden ötürü ortaya çıkar. Ayrıca ruhsal durumlar çoğunlukla bireyin kendisinde olan fakat bireyin fark etmediği bozukluklardan kaynaklanabilir.

Ruhsal bozukluk söz konusu olduğunda ise bipolar bozukluğu,bireylerde alışveriş bağımlılığına neden olan durumların başında gelir. Ayrıca depresyona yatkın olan kişilerde alışveriş bağımlılığının görülme olasılığı daha yüksektir.

Alışveriş bağımlılığı, takıntılı, dürtüsel ve genellikle kontrolsüz şekilde para harcamayla gelişir. Kişi özellikle üzgün veya kızgın olduğu durumlarda kontrolsüz biçimde para harcayarak alışveriş yapar ve kendini daha mutlu ya da güçlü hisseder.

Alışveriş bağımlılığı nasıl tedavi edilir?

Alışveriş bağımlılığının başlangıcı ya da rahatsızlığın anlaşılması 6 ila 12 yıl arasında değişebilir. Görmezden gelindiğinde hastalığın boyutu ciddi oranda artarak bireye ciddi şekilde zarar verebilir. Bu nedenle birey mutlaka destek almalı ve vakit kaybetmeden tedavi sürecine başlamalıdır.

Eğer kişinin kendisi değil de yakın çevresindekiler alışveriş bağımlılığını fark etmiş veya bağımlılıktan şüphelenmişse, kişiyi psikolojik destek alması konusunda ikna etmeleri gerekir.

Alışveriş bağımlılığının psikoterapi ve ilaç tedavisi olmak üzere 2 çeşit tedavi yöntemi bulunur. İlaç tedavisinde birey birtakım ilaçları düzenli şekilde belirli sürelerde kullanır ve bu ilaçlar özellikle zihindeki meşguliyeti ortadan kaldırma konusunda faydalıdır. Psikoterapi sürecindeyse bireyin alışveriş bağımlılığına neden olan öz güven problemini çözebilmesi amaçlanır.

Vakit kaybetmeden uzman bir psikoloğa başvurmak, alışveriş bağımlılığı tedavisinde hayati derece önemlidir.

Artık oraya da botoks yapmak mümkün. Mide Botoksu

Artık oraya da botoks yapmak mümkün. Mide Botoksu

Mide botoksu sayesinde, hastalar açlık hissi yaşamadan daha uzun süreler bir şeyler yemeden geçirebiliyor. Böylece mide daha yavaş sindirim ile yemenizin önüne geçiyor.

Vücut kitle endeksinizi hesaplamaya korkar hale geldiyseniz müdahale etme zamanı çoktan gelmiş demektir. Neyse ki artan alternatifler sayesinde ameliyat olmadan da çözüm bulmak mümkün. Obezite sorunu için en etkili uygulamalardan biri de mide botoksudur. Avrasya Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Akın Ünal mide botoksu hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Akın Ünal

Son yıllarda adını sıkça duyuran mide botoksu nedir?

Mide botoksu, obezite ile mücadele içinde olan kişilerin merak ettiği konulardan birisidir. Son yıllarda obezite hastalığana karşı olan farkındalığın artması, tedavi yöntemlerini de oldukça yaygınlaştırmaktadır.

Mide botoksu, mideye uygulanan botulinum toksinleri sayesinde mide kaslarının daha yavaş çalışmasını sağlar. Bu sayede kişi uzun süre tokluk hissi yaşadığı için çok daha kısa sürede fazla kilolarından kurtulabilir. Uzun süre tok kalan mide içindeki besinleri daha çabuk sindirir. Bu durum hastalarda iştahsızlık yaratır ve kısa sürede kilo verilmesine yardımcı olur. Uygulamadan maksimum verim alabilmek için uzman bir diyetisyene başvurulmalı ve birlikte yol izlenmelidir. Ancak bu şekilde daha hızlı ve sağlıklı kilo vermek mümkün olur.

Ameliyat korkusu taşıyanlar için iyi bir seçenek

Botoks enjeksiyonu, midenin detaylı görünmesini sağlayan endoskopi ile yapılan bir uygulamadır. Bu sebeple her hangi bir ameliyat hazırlığına ihtiyaç duymazsınız. Ameliyat olmaktan çekiniyor ve endişe duyuyorsanız mide botoksu sizin için daha uygun bir seçenek olabilir.

Diyete başlamak için yeni bir motivasyona mı ihtiyacınız var?

Mide botoksu, fazla kilolarından kurtulmak isteyenler için uygun bir yöntemdir. Fakat bu yöntemin uygulanabilmesi için bazı şartlı durumlar söz konusudur. Gastrit ve ülser gibi mide sorunları işlemin uygulanmasını engeller. Çünkü mide botoksu ile enjekte edilen enzimler midede bulunan yaraların daha fazla büyümesine sebep olabilir. Mide botoksu yaptırmak için uygun kişiler;

  • Uzun süre diyet ve spor ile kilo verememiş olan hastalar,
  • Mide botoksu, fazla kiloları olan ancak ameliyat olacak seviyede olmayan hastalar.

 

Botoksun etkisi 6 ay sürmeye devam ediyor…

Mide botoks uygulaması yapıldıktan 72 saat sonra etki göstermeye başlar ve etkisi yaklaşık olarak 4-6 ay süremeye devam eder. Yeterli ölçüde kilo kaybeden ve sağlık problemlerinde iyileşmeler sağlanan hastanın işlemi tekrarlamasına gerek görülmez. Ancak, diyet ve spor programına devam etmesi önerilir.

Elde edilen sonuçlardan memnun olan hastalar, 6 ay sonra işlemi tekrarlatabilir. Botoks işleminin tekrarlanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. 6 ayda bir, üst üste 3 kere mide botoksu işlemi uygulanabilir.

Yan etkileri yok denecek kadar az

Uygulama, endoskopi yöntemiyle yapılan bir işlem olduğundan literatürde bildirilmiş önemli bir yan etkisi bulunmamaktadır. Kas hastalığı olanlara ve botoksa karşı alerjisi olan kişilerde mide botoksunun uygulanması uygun değildir.

Aynı gün içerisinde normal yaşantınıza devam edebilirsiniz

Hastada herhangi bir yan etki görülmediği takdirde aynı gün içinde taburcu edilir. Uygulamanın ardından en önemli noktalardan birisi, beslenmedir. Hastaların bir diyetisyen ile görüşerek kendilerine özel hazırlanan beslenme programı almaları sağlanır.

Mide botoksunun diyet yapmayı kolaylaştırıcı bir yöntem olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle süreç içerisinde diyetisyeniniz ile planlayacağınız yaşam tarzı, karbonhidrat, yağ ve protein içeriği iyi dengelenmiş beslenme planı ile acıkmadan hedefinize ulaşabilirsiniz.

Meme kanserinde erken tanı çok önemli

Meme kanserinde erken tanı çok önemli

Meme kanseri, dünyada kadınlarda en sık görülen kanserdir! Ölüme yol açan kanserler arasında da ikinci sıradadır. Özellikle Batı toplumlarında (AB ülkeleri, ABD) yaklaşık her 8 kadından birinde meme kanseri görülmektedir.

“Meme kanserinden korunmak açısından; zayıf olmak, spor yapmak, gereksiz ve uzun süreli hormon ilaçları kullanmamak, daha temiz bir çevrede bulunmaya çalışmak ve stresi mümkün olduğu kadar kontrol altında tutmak çok önemlidir” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Abut Kebudi, meme kanserini ve tedavi sürecindeki yenilikleri anlattı.

Prof. Dr. Abut Kebudi

En Sık 40’lı Yaşlarda Görülmekte!

Meme kanseri, en sık 40-49 yaşları arasında görülmekle beraber, daha genç ve daha yaşlı kuşakta da bu tanı konabilmektedir. Meme kanseri nedenleri arasında genetik ve ailesel faktörler yaklaşık yüzde 5-15 oranında etkili olabilmekte, büyük çoğunluğunda neden tam olarak bilinmese de yaş, çevre faktörleri, radyasyon, beslenme, hormonal faktörler önemli rol oynamaktadır. Meme kanserinden korunmak açısından zayıf olmak, spor yapmak, gereksiz ve uzun süreli hormon ilaçları kullanmamak, daha temiz bir çevrede bulunmaya çalışmak ve stresi mümkün olduğu kadar kontrol altında tutmak çok önemlidir. Ayrıca ayda bir kendi kendine yapılan muayene, risk durumuna uygun sıklıkta meme muayenesi için bu konuda uzman olan bir doktora başvurmak ve bu konuda yapılan yayınları takip etmek te çok önemlidir. Amaç, her ne kadar bu hastalığa yakalanmamak olsa da, erken safhada konacak bir tanı ile daha az tedavi ile çok iyi sonuçlar almak mümkündür.

Bugünün çağdaş tıbbında meme kanseri ile mücadelede şunlar önemlidir;

  • Risk gruplarını belirlemek
  • Önlenebilir risk faktörlerini ortadan kaldırmak
  • Hastalık gelişirse en erken yakalamak
  • Mümkünse hayat kalitesini bozmadan en az tedaviyi uygulamak
  • Organını kaybetmeden tedavi etmek
  • Mümkün olan en uzun sağ kalımı elde etmek
  • Erken tanı için Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği tarama programı
  • Kendi kendine muayene 20’li yaşlarda başlamalı
  • Doktor muayenesi, 20-39 yaş arası 3 yılda bir, 40 yaşından itibaren de yılda bir olmak üzere ihmal edilmemeli
  • Mamografi 40 yaşından itibaren risk durumuna göre yılda veya 2 yılda bir yapılmalı

“Meme Koruyucu Cerrahi” Gündemde!

Önceden meme kanseri tanısı konduğu zaman meme ve koltuk altı komple alınmaktaydı. Şimdi bu ameliyat özel durumlarda (memede yaygın tümör, küçültülemeyen büyük tümör, hasta tercihi vs.) tercih edilmektedir. Daha sonraları anlaşıldı ki; tüm memeyi almanın hastanın yaşamına faydası olmadığı gibi kötü kozmetik bir sonuca da yol açmaktadır. Böylece memenin kısmen alındığı  “Meme Koruyucu Cerrahi” gündeme gelmiştir. Bir aşama sonrası da “Onkoplastik Meme Cerrahisi”dir. Burada memedeki tümör büyük de olsa memeyi kaybetmeden uygun plastik yöntemlerle yapılan ve memenin şeklini mümkün olduğu kadar en iyi şekilde koruyabilen ameliyatlar söz konusudur.

Silikon İmplantlar Sayesinde İyi Hissetmek Mümkün!

Ayrıca, memeyi komple almamız gereken durumlarda da, mümkünse memenin cildini koruyup içini boşalttığımız ve yerine uygun silikon implant yerleştirdiğimiz ve böylelikle gayet iyi bir kozmetik sonuç alabildiğimiz bir ameliyatı (Subkutan Mastektomi) tercih etmeye çalışıyoruz. Bu ameliyat, riskli kadınlarda kanser gelişmeden de koruyucu olarak yapılabilmektedir. Buna örnek olarak, Angelina Jolie’yi verebiliriz.

Koltuk Altı Cerrahisinde de Ciddi Gelişmeler Var!

Koltuk altı cerrahisinde de ciddi gelişmeler vardır. Geçmişte, her meme kanseri ameliyatında tüm koltuk altı lenf dokusu çıkartılmaktaydı ve buna radyoterapi de eklendiğinde 5 kadından birinde kötü sonuçlara yol açan kolda şişmeye sebep olabilmekteydi (lenfödem). Günümüz meme cerrahisinde ise, artık koltuk altı dokusu örneklenmekte ve gerek varsa cerrahi müdahale yapılmakta veya bölgesel tedavi sadece radyoterapiye bırakılabilmektedir. Hastalığın belli bir aşamayı geçtiği, ancak henüz metastaz yapmış olmadığı hastalarda da ameliyat öncesi kemoterapi uygulanmakta ve hastalık geriletilerek yukarıdaki tedavilerden uygun olanı yapılmaktadır.

Kısaca Çağdaş Meme Kanseri Tedavisinde Amaç;

  • Hastalığı önlemeye çalışmak
  • Hastalık önlenememişse en erken yakalamaya çalışmak
  • En az tedavi ile mümkün olan en iyi kozmetik sonuçla ve en iyi yaşam beklentisiyle hastamızı tedavi etmektir.

Fazla kilolar meme kanserini tetikleyebilir

Fazla kilolar meme kanserini tetikleyebilir

Son yıllarda kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinin başında meme kanseri geliyor. Meme kanseri ile mücadelede erken teşhis büyük önem taşırken, 40 yaşından sonra her kadının senede bir kez meme kontrollerini yaptırması bu tanı şansında büyük rol oynuyor. Meme kanseri riskinin azaltılması için; düzenli bir hayat, sağlıklı beslenmek, egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanmamak, radyasyon ve güneş ışınlarına dikkat etmek önem taşıyor. Kilo almak ve kilo kontrolü yapamamak ise meme kanserini tetikleyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Levent Balcı, meme kanseri ve risk faktörleri hakkında bilgi verdi.

Meme kanseri, meme içerisinde bulunan dokuların değişip hiç durmadan üremeleri ve farklı hücre gruplarına dönüşmesiyle başlamaktadır. Aynı zamanda bu durum vücuttaki hayati organların çalışmasını engelleyecek şekilde o organların fonksiyonlarını durdurma noktasına da gelebilmektedir. Meme kanseriyle alakalı net bir neden olmamakla birlikte yüzde 10 itibariyle genetik geçişli olduğunu söylemek mümkündür. Meme kanserinin sebepleri konusunda ortaya atılan teoriler içerisinde; güneş ışınları, radyasyon, düzensiz hayat biçimi, aşırı kilo alma ve fazla alkol tüketimi yer almaktadır.

Doç. Dr. Fatih Levent Balcı 

Bir memenin diğer memeye göre hızla büyümesi varsa…

Meme kanseri bulguları çok çeşitli olmakla birlikte, en sık hekime başvurulan şikayetler arasında meme içerisinde ele gelen ceviz veya fındık büyüklüğünde bir kitle var olması yer almaktadır. Ele gelen dokular yuvarlak veya oval şekillerde olmaktadır. Meme başında akıntı, meme cildinde çekilme, ciltte pürüzlenmeler de en sık rastlanılan şikayetler arasındadır. Meme kanseri iki meme arasındaki büyüklük farkı veya son zamanlarda bir memenin diğerinden daha fazla büyümesiyle de belirtiler göstermektedir. Bazen yalnızca koltuk altında lenf büyümesiyle de fark edilebilir.

Genetik yatkınlık varsa erken tarama gerekir

Meme kanserinde özellikle 40 yaşından sonra düzenli kontrol oldukça önemli bir yere sahiptir. Kişinin genetik yatkınlığı varsa kontroller daha erken yaşlarda yapılmaya özen gösterilmelidir. Temel aşama hekim tarafından yapılan fizik muayene sonucu koltuk altında kitle ve akıntının varlığının olup olmadığına bakılmaktadır. Fiziki muayene sonucu memenin sertliğine göre bazı tetkikler yapılmaktadır. Mamografi, meme ultrasonu ve meme MR’ı gibi teknolojilerden faydalanılmaktadır. Mamografi yöntemiyle memenin röntgeni çekilerek kanser ile ilgili ipuçlarına ulaşmak mümkündür.

Meme kireçlenmesi de takip edilmeli

Halk arasında kireçlenme olarak bilinen mikrokalfikasyon durumu da memede görülebilir. Bu durum iyi huylu olsa da, zaman zaman kanser habercisi olabilir. Meme dokularında kalsiyum birikmesi nedeniyle olan meme kireçlenmesi de mamografide görüntülenebilir. Bu durum ileri derecede takip edilmezse kanser atlanmasına sebep olarak ölümle sonuçlanabilmektedir. O nedenle mamografi her kadın için önemli bir takip aracıdır.

Meme kanserinde genetik pay

Her kanser türünde olduğu gibi meme kanserinde de gen payı söz konusudur. Meme kanserinde yalnızca genetik geçiş şu ana kadarki istatistik verilere göre yüzde 10 civarında olmaktadır. Yüzde 10 civarında ortaya çıkan bu oran meme kanserinde düşük olsa dahi genetik geçişli kanser ihtimalini ortaya koymaktadır. Bu nedenle aile öyküsünde meme kanseri olanların takiplerini daha erken yaşta başlatmaları ve aksatmamaları gerekir.

10 yaşından 90 yaşına kadar görülebilir

Meme kanserinde net bir yaş aralığı vermek mümkün değildir.10 yaşından 90 yaşına kadar toplumun her kesiminde ve her yaş grubunda meme kanserine rastlamak olasıdır. Meme kanserinin görülme sıklığı kadınlara oranla erkeklerde daha azdır. Her 8 kadından 1 kişide meme kanseri görülmektedir. Erkeklerde ise bu rakamlar oldukça farklıdır. Her 100 erkekten sadece 1’inde meme kanseri görülmektedir. Meme kanseri oluşumunda alkolün etkisi vardır. Çalışmalara göre aşırı alkol kullanımı meme kanseri riskini artırmaktadır.

Kilo kontrolü meme kanseri riskini azaltıyor

Fazla kilo ve obezitenin meme kanseri üzerinde etkisi vardır. Hatta bilimsel çalışmalara göre erkeklerde de obezite meme kanseri riskini artırmaktadır. Özellikle karın bölgesinde oluşan aşırı yağlanma meme kanserini de tetikleyebilmektedir. Bu durum östrojen hormonunu da etkilediği için meme kanserine de neden olabilir. Fazla yağ dokusu demek, fazla östrojen demektir. Karın bölgesi yağlanması, kalça bölgesindeki yağlanmaya göre kanser açısından daha risklidir. Bu nedenle meme kanserini engellemek için mutlaka diyete dikkat edilmeli, egzersiz yapılmalıdır.

Her meme kanserinde cerrahi tedavi şart mı?

Her meme kanserinde cerrahi tedavi şart mı?

Sağlıksız beslenmeden aşırı kiloya, menopoz döneminde uzun süreli ve kontrolsüz hormon kullanımından sigara, alkol ve strese dek birçok faktör nedeniyle meme kanseri günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Artık genç yaşta da kapıyı çalabilen meme kanserine karşı farkındalığı artırmak ve erken teşhisin önemi konusunda toplumu bilinçlendirmek amacıyla tüm dünyada Ekim Ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı olarak kabul ediliyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı ve Senoloji (Meme Bilimi) Enstitüsü Müdürü, Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, sağlık boyutu kadar estetik kaygıların da ciddi ölçüde yaşandığı ve kafalarda pek çok sorunun yer aldığı meme kanseri cerrahisi hakkında hastaların en sık yönelttiği 9 sorunun cevaplarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Cihan UrasSORU: Her meme kanserinde mutlaka cerrahi tedavi gerekli mi?

CEVAP: Bazı metastatik meme kanserleri hariç, her meme kanserinin tedavisinde cerrahi gereklidir. Ancak tedavi sıralamasındaki yeri hastalığın ilk tanısındaki evresine ve tümörün biyolojisine göre farklılık gösteriyor.

SORU: Meme kanseri tedavisinde ilk seçenek cerrahi mi?

CEVAP: Her zaman ilk tedavi seçeneği cerrahi değildir ve olmamalıdır. Bu kararı tamamen hasta bazında almak gerekiyor. Hastanın genel durumuna, tümörün evresine ve tümörün biyolojisine göre karar vermek gerekiyor. Hastada tümör boyutu büyük, tümör özellikleri agresif ve koltuk altına yayılım özelliklerinden biri, bir kaçı ya da hepsinin olduğu lokal ileri evre meme kanserlerinde ilk tedavi seçeneği sistemik tedavi (kemoterapi ve akıllı ilaç-immünoterapi kombinasyonları) oluyor. Tümör boyutu küçük, tümör yumuşak başlı, koltuk altına ve uzak organlara metastaz olmadığı erken evre meme kanserlerinde önce cerrahi ve sonrasında sistemik tedavi uygulanıyor. İlk tanıda metastatik olan hastalarda öncelikle sistemik tedavi ile başlanıyor ve bu tedavi sonrasında tedavi yanıtının uygun olduğu hastalarda cerrahi tedavi sürece ekleniyor.

SORU: Meme kanserinde meme mutlaka alınmalı mı?

CEVAP: Prof. Dr. Cihan Uras “Meme kanserinde memenin mutlaka alınmasına gerek yok. Meme kanseri cerrahisinin ilk yapılmaya başlandığı zamanlardan günümüze kadar olan gelişmeler, bilimsel çalışmalar ve hasta takipleri meme kanseri tedavisinde özel durumlar hariç memenin tamamının alınmasının gerekli olmadığını gösterdi. Günümüzde cerrahide altın standart memenin korunmasını sağlayan meme koruyucu cerrahidir. Uygun hastalarda eğer tümör çok büyük değilse, tümör meme içinde yaygın değilse seçilmesi gereken yöntem memenin tümör olan kısmının alındığı meme koruyucu cerrahidir. Bu koşulların olmadığı hastalarda meme dokusunun tamamının alındığı ameliyatları tercih ediyoruz” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

SORU: Memenin korunduğu ameliyatlarda memenin şekli bozuluyor mu?

CEVAP: Meme koruyucu cerrahilerde memenin şekli bozulmuyor. Küçük tümörlerde memenin şekli değişmiyor. Büyük tümörlerde onkoplastik cerrahi yaparak memenin şeklini koruyoruz. Onkoplastik cerrahide cerrahi prensiplerle plastik cerrahi prensiplerini birleştiriyoruz. Memenin içinde dokuları kaydırarak, çeşitli teknikler kullanarak memenin şeklini koruyoruz.

SORU: Memenin tümünün alınması gerekli mi? Gerekli olduğu durumlarda meme başı alınıyor mu?

CEVAP: Memedeki tümör meme içinde çok yaygınsa, hastada gen mutasyonu varsa ya da hastanın ailesel meme kanseri riski fazlaysa meme dokusunun tamamı alınabilir. Meme başı her zaman korunamayabilir. Tümör meme başının hemen altında yakın mesafedeyse meme başı alınabiliyor. Meme başını kurtarmak için ameliyat sırasında meme başı altından patolojiye örnek gönderiliyor. Patoloji uzmanı dokuyu inceliyor, tümör yoksa meme başı çok ince olacak şekilde bırakılabiliyor. Tümörün meme başına uzak olduğu durumlarda meme başını korumayı tercih ediyoruz.

SORU: Meme alındığı zaman aynı ameliyatta tekrar meme yapılıyor mu?

CEVAP: Meme dokusunun alınması gereken ameliyatlarda güncel uygulamamız eş zamanlı protez ya da hastanın kendi dokusuyla meme onarımı yapmak. Bu şekilde hasta meme kaybını yaşamamış oluyor.

 SORU: Memenin tümünün alınması hastalığın yayılmasını engeller mi?

CEVAP: Memenin tümünün alınması ya da bir kısmının alınması hastalığın yayılımını engellemez, hastalığın yayılımı bununla ilişkili değildir. Bilimsel çalışmalar ve hasta takipleri memenin bir kısmının ya da tamamının alınmasının hastanın beklenen yaşam süresi üzerinde üst düzey etkisinin olmadığını ortaya koymuştur.

Pause Sağlık, Pause Dergi

SORU: Başlangıçta lenf bezlerine yayılma olduğu tespit edildiğinde ne yapılıyor?

CEVAP: Prof. Dr. Cihan Uras “Başlangıçta lenf bezlerine yayılım olduğunu biliyorsak lenf bezlerini koruma şansımız oluyor. Bu tedaviye önce sistemik tedavi-kemoterapi başlıyoruz. Sistemik tedavi tamamlandığı zaman hastayı cerrahi için değerlendiriyoruz. Cerrahi sırasında sentinel lenf nodu biyopsi yapıyoruz. Lenf nodlarında kemoterapiyle yanıt gelişmiş ve tümörlü hücreler tamamen temizlenmişse erken evrede olduğu gibi birkaç lenf nodu alarak işlemi bitiriyoruz” diyor

SORU: Koltuk altındaki lenf bezlerinin tamamı temizlenmeli mi?

CEVAP: Güncel uygulamamız ileri evre olmayan meme kanserlerinde sentinel lenf nodu biyopsi yapmak. Bu şekilde koltuk altında bulunan ilk nöbetçi birkaç lenf nodu alınarak patolojik incelemede tümör varlığı durumuna göre koltuk altında geri kalan lenf nodlarının alınıp alınmamasına karar veriyoruz. Bu şekilde koltuk altındaki lenf bezlerini korumuş ve gereksiz tüm lenf bezlerini çıkarmamış oluyoruz.

Safra yolu kanserinin belirtileri

Safra yolu kanserinin belirtileri

Safra yolu kanseri, sindirim sisteminde gelişebilen kanserler arasında 5’inci sıklıkta görülüyor. Vücut safra kesesi işlevini yerine getirmediğinde de yaşamını sürdürebildiği için, genellikle safra kesesi kanseri çok ilerlediğinde belirtileri fark edilebiliyor. Daha çok 60 yaş ve üzeri kişilerde rastlanan safra kesesi kanseri, önlem alınmazsa çok hızlı ilerleyebiliyor. Bu nedenle safra kesesinde erken teşhis tüm diğer kanserlerde olduğu gibi büyük önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Türkay Belen, safra yolu kanseri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Safra yollarının her bölümünde gelişebilir

Safra yolu kanseri safra yolu duvar hücrelerinden oluşan sıklığı az olan bir tümördür. Safra yollarının her yerinden gelişmekle beraber %60 sağ ve sol ana safra yollarının birleşme noktası olan bifurkasyondan kaynaklanır. Safra yolu kanserinin en sık nedeni primer sklerozan kolanjit, koledok (ortak kanal) kisti, Hepatit B-C, ülseratif kolit, hepatolityazis (karaciğer taşı), ileri yaş, obezite, bilienterik anastomozlar ve eski kaynaklarda kronik tifo taşıyıcılığı nedenler arasında sayılmaktadır.

Safra yolu kanserinin belirtileri şunlardır;

  1. Sarılık
  2. Kaşıntı
  3. Ani kilo kaybı
  4. Ateş
  5. İştahsızlık
  6. Bulantı, kusma
  7. İdrar renginde koyulaşma
  8. Karın ağrısı
  9. Karında şişlik
  10. Yağlı ve açık renkli dışkılama

 Erken evrede fark edilmesi hayati önem taşıyor

Safra kesesi kanserini erken evrede teşhis etmek çok önemlidir. Safra yolu kanseri incelemesinde ilk olarak karaciğer safra yolu ultrasonu yaptırılır. Safra yollarında genişleme gözlenirse, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans ile kesitsel görüntülemeler tanıda yardımcı olur. Safra yollarında kitle gözlenmeden safra yollarının ani sonlandığı saptanabilir. ERCP (endoskopik retrogrand kolonjio pankreatografi ) ile biyopsi veya sürüntü alınabilir. Özellikle distal yerleşimli kanserlerde EUS ile değerlendime de faydalıdır. Klinik olarak sarılık, kaşıntı ve kilo kaybı olan hastanın tümör markerlarından CA19-9 un 100 U/ml olması da tanıyı destekler. Tanı yöntemleri; hastanın sağlık durumu, yaşı, hastalık belirtileri ve önceki test sonuçlarına göre belirlenir.

Modern yöntemler konforlu bir iyileşme süreci sağlıyor

Ameliyat olabilecek olan hastaların kanserlerinin bulunduğu seviye ameliyat tipini belirlemektedir. Proksimaldekiler için hepatektomi yapmak gerekirken distal kanserler için genellikle whipple ameliyatı yapılır. Safra yolu kanseri tedavisi, tümörün cerrahi yöntemlerle çıkartılmasına dayanmaktadır. Büyük çaplı bir ameliyattan oluşan tedavi esnasında karaciğerin bir kısmını almak da gerekebilir. Safra kesesi kanserlerinin tanısı genellikle ileri evrede konulduğu için çoğunlukla hastaların ameliyat şansı bulunmamaktadır. Ancak erken teşhis edilen kanser, safra kesesi kanseri tedavisinin başarıyla gerçekleşmesini sağlar. Ameliyat edilemeyecek derecede ileri evre hastalığı olanlarda sarılık ve ağrıyı dindirecek bazı endoskopik işlemler, ağrı tedavisi, perkütan drenaj (radyolojik girişim) yapılabilir.

Obezite astım riskini artırıyor

Obezite astım riskini artırıyor

Son yıllarda tüm dünyada obezite önüne geçilemez bir şekilde artmaya devam ederken, astım da benzer artışla obeziteyi takip etmektedir. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Sinan, obezitenin tek başına dahi, astım görülme sıklığının ve mevcut astım şikayetlerinin artmasına sebep olduğunu belirterek, astım ve obezite arasındaki ilişkiyi sizler için açıkladı.

Hava kirliliği, tütün ve tütün ürünleri kullanımı / maruz kalma, genetik faktörler gibi sebepler astım hastalığının en önemli tetikleyici unsurları arasında yer alırken, yapılan araştırmalar obezitenin de astım hastalığını artıran bir risk faktörü olduğunu ortaya çıkartıyor. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Sinan, obez bireylerde astım hastalığının görülme sıklığının daha yüksek olduğunu belirtirken, bu iki hastalığın bir arada olmasının daha yıpratıcı sonuçları olabildiğini de ifade ediyor. Prof. Dr. Hüseyin Sinan; “Astım ve obezite bir araya gelince astım belirtileri daha ağırlaşmakta, hastaneye başvurma sıklığı artmakta ve doğal olarak tedavisi daha güçleşmektedir. Obezite ile birlikte görülme sıklığı artan reflü, uyku apnesi, Tip 2 diyabet (şeker hastalığı) ve hipertansiyon gibi metabolik sendromun önemli bileşenleri de astımın şiddetlenmesine sebep olabilmektedir.” açıklamalarında bulundu.

“Obezite ve astım ortak genlere sahip”

Prof. Dr. Hüseyin Sinan; “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre obezite dünyadaki en riskli on hastalıktan biri ve astım ise tüm dünyada 300 milyonun üzerinde bireyi etkilemekte ve gün geçtikçe sayı artmaktadır. Bu birliktelikten yola çıkarak şu çok net bir şekilde söylenebilir: Obezite tek başına, astım görülme sıklığının ve mevcut astım şikayetlerinin artmasına sebep olmaktadır.” dedi. Hastalığın genetik özelliklerine de değinen Prof. Dr. Hüseyin Sinan, “yapılan bilimsel bir çalışmada obezite ve astımın yüzde sekiz oranında ortak genlere sahip olduğu ortaya konulmuştur. Bununla birlikte, vücut kitle indeksi yüksek olan (obez bireyler) kadınlarda, obez olmayan kadınlara göre astım riski yaklaşık 2 kat artmaktadır.” açıklamalarında bulundu.

“Obezitenizi kontrol altına alırsanız astım tedavinizi de kolaylaştırırsınız”

Prof. Dr. Hüseyin Sinan, diyet, egzersiz, obezite cerrahisi ve ameliyat dışı yöntemlerle (mide içi balon uygulaması gibi) kilo vermek suretiyle astım hastalarının belirtilerinde azalmalar gözlendiğini belirtmektedir. Prof. Sinan; “Obezite cerrahisi geçiren veya ameliyat dışı yöntemlerle kilo vermeyi başarabilen hastaların akciğer fonksiyonları olması beklendiği gibi iyi yönde seyreder. Hem tedavileri kolaylaşır hem de astım krizi sıklığı ve şiddeti beklenenden daha az olur. Diyet, egzersiz veya bir sağlık profesyonelinden destek almak suretiyle verilecek obezite ameliyatı kararı ve sonrasında astıma dair sıkıntılar da hafiflemiş olacaktır.” açıklamalarında bulundu.