Yazılar

Dikkat! Bu etkenler kalbi tehdit ediyor!

Son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıklarının da etkisiyle dünya genelinde görülme sıklığı hızla artan kalp hastalıkları ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan “Günümüzde aşırı tuz, şeker, doymuş yağ ve trans içeriği yüksek olan işlenmiş gıdaların tüketilmesi, hareketsiz yaşam tarzı, sigara ve stres derken kalp ve damar hastalıklarının yol açtığı şikayetlerle kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların sayısı hızla artmaktadır. Bu hastalar en sık göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı şikayeti ile başvururlar. Erken tanı ve tedavi kalp krizini ve hayati riski azaltmada kritik önem taşımaktadır” diyor. Ülkemizde kalp ve damar hastalıklarının, tüm ölümlerin yüzde 33’ünü oluşturduğunu, üstelik artık çocuk yaşlarda da sık karşılaşıldığını belirten Doç. Dr. Gürkan 14-20 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında yaptığı açıklamada kalp sağlığı için ihmale gelmez 7 öneride bulundu, önemli açıklamalar yaptı.

Doç. Dr. Ufuk Gürkan

Doç. Dr. Ufuk Gürkan

  • Risk faktörlerine dikkat edin!

Ailesinde birinci derece yakınlarında kalp damar hastalığı öyküsü olanlar, diyabet ve hipertansiyon hastaları, sigara kullananlar ve aşırı stresi yönetemeyenler kalp-damar hastalıkları açısından yüksek risk taşımaktadır. Yapılan birçok çalışmaya göre; kanda gerek trigliserid gerekse LDL kolesterol denilen kötü kolesterolü yüksek olanlar mutlaka kardiyolojik açıdan düzenli kontrol edilmeli, yaşam şekli ve ilaç tedavisi açısından değerlendirilmelidir.

  • Bu belirtileri mutlaka önemseyin!

Göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetleri olanların mutlaka gecikmeden doktora başvurması gerektiğini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan “Yürüyüş esnasında olan bir göğüs ağrısı ya da nefes darlığı, kişi yürüyüşü sonlandırdığında geriler ve bazen gün içinde tekrar olmayabilir. Göğüs ağrısı geçtiğinde çoğu hasta sorunun bittiğini düşünür ki hastaların en sık yanıldığı konu da budur. Bu şikayetler aslında kalp ve damar hastalıklarının çok tipik ve önemsenmesi gereken belirtileridir. Aslında  sorun yeni başlamıştır ve gelmekte olan  tehlikenin  habercisidir” diyor. Hiçbir risk faktörü olmayan kişilerde de kalp krizi oluşabildiğini belirten Doç. Dr. Gürkan “Bu nedenle göğüste, sırtta, kollarda veya mide bölgesinde özellikle eforla oluşan her türlü ağrıda kişilerin kalp hastalığı tanısı alma ihtimalinden korkmadan en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları önemlidir” diye konuşuyor.

  • Mutlaka egzersiz yapın, ancak!

Düzenli egzersiz kalp hastalarının olmazsa olmaları arasındadır. Ancak egzersiz kararı almadan önce hastaların egzersize engel önemli kalp damar sorununun olup olmadığı hekim tarafından kanıtlanmalıdır. Önerilen egzersiz miktarı genelde haftada 5-7 gün; günde 45-60 dk arası olmalıdır. Kesinlikle ağır bir yemek sonrası egzersiz yapılmamalıdır. Ağır egzersizlerden ve yüksek tempoda koşudan kaçınılmalı, göğüste baskı hissi, yanma, ağrı ve nefes darlığı olduğunda egzersiz mutlaka sonlandırılmalıdır. Özellikle göğüs ağrısı egzersizle yeni başlamışsa mutlaka kardiyoloji hekiminin görüşünü ve değerlendirmesini almak gerekmektedir.

  • Koroner anjiyografiden çekinmeyin!

Kalp sağlığı açısından düzenli bir muayene ve gerekli tetkiklerin yaptırılmasının büyük önem taşıdığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan şöyle konuşuyor: “Maalesef çok sayıda hasta göğüs ağrısı şikayeti olmasına rağmen koroner anjiyografi ile ilgili yanlış bilgiler nedeniyle işlemden çekinmekte, işleme gitmemekte ve gelişen kalp krizi nedeniyle kaybedilebilmektedir. Koroner anjiyografi çoğunlukla ağrılı olmadığı gibi, işlem lokal anestezi ile yapılmakta, çok gergin hastalara sakinleştirici de verilebilmektedir. İşlem tıbbi açıdan tüm güvenlik önlemleri alınmış donanmlı bir laboratuvarda yapıldığı için risk yaklaşık onbinde 1 gibi çok düşük orandadır. İşlem sırasında ciddi bir darlık tespit edilirse tıkalı damara balon ve stent takılır. Bazen de ameliyat ( bypass) kararı alınabilmektedir. İşlem sonrası hastalar genelde 3-6 saat içinde taburcu edilebilmektedir.”

  • Sağlıklı yaşam tarzı benimseyin!

Özellikle son yıllarda sağlıksız beslenme (fast-food tarzı yiyecekler, ambalajlı gıdaların sık tüketilmesi, aşırı tuzlu, yağlı, şekerli besinler vb), hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, sigara, alkol ve de keyif verici maddelerin kullanımı, yetersiz ve kalitesiz uyku ile yönetilemeyen aşırı stresin kalp sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini vurgulayan Doç. Dr. Gürkan “Genetik ve çevresel faktörlerin yanı sıra sağlıksız yaşam alışkanlıkları da kalp sağlığını çok ciddi şekilde tehdit etmektedir. Bu nedenle günümüzde çocuk yaşta da kalp ve damar hastalıklarının yol açtığı şikayetlerle kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların sayısı hızla artmaktadır. Oysa sağlıklı yaşam tarzı ile kalp sağlığımızı iyileştirmemiz mümkün” diyor.

  • İlaçlarınızı düzenli kullanın!

Kalp sağlığı için doktorun önerdiği ilaçların mutlaka düzenli kullanılması gerektiğini, internetten ya da kulaktan dolma bilgilerle ilaç kullanmaya son vermenin hayati riske neden olabildiğini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle stent işlemi açısından hastalara verilen kan inceltici ilaçlar ilk bir yıl içinde mutlaka her gün düzenli olarak aksatmadan alınmalıdır. Zira bu ilaçlar metalik yapıdaki stentlerin üzerine trombositlerin (kan pulcukları) yapışmasını engellemektedir. Böylelikle yeni takılmış olan stentlerin üzerinde pıhtı oluşması engellenir ve stentin, dolayısıyla kalp damarının aniden tıkanmasının önüne geçilmiş olunur.”

  • Bu yanılgıya düşmeyin!

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan ülkemizde kalp damar hastalığı tanısı alıp koroner bypass cerrahisi geçiren ya da stent takılan hastaların çok sık düştükleri bir yanılgıya dikkat çekerek “Bazı hastalar bu operasyonları olduktan sonra tamamen iyileştikleri yanılgısına kapılabilmekte ve kontrole gitmemektedir. Hatta bir süre sonra ilaçlarını da kısmen ya da tamamen bıraktıkları görülmektedir. Birçok klinik araştırmada; takılan stentlerin ya da bypass damarlarının yeniden tıkanabildiği gösterilmiştir. Ancak bunların çoğu erken tanı koyularak gerek ilaç gerekse de yeniden stentleme işlemleri ile tedavi edilebilmektedir. Ayrıca işlem yapılan damarlar dışında başka damarlarda da problemler olabilmektedir. Bu nedenle kalp hastalığı tanısı almış kişilerin düzenli aralıklarla poliklinik kontrolüne gitmeleri ve de düzenli ilaçlarını almaları önem taşımaktadır” diyor.

Kalp krizinde bu belirtilere dikkat!

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan, kalp krizinin çoğu zaman ‘geliyorum’ dediğini belirterek, bu belirtileri şöyle anlattı: “Kalp krizinin en sık bulguları; göğüs orta kısmında baskı yanma veya sıkışma hissidir. Bununla beraber sırt ağrısı, mide ağrısı (reflü ile sıkça karışır) kola yayılan ağrı, alt çeneye vuran ağrılar da bu bulguların bir parçası olabilir. Kriz anının günler veya saatlerde öncesinde genelde eforla bazen de istirahatte iken göğüste 5-10 dk süren baskı, yanma şikayetlerini hastalar hissedebilir. Bu durumda ağrının geçmiş olması riskin bittiği anlamına gelmez aksine hastaya acilen hastaneye ulaşma adına bir şans vermektedir.” Hemen 112 Acil Servise haber verilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Gürkan “Kendi başına araçla hastaneye gitmek kesinlikle yanlış ve tehlikelidir” diyor.

Kalp krizi geçirme riskiniz yüksek mi?

Kalp krizi geçirme riskiniz yüksek mi?

“Sağlıklı bir yaşam tarzı, düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve tıbbi tavsiyelere uymak, kalp krizi riskini azaltmada anahtar faktörlerdir. Bu önlemler, genel sağlığı iyileştirmenin yanı sıra, kalp krizi riskini önemli ölçüde düşürebilir.” diyen Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu, yıllık sağlık kontrollerinin, risk faktörlerinin belirlenmesinde ve yönetiminde kritik bir rol oynadığının altını çizerek kalp krizi riski hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu

Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu

Bazı yaş grupları daha yüksek risk altında
Kalp krizi, dünya çapında en yaygın sağlık sorunlarından biri olup, her yaştan insanı etkileyebilir. Ancak, bazı yaş grupları daha yüksek risk altındadır. Genellikle, erkeklerde 45 yaş ve üzeri, kadınlarda ise 55 yaş ve üzeri kişiler daha yüksek risk altında kabul edilir. Bu, yaşın yanı sıra, sigara kullanımı, yüksek kan basıncı, yüksek kolesterol, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam tarzı, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü gibi faktörlerin de kalp krizi riskini artırdığı anlamına gelir.

Kalp krizi riski birçok yöntemle değerlendirilebilir
Kalp krizi riskini değerlendirmek için kullanılan birçok yöntem vardır ve bunlar arasında en bilineni Framingham Risk Score’dur. Bu yöntem, kişinin yaşını, cinsiyetini, kolesterol seviyelerini, sigara kullanım durumunu, kan basıncı değerlerini ve diyabet durumunu dikkate alarak, sonraki 10 yıl içinde kalp krizi veya kalp hastalığına yakalanma riskini yüzdelik olarak hesaplar.

Belirtileri bazen hafif ve belirsiz olabilir
Kalp krizi belirtileri bazen hafif ve belirsiz olabilir, ancak bazı semptomlar acil müdahale gerektirir. Bunlar arasında göğüste ağrı, sıkışma, ağırlık veya dolgunluk hissi; ağrının çeneye, boyna, sırtlara veya kollara yayılması; mide bulantısı, hazımsızlık, kalp çarpıntısı; soğuk terleme ve nefes darlığı sayılabilir. Bu belirtilerden herhangi birini yaşayan bir kişinin derhal tıbbi yardım alması hayati önem taşır.

sağlık

Sağlıklı yaşam tarzı önlemler arasında
Ani kalp krizine karşı alınabilecek önlemler arasında sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek yer alır. Bu, dengeli bir diyet, düzenli fiziksel aktivite, sigarayı bırakma, aşırı alkol tüketiminden kaçınma ve stres yönetimi tekniklerini içerir. Ayrıca, yüksek kan basıncı, yüksek kolesterol ve diyabet gibi risk faktörlerinin düzenli olarak kontrol edilmesi ve gerekirse ilaç tedavisiyle yönetilmesi önemlidir.

Semptomları tanımak önemli
Kalp krizi riski yüksek olan bireylerin, olası bir kalp krizini erkenden tanıyabilmeleri ve uygun tedaviyi alabilmeleri için semptomları tanımaları ve risk faktörlerini azaltıcı yaşam tarzı değişiklikleri yapmaları gerekmektedir. Yıllık sağlık kontrolleri, risk faktörlerinin belirlenmesinde ve yönetiminde kritik bir rol oynar. Sağlıklı bir yaşam tarzı, düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve tıbbi tavsiyelere uymak, kalp krizi riskini azaltmada anahtar faktörlerdir. Bu önlemler, genel sağlığı iyileştirmenin yanı sıra, kalp krizi riskini önemli ölçüde düşürebilir.

Yüksek tansiyon kalp krizi riskini artırıyor

Yüksek tansiyon kalp krizi riskini artırıyor

Etrafımızda çok sık duyduğumuz ani ölümlerin başında kalp krizleri geliyor. Bunun birçok nedeni olsa da basit kontrollerle, yaşam tarzınızı iyileştirerek riski kendinizden uzaklaştırabilirsiniz. Peki nedir bu öneriler? Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meryem Aktoz, 9 maddede kalp krizi riskini en aza indirmenin ipuçlarını anlattı.

Prof. Dr. Meryem Aktoz

Prof. Dr. Meryem Aktoz

1-Yaşam tarzınızı değiştirmeyi seçin
Kalp damar hastalıkları en çok görülen kalp hastalığı türüdür. Kalbin atardamarlarında oluşan ve lipid içeriği yüksek olan plaklar damarınızı daraltır. Kalp ihtiyaç duyduğu oksijeni alamaz. Bu durum özellikle egzersiz yaptığınızda anjina dediğimiz göğüs ağrısına neden olur. Eğer plak kırılır ve atardamarı tamamen tıkarsa kalp krizi geçirirsiniz. Bu durum tüm dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de en sık mortalite nedenidir. Ülkemizde her 100.000 popülasyon için 663 tane yeni kalp damar hastası olduğunu ve bu yükün giderek arttığını biliyoruz. Hem epidemiyolojik ve halk sağlığı açısından hem de ekonomik perspektifden baktığımızda toplumumuza ciddi bir yük oluşturmaktadır. Ancak kalp damar hastalıkları için risk oluşturan birçok klinik tablo ile yalnızca yaşam tarzımızı değiştirerek mücadele edebiliriz.

2-Yüksek tansiyonunuzu yönetmeyi öğrenin
Yüksek tansiyon ve diyabet gibi durumlar, herhangi bir belirti olmadan kalbinizi etkileyebilir. Kilonuz ve kolesterol değeriniz zamanla yavaş yavaş artabilir. Bunlar kalbinizi de etkiler. Yüksek tansiyonunuz varsa ve bunu iyi yönetemezseniz kalp krizi ve felç geçirme olasılığınız artar. İdeal kan basıncınız 120/80 mmHg’nın altında olmalıdır. Eğer kan basıncınız yüksekse diyetinizi değiştirmelisiniz ve egzersiz yapmalısınız. Eğer bunlarla kontrol edemiyorsanız doktorunuz size ilaç başlayabilir.

3-Kan şekerinizi dikkatle izleyin
Diyabetinizi yönetin, kan şekerinizi dikkatle izlemeniz ve doktorunuzun talimatlarına uymanız önemlidir.

4-Kolesterolünüzü kontrol edin
Yüksek LDL “kötü” kolesterol ve düşük düzeyde HDL “iyi” kolesterol, damarlarınızda kan akışını sınırlayan ve felce yol açabilen plak dediğimiz darlıkların oluşumunu arttırabilir. Diyetinizde doymuş ve trans yağları “hayvansal yağlar” azaltmak LDL’nizi düşürmenize yardımcı olabilir ve egzersiz HDL’nizi arttırabilir. Hayvansal yağlar yerine sıvı bitkisel yağları, az yağlı süt ürünlerini, kırmızı et yerine sağlıklı beyaz et veya baklagilleri ve sebze-meyveyi tercih etmek gibi birkaç küçük değişiklik fark yaratabilir. Eğer bunlar ile hedef değerlere ulaşılamazsa doktorunuz sizin 10 yıllık kalp damar hastalığı riskinize göre ilaç başlayabilir.

5-Yaklaşık 30 dakika boyunca tempolu yürüyün
Egzersiz, sağlıklı bir kiloya ulaşmanıza, kan basıncınızı, diyabetinizi ve kolesterol değerlerinizi kontrol altına almanıza yardımcı olur. Haftanın 5 günü yaklaşık 30 dakika boyunca tempolu yürüyüşler kalp krizi ve felç geçirme olasılığınızı azaltacaktır. Günde 30 dakika kadar az bir aktivite bile büyük bir fark yaratabilir.

6-Kilo kontrolü yaparak, ideal kiloda kalın
Sağlıklı kiloda kalmak, yaş aldıkça fazla kilo almanız aslında alışılmadık bir durum değil. Ancak bu, kalbinizin daha çok çalışmasına neden olacaktır. Aldığınız kaloriye dikkat etmek, doğru beslenmek, düzenli egzersiz yapmak fazla kilolarınızdan kurtulmanıza yardımcı olacaktır.

sağlık

7-Kötü alışkanlıklardan uzak durun
Sigara, kötü kolesterolünüzü yükseltebilir, iyi kolesterolünüzü düşürebilir, atardamarlarınızı ve kanınızı kalınlaştırabilir ve kan akışınızı yavaşlatabilir. Bunlar kalp krizi ve felç riskinizi arttırır. Sigara içiyorsanız bırakmak için harekete geçin, gerektiğinde doktorunuzdan yardım alın.

8-Zararlı içecekleri tüketmeyin
Alkol, aşırı miktarda tüketmek, kalbinize zarar verecek sonuçlara neden olabilir. Kan basıncınızı yükseltebilir, bazı kan yağlarını arttırabilir ve kilo almanıza neden olabilir. Kadınlar için günde bir, erkekler için günde iki içki ile sınırlandırmak hatta içilmiyorsa hiç başlamamak en iyisi gibi duruyor.

9-Sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirin
Sağlıklı beslenin, çünkü kalbiniz daha iyi olacaktır. Günlük almanız gereken kalorinizi oluştururken daha fazla sebze meyve, tam tahıl, balık, fındık ve az yağlı süt ürünlerini tüketin. Doymuş yağ (hayvansal yağlar), tuz ve ilave şekeri azaltın.

Sağlıklı bir yaşam tarzı kalp damar hastalığı ve kalp krizi olasılığını azaltır. Birkaç önemli karar ile kalbinize sorun yaratabilecek durumların üstesinden gelebilirsiniz.  Özellikle sorunların erken belirtilerini yakalamak için düzenli doktor kontrollerinizi yaptırın, doktorunuzun tedavi planını takip edin ve ilaçları düzenli alın.

Hangi alışkanlıklar hayati öneme sahip?

Hangi alışkanlıklar hayati öneme sahip?

Kalp ve damar sağlığını korumak için neler yapılabilir? En yaygın görülen bu sağlık sorunlarından uzaklaşmak için sahip olmanız tavsiye edilen alışkanlıkların neler olduğunu, Egepol Hastanesi Kardiyovasküler cerrahi uzmanı,  Prof. Dr. Hakkı Kazaz açıklıyor.

Kardiyovasküler cerrahi, kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde hayati bir rol oynar. Ancak bu ameliyatların başarısı sadece cerrahi müdahaleye değil, aynı zamanda sağlıklı bir yaşam tarzına da dayanır. Bu noktada hastaların ve aslında herkesin belli alışkanlıklara sahip olması ve yaşam tarzını sağlıklı yaşam yönünde sürdürmesi gerekir.

Prof. Dr. Hakkı Kazaz

Sağlıklı Beslenme

Sağlıklı beslenme, kalp sağlığı için temel bir taşınması gereken bir yapı taşıdır. Bu beslenme yaklaşımı, kalp-damar sağlığını desteklemek ve korumak için önemlidir. İdeal bir beslenme planı, yüksek lifli gıdaların (tam tahıllar, sebzeler ve meyveler), az yağlı protein kaynaklarının (tavuk, balık, fasulye) ve sağlıklı yağların (zeytinyağı, avokado) dengeli bir şekilde tüketilmesini içerir. Ayrıca sodyum (tuz) ve şeker alımını sınırlamak da önemlidir. Bu, yüksek tansiyon ve obezite riskini azaltabilir. Kalp-damar hastalıklarını önlemek veya mevcut durumu iyileştirmek isteyenler için, doymuş yağlar ve trans yağlar gibi zararlı yağların sınırlanması önemlidir. Bunun yerine, omega-3 yağ asitlerini içeren balık gibi besinler ve doğal yağ kaynakları tercih edilmelidir. Ayrıca porsiyon kontrolüne dikkat ederek aşırı yemekten kaçınılmalı ve düzenli öğünlerle metabolizma desteklenmelidir. Sağlıklı beslenme, kolesterol seviyelerini düşürebilir, kan basıncını kontrol altında tutabilir ve kalp-damar sistemi için gerekli olan besin maddelerini sağlayarak kalp sağlığını olumlu yönde etkileyebilir.

Düzenli Egzersiz

Düzenli Egzersiz: Kalp sağlığı için düzenli egzersiz, vazgeçilmez bir unsurdur. Her gün yapılmasına gerek olmamakla birlikte haftada en az 3-4 gün, her seferinde 30-40 dakika süren orta yoğunluklu aerobik egzersizler, kalp sağlığını olumlu yönde etkiler. Bu tür egzersizler, kalp atış hızını artırarak kalp kasını güçlendirir, kan dolaşımını iyileştirir ve kolesterol seviyelerini düşürebilir. Ayrıca egzersiz vücut ağırlığını kontrol altında tutmaya yardımcı olur ve obezitenin önlenmesine katkı sağlar. Fiziksel aktivite, aynı zamanda stresi azaltabilir ve genel yaşam kalitesini artırabilir. Ancak başlamadan önce doktora danışmak önemlidir, özellikle de mevcut sağlık sorunları veya kardiyovasküler cerrahi sonrası bir program başlatmak isteniyorsa. Egzersiz düzeni kişiselleştirilmeli ve bireyin yaş, sağlık durumu ve hedeflerine uygun olmalıdır. Kalp sağlığını korumak için egzersizi yaşam tarzının ayrılmaz bir parçası haline getirmek önemlidir.

Sigara ve Alkolün Bırakılması

Sigara ve alkol tüketiminin bırakılması, kalp sağlığı açısından hayati bir öneme sahiptir. Sigara içmek, vücuda zarar veren birçok toksini serbest bırakır ve bu toksinler damarları daraltarak kan basıncını artırabilir. Aynı zamanda sigara içmek, vücudu oksijensiz bırakır ve kalp krizi riskini artırır. Alkol tüketimi ise aşırıya kaçıldığında kalp ritim bozukluklarına ve yüksek tansiyona yol açabilir. Alkol, kalp kasına da zarar verebilir ve kalp yetmezliği riskini artırabilir. Bu nedenle sigara içmeyi bırakmak ve alkol tüketimini sınırlamak, kalp sağlığını olumlu yönde etkileyen önemli adımlardır. Sigara bırakma programlarına katılmak, destek gruplarına katılmak ve alkol tüketimini azaltmak için danışmanlık almak, bu alışkanlıklardan kurtulmayı kolaylaştırabilir. Bu adımlar, kalp-damar sağlığını korumanın yanı sıra genel sağlık açısından da büyük faydalar sağlayabilir.

Egepol Hastanesi

Stres Yönetimi

Stres yönetimi, kalp sağlığını korumak ve kardiyovasküler cerrahi sonrası iyileşme sürecini desteklemek için kritik bir faktördür. Yoğun stres, vücudu sürekli olarak yüksek seviyede kortizol adı verilen stres hormonu üretmeye zorlayarak kan basıncını artırabilir, kalp atış hızını hızlandırabilir ve damarların sıkışmasına neden olabilir. Bu durum, kalp hastalıklarının gelişme riskini artırabilir. Stresle başa çıkmak için gevşeme teknikleri, meditasyon ve derin nefes alma gibi yöntemler önerilir. Ayrıca düzenli fiziksel aktivite, stres seviyelerini azaltmaya yardımcı olabilir. Kişisel hobilerin veya sosyal destek ağlarının oluşturulması da stresi azaltabilir. Stres yönetimi, kalp sağlığını korumak için vazgeçilmez bir adımdır ve yaşam kalitesini artırabilir.

İlaçların Düzenli Kullanımı

Kalp sağlığını korumak veya kardiyovasküler cerrahi sonrası tedaviyi desteklemek için ilaçların düzenli kullanımı son derece önemlidir. Kalp hastalıkları için reçete edilen ilaçlar, kan basıncını düzenlemek, kolesterol seviyelerini kontrol altında tutmak, kan pıhtılarını önlemek ve kalp ritmini düzenlemek gibi önemli görevlere sahiptir. Bu ilaçları doktorun önerdiği şekilde ve düzenli olarak kullanmak, tedavi sürecinin başarısını artırabilir. İlaçların zamanında alınmaması veya düzensiz kullanılması, hastalığın ilerlemesine ve komplikasyon riskinin artmasına yol açabilir. Bu nedenle doktorun önerdiği dozları ve kullanım talimatlarını tam olarak takip etmek çok önemlidir. Ayrıca ilaçların yan etkileri veya etkileşimleri hakkında doktorla iletişim halinde olmak da gereklidir. İlaçların düzenli kullanımı, kalp sağlığına yönelik yapılan diğer çabaları destekler ve uzun vadeli başarı için kritik bir adımdır.

Kalp krizi riski yazın artıyor!

Kalp krizi riski yazın artıyor!

Aşırı sıcak ve nemli hava sağlıklı kişilerde bile kalbin yorulmasına neden olurken, kalp hastalarında ise şikayetleri daha da şiddetlendirebiliyor. Tansiyon problemlerinden ritim bozukluklarına, çok daha önemlisi kalp krizine kadar pek çok kalp – damar sorunlarının görülme sıklığı yaz aylarında artış gösteriyor. Özellikle aşırı sıcak havanın kalp sağlığı üzerine etkisini inceleyen 27 ülkeyi kapsayan bir çalışmada; aşırı sıcakların kardiyovasküler hastalıklara bağlı ölüm oranında yüzde 2 ila 9 arasında artış oluşturduğu gösterilmiş. Dolayısıyla kalpte ciddi problemlerin gelişmemesi için sıcaklara karşı tedbirler almak yaşamsal önem taşıyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Akgöz, yaz aylarında vücutta sıvı kaybı olduğunda kalbin daha fazla çalışmak zorunda kaldığına işaret ederek, “Terleme ve ciltteki kan dolaşımı, vücut ısısını sabit tutan en önemli mekanizmaları oluşturuyor. Cildi besleyen damarlar sıcakta genişleyerek vücuttaki ısı kaybını sağlamaya çalışıyor. Terleme yoluyla da ciltteki su buharlaşırken, vücut ısısı düşüyor. Ancak bu koruyucu mekanizma aşırı çalıştığında vücutta sıvı ve elektrolit kaybı oluşuyor. Bunun sonucunda vücutta oluşan çeşitli mekanizmalar nedeniyle ani tansiyon yükselmeleri ile ciddi kalp–damar sorunları gelişebiliyor. Dolayısıyla kalbimizi yormamak için yaz aylarında özellikle su olmak üzere bolca sıvı tüketmeliyiz” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Akgöz, yaz aylarında aşırı sıcaklara karşı dikkat etmeniz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Prof. Dr. Haldun Akgöz

Günde en az 2.5-3 litre sıvı tüketin!

Vücudun susuz kalması sonucu gelişen tuz ve elektrolit kaybıyla birlikte kanın pıhtılaşma oranındaki artış nedeniyle kalp krizleri yaz mevsiminde daha sık görülüyor. Prof. Dr. Haldun Akgöz, bu nedenle kalp hastalarının yaz aylarında bol su tüketmeleri gerektiğine dikkat çekerek, “Özellikle aşırı sıcaklarda terlemeyle oluşan sıvı kaybının yerine konulması için sıcaklığın en fazla olduğu 11.00-15.00 saatleri arasında, günlük tüketime ek olarak 2-3 bardak su içmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Kişinin kilosuna göre değişmekle birlikte, yaz aylarında 2,5-3 litre sıvı tüketilmesi gerekiyor. Ancak sıvı alımının kısıtlandığı ağır kalp yetersizliği veya böbrek yetersizliği gibi bir durum varsa, alınacak olan sıvı miktarı için hastanın kendisini takip eden doktorunun görüşünü alması gerekiyor” diyor.

Bu saatler arasında sokağa çıkmayın!

Kalp ve damar hastalarının vücutları sıcaklığın ani yükselmelerine karşı daha hassas oluyorlar. Bu nedenle sıcaklardan korunmanız ve güneş ışınlarına doğrudan maruz kalmamanız çok önemli. Zorunlu değilseniz, güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında dışarıya çıkmayın. Bulunduğunuz ortamdaki ısının 24-25 derece arasında olmasına dikkat edin.

Spor için serin zamanı tercih edin

Egzersiz her mevsim sağlığımız üzerinde önemli bir role sahip. Ancak fayda yerine zarar vermemesi için bazı kurallara uymak şart. Yaz aylarında dikkat etmeniz gereken önemli kurallardan biri ise egzersizin zamanlamasını sabah erken saatlerde ya da akşam geç saatlerde olacak şekilde planlamanız. Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında, aşırı terlemeye yol açarak kalbi yoracağı için açık havada spor yapmayın. Ayrıca yaz aylarında açık hava yerine spor salonlarını tercih etmenizde fayda var. Eğer dışarıda spor yapmanız gerekiyorsa süreyi 90 dakikayla kısıtlamalı, tempoyu yavaş yavaş arttırmalı ve bol sıvı tüketmelisiniz. Suyla beraber tuz kaybı da olacağı için mineral yönünden zengin ve şekersiz sporcu içeceklerini tercih edebilirsiniz.

Denize tok karnına girmeyin

Kalp hastalığınız varsa, denize girerken güneş ışınlarının daha az şiddetli olduğu sabah veya akşamüstü saatlerini tercih edin ki vücudunuz fazla yorulmasın. Ayrıca kan dolaşımının büyük kısmı yemekten hemen sonra sindirim sistemine yönlendiği için bazı organlara giden kan miktarı da azalıyor. Bu değişim ani gelişebilen tıbbi problemlerin boyutunu arttırabiliyor. Kas dokusuna giden kan akımının azalmasına bağlı kaslarda kramplar ve yorgunluk gözlenebiliyor. Dolayısıyla aç karnına veya yemekten en az 2-3 saat sonra yüzmenizde fayda var.

Denize vücudunuzu suya alıştırarak girin

Aşırı soğuk su damarlarda büzülmeye neden olarak koroner spazm riskini artırıyor ve hipertansiyonu tetikleyebiliyor. Su sıcaklığının makul olmadığı durumlarda denize ya da havuza girmekten kaçının. Ayrıca aşırı sıcakta kaldığınızda aniden deniz ya da havuza atlamayın, vücudunuzu suya yavaş yavaş alıştırmaya dikkat edin. Bunların yanı sıra soğuk duştan kaçınmanız da kalp sağlığınız için önem taşıyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi

İlaçlarınızın doz ayarı çok önemli!

Kalp damar hastalığı veya kalp yetmezliği gibi sağlık problemleriniz varsa, tatile çıkmadan önce mutlaka doktorunuzla görüşerek ilaç dozlarının ayarlanmasını sağlayın. Sıcaklarda damarlar daha fazla genişlediği için bazı tansiyon ilaçlarının bacaklarda ödem yapıcı etkisi artabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Akgöz, bu hastalarda ayak sırtı, bilekler ve bilek üstü bölgelerde ödem riskinin yükseldiğine işaret ederek, “Böyle durumlarda tuz alımı biraz daha kısıtlanıp, ayaklar istirahat halindeyken hafif yükseltilerek ödemin önüne geçilebiliyor” diyor. Eğer koroner kalp hastalığı nedeniyle nitrat tipi bir ilaç veya nitrat spreyleri kullanılıyorsa, dikkatli olmak gerekiyor. Zira nitratlar damarları hızla genişlettikleri için tansiyonu düşürüyor. Bu durum sıcakta sıvı kaybıyla birlikte olursa bayılmaya (senkop) bile yol açabiliyor. Özellikle idrar söktürücü ilaçlar kullanan hastaların ilaç dozlarının aşırı sıcak havalarda azaltılması gerekebiliyor. Çünkü idrar söktürücü ilaçlar nedeniyle gelişen aşırı sıvı kaybı tansiyon düşüklüğü ve buna bağlı bayılmalara neden olabiliyor. Ayrıca doktor önerisi olmadan kesilen ilaçlar aşırı tansiyon yükselmesi sonucunda kalp kriziyle sonlanabiliyor.

Sindirimi kolay besinler tüketin

Yemek sonrasında dolaşımdaki kanın önemli bir miktarı sindirim sistemiyle ilgili organların kanlanması için kullanılıyor. Bu nedenle kan dolaşımının cilde yönlendirilmesi için sindirimi kolay besinler tüketilmesi gerekiyor. Sindirim sistemini yormamak için sık sık ve az miktarda yemek yemeli, yine sıvı kaybını azaltmak için sulu besinleri tercih etmelisiniz. Az yağlı veya yağsız süt ve süt ürünleri, zeytinyağı, ayçiçek ve mısır özü yağı gibi bitkisel yağları tercih edin. Günlük 3-4 porsiyon çeşitli taze sebze ve meyve tüketmeniz de önem taşıyor. Bunların yanı sıra soğuk olarak hazırlanan ve tüketilen çorbalar da vücut ısısının düşürülmesine katkıda bulunabiliyor. Pişirme usulü olarak da haşlama, buğulama ve ızgara yöntemlerini tercih etmelisiniz. Mercimek, nohut, kuru fasulye gibi kuru baklagiller de mutlaka sofrada olması gereken besinler arasında yer alıyor. Ayrıca yaz aylarında salatalar ve zeytinyağlı sebzeler gibi soğuk yemekleri tüketmenizde fayda var.

Ani sıcak – soğuk değişiminden kaçının!

Yaz aylarında ani sıcak – soğuk hava değişiminden kaçınmanız da son derece önemli. Sıcak ortamda bulunduysanız aniden aşırı soğuk bir ortama girmeyin. Zira, damarlarda oluşan ani büzülme kan basıncında oynamaya yol açabiliyor ve kalp ritmini hızlandırabiliyor. Yine klimaya doğrudan maruz kalmamanız ve klimanızın filtrelerini düzenli yenilemeniz de dikkat etmeniz gereken bir başka önemli kural. Bunun nedeni ise gelişebilecek olan bir enfeksiyonun ritim bozukluğu veya kalp yetmezliği gibi sorunların şiddetini artırabilmesi.

Terletmeyen kıyafetleri tercih edin

Vücudumuzda terleme yoluyla su kaybı yaşandığı için evde, özellikle de dışarıya çıkarken pamuklu gibi ter emen ve hava geçirgenliği fazla olan hafif kumaşlardan oluşan rahat kıyafetleri tercih edin. Ayaklarımızın en çok terleyen bölgeler olması nedeniyle nemden koruyan, hava alan, hafif ve rahat tabanlı ayakkabılar kullanın. Şapka ve gözlük takmanız da sizi güneşin zararlı ışınlarından koruyacaktır.

Kafeinli içecekler ve soda tüketimine dikkat! 

İdrar söktürücü özelliği nedeniyle kafein içeren kahve ve çay gibi içecekler vücutta sıvı kaybını artırarak dehidratasyon oluşumunu hızlandırıyorlar. Bunların yanı sıra sodanın içinde bulunan sodyum (tuz) da vücudumuzda daha fazla sıvı tutulmasına neden olarak kan basıncını yükseltebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Akgöz, yaz aylarında kafeinli içecekler ile sodadan kaçınmanız gerektiğini belirterek, “Bu tür sıvılar yerine su veya ayran gibi doğal ürünleri tercih edin. Ayrıca soda ve maden suyu tüketimini de minimum düzeyde tutun. Zira aşırı tüketilen bu içecekler kan basıncını yükseltmesinin yanı sıra kalp yetmezliğinin gelişmesine ya da ağırlaşmasına yol açabiliyor. Şekerli, gazlı ve alkollü içecekleri de özellikle öğlen saatlerinde tüketmemeniz gerekiyor. Bunun nedeni, özellikle alkolün sıvı kaybını arttırması.”

Kalp krizi riski nasıl azaltılır?

Kalp krizi riski nasıl azaltılır?

Günlük yaşamın getirdiği zorluklar, beslenme şekli ya da genetik özellikler gibi birçok neden ile tüm dünyada kalp rahatsızlıkları sıkça görülmektedir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji bölümünden Doç. Dr. Süha Çetin, kalp krizi hakkında önemli bilgiler verdi.

Kalp krizi kalbi besleyen damarlardan bir tanesinin tıkanıp ve o bölgedeki kalp kasının yeteri kadar kan ve dolayısı ile oksijen alamamasından kaynaklanır. Tedavi, yani damarın açma işlemi ne kadar geç kalırsa kalbin kas dokusu o kadar fazla zarar görür.

Pause Dergi

Doç. Dr. Süha Çetin

Kalp krizi geçirdiğimizi nasıl anlarız?

  • Göğüste ağrı veya bir rahatsızlık hissi. Bu ağrı göğüsün tam ortasında olur ve birkaç dakika veya daha uzun sürebilir. Ağrı haricinde göğüste baskı, daralma veya dolgunluk hissi olabilir.
  • Kişilerde soğuk terleme, baş dönmesi ve bayılma olabilir.
  • Göğüsteki baskı sol veya iki kola, alt çeneye, sırta veya mide bölgesine vurup bulantı ve kusma yapabilir.

Bu durumda kişinin veya yakınının vakit kaybetmeden 112’yi araması önemlidir. Hasta ne kadar erken koroner girişim yapan bir merkeze yetiştirilirse o kadar çabuk müdahale edilip, kalp krizinin ölümcül riski azaltılmış olur. Bazı durumlarda kişiye göğüsten pedallarla elektriksel şok vermek veya göğüs masajı yapıp, solunum desteği vermek icap edebilir.

Kalp krizinin nedenleri ve risk faktörleri nelerdir?

Yaşam tarzı, yaş ve aile öyküsü kalp krizi geçirme riskini artırabilir. Birçok kişide istenmeyen bir yaşam tarzı nedeniyle yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve diyabet mevcuttur. Özellikle sigara genç insanlarda kalp krizine neden olabilir.

Kalp krizi sonrasındaki toparlama evresinde kişisel olarak neler yapılabilir?

Kalp krizi sonucu olarak kalp hasar görmüş olabilir. Bu durum ritim bozuklukları yapabilir ve kalbin pompalama kabiliyetini etkileyebilir. Yeniden kalp krizi geçirme riski, inme veya bacakları besleyen atar damarların hastalık riski mevcut olabilir.

Bu problemlerle karşılaşma riskini azaltabilmek için atılması gereken adımlar şunlardır:

  • Kriz sonrası sürecin iyi atlatılması: Bu konuyu hekiminiz ile görüşmek faydalıdır. Doktorunuz iş hacminizi, yolculuklarınızı ve cinsel aktivitenizi ilk etapta sınırlayabilir.
  • Yaşam tarzı değişiklikleri: Akdeniz diyeti, düzenli fiziksel aktivite, sigaranın bırakılması ve reçete edilen ilaçların muntazam kullanılması önemli bir rol teşkil eder.
  • Kişinin bir kalp rehabilitasyon merkezinde tedavi olması gerekebilir. Bu merkezler profesyonel mensuplar tarafından yönetilir. Fiziksel aktivite, diyet düzenlemesi ve sigara bırakma konularında yardımcı olunur. Aynı zamanda stres yönetimi için ve psikolojik destek sağlanır.

 

Sadece çene ve diş ağrısı bile kalp krizinin sinyali olabilir!

Sadece çene ve diş ağrısı bile kalp krizinin sinyali olabilir!

Kalp ve damar hastalıkları dünyada ölüme yol açan etkenler arasında ilk sırada yer almaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020 yılı verilerine göre; dünyada yılda 18 milyon, ülkemizde de 2019 Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre; yılda yaklaşık 200 bin kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle yaşamını yitiriyor. Yapılan çalışmalar ülkemizde 30 yaş üzerindeki her 100 kişiden 6’sının kalp krizi geçirdiğini ortaya koyuyor.

Kalp krizi; kalbe oksijen ve besin taşıyan koroner damarlarda oluşan aşırı daralmaya veya tıkanıklığa bağlı olarak kan akışının kalp kasına kesilmesi durumuna deniyor. Aniden gelişmesi ve hastanın hayatını tehdit etmesi ise tablonun en korkutucu yanını oluşturuyor. Kalp krizi denildiğinde aklımıza genellikle göğsün tam ortasında basınç veya ağırlık hissi şeklinde gelişen ve bazen kollara da yayılabilen şiddetli ağrı geliyor. Oysa kalp krizi, hastaların yüzde 20-30’u gibi yüksek bir oranında göğüs ağrısı olmadan ve ‘atipik’ adı verilen ‘sinsi’ sinyallerle gelişiyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Görmez, hastaların kalp krizinin sinsi belirtilerini göz ardı etmeden en yakın bir sağlık kuruluşuna başvurmalarının yaşamsal önem taşıdığını belirterek, “Günümüzde sağlık kuruluşuna zamanında ulaşıldığında hızlı tanı ve tedavi sayesinde kalp krizi neredeyse hasarsız atlatılabiliyor. Ancak koroner anjiyografi sonrasında pıhtı eritici ilaç, balon ve stent gibi tedavilerden etkin sonuç alınabilmesi için kalp krizinde ilk 60 dakika içinde tıkanmış olan kalp damarının açılması gerekiyor. Ne kadar hızlı müdahale edilirse, kalpte kas kaybı ve hücre ölümü de o kadar az oluyor dolayısıyla, krizden sonra gelişebilecek olan kalp yetmezliği veya ritim bozukluğu gibi ciddi sorunlar önlenebiliyor, hastalarımız böylece normal yaşamlarına devam edebiliyorlar” açıklamasında bulunuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Selçuk Görmez

Midede yanma, bulantı ve kusma

Midede yanma hissi, bulantı, kusma, kollarda uyuşma, nefes darlığı, fenalık veya baygınlık hissi, soğuk terleme ile tansiyon düşmesi, kalp krizinin en sık görülen sinsi belirtilerini oluşturuyor. Kalbin alt yüzeyi midenin hemen üzerinde yer alıyor. Dolayısıyla kalbin alt bölümünü besleyen sağ koroner damar tıkanıklıklarında mideye yönelik sinyaller gelişebiliyor. Bu durumda ortaya çıkan midede yanma, hazımsızlık hissi, bulantı ve kusma gibi yakınmaları hastalar genellikle akşam yedikleri ağır yemeğe veya midelerini üşütmüş olmalarına bağlıyor ve hekime başvurmayı ihmal ediyorlar. Oysa bu belirtilerin nedeni aslında ‘kalp krizi’ olabiliyor” uyarısında bulunan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Görmez, sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle 40 yaş üstündeki hastalar efor sırasında veya istirahat halinde midede yanma hissi, hazımsızlık, bulantı ve kusma gibi şikayetleri olduğunda hekime başvurmayı ihmal etmemeliler. Sağlık kurumunda ise altta yatan nedenin kalp krizi olabileceği düşünülerek hareket edilmesi ve EKG çekilmesi gerekiyor. Aksi halde ortak belirtileri nedeniyle kalp krizi atlanıp, yanlışlıkla reflü ve gastrit tanısı konulabiliyor.”

Çarpıntı, bayılma ve bilinç bulanıklığı

Çarpıntı, bayılma ve bilinç bulanıklığı da yine tek başına kalp krizinin habercisi olabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Görmez, çarpıntı, bayılma veya bilinç bulanıklığı gibi belirtilerin de altında kalp krizi nedeniyle ortaya çıkan ciddi ritim bozuklukları, akut kalp yetmezliği ve ani gelişen hipotansiyonun bulunabileceğini belirtiyor.

Alt çeneye ve dişlere vuran ağrı

Özellikle alt çene ve alt çene dişlerinde oluşan ağrı da tek başına kalp krizine işaret edebiliyor. Sıklıkla efor halinde iken başlasa da istirahat ederken de görülebiliyor. Bazen tabloya boyun ve sırt ağrısı da eşlik edebiliyor. Bu tür ağrılarda hastaların önce diş hekimine başvurduklarını anlatan Doç. Dr. Selçuk Görmez, “Diş hekimleri ağrının diş ve çeneden kaynaklanmadığını tespit edince hastaları kardiyoloji uzmanlarına yönlendirebiliyor. Bu hastalara yaptığımız anjiyolarda genellikle koroner damarlarda ciddi darlıklar bulunduğunu tespit ediyoruz.” diyor. Alt çenede ve dişlerde oluşan ağrılarda hastanın yaşının önemli olduğunu vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Görmez, “Genç yaş grubunda çenede gelişen ağrının kalp krizinden kaynaklanması düşük bir ihtimaldir. Ancak 40 yaşın üzerindeki erkekler ile 50 yaşın üzerindeki kadınların, özellikle tütün kullanımı, hipertansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, obezite, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam ve ailede erken yaşta gelişen koroner kalp hastalığı gibi risk faktörleri varsa bu belirtiler konusunda daha dikkatli olmaları gerekiyor” bilgisini veriyor.

Fenalık hissi ve çabuk yorulma

“İç sıkılması, daralma hissi, hafif eforla bile gelişen nefes darlığı, aşırı yorgunluk ve bitkinlik gibi yakınmalarda akla ilk anda astım ile KOAH gibi hastalıklar gelse de yine altta yatan nedenin ciddi koroner arter hastalığı veya kalp krizi olabileceğine işaret eden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Görmez, “Kalbe giden damar tıkandığında kalp vücuda yeterince kan pompalayamadığı için dokular oksijensiz kalıyor. Bunun sonucunda da yorgunluk, sıkıntı veya daralma hissi, nefes darlığı, hatta ölüm korkusu gibi belirtiler görülebiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kol, omuz ve sırt ağrısı

Sinsi gelişen kalp krizi; göğüs ağrısı olmadan her iki kolda veya sadece sol ya da sağ kolda ağrı ve uyuşma belirtileriyle de karşımıza çıkabiliyor. Ağrı ve uyuşma genellikle sol kolda gelişiyor. Bunun nedeni ise kalp ile ilişkili olan sinirlerin aynı zamanda sol kol ile de bağlantılı olması. Omuz ve sırt ağrısı da kollarda başlayan ağrıya eklenebiliyor. Bu belirtilerin boyun fıtığı hastalığında olanlarla benzer olduğu için önemsenmeyebildiğini ifade eden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Görmez, kol, omuz veya sırt bölgesinde ani başlayan ve 20 dakikadan uzun süren ağrı ve uyuşma hissi gibi şikayetlerin asla ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Rutin tetkikler krizi önlüyor!

Kalp krizi, hastaların yaklaşık yüzde 20-30’unda tipik bir göğüs ağrısı şikayeti olmadan mide yanması, hazımsızlık, bulantı, kusma, çene ağrısı, kol uyuşması, baygınlık, çarpıntı hissi gibi sinsi belirtilerle gelişebiliyor. Reflü, gastrit, safra kesesi iltihabı veya boyun fıtığı gibi farklı hastalıklarda görülen belirtilerle seyredebildiği için hastalar hekime başvurmayı ihmal edebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Görmez, bu nedenle hiçbir yakınması olmasa dahi erkeklerin 40 yaşından, kadınların ise 50 yaşından itibaren her yıl kardiyovasküler risk faktörleri yönünden tetkik edilmeleri gerektiğini belirterek, “Öncelikli amacımız kalp krizini önlemek. Tütün kullanımı, yüksek tansiyon, diyabet hastalığı, kolesterol yüksekliği, sağlıksız beslenme, obezite ve hareketsiz yaşam gibi değiştirilebilir risk faktörlerine karşı önlem alarak kalp krizi riskini yüzde 90 gibi oldukça yüksek bir oranda önleyebiliyoruz. Her yıl yapılan rutin tetkikler hayat kurtardığı için asla ihmal edilmemelidir.” diyor.

Ağrı saatiniz hastalığınız hakkında ipucu verebilir

Ağrı saatiniz hastalığınız hakkında ipucu verebilir

COVID 19’un hayatımıza girmesiyle birlikte, vücudumuzun ağrı sinyallerini çok daha fazla dikkate almaya başladık. Baş, sırt, kas ağrıları gibi çoğu zaman çok fazla önemsemediğimiz semptomlar artık bizleri daha çok endişelendirebiliyor. Kronikleşen ağrıları, COVID 19 etkisiyle oluşan ağrılardan ayırmak konusunda ise ağrı saatleri bize yol gösterebiliyor. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Uzman Doktorları vücudunuzun ağrı saati haritasını çıkarttı.

Baş Ağrısı Öyküsünde “Ne Zaman” Sorusu Önemlidir / NÖROLOJİ UZMANI PROF. DR. ABDULKADİR KOÇER

Baş ağrısı tanımlamasında ağrıya ait özellikler önemli olmakla birlikte öyküde sorgulayacağınız, ağrının oluş saati ve zamanı gibi basit görünen detaylar da nasıl bir ağrı ile karşı karşıya kaldığımız konusunda bize yardımcı olabilir. Örneğin, beyin hastalığı olarak kabul edilen migren ağrısında veya diğer damarsal baş ağrılarında gece yarısı veya sabah şiddetli bir ağrı ile kalkmak sık karşılaştığımız durumlardandır. Fakat gerilim baş ağrısında ise tam tersine günlük aktif olarak çalıştığımız süreçlerde, özellikle de gün sonuna doğru ve migrene göre daha hafif şiddette ağrı kendini gösterebilir. Zaman kavramının önemli olduğu başka bir baş ağrısı da küme tipi baş ağrısıdır. Çoğu hastanın migren tanısı ile takip edildiği ve maalesef buna bağlı olarak iş gücü kayıplarının sıkça rastlandığı bu ağrıda, migrene göre daha kısa sürmesi ve özellikle geceleri hep aynı saatte olması gibi detaylar önemlidir. Bu hastalar, atakların geldiği süreçlerde uyuduktan 3-5 saat sonra ya da sabah saatlerinde, hemen her gün aynı saatte ağrı ile uyanırlar ki bu nedenle “Çalar saat baş ağrısı” diye de isimlendirilir. Geceleri yattıktan sonra başlayan ve sabahları uyandığında zirve yaptığı ifade edilen ağrı ise bazen bir beyin tümörünün ilk belirteci olabileceği gibi kafa içi basınç artışına yol açabilecek hirosefali, psödotümör veya beyin kanamaları gibi çok sayıda önemli beyin hastalıklarında da tanı koymamızda yardımcı olacaktır.

“Nöropatik Ağrılar Gece Olur”

Zamanlama açısından alacağınız öykü, kas-iskelet sistemi ağrıları ile sinir sistemi kökenli (nörolojik) ağrıları ayırt etmemizde de işimize yarar. Kas-iskelet sistemini ilgilendiren ağrılar gün içinde ve hasta hareketli iken hastayı rahatsız ederken, nöropatik ağrısı olan hastalar ise hareketsiz oldukları anlarda ve daha çok geceleri ağrılarının arttığını ifade ederler. 

Gece Uyutmayan El Ağrısı Karpal Tünel İşareti Olabilir / BEYİN VE SİNİR CERRAHİSİ UZMANI DOÇ. DR. SELÇUK ÖZDOĞAN

Günün tüm yorgunluğunu atmak üzere yatağınıza uzandığınızda gün içerisinde size çok da varlığını hissettirmeyen el, bilek ağrıları, parmaklarda uyuşma ve karıncalanma ortaya çıkmaya başlayabilir. Hafif başlayan bu semptomlar, gecenin ilerleyen saatlerde sizi uykudan uyandıracak bir seviyeye de ulaşabilir. Şikayetlerin özellikle gece ortaya çıkması ve uykudan uyandırma noktasına kadar gelmesi, elleri sallayarak rahatlama ihtiyacı hissedilmesi karpal tünel sendromunun tipik işaretlerinden biridir. Bilgisayar kullanımının yoğun olduğu meslek grubu çalışanları, çok fazla el işi yapan ev hanımları, enstrüman çalan kişiler gibi el ve bileğini aktif kullanan kişilerde karpal tünel sendromu yaygın olarak görülebilmektedir. Ağrının özellikle geceleri ortaya çıkmasında uyku pozisyonlarının önemli etkisi vardır. Uyku sırasında bileğin çene ya da başın altında geriye doğru bükülerek uzun süre kalması ağrıların şiddetini artırabilmektedir. Karpal tünel sendromunun tanısı Elektromiyografi (EMG) ile konulmaktadır. Tedavisinde, öncelikle Fizik Tedavi Uzmanı ile görüşmeli ve hekimin önerdiği tedavi yöntemleri uygulanmalıdır. Tedaviye dirençli vakalarda ise bir sonraki adım ameliyat olabilmektedir. Mikrocerrahi yöntemi ile yapılan karpal tünel ameliyatları sonrasında hasta, kısa sürede günlük hayatına dönebilmektedir.

Günün İlk Adımı Ağrılı ise Sebebi Topuk Dikeni Olabilir / OP. DR. M. OZAN AŞIK

Sabahları yataktan kalktınız ve güne başlamak için ilk adımı attınız. Topuğunuza bıçak batması gibi keskin bir ağrı saptanıyorsa ve günün geri kalanında topuklarınızda hafif bir ağrı hissediyorsanız sebebi topuk dikeni rahatsızlığı olabilir. Topuk dikeni, topuk kemiğinin alt kısmında kalsiyum birikmesiyle oluşmaktadır. Topuk dikeninin oluşmasında obezite önemli bir sebep olmakla birlikte sık sık ayakta durmak, sert yüzeylerde koşmak ya da zıplamak, uygun olmayan ayakkabılar giymek gibi faktörler de topuk dikeni oluşumuna neden olabilir. Her zaman çıplak gözle görülemeyen topuk dikeninin tanısının doğru bir şekilde konulabilmesi için hasta, şikayetlerini ertelememeli ve Ortopedi-Travmatoloji Uzmanına başvurmalıdır. Topuk dikeni tedavisinde ayağın basınç yükünü azaltmak, ağrıyı ve iltihabı kontrol altına almak, esnekliğin artırılmasını sağlamak önemlidir. Topuk dikeni vakalarında fizik tedavi ve enjeksiyon tedavileri etkili olabilmektedir. Cerrahi dışı yöntemler ile çözüm bulunamayan durumlarda ise hastalara cerrahi tedavi önerilmektedir.

 

Aklımıza ilk olarak ‘kalp krizi’ geliyor!

Aklımıza ilk olarak ‘kalp krizi’ geliyor!

Koşarken, merdiven çıkarken veya yokuş tırmanırken… Soğuk havada, özellikle rüzgarda yürürken… Ağır bir yemek sonrasında veya sigara içerken… Ani bir üzüntü ya da sinirlenme gibi ruhsal değişimler yaşarken… Kimi zaman da cinsel ilişki sırasında… İşte bu faktörlerin tetiklemesiyle; göğsümüzün tam ortasında, “iman tahtası” adı verilen kemiğin üzerinde gelişiyor kalp ağrısı. Yoğun bir basınç, ağırlık hissi oluşuyor. Bazen de yine aynı bölgede, yani göğsün tam ortasında geniş bir alanda kendini yanma hissi olarak belli ediyor. Öyle küçük bir noktada değil, en az bir yumruk büyüklüğündeki alanda gelişiyor bu ağrı. Bazen enseye, sol kola veya sırta yayılabiliyor; çok nadiren karın üzerinde veya alt çenede de hissedilebiliyor. Altta yatan nedene göre 2-3 dakikada da sonlanabiliyor, 20 dakikadan uzun da sürebiliyor. Hemen hepimizi kaygılandıran bu sorunun adı; kalp ağrısı!

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy, çoğumuzda ‘kalp krizi mi geçiriyorum?’ kaygısını yaşatan her kalp ağrısının altında yatan nedenin kalp krizi olmadığını belirterek, “Kalp ağrısı, kalbe gelen kan akışının azalmasından kaynaklanan bir tür göğüs ağrısını ifade ediyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, her kalp ağrısı kalp krizine işaret etmiyor. Ancak kalp ağrıları önemli bir sağlık probleminden kaynaklanabiliyor. Ayrıca ağrı kalp krizi başlangıcından kaynaklanıyorsa erken tedavi hayat kurtarıcı oluyor. Bu nedenle asla hafife alınmayıp, hekime başvurulması yaşamsal önem taşıyor” diyor. Peki kalp ağrısı hangi sorunlara işaret ediyor? Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy kalp ağrısına yol açan 5 hastalığı anlattı; önemli öneri ve uyarılarda bulundu!

Ateroskleroz

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy kalp ağrısının en sık görülen ve en ciddi sebebinin ‘ateroskleoz’, yani toplumdaki bilinen adıyla ‘damar sertliği’ olduğunu belirtiyor. Bu tabloya; hipertansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, sigara tüketimi ve genetik faktörler neden oluyor. Damarın iç yüzeyinde aterosklerotik plak denen bir plak tabakası oluşuyor ve bu tabaka damar lümeninde (damar içindeki boşluk) daralmaya neden oluyor. Bunun sonucunda kalbe giden kan ve oksijen miktarı azalmaya başlıyor. Tedavi edilmezse plak büyüyebiliyor, yerinden ayrılabiliyor ve üzerine pıhtı oturabiliyor. Bu durumda kalp krizi denilen tablo ortaya çıkıyor.

Damar spazmı

Kalp ağrısının daha az görülen diğer bir nedeni ise koroner damarların spazmı, yani kasılarak lümeni daraltması oluyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy prinzmetal angina adı verilen bu tabloda dilaltı tablet alındığında spazmın kaybolduğunu ve ağrının geçtiğini belirterek, “Spazmın yeniden oluşmaması için düzenli ilaç kullanımı büyük önem taşıyor.  Çünkü spazm tedavi edilmez ve tekrar ederse kalp dokusunda kalıcı hasara neden olabiliyor.” diyor.

Kalp anomalileri

Doğuştan gelen kalp damarı anomalileri özellikle gençlerde kalp ağrılarına yol açabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy, bazı damarların doğuştan yokluğunun veya normalden farklı bir yerden çıkmasının ya da kalp kasının içerisinde seyretmesinin ciddi sorunlara neden olabileceği uyarısında bulunarak, “Bazen futbol sahalarında görülen ani sporcu ölümlerinin önemli bir sebebi bu doğuştan gelen damar anomalileri oluyor.” diyor.

Kas köprüsü hastalığı (Miyokardial Bridge)

Yine doğuştan gelen ve ‘kas köprüsü hastalığı’ adı verilen durumda da tipik kalp ağrısı oluşuyor. Kalbi besleyen damarlardan birinin kalp kasının içerisinde seyretmesi ve kalp kasının kasıldığı zaman koroner damarı sıkıştırması, kalp ağrısıyla sonuçlanıyor. Eğer ilaç tedavisine rağmen ağrı devam ediyorsa ameliyatla durumun düzeltilmesi gerekiyor.

Sendrom X

Sendrom X adı verilen bu hastalıkta efor sarf edildiğinde başlayan ve dinlenmekle geçen tipik ağrı gelişiyor. Hayati bir sorun oluşturmayan ve özellikle menopoz sonrası kadınlarda görülen bu duruma, mikrovasküler damarlar denilen çok ince kılcal damarlardaki sorunların neden olduğu düşünülüyor.

KALP AĞRISINDA NE ZAMAN HANGİ TEDAVİ?

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy tedavinin ağrının altında yatan nedene göre belirlendiğini vurgulayarak, bu yöntemleri şöyle anlatıyor:

Stent

Kalp ağrısında koroner arter darlığından şüphelenildiği zaman önce koroner anjiyografi işlemi yapılıyor. “Koroner anjiyografi aslında lokal anestezi altında koroner damarları görüntülemek için yaptığımız bir görüntüleme işlemidir.” diyen Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy, damarlarda kritik ve ciddi darlıklar varsa tedavi işlemine geçildiğini belirtiyor. Eğer darlık stent takılmasına uygunsa balon ve stent işlemi, anjiyografi ile aynı seansta yapılabiliyor. Yani anjiyografinin devamında yapılan işlemlerle damarda açılma sağlanıyor.

By-pass

Damarlardaki her darlık stent işlemi için uygun olmayabiliyor. Bu durumda by-pass yöntemine ihtiyaç duyuluyor. Doç. Dr. Şükrü Aksoy, “Darlıklar çok yaygınsa, yani çok sayıda damar tutulumu varsa veya darlıklar çok uzun bir segmenti tutuyorsa, dolayısıyla lezyonlar stente uygun değilse, o zaman da by-pass operasyonunu öneriyoruz.” diyor. İster stent ister by-pass olsun, her iki tedavi sonrasında ömür boyu ilaç tedavisi gerekiyor.

İlaç tedavisi

Çok nadiren hastaya stent veya by-pass işlemi yapılamayabiliyor. Bu durumda yoğun ilaç tedavisi öneriliyor. Bu ilaçların arasında kalp ağrısını dindirmek ve hayat kalitesini artırmak için geliştirilmiş özel ilaçlar da bulunuyor.

Yaşam tarzı değişiklikleri

“Ateroskleroz ilerleyici bir hastalık. Başladıktan sonra arterlerde giderek yayılabiliyor. Bu nedenle stent takıldıktan sonra tedavi bitmiş olmuyor.” bilgisini veren Doç. Dr. Şükrü Aksoy, şöyle devam ediyor: “Eğer birtakım önleyici tedbirler almazsak başka damarlarda veya aynı damarın başka bir yerinde yeniden darlıklar oluşabiliyor. Önleyici tedbirlerden birincisi; ömür boyu düzenli kullanılmaları ve aksatılmamaları gereken ilaçlar. İkincisi ise yaşam tarzı değişiklikleri uygulamak. Bunları sigarayı bırakmak, Akdeniz tipi beslenmek, kolesterolden fakir ve Omega-3 yağ asidinden zengin bir diyet ve düzenli egzersiz olarak özetleyebiliriz. Egzersiz olarak koşma veya ağırlık kaldırma gibi ağır egzersizleri kesinlikle önermiyoruz. Günde yarım saatlik tempolu bir yürüyüş yeterli oluyor.”

Diş hastalıkları kalp krizi riskini artırıyor

Diş hastalıkları kalp krizi riskini artırıyor

Sağlık dişler ve diş eti genellikle estetik bir sorun olarak ele alınıyor. Oysa düzenli diş fırçalama ve diş ipi kullanımı gibi bakım alışkanlıkları, kalp hastalıkları, bakteriyel zatürre hatta felçten de koruyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Eda Özdere, toplumda ağız ve diş hastalıklarının görülme sıklığını azaltmak ve ağız sağlığının önemine dikkat çekebilmek için kutlanan Dünya Ağız Sağlığı Günü nedeniyle yaptığı açıklamada “Ağız sağlığımızın doğrudan tüm vücut sağlığı ile ilgili olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu nedenle günde iki kez diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve düzenli doktor kontrolü, sağlıklı beslenme gibi basit ve etkili alışkanlıkları yaşam boyu sürdürmek önemli” diyor.

Ağzımızda çoğunlukla zararsız bakteriler bulunduğunu söyleyen Acıbadem Ankara Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Eda Özdere şunları söyledi:

“Ağzımız sindirim ve solunum sisteminize giriş noktasıdır ve ağız yoluyla giren bazı bakteriler hastalıklara yol açabilir. Ağız hijyeni olmayan bireylerde bu bakteriler, diş çürüğü ve diş eti hastalığı gibi ağız enfeksiyonlarına yol açabilecek seviyelere ulaşabilir. Ayrıca kullanılan bazı ilaçların da tükürük akışını bozması ağız hijyenini olumsuz etkileyebiliyor. Çünkü tükürük, ağzımıza giren yiyecekleri yıkar ve ağızdaki bakteriler tarafından üretilen asitleri nötralize ederek mikroplardan korunmaya yardımcı olur.”

Kalp hastalığı riski üç katına çıkıyor

Ağız bakterilerinin ve diş eti iltihabının birtakım kronik hastalıklara da yol açtığını kaydeden Dr. Eda Özdere, “Kalpte meydana gelen ve endokardit adı verilen enfeksiyon, genellikle ağız yoluyla vücuda giren bakteri veya diğer mikropların kan dolaşımı yoluyla kalbin belirli bölgelerine ulaşmasıyla ortaya çıkar. Araştırmalara göre periodontal (diş ve dişetlerini etkileyen iltihap) hastalığı olan kişilerin kalp hastalığına yakalanma riski üç kat fazla” diye bilgi veriyor

Prematüre ve düşük olasılığı ortaya çıkabilir

Sağlıksız ağız yapısının kardiyovasküler hastalıkların yanı sıra, felç, bakteriyel zatürre gibi hayati sorunlara yol açabileceğini kaydeden Dr. Eda Özdere, hamilelere de uyarılarda  bulunuyor. ABD’deki Kuzey Carolina Üniversitesi’nde yapılan beş yıllık bir araştırmaya göre periodontal hastalığı olan hamilelerde erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek riskinin 7 kat arttığını anlatan Dr. Eda Özdere,  “Diyabeti olan kişilerde periodontitis (diş eti çekilmesi) daha sık ve şiddetli seyrediyor. Yapılan çalışmalar, diş eti hastalığı olan kişilerin kan şekeri seviyelerini kontrol etmekte daha zorlandıklarını da ortaya koyuyor. Kısacası düzenli ağız ve diş bakımı, diyabet kontrolünü kolaylaştırabiliyor. Yani kontrolsüz diyabet, diş eti hastalıklarına davetiye çıkartırken diyabetli bireylerde tedavi edilmeyen bu hastalıklar diyabetin kontrol altına alınmasını zorlaştırıyor”  diyor.

Ağız sağlığı için 5 temel alışkanlık

Peki, sağlıklı diş ve diş eti için neler yapılması gerekiyor? Acıbadem Ankara Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Eda Özdere, bu sorunun cevabı olan basit ve etkili yöntemleri şöyle özetliyor:

-Dişlerinizi günde iki kez düzenli olarak fırçalayın.

-Dişlerin arasına kaçan gıdaların ağız kokusuna, diş etinde tahrişe ve hastalığa neden olmasını önlemek için günlük diş ipi kullanın.

-Oluşabilecek sorunları önlemek veya erken aşamalarında tespit edebilmek için diş hekiminizi düzenli olarak ziyaret edin.

-Sağlıklı ve dengeli beslenin.

-Sigara kullanmayın.