Yazılar

İNGEV’den dezavantajlı gruplara destek

Yerel yönetimlerde sosyal kapsama farkındalığını artırmaya yönelik İNGEV’in yürüttüğü proje “Yerel Etki” bir yılı geride bıraktı.

Bu projenin en önemli çıktılarından biri de kadın, genç, 65+, engelli, düşük gelirli gibi tüm dezavantajlı grupların ihtiyaçlarına odaklanan 670 kuruluşun detaylı olarak listelendiği destek haritası oldu.

Yereletki.org adresinden erişime açılan bu destek haritası aracılığı ile İstanbul’un 39 ilçesindeki tüm sosyal kapsama hizmeti sağlayan kuruluşların adres, telefon ve web sitelerine artık erişilebiliyor.

İNGEV, yereletki.org adlı destek haritasının daha büyümesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanması için 14 Kasım’da düzenlenen bir törenle siteyi Marmara Belediyeler Birliği’ne devretti. “Dayanıklı Toplumlar ve Sosyal Kapsayıcılık: Kimseyi Geride Bırakmamak” temasıyla düzenlenen etkinliğin açılışında konuşan İNGEV Başkanı Vural Çakır:

“Kapsayıcılık ve kimseyi geride bırakmama insani gelişme ile sürdürülebilir kalkınmanın temel ilkesi. Uzun süredir bu konu çevresinde kavramsal bir uzlaşma var. Ancak, kavramsal uzlaşmalar hayat pratiklerinden uzak bir ezber tekrarına dönüyor. Son değerlendirme raporuna göre 2030 hedeflerine ulaşmak imkânsız hale gelmiş durumda. Yoksulluk sınırının günde kişi başı 75 TL gibi, bir düşük seviyede belirlenmesine rağmen dünyada 1,1 milyardan fazla insan yoksul. Türkiye’de günlük kişi geliri 125 TL’den az olan 11,5 milyon insan yoksul tanımına giriyor.  Yerleşmiş iktisat anlayışı ile bu vahim duruma son verilemiyor. Yeni bir ekonomiye ve yeni bir hikâye yazmaya ihtiyaç var. Yerel yönetimler bu yeni hikâyenin yaratıcısı olabilirler. İNGEV’in kapsayıcılık konusundaki destekleri, bu yeni hikâyenin yazılmasına destek olmayı amaçlıyor.”

Etkinliğe ev sahipliğe yapan Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreteri Dr M. Cemil Arslan da “Yerel yönetimler olarak toplumsal kapsayıcılığı desteklemek adına çok yönlü bir yaklaşımla hareket etmeliyiz. Sosyal uyumun güçlendirilmesi, dezavantajlı gruplara fırsat eşitliği sağlanması ve kapsayıcı hizmetlerin sunulması hepimizin görevidir. Pandemi, göç, iklim değişikliği gibi çoklu krizlerin yaşandığı bu dönemde, dayanıklılığı fiziksel altyapıların ötesinde, bireylerin sosyal ve ekonomik olarak güçlenmesiyle sağlamamız gerektiğine inanıyoruz. Marmara Belediyeler Birliği olarak toplumsal dayanıklılığı ve kapsayıcılığı güçlendirmeyi savunuyor, paydaşlarımızla birlikte bu hedef doğrultusunda çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.

Yerel Yönetimler için Sosyal Kapsama Rehberi Yayında!

İNGEV’in yakın zamanda lansmanını yaptığı “Yerel Yönetimler için Sosyal Kapsama Rehberi,” de yerel yönetimlerin toplumsal eşitsizlikleri azaltma ve kapsayıcılığı güçlendirme yolunda atması gereken adımları net bir çerçevede sunuyor. Bu rehber, yerel yönetimlerin kapsayıcılık alanında daha etkili stratejiler geliştirmeleri için bir ileri gitme kılavuzu niteliğinde olup, kapsamlı durum analizleri ve örnek uygulama modelleriyle destekleniyor.

Rehber aynı zamanda, toplumsal, ekonomik ve kültürel katılımı artırmayı hedefleyen yerel yönetimlere veriye dayalı yol haritaları önererek, kapsayıcılığı bir yönetim anlayışı olarak benimsemeleri için ilham veriyor. Sosyal kapsama çalışmalarının sürdürülebilir ve uzun vadeli bir etki yaratabilmesi için rehberde öne çıkan iş birliği stratejileri, yerel yönetimlere yenilikçi ve kalıcı çözümler sunuyor.

 “İGE-Büyükşehirler” 2020 İnsani Gelişme Ödülleri  verildi

 “İGE-Büyükşehirler” 2020 İnsani Gelişme Ödülleri  verildi

İNGEV yerel ölçekte insani gelişmeyi desteklemek üzere 3 yıldır sürdürdüğü İGE- İlçeler Endeksini bu yıl ilk kez  Büyükşehirler ölçeğine taşıdı. İGE-Büyükşehirler 2020 sonuçları açıklandı ve insani gelişmede başarı gösteren Büyükşehir Belediye Başkanlarına çevrim içi konferans ile ödülleri verildi.

Toplantının açılışında İNGEV Başkanı Vural Çakır ve İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü Prof. Dr. Fuat Keyman “Yerelleşen İnsani Gelişme” konusunu değerlendirdi. Prof. Dr. Murat Şeker, İGE-B araştırma yapısı, İNGEV uzmanları Cenk Ozan ve Berna Yaman da endeks sonuçları hakkında bilgi paylaştı.

İGE-B (İnsani Gelişme Endeksi – Büyükşehirler) Çalışması Hakkında:

İnsani Gelişme Endeksi, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 1990 yılından beri ülkeler düzeyinde yayımlanmaktadır. Kişi başına düşen gelir, doğumda beklenen yaşam süresi, okur-yazar ve okullaşma oranları dikkate alınarak hesaplanan İnsani Gelişme Endeksi, gelirin yanında eğitim ve sağlık verileriyle insani gelişmeyi ölçmeyi ve ülkeleri karşılaştırmayı amaçlamaktadır.

İNGEV yerel düzeyde insani gelişmenin desteklenmesi için çalışmalarını genişletiyor.

İnsani Gelişme Endeksi, yerel düzeyde insani gelişmenin yönlendirilmesini amaçlamaktadır. Yerelleşmenin giderek arttığı günümüzde, insani gelişmeye etki eden yerel politika araçları da çeşitlenmektedir. Veriye dayalı yönetim araçlarının mikro ölçekte yerel yönetimler tarafından etkin kullanılması, başta merkezi yönetimler olmak üzere diğer paydaşlar tarafından da desteklenmesi yaşam kalitesini yükseltmektedir. İNGEV günlük hayata etki yapabilecek yönetilebilir değişkenleri önemsemektedir ve 2016 yılından itibaren İnsani Gelişme Endeksi-İlçeler (İGE-İ) çalışmasını yürütmektedir. Bu yıl, İGE-İ çalışmasının yanı sıra, büyükşehirlerin ve dolayısı ile büyükşehir belediyelerinin verilerinin analiz edildiği İGE-Büyükşehirler (İGE-B) modeli geliştirilmiş ve İGE-B ile yerel ölçekte insani gelişmenin izlenmesine yönelik bir adım daha atılmıştır.

İGE-B  2020  Raporu  ve Endeksi Büyükşehir Belediyelerinin faaliyet gösterdiği 30 ili kapsıyor.

İGE-B olarak adlandırılan İnsani Gelişme Endeksi – Büyükşehirler 2020 Raporu, büyükşehir belediyelerinin faaliyet gösterdiği 30 ili kapsama almıştır.

Bu yıl ilk kez yürütülen İGE-B 2020 Çalışması 9 alt endeks ve 228 değişkenden oluşuyor.

İGE-B modeli değişkenlerinin belirlenmesi sürecinde literatür taraması yapılmış, BM Sürdürülebilir Kalkınma göstergeleri ve TÜİK Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri 2010-2019 çalışmaları ile Kalkınma Bakanlığı tarafından geçmiş yıllarda açıklanmış olan İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırmaları incelenmiş ve il düzeyinde mevcut ve ikame göstergeler analiz edilerek İGE-B modeli geliştirilmiş ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile uyumlaştırılmaya çalışılmıştır.

Bu bağlamda belirlenen 228 değişken Yönetişim ve Saydamlık, Eşitsizliklerle Mücadele, Nitelikli Eğitim, Sağlıklı Yaşam, Sürdürülebilir Ekonomi, Sosyal Yaşam, Sürdürülebilir Çevre ve Enerji, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ile Ulaşım ve Erişilebilirlik olmak üzere 9 alt endekste gruplandırılmıştır. Yerel yönetim faaliyet raporları ve stratejik planlarının detaylı incelenmesi, merkezi istatistiklerin toplanması, belediye web sitesi ve sosyal medya hesapları analizi ile birlikte,  toplam 21 konuda “gizli vatandaş” senaryoları ile belediyelere başvurulmuş ve cevap verme düzeyleri endekse dahil edilmiştir.

 İGE-B 2020 İnsani Gelişme Endeksi sıralamasında İstanbul ilk sırada yer almıştır.

İstanbul’u Ankara, İzmir, Muğla ve Antalya izlemiştir. Sıralamada öne çıkan diğer iller ise Eskişehir, Bursa, Denizli, Sakarya ve Kocaeli’dir.

ENDEKS SIRASI İL İGE-BB
1 İSTANBUL 65,7
2 ANKARA 60,6
3 İZMİR 59,3
4 MUĞLA 53,8
5 ANTALYA 53,6
6 ESKİŞEHİR 53,5
7 BURSA 52,1
8 DENİZLİ 50,9
9 SAKARYA 50,3
10 KOCAELİ 49,3
11 SAMSUN 48,1
12 BALIKESİR 47,9
13 KONYA 47,6
14 AYDIN 47,0
15 MERSİN 46,7
16 TEKİRDAĞ 45,9
17 TRABZON 45,0
18 MALATYA 44,6
19 KAYSERİ 43,5
20 ADANA 42,9
21 MANİSA 42,1
22 ORDU 41,1
23 GAZİANTEP 40,3
24 ERZURUM 40,1
25 KAHRAMANMARAŞ 37,8
26 HATAY 35,6
27 DİYARBAKIR 32,6
28 VAN 28,3
29 MARDİN 27,3
30 ŞANLIURFA 24,7

 

 

Büyükşehirler arasında ana endeks ölçeğinde en yüksek skor 65,7, en düşük skor 24,7, ortalama skor ise 45,3’tür. Ortalamanın üstünde 16 büyükşehir yer alır iken ortalamanın altında kalan büyükşehir sayısı 14’tür; bu büyükşehirler sırasıyla, Trabzon, Malatya, Kayseri, Adana, Manisa, Ordu, Gaziantep, Erzurum, Kahramanmaraş, Hatay, Diyarbakır, Van, Mardin ve Şanlıurfa’dır. Endeks sıralamasında ilk onda yer alan büyükşehirlerin bölgelerine bakıldığında Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin temsil edilmediği gözlenmektedir.

 

İGE-B’de İnsani Gelişme Ana Endeksinin yanı sıra 9 alt endeks yer alıyor.

İGE-B 2020 Endeksinde toplam sonuçları oluşturan İnsani Gelişme Endeksinin yanı sıra yerel yönetim faaliyetlerinin yönlendirilmesinde önem taşıyan 9 alt endeks yayınlanmaktadır. Bunlar Yönetişim ve Saydamlık, Eşitsizliklerle Mücadele, Nitelikli Eğitim, Sağlıklı Yaşam, Sürdürülebilir Ekonomi, Sosyal Yaşam, Sürdürülebilir Çevre ve Enerji, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ile Ulaşım ve Erişilebilirlik.

Bu endekslerde ilk 5 sırada yer alan ilçeler ise şöyledir:

İGE-B Yönetişim ve Saydamlık Endeksi

ENDEKS SIRASI İL
1 ANKARA
2 İSTANBUL
3 BURSA
4 KONYA
5 SAKARYA

 

İGE-B Eşitsizlikler ile Mücadele Endeksi

ENDEKS SIRASI İL
1 İSTANBUL
2 İZMİR
3 KONYA
4 SAKARYA
5 MERSİN

 

 

İGE-B Nitelikli Eğitim Endeksi

ENDEKS SIRASI İL
1 ANKARA
2 İZMİR
3 MUĞLA
4 ANTALYA
5 DENİZLİ

   

İGE-B Sağlıklı Yaşam Endeksi

ENDEKS SIRASI İL
1 ESKİŞEHİR
2 TRABZON
3 ANKARA
4 ERZURUM
5 KAYSERİ

 

İGE-B Sürdürülebilir Ekonomi Endeksi

ENDEKS SIRASI İL
1 İSTANBUL
2 ANKARA
3 KOCAELİ
4 ESKİŞEHİR
5 BURSA

 

İGE-B Sosyal Yaşam Endeksi

ENDEKS SIRASI İL
1 İSTANBUL
2 İZMİR
3 ANTALYA
4 ANKARA
5 MUĞLA

 

İGE-B Sürdürülebilir Çevre ve Enerji Endeksi

ENDEKS SIRASI İL
1 İZMİR
2 MUĞLA
3 ANTALYA
4 İSTANBUL
5 ADANA

 İGE-İ Belediye Ulaşım ve Erişilebilirlik Endeksi

ENDEKS SIRASI İL
1 İSTANBUL
2 İZMİR
3 ANKARA
4 SAMSUN
5 ADANA

 

İGE-B Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Endeksi

ENDEKS SIRASI İL
1 ESKİŞEHİR
2 İZMİR
3 DENİZLİ
4 İSTANBUL
5 ANKARA

 

İGE-İ 2020 Endeksi Büyükşehirlerin gelişim göstermesi gereken alanları ortaya koyuyor.

 Nitelikli Eğitim ve Sağlıklı Yaşam alanları büyükşehirlerde ortalama değerin en yüksek olduğu alanlardır. Ortalamanın düşük olduğu alt endeksler ise Sosyal Yaşam, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Eşitsizliklerle Mücadeledir. Öte yandan minimum değerler açısından bakıldığında ise Yönetişim ve Saydamlık, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Sosyal Yaşam ve Eşitsizliklerle Mücadele en düşük performans gösterilen ve büyükşehirlerin insani gelişme açısından daha fazla çalışma yürütmesi gereken alanlardır.

Çalışmayı uzman proje ekibi yönetiyor.

İNGEV Başkanı Vural Çakır’ın genel desteği ile yürüyen projenin rapor yazımını bu alanda birçok çalışmaya da imza atan İstanbul Üniversitesi Şehir Politikalar Merkezi Direktörü Prof. Dr. Murat Şeker yapmaktadır. Proje ekibinde istatistik analizler için İNGEV uzmanları yer almıştır.

Test; Yakında ayrılacak mısınız?

Vicdan Testi

Pazarlamanın bir yeni hali

Suriyeliler hakkında doğru bilinen yanlışlar

Suriyeliler hakkında doğru bilinen yanlışlar

Çoğumuz ülkemizde geçici koruma altında bulunan Suriyelilere sağlanan insanî yardımlarla ilgili konularda yanlış bilgiye sahibiz.

İNGEV TAM-İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ işbirliğinde gerçekleştirilen İnsani Gelişme Monitörü Araştırması, ülkemizdeki Suriyelilere sağlanan insanî yardımlar konusunda toplum olarak birçok yanlış bilgiye sahip olduğumuzu ortaya koydu. Üstelik pek çok konuda Suriyeli bir tanıdığı olanlar ve olmayanlar arasında anlamlı bir fark görünmüyor. Suriyeli tanıdığı olanların nispeten daha doğru bildiği konular ise gündelik yaşam ile ilgili olanlar.

Resmi kaynaklardan yapılan açıklamalara göre ülkemizde 3,5 milyonun üzerinde geçici koruma altındaki Suriyeli bulunuyor. Araştırma sonuçları her on kişiden üçünün herhangi bir sebeple Suriyeli bir tanıdığı olduğunu gösteriyor. Ancak özellikle belli şehirlerde bu kadar iç içe yaşamamıza rağmen toplum olarak Suriyelilere sağlanan insanî yardımlarla ilgili doğru bildiğimizi sandığımız pek çok konu hakkında yanılıyoruz. Araştırma, sağlık ve fatura ödemesi gibi doğrudan günlük yaşamla ilgili konuların doğru bilinme oranlarının daha yüksek olduğunu ortaya koyarken maaş, vergi, eğitim ve vatandaşlık gibi özel konularda toplumun daha büyük bir çoğunluğunun yanılgı içinde olduğunu gösteriyor.

Araştırmanın bir diğer verisi de ev sahibi topluluk ve geçici koruma altındaki Suriyeliler arasındaki toplumsal uyum ile ilgili. Toplumun yüzde 51’i en önemli toplumsal gerginliğin Türk-Suriyeli gerginliği olduğunu düşünüyor. Yine ebeveynlerin yüzde 48’i çocuklarının mülteci çocukları ile arkadaş olmasını istemiyor. Toplumun hissettiği bu gerginliğin arka planında Suriyelilere sağlanan insanî yardımlar ile ilgili toplumda yaygın olan birçok doğru bilinen yanlışın olduğu anlaşılıyor.

Toplumun yüzde 50’si Suriyelilerin hastanede sıra beklemeden tıbbı hizmet alabildiğini düşünüyor. Bu oran Suriyeli bir tanıdığı olanlarda yüzde 37’ye gerilerken tanıdığı olmayanlar arasında yüzde 54’e çıkıyor.  Doğrusu ise, Suriyelilere ya da yabancı uyruklu hastalara bakanlıkça tanımlanmış herhangi bir önceliğin olmadığı.

Suriyelilerin su, elektrik ve doğal gaz faturası ödemediği ise çok tartışmalı bir diğer yanılgı. Toplumun yüzde 43’ü Suriyelilerin fatura ödemediğini düşünüyor. Bu oran Suriyeli bir tanıdığı olanlar arasında yüzde 27’ye gerilerken, tanıdığı olmayanlar arasında yüzde 49’a çıkıyor. Oysa Suriyelilere tanınmış böyle bir ayrıcalık bulunmuyor.

Toplumdaki en yanlış algının Suriyelilerin devletten maaş almasıyla ilgili olduğu görülüyor. Toplumun yüzde 74’ü Suriyelilerin devletten maaş aldığını düşünüyor. Oysa bu yardım Kızılay ve kamu bankaları eliyle ancak AB’nin Sosyal Uyum Yardım’ı fonuyla sağlanmakta. Diğer yandan bu yardımdan sadece kayıtlı olan ve ilgili koşulları sağlayan Suriyeliler faydalanabiliyor. Toplumun yüzde 61’i ise Suriyeli esnafların vergi ödemediğini düşünüyor. Doğrusu ise ülkemizde uyruğundan bağımsız olarak faaliyet gösteren her yasal ticari işletmenin Türkiye’deki ticaret ya da esnaf odasına kayıtlı olmak zorunda olduğu.

Toplumun yüzde 60’ı hem Suriyelilerin sınavsız olarak istedikleri üniversiteye gidebildiğini hem de devletin üniversiteye giden her Suriyeliye burs verdiğini düşünüyor. Oysa devlet üniversitesinde okumak isteyen yabancı öğrenciler ancak “Yabancı Öğrenci Sınavı”na girerek aldığı puana göre seçim yapabiliyor; özel üniversiteler ise yabancı öğrenciler için kendi sınavlarını uyguluyor. Devletin yabancı öğrencilere burs verdiği bilgisi doğru olsa da bu burstan faydalanabilmek için belirlenen başarı kriterlerine uymak ve belli bir yaş aralığında olmak gerekiyor.

 

Toplumun önemli bir kısmının doğru bildiğini sandığı ama yanlış bildiği konulardan bir diğeri de Suriyelilerin Türk vatandaşı olmaları ile ilgili. Yüzde 58’imiz Suriyelilerin Türkiye’de 5 yıl kaldıktan sonra Türk vatandaşı olduğunu düşünüyoruz. Yabancı uyruklu bir kişinin Türk vatandaşı olabilmek için yerine getirmesi gereken koşullar Türk Vatandaşlık Kanunu’nda belirtilmekte. Ülkemizde 5 yıl boyunca kalan Suriyeliler bu süre sonunda koşulsuz olarak Türk vatandaşı olma hakkı kazanmıyor. Ancak tüm yabancılara olduğu gibi İçişleri Bakanlığı tarafından Suriyelilere de İstisnai Vatandaşlık kapsamında Türk Vatandaşlığı verilmekte. İstisnai vatandaşlık Türkiye’ye sanayi tesisleri getiren veya bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulan yabancılara verilmekte.
Toplumdaki gerginlik hissinin artmasında ve Suriyeliler ile ilgili yanlış bilinen konuların bu kadar yaygınlaşmasında özellikle sosyal medyada çıkan gerçeklik payı olmayan haberlerin etkili olduğunu biliyoruz. Bu gibi haberlerin özellikle toplumsal barış üzerindeki olumsuz etkilerini bertaraf etmek üzere pek çok resmî kurum bu tür yanlış bilgi yayılımı ile mücadelesini sürdürüyor. Suriyeliler ile ilgili devlet politikaları ve Suriyelilere sağlanan insani yardımlar ile ilgili iletişim perspektifinde şeffaflığın daha da artması ve yayılması ve barış dilinin yaygınlaşması ev sahibi topluluk ve geçici koruma altında olan Suriyeliler arasındaki gerginliğin azaltılması ve ayrımcılıktan uzaklaşmak için önemli olmayı sürdürecektir.

Yeni Normal?

Yeni Normal ?

Yeni Normal ?

İNGEV Başkanı Vural Çakır

Dijital vatandaşlığın önemini anlatan yazımın hemen ardından , Corona virus salgını  Türkiye’yi de etkisi altına aldı. Sonrası tam bir dijital vatandaşlık  testi de oldu.

Salgının ülkemizi de etkisi altına alacağı anlaşıldığı zaman, gerekli stres  testlerini yapıp İngev ofisin kapatmıştık. Sağlık bakanlığımızın ve diğer uzmanların tavsiyesine uygun olarak fiziksel mesafelerimizi epeyce artırmış olduk bu ilk aşamada.

Toplumsal mesafelerimizi keşke daha azaltabilsek. Ayrı konu.

Dün,yani 25 mart’ta iç iletişim toplantımız vardı

İç İletişim toplantısını “google meet” kullanarak yaptık. 32 arkadaşımız katıldı.  Yürüttüğümüz projeleri, bu yeni dönemde  kırılgan toplum kesimlerinin ihtiyaçları için neler yapabileceğimiz konuştuk. Yeni  biçimin de etkisi ile faydalı  geçti. Birbirini 10 gündür görmeyen insanların “online “şakalaşmaları da eğlenceliydi.  Toplantı bir saat sürdü,ben ayrıldım. Ama, sonradan öğrendim ki bazı arkadaşlar devam etmişler, hatta hızlıca bir grup oluşturup birlikte canlı müzik yapmışlar.

Gördük ki bütün işlerimizi yüksek oranda yeni ortama adapte edebilmişiz.  Engellilerin geçim kaynaklarına ulaşmasını sağlayacak projenin engelli arkadaşlarla sohbet kısmının online hale getirilmesinde kısmi bir sorun yaşıyoruz. Ancak, onu da büyük oranda aşabilecek önlemleri bulduk gibi.

Girişimciler için yürüttüğümüz büyük ölçekli destek  ve danışmanlıklar hemen hemen benzer tempoda ‘online’a taşınmış durumda. Danışmanlıklarımız bütün Ülkeyi kapsadığından önceden de “dijitalize” olmuştu zaten

İlgili bakanlıkların aldığı önlemleri ve teşvikleri daha hızlı  olarak girişimcilere ileteceğimiz bir “flash news” sistemini kurmayı da kararlaştırdık.

Özellikle küçük ve orta boy işletmelerin sektörlerine göre işlerini çevrim içi ortama taşımalarını desteklemek acil gözüküyordu. Altyapı ve uygulama bilgileri açısından.  Yeni kurduğumuz Dijital Destek Merkezi’ni daha iyi nasıl aktivize edebileceğimiz konusunda fikir geliştirdik. Doğrusu planlamaya çok daha az, uygulamaya daha çok zaman ayırmalıydık.  Aynı gün, yani 25 martta “facebook”dan girişimcilere yönelik bir canlı yayınımız olacaktı.

Bütün paydaşlarımızın da benzer önlemler aldığını gördük. İletişimimiz yürüyordu. Öyle ki, istihdam projeleri için birlikte çalıştığımız alanın uzman kuruluşu United Works’un Türkiye ve Hollanda ofisleri ile yasal sözleşmemizi, tartışmalar ve imzalar dahil 3 gün içinde tamamlaya bilmiştik. Sosyal medya güvenilirliği konulu araştırmamız için ilgili kuruluş temsilcileri ile çalıştayımız hazırdı.

Süreç ufak tefek aksaklıkalr dışında dijital olarak akıyordu. Yüklenmelere rağmen önemli bir altyapı problem yaşamıyorduk. Türkiye’nin dijital altyapıda geldiği noktaya teşekkür ettik.

1 Nisan’daki  ‘dijital yönetişim fırsatları’ konferansını iptal etmek zorunda kalmıştık. Ancak, raporunu olgunlaştırıp yakında yayınlayabileceğiz.  Belediyelerin dijital yönetişimde ustalaşmalarının hayati bir konu olduğunu iliklerimize kadar hissediyoruz artık.

Doğrudan imalata dayanmayan bir çok sektörde ve hangi sektörde olursa olsun birçok iş tipinde durum benzer.

Bütün dileğimiz bu anormal sürecin  kısa sürede ve mümkün olan en az hasarla atlatılması.  Uzmanlar en erken Nisan sonundan bahsediyorlar.

Peki, sonra yeniden bu olağanüstü dönemin olağan dışı önlermlerini kaldırıp eski iş hayatlarımıza aynen dönecek miyiz ?

İstanbul’un dört bir tarafından insanlar her sabah topluca veya ayrı ayrı araçlara binip bir binada toplanacaklar ve her akşam geldikleri yere geri mi dönecekler? Çocuklarımız her sabah daha tam uyanmamışken, İstanbul’un dört bir yanında servis araçlarına binip  yola mı koyulacaklar?

Esnek çalışma,uzak çalışma gibi terminolojiler yeni değil.  İnsan Kaynakları paket eki olarak  gündeme geleli çok oluyor. Ama,  yapısal bir değişiklikten çok seksi bir eklenti olarak kaldı. Çok yüksek bedellerle çok iyi dekore edilmiş, gösterişli plazalarda toplulaşma hayatı devam etti.

Şimdiki sorumuz bu… Bütün dünya için geçerli. Bu virüs belası, hayatlarımız için yeni normal mi yaratıyor, yoksa bildiğimiz normale döneceğimiz kısa ( inşallah) bir ara mı ?

İNGEV Başkanı

Vural Çakır

 

 

İngev Başkanı Vural Çakır “Gerçekçi ve cesur”

Brand City

İNGEV Başkanı Vural Çakır “Gerçekçi ve cesur”

Geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin geri dönüşü konusunda yaygın siyasi pozisyonların tümü birbirine benziyor. “Suriye’de sorunlar çözülsün (çözülecek) ve ülkelerine geri dönsünler (dönecekler)”. Güvenli bölge yaratmanın bir önemli gerekçesi de bu şekilde.

İkili konuşmalarda  ise resmi söylemelerin aksine . “Suriye’ye dönüş zayıf ihtimal “

Önümüzdeki iki  kuşak boyunca Ülkemizin en önemli  meselelerinden birisi olacak soruna yaklaşım bu gerçekçi olmayan teze dayanmamalı.

Dünya mülteci pratiği geri dönüşün belli koşullarda mümkün olduğunu gösterir. Mülteciler sınırda özel olarak oluşturulmuş alanlarda (kamplarda) yaşıyorsa ve mültecilik süresi kısa ise geri dönülüyor.

Ev sahibi toplulukla iç içe geçilmişse, süre uzamışsa, kendilerine yeni bir hayat kurmak zorunda kalmışlar ise geri dönüş eğilimi düşük.

Türkiye’de geçici koruma statüsünde 4 milyona yakın Suriyeli var. Bunların yalnızca, evet yalnızca 63 bini  kamplarda bulunuyor. Geriye kalanı  ev sahibi toplum  ile iç içe geçmiş olarak şehirlerde yaşıyor. Kendilerine bir hayat kurmuşlar. çok büyük  zorluklar içindeler,  ama bir hayat kurmuş durumdalar.

600 bini aşkın çocuk  eğitim sisteminin içine girmiş, okullaşmış  durumda ve Türkçe eğitim görüyor.Üniversitede okuyanların sayısı 27 bin.

Çalışma izini alanların sayısı 35 bine yaklaşıyor.  İş gücü piyasasında 800 bin dolayında Suriyeli var. Suriyelilerin kurduğu şirket sayısı 15 bini aştı, esnaf konumundakilerle birlikte toplam 35-40 bin olarak tahmin ediliyor.

Yoğun olarak bulundukları bölgelerde kendi  “eko sistemleri” oluşmuş durumda. Yani yöresel yemeklerini, içeceklerini, alışveriş mekanlarını oluşturmuş durumdalar. Tıpkı Almanya’daki  birinci kuşak Türklerin almanca öğrenmeden ve bulundukları ülke kültürüne uyum sağlamadan hayatlarını sürdürebildikleri gibi, yaşlı Suriyeliler de bildikleri hayatı Arapça ile sürdürebiliyorlar.

Sonuçta,bütün dinamikleriyle  Ülkemizdeki Suriyeliler  Türkiye günlük yaşamının içine yerleşmiş, yeni bir hayatın temellerini atmış durumdalar.

Bu içiçelik sürerken “ sizin geçici koruma kimlikleriniz  iptal ettik,  işte şurada Suriye’ye kalkan otobüsler var, haydi siz  4 milyon insan kuyruğa girin otobüslere,trenlere binin ve Suriye’ye dönün, orada yeniden bir hayat kurmaya başlayın” denemeyeceği açık.“ Sevgili  çocuklular sizi okullarınızdan alıyoruz , hadi bakalım Suriye’ye  gidiyorsunuz “ denilebilir mi ?

Suriye  hemen yarın güvenli bölge haline gelse bile yapılamaz.

Daha gerçekçi ve daha cesur bir stratejiye ve onun dile gelmesine ihtiyacımız var. Cesur , çünkü birçok unsur birleşerek Türk -Suriyeli  ilişkisini başlıca sosyal uyumsuzluk noktalarından birisi haline getirdi.  Başka bir söylem seçmen oyunu etkileyecek siyasal riskler taşıyor.

Gerçekçi olan ise öncelikle Suriyelilerin  büyük çoğunluğunun bu ülkenin bir parçası olduğunu Kabul ederek buna göre stratejiyi ayarlamak.

Meselenin Ülkemizde  gittikçe büyüyecek bir çatışma alanı değil bir avantaj olabilmesini  sağlayabilmek,gelecekte yeniden inşa  edilecek Suriye ile güçlü  bir köprü sağlamasına da zemin hazırlamak.

Bu nedenle Ülkemizdeki Sosyal uyumu çok ciddiye almalıyız; bizim kültürümüzü , iş hayatından kadın erkek ilişkilerine kadar her alanda hissetmelerini sağlayacak; bizim de onların davranışlarını  doğru anlamamızı sağlayacak geniş kapsamlı bir uyum bakışına ihtiyacımız var. Özellikle ev sahibi toplum farkındalığı çok yükselmeli…

Bu yeni durumun yüklerini kaldırırken, zenginliklerini de daha iyi değerlendirebiliriz.

İngev’de yürüttüğümüz bir proje için mentorluk yaptığım Suriyelilerin sahip olduğu iki tekstil kuruluşu geçen ay Libya’dan 900 parçalık elbise siparişi aldı.  Arapça  konuşulan ülkelerle ticaret açısından yeni bir potansiyel.

Ülkemizdeki Suriyelileri  stratejik olarak Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olarak düşünüp, aşamalı olarak ve belli koşullar altında vatandaşımız haline getirmeliyiz.  Geri dönüşün artık çoğunluk için değil azınlık için mümkün olacağını öngörmeliyiz. Gelecek kuşaklara yeni bir  çatışma alanı değil zenginlik bırakabilmek için