Yazılar

Türkiye’de Umut Yükseliyor, Ekonomi Temkinli Bekleniyor

Ipsos’un 30 ülkede gerçekleştirdiği kapsamlı “Öngörüler 2026” araştırması, küresel toplumun ve Türkiye’nin yeni yıla dair karmaşık duygu dünyasını çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre, geride bıraktığımız yılı ülke genelinde olumsuz değerlendirenlerin oranı %66’yı bulurken, bireylerin kendi yaşam alanlarına ve ailelerine odaklandıklarında daha dengeli ve “seçici” bir iyimserlik sergiledikleri görülüyor. Makro Karamsarlığın karşısına panzehiri Seçici İyimserlik ve Sağlık olarak çıkıyor. Bu tablo, bireylerin kontrol edemedikleri makro belirsizlikler karşısında, kendi etki alanlarındaki dengeye tutunma eğiliminde olduklarını gösteriyor.

Ipsos Türkiye Ipsos Türkiye

Ipsos’un Öngörüler 2026 araştırması, toplumun genel gidişata dair duyduğu karamsarlığa rağmen bireysel yaşam alanlarında korumaya çalıştığı “seçici iyimserliği” gözler önüne seriyor. Katılımcıların büyük bir çoğunluğu geride bıraktığımız yılı ülkeleri açısından olumsuz bir dönem olarak nitelendirirken, konu kişisel hayat ve aile odaklı değerlendirmelere geldiğinde algı çok daha dengeli bir seyir izliyor. Nitekim 2025 yılının kendisi ve ailesi için kötü geçtiğini belirtenlerin oranı %50 seviyesinde kalarak, bireylerin kontrol edebildikleri alanlara daha sıkı tutunduğuna işaret ediyor. Bu tablo, 2026 yılına girerken belirsizliklerin gölgesinde şekillenen ancak temel ihtiyaçlar ve aile ekseninde dengelenen ihtiyatlı bir umut arayışını temsil ediyor.

Ipsos Türkiye

Türkiye’de yeni yıla dair toplumsal beklentiler, son üç yıldır değişmeyen bir heyecan taşımasına rağmen, 2026 yılı için daha umutlu bir kırılma görülüyor. Gündeme Dair araştırmamızın sonuçlarına göre, yeni yıl coşkusunda veriler aynı oranları gösterse de; hayatlarının daha iyiye gideceğine inananların oranındaki 9 puanlık artış, toplumdaki iyimserlik duygularının yükseldiğine işaret ediyor. Bu veri, ekonomik ve sosyal belirsizliklerin ortasında bireylerin gelecek vizyonlarını daha pozitif bir zemine taşıma gayretinde olduğunu gösterirken, 2026’yı; bir toparlanma ve umut yılı olarak konumlandırdıkları şeklinde ifade edilebilir.

Ipsos Türkiye

2026 yılına dair beklentilerde umut ve ihtiyatın iç içe geçtiğinde ekonomik yetersizlikler duygulara ait okları aşağı yöne çeviriyor. Toplumun genelinde yeni yıla dair pozitif beklentiler güçlense de ekonomiye yönelik süregelen belirsizlikler, iyimserlik önündeki en büyük engel olarak varlığını koruyor. Nitekim hem kişisel yaşam standartlarının hem de ülke ekonomisinin daha iyiye gideceğine inananların oranının yaklaşık dörtte bir seviyesinde (%25) sınırlı kalması, toplumun büyük bir kesiminin geleceğe dair temkinli ve gerçekçi bir bekleyiş içinde olduğunu gösteriyor.

Ipsos Türkiye

Sağlık her yıl olduğu gibi bu yıl da en çok paylaşılan ortak dilek olarak Tüm beklentilerin ötesinde yerini koruyor. Ekonomik ve sosyal belirsizlikler ne yönde ilerlerse ilerlesin, sağlığın değişmeyen bir öncelik olarak öne çıkması; bireylerin güven arayışının merkezinde hâlâ en temel insani ihtiyacın yer aldığını bir kez daha ortaya verilerle koyuyor

Ipsos Türkiye

Uzun vadeli geleceğe dair toplumların düşünceleri tam ortadan ikiye bölünüyor. Global ortalamaya bakıldığında, her iki kişiden biri 2026 yılıyla birlikte ülkelerindeki genel ruh halinin uzun vadede daha iyimser bir yöne evrileceğine inanıyor. Bu tablo, geleceğe duyulan güvenin henüz ortak bir zeminde buluşamadığını, umut ile kaygının beraber oynadığı bir futbol maçında baş başa gittiği bir uzatmaların görüldüğü bir durumu gösteriyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı;

Ipsos’un otuz ülkede gerçekleştirdiği Öngörüler 2026 araştırmasına göre, 2025 yılı sonunda katılımcıların üçte ikisi (%66), geride kalan yılı ülkeleri açısından olumsuz bir dönem olarak değerlendiriyor. Ülkenin genel gidişatına bakıldığında daha karamsar bir tablo öne çıkarken, değerlendirme kişisel hayata ve aileye odaklandığında algı daha dengeli bir seyir izliyor. Her iki kişiden biri 2025’in kendisi ve ailesi için kötü bir yıl olduğunu belirtiyor. Bu tablo, belirsizliklerin gölgesinde şekillenen bir “seçici iyimserliğe” işaret ediyor. Bireyler ülke geneline dair değerlendirmelerinde daha mesafeli ve eleştirel bir tutum sergilerken, kendi yaşam alanlarında dengeyi koruma ve kontrol edebildikleri alanlara tutunma eğilimi gösteriyor.

Yeni bir yıla girerken, takvim değişse de geleceğe dair beklentiler yeniden şekilleniyor. Araştırmaya katılanların yaklaşık dörtte üçü (%71), 2026’nın 2025’ten daha iyi bir yıl olacağına inanıyor. Türkiye’de ise bu iyimserlik daha ölçülü bir biçimde ifade ediliyor ve her on kişiden altısı bu görüşü paylaşıyor. Gündeme Dair araştırmamıza göre Türkiye’de yeni yıla girerken heyecan duyanların oranı son üç yıldır değişmiyor. Buna karşın 2026 yılında hayatlarının daha iyiye gideceğini düşünenlerin oranı geçen yıla kıyasla 9 puan arttı. Ancak gerek kendi yaşam standartları gerekse ülke ekonomisi açısından daha iyi bir tablo bekleyenlerin oranı toplumun yaklaşık dörtte biriyle sınırlı. Tüm bu değerlendirmeler içinde değişmeyen bir öncelik dikkat çekiyor: Sağlık. Sağlığın değişmeyen öncelik olarak öne çıkması ise, hem bireysel hem toplumsal düzeyde güven arayışının merkezinde hâlâ temel ihtiyaçların yer aldığını gösteriyor.

Uzun vadeli geleceğe dair olumlu beklenti taşıyanlarla olumsuz beklenti içinde olanların oranı birbirine yakın. Global ortalamada her iki kişiden biri, 2026 yılında ülkesinde insanların uzun vadeli geleceğe dair daha iyimser hissetmeye başlayacağına inanıyor. Umut,  ihtiyatla birlikte elbette ki varlığını her zaman koruyor.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

#Ipsos #Öngörüler2026 #Umut #Sağlık #Araştırma #Toplum #Türkiye #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

3 Milyon Hane 15 Günde Bir Ağrı Kesici Alıyor

Dünyanın lider araştırma şirketlerinden Ipsos tarafından on bin hane üzerinde yapılan kapsamlı araştırmaya göre; Türkiye’de sağlık ürünlerinin artık, “hızlı tüketim” kategorisine girdiği ifade edilebilir. Hanelerin %90’ı her ay en az bir sağlık ürününe ulaşırken, marka sadakatinin yerini doktor tavsiyesi ve kampanya dönemlerindeki online alışveriş trendleri alıyor.

Türkiye’de her 10 haneden 9’u en az bir tüketici sağlığı ürünü satın alıyor. Sağlık ürünleri, artık sadece eczane raflarında değil, marketler ve her evin günlük alışveriş listesinde yer alıyor…

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı;

Ipsos Tüketici Panelleri olarak, Türkiye’nin tüketici sağlığı trendlerini, 2025 yılı itibarıyla 10 bin haneden oluşan geniş bir örneklem üzerinden düzenli olarak takip ediyoruz.

Özellikle pandemi döneminin de getirdiği ivmeyle birlikte, giderek çeşitlenen ve her geçen gün daha fazla hızlı tüketim ürünleri dinamiklerine uygun gelişme gösteren tüketici sağlığı ürünleri, Kasım 2024–Nisan 2025 altı aylık döneminde iki temel unsurla ön plana çıkıyor: İlki, giderek artan çeşitlilik ve marketlerde bile satılır, online kolaylıkla alınabilir hale gelen ürünlerle gelen yüksek erişilebilirlik.

İkincisi ise buna karşın hala yüksek oranda doktor tavsiyesi ekseninde şekillenen marka tercihleri

Veriler, altı aylık süre zarfında her 10 haneden 9’unun en az bir tüketici sağlığı ürünü satın aldığını gösteriyor. Bu dönemde her 10 haneden 8’i en az bir ağrı kesici ürün; 7’si vitamin veya gıda takviyesi; 6’sı ise dermokozmetik/dermatolojik ürün aldı. Yüksek alım oranları, birkaç farklı ürünü birlikte kullanan hane oranının da oldukça yüksek olduğunu gösteriyor.

Ağrı kesici alımının ortalama sıklığı, hane başına 5–6 haftada bir gerçekleşiyor. Ancak Türkiye’de 3 milyon hane için bu sıklık, 2 haftada 1 ya da daha yoğun! Ağrı kesicilerde, doktor tavsiyesine bağlı olarak marka seçimi yapmak şaşırtıcı olmasa da, oran %80 ile çok yüksek bir seviyede bulunuyor. Doktor tavsiyesinin yoğunluğu ile birlikte, hanelerin marka sadakati tartışmalı bir başlık; çünkü 6 aylık dönemde yaklaşık 4 kere gerçekleşen alımın 3’ünde birbirinden farklı markalar alınıyor! Bu da hem doktor tavsiyesi oranlarının markalara göre değiştiğini, hem de hanelerin kullanıma bağlı olarak bir sadakat geliştirerek devam etmediklerini gösteriyor.

Artık marketlerde bile erişilebilir hale gelen vitamin, gıda takviyeleri ve dermokozmetik/dermatolojik ürünler için hâlâ ana alışveriş kanalı fiziksel mağazalar. Ortalamada 10 alımın sadece biri online kanallardan gerçekleşse de, yıl içinde özellikle Black Friday gibi kampanya dönemlerine bağlı olarak bu oran ciddi yükselişler gösterebiliyor ve dönemsel olarak payını ikiye katlayabiliyor. Bu veri, Türkiye’de tüketici davranışlarının hem fiziksel hem de online alışveriş kanallarında değişkenlik gösterdiğini ve kampanyaların bu geçişleri etkilediğini ortaya koyuyor.

#TüketiciSağlığı #IpsosAraştırma #AğrıKesici #SağlıkÜrünleri #HızlıTüketim #OnlineAlışveriş #DoktorTavsiyesi #EkonomiHaberleri #TüketiciDavranışları #TürkiyeSağlıkTrendleri

Her 5 haneden 4’ünde kahve makinesi var

Dünyanın önde gelen lider araştırma şirketlerinden Ipsos’un, Türkiye’yi temsil edecek şekilde seçilmiş 14.000 haneden oluşan ve yıllardır haftalık olarak izlediği benzersiz Ipsos Hane Tüketim Paneli (Eylül 2024–Ağustos 2025 dönemi) ve Ipsos Dayanıklı Ev Aletleri Raporu sonuçların açıklandı.

Ipsos Türkiye

Çay ülkesi olmakla özdeşleşmiş ülkemiz Türkiye’de, uzun yıllardır devam eden kahvenin yükselişine artık bir trendden öte, yerleşik bir kültürel dönüşüm olarak bakmak gerekiyor. Bu dönüşüm, sadece sokaklardaki kafe zincirlerinin sayısındaki yükseliş ile değil, hanelerin içinde edindiği güçlü tercih edilir konumlamasını da öne çıkıyor. Evlerdeki kahve makinesi sahipliğindeki artış, bu içeceğe olan tutumun lüks değil bir ihtiyaç olduğunu, değişen tüketim kodlarının bir göstergesi olarak kahvenin gücünü ortaya araştırma verilerindeki rakamlarla ön plana çıkarıyor. Bunu sadece bir içeceğin popülerleşmesi olarak okumak değil, yeni tüketim tarzını, gün boyu eşlik eden yan yiyeceklerin ve yerinden edilen öğün alışkanlıklarının yeniden şekillenmesi olarak değerlendirmek gerekiyor. Eylül ile biten son 12 aylık dönemdeki verilere baktığımızda, Türk hanelerinin kahve ile kurduğu güçlü ilişki, çarpıcı satın alma sıklığı ve rekor kıran kategorilerle özellikle soğuk kahve bu köklü değişimin boyutlarını gözler önüne seriyor.

  • Türkiye’de hanelerin % kaçında kahve makinesi var?
  • Her ev ortalama kaç farklı kahve alıyor?
  • Yılda kaç kez markete kahve için gidiliyor?
  • Soğuk kahve alanların oranı 1 yılda tam kaç puan birden arttı?
  • Soğuk kahve alanlar 1 yılda % kaç oldu?
  • Çay hâlâ lider ama kahve arayı çok hızlı kapatıyor neden?

Ipsos Türkiye

Türkiye’deki hanelerin hemen hemen hepsi en azından bir çeşit kahveyi satın alıyor. Ortalama alınan kahve çeşidi hane başına iki çeşit olarak kaydedildi. Makine sahipliğine bakılınca hanelerin %79’unda (Ipsos Dayanıklı Ev Aletleri Raporu verisi) Türk kahvesi ve veya diğer kahveleri hazırlamak üzere en az bir kahve makinesi bulunduğu ölçümleniyor. Kahvenin satın alma sıklığına bakıldığında ve bütçe ölçümlendiğinde verilen ifadeler ve satın alam göstergelerindeki kayıtlar incelendiğinde haneler yılda ortalama 14 kere kahve satın alıyor.  Toplamda ise yılda ortalama 1215 TL gibi bir bütçeyi hane içi kahve tüketimine ayırmış oluyor.

Ipsos Türkiye

Yükselen trend soğuk kahveler; Türkiye’de özellikle gençler arasında hızla ilerliyor. Lider araştırma şirketi Ipsos verilerine göre, hazır ve paketli soğuk kahveler yıl içinde hanelerin %39’u tarafından satın alındı. Geçen seneye göre 10 puanlık rekor artışla gerçekleşen bu sıçrama, kanıksanmış ürün gruplarında dahi yeniliğin kendi yolunu açabildiğini gösteriyor. Evlerde kapsül ve toz soğuk kahve tercihini artıran bir başka cazibe ise, bazı markaların soğuk tarifleri çeşitlendiren makinelerle rekabet ortamını güçlendirmesi ile tüketiciye neredeyse bu makinalarla evde barista hizmeti sunması denilebilir.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Her beş hanenin dördünde kahve makinesi bulunuyor. Çalışma hayatının yoğunluğu ve artan ya da esnekleşen çalışma saatleri ; bireylerin hızlı olduğu kadar da düşük maliyetli, etkin çözümlere doğru evrilen davranışları görülüyor.

Ipsos Türkiye

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı;  « Çay ülkesi olmakla özdeşleşmiş Türkiye’de uzun yıllardır kahvenin yükselişine tanık oluyoruz. Bunu görmenin en kolay yolu her sokakta rastlanan ufak kafeler ya da büyük kahve zincirlerini dolduran kahve tüketicilerine bakmak ama bu görüntünün arkasında, evlerin içinde de yükselen çok güçlü bir kahve trendi var. Kahve dünyasında öncelikle önemli bir çeşitlilik var: Türk kahvesi, hazır ve filtre kahve çok eskiden beri hanelerde ön plandayken uzun yıllardır bunlara eklenen çekirdek kahve, kapsül kahve ve soğuk kahve, bu dünyadaki çeşitliliği oldukça arttırdı. Eylül ile biten son 12 aylık dönemdeki verilere baktığımızda,

  • Türkiye’deki hanelerin hemen hemen hepsi en azından bir çeşit kahveyi satın alıyor, ortalamada alınan kahve çeşidi hane başına iki çeşit.
  • Ayda birden biraz daha sık bir alımımız var, haneler yılda ortalama 14 kere kahve alıyor ve toplamda 1215 TL gibi bir bütçeyi hane içi kahve tüketimine ayırmış oluyor.
  • Hanelerin %79’unda Türk kahvesi ve/veya diğer kahveleri hazırlamak üzere en az bir kahve makinesi bulunuyor.
  • Soğuk kahveler yıl içinde hanelerin %39’u tarafından hanede tüketilmek üzere satın alınıyor, bu oranda geçen seneye göre 10 puan artış oldu. Bu çok büyük bir sıçrama ve de kanıksanmış ürün gruplarında dahi yeniliğin kendi yol açabildiğini gösteriyor.

Kahve tüketiminin hayatın içinde edindiği daha fazla yer, hane içinde de kahvenin gücünü ön plana çıkarıyor. Bunu sadece bir içeceğin yükselişi olarak okumamak gerek, bu aslında yeni tüketim anları, buna eşlik eden yeni yan yiyecekler ya da belki de bu tüketimin yerinden ettiği başka öğünler demek! Belki yemek sonrası çay, meyve saati bazı evlerde kahve ve çikolataya bırakıyor ya da belki bazı öğle yemekleri kahve ve yanında ufak bir tatlıyla geçiştirilir hale geliyor. Değişen yaşam koşulları ve zorlaşan ekonomik koşullar tüketimi mutlaka yeniden şekillendiriyor ve her yeni şekil kendi yeniliklerini de beraberinde getiriyor. Bunları yakalayabilen, özellikle de erken yakalayabilen kategori ve markalar şüphesiz bu sıçramanın bir parçası olacak. “ dedi.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

#KahveKültürü #IpsosRaporu #TürkiyeKahve #KahveMakinesi #SoğukKahve #TüketimTrendleri #ÇayVeKahve #YeniYaşamTarzı #KahveSeverler #IpsosTürkiye

Sağlık ürünlerinde tercih marka ve doktor ürünleri

Pazar araştırmaları global lider araştırma şirketi Ipsos; ülkemizdeki hanelerin sağlık bilinci ve satın alma davranışlarını ölçümledi. Bir kurumsal sosyal sorumluluk ilkesi ile doğru ve gerçek bilimsel verileri içeren; Tüketici Sağlığı Paneli verilerini kamuoyuyla paylaştı. 2025 itibarıyla 10 bin haneden oluşan devasa örneklem üzerinden düzenli olarak takip edilen pazarın bilimsel göstergeleri, pandemi sonrası ivmelenen sektörün ulaştığı kritik noktaları ortaya koyuyor. Açıklanan verilere göre; altı aylık dönemde Türkiye’deki her 10 haneden yaklaşık 9’u en az bir tüketici sağlığı ürünü satın alarak, pazarın penetrasyon derinliğini rekor seviyeye taşıdı. Toplamda yaklaşık 173 milyon adet sepet ile sonuçlanan bu yoğun ilgi, sektörün hızla büyüdüğünü ve çeşitlendiğini gösteriyor. Ipsos Tüketici Panelleri, bu dinamik büyümenin iki temel eksende gerçekleştiğini vurguluyor: Yüksek Erişilebilirlik ve Profesyonel Rehberlik. Ürünlerin market raflarına ve online platformlara hızla yayılması, pazarı hızlı tüketim ürünleri (FMCG) dinamiklerine yaklaştırırken; marka tercihlerinde tüketicinin hala yüksek oranda doktor tavsiyesi ile hareket etmesi, bilginin ve güvenin satın alma kararındaki kritik rolünü koruduğuna ışık tutuyor.

Ipsos Türkiye

Bu büyük resmin detaylarına incelendiğinde, pazarın en temel ve yaygın kategorilerinden olan ağrı kesici ürünleri dikkat çekmektedir. Kasım 2024 – Nisan 2025 döneminde Türkiye’deki her 10 haneden yaklaşık 8’i en az bir kez ağrı kesici satın aldığı izlenmiştir. Bu durum pazarın ne denli yaygın ve sürekli bir ihtiyaca yanıt verdiğini göstermektedir. Ancak erişilebilirlikteki bu artışa rağmen, tüketicinin marka seçiminde profesyonel rehberliğe olan bağlılığı bu kategoride zirveye ulaşmaktadır. Veriler, ağrı kesici satın alımlarında her 10 alımın 8’inde marka tercihini doktor tavsiyesinin belirlediğini ortaya koymaktadır. Bu sonuç, ağrı kesiciler gibi doğrudan sağlıkla ilişkili ürünlerde, kolaylık faktörünün ötesinde, uzman görüşünün hala en güçlü güven ve karar mekanizması olduğunu kanıtlamaktadır. Bu yüksek oran, ilgili markalar için doktor tavsiyesi ekseninde oluşturulacak stratejilerin hayati önem taşıdığını net bir şekilde işaret etmektedir.

Ipsos Türkiye

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı; 

“Ipsos Tüketici Panelleri olarak, Türkiye’nin tüketici sağlığı trendlerini, 2025 yılı itibarıyla 10 bin haneden oluşan geniş bir örneklem üzerinden düzenli olarak takip ediyoruz. Özellikle pandemi döneminin de getirdiği ivmeyle birlikte, giderek çeşitlenen ve her geçen gün daha fazla hızlı tüketim ürünleri dinamiklerine uygun gelişme gösteren tüketici sağlığı ürünleri, Kasım 2024–Nisan 2025 altı aylık döneminde iki temel unsurla ön plana çıkıyor: İlki, giderek artan çeşitlilik ve marketlerde bile satılır, online kolaylıkla alınabilir hale gelen ürünlerle gelen yüksek erişilebilirlik. İkincisi ise buna karşın hala yüksek oranda doktor tavsiyesi ekseninde şekillenen marka tercihleri Veriler, altı aylık süre zarfında her 10 haneden 9’unun en az bir tüketici sağlığı ürünü satın aldığını gösteriyor. Bu dönemde her 10 haneden 8’i en az bir ağrı kesici ürün; 7’si vitamin veya gıda takviyesi; 6’sı ise dermokozmetik/dermatolojik ürün aldı.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Yüksek alım oranları, birkaç farklı ürünü birlikte kullanan hane oranının da oldukça yüksek olduğunu gösteriyor. Ağrı kesici alımının ortalama sıklığı, hane başına 5–6 haftada bir gerçekleşiyor. Ancak Türkiye’de 3 milyon hane için bu sıklık, 2 haftada 1 ya da daha yoğun! Ağrı kesicilerde, doktor tavsiyesine bağlı olarak marka seçimi yapmak şaşırtıcı olmasa da, oran %80 ile çok yüksek bir seviyede bulunuyor. Doktor tavsiyesinin yoğunluğu ile birlikte, hanelerin marka sadakati tartışmalı bir başlık; çünkü 6 aylık dönemde yaklaşık 4 kere gerçekleşen alımın 3’ünde birbirinden farklı markalar alınıyor! Bu da hem doktor tavsiyesi oranlarının markalara göre değiştiğini, hem de hanelerin kullanıma bağlı olarak bir sadakat geliştirerek devam etmediklerini gösteriyor. Artık marketlerde bile erişilebilir hale gelen vitamin, gıda takviyeleri ve dermokozmetik/dermatolojik ürünler için hâlâ ana alışveriş kanalı fiziksel mağazalar. Ortalamada 10 alımın sadece biri online kanallardan gerçekleşse de, yıl içinde özellikle Black Friday gibi kampanya dönemlerine bağlı olarak bu oran ciddi yükselişler gösterebiliyor ve dönemsel olarak payını ikiye katlayabiliyor. Bu veri, Türkiye’de tüketici davranışlarının hem fiziksel hem de online alışveriş kanallarında değişkenlik gösterdiğini ve kampanyaların bu geçişleri etkilediğini ortaya koyuyor.” dedi…

Başka bir şehirde okuyan öğrencilerin %76’sı yurtta kalmayı tercih ediyor

Türkiye’de üniversite öğrencilerinin karşılaştığı barınma ve finansal zorluklar, son yıllarda giderek daha belirgin hale gelmiştir. Dünyanın ve ülkemizin önde gelen Araştırma şirketi Ipsos’un Gündeme Dair raporundan derlenen verilere gör ;öğrencilerin yarısından fazlası üniversite eğitimleri için yaşadıkları şehirden başka bir şehre gitmek durumunda kalıyor. Bu durum, özellikle barınma ihtiyacını ön plana çıkarırken, ekonomik koşullar öğrencilerin tercihlerini ve yaşam koşullarını doğrudan etkiliyor. Araştırmamız, öğrencilerin büyük bir kısmının devlet yurtlarını tercih ettiğini, ancak hem özel hem de devlet yurtlarının maliyetlerinin öğrenciler ve aileleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu ortaya koyuyor. Üniversite eğitimi için gerekli bütçe, gençlerin ve ailelerin mali imkanlarını zorlamaya devam ederken, finansal kaygılar öğrencileri ek iş arayışına ve geleceğe dair belirsizliklerle başa çıkma çabasına yöneltiyor.

Ülkemizde üniversite öğrencilerinin yarısından fazlası gidecekleri üniversitenin yaşadıkları şehirden başka bir şehirde olduğunu belirtiyor. Bu durum, öğrencilerin barınma, ulaşım ve ekonomik zorluklar gibi ek ihtiyaçlarla karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Özellikle başka bir şehirde okuyan öğrencilerin %76’sı yurtta kalmayı tercih ederken, ekonomik koşullar nedeniyle devlet yurtları öncelikli seçenek haline geliyor.

Ipsos Türkiye

 

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı; 

Gündeme Dair araştırmamıza göre, ülkemizdeki üniversite öğrencilerinin yarısından fazlası gideceği üniversitenin yaşadıkları şehirden başka bir şehirde olduğunu belirtiyor.

Başka şehirde yaşamak söz konusu olduğunda öğrenciler için başlıca konulardan biri de barınma ihtiyacı.

Araştırmamızın sonuçlarında gördük ki gidecekleri üniversite yaşadıkları şehirde olsa bile her iki öğrenciden biri yurtta kalmayı tercih ediyor. Yaşadıkları şehirden başka bir şehirde okuyacak olan öğrencilere sorduğumuzda ise bu oran yüzde 76’ya çıkıyor.

Yurtta kalacağını belirtenlerin neredeyse tamamının tercihi devlet yurtları. Elbette ki bunun en temel sebebi ekonomik koşullar. Her on öğrenciden dokuzu özel yurtların pahalı olduğunu düşünüyor. Hatta devlet yurtları için de her iki öğrenciden biri “pahalı” yorumunu yapıyor. Öğrencilerin barınma konusunda giderek daha sınırlı seçeneklere sahip olduğunu ve zorlandıklarını görüyoruz.

Üniversite eğitimi için gerekli bütçe, önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da öğrencilerin ve ailelerin bütçesini zorluyor. Her on öğrenciden dokuzu kendisinin ya da ailesinin bütçesinin çok ya da az zorladığını belirtiyor. Yaşadığı şehirde ya da başka bir şehirde üniversiteye gidilecek olması ise bu durumu çok farklılaştırmıyor.  Finansal kaygılar, enerjilerini öğrenimlerine yönlendirmesi gereken gençleri geçim derdi, ek iş arayışı veya geleceğe dair belirsizliklere karşı karşıya bırakıyor.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Dünya eğitim kalitesini sorguluyor!

Ipsos tarafından küresel de gerçekleştirilen Global Advisor Eğitim Monitörü ve ülkemizde Gündeme Dair araştırma verilerinden derlenen raporda; ülkelerdeki eğitim kalitesine dair memnuniyet oranlarının düşük olduğunu ortaya koyuyor. Singapur, 2025 yılında da eğitim kalitesinden en yüksek memnuniyet oranına sahip ülke olarak öne çıkarken, Türkiye’de eğitim kalitesinden memnun olanların oranı %15’e yükseldi. 2024’te bu oran %13 seviyesindeydi. Ancak, %63’lük memnuniyetsizlik oranıyla Türkiye, 30 ülke arasında eğitim kalitesine en olumsuz bakış açısına sahip ülke konumunda bulunuyor. Bu veriler, Türkiye’nin eğitim sisteminde reform ihtiyacını ve ekonomik kalkınmadaki önemli rolünü bir kez daha gündeme getiriyor.

Ipsos Türkiye

Ülkelerin geleceğini şekillendiren eğitim politikaları her geçen gün önemi artarken, toplumun nabzında derin bir yankı uyandırıyor. Ülkemizde her 10 kişiden 7’sinin eğitim politikalarından memnun olmadığını ortaya koyuyor. Bu oran, geçen seneye göre %5’lik bir artış göstererek, toplumun eğitim sistemine yönelik beklentilerinin giderek güçlendiği görülüyor.

Ipsos Türkiye

Türkiye’deki eğitim müfredatı, temel akademik bilgiler sağlama açısından belirli bir yeterliliğe sahip olsa da; verilere bakıldığında modern dünyanın gerektirdiği becerileri kazandırma konusunda eksiklikleri olduğu bireyler tarafından ifade edilmektedir. Ülkemizde her 10 kişiden 8’i eğitim müfredatının yeterli olmadığını belirtiyor. Çocukların ve gençlerin küresel rekabete hazırlanması, yaratıcı ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmesi için müfredatın daha esnek, uygulamalı ve teknoloji odaklı hale getirilmesi gerekiyor. Ayrıca, müfredatın başarısı, öğretmen kalitesi, okul altyapısı ve sosyoekonomik faktörler gibi unsurlara da bağlı olduğu söylenilebilir.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Üniversite eğitiminin gençlerin hayatta başarılı olması için gerekli olduğunu düşünenlerin de oranı %43. 2024 yılında da bu oran %40’tı. AB sosyo-ekonomik statü (SES) grubundaki bireylerin bu konudaki düşünceleri, diğer SES gruplarına göre daha olumlu. DE SES grubunda ise bu konuda net bir görüşe sahip olmayan bireylerin oranı oldukça dikkat çekici.

Ipsos Türkiye

Okullarda akıllı telefonların kullanılması yasaklanmalı mı? Ülkeler ortalamasında bireylerin yarısı okullarda akıllı telefon kullanılmaması gerektiğini düşünüyor. Ülkemizde de benzer bir durum görülüyor. Her 2 kişiden biri akıllı telefonların okullarda yasaklanması gerektiği görüşünü destekliyor. Eğitim ortamlarında akıllı telefon kullanımına ilişkin tartışmalar, hem Türkiye’de hem de küresel ölçekte, teknolojinin eğitim üzerindeki etkilerine dair derin bir sorgulamayı yansıtmaktadır. Uluslararası verilere göre, bireylerin %50’si okullarda akıllı telefonların yasaklanması gerektiğini savunuyor; bu oran, teknolojinin dikkat dağıtıcı potansiyeline ve öğrencilerin öğrenme süreçlerindeki odaklanma ihtiyacına duyulan inancı ortaya koyuyor. Türkiye’de de benzer bir tablo söz konusu: Her iki kişiden biri, yani toplumun yarısı, akıllı telefonların okul ortamlarında yasaklanması gerektiği görüşünü destekliyor.

Ipsos Türkiye

Ülkeler ortalamasında okullarda  yapay zekanın kullanılmaması gerektiğini düşünenlerin oranı %37.  Türkiye de ise bu konuda daha olumlu bir görüş hakim, okullarda kullanılması görüşünü destekleyenlerin oranı ise %47.

Ipsos Türkiye

Ülkelerin bir çoğunda teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağı konusundaki görüşlerin yıllar içinde gerilediği görülüyor.

Türkiye’de teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağına inananların oranı 2023’te %42 iken, 2024’te %33’e geriledi ve 2025’te de aynı seviyede kaldı.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı; 

Ipsos’un dünya genelinde 30 ülkede yapılan Eğitim Monitörü araştırması sonuçlarına göre vatandaşlar ülkelerindeki eğitim kalitesinden büyük oranda memnun değil. Türkiye’de eğitimden memnun olmayanların oranı %63 ve ülkeler arasındaki en olumsuz bakış açısına sahip ülkeyiz. Eğitim kalitesinden en memnun ülkelere baktığımızda ise ilk üç sırada Singapur, İrlanda ve Hindistan geliyor.

Memnuniyet konusunda Gündeme Dair araştırmamız ile daha detaylı sorular sorarak eğitim politikaları ve eğitimin kalitesi gibi konularda da düşünceleri inceledik.  Ülkemizde her on kişiden yedisi eğitim politikalarından memnun olmadığını belirtiyor. Memnun olmayanların oranı geçen seneye göre %5 daha yüksek. Her on kişiden sekizi ise eğitim müfredatının yeterli olmadığını belirtiyor.

Konuşma ve tartışma becerilerini geliştirmek, çağın gerektirdiği bilgi ve becerileri kazanmak, araştırma yapmayı ve iş birliğini öğrenmek, fırsat eşitliği sağlamak, çağdaş ve etkin bir eğitim almak, yeterli fiziksel altyapıya sahip olmak gibi detaylı sorular sorduğumuzda,  bireylerin olumsuz düşündüğünü görüyoruz. Her on kişiden altısı, mevcut eğitim sisteminin bu beklentileri karşılamadığını düşünüyor.

Türkiye’de her iki kişiden biri, eğitimin bugün geçmişe kıyasla daha kötü olduğunu düşünüyor. Her yaş grubunda bu düşüncenin baskın olduğu görülüyor. Ancak daha eski yıllarla kıyaslama imkanı olan 46 yaş ve üzerindeki bireyler çok daha memnuniyetsiz. 18-25 yaş arasında her on kişiden dördü kendi dönemindeki eğitim kalitesinin daha iyi olduğunu düşünürken 46 yaş ve üzerinde her on kişiden altısı, 55 yaş ve üzerinde ise her on kişiden yedisi bu düşüncede.

İş hayatına geçmeden önceki son durak olan üniversite konusunda farklı görüşler var. Üniversite eğitiminin gençlerin hayatta başarılı olması için gerekli olduğunu düşünenlerin de oranı %43.  AB sosyo-ekonomik statü (SES) grubundaki bireylerin bu konudaki düşünceleri, diğer SES gruplarına göre daha olumlu. Bu SES grubunda her iki kişiden biri üniversite eğitiminin hayatta başarılı olmak için gerekli olduğu düşüncesinde. C1,C2 ve DE SES grubuplarındaki bireylerde ise olumlu bakış açısı azalıyor.

Özellikle DE grubunda net bir görüşe sahip olmayanların oranı dikkat çekici (%28). Özetle, hayatta başarılı olabilmek için orta alt gelir grubundaki insanların daha iyi bir eğitim almaya dair inançları ve beklentileri zayıflıyor.

Ipsos Eğitim Monitörü’nde bu yıl ilgi çeken farklı konularda da sorular soruldu. Ülkelerin çoğunda, bireylerin yarısından fazlası gençlerin okulda akıllı telefon kullanmaması gerektiğini düşünüyor (%55). Ülkemizde de benzer bir durum söz konusu. Her 2 kişiden biri akıllı telefonların okullarda yasaklanması gerektiği görüşünü destekliyor. Ülkeler ortalamasında okullarda yapay zekanın kullanılması gerektiğini düşünenlerin oranı ise %38.  Türkiye’de ise bu konuda daha olumlu bir görüş hakim, her iki kişiden biri okullarda yapay zekanın kullanılmasını destekliyor. Araştırmanın enteresan sonuçlarından biri de teknolojinin eğitim üzerindeki etkisi. Ülkelerin çoğunda teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağı konusundaki görüşlerin yıllar içinde gerilediği görülüyor. Türkiye’de de 2023 yılında teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağını düşünenlerin oranı %42 iken 2024 yılında %33’e gerilemiş ve bu yıl benzer seviyede kalmış durumda.

Hem Türkiye’de dem de dünyada eğitimin geliştirilmesine dair güçlü bir toplumsal talep olduğunu görüyoruz. Teknoloji ve yapay zekânın sunduğu fırsatlar doğru değerlendirildiğinde, daha kapsayıcı ve çağın ihtiyaçlarına yanıt veren eğitim sistemlerine sahip olmak hayal değil.

Ramazan değişen tutumlarımız

Ramazan değişen tutumlarımız

  • Oruç tutma alışkanlığımız değişiyor mu?
  • Geçen sene Ramazan ayında oruç tutanlar bu yıl da tutu mu?
  • Sadece Kadir gecesi tutmayı planlayanlar var mı?
  • 2023 senesi ile karşılaştırıldığında Ramazan ayına özel bir alışveriş yapanların oranı ile bu yıl bu konuda ne fark var mı?
  • Bu sene Ramazan ayına özel alışveriş yapmayı planlayanların oranı nedir?
  • Ramazan da öne çıkan her hangi bir duygu var mı? Varsa nedeni?
  • Varsa bu duyguda olanların oranı nedir?
  • Ramazan ayında giderlerin artacağı yönündeki görüşler var mı? Bireyler bu konuda ne ifade ediyor?
  • Bu ay değişen tutum davranışlar sadece yeme içme alanında mı görülüyor?
  • Yardımlaşma, dayanışma konularında görüşler nasıl?

Geçen seneye göre farklılıklar var mı?

IPSOS tarafından gerçekleştirilen; “GÜNDEME DAİR” araştırması verilerinden derlenerek hazırlanan içerik bu dosyada bulunmaktadır.

RAMAZAN AYINA ÖZEL ALIŞKANLIKLARIMIZ DEĞİŞİYOR MU? Oruç tutma alışkanlığımız değişmiyor. Geçen sene de olduğu gibi her 10 kişiden 8’i oruç tutuyor. Bu sene sadece Kadir Gecesi’nde oruç tutacağını söyleyenlerin oranı da %2.

Ipsos Türkiye

GEÇENYIL VE BU YIL RAMAZAN AYI VERİLERİ KARŞILAŞTIRILDIĞINDA… 2023 senesi ile karşılaştırıldığında Ramazan ayına özel bir alışveriş yapmayacağını söyleyenlerin oranının daha az olduğu görülüyor. Geçen sene Ramazan’ın ilk haftalarında alışveriş yapmış olanların oranı %37 iken bu sene yine aynı dönemde alışveriş yapmış olanların oranı 9 puan daha düşük. Bu sene Ramazan ayına özel alışveriş yapmayı planlayanların oranı daha yüksek.

Ipsos Türkiye

ESKİYE ÖZLEM… Eski ramazanları özleyenlerin oranındaki düşüş dikkat çekici olsa da yine de her 10 kişiden 8’i eski ramazanları özlüyor.

Ipsos Türkiye

 GİDERLER RAMZAN AYINDA ARTTI MI? Ramazan ayında giderlerin artacağı yönündeki görüşler azalıyor ancak tüm ifadelere baktığımızda genel olarak ne katılıyorum ne de katılmıyorum diyen bireylerin oranının artacağı görülüyor. Bu durum zaten halihazırda yaşanan hayat pahalılığından dolayı Ramazan ayının ekonomiye daha da olumsuz bir etkisi olmayacağı şeklinde yorumlanabilir.

Ipsos Türkiye

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ESKİ RAMAZANLARDAN NELER NELER ÖZLENDİ?…  Eski Ramazanlardaki aile birlikteliği, arkadaşlık ve komşuluk en çok özlenen konular oldu… Başka neler özlendi derseniz?

 Ipsos Türkiye

 PEKİ YARDIMLAŞMA, DAYANIŞMA KONULARINDA GEÇEN SENEYE GEÖRE FARKLILIKLAR VAR MI? Manevi duygular üzerinde çok büyük etkisi olan bu dönemde; özellikle yardımlaşmaya ve dayanışmaya yönelik pozitif tutumlar çok daha ön planda. Her 4 kişiden 1’i bir kurum ya da kişiye yardımda bulunmuş, %43’ü de yardımda bulunmayı düşünüyor. Geçen seneye göre bu sene tanımadıkları kişilere yardım etme niyeti daha yüksek ve nakdi yardımların yanı sıra gıda ve giyecek yardımı da eklenmiş.

Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Dünya’da 2 milyarı aşkın Müslüman’ın heyecanla beklediği bir dönem Ramazan. Birlik ve beraberliğin ön planda olduğu, umutların tazelendiği, yardımlaşmanın ve dayanışmanın pekiştiği bir ay. Dünya’da genel olarak oruç tutma alışkanlıklarının azaldığına ilişkin tartışmalar olsa da bizim araştırma sonuçlarımıza göre  ülkemizde geçtiğimiz senelere kıyasla oruç tutan bireylerin oranında bir azalma görmüyoruz.  Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu sene de her 10 kişiden 8’inin oruç tuttuğunu ya da tutmayı planladığını belirtiyor.

Ekonomik zorlukların Ramazan hazırlıklarına yansımış olduğunu söylemek yanlış olmaz. Geçen sene Ramazan’ın ilk haftalarında bu aya özel alışveriş yapmış olanların oranı %37 iken bu sene yine aynı dönemde alışveriş yapmış olanların oranı %28.

Geçmiş Ramazanlara özlem her yıl olduğu gibi bu yıl da araştırmamızın sonuçlarında kendini gösteriyor. Pandemi gölgesindeki Ramazanlarda uzunca bir süre sofralar kurulamadı, son iki yıldır da ekonomik zorluklardan dolayı bireyler sofralarda bir araya gelemiyor. Toplumumuzdaki her on kişiden sekizi geçmiş Ramazanlara özlem duyduğunu belirtiyor.  Aile birlikteliği, arkadaşlık ve komşuluk en çok özlenen konular.

Manevi duygular üzerinde çok büyük etkisi olan bu dönemde; özellikle yardımlaşmaya ve dayanışmaya yönelik pozitif tutumlar çok daha ön planda. Araştırmamızda her dört kişiden biri, bir kurum ya da kişiye yardımda bulunduğunu belirtiyor, her on kişiden dördü de yardımda bulunmayı düşünüyor. . Geçen seneyle kıyasladığımızda bu sene, bireylerin tanımadıkları kişilere yardım etme niyeti daha yüksek ve nakdi yardımların yanı sıra gıda ve giyecek yardımı da yapmayı düşünüyorlar.  Özetle tutumlu çekirdek aile sofralarının kurulduğu ama dayanışmanın güçlü olduğu bir Ramazan ayı geçiriyoruz gibi görünüyor.”

Türkiye’de Podcast dinleniyor mu?

Türkiye’de Podcast dinleniyor mu?

Hiç olmadığı kadar hızlı bir yaşamın içindeyiz, her mecrada varolmaya, her yere yetişmeye çalışıyoruz. Ancak bir gün hala 24 saat. Dolayısıyla “Zamana Değer Katmak” artık hayatın vazgeçilmezi. Araba kullanmak, çalışmak, ev işi gibi gün içinde yapılan çeşitli aktivitelere eşlik edebilen podcast formatının dünyada bu kadar büyümesinin en önemli sebebi bu. Podcast mecrası tanıdığı özgürlük alanı, içeriklere hızlı, kolay erişim ve en popüler konulardan en nişe varan içerik yelpazesi sayesinde başta ABD olmak üzere dünyanın her yerinde yükselişte. Dijital platformların da yatırımlarıyla mecra daha da büyüyor, popülerliği artıyor. Sesli teknolojilerin bu yükselişinin Türkiye geneline nasıl yansıdığını Ipsos araştırma şirketi ve bir podcast yapım şirketi olan Podbee Media birlikte araştırdı.

Ipsos tarafından 14 yaş üzeri Türkiye temsili yaklaşık 16 bin kişiyle Podbee Media ile birlikte hazırlanan sorular aracılığıyla gerçekleştirilen Podcast araştırması, Türkiye’deki podcast dinleme alışkanlıklarına dair detaylı bir çerçeve çiziyor. Bu araştırma tüm Türkiye’yi temsil eden ilk podcast araştırma sonuçları.

Türkiye’de Podcast bilinirliği %11

Yapılan araştırma sonucunda bilinirlik diğer dijital mecralara göre düşük. Ancak ülkemizde podcast pazarına yatırımların yeni yeni başladığını da göz ardı etmemek lazım. Bununla birlikte bilinirlik hedef kitle 45 yaş altında %16 İstanbul’da ise %19.

İçerik sayısının artması, markaların dahil olmasıyla bilinirliğin daha da yükseleceğini öngörebiliriz.

Türkiye’de yaklaşık 650 bin aktif podcast dinleyicisi var:

Araştırmaya göre Türkiye’de “Podcast nedir biliyorum ve sıklıkla dinliyorum” diyen yaklaşık 650 bin kişi bulunuyor, podcast nedir bilip ara sıra dinleyenlerin sayısı ise 2 milyona yakın. Öte yandan podcast’in ne demek olduğunu bilen ama dinleyemeyen 4,5 milyon kişi bulunuyor. Bu da Türkiye’de 5 milyona yakın kişinin podcast dinleme potansiyeli olduğunu gösteriyor. Bu kişiler yaratılacak farklı formatlardaki içeriklerle mecraya kazandırılabilir.

Aktif Podcast Dinleyicisi Kimler?

Aktif podcast dinleyicilerinin; %31’i yüksek SES grubundan, %53’ü 25 yaş altı ve %43’ü Marmara Bölgesi’nde yaşıyor. Podcast dinleyecilerinin gelir seviyesi yüksek ve genç bir kitle olduğunu söyleyebiliriz.

Podcast Dinlememe Nedenlerinin Başında Vakitsizlik Belirtiliyor

Ipsos ve Podbee Media’nı     n gerçekleştirdiği Podcast Araştırması’nda podcastin ne olduğunu bilen ama dinlemeyenlere dinlememe nedenleri de soruldu. Bu nedenlerin başında %35 ile podcast dinlemeye vakit bulunamaması belirtildi. Bu konu 35-45 yaş grubunda (%47) ve kadınlarda (%38) daha belirgin görüldü.

%19’luk bir kesimin ilgi alanında podcast bulunmuyor. %17’si ücret ödemek istemiyor. %12’lik bir kesim “podcastten alacağım bilgiyi başka yerde bulabiliyorum” diyor. Aslında buradan çıkan sonuçlar podcast pazarının daha yolun başında olduğunun bir göstergesi. Mesela ücret ödemek istemeyen %17’lik kesim podcastlerin ücretsiz olduğunu bilmiyor. Ilgi alanına uygun podcast olmadığını söyleyen %19’luk kitle için ise farklı formatlardaki yayınlar mecraya girişin önünü açabilir.

Podcast Dinleme Nedenlerinin Başında Öğrenmek ve Eğlenmek Geliyor

Podcast dinleyicilerinin dinleme nedenlerinin başında % 43 ile bir şeyler öğrenmek, bir konuya daha vakıf olmak, %41 ile eğlenmek, gülmek, iyi vakit geçirmek, ve üçüncü en büyük neden olarak da kafa      boşaltmak     , dertlerden uzaklaşmak belirtiliyor.

Dinleyicilerin %26’sı podcast dinlerken başka bir şey yapmadığını belirtirken, geri kalan kesim için ise çeşitli aktivitelere podcast eşlik ediyor.

Hiçbir şey yapmam, sadece dinlerim diyenlerin oranı  yüksek ve bu oldukça ilginç. Çünkü dünyada genellikle podcast bir aktiveye eşlik etmesiyle biliniyor. Türkiye’de podcast pazarının büyümesinde gelişecek podcast kültürünün de önemli bir yeri olacak.

Türkiye’de Podcast dinleyicilerinin %14’ü her gün podcast dinliyor

Ipsos ve Podbee Media’nı     n gerçekleştirdiği Podcast Araştırması’na göre; Podcast dinleyicilerinin; %14’ü her gün, “her 3 dinleyiciden biri haftada 1-2 gün”, %37’si haftada yarım saatten az, %35’i ise 0,5-1 saat podcast dinliyor.

Türkiye’de podcast en çok Spotify’dan dinleniyor

Türkiye’de podcast dinleyicilerinin hemen hemen yarısı podcastleri Spotify üzerinden dinliyor.

Düzenli olarak takip edilen podcast sayısına bakıldığında ise her 3 kişiden biri düzenli bir podcast takip etmediğini belirtiyor.

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik şu değerlendirmeleri iletti:“Araştırmamız gösteriyor ki her ne kadar Türkiye geneline henüz çok yansımamış olsa da bir medya içerik aracı olarak podcast’in bir potansiyeli var. Şimdiden 5 milyona yakın kişi bu mecradan haberdar olmuş durumda. Öte yandan haberdar olanların içinde de dinleyiciler nezdinde her üç kişiden birinin düzenli içerik takip etmemesi, sadece %14’ün her gün dinliyor olması, podcast mecrasında zengin içeriğe olan ihtiyacı da gözler önüne seriyor. Podcast dinleyen dört kişiden üçü, bunu aynı anda başka bir iş ile de uğraşırken yapıyor. Buna olanak sağlayabilen bir mecra olmasının zamana karşı yarıştığımız bu çağda bir avantaj olduğunu düşünüyorum. İçerik üreticisi ve reklamverenlerin de katkılarıyla podcast mecrasının giderek daha önemli bir içerik alanı olması muhtemel.” 

Podbee Media’nın Kurucu Ortağı Candost Bayraktar şu değerlendirmeleri iletti: “Ipsos’la birlikte gerçekleştirdiğimiz araştırma tüm Türkiye’yi kapsamasıyla bir ilk niteliğinde ve oldukça önemli sonuçları beraberinde getiriyor. 3 sonucun altını çizmek istiyorum. Bunların ilki bilinirlik. Podbee Media olarak yarattığımız içeriklerin daha çok dinleyiciye ulaşmasını sağlamak ve daha çok dinleyiciyi mecraya çekebilmek 2021 senesi için önemli hedeflerimizdendi. Sonuçlar bir taraftan hedefimizin doğruluğunu perçinliyor, bununla birlikte İstanbul’da 45 yaş altında bilinirliğin %25’e yaklaşması ise ülkemizdeki yüksek potansiyeli gösteriyor.

Altını çizmek istediğim diğer iki sonuç: podcast dinlemeyenlerin %35’inin zaman bulamadığı için podcast dinlemediğini söylemesi, bununla beraber podcast dinleyenlerin %26’sının podcast dinlerken hiçbir şey yapmaması. Dünya genelinde başka aktivitelere eşlik etmesi ile bilinen podcast formatı için ilginç olan bu iki datanın altında podcast yapımcıları, yayıncılar ve markalar için önemli bir mesaj olduğunu düşünüyorum: Sadece yeni içerikler üretmek yetmiyor aynı zamanda bir podcast kültürü oluşturmamız gerekiyor. 2021 senesinde yapılacak çalışmalarla bir sonraki araştırmamızda belirttiğim rakamlarda önemli iyileşmeler göreceğimizi düşünüyorum.