Yazılar

Menopozu ikinci bahara dönüştürün!

Menopozu ikinci bahara dönüştürün!

Kadınların hayatında önemli dönemeçlerden biri olan menopozu günümüzde sağlıklı ve rahat geçirmek hatta ikinci bahara dönüştürmek mümkün. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk, bu süreçte ortaya çıkabilecek fiziksel ve ruhsal bazı sorunların başta düzenli egzersiz olmak üzere yaşam tarzında yapılacak birtakım düzenlemelerle daha rahat geçirilebileceğini söylüyor. Buna karşın menopozla birlikte tip-2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve osteoporoz gibi kronik sağlık sorunlarının baş gösterebildiğine işaret eden Dr. Harika Bodur Öztürk, 18 Ekim Dünya Menopoz Günü öncesinde menopoz sürecini rahat geçirebilmek için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Tıp dilinde ‘kadınların adetten kesilmesi ve doğurganlığın bitmesi’ anlamına gelen menopoz, ani olabileceği gibi 5 ila 8 yılı bulan süreci de kapsayabiliyor. Ülkemizde kadınların ortalama 48 yaşında menopoza girdiğini belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk, “Menopoz sürecinde kadınlardaki dönüşüm sırasında sıcak basmaları, çarpıntı, duygu durum değişikliği, anksiyete, uyku sorunları, hafıza sorunları, vajinal kuruluk ve libido azalması gibi östrojen hormonunun eksikliğine bağlı gelişen değişimler söz konusu olabilir. Yorgunluk, baş ağrıları, kas ağrısı, gece terlemeleri de görülebilir. Bu dönüşüm birçok kadının yaşam kalitesini maalesef geçiş döneminde olumsuz etkileyebilir. Ayrıca menopozla birlikte tip 2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve osteoporoz gibi kronik sağlık sorunları da baş gösterebilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Harika Bodur Öztürk

İlk sinyallere dikkat!

Menopoz öncesinde bazı sinyaller sürecin başlamak üzere olduğuna işaret ediyor. İlk belirtilerin görüldüğü andan itibaren menopoza dek geçen sürece ‘premenopoz’ yani ‘menopoz öncesi dönem’ denildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk şöyle konuşuyor: “Premenopoz sürecinde ilk göstergelerden biri menstruel kanama düzensizliğidir. Bunlar sık kanama veya uzun aralıklarla kanama şeklinde olabilmektedir. Bazen de gecikmeler sonrasında 7-8 günden fazla uzun süren aktif kanama da karşımıza çıkabilir. Karşılanmamış östrojen hormonu etkisiyle olan düzensiz kanamalar uzun dönemde kadınlarda rahim kanseri için de risk faktörü olabilir. Bu nedenle uzun süren kanamalarda, kanamanın bitmesini beklemeden doktorunuza görünmeniz doğru olacaktır.”

Bilimsel araştırmalar neye işaret ediyor?

Hormon replasman tedavisinin (HRT) sentetik östrojen ve progesteron ile yapılabildiğini, ancak “Milyon Kadın Çalışması” ndaki HRT ile meme kanseri artışının bildirildiğini, bu nedenle alternatif tedavi seçeneklerinin araştırıldığını söyleyen Dr. Harika Bodur Öztürk “Yapılan bilimsel araştırmalar fiziksel aktivite ve egzersizin bu dönemde kritik rol oynadığını ortaya koyuyor. Egzersiz ile kısa dönemde stres azalır; kas, eklem ve kemik sağlığınız artar, daha iyi bir uyku sağlanmış olur. Uzun dönem etki olarak da kanser, kalp hastalığı riski, tip 2 diyabet riski, inme riski, obezite ve osteoporoz riskiniz azalır, bilişsel fonksiyonlar artar. 12 hafta boyunca, haftada 3 gün 1 saat süreyle aerobik egzersiz yapıldığında metabolik sendrom risk faktörlerinde belirgin azalma; açlık kan şekeri, trigliserit ve kolesterol düzeylerinde belirgin iyileşme kaydedilir. Kan basıncında düzelme söz konusudur. Yapılan çalışmalarda düzenli egzersiz yapanlarda sıcak basmaları yüzde 50 oranında azalabilir.” diyor. Pause Sağlık, Pause Dergi

Hekime danışmak şart!

Sıcak basmaları ve gece terlemeleri bu dönemdeki kadınların yüzde 80’ ini etkilerken, bu şikayetlerin 5 ila 7 yıl devam edebildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk, yapılan araştırmaların, hastaların HRT dışında alternatif tedavileri çoğu zaman doktoruna danışmadan kullandığını gösterdiğini söylüyor. Hekim bilgisi olmadan internetten ya da arkadaş çevresinin önerisiyle kulaktan dolma bilgilerle vitamin, mineral destekleri alınabildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk, hekim bilgisi dışında kullanılan takviye ürünlerin sağlığa fayda yerine zarar verebildiğini, bu nedenle mutlaka hekime danışılması gerektiğini söylüyor.

Bu önerilere dikkat!

Menopoz döneminde kilo alımının sıcak basmalarını artırdığını, ancak yüzde 10 oranında kilo kaybı ile bu sorunun azalabildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk; ideal kiloya ulaşmanın önemini vurguluyor. Gece oda ısısının düşürülmesinin, bu dönemde sıcak ve baharatlı gıdalar tüketilmemesinin ve alkol tüketiliyorsa mutlaka azaltılmasının tavsiye edildiğini vurgulayan Dr. Harika Bodur Öztürk “Menopozla birlikte kalsiyum alımına da dikkat edilmesi önerilir. Günlük kalsiyum ihtiyacı 1200 mg.dır. Ancak böbrek taşı veya böbrek hastalığı varsa kalsiyum tüketimine dikkat etmek gerekir.” diyor.

Kegel egzersizleri uygulayın

Yapılan bilimsel çalışmaların, menopoz dönemindeki kadınların yüzde 50’sinin azalmış hormonlar nedeniyle ağrılı ilişki, yanma, ağrılı idrar yapma ve ani idrar hissi gibi sorunlar yaşayabildiğini, bu ve benzeri gerekçelerle cinsel ilişkiden çekindiğini hatta kaçındığını gösterdiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk şöyle konuşuyor: “Menopozla birlikte üreme organında atrofi dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Cinsel ilişki sırasında vajinal elastikiyetin azalması nedeniyle kadında ağrı olabiliyor. Ağrı nedeniyle de cinsel yaşama ilgi de azalabiliyor. Hormon replasman tedavisi her ne kadar libidoyu artırmasa da vajinal lubrikasyonu artırarak kadınlara destek olabiliyor. Lokal vajinal östrojen tedavileri de seçenekler arasındadır. İlerleyen yaşla birlikte bağ dokusu desteğinin azalmasıyla pelvik organlarda sarkma sorunu da oluşabiliyor. Pelvik kasları çalıştıran Kegel egzersizi bu konuda destek verebilir. Sistemik ve lokal tedavilerle de bu sorunlar çözülebilir.”

Kadın kanserlerinde yaşam kurtaran önerileri!

Kadın kanserlerinde yaşam kurtaran önerileri!

Ülkemizde meme kanserinden sonra en yaygın görülen kadın kanserlerinde ihmal edilen bazı belirtiler aksine yaşamsal önem taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör kadın genital kanserlerinin en sık görülenlerinin rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanseri olduğunu belirterek “Dünyada her yıl bir milyondan fazla kadın jinekolojik kanserle karşılaşıyor. Ülkemizde her yıl 5 bine yakın kadına rahim kanseri, yaklaşık 3 bin kadına yumurtalık kanseri, 1.500 kadına da rahim ağzı kanseri tanısı konuyor. Ancak çoğunlukla bu kanserler belirti vermeden sinsice ilerlediği için, çoğu kişi de ya korkudan ya da ihmalkarlıktan düzenli kontrollerini yaptırmadığı için ne yazık ki ileri evreye ulaşmış oluyor. Oysa ölümcül kadın kanserleri düzenli rutin kontroller ve testler ile erken teşhis edilirse tedavi edilebiliyor” diyor. Jinekolojik kanserler açısından toplumsal farkındalığın yok denecek kadar az olması nedeniyle tüm dünyada farkındalık oluşturabilmek için toplumun dikkati her yıl Eylül ayında jinekolojik kanserlere çekiliyor. Prof. Dr. Mete Güngör, Eylül ayı Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada en sık görülen üç kadın kanserinin ihmale gelmez belirtilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mete Güngör

  1. Rahim Kanseri (Endometrium Kanseri)

Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında yer alan rahim kanseri riski menopoz döneminde artıyor. Rahim içini döşeyen tabakanın hücrelerinden kaynaklanan rahim kanserinin genellikle erken evredede tespit edilebildiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Çünkü sıklıkla adet periyotları arasında veya menopoz sonrası vajinal kanama şeklinde belirti verir” diyor. Prof. Dr. Mete Güngör rahim kanseri riskini artıran faktörlere yönelik şöyle konuşuyor: “Adet dönemi 12 yaşından önce başlar ya da menopoz geç yaşta olursa, o kadar fazla östrojen hormonuna maruz kalınır ve bu da riski artırır. Aşırı kilo da vücuttaki östrojeni artırır ve rahim kanseri açısından riskli gruba sokar. Obez kadınlarda rahim kanseri riski üç kat fazladır. Yağlı diyet, hiç gebe kalmamış olmak, adet döneminin düzensizliği, diyabet, ailede meme veya yumurtalık kanseri hikayesi olması ve menopozda progesteron hormonu olmaksızın tek başına östrojen tedavisi verilmesi de riski artırır.”

Bu belirtilere dikkat!

Rahim kanseri en fazla kanama ile belirti verdiği için, kadınların özellikle menopoz döneminin ardından baş gösteren en küçük bir kanamaya hatta lekelenmeye karşı bile çok dikkatli olması ve hemen bir uzmana görünmesi gerekiyor. Adet kanamalarının fazla olması ve uzun sürmesi, pelvik ağrı, ilişki sırasında ağrı, anormal kanlı akıntı ve kilo kaybı da rahim kanserinin başlıca belirtilerini oluşturuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Yumurtalık (Over) kanseri

Yumurtalık kanseri genelde sindirim sistemi ve mesane sorunları gibi bir çok hastalığın belirtilerini taklit ediyor. Bu nedenle çoğunlukla tanısı geç ve ileri evrede konuluyor. Yumurtalık kanserini önceden tespit edecek bir yöntem olmadığını, teşhisin tesadüfen rutin jinekolojik muayenelerde konulduğunu belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Kadınların hiç olmazsa senede bir kez rutin jinekolojik muayene ve pelvik ultrason yaptırması gerekir” diyor. Kalıtsal gen mutasyonları, ailede yumurtalık kanseri öyküsü, önceki bir kanser tanısı, artan yaş, hiç hamile kalmamış olmak yumurtalık kanseri riskini artırıyor.

Bu belirtilere dikkat!

Karında basınç hissi ve şişkinlik, kasıkta dolgunluk veya ağrı, uzun süreli hazımsızlık, gaz veya bulantı, bağırsak alışkanlıklarında (kabızlık) gibi değişiklikler, kanama düzensizliği, mesane alışkanlıklarında sık idrara çıkma ihtiyacı dahil değişiklikler, iştah kaybı veya hızlı bir şekilde tokluk hissi, vajinal kanama ve kilo kaybı gibi sorunların yumurtalık (over) kanserinin belirtileri arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Mete Güngör; bu şikayetlerden bir veya birkaçı varsa kesinlikle ihmal etmeyip doktora görünmek ve gerekli tetkikleri yaptırmak gerektiğini vurguluyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Rahim Ağzı (Serviks) kanseri

Dünya çapında 45 yaş altı kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türü olan rahim ağzı (serviks) kanserini aşı ile önlemenin mümkün olduğunu ancak ne yazık ki çok sayıda kadının bundan haberinin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Mete Güngör “Rahim ağzı kanserinin yüzde  72-75’inden Human Papilloma Virüsün (HPV) 16 ve 18 tipleri sorumludur. HPV oldukça yaygın görülen ve cinsel yolla bulaşan bir virüs olduğu için bu tiplere karşı geliştirilen aşılar büyük koruma sağlıyor. Küçük yaşta cinsel ilişkiye başlamak, çok sayıda partner, sigara, sağlıksız beslenme, bağışıklık sistemini etkileyecek bir sağlık sorunu olması, uzun süreli doğum kontrol hapı kullanımı ve üçün üzerinde doğumun rahim ağzı kanseri açısından riski artırıyor” diyor.

Bu belirtilere dikkat!

Rahim ağzı kanserinin erken evrede genellikle belirti vermeyen ancak kadın kanserleri arasında düzenli taramayla önlenebilen tek kanser türü olduğunu vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör; bu nedenle her kadının hiçbir yakınması olmasa bile düzenli muayene olmasının ve 21 yaşından itibaren en geç 3 yılda bir Pap Smear testi yaptırmasının da hayati önem taşıdığını vurguluyor. Prof. Dr. Mete Güngör “Anormal vajinal kanama, cinsel ilişki sırasında veya sonrasında ağrı veya kanama, vajinadan anormal sulu, kokulu ve kanlı akıntı gelmesi, normal adet dönemi dışında kan lekeleri veya hafif kanama rahim ağzı kanserinin ileri evredeki belirtileri olduğundan bu şikayetlerden biri veya birkaçı varsa hemen doktora görünmek gerekir” diyor.

 Dünyada yalnızca 70 kadında görülen hastalık “Siyatik sinir endometriozis”

 Dünyada yalnızca 70 kadında görülen hastalıkSiyatik sinir endometriozis”

 Tam teşhis edilemediği için 8 yıl boyunca dayanılmaz ağrılar çeken Özlem Türe, Türkiye’nin ilk ‘siyatik sinir endometriozis’ hastası oldu. Bu hastalık Özlem Türe’nin yaşamının 8 yılını zehir etti. Tam nedeni anlaşılamadığı için farklı tedaviler uygulanan hatta ‘bel kayması’ denilerek beline 4 tane vida yerleştirilen Özlem Türe, ağır ağrı kesiciler ve iğnelerle geçirdi bu yılları. En sonunda başvurduğu Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta’dan duyduğu tanıya inanamadı. O hiç bitmeyen ağrılarının nedeni; derin endometriozisti. Rahimdeki doku ilerleyerek leğen kemiğinin içinden geçen siyatik sinirine kadar gelmiş ve sinire baskı yaparak ağrı çekmesine yol açmıştı… Çaresi, ameliyat olmaktı. Ama ameliyat da riskliydi; ayağını kullanamayabilir, uzun zaman fizik tedavi görmesi gerekebilirdi. Çektiği acılardan kurtulmak için hiç düşünmeden kabul etti. Ameliyat sonrasında yeniden doğduğunu söyleyen Özlem Türe, yaşadıklarını tüm içtenliğiyle anlattı; Prof. Dr. Taner Usta sinsi hastalık derin endometriozise yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

38 yaşındaki Özlem Türe, son 8 yılını her gün ömründen çalan dayanılmaz şiddette ağrıyla geçirdi. Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak da adlandırılan derin endometriozis hastalığı, 30 yaşında çaldı kapısını. Sinsi hastalık önce sırtında, kaburga kemiğinde ağrıyla sinyal verdi. “Kadın doğumcudan ortopediye, iç hastalıklarından beyin ve sinir cerrahisine, romatolojiden psikiyatriste dek sayısız doktora gittim. Hatta psikiyatrik ilaç tedavisi uygulandı. Kimi idrar yolu enfeksiyonu dedi, kimi kum döküyorsun! Kimi de bel kayması olduğu gerekçesiyle ameliyat edip 4 tane de vida taktı! Sabah-akşam iğne olmaktan damarlarım mosmor oldu.” diyen Özlem Türe’nin günde birkaç kez içtiği ağır ağrı kesiciler, sabah-akşam yaptırdığı iğneler, ameliyatlar derken 8 yılı kabus gibi geçti. Ama hiç biri hastalığına çare olmadı. İlaçların ve iğnelerin etkisi en fazla bir-iki saat sürüyor, her gün acil serviste alıyordu soluğu; “Beni öldürün, dayanamıyorum” diye her gün evin içinde ağlayıp ailesini de derin üzüntülere boğduğunu söyleyen genç kadın, bir gün yaşamına son vermeye bile kalkıştı, kardeşinin telkinleri ve ısrarlarıyla yaşamın kıyısından döndü.

30’lu yaşlarında her gün kabusu yaşadı!

Özlem Türe’nin 30’lu yaşlarının ‘kaybolmasına’ yol açan derin endometriozis hastalığı, tam 8 yıl sonra, başvurduğu Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta tarafından teşhis edildi. Prof. Dr. Taner Usta, özellikli ve kritik bir ameliyatla, endometriozisin siyatik sinirlerinde toplanmış olan, bu nedenle çekilmez ağrılarla yaşamı alt üst olan hastasını sağlığına kavuştururken, Özlem Türe “Bu güne kadar her gün kabus gibi yaşadım; şimdi yeniden dünyaya gelmiş gibi hissediyorum” diyor. Genç kadın, yaşamının ‘dönüm noktası’nı şöyle anlatıyor: “Taner hocama gittim. Muayene esnasında, beni yıllarca ağrıdan öldüren noktayı buldu ve tam oraya dokundu. O esnada canım gitti. Sonrasında bana her şeyi en iyi boyutundan en kötü boyutuna kadar ayrıntısıyla anlattı. Çünkü sinirin etrafında operasyon yapılacağı için, kritik bir ameliyat olduğundan ayağımın tutmama riski vardı, bir buçuk yıl fizik tedavi görebilirdim. Her şeyi kabul ettim. Ameliyata gireceğim sabah ben yine ağrıdan ölüyordum, yine ağrı kesici iğne olmak zorunda kaldım. Ameliyata girerken son sözüm; ‘Özlem artık buraya kadar’ oldu. Çünkü ameliyattan çıkamayacağımı düşünüyordum, ailemle vedalaşmıştım!’”

Yeniden doğdum!

Zorlu bir ameliyatın ardından iki gece hastanede kaldıktan sonra taburcu olan Özlem Türe “Ameliyattan sonra hızla sağlığıma kavuştum. Yeniden doğmuş gibi hissediyorum. Ama 8 yılım heba oldu, üstelik onca acı çekerek… Bu hastalığın farkındalığının artması gerektiğine inanıyorum. Zira, benim gibi, bu sorunu yaşadığını bilmeyen çok kadın olduğunu öğrendim. Ağrısız yaşamak gerçekten çok güzelmiş, benim için adeta bir mucize” diyor.

Ülkemizde tedavisi yapılan ilk siyatik sinir endometriozisi!

Özlem Türe’yi sağlığına kavuşturmanın ötesinde adeta yeniden hayata gelmiş gibi hissettiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta da genç kadının hastalığını şöyle anlatıyor: “Özlem hanımın hastalığı siyatik sinir endometriozisiydi. Yani çikolata kisti hastalığının leğen kemiğinin içinden geçen siniri tutan nadir bir formu. Derin Endometriozis olarak da adlandırılan, yumurtalığın dışındaki doku ve organları tutabilen formun nadir bir türü. Hastalığı diğer jinekolojik muayenelerden farklı olan özel bir muayene yöntemi ve ayrıntılı tetkiklerle teşhis ettik.”

Özlem Türe’nin, ülkemizde tedavisi yapılan ilk siyatik sinir endometriozis’i hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Taner Usta “Siyatik siniri tutan derin endometriozisi 4,5 saat süren zorlu bir ameliyatla, üç boyutlu laparoskopik yöntemle cerrahi olarak çıkardık ve sinirin üzerini tamamen temizledik. Dolayısıyla siyatik sinir endometriozis’i doğru tanı ve tedavi ile rahatlıkla tedavi edilebilir bir hastalıktır.” diyor.  

Endometriozis böbrek kayıplarına bile yol açabiliyor!

Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen ve kadınların en sık karşılaştığı jinekolojik hastalıklardan biri olan endometriozis, rahmin içini dolduran doku tabakasına ait hücrelerin, yumurtalıklar, bağırsaklar ve mesane gibi rahim dışında başka bir organda yerleşip büyümesiyle ortaya çıkıyor. Bu sinsi hastalık, çok farklı şikayetlere yol açtığından teşhisi yıllarca konulamayabiliyor. Tek başına bel ağrısıyla kendini gösterebildiği gibi, sürekli yorgunluk, gaz ve şişkinlik, idrarda yanma, şiddetli adet sancıları hatta depresyon gibi birbirinden çok farklı maskelere bürünebiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, iyi huylu ama kötü davranışlı olan, isminin aksine kişiye hayatı zehir edebilen çikolata kistinin, etraftaki idrar yollarına giden borucuğu daraltarak sessiz böbrek kayıplarına bile yol açabildiğini belirtiyor. Bilimsel çalışmalar endometriozise tam olarak neyin neden olduğunu henüz ortaya koyamasa da, çevresel faktörler ve kimyasalların da bu hastalığa zemin hazırladığı tahmin ediliyor.

Yanlış temizlik enfeksiyona neden olabilir!

Yanlış temizlik enfeksiyona neden olabilir!

Oldukça sık bir sorun olan vajinal akıntı ve beraberinde kaşıntı şikâyeti kimi zaman kadınların günlük yaşam konforlarının azalmasına sebep olabilmektedir. Ancak bu durumun önlenmesine yönelik alınacak tedbirler de var. Temizlik çok önemli olsa da, yanlış yapılması iyi huylu bakterilerin yok olmasına dolayısıyla zararlı etkenlerin çoğalarak hastalık oluşmasına neden olabiliyor.  Bu akıntılara karşı önlem almanın önemini vurgulayan Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Emre Özgü bu konuda kadınların bilmesi gerekenleri aktardı.

Vajinal bölgede bulunan doku ve salgı bezlerinden kaynaklanan az miktarda beyaz ya da renksiz ve kokusuz bir akıntının olması genital bölgenin sağlığı açısından normal ve gerekli olarak kabul edilmektedir. Normal olarak kabul edilen bu durum zaman zaman miktar ve kıvam olarak değişiklik gösterebilmektedir. “Adet döngüsünün ikinci yarısında, hamilelik döneminde ya da bir sebepten doğum kontrol hapı gibi hormonal bir tedavi alan kadınlarda akıntı miktarı ve kıvamında değişiklikler gözlenebilmektedir” açıklamasında bulunan Doç. Dr. Emre Özgü akıntı ne zaman anormal olarak kabul edilir? Sorusunun cevabını ise şöyle yanıtlıyor. “Normal (fizyolojik) akıntı dışında;

Kaşıntı

Kötü koku

Süt kesiği şeklinde beyaz parçalı

Sarı, yeşil, köpüklü akıntılar

Akıntı ile birlikte kasık ağrısı, ateş eşlik ediyorsa; akıntının tedavi gerektiren bir sebep dolayısı ile oluştuğu düşünülür.”

Dr. Emre Özgü “Antibiyotik kullanımı, kan şekerinin yükselmesi, hijyen kurallarına uyamama gibi sebeplerle bu düzenin bozulması sonucunda bizim “kötü bakteriler” olarak adlandırdığımız mikroorganizmalar baskın hale geçer ve yukarıda bahsettiğimiz enfeksiyon tablosunu oluştururlar. Akıntılar sadece enfeksiyon ya da flora bozukluğu sebebiyle gelişmez. Özellikle cinsel ilişki sonrası gözlenen kanlı akıntılar rahim ağzı kanserinin belirtisi olabilirler.

Bunun dışında yumurtalık ve tüp kanseri gibi durumlarda da et suyuna benzeyen çoğu zaman beraberinde karın ağrısının da eşlik ettiği akıntılar gözlenebilir” dedi.

Tedavi için doğru yöntem seçilmelidir

Bahsedilen özelliklere sahip bir akıntı varsa sebebin belirlenerek tedaviye başlanması gerektiğini açıklayan Emre Özgü, tedavi öncesi muayene yapılarak, gerekirse örnekler alınarak akıntının sebebi belirlenmesi gerektiğini aktardı. Tedavinin ona göre planlanması gerektiğini söyleyen Özgü sözlerine şöyle devam etti: “Kimi vajinal akıntı için ağızdan ve bölgesel olarak kullanılacak antibiyotik içeren tedaviler gerekirken, mantar enfeksiyonları gibi sebeplerle oluşan akıntılarda ise sebebe özel mantar karşıtı tedaviler kullanılabilir.”

Karbonhidrat ve alkol tüketimine dikkat

Vajinal bölgenin su, sabun, temizleyici ürünler ile temizlenmesinden kaçınılması akıntının önlenmesi konusunda uygulanabilecek en önemli tedbirdir. Genital bölgenin yanlış temizliği sebebiyle “iyi bakteriler” olarak tanımlanan mikroorganizmaların oluşturduğu koruyucu bariyer de ortadan kalkar. Bu sayede genital bölge enfeksiyona açık hale gelir. Genital bölge temizliğinin gereğinden sık yapılması, temizlik için pH değeri düşük temizleyicilerin kullanılması, sadece cildin değil vajinal bölgenin herhangi bir şekilde su, sabun ya da dezenfektanlar kullanılarak temizlenmesi, temizlik genital bölgede parfüm gibi sentetik ürünlerin kullanılması gibi durumlar enfeksiyon ihtimalini arttırabilmektedir.

Fazla miktarda karbonhidrat ve alkol tüketimi özellikle mantar enfeksiyonlarına sebep olabilecek kan şekeri yükselmesine sebep olabilmektedir. Bu sebeple beslenmemizde yüksek karbonhidrat tüketiminden uzak durmamız faydalı olacaktır.

Özellikle adet dönemi de kullanılan hijyenik ped, tampon gibi sentetik materyaller bakterilerin çoğalması için uygun bir ortam oluşturmaktadır. Bu sebeple gerekli olan kişisel temizlik ürünlerini mümkün olduğunca kısa süreli kullanmak ve sık aralıklarla değiştirmek akıntıyı önleme konusunda faydalı olacaktır.

Günlük ve tuvalet sonrası kullanılan temizlik ürünlerinin mümkün oldukça vücut dengesine uygun olmasına, kokulu ya da katkılı olmamasına özen gösterilmelidir.

Hemen hemen her kadının hayatının bir döneminde karşılaştığı, kimi zaman sık tekrarlayarak ya da uzun süre devam ederek kadınların hayatını kabusa çevirebilen vajinal akıntı için en iyi tedavi önlemleri alarak gelişmesini önlemektir. Eğer bir şekilde anormal akıntı ile karşılaşırsanız vakit geçirmeden doktor kontrolüne gitmek şikayetlerinizin daha ciddi sorunlara yol açmadan erken dönemde çözülebilmesi için fırsat sağlayacaktır.