Yazılar

Bu hastalık anne olmayı zorlaştırıyor!

Bu hastalık anne olmayı zorlaştırıyor!

Anne olmayı planlayan, ancak sorun yaşayan kadınların karşılaştıkları engellerden biri, ‘Polikistik Over Sendromu’ oluyor. Üreme çağındaki kadınlarda yaygın olarak görülen Polikistik Over Sendromu (PKOS) kronik yumurtlama bozukluğuyla karakterize olan ve erkeklik hormonu seviyelerinin ve/veya etkilerinin arttığı metabolik bir bozukluk olarak tanımlanıyor. Ülkemizde görülme sıklığı yüzde 12-20 arasında değişen bu sendrom genellikle adet görememe veya adet düzensizlikleriyle sinyal veriyor. Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan, yumurtlama döngüsünün bozulması nedeniyle hamile kalmada sorun yaşayan hastaların yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi, ilaç ve ihtiyaç durumunda yardımcı üreme tekniklerinin devreye girmesiyle çocuk sahibi olabildiklerine dikkat çekerek, “Polikistik Over Sendromu olan hastaların disiplinli bir şekilde hayat tarzlarını değiştirmeleri, gerekli olan ilaçlarını düzgün kullanmaları ve farklı branşlardan doktorlarıyla sürekli iletişim halinde olmaları, onları anne olma konusunda bu sendroma sahip olmayan diğer kadınlarla eşit konuma taşıyacaktır” diyor.

Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan

Prof. Dr. Murat ArslanYumurtlama döngüsünü bozuyor

Polikistik Over Sendromu sorunu yaşayan kadınların önemli bir kısmında aylık yumurtlama döngüsü bozuluyor. Öyle ki normalde kadınlar yılda toplamda 12-13 kez yumurtlama yaşarken, PKOS’lu kadınlarda aynı süre içerisinde daha az sayıda yumurtlama gerçekleşiyor. Prof. Dr. Murat Arslan, bu nedenle polikistik over sendromu olan kadınların hamile kalabilme ihtimallerinin azaldığına dikkat çekerek, “Hamile kalabilseler bile erken düşük yapma riskleri normal kadınlara göre neredeyse 2 kat artıyor. Bu nedenle çocuk sahibi olabilme şansları azalıyor. Ancak Polikistik Over Sendromu sorunu yaşamak kesin olarak anne olunamayacağı anlamına gelmiyor. Hastalar doğal yoldan kendiliğinden hamile kalabilecekleri gibi, geri kalan hastaların tamamına yakını da doğru takip ve tedaviyle çocuk sahibi olabiliyorlar” diyor.

Yaşam tarzı değişikliği çok önemli

Polikistik Over Sendromu’nda tedavinin ana amacı; metabolik değişikliklerin yaratmış olduğu dengesizlikler nedeniyle bozulan metabolizmanın mümkün olduğunca düzeltilmesi. Yaşam tarzında yapılacak olan değişiklikler bu sendromun tedavisinde büyük önem taşıyor, zira hastalar ilaç tedavisine bile gerek kalmadan yumurtlama döngüsüne girebiliyor. Prof. Dr. Murat Arslan, “Polikistik Over Sendromu sorunu olan kadınların önemli bir bölümünün ortak özelliği, kilolu olmalarıdır. Ancak zayıf olmalarına rağmen bu sendromu yaşayan kadınlar da var. Temel problem ise bu hastalarda glikoz intoleransı olduğu için vücuttaki insülin düzeyinin yükselmesi. Glikoz hücre içine yeterince alınamayınca insülin yükseliyor ve buna bağlı olarak yumurtalık bölgesindeki androjen seviyesi de yükselince yumurtlama döngüsü bozuluyor. Bu hastaların büyük çoğunluğunda, vücut ağırlıklarının yüzde 5’i kadar kilo verdiklerinde bile yumurtlama döngüsü düzelebiliyor. Bu noktada sağlıklı beslenmenin yanı sıra düzenli egzersiz yapmak da büyük önem taşıyor” diyor.

İlk basamak ilaç tedavisi oluyor

Doğal yollardan hamile kalmakta güçlük çeken Polikistik Over Sendromlu hastalarda tüp bebek tedavisi çoğunlukla ilk seçenek olmuyor. Öncesinde yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi ve ilaç tedavisi gibi daha basit yöntemlerle yumurtlamanın gerçekleştirilmesi için çalışılıyor. Örneğin insülin direnci olan hastalarda, insüline karşı duyarlılığı arttıran ilaçlar tek başına bile yumurtlamanın tekrar geri gelebilmesini sağlayabiliyor. Prof. Dr. Murat Arslan, bu yönteme yanıt vermeyen hastalarda, yumurtlamayı sağlayan ve ağızdan alınan ilaçlara başvurulduğunu belirterek, “Adet döngüsünün belli günlerinde kullanılan bu ilaçlarla hastaların önemli bir kısmında yumurtlama sorunu giderilebiliyor” diyor. İlaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda ise cilt altına yapılan iğnelerle yumurta gelişimlerinin sağlanabildiğine işaret eden Prof. Dr. Murat Arslan, “Bu ilaçlar kullanılırken mutlaka follikül dediğimiz yumurta kistlerinin büyümeleri belli aralıklarla takip ediliyor ve aşırı sayıda yumurta gelişiminden  kaçınılıyor. Çok düşük dozlarla başlayıp yavaş yavaş doz arttırılarak ilerlenen bu hastalarda yumurtlamanın sağlanması bazen haftaları geçebiliyor”

Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan

Tüp bebek yöntemiyle hamilelik mümkün

Yumurtlamanın sağlanabilmesi için çok uzun bir süreye ihtiyaç duyan veya tam aksine ilaçlara aşırı yumurta gelişimiyle cevap veren ya da yumurtlama sağlanmasına rağmen hamile kalamayan hastalarda aşılama veya tüp bebek tedavisine geçilebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan, günümüzde tüp bebek yönteminden oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirterek, “Yumurtaları topladıktan sonra spermle dölleyerek, embriyoların oluşumunu sağlıyoruz. Bu embriyoları hemen transfer etmeyip, dondurarak saklıyoruz. Hastanın adet görmesine kadar geçecek süre zarfında yumurtalıkların küçülmesi sonrasında rahim içini uygun şekilde hazırlıyor ve dondurduğumuz embriyoları çözerek transfer ediyoruz. Bu şekilde  tüp bebek tedavisi biraz daha uzun sürmekle birlikte hasta sağlığı ve güvenliği açısından elzemdir” diyor. Embriyoların dondurulup çözülmesinin çiftlerin başarı şansını azaltmadığına da işaret eden Prof. Dr. Murat Arslan, “Tam aksine rahim içinin daha natürel bir şekilde hazırlandıktan sonra transfer yapılması sayesinde, donmuş embriyo transferi dediğimiz bu yöntemle embriyoların tutunma şansları da daha yüksek oluyor”  diyor.

Aşırı yumurta gelişimine dikkat!

Tüp bebek yönteminde, bazı hastalarda, uygulanan tedaviye istenenden daha fazla cevap alınabiliyor.  “Dolayısıyla bu tedavide dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, yumurtalıkların aşırı uyarılmalarına bağlı gelişebilecek olan tablonun engellenmesidir” uyarısında bulunan Prof. Dr. Murat Arslan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Aksi halde sayı olarak fazla yumurta gelişimi olan kadınlarda üçüz, dördüz, hatta beşiz gibi çoğul hamilelik oluşabiliyor. Bu şekildeki hamilelikler ise genellikle düşükle sonuçlanıyor. Tüp tedavisiyle anne adayının hamile kalabilmesi sağlanmış olsa bile eve çocukla birlikte dönebilmesi konusunda başarısızlık yaşanıyor”

Hamilelik için 35 yaş uyarısı!

Hamilelik için 35 yaş uyarısı!

Hamile kalmak her zaman düşündüğümüz kadar kolay olmayabiliyor. Zira, pek çok faktör üreme sağlığını olumsuz etkileyerek ‘infertilite’ sorununa yol açabiliyor. Yaşa bağlı olarak değişmekle birlikte, her 100 kadından 15-20’si, günümüzde infertilite tanısı alıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Ganime Aygün, günümüzde kadınlarda en sık görülen infertilite nedenlerinin başında ileri anne yaşı olduğunu ve devamında sırayı stres ile kötü alışkanlıkların aldığını söylüyor. Yine stresli yaşamın bir uzantısı olarak sigara ile alkol gibi zararlı maddelere karşı da yatkınlık olduğu görülüyor. Bu faktörler hem yumurta hem sperm kalitesi üzerinde etkili oluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Ganime Aygün, kadınlarda üreme sağlığını olumsuz yönde etkileyen 10 nedeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Dr. Elif Ganime Aygün

İleri yaş

İleri yaş hamilelik oluşumunu önleyen en önemli kriterler arasında yer alıyor. Özellikle kadınlarda 25-35 yaş arasında hamile kalma oranı yüzde 60 iken bu oran 35 yaş üstünde yüzde 30’lara, 40 yaş üstünde ise 15-20’lere kadar düşüyor. Dr. Elif Ganime Aygün, bu nedenle anne adaylarının yaş periyodunu mutlaka dikkate almaları gerektiğine işaret ederek, “Zira yumurtanın enerjisini sağlayan temel organel mitokondri ilerleyen yaşla birlikte hızla azalıyor. Bu azalma da embriyonun kaliteli ilerlemesini ve genetik olarak sağlıklı olmasını engelleyen bir durumu oluşturuyor.” diyor.

Sigara ve alkol kullanımı

Kötü alışkanlıkların vücudumuzdaki her sisteme zararı olduğu aşikar. “Üreme sistemi de sigara ve alkole oldukça hassastır” uyarısında bulunan Dr. Elif Ganime Aygün, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kadın genital sistemi mikrodamar sistemiyle besleniyor ve silier yapılar dediğimiz ince hareketli tüysü tabakalarla kaplı bir yüzeyden oluşuyor. Sigara gibi tütün ürünleri, bu tüysü silier tabakaların hem hareketini azaltıyor hem toksik maddelerin yoğun bir şekilde üzerlerine yapışmalarına neden oluyor. Ayrıca sigara küçük damarları tıkayarak rahim duvarının beslenmesinde sorun oluşturuyor ve yumurta kanlanmasını bozarak yumurta rezervinin erken tükenmesine yol açıyor. Alkol de aynı oranda yumurtlamayı, döllenmeyi ve rahim duvarına embriyonun tutunmasını bozarak üreme sağlığı üzerine olumsuz etki ediyor”

Kötü beslenme alışkanlıkları

Kötü beslenme alışkanlığı pek çok hastalığın yanı sıra üreme sağlığında da ön planda oluyor. Dr. Elif Ganime Aygün, “Yetersiz rezervi olan bir beden yeni bir canlı büyütmek için de kafi gelmeyecektir. İlaveten diyabet ve tansiyon gibi problemlere sebep olarak üreme fonksiyonunu bozacaktır.” diyor.

Kronik hastalıklar

Diyabet ve hipotiroidi gibi kronik hastalıklarda hamile kalmak daha zor oluyor. Ayrıca annelerin yüzde 63.8’inin hastalıklarından ve kullandıkları ilaçlardan dolayı emzirme sürelerinin kısaldığı, yüzde 13.8’inin hastalık tanısı konulduktan sonra perinatal kayıp yaşadıkları yapılan çalışmalarda tespit edilmiş.

Genital yol enfeksiyonları

Genital yolla bulaşan enfeksiyonlar rahim duvarı ve tüplerde kalıcı hasarlar oluşturarak hamile kalmayı önleyebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Ganime Aygün, bu nedenle hamilelik planlaması öncesinde vajinal kültür ve HPV taramasının mutlaka yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Kemoterapi ve radyoterapi almış olmak

Kanser sebepli radyoterapi ve kemoterapi tedavisi gören hastalarda yumurtalık rezervi ciddi oranda etkileniyor. Öyle ki kanser tedavisinde yumurtaların yüzde 90’ı ölüyor. Dr. Elif Ganime Aygün, “Bu hastaların yüzde 10’u 45 yaşın altında oluyor ve kanserden kurtulan hasta için birinci derecede önemli olan konu, çocuğunun olmasıdır. Bu nedenle kemoterapi ve radyoterapi alacak olan hastalar evli ise embriyo bekar ise yumurta ya da spermler dondurulmalıdır. Gonad hücreleri ve embriyo 5 yıl süreyle saklanabiliyor” diye konuşuyor.

 

Pause Dergi

Daha önce geçirilmiş yumurtalık cerrahisi

Yumurtalıkta gelişen iyi veya kötü huylu tümörlerin cerrahisinde bazen yumurtanın tamamı veya bir kısmı çıkarılıyor. Bu durum yumurtlayan kaliteli kısmının da çıkmasına yol açıyor. Bu nedenle cerrahi öncesinde yumurtalık rezervinin değerlendirilmesi ve doğurganlık koruyucu önlemlerin mümkünse alınması gerekiyor.

Doğumsal genital yol anomalileri

Kadınların yüzde 5’inde doğumsal olarak genital yolda anomaliler olabiliyor. Hamile kalamayan kadınlarda yapılan fizik muayene, histerosalpingografi (HSG) ve ultrason ile bu anomalileri tespit etmek ve sonrasında da cerrahi olarak çözmek mümkün oluyor.

Miyomlar, polipler ve çikolata kistleri

Kadın genital sisteminde miyom, polip, basit ya da komplike kist ve çikolata kisti gibi hastalıklar hamilelik oluşumunu önleyebiliyor. Dr. Elif Ganime Aygün, kadınların yüzde 80 gibi yüksek bir oranının hayatlarında bir kez bu hastalıklara yakalanabildiğine işaret ederek, “Cerrahi müdahale ile bu tür hastalıkların tedavisi mümkündür. Bazı kistlerde medikal tedavi de yeterli gelebiliyor.” diyor.

Rahim şekil bozuklukları

Rahimde olan doğumsal defektler, örneğin septum (perde), çift rahim ve T veya Y şeklindeki rahimler de hamile kalmada engel olan tabloları oluşturuyor. Bu tip problemlerin çözümünün ertelenmemesi son derece önem taşıyor. Septumların kısmi olanları ya da T şekilli rahim yapısında, cerrahi yönteme başvurmadan önce, hastaya bir miktar süre tanınabiliyor.

Adet öncesi gerginliği azaltmanın yolları

Adet öncesi gerginliği azaltmanın yolları

Kadınların büyük bir kısmı adet öncesinde fizyolojik ve psikolojik sıkıntılar yaşayabiliyor. Toplumda adet öncesi gerginlik sendromu olarak da ifade edilen Premenstrüel Sendrom (PMS), kadınların günlük yaşamlarını olumsuz etkiliyor. Sendrom görülen kadınların karşılaştığı şikayetler, bulundukları yaşam alanlarına göre de farklılık gösterebiliyor. Şehir hayatının içinde yaşayanlarda psikolojik belirtiler daha fazla görülürken, kırsal alanda doğal hayatın içinde bulunanlarda ağırlıklı olarak fiziksel bulgular ön plana çıkıyor. PMS’nin olumsuz etkileri, yaşam tarzında yapılacak değişikliklerle ve ilaçlarla hafifletilebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Figen Beşyaprak, adet öncesi gerginlik sendromu ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Figen Beşyaprak

Kadınların yüzde 80’ini etkiliyor

Dünyada kadın nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ini etkileyen Premenstrüel Sendrom (PMS), genellikle yumurtlama evresinden sonra başlayıp, adet kanamasına kadar devam etmektedir. Kadınların çoğunda hafif seyreden belirtiler, yüzde 5’lik dilimde yer alan kadınlarda şiddetli bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Belirtilerin çok aşırı şiddetli olduğu durumlar ise Premensturel Disforik Bozukluk veya Geç Luteal Faz Bozukluğu adıyla bir psikiyatrik rahatsızlık olarak adlandırılmaktadır.

Hormon değişikliğine duyarlılık sebepler arasında bulunuyor

Bu sendromun nedeni tam olarak belirlenememekle birlikte; yapılan güncel araştırmalarda merkezi sinir sisteminde oluşan duyarlılık varsayımı sebep olarak gösterilmektedir. Yani PMS’nin nedeni; kadınlarda bu dönemde ortaya çıkan hormonların dengesizliğinden çok, hormonlardaki normal olan değişikliklere karşı vücudun aşırı duyarlılık geliştirmesi olarak görülmektedir. Hormon değişikliğine karşı duyarlı olan kadınlarda bu durum birçok etkene bağlı olup, kısmen de genetik geçişli olabilmektedir.

Hem fiziksel hem de ruhsal belirtiler ortaya çıkıyor

En sık düzenli adet görülen dönem olan üreme çağındaki kadınlarda izlenen adet öncesi gerginlik sendromunun belirtileri; ruhsal, davranışsal ve fiziksel olmak üzere sınıflandırılmaktadır.  Ruhsal ve davranışsal belirtiler arasında; depresyon, halsizlik, aşırı uyuma isteği, cinsel istek artışı, sinirlilik, gerginlik kaygı ve dikkat azlığı, iştah değişiklikleri ve yemek istekleri yer almaktadır. Memelerin büyümesi ve hassaslaşması, ödem, baş ağrısı, kabızlık ve ishal, aşırı susama, ciltte akne ve karın ağrısı da fiziksel belirtileri oluşturmaktadır.

Psikolojik yaklaşımlar ve ilaç tedavileri uygulanabiliyor

PMS tedavisinin asıl amacı, belirtilerin azaltılması ve kişinin yaşam kalitesinin artırılmasıdır. Hastalığın tedavisi ise ilaç ve psikolojik yaklaşımlar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

  • Psikolojik yaklaşımlar: Genellikle hafif düzeyde belirtisi olan kadınlarda psikoeğitim ve yaşam tarzı düzenlenmesi önlemleri yeterli olmaktadır. Bununla birlikte egzersiz, gevşeme ve bilişsel davranışçı terapi tavsiye edilir.
  • Doğum kontrol hapları: Eğer hastanın premensturel belirtileri gebeliği önleyici ilaç kullanımından sonra başlamışsa veya kötüleşmişse o zaman başka bir preparata geçilmesi veya başka bir doğum kontrol yöntemi uygulanması yararlı olur.
  • İlaç tedavisi: Adet öncesi gerginlik sendromunda (PMS) en sık kullanılan ilaçlar patofizyolojide de etkili olduğu düşünülen serotonin üzerinden etki yapan, serotonin geri alımı engelleyici gruptan antidepresan ilaçlardır.
  • Hormonal tedavi: PMS’de kullanılan biyolojik tedavilerden bir diğeri ise hormonal tedavilerdir. Hormonal tedavi stratejileri adet öncesi belirtilerin, adet döngüsündeki hormonal değişikliklerle ilişkili olması temeline dayalıdırlar ve çoğunda amaç yumurtlamanın baskılanmasıdır.
  • Beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri: PMS ’de bazı diyet takviyeleri de önerilmektedir. Ancak bazı istisnalar hariç olmak üzere bu takviyelerin etkili olduğunu gösteren bilimsel kanıtlar azdır. Bu hastalara B6 vitamini, magnezyum, kalsiyum ve d vitamini takviyesi önerilir. Umut veren ajanlar arasında kalsiyum takviyesi, vitamin B6 (pyridoxine) takviyesi, özellikle pelvik ağrı eşlik ediyorsa B1 ve vitamin E, kompleks karbohidratlardan oluşan diyet ve vitex agnus castus (Hayıt Ağacı) kullanımı bulunmaktadır. Günlük 80 mg vitamin B6 alan kadınlarda psikiyatrik belirtilerde azalma saptanmıştır.

Adet öncesi gerginlik sendromunu bu önerilerle daha rahat geçirebilirsiniz:

  1. PMS yaşayanlar öncelikle yaşam şeklini değiştirmeli ve alışkanlıklarını farklılaştırmalı
  2. Alkol, sigara, tuz, kahve ve şeker gibi tüketimlerden uzak durulmalı ya da kısıtlanmalı
  3. Hareketli yaşam tarzı benimsenmeli, fiziksel aktiviteler düzenli şekilde yapılmalı
  4. Besin olarak tüketimin yanı sıra vitamin ve mineraller takviye olarak alınmalı
  5. Uyku düzeni stabil olmalı, yatma ve uyanma saatleri mümkün olduğunca değiştirilmemeli ve uyku kalitesi sağlanmalı
  6. Hem PMS belirtilerine olan dikkati dağıtmak hem de stresi azaltmak için sosyal aktivitelere katılım sağlanmalı hem de farkı alanlarda uğraşlar edinilmeli
  7. PMS döneminde ortaya çıkan şişliklerin atılması için bol su içilmeli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, ihtiyaç halinde hormonal değişimleri azaltmak için doğum kontrol hapı başlanmalı
  8. Kronik yorgunluk sendromu, tiroid bozuklukları, depresyon ve anksiyete gibi duygudurum bozuklukları gibi bazı rahatsızlıkların belirtileri adet öncesi gerginlik sendromuna benzeyebilir. Bu hastalıkların ayırıcı tanısını yapabilmek için bazı testler yapılıp, ona göre tedaviler uygulanmalı.

Yazın sağlıklı hamilelik geçirmek için nelere dikkat etmeli

Yazın sağlıklı hamilelik geçirmek için nelere dikkat etmeli

Hava sıcaklıklarının yılın en yüksek seviyelerine çıktığı yaz aylarında pek çok sağlık sorunu da görülebiliyor. Yaz hastalıkları ve bu dönemde ortaya çıkan sağlık sorunları konusunda en riskli gruplar arasında anne adayları yer alıyor. Anne adaylarının yazın bazı noktalara dikkat etmesi hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlığı açısından önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Hazel Çağın Kuzey, yaz aylarında hamileler için önemli önerilerde bulundu.

Gebelik süreci, çok farklı heyecanları içinde barındırmaktadır. Bir yandan bebek için yapılan hazırlıklar hızla sürerken, anne adayları için yaz ayları gebelik öncesi döneme göre çok farklı geçebilir. Gebelikte değişen hormonlar anne adaylarında farklı etkilere yol açabilir. Örneğin yalancı menopoz durumu sıklıkla anne adaylarında görülebilmektedir. Gebelikte kadınlar sıcağı daha fazla hissedebilirler. İkinci bir nokta da gebelik döneminde sıvı tüketimi artar; gebelik yaz dönemine denk geldiyse sıvı ihtiyacı daha da yükselebilir. Hormonlar ve sıcağı daha fazla hissetmeleri nedeniyle anne adayları daha fazla terleyebilir ve sıvı kayıpları sık görülür. Bu nedenle gebelerin sıvı tüketimini artırması gerekmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Hazel Çağın Kuzey

Yazın oluşan cilt lekeleri kalıcı olabilir

Yazın yine gebelik hormonlarına bağlı olarak güneş ışınları nedeniyle ciltte de bazı değişiklikler olabilir. Eğer bu dönemde güneş koruyucu kullanılmazsa, bu lekeler kalıcı olabilir. Bu nedenle gebelerin mutlaka koruyucu ürün kullanmaları gerekmektedir. Bunun yanında yaz mevsimindeki bir diğer tehlike de meyvelerin çok çeşitli olması ile ilgilidir. Yaz mevsiminde özellikle glisemik endeksi yüksek meyveler gebelik diyabeti riskini artırdığından gebelerin bu meyveleri büyük miktarlarda tüketmemesi gerekir. Şeker içeriği yüksek meyveler bebekte aşırı kilo alımı veya bebeğin kan şekerinde düzensizliklere de neden olabilmektedir.

Islak mayo nedeniyle kapılan enfeksiyon erken doğumu getirebilir

Düşük tehlikesi veya erken doğum tehlikesi altında bulunmayan, idrar yolu enfeksiyonu ya da vajinal enfeksiyonu olmayan gebeler havuz ya da denize girebilir. Ancak havuzun ve denizin hijyeni farklıdır. Gebelerin çok iyi temizlendiğini bildikleri havuza girmesi gerekir. Havuz ve denizden çıktıktan sonra ıslak mayoyla kalınmaması gerekir. Islak mayoyla durmak enfeksiyonlara neden olabilir. Hamilelikte kadınlar daha fazla enfeksiyona yatkın olurlar, bu enfeksiyonlar böbreklere kadar ilerleyip erken doğumu getirebileceğinden, havuz ya da denizde hijyene ve ıslak mayoya dikkat edilmesi önem taşır.  Bunun yanında gebelikte kramplara daha sık rastlanır. Bu nedenle de gebelerin yüzerken tek başlarına olmamaları önerilir.

Uzun yolculuklarda pıhtı riski yükselebilir

Eğer anne adayının gebeliğinde risk yoksa seyahat edilebilir ancak seyahat sırasında arabayla hareket ediliyorsa 2 saatte bir mola verilmelidir. Çünkü gebelik hormonlarına bağlı olarak pıhtı atma riski bu dönemde yüksektir. Molalarda 10-15 dakikalık yürüyüşler bu riski azaltır. Yolculukta sıvı tüketimi artırılmalı; eğer uzun uçak yolculuğu yapılacaksa varis çorabı kullanılarak uçağın koridorunda yürünmelidir.

Gebelerin tatilde tükettiği besinlere dikkat edilmeli

Tatilde yeme-içme düzeni de çok önemlidir. Özellikle dışarıda, açık büfelerde sıklıkla yemek yenmektedir. Gebelerin iyi pişmemiş etlerden, krema içerikli bozulabilecek gıdalardan, konservelerden, iyi yıkandığı bilinmeyen sebzelerden ve yeşilliklerden uzak durması gerekmektedir. Bu tür besinler enfeksiyon riskini artırarak, anne adayının sağlığını tehlikeye atabilir.

­­Hamileler sıcak havaya dikkat!

­­Hamileler sıcak havaya dikkat!

Anne adayının hamilelik döneminde vücudunda ve psikolojisinde yaşanan değişimlere yaz aylarındaki bunaltıcı sıcaklar da eklenince, bu süreç daha güç hale gelebiliyor. Örneğin, nem oranının yükselmesi nedeniyle anne adayları nefes almakta güçlük çekerken, daha kısa sürede yorulabiliyorlar. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, yaz mevsimine denk gelen hamilelik sürecinde en çok bol su içmeye ve güneşin zararlı ışınlarından kaçınmaya dikkat edilmesi gerektiğine işaret ederek, “Sıcak havalarda yeterince sıvı almamak organlarda hasar oluşturabilen dehidratasyon başta olmak üzere önemli sağlık problemlerine neden olabiliyor. Güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği saatlerde güneş altında kalmak da vücutta lekelere, çok daha kötüsü hayatı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilen sıcak çarpmasına yol açabiliyor. Anne adayının ve bebeğin sağlıkları için özellikle bu iki önlemi almaları sıcak havalarda son derece önemlidir” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, anne adaylarına yaz mevsiminde sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçirebilmeleri için dikkat etmeleri gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Önder Sakin

Güneşin zararlı ışınlarından korunun

Hamilelikte yükselen östrojen hormonu başta olmak üzere birçok hormonel değişiklik nedeniyle ciltte koyulaşma sağlayan melanin pigmentlerinde artış  oluyor. Doç. Dr. Önder Sakin, melaninin artması sonucunda ciltte kolayca koyulaşma ve lekelenmeler gelişebildiği uyarısında bulunarak, “Gebelik maskesi dediğimiz; burun üstü, dudak üstü ve yanaklarda belirgin olan koyulaşma ile beneklenme yaz aylarında sıkça görülüyor. Gebelik maskesi güneşte fazla kalınması durumunda çok daha belirgin bir hal alabiliyor ve doğum sonrasında da kaybolmayabiliyor. Bu tür cilt lekelenmelerini önlemek ve sıcak çarpmasından korunmak için güneş ışınlarının dik açıyla geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkmayın, zorundaysanız güneşe çıkmadan en az 20-30 dakika önce yüksek faktörlü ürün kullanın. Ürünü her 2-3 saatte bir tekrarlayın, gözlük ile şapka kullanmayı da asla ihmal etmeyin” diyor.

Susamasanız bile su için

Hamilelikte su tüketiminin önemi tartışılmaz. Yeterli su tüketimi böbreklerin sağlıklı çalışabilmesi ve bu sayede vücuttaki toksinlerin atılabilmesi için çok önemli. Ayrıca idrar yolu enfeksiyonları, erken doğum, hemoroit ve hazımsızlık gibi pek çok ciddi tablonun önlenmesinde de kilit rol üstleniyor. Ayrıca yazın sıcak havalarda yeterince sıvı almamak dehidratasyona yol açabiliyor.  Bunların yanı sıra hamilelikte 34. haftadan sonra amnion sıvısının fizyolojik olarak azalması bebeğin hareket alanının daralması, tüm kordonun sıkışması,  oksijen alımında yetersizlik ve gelişme geriliği başta olmak üzere pek çok olumsuz tablolara neden olabiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, özellikle yaz aylarında terleme ve solunum yoluyla normalden daha fazla sıvı kaybı olduğuna dikkat çekerek, “Günlük alınan sıvı miktarının kaybedilen miktardan en az 500 ml daha fazla olması gerekiyor. Sağlıklı bir hamilelik için yaz mevsiminde en az 2 litre su tüketilmesini öneriyoruz. Bu nedenle yaz aylarında susamadığınız zaman bile bol su içmelisiniz” diyor.

Vücut ısınıza dikkat edin

Vücut ısısının 39 C derecenin üzerine yükselmesinin bebekte bazı yapısal sakatlıklara yol açabildiği ifade ediliyor. Bu nedenle yaz mevsiminde aşırı egzersiz yapmaktan, sıcak buhar, sauna, hamam ve termal sular gibi vücut ısısını 39 C derece üzerine çıkarabilecek durumlardan kaçınmanız gerekiyor. Ayrıca rahat ve bol kıyafetleri tercih etmeli, mümkünse pamuklu çamaşırlar kullanmalısınız.

Düzenli olarak yüzün

Kanama, su gelmesi ve erken doğum tehdidi gibi durumlar olmadığı takdirde hamilelerin spor yapmaları ve denizde yüzmeleri genel vücut sağlığı açısından önemli.  Doç. Dr. Önder Sakin, travmaya yol açmayacak, zorlamayacak ve sakatlıklara neden olmayacak şekilde yüzmenin hamileliğin hemen her haftasında önerildiğini belirterek, “Kasları güçlendirmek ve kan dolaşımını düzenlemek başta olmak üzere sağlığımız üzerinde pek çok fayda sağlayan yüzme hamilelik döneminde en sağlıklı ve en uygun sporlar arasında yer alıyor. Ancak jet-ski, su kayağı, su altı dalışları ve su kaydırakları gibi su sporları ise hamilelik sürecinde önerilmiyor” diyor.

Islak mayo ile kalmayın

Denizden çıktıktan sonra ıslak mayo ile kalmak genital enfeksiyonların artmasına neden olan önemli hijyen hatalarından birini oluşturuyor. Ayrıca sentetik çamaşırlar da genital bölgenin havalanmasını engelliyor. Oksijenlenmesi iyi olmayan, kapalı, sıcak ve nemli bir ortam da mantar gelişimi için zemin hazırlıyor. Genital havalanma, oksijenlenme ve kuruluk ise hem bu tür şikayetlerin gelişimini önlüyor, hem de enfeksiyonların azalmasını sağlıyor. Bu nedenle denizden çıktıktan sonra mayonuzu hemen değiştirin, kuru kalmasına özen gösterin, rahat kıyafetler tercih edin ve genital bölgenin havalanmasına müsaade edin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İdeal kiloda kalın

Hamilelikte gereğinden fazla kilo alımı anne adaylarının yaz aylarını daha ağır geçirmelerine neden olabiliyor. Solunum problemlerinin daha fazla olması ve sık nefes alış verişlerinin yorucu hale gelmesi, sıcak hava, nem ve ağırlaşmış bir vücut, bu sürecin daha zor geçmesine yol açabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, “Hamilelikte önerilen kilo alımı kişiye özel olmakla birlikte 7-12 kilo arasında değişiyor. Sağlık problemlerinin önlenmesi veya daha az görülmesi için alınan kilonun uygun aralıklarda tutulmasını, yeterli ve uygun spor hareketlerinin yapılmasını öneriyoruz. Yoga, pilates, yüzme ve hafif tempolu yürüyüşler, hamilelik için en uygun egzersizleri oluşturuyor” bilgisini veriyor.

Sık aralıklarla ve az miktarda beslenin

Yaz aylarında sık aralıklarla ve az miktarlarda yemeye özen gösterin. Daha hafif ve sindirimi daha kolay besinleri tercih etmeniz faydalı olacaktır. Zira, yaz aylarında ağır yiyecekler tüketilmesi sindirim sistemi zorluklarına, ağırlaşmalara, kabızlık, gaz ve şişkinlik gibi şikayetlerin daha fazla görülmesine yol açabiliyor. Et, süt, yumurta, yeşillikler, mevsim meyveleri ve kuruyemişleri günlük belli oranlarda tüketmeye özen gösterin. Örneğin her gün 200-300 gram kırmızı veya beyaz et, 200-300 cc taze pastörize günlük süt ve bir adet iyi pişmiş veya haşlanmış yumurtayı ihmal etmeyin. Ara öğünlerde de meyve ve kuruyemiş tüketmeyi alışkanlık haline getirin.

Ödem varsa dikkatli olun

Yaz aylarında ödem daha fazla görülebiliyor. Tansiyon takibi ödem sorunu yaşayan anne adaylarında önem taşıyor ve aksatmadan yapılması gerekiyor. Fizyolojik ödemler için düzenli kısa süreli egzersizler yapmak, proteinli beslenmeye dikkat etmek, tuz tüketiminden kaçınmak, uzun süre ayakta kalmamak, yine uzun süre aynı pozisyonda oturmamak, aralıklı olarak bacakları hareket ettirmek, ayakları yükselterek dinlendirmek, kan dolaşımının sağlanması ve ödemin azaltılması açısından dikkat etmeniz gereken kuralları oluşturuyor.

Ayakkabınız rahat olsun

Hamilelikte kas, eklem ile tendonlarda gevşemeler ve genişlemeler oluyor. Bu değişiklikler nedeniyle bu süreçte eklem sakatlıkları, burkulmalar, dönmeler, çıkıklar ve kırıklar çok daha sık görülüyor. Bu olumsuzlukları önlemek için yaz aylarında yürüyüş ve spor yaparken yumuşak tabanlı rahat ayakkabılar giymeye özen gösterin.

Sık sık duş alın

Yaz aylarında sıcak basmalarına karşı sık sık duş almayı alışkanlık edinin. Ancak vücut ısınızın stabil kalması için çok soğuk veya aşırı sıcak duşlardan kaçınmanız çok önemli.

Tedavi hamilelik şansını artırıyor!

Tedavi hamilelik şansını artırıyor!

Rahmin içini döşeyen hücrelerin çeşitli etkenlerle rahim dışında yerleşerek büyümeleri endometriozis, toplumdaki bilinen adıyla ‘çikolata kisti’ olarak tanımlanıyor. Kadınlık hormonu östrojene bağımlı bir hastalık olduğu için genellikle 25-45 yaşları arasındaki üreme çağındaki kadınlarda görülen endometriozis, her 10 kadından birini etkileyen, yaygın bir hastalık. Çeşitli teoriler öne sürülse de oluşum nedeni henüz bilinmeyen endometriozis; adet döneminde sancı, ilişki esnasında ağrı ve kronik kasık ağrısı gibi sorunlara yol açarak yaşam kalitesini oldukça düşürebiliyor. Dahası üreme sağlığında problemler oluşturarak hamile kalmayı önleyebiliyor, hamilelik oluşsa bile düşüğe neden olabiliyor. Öyle ki endometriozis tanısı konulan kadınların yüzde 30-50’sinde infertilite, toplumdaki bilinen adıyla kısırlık tespit ediliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, günümüzde yardımcı üreme tedavileri ile endometriozis hastalarının anne olma şansını yakaladıklarını belirterek “Endometriozis infertilitenin başlıca nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ancak ülkemizde kadınların çoğu adet döneminde yaşanan ağrıları olağan kabul ettikleri için hastalık sinsince ilerleyerek anne olmayı önleyecek noktaya ulaşabiliyor. Dolayısıyla her kadının düzenli jinekolojik muayenesini aksatmaması ve adet döneminde yaşanan ağrılarda hekime başvurması hem yaşam kalitesi hem üreme sağlığı için çok önemlidir.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Hale Göksever Çelik

Tanı konulması 7-10 yılı bulabiliyor

Endometriozis hastalığına özgü spesifik bir belirti olmadığı için erken tanı özellikle adet döneminde yaşanan ağrı gibi şikayetlerin dikkate alınması ve hekime başvurulması ile mümkün oluyor. Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, endometrizisin başka hastalıklarla ortak belirtilere sahip olması, adet sancılarının hastalar tarafından çok önemsenmemesi ve endometriozis farkındalığının az olması nedeniyle tanıda ortalama 7-10 yıllık gecikmeler yaşandığına dikkat çekiyor.

Anne olma şansını etkileyen etkenlerden biri

Kadınlarda ovülasyon, yani yumurtlama sorunları, tüplere ve rahme ait problemler infertilite sorununa yol açabiliyor. Ayrıca bazı kadınlarda hamileliği önleyecek herhangi bir problem olmadan da infertilite görülebiliyor. Endometriozis; tüplerde oluşan yapışıklıklar, tüplerin hareketliliğinde bozulmalar ve yumurtalık kalitesinde düşme gibi mekanizmalarla infertiliteye neden olabiliyor. Endometriozisi olan kadınların bir kısmında hiçbir belirti ve bulgu görülmez iken adet döneminde sancı, ilişki esnasında ağrı, kronik kasık ağrısı ve hamile kalamamak, hekime en sık başvuru nedenlerini oluşturuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doğru tedavi hamilelik şansını artırıyor!

İnfertilite sorununda hamileliğin nasıl planlanacağına hasta bazında karar veriliyor ve tedavi kişiye özgü planlanıyor. Kadının yaşı, yumurtalık rezervi, tüplerin açık olup olmaması, rahimde yer kaplayan bir oluşumun (polip, myom, vs) varlığı ve eşin sağlık durumu, hamilelik şansını etkileyen faktörleri oluşturuyor. Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, tüm bu etkenlerin değerlendirilip hamileliğin  kendiliğinden oluşma şansının görüldüğü hastalara belirli bir süre tanındığını belirterek, “Hamilelik başarısı olmayan durumlarda ise aşılama ve tüp bebek tedavisi gibi yardımcı üreme tedavileri ile endometriozisten farklı infertilite sorunu olan kadınlar kadar hamilelik başarısı elde edebiliyoruz. Endometriozis hastalarında tedavi sonrasında hamile kalma şansı yaşa bağlı olarak değişmekle birlikte yüzde 50-60’lara kadar yükselebiliyor.” diyor.

Kadınlar, erken teşhiste ilk savunma noktası sizsiniz!

Kadınlar, erken teşhiste ilk savunma noktası sizsiniz!

Kadınlar,  korkulu rüyaları meme kanserinde kendilerinin ilk ve en önemli savunması noktası olduğunu fark etmeliler. Pek çok kanser hastalığında olduğu gibi meme kanserinin de ilk belirtisi elle yapılan kontrollerdir. Her ne kadar senede bir gün konu daha fazla gündeme gelse de aslında sürekli üzerinde durulması gereken bir hastalık.  Konu ile ilgili Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gökçe Şerbetçi, kadınlarda en sık görülen kadın hastalıklarını ve tedavi yöntemlerini sizler için anlattı.

Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gökçe Şerbetçi

Op. Dr. Gökçe ŞerbetçiMeme kanserinde kurtarıcı sizsiniz…

Meme kanseri dünyada kadınlar arasında en sık görülen malign tümördür. İstatistiklere göre her on dört kadından birinde memede kist gelişmekte. Bu kistlerin %50’si tekrarlayan hücrelerdir. 30 yaşından sonra risk artmakla birlikte menopoza giriş evresi olan 45-55 yaşları arasında artış oranında bir duraklama görülse de 55 yaşından sonra sıklığı hızla artıyor.  Meme kanseri kendini en çok bu belirtilerle gösteriyor; memede veya koltuk altında ele gelen sertlik ya da şişlik, meme başında akıntı, meme başında içe doğru çekilme, çökülme veya şekil bozuklukları, meme başı derisinde değişiklikler, meme cildinde yara veya kızarıklık, meme cildinde ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması(portakal kabuğu görünümü) memede büyüme, şekil bozukluğu veya asimetri ya da renginde değişiklik(kızarıklık vb.) şeklinde sıralanabilir. Bu noktada tedavi için en önemli adım bu şikayetleri doğru yorumlamak ve erken teşhis fırsatının önünü açmaktır.

Kendi aylık muayenenizi yaparak bu hastalığı en başta yenebilirsiniz.

Kadınların kendilerini her ay düzenli olarak muayene etmesi çok çok önemli bir husustur. Genellikle meme kanserlerinin %75’i kitle nedeni ile saptanır ve bunların % 75’i hastanın kendini düzenli muayenesinde yada rastlantısal olarak saptanmasıyla bulunur.
En ufak şüphede mutlaka, hiçbir şey olmasa da arada klinik muayeneye gidilmeli, duruma göre ultrason, mamografi veya daha ileri görüntüleme ile tetkik ettirmelisiniz.

Meme kanseri özellikle erken yakalanan Meme Kanseri ÖLÜMCÜL DEĞİLDİR.
Tüm dünyada kurulan vakıflar yapılan bağışlar ile en çok araştırılan tedavisinde sürekli yenilikler bulunan kanser türlerindendir.

Rahim ağzı kanserinin teşhis ve tedavisi mümkün!

Rahim ağzı kanserinin teşhis ve tedavisi mümkün!

Dünyada en sık görülen genital kanserlerden biri olan rahim ağzı (serviks) kanseri diğer kanserlerde olduğu gibi erken dönemde belirti vermeyebiliyor. Sağlıksız beslenme, sigara, alkol kullanımı, çok eşlilik ve cinsel ilişki yoluyla bulaşan HPV virüsü gibi faktörlerin neden olabildiği rahim ağzı kanserinden geçen yıl 350 binden fazla kadının hayatını kaybettiğini belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, rahim ağzı kanserini düzenli tarama sayesinde kanser gelişmeden tespit ederek önlemenin mümkün olduğunu vurguluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, 1-31 Ocak Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, erken teşhisin önemini anlattı, rahim ağzı kanserini önlemenin 5 yolunu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Gerek dünyada gerekse ülkemizde kadın kanserlerinin görülme sıklığı giderek artıyor. Onlardan biri de rahim ağzı (serviks) kanseri. Ülkemizde her yıl yaklaşık 4 bin kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konulduğunu belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik “Rahim ağzı rahim ile vajina arasında rahimin bir parçası olan dokudur. Rahim ağzı kanseri bu dokunun kanserleşmesidir. Dünyada kadınlarda en sık görülen genital kanserlerden biridir. 350 binden fazla kadın bu kanser nedeniyle 2020 yılında hayatını kaybetmiştir” diyor. Rahim ağzı kanserini düzenli tarama sayesinde kanser gelişmeden tespit etmenin mümkün olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şöyle konuşuyor: “Rahim ağzı kanseri HPV (insan papilloma virüs) isimli virüs nedeniyle oluşan bir kanserdir. Bu virüs rahim ağzı dokusundaki hücreleri enfekte ederek bu hücrelerin anormal büyümesine ve kanserleşmesine sebep olmaktadır. Sigara ve alkol kullanımı, bağışıklık sistemi bozuklukları, sağlıksız beslenme, çok eşlilik ve çok sayıda doğum yapmak da risk faktörleri arasında yer almaktadır.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Hale Göksever Çelik

Düzenli tarama hayat kurtarıyor!

Rahim ağzında HPV ile enfekte olan hücrelerin kanserleşmesinin yıllar alabildiğini, kanser öncesi dönemde tarama ile kanserleşme riski olan bu hücrelerin saptanarak, erken teşhis ile tedavi edilebildiğini belirten Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, taramanın jinekolojik muayene esnasında rahim ağzından alınan PAP smear ve HPV testleri ile yapılabildiğini söylüyor. Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şu açıklamalarda bulunuyor: “Dünyada farklı tarama programları olmakla birlikte, en çok kabul edilen yöntem PAP smear testi yaptırmaktır. Pap smear testi jinekolojik muayene esnasında rahim ağzından sürüntü alınarak bu dokuya ait hücrelerin incelenmesidir. 21 yaşından başlayarak tüm kadınlara önerilmektedir. HPV testi de rahim ağzından alınan örnekte kansere neden olabilecek yüksek riskli HPV tiplerinden birinin tespiti için yapılmaktadır. 30 yaşından başlayarak tüm kadınlara önerilmektedir. Son yıllarda görülme sıklığı artan rahim ağzı kanserini alınacak tedbirlerle önlemek mümkün olduğundan, ebeveynlerin gençleri bilgilendirmesi de çok büyük önem taşımaktadır.”

Rahim ağzı kanserine karşı 5 etkili tedbir!

Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, rahim ağzı kanserinin bazı tedbirlerle önlenebileceğini belirterek, alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor;

Beslenmenize dikkat edin

Sağlıklı ve dengeli beslenmek, her hastalıkta olduğu gibi rahim ağzı kanserine yakalanma olasılığınızı azaltıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sigara ve alkolden uzak durun

Sigara ve alkol, vücuda zararlı olan ve hastalıklara yatkınlığı artıran oksidan maddelerin üretimini artırır, vücuttan atılımını azaltır.

Güvenli cinsel ilişkiye dikkat edin

Gebelik düşünülmediği takdirde doğum kontrol yöntemi olarak kondom kullanın. Çünkü kondom kullanımı, HPV bulaşını önlemede en etkin doğum kontrol yöntemidir. Ayrıca çoklu partnerlikten uzakta bulunmak da, riski önemli oranda azaltmaktadır.

Yıllık jinekolojik muayenelerinizi ihmal etmeyin

En fazla yarım saatinizi alacak yıllık jinekolojik muayene ve muayene esnasında alınan rahim ağzı kanser tarama testi ve HPV taraması, rahim ağzı kanseri ilerlemeden erken tanı ve etkin yönetimine olanak sağlamaktadır.

Aşınızı yaptırın

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik “Rahim ağzı kanseri aşıları yüzde 90’lara varan kanser önleme etkinliğine sahiptir. Aşılar 9-15 yaşlarında iki doz, 15 yaşından itibaren üç doz şeklinde uygulanmaktadır” diyor.

Covid-19 hamilelerde daha ağır geçiyor!

Covid-19 hamilelerde daha ağır geçiyor!

Havaların bir açıp bir kapattığı sonbahar mevsiminde ani sıcaklık değişiklikleri özellikle anne adayları için zorlayıcı olabiliyor. Bir de üzerine yaklaşık iki yıldır devam eden Covid-19 pandemisi eklendiğinde kapalı ortamlarda zaman geçirmek zorunda kalınması ciddi tehlikelere davetiye çıkarabiliyor! Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Salih Yılmaz “Özellikle son iki yıldır tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de etkileyen Covid-19 pandemisi nedeniyle hamileler daha da dikkatli olmalıdırlar. Yapılan araştırmalar; hamilelerin bu hastalığı diğer hemcinslerine göre daha ağır geçirdiklerini, yoğun bakım ihtiyacına ve oksijen ihtiyacına daha fazla ihtiyaç duyduklarını ve erken doğum yapma ihtimallerinin arttığını gösteriyor” diyor. Sonbaharda soğuyan havalar ve kapalı mekanlar nedeniyle hem Covid-19 hem de diğer üst solunum yolu hastalıklarına neden olan mikroplarla daha sık karşılaşıldığını vurgulayan Dr. Salih Yılmaz, hamilelerin sonbaharı sağlıklı ve rahat geçirebilmesi için gerekli önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Salih Yılmaz

Maske, mesafe, hijyen

Hamilelerin Covid-19’a yakalanma ihtimali hamile olmayanlara göre daha yüksek değil ancak hamilelikte Covid-19 daha ağır geçiriliyor. Yapılan çalışmalar, hamilelerin Covid-19’a yakalanması durumunda daha fazla yoğun bakım ihtiyacı ve daha fazla oksijen desteğine gerek duyduklarını göstermiştir. Hatta Covid-19 geçiren kadınların daha fazla oranda erken doğum yaptığını göstermiştir. Bu nedenle hamilelerin Covid-19’a yakalanmamak için daha fazla özen göstermeleri gerekmektedir. Maske takmadan dışarıya çıkmamalı, hijyene dikkat etmeli, en yakınlarıyla bile mesafeli olarak görüşmeli, kalabalık ve kapalı ortamlardan uzak durmalıdırlar.

Dengeli beslenme

Anne adaylarının sadece sonbaharda değil, hamileliğin tüm dönemlerinde dengeli ve vitamin ve minerallerden zengin beslenmesi çok önemlidir. Sonbahar döneminde bu beslenme daha da önem kazanmaktadır. Hamilelik boyunca ana ve ara öğünler olacak şekilde 6-7 öğün şeklinde beslenilmelidir. Anne adaylarının haftalık öğünlerinde sebze, tahıl, et, balık ve karbonhidrat dağılımı dengeli yapılmalı, ara öğünlerinde vitamin ve minerallerden zengin olan kuruyemişler, meyve ve yoğurt kesinlikle tüketilmelidir. Sonbahar döneminde bolca sebze ve meyve olması hamileler için önemli bir avantajdır. Beslenmesi yeterli olmayan anne adayları hekim önerisiyle gerekli vitamin ve mineral takviyelerini almalıdırlar.

Sıvı alımı

Sıvı alımı herkes için önemli olmasına rağmen hamileler için daha önemlidir. Hamilelikte yeterli sıvı alınmadığında erken doğum riski, idrar yolu enfeksiyonu, kabızlık ve baş ağrısı riski artmaktadır. Yeterli sıvı alındığı takdirde bu riskler ortadan kalkmakla birlikte anne adayları kendini daha dinç ve zinde hissetmektedir. Hamilelikte günlük ortalama 2,5-3 litre sıvı alınması gerekmektedir. Bu sıvı alımı çoğunlukla su ağırlıklı olmalıdır ancak açık çay, maden suyu, ayran olarak da desteklenebilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kıyafet seçimi

Hamilelerin bağışıklık sistemi normal insanlara göre biraz daha zayıfladığı için sonbaharda görülen ani hava sıcaklığı değişimlerinden daha fazla etkilenilmektedir. Ani sıcaklık değişimlerinden etkilenmemek için kıyafet seçimleri ona göre yapılmalıdır. Anne adayları özellikle açık havada zaman geçirdiklerinde yanlarında uygun kıyafetlerin olması çok önemlidir.

Covid-19 aşısı

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Salih Yılmaz anne adaylarının kafasını çokça karıştıran “Hamileler aşı olabilir mi?”, “Hamilelikte Covid-19’a karşı yapılacak aşı bebeğe zarar verir mi?” sorularına yönelik şöyle konuşuyor: “Bu konuyla ilgili çok fazla anne adayının bulunduğu çalışmalar yayımlanmıştır. Bu çalışmalar göstermiştir ki; aşı olan hamilelerde erken doğum, düşük, ölü doğum veya gelişme geriliği gibi hamilelikle ilgili hiçbir risk artışı yoktur. Yine bu çalışmalarda doğum yapan hamilelerin bebeklerinde şimdiye kadar olan takipte bir sorun gözlenmemiştir. Bu çalışmaların sonuçlarıyla beraber dünyadaki ve ülkemizdeki önemli dernekler de hamilelere aşı olmalarını önermektedir. İlk trimestre (ilk 14 hafta) sonrasında tüm hamileler Covid-19’dan korunmak için aşılarını olabilir.”

Yeterli uyku

Bağışıklık sistemini güçlü tutmak, gün içinde zinde olmak ve stres miktarını azaltmak için yeterli uyku çok önemlidir. Hamilelerin özellikle mevsim geçişi olan sonbaharda hastalıklardan korunmak adına yeterli miktarda uyumaları gerekmektedir. Hamileliğin özellikle son döneminde sık idrara gitme, kas ağrıları ve reflü nedeniyle uyku kalitesi azalmasına rağmen uygun uyku pozisyonları bularak tüm anne adaylarının günde en az 7 ile 9 saat arasında uyku uyumaları önemlidir.

 

 

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kapalı ortamlar

Sonbahar mevsimiyle beraber birçok salgın hastalığın görülmesi artmaktadır. Covid-19 pandemisi nedeniyle kısıtlamalar ve yaygın maske kullanımı sonucunda geçtiğimiz yıl grip gibi sonbaharda sık görülen enfeksiyonların görülmesi azalmıştır. Fakat bu yıl okulların açılması ve kısıtlamaların kaldırılması nedeniyle grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüleceğini öngörmekteyiz. Bu nedenle hamilelerin kapalı ortamlardan uzak durması bu gibi enfeksiyonlardan korunması açısından oldukça önemlidir.

Grip aşısı

Dr. Salih Yılmaz “Hamilelerin bağışıklık sisteminin zayıf olması nedeniyle grip enfeksiyonu anne adaylarında daha ağır seyretmektedir. Bu nedenle hamilelikte grip enfeksiyonuna yakalanmamak önemlidir. Bunun için dengeli beslenme, yeterli uyku ve sıvı alımı ve kapalı ortamlardan uzak durulması gerekir. Bu enfeksiyonu önlemek için hamileliğin hangi haftasında olursanız olun bir kez grip aşısı olmanızı önermekteyiz. Dünya Sağlık Örgütü de tüm hamilelerin Ekim ve Mayıs ayları arasında tek doz grip aşısı olmasını önermektedir” diyor.

Egzersiz

Düzenli olarak egzersiz yapma bağışıklık sistemini güçlendirir ve kişinin zinde olmasını sağlar. Tüm hamilelerin eğer bedensel olarak veya hamileliğe bağlı olarak spor yapmasında engel yoksa her gün yaklaşık 1 saat egzersiz yapmalarını önermekteyiz. Bu egzersizler yürüyüş, yüzme veya pilates gibi vücudun kendi ağırlığı ile yapılan egzersizler olabilir. Özellikle her gün yaklaşık bir saat tempolu yürüyüş vücudun zinde kalması için oldukça önemlidir.

 

Hamilelik sürecinde gribe dikkat

Hamilelik sürecinde gribe dikkat

Annelik; bebeği dünyaya getirmeden daha anneliğe karar verdiğinizde başlayan bir süreçtir. Dolayısıyla kadınlar çocukları için özveri göstermeye hamile olduklarını öğrendikleri an başlar.

Kış aylarında sıkça görülen grip, hayatımızı olumsuz etkilemesiyle birlikte gebelik sürecinde bebeğin sağlığını de tehlikeye sokar. Hamilelikte yaşanan grip, bağışıklık sisteminin baskılanması sebebiyle, normale göre daha ağır ve uzun sürebilir.

Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nurcan Dalan, hassas gebelik geçiren kadınların, gribin etkilerini azaltabilmeleri açısından izlemeleri gereken adımları anlatıyor.

Gebelik esnasında grip anneden bebeğe geçebilir

Grip; influenza virüsünün yol açtığı, yüksek ateş, halsizlik ve öksürük gibi belirtilerle başlar. Bulaşıcı bir hastalık olan grip genellikle öksürük ve hapşırık gibi yollarla yayılır.

Grip genellikle bir hafta gibi bir sürede kendiliğinden iyileşse de hassas kişilerde ölümcül sonuçlar doğurabilir. Anne adayı bu yüzden gebeliği boyunca grip olmaktan kaçınmalıdır.

Grip bağışıklık sistemiyle alakalı bir hastalık olduğu için hamilelikte geçirildiğinde pek çok riski de bünyesinde taşır. Risk grubunda olan hamilelerin bağışıklık yanında dolaşım ve solunum sistemlerinde komplikasyonlar gelişebilir.

Gelişecek komplikasyonlardan hem anne adayı hem de bebek zarar görebilir. Dolayısıyla hamilelik sürecinde gribi hafife almamak oldukça önemlidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Nurcan Dalan

Gribin belirtileri nelerdir?

Yüksek ateş (38 derece ve üstü)

Eklem ve kas ağrısı

Terleme

Baş ağrısı

Kuru ve kalıcı öksürük

Yorgunluk ve halsizlik

Boğaz ağrısı

Yutkunmakta zorlanma

Burun akıntısı ve tıkanıklığı

Hapşırma

Güçlükle nefes alma

Baş ağrısı

Öksürüğe bağlı kusma

Yüksek ateş tehlikeli olabilir

Hamileliğin ilk 3 ayında grip nedeniyle yaşanan enfeksiyonlar ve yüksek ateş bebeğe zarar verebilir ve hatta sakat kalmasına neden olabilir.

Hamileliğin son haftalarında görülen yüksek ateş ise doğum sancılarının başlamasına sebep olabilir. Fakat grip sebebiyle öksürmek veya hapşırmanın düşüğe sebep olacağı düşüncesi tamamen şehir efsanesidir.

Hamileler ne zaman doktora başvurmalı?

Ateş uzun süre 38.5 derecenin üzerine çıktığında

Soluk alıp vermede güçlük yaşanıyorsa

Göğüs ağrısı oluşursa

Şiddetli kulak ağrısı, kulaktan akıntı ve kanama olursa

Döküntü ve kızarıklık varsa

Ense sertliği ortaya çıkarsa ve kronik öksürük izlenirse mutlaka doktorunuza görünmelisiniz.

Hamileyken gripten korunmanın yolları

Gribe sebep olan virüsten uzak durmak hamilelikte gripten korunmanın ilk aşamasıdır. Dolayısıyla virüsün yaygın olarak bulanabileceği kapalı ve toplu alanlar ile kamu alanlarından uzak durmak oldukça önemlidir. Toplu taşıma araçlarında maske takmak ise virüsten korunmada etkili bir yöntemdir. Grip salgınlarının yaygın olduğu dönemde el temasından kaçınmak da gripten korunmak açısından iyi bir yöntemdir.

Gebelikte grip aşısı yaptırılır mı?

Grip aşısı olmak için en uygun zaman Ekim-Kasım aylarıdır. Grip aşısı kas içi enjeksiyon şeklinde koldan vurulur. Grip aşısı hamileliğin her döneminde güvenli olsa da ilk üç ay çok gerekli olmadıkça ilaç kullanımından kaçınmak adına bu dönemin sonunda yaptırılması daha iyidir. Grip aşısı canlı virüs içermediği için hamilelikte kullanılmasında bir sakınca bulunmaz. Emziren anneler de grip aşısını güvenle yaptırabilir.

Tüm önlemlere rağmen hamileyken grip olduysanız…

Gebelikte tedaviden çok hastalığa yakalanmamak önemlidir. Her türlü önleme rağmen anne adayı grip olduysa ilk belirtilerin yaşanmasıyla doktora başvurmalıdır. Doktorunuz belirtileri hafifletmek adına ilaçlar verebilir.

Gebelikte grip için gereksiz antibiyotik kullanmaktan kaçınmalısınız.

Gribin etkilerini azaltmak için;

Bol sıvı alımı son derece önemlidir.

Taze sebze ve meyve tüketmelisiniz.

Enfeksiyonlardan korunmak adına C vitamini içeren meyveler tüketmelisiniz.

Düzenli bir şekilde uyumalısınız.

Yaşadığınız ortamın havasına ve sıcaklığına özen göstermelisiniz.