Yazılar

Meme kanseri her yıl 2 milyon 300 bin kadında görülüyor!

Meme kanseri her yıl 2 milyon 300 bin kadında görülüyor!

Dünya Sağlık Örgütü, en sık görülen kanser türünün artık akciğer kanseri değil, meme kanseri olduğunu açıkladı. Dünyada her yıl 2 milyon 300 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor.  Ülkemizde de kadınlarda gelişen her 4 kanserden 1’ini meme kanseri oluşturuyor. Başka bir deyişle, her 8 kadından 1’i, yani kadınların yüzde 13’ü yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, son yıllarda tanı ve tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde meme kanserinin artık ölümcül bir hastalık olmaktan çıkarak kronik bir hastalığa dönüştüğüne dikkat çekiyor. Tedaviden başarılı sonuç alınması için kadınların tarama programlarında yer alan  tetkik ve muayenelerini düzenli olarak yaptırmaları ve meme kanserine yönelik belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Ancak meme kanseriyle ilgili risk faktörlerinden tedaviye kadar pek çok konuda toplumda doğru sanılan hatalı bilgiler mevcut. Bu hatalı bilgiler hastaların gereksiz kaygıya kapılmalarına, daha da önemlisi hekime geç başvurmaları nedeniyle tedavinin güçleşmesine neden olabilmektedir” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı,  meme kanseri hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Prof. Dr. Metin Çakmakçı

Prof. Dr. Metin Çakmakçı

Aile öyküsü yoksa meme kanseri gelişmez. YANLIŞ!

DOĞRUSU: ‘Ailemde meme kanseri yoksa bende de olmaz’ düşüncesi nedeniyle rutin kontroller sıkça ihmal ediliyor. Oysa meme kanserinin yüzde 90’ından fazlası kalıtsal olmayan etkenlerden kaynaklanıyor. Dolayısıyla meme kanseri tanısı alan kadınların çok büyük bir bölümünde aile öyküsü veya genetik bir bozukluk görülmüyor. Bu nedenle aile öyküsü olmayan kadınların da tarama programlarında yer alan mamografi, ultrasonografi ve meme muayenelerini yaptırmaları yaşamsal öneme sahip.

Sadece annenin aile öyküsü riski artırır! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Meme kanserinde aile öyküsünden söz edildiğinde aklımıza sadece annede ve 1’nci derece akrabalarda görülen meme kanseri geliyor. Aslında aynı şekilde baba tarafında meme kanseri görülmesi de riski yükseltiyor. Bunun sebebi ise genlerin yarısının anneden yarısının ise babadan gelmesidir.

Meme kanseri ağrı yapmaz. YANLIŞ!  

DOĞRUSU:  Memede ya da koltuk altında ele gelen kitle meme kanserinin en yaygın ve en önemli belirtisi oluyor. Toplumda meme kanseriyle ilgili hatalı bilinen bir başka konu ise meme kanserinde kitlenin ağrı yapmamasına yönelik. Yaygın inanışın aksine, hastaların yüzde 1-2’sinde memede ve meme başında ağrı oluyor.

Mamografideki   radyasyon  miktarı çok yüksektir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Günümüzde kullanılan modern mamografi cihazlarıyla gerçekleştirilen çekimler sırasında maruz kalınan radyasyon miktarı, yaklaşık birkaç saatlik uçak yolculuğunda alınan radyasyon miktarına eş değer oluyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Tarama ve tanı amaçlı kullanılan mamografi kansere erken tanı konmasını sağlayarak hayat kurtarmaktadır. Dolayısıyla erken tanı için risk altında olmayan her kadının 40 yaşından itibaren yılda bir kez mamografi, ultrasonografi ve hekim tarafından yapılan elle muayeneyi ihmal etmemesi gerekir. Risk altında olan kadınlarda ise bu taramalara daha erken yaşta başlanır.” diyor.

anserine yakalanma riski taşıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, son yıllarda tanı ve tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde meme kanserinin artık ölümcül bir hastalık olmaktan çıkarak kronik bir hastalığa dönüştüğüne dikkat çekiyor. Tedaviden başarılı sonuç alınması için kadınların tarama programlarında yer alan  tetkik ve muayenelerini düzenli olarak yaptırmaları ve meme kanserine yönelik belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Ancak meme kanseriyle ilgili risk faktörlerinden tedaviye kadar pek çok konuda toplumda doğru sanılan hatalı bilgiler mevcut. Bu hatalı bilgiler hastaların gereksiz kaygıya kapılmalarına, daha da önemlisi hekime geç başvurmaları nedeniyle tedavinin güçleşmesine neden olabilmektedir” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı,  meme kanseri hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Emzirmek meme kanserinden korur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan çalışmalara göre; 35 yaş altında doğum yapmak ve bebeğini uzun süre emzirmek meme kanseri riskini biraz düşürüyor. Ancak kadın olmak meme kanseri için tek başına önemli bir risk faktörü. Dolayısıyla erken yaşta doğum yapan ve emziren kadınların da meme kanseri riski taşıdıkları için rutin tetkiklerini aksatmamaları gerekiyor.

Doğum kontrol ilaçları meme kanserini tetikler. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Doğum kontrol ilaçlarının meme kanseri riskini artırdığına yönelik iddialar da bilimsel olarak kanıtlanmamış. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Günümüzde kullanılan doğum kontrol ilaçlarının oldukça düşük dozda östrojen ve progesteron hormonu içermeleri nedeniyle meme kanseri riskini artırmaları beklenmez. Yapılan klinik çalışmalarda da doğum kontrol ilaçları kullanan kadınlarda meme kanseri riskinin yükseldiğini gösteren herhangi bir sonuç alınmamıştır” diyor.

Kanser tanısı konulan her kadın memesini kaybeder. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Erken evre meme kanserinin öncelikli tedavisi cerrahi yöntem oluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, cerrahi işlemlerde yıllar içerisinde ciddi gelişmeler yaşandığına işaret ederek, “Eskiden meme kanserinde genellikle; tümörün yanı sıra meme dokusu, meme altındaki bazı kaslar ve koltuk altında yer alan lenf düğümlerinin çıkarılmasıyla gerçekleştirilen mastektomi ameliyatı uygulanırdı.   Günümüzde ise özel durumlar dışında, kanser tanısı alan kadınların memesi korunabilmekte ve hastalığın tedavisi doğal bir meme görüntüsüne sahip sonuçlar ile gerçekleştirilmektedir” diyor.

Biyopsi ve ameliyat kanseri vücuda yayar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, memeye biyopsi yapılması kanserin yayılmasına neden olmuyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, kanserin iğne veya bıçağın değmesiyle vücuda yayılmadığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kanser riski taşıyan her kitleye; ultrasonografi, mamografi veya MR kılavuzluğunda alınan örneğin incelenmesi ile patoloji uzmanları tarafından tanı konulur. Erken evre meme kanseri tedavisinin ilk basamağı da cerrahi yöntemdir. Ameliyatlar kanseri vücuda yaymaz, tam aksine tümörün çıkarılmasını sağlayarak hayat kurtarır. Tedavide kullanılabilen üç farklı aracımız var: Cerrahi, ilaç tedavisi ve ışın tedavisi (radyoterapi). Bunların üçü de farklı şekillerde ve farklı sırayla olsa da hemen hemen her hastada kullanılır. Erken evrelerde ilk tedavi basamağı ameliyatla tümörün yok edilmesi ve koltuk altındaki lenf bezlerinde tümör hücresi olup olmadığının anlaşılmasıdır. Bazı meme kanseri türlerinde evresine bakmaksızın önce ilaç tedavisi ile başlamanın daha iyi sonuç verdiğini biliyoruz. İlaç denilince hemen kemoterapi anlaşılmamalı, bugün elimizde tümör tipi ve evresine göre kullandığımız ve etki mekanizmaları çok farklı ilaçlar var”

Gebelikte meme kanseri tedavi edilebilir mi?

Gebelikte meme kanseri tedavi edilebilir mi?

Dünyada en sık görülen kanser türlerinde ilk sıraya yükselen meme kanseri kadınları her dönemde yakalayabiliyor. Öyle ki meme kanseri gebelikte en sık görülen kanserler arasında yine ilk sırayı alıyor. Araştırmalar, her 3 bin gebeliğin 1’inde meme kanseri geliştiğini gösteriyor. Üstelik günümüzde kadınların anne olma planlarını ileri yaşlara ertelemeleri nedeniyle gebelikte meme kanserinin önümüzdeki yıllarda daha sık görüleceği belirtiliyor. Güzel haber ise erken tanı sayesinde meme kanserinin gebelik döneminde de bebek zarar görmeden tedavi edilebilmesi. Ancak, anne adaylarının meme kanserine ait belirtileri gebelik sürecinde yaşanan doğal değişimler olarak düşünmeleri nedeniyle tanıda genellikle gecikme yaşanıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, erken tanı için gebelik döneminde memede ele gelen bir kitle varlığında veya doğal değişimlerde zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunarak, “Memede gelişen kitle veya şişme gibi belirtiler asla ‘gebeliğin doğal sonucudur’ düşüncesiyle göz ardı edilmemeli. Zira, çok sık olmasa da bu belirtiler meme kanserinin habercisi olabiliyor” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı,  ayrıca çocuk sahibi olmak isteyen her kadının gebelik öncesinde memeyle ilgili kontrollerini yaptırmasının son derece anlamlı olduğunu belirterek, “Gebelik öncesinde hekim tarafından meme kontrolü  ile ultrasonografi tetkikinin yapılması ve meme kanseri için yüksek risk grubunda olan kadınların genetik danışmanlık almaları doğru bir yaklaşım olacaktır” diyor.

Prof. Dr. Metin Çakmakçı

Prof. Dr. Metin Çakmakçı

SORU: Gebelik meme kanserinden korur mu?

Gebelikle ilgili meme kanseri, gebelik sırasında veya gebeliğin ardından bir yıl içinde görülen meme kanserlerini kapsıyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, gebeliğin meme kanserini önleyen veya tetikleyen bir etkisi olmuyor. Gebelik döneminde en çok meme, rahim ağzı ve yumurtalık kanseri görülebiliyor.

SORU: Gebelikte meme kanseri tanısı neden gecikiyor?

Gebelikte meme kanserinin erken tanısı hem anne hem bebek için yaşamsal öneme sahip. Ancak gebelik sürecinde meme kanseri tanısının genelde geç konulduğuna dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, gecikmenin nedenlerini şöyle sıralıyor: “Geç tanının en yaygın nedeni, anne adayının kansere bağlı olarak memesinde oluşan  belirtileri gebelik sürecine ait değişimler olarak düşünmesi. Ayrıca gebeliğin özellikle ileri evrelerinde memenin yapısı çok değiştiği için ultrason ve mamografiyi yorumlamak zorlaşıyor. Dolayısıyla anne adayının hekime zamanında başvurmaması ve radyolojik görüntülerin yorumlanmasında güçlük çekilmesi nedeniyle gebelik döneminde meme kanserine normal popülasyona oranla biraz daha geç  tanı konulabiliyor”

SORU: Erken tanı için nasıl bir yol izlenmeli?

Meme kanserine erken dönemde tanı konulabilmesi için memede ele gelen bir kitle, memede ağrı, meme derisinde kızarıklık veya duyarlılık, meme ucundan akıntı gelmesi veya meme ucundaki derinin kabuklanması ya da soyulması gibi durumlarda gecikmeden hekime başvurulmalı. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, ayrıca her kadının gebelik öncesinde hiçbir yakınması olmasa bile hekime meme muayenesini yaptırmasının önemli olduğunu vurgulayarak, “Kontrolde meme muayenesinin yanı sıra ultrasonogafi de yapıyoruz. Erken tanı sayesinde tedavinin başarı oranı yüzde 98 gibi oldukça yüksek bir rakama ulaşıyor. Ayrıca kansere gebelik öncesinde tanı konabilmesi anne adayında oluşabilecek ağır psikolojik ve fizyolojik sorunları da azaltmış oluyor” diyor.

Prof. Dr. Metin Çakmakçı

SORU: Meme kanseri tedavisi bebeğe zarar verir mi?

Meme kanseri tedavisi bebeğimize zarar verir mi? kaygısını bu süreçte hemen her anne – baba doğal olarak yaşıyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, günümüzde bebeğe zarar vermeyen tedavi protokolleri ile sağlıklı bir doğumun mümkün olduğuna işaret ederek, “Ancak bebeğin zarar görmemesi için tedavinin mutlaka genel cerrahi, tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisi uzmanları, patoloji uzmanı, nükleer tıp uzmanı  ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanının katıldıkları bir ekipten oluşan multidisipliner yaklaşımla gerçekleştirilmesi çok önemlidir” diyor.

SORU: Gebelikte meme kanseri nasıl tedavi ediliyor?

Günümüzde tıp dünyasında yaşanan önemli gelişmeler ve edinilen deneyimler sayesinde meme kanseri gebelik döneminde de tedavi edilebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, bu dönemde bebeği korumak amacıyla tedavi protokolünde değişiklikler yapıldığını belirterek, sözlerine şöyle  devam ediyor: “Gebeliğin her döneminde yapılabilen cerrahi girişimle, kanserli bölge, bebeğe zarar vermeden temizlenebiliyor. Kemoterapi bebekte anomali, düşük veya erken doğum gibi komplikasyonlara yol açabileceği için gebeliğin ilk üç ayında ve son üç haftada kullanılmıyor. Bu süreçlerin dışında bebeğin gelişimi yakından takip edilerek kemoterapi tedavisi uygulanabiliyor. Meme kanserinin tedavisinde kullanılan hormon ve hedefe yönelik tedavilerden ise bebeğin zarar görmemesi için gebelik döneminde kaçınılıyor. Radyoterapi tedavisine ise bebeğin gelişimini durdurma riski nedeniyle gebelikte asla başvurulmuyor. Bu yönteme, gerek duyulması halinde doğumdan sonra başlanıyor”  Prof. Dr. Metin Çakmakçı, meme kanserinde zamanla yarışıldığı için bebek sağlıklı yaşayabilecek kadar gelişmiş ise bazen doğumun öne alınabildiğini de sözlerine ekliyor.

SORU: Meme koruyucu cerrahi uygulanabilir mi?

Son yıllarda, erken tanı sayesinde, sadece tümörlü alanı çıkarmayı kapsayan ‘meme koruyucu cerrahi’ yöntemi yaygın olarak kullanılıyor. Ancak gebelikte oluşan meme kanserinde bazı durumlarda memenin alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Metin Çakmakçı,  “Örneğin radyoterapinin mutlaka uygulanması gereken evrelerde, meme koruyucu ameliyat yerine mastektomi, yani memenin tümünü çıkaran ameliyat yöntemine başvurmak durumunda kalabiliyoruz” diye konuşuyor.

SORU: Meme kanseri olan anneler emzirebilir mi?

Meme kanserinin tedavi sürecinde bebeğin emzirilmesi genellikle önerilmiyor. Zira, emzirme sürecinde memeyi ameliyat etmek zorlaşırken çeşitli komplikasyonların gelişme riski de artıyor. Ayrıca meme kanserinin tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları ve doğum sonrasında başvurulan hedefe yönelik veya hormon ilaçları da süt aracılığıyla bebeğe geçip, zarar verebiliyor. Tedavisi tümüyle tamamlanan annelerin bebeklerini emzirmelerinde ise bir sakınca olmadığı belirtiliyor.

SORU: Meme kanseri tedavisinden sonra yeniden gebe kalınabilir mi?

Meme kanseri olan ve tedavisi tümüyle tamamlanan kadınların yeniden gebe kalmalarında bir sakınca görülmüyor. Ancak kadınların tedavileri tamamlandıktan sonra en az bir yılını sağlıklı geçirmiş olmaları, tekrar gebe kalmaları konusunu hekimleriyle görüşmeleri ve gebelik sürecini hekimlerinin gözetimi altında geçirmeleri büyük önem taşıyor.

Meme kanserine karşı ne önlem almalı!

Meme kanserine karşı ne önlem almalı!

Erkeklerde de görülmekle birlikte kadınlarda 100 kat daha fazla rastlanan meme kanseri, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. Meme kanserinde genetik ve çevresel faktörler kadar yaşam tarzının da önemli bir role sahip olduğunu belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Fulya Ağaoğlu, “Yapılan bilimsel çalışmalara göre; değiştirilmesi elimizde olan yaşam alışkanlıklarımızı sağlıklı kılmak meme kanserinden korunmada son derece önem taşıyor. Beslenmeden egzersize dek bazı kurallara dikkat ederek meme kanserinden korunmak ve elimizde olmayan faktörlerden kaynaklandığında da meme kanserinin tekrarlama riskini azaltmak mümkün” diyor. Prof. Dr. Fulya Ağaoğlu Ekim Ayı- Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada meme kanserine karşı önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kadınlardaki süt kanallarını içeren meme dokusu, ergenlikten itibaren genişleyip hayat boyu adet döngüsü ile birlikte değişken bir yapıya sahip oluyor. İşte, bu dokudan gelişen kansere ‘meme kanseri’ deniliyor. Erkeklerde de meme dokusu olmasına rağmen gelişmeden kaldığından risk kadınlara göre 100 kat az olsa da kapıyı çalabiliyor. Meme kanserinin son yıllarda genç yaşlarda da görülmeye başladığını, bu nedenle her kadının kendi meme dokusunu tanıması için, ayda bir kez ideal olarak adet başladıktan sonraki 7 ila 10. gün arasında, ayna karşısında her iki memesini kontrol etmesinin büyük önem taşıdığını belirten  Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Fulya Ağaoğlu şöyle konuşuyor: “İnsanın kendi vücudundaki değişiklikleri farketmesi daha kolaydır. Bunun için de meme dokumuzun farkında olmalıyız. Erken tanı için 40 yaşından itibaren tarama amaçlı mamografi ve ultrasonografilerin çekilmesi genel önerimizdir. Ama ailesinde meme kanseri tanısı almış bireyler varsa veya çocukken göğüs bölgesine radyoterapi almış ise daha erken yaşlarda da görüntüleme testleri ve doktor muayenesi öneriyoruz. Bize miras kalan genleri değiştirmek elimizde değil ama yaşam tarzımızı değiştirebiliriz.”

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

Prof. Dr. Fulya Ağaoğlu

Fazla kilolardan sağlıklı diyetle kurtulun!

Yapılan bilimsel çalışmalarda fazla kilolu olmak ile özellikle menopoz öncesi çağdaki kadınlarda artan meme kanseri riski arasındaki ilişkinin ispatlandığını belirten Prof. Dr. Ağaoğlu “Hareketsiz yaşam ne yazık ki hastalıktan korunmada elimizi önemli ölçüde zayıflatmakta aynı zamanda tedavisi sonrası meme kanserinin tekrarlama ihtimalini artırmaktadır. Egzersiz, bize hem kilo kontrolü hem de toksinleri atmak yolunda katkı sağladığı için kanser başlatıcı etkileri en aza indirgemiş oluruz. Özellikle menopoz sonrası yüksek kiloya sahip olanların, zayıf hemcinslerine kıyasla daha erken yaşta meme kanserine yakalandığı bilinmektedir” diyor. Bu nedenle fazla kilolardan sağlıklı ve sürdürülebilir bir diyetle kurtulmak ve ideal kiloya inmek gerekiyor.

Mutlaka egzersiz yapın!

Vücudumuzdaki yağ dokusunun fazla olmasının, sürekli bir inflamasyonu uyardığını ve karsinojen maddelerin birikimi için uygun bir zemin hazırladığını vurgulayan Prof. Dr. Ağaoğlu düzenli yapılan egzersizin hem kilo kontrolü hem de toksinleri atmak yolunda kritik öneme sahip olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Sağlıklı ve dinç bir hayatın kapısını açan anahtarlardan biri egzersizdir. Egzersizle kanser başlatıcı etkileri en aza indirgemiş oluyoruz. Yaşla birlikte, menopozun da etkisiyle metabolizmanın yavaşlaması bizi kilo almaya eğilimli hale getiriyor. Bu dönemde yapılan yüzme, yürüyüş, pilates vb gibi aktif egzersizler hem kilo kontrolünde yardımcı hem de menopozun getirdiği sıcak basması gibi bazı olumsuz etkileri azaltmada yardımcı olur. Spor yaparken salgılanan mutluluk hormonu, stresimizi azaltarak bizi daha sağlıklı hale getirir. Mümkünse açık havada yapılan oksijenli egzersizler bize daha çok faydalı olmaktadır.”

“İlaç gibi reçete ediyoruz”

Meme kanseri tedavisi için yapılan cerrahi ve radyoterapi sonrası görülen lenfatik dolaşım bozukluğunun da (lenfödem) önemli bir sağlık sorunu olabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Fulya Ağaoğlu “Lenfödemi önlemek ve gelişimini yavaşlatmak için de hastalarımıza mutlaka egzersiz yapmaları gerektiğini anlatıyoruz. Özellikle pilates ve yüzme gibi dolaşım sistemi üzerine olumlu etkilerini bildiğimiz sporları hastalarımıza ilaç gibi reçete ediyoruz. Yaptığımız çalışmada, pilates  yapan hastalarımızın lenfödem açısından avantajlı duruma geçtiklerini gördük” diyor.

Zarar gören genleri tamir ediyor!

Sağlıklı yaşam tarzının, kişinin zarar görmüş genlerinin tamirinde kilit öneme sahip olduğunu söyleyen Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Fulya Ağaoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Hayatımızın sağlıklı bir şekilde akıp gitmesi için çoklu etkenin rol oynadığını bilmeliyiz. Kanseri tetikleyen etkenlerden uzak durmak ve yılda bir kez düzenli doktor kontrollerimizi ihmal etmemek bizi bu yolda güçlü kılar. Sağlıklı ve dengeli beslenmek, sigara ve alkolden mutlaka uzak durmak gerekir. Yapılan bilimsel çalışmalar; sigara ve alkolün meme kanserine zemin hazırladığını açıkça ortaya koymaktadır. Yüksek miktarda alkol tüketimi östrojenik aktiviteyi artırarak meme dokusunun yoğunluğunun artmasına neden olurken, sigara içilmesi de östrojen pozitif meme kanseri riskini artırmada başlıca etkenlerdendir.”

Bunlar meme kanserinin tanısını geciktirebilir!

Bunlar meme kanserinin tanısını geciktirebilir!

Memede oluşan ağrı ve bazen kitlenin ele gelmesiyle kendini belli eden fibrokistik değişimler, memede en sık görülen sorunların başında yer alıyor. Hormonların etkisi nedeniyle özellikle 30-40 yaş arasındaki kadınlarda gelişen fibrokistik değişimlerdeki ağrılar her adet döngüsüyle birlikte tekrarlıyor. Memede görülen fibrokistlere bağlı sorunlar bazı kadınlarda çok hafif gelişirken, bazılarında ise günlük hayatı olumsuz etkileyecek kadar şiddetli olabiliyor. Yaklaşık her iki kadından biri, yaşamının bir döneminde fibrokistik değişimden kaynaklanan şikayetler nedeniyle hekime başvurma ihtiyacı duyuyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Emel Özveri, fibrokistik değişimlerde düzenli kontrollerin aksatılmaması gerektiğine işaret ederek, “Toplumdaki yaygın inanışın aksine, fibrokistik değişiklikler genelde meme kanserinin gelişmesinde bir risk oluşturmuyor. Basit kistler önemli bir soruna yol açmadıkları için hastanın rutin kontrollerini yaptırması yeterli geliyor. Kompleks fibrokistik değişimler ise kötü huylu kitlelerle karışabiliyor, bu nedenle yakın takibin ihmal edilmemesi gerekiyor” diyor.

Dr. Emel Özveri

Dr. Emel Özveri

Hastalık değil memede oluşan bir değişim

Fibrokistler aslında hastalık değil, memede oluşan bir değişim olarak tanımlanıyor. Östrojen ve progesteronun etkisiyle süt üreten hücrelerde adet döneminin başından itibaren artış ve gelişme yaşanıyor. Hamilelik oluşmazsa memede artan hücreler yıkılıyor ve bu hücrelerin onarımı sırasında hasar, bir başka deyişle fibrozis gelişebiliyor. Aynı zamanda memedeki süt bezleri sıvı salgılıyor. Süt kanallarındaki değişimlerden dolayı bu sıvı geri emilemezse kist denilen sıvı dolu keseler oluşuyor.

En tipik belirtisi memede gelişen ağrı!

Fibrokistik değişikliklerde en sık görülen şikayet, meme ağrısı oluyor. Ağrı özellikle adet döngüsünün ikinci yarısında başlıyor ve adet sürecinde hafifliyor. Ağrının nedeni ise adet döneminde vücutta gelişen hormonal değişimler oluyor. Memede su tutulmasına bağlı olarak dolgunlukla birlikte ağrı da şiddetleniyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Emel Özveri, memede fibrokistik değişikliğin bir diğer önemli belirtisinin ele gelen kitle olduğunu vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Bu kitleler sıvıyla dolu oldukları için yumuşak yoğunlukta oluyorlar. Genelde adet öncesi dönemde memede yoğunluk artıyor ve ele sertlik geliyor. Eğer adet dönemi bittiğinde bu sertlik kaybolmazsa doktora başvurmak gerekiyor. Zira bu belirti memede fibrokistik değişimin değil, kötü huylu bir tümörün habercisi olabiliyor.”

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Meme kanserinin tanısını geciktirebilir!

Fibrokistik yapılar çoğunlukla milimetrik boyutta olsalar da 6-7 cm boyutuna da ulaşabiliyor. Fibrokistik değişimler meme kanseri için risk oluşturmuyor. Ancak ağrı şikayetine yol açmalarının yanı sıra tanı için başvurulan mamografi gibi radyolojik görüntülerin de kalitesini bozabiliyor. Dolayısıyla bu hastalarda ayırıcı tanı için meme MRI (Magnetic Resonance Imaging) gibi görüntüleme sistemine ve iğne biyopsisi yöntemine başvurmak gerekebiliyor.

Tedavi gerekmese de takip şart!

Memede oluşan fibrokistik değişikliklerde cerrahi müdahaleye çoğunlukla ihtiyaç duyulmuyor. Tedavi, hastanın ağrı yakınmasını hafifletmeye yönelik oluyor. Düzensiz adet sorunu varsa ağrı şikayeti artıyor. Dolayısıyla adetlerin ilaç tedavisiyle düzenlenmesi ağrının hafiflemesini sağlıyor. Özellikle şiddetli ağrı yakınmasında çay, kahve, kolalı içecekler ve çikolata tüketiminin de azaltılması gerekiyor. Zira bu besin ve içecekler kafein ve kimyasal içeriklerinden dolayı ağrıyı tetikleyebiliyor. Ele gelen büyük ağrılı kistler ise enjektör yardımıyla boşaltılabiliyor.

Meme kanserinde 20 yaş üzeri kadınlar ve risk grubundaki erkekler dikkat!

Meme kanserinde 20 yaş üzeri kadınlar ve risk grubundaki erkekler dikkat!

Kadınlar arasında en yaygın görülen ve günümüzde her 8 kadından 1’inin kapısını çalan meme kanseri bilim dünyasının üzerinde en çok araştırma yaptığı, tanı ve tedavide çok hızlı ilerlemeler kaydettiği bir kanser türü. Ancak kadınlara düşen görevler de var! Son yıllarda genç yaşlarda da çok sık görülür hale gelen meme kanserinde erken teşhisin hayat kurtardığını vurgulayan Acıbadem Üniversitesi Senoloji (Meme Bilimi) Araştırma Enstitüsü Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, erken teşhiste gerek düzenli taramaların gerekse ‘kişinin kendini elle muayenesi’nin kritik rol oynadığını söylüyor. 20 yaş üzerindeki kadınların ve risk grubundaki erkeklerin (ailesinde yumurtalık, bağırsak ve meme kanseri öyküsü olanlar) ayna karşısında, ayda sadece 10 dakikalarını ayırarak meme kanseri testi yapmalarını tavsiye eden Prof. Dr. Cihan Uras, Ekim Ayı-Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, hem kendi kendini muayenenin inceliklerini hem de meme kanserine yönelik mutlaka bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Cihan Uras

  • Sağlıklı yaşam alışkanlığı çok önemli!

Son yıllarda sağlıksız beslenmeden sigara ve alkole, aşırı kilo ve aşırı stresten menopoz döneminde uzun süreli kontrolsüz hormon kullanımına dek bir çok etkenin meme kanserine zemin hazırladığını belirten Prof. Dr. Cihan Uras şöyle konuşuyor: “Her gün düzenli olarak alkol tüketenlerde meme kanseri riski, alkol tüketmeyenlere oranla yüzde 40 daha fazla oluyor. Şişmanlık da meme kanserine davetiye çıkarıyor. Vücutta yağ oranı arttığında kanserin yayılma ihtimali yükseldiğinden şişman kişilerin mutlaka kilo vermesi, şeker, pirinç ve beyaz undan kaçınılması, sebze ve meyve tüketilmesi, kırmızı et yerine beyaz et tercih edilmesi gerekiyor.” Hareketsiz bir yaşam tarzının da tehlikeye davetiye çıkardığını belirten Prof. Dr. Cihan Uras, her gün en az 30 dakika tempolu yürüyüşün şart olduğunu, temizlik malzemelerine de aşırı maruz kalmamak gerektiğini söylüyor.

  • Bu belirtilere dikkat!

Meme kanserlerinin bazıları belirti verebilirken bazıları hiçbir belirti vermeden ilerliyor. Prof. Dr. Cihan Uras, görülebilecek bazı belirtileri şöyle sıralayarak uyarıyor: “Memede ele gelen kitle, meme başından akıntı, meme cildinde portakal kabuğu görünümü, meme cildinde çekinti, memede ağrı kızarıklık ve şişme olabilir. En sık bulgu ise ele gelen ağrısız kitle olarak karşımıza çıkar. Her ele gelen kitle meme kanseri anlamına gelmese de ihmal edilmemeli ve mutlaka hekime danışılmalıdır.”

Acıbadem Maslak Hastanesi

  • Yılda 1 gün düzenli muayene şart!

Ülkemizde meme kanseri 50 yaşın altında da sık görülür hale geldi. Öyle ki dünyada bu oran yüzde 20’lerde seyrederken, ülkemizde özellikle son yıllarda hızla artarak yüzde 40’a ulaştı. Yılda bir kez düzenli olarak hekim muayenesine gitmenin şart olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Cihan Uras “Genç yaşta kanser hücreleri çok daha saldırgan olup çok daha hızlı ilerlediği için 30 yaşından itibaren meme ultrasonu, 40 yaşından itibaren ise yılda bir kez mamografi yaptırmak gerekiyor. Ailede risk faktörüne göre 20 yaşından itibaren 1-3 yılda bir hekime görünmek çok önemli” diyor. Meme dokusu yoğun olanlarda memenin ultrasonla incelendiğini ancak teşhiste mamografinin ‘altın standart’ olduğunu belirten Prof. Dr. Uras, bu tetkiklerin birbirinin yerine geçmediğini, hekimin gerekli gördüğü tetkiklerin yaptırılması gerektiğini söylüyor.

  • Bu risk faktörlerinin önüne geçebilirsiniz!

Meme kanserinde risk faktörleri ‘değiştirilebilen’ ve ‘değiştirilemeyen’ler olmak üzere ikiye ayrılıyor. Genetik yatkınlık, aile hikayesi, erken ergenliğe giriş, geç menopoz, ırk ve yaş gibi faktörler ‘değiştirilemeyen risk faktörleri’ olarak karşımıza çıkarken, Prof. Dr. Cihan Uras “Değiştirilebilen risk faktörleri arasında; geç doğum yapma veya doğum yapmama, az emzirme veya emzirmeme, sigara ve alkol tüketimi, kadınlık hormonu kullanımı, beslenme gibi faktörler yer almaktadır. Değiştirilebilen risk faktörlerine karşı yaşam tarzınızda sağlıklı değişiklikler yaparak önlem alabilirsiniz” diyor.

  • Arkadaş, internet ve sosyal medyadaki bilgilere dikkat!

Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarsa da, ülkemizde çoğunlukla ‘hurafeler’ nedeniyle ileri evrede teşhis konulabildiğini belirten Prof. Dr. Cihan Uras şöyle konuşuyor: “Ülkemizde ne yazık ki doktora başvurmak yerine arkadaş çevresi, akrabalar, internet ve sosyal medyadaki yanlış bilgilere inanılarak teşhis ve tedavide gecikildiğini görüyoruz. Örneğin; bir kadının eline kitle geliyorsa, ‘süt bezesidir’ dememeli, kesinlikle hekime görünmeli. Mamografideki radyasyonun kanser yaptığı ya da biyopsi veya cerrahinin kanserin yayılımını hızlandırdığı şeklindeki yanlış inanışlar terk edilmeli. Meme kanserinin erkeklerde de görüldüğü bilinmeli. Bitkisel tedavi denilen yöntemlere başvurulması tıbbi tedaviyi geciktirdiğinden çok geç kalınmasına neden olabilirken, tedavi esnasında ise ilaçlarla etkileşime girerek fayda yerine zarara yol açıyor. Bu nedenle hekime danışmadan kesinlikle bu yöntemlerden kaçınılmalı.”

  • Tedavi yaklaşımında çok önemli yenilikler!

Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanseri tedavisinde son yıllarda çok önemli gelişmeler olduğunu, artık cerrahinin ilk yöntem olmaktan çıktığını belirterek “Günümüzde meme kanserinin moleküler özelliklerini çok daha iyi bildiğimizden artık ‘kişiye özel’ çok daha etkili tedavi yapabiliyoruz. Cerrahi öncesi kemoterapi ile memedeki kitleyi küçültebiliyor, koltuk altındaki lenf nodlarının tümörden temizlenmesini sağlayıp lenfödem gelişmesini engelleyerek yaşam kalitesini artırabiliyoruz” diyor. Günümüzde artık ‘akıllı’ ilaçlarla normal hücreleri olabildiğince koruyarak kanser hücrelerini yok edebildiklerini söyleyen Prof. Dr. Uras, her 3 kadından 2’sinin memesinin korunabildiğini, robotik cerrahinin de desteği ile koltuk altından 5 cm.lik bir kesi ile iz kalmadan meme kanseri ameliyatı yapmanın mümkün hale geldiğini, memenin tümüyle alınması gerektiğindeyse plastik cerrah ile eşzamanlı rekonstrüktif işlemler sayesinde eski halinden daha güzel meme yapılabildiğini  vurguluyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi

  • Ayda 1 kez ayna karşısında elle muayene yapın!

Günümüzde meme kanseri 40 yaşın altındaki kişilerde de çok sık görülüyor hale geldi. Öyle ki Avrupa’da yüzde 5-6’yı geçmezken, ülkemizde yüzde 20’lere ulaştı. Bu nedenle 20 yaş üzerindeki kadınların ve risk grubundaki erkeklerin (ailesinde yumurtalık, bağırsak ve meme kanseri öyküsü olanlar) düzenli olarak ayda 1 kez, sadece 10 dakika ayna karşısında elle muayene yapmalarının son derece önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Cihan Uras, kendi kendini muayenenin erken teşhis ve tedavide kritik rol oynadığını vurguluyor.

4 adımda basit ama etkili test!

Prof. Dr. Cihan Uras her ay düzenli olarak yapacağınız elle meme muayenesi sayesinde belli bir süre sonra normal meme dokunuzun özelliklerini öğreneceğinizi ve böylece yeni ortaya çıkan kitleleri erken dönemde fark edebileceğinizi söylüyor. Peki 4 adımda basit ama hayati önem taşıyan meme testi nasıl yapılır? Prof. Dr. Cihan Uras adım adım anlattı;

  1. Ayna karşısına geçin ve iki elinizi belinize koyun. Her iki memeniz simetrik mi? Görünür bir kitle var mı iyice bakın. Deride ve meme başında bir çöküntü ya da renk değişikliği var mı inceleyin.
  2. Kollarınızı yukarı kaldırın ve aynı işlemleri tekrarlayın.
  3. Yere uzanın ve sağa dönün. Başınızın altına küçük bir yastık koyun. Sağ elinizi başınızın arkasına yerleştirip, sol elinizin 2. ve 3. parmaklarının iç kısmıyla muayeneyi gerçekleştirin. Meme başı çevresinden başlayarak ve meme dokusunu parmaklarınızla göğüs duvarı arasında hafifçe ezerek saat yönünde halkasal hareketlerle herhangi bir duyarlılık ya da kitle olup olmadığını kontrol edin. Ardından sola uzanarak aynı işlemi tekrarlayın.
  4. Son olarak koltuk altına bakın. Sağ koltuk altının ardından sol koltuk altınızı muayene ederek muayeneyi tamamlayın.

40 yaşından sonra yılda bir kez şart!

40 yaşından sonra yılda bir kez şart!

Meme kanseri dünyada kadınlarda görülen kanserlerde ilk sırada yer alıyor.  Ülkemizde de kadınlarda gelişen kanserlerin yüzde 25’ini oluşturuyor ve birincilik sırasını koruyor. Yürekleri ferahlatan haber ise tedavide yaşanan büyük gelişmeler sayesinde erken tanı konulduğunda meme kanserinde tam şifa sağlanabilmesi! Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gül Başaran, meme kanserine erken tanı konulmasında düzenli yapılan taramaların kilit rol üstlendiğine dikkat çekerek, “Her kadının 20 yaşından sonra ayda bir kez memesini tercihen banyoda iken muayene etmesi; normalden farklı bir görünüm ve asimetri olup olmadığını kontrol etmesi gerekiyor. Ayrıca 40 yaş sonrasında da yılda bir kez hekim tarafından meme muayenesi ve mamografi taraması yapılması yaşamsal önem taşıyor” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gül Başaran, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında erken evre meme kanseri hakkında en çok merak edilen 7 soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu

Pause Dergi

Prof. Dr. Gül Başaran

SORU: Meme kanserinin semptomları nelerdir?

CEVAP: Memede fiziksel herhangi bir değişiklik, meme başından akıntı gelmesi ve memede ele gelen kitle, meme kanserinin başlıca belirtilerini oluşturuyor. Prof. Dr. Gül Başaran, “Bunların içinde en sık karşılaştığımız belirti hastaların eline gelen bir kitleyi hissetmesidir” diyor.

SORU: Tanı için hangi standart yöntemlere başvuruluyor?

CEVAP: Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gül Başaran, meme kanserinde standart tarama yönteminin mamografi olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntem kolay bir yöntem olmakla birlikte, çok yoğun meme yapısına sahip kadınlarda meme ultrasonografisi (USG) ile desteklenmesi gerekebiliyor. Kalıtsal meme kanseri olan, yani aileden gelen hasarlı genler nedeniyle meme kanseri riski artmış olan kadınlarda ise memenin manyetik rezonans görüntülemesi (MRG) ile tarama yapılıyor”

SORU: Erken tanı nasıl konabiliyor?

CEVAP: Her kadının 20 yaşından sonra memesini ayda bir kez, tercihen banyoda iken muayene etmesi; normalden farklı bir görünüm ve asimetri olup olmadığını kontrol etmesi önem taşıyor. Prof. Dr. Gül Başaran, meme muayenesinin 40 yaş sonrasında ise hekim tarafından yılda bir yapılmasını önerdiklerine işaret ederek, “Yine 40 yaş sonrasında yılda bir kez mamografi yapılmasını tavsiye ediyoruz. Özel durumlarda, örneğin adolesan dönemde göğüs bölgesine radyoterapi alan veya ailesinde zararlı bir gen bozukluğu olduğu bilinen kişilerin meme kanseri için taramalara daha erken yaşlarda başlamaları ve meme MR’ı ile takip edilmeleri önem taşıyor” diyor.

SORU: Meme kanserinde erken tanı ne sağlıyor?

CEVAP: Meme kanseri erken teşhis edildiğinde hastalıkta tam şifa sağlanabiliyor. Ayrıca ele kitle geldiğinde başvuran hastaların tanı sonrasında  çoğu sistemik bir tedavi alırken, tümör daha ele gelmeden rutin takip sırasında saptanan ve tanı konan tümörlerin tedavisinde ise sadece cerrahi ve radyoterapi gibi lokal tedaviler yeterli oluyor. Ayrıca erken tanı alan hastaların çoğunda sistemik tedavi olarak 5 yıl ağızdan verilen endokrin tedavinin yeterli geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Gül Başaran, “İleri evredeyse kemoterapi ve radyoterapi sonrası verilen endokrin tedavinin süresi ise 5 yıldan daha uzun oluyor” diyor.

SORU: Meme kanserinde evrelendirme nasıl yapılıyor?

CEVAP: Meme kanserinde evreleme, tümörün öncelikle ilk gidebileceği bölgesel lenf bezi ağı olan koltuk altı lenf bezlerinin tutulup tutulmadığını anlamakla başlıyor. Bu inceleme meme ultrasonografisi ile yapılıyor. Meme kanserinin vücudun diğer organlarına yayılıp yayılmadığını, yani metastatik evre 4 olup olmadığını anlamak içinse diğer radyolojik tetkikler, örneğin batın ultrasonografisi, akciğer veya batın tomografisi, kemik sintigrafisi, beyin manyetik rezonansı (MR) veya pozitron emisyon tomografisine (PET) başvuruluyor. Prof. Dr. Gül Başaran, “Bu tetkiklerden hangisini seçeceğimizi tümörün büyüklüğüne, koltuk altı lenf bezlerini tutup tutmadığına ve tümörün tipine bakarak belirlemekteyiz” diyor.

SORU: Kanserden korunmak için nelere dikkat edilmeli?

CEVAP: Kanserden korunmak için özel bir beslenme metodu mevcut değil. Dengeli beslenme, sağlıklı kilomuzu koruma, alkol tüketmeme, sigara içmeme ve işlenmiş gıdalardan uzak durma gibi sağlıklı yaşamı korumak için gerekli olan tüm uygulamalar kanserden korunmak için de geçerli oluyor. Kişinin kendisine gereken miktarda uyku düzeni sağlaması, düzenli spor yapması (tempolu yürüyüş gibi) kanserin yanı sıra başka kronik hastalıklardan da koruyor.  Bunların yanı sıra doktor önerisi olmadıkça gereksiz vitamin veya benzeri takviye edici gıdalardan da kaçınmak gerekiyor.

Pause Dergi

SORU: Medikal tedavi nasıl düzenleniyor?

CEVAP: Tümörün patolojik incelemesinde bakılan östrojen/progesteron reseptörleri ve Her-2 adlı proteininin varlığına göre meme kanseri üç alt tipe ayrılıyor. Birinci grupta hormon reseptörleri pozitif (östrojen ve progesteron reseptörleri), ikinci grupta hormon reseptörleri ve Her-2 negatif (üçlü negatif grup) ve üçüncü grupta ise  Her-2’nin pozitif olduğu (Her-2 pozitif) grup meme kanserleri bulunuyor. Prof. Dr. Gül Başaran, tedavi şekillerinin öncelikle tümörün bu alt tiplerden hangisi olduğuna göre düzenlendiğine işaret ederek, “İkinci önemli olan unsur ise hastalığın evresidir” diyor.

Erken evrede en önemli karar, önce sistemik medikal tedavi (kemoterapi+/- hedefe yönelik akıllı ilaçlar) ardından “cerrahi mi”, yoksa tam tersi “önce cerrahi sonra sistemik onkolojik tedavi mi” yapılacağı oluyor. Prof. Dr. Gül Başaran, “Bu da tümörün evresi ve tipi ile yakından ilgilidir” diyerek, tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “Metastatik evrede ise tedaviyi belirleyici en önemli parametre, hastalığın hayatı tehdit eder bir durumda olup olmadığının analiz edilip ona göre tümörün tipine bağlı olarak kemoterapi veya endokrin tedavi +/- hedefe yönelik akıllı ilaçları seçmektir. Tedavi belirlerken önemli olan diğer kısımlar ise hastanın genel durumu, menopozda olup olmaması, kanserinin kalıtsal olup olmadığı, sahip olduğu başka kronik hastalıkların ciddiyeti ve hastanın tedavi konusundaki kendi arzusudur”

Dikkat! Bu hurafeler tanı ve tedaviyi geciktiriyor!

Dikkat! Bu hurafeler tanı ve tedaviyi geciktiriyor!

Genetik faktörler, çevresel etkenler ve sağlıksız yaşam tarzı günümüzde meme kanserinin görülme sıklığını artırıyor. Yapılan çalışmalar; ülkemizde 80 yaşına kadar yaşayan her 8 kadından 1’inin hayatının bir döneminde meme kanseriyle tanıştığını ortaya koyuyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı ve Senoloji (Meme Bilimi) Enstitüsü Müdürü, Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanserinin son yıllarda genç yaşlarda da görüldüğünü, üstelik Türkiye’de 40 yaş altı meme kanseri oranının Avrupa’dan daha yüksek olduğunu söylüyor. Meme kanserinde erken teşhisin hayat kurtardığını, ülkemizde doğru sanılan bazı yanlış inanışların da erken tanı ve tedaviyi geciktirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Cihan Uras, Ekim Ayı- Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, tehlikeli 10 hurafeyi ve doğrularını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Cihan Uras

Meme kanseri sadece kadınlarda görülür: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Erkeklerde de meme kanseri görülür. Meme kanseri olan her 100 kişiden 1’i erkektir. Erkekler memelerinde kitle hissettikleri zaman hızlıca hekime başvurmalıdır. Ailesinde kalıtsal meme kanseri olan erkekler risk açısından dikkatli olmalıdır.

İğneyle biyopsi kanserin vücuda yayılmasına yol açar: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Biyopsi memede bulunan lezyonun tanımlanması için en etkili yoldur. Biyopsi yapılması kitlenin yayılmasına ya da tür değiştirmesine neden olmaz.

Mamografi kanser yapar: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Mamografi kansere yol açmaz ya da oluşmuş bir kanserin yayılmasına neden olmaz. Mamografi meme kanserinin erken tanılanmasında en etkili yöntemdir. Mamografi çekilmesi için mutlaka 40 yaşında olunmasına gerek yoktur. Gerekli durumlarda 40 yaş altında da mamografi çekilebilir.

Ailede meme kanseri yoksa kişide meme kanseri görülmez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Meme kanseri oluşumunda genetik faktörlerin etkisinin bilinmesine karşılık meme kanseri vakalarının yüzde 85’inin aile öyküsünde meme kanseri yoktur. Buna karşılık ailesinde meme kanseri olan kadınlarda da kesinlikle meme kanseri görülecek denilemez.

Meme kanserinde tüm memenin alınması gerekir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Cihan Uras “Meme tümör boyutu ve memedeki tümör yayılımı uygun olduğu müddetçe memenin tamamının alınmasına gerek yoktur. Hastaya meme koruyucu cerrahi yapılmaktadır. Gerekli durumlarda meme alınmaktadır ve mümkün oldukça meme başı-deri koruyucu mastektomi ve meme protezi ile onarım tercih edilmektedir.” diyor.

Meme kanseri ameliyatı kanserin yayılmasına yol açar: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Meme kanserinin vücuda yayılması kanserli hücrelerin vücuda yayılması ile olur. Meme ameliyatlarından sonra vücutta ortaya çıkan tümörlerin, meme kanserli hücrelerin vücuda yayılmasıyla ilgisi bulunmaktadır. Ameliyatla bir ilgisi yoktur. Meme kanserinin uygun zamanda ameliyat edilmesi meme kanserinin vücuda yayılmasını engeller.

Kanser olsaydı ağrı ve kitle olurdu: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Meme kanserinde ağrı olması ve kitle oluşması şart değil. Ağrı ve kitle olmadan da kanser olunabiliyor. Meme kanserli hastalar nadiren ağrı şikayeti ile başvurabiliyor. Bu nedenle hiçbir yakınması olmayan ve risk grubunda bulunmayan kişilerin de özellikle 40 yaşından itibaren yılda bir kere klinik meme muayenesi olmaları ve mamografi çektirmeleri son derece önemlidir.

Pause Dergi

Kendi kendine meme muayenesi yapmak yeterlidir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Her ay kendi kendine meme muayenesi yapılması memede oluşacak doku değişikliklerini, kitleleri, meme cildinde meydana gelen değişiklikleri erken fark etmek için çok önemlidir. Ancak erken evrede meme kanserini teşhis etmek için yeterli değildir. Meme kanseri taramasının amacı ele gelen kitle olmadan meme kanserini hücre düzeyinde teşhis etmektir.

Memede ele gelen her kitle kanserdir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Memede ele gelen her kitle kanser değildir. Memede özellikle genç yaşlarda iyi huylu kitleler ve kistik yapılar sıklıkla görülebilir.

Şifalı bitkiler meme kanserini tedavi edebilir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Cihan Uras “Meme kanserinde tıbbi tedavi yerine şifalı denilen bitkilere yönelmek tümörün çok daha büyüyüp yayılmasına ve tedavide geç kalınmasına yol açabiliyor. Ayrıca meme kanseri tedavisi görürken doktor onayı olmadan bu bitkileri kullanmak tedavinin etkinliğini azaltabiliyor. Bu nedenle meme kanserinde öncelikle tıbbi tedaviye sıkı sıkıya uymak ve doktora danışmadan hiçbir şey kullanmamak gerekir.” diyor.

Kadınlar, erken teşhiste ilk savunma noktası sizsiniz!

Kadınlar, erken teşhiste ilk savunma noktası sizsiniz!

Kadınlar,  korkulu rüyaları meme kanserinde kendilerinin ilk ve en önemli savunması noktası olduğunu fark etmeliler. Pek çok kanser hastalığında olduğu gibi meme kanserinin de ilk belirtisi elle yapılan kontrollerdir. Her ne kadar senede bir gün konu daha fazla gündeme gelse de aslında sürekli üzerinde durulması gereken bir hastalık.  Konu ile ilgili Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gökçe Şerbetçi, kadınlarda en sık görülen kadın hastalıklarını ve tedavi yöntemlerini sizler için anlattı.

Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gökçe Şerbetçi

Op. Dr. Gökçe ŞerbetçiMeme kanserinde kurtarıcı sizsiniz…

Meme kanseri dünyada kadınlar arasında en sık görülen malign tümördür. İstatistiklere göre her on dört kadından birinde memede kist gelişmekte. Bu kistlerin %50’si tekrarlayan hücrelerdir. 30 yaşından sonra risk artmakla birlikte menopoza giriş evresi olan 45-55 yaşları arasında artış oranında bir duraklama görülse de 55 yaşından sonra sıklığı hızla artıyor.  Meme kanseri kendini en çok bu belirtilerle gösteriyor; memede veya koltuk altında ele gelen sertlik ya da şişlik, meme başında akıntı, meme başında içe doğru çekilme, çökülme veya şekil bozuklukları, meme başı derisinde değişiklikler, meme cildinde yara veya kızarıklık, meme cildinde ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması(portakal kabuğu görünümü) memede büyüme, şekil bozukluğu veya asimetri ya da renginde değişiklik(kızarıklık vb.) şeklinde sıralanabilir. Bu noktada tedavi için en önemli adım bu şikayetleri doğru yorumlamak ve erken teşhis fırsatının önünü açmaktır.

Kendi aylık muayenenizi yaparak bu hastalığı en başta yenebilirsiniz.

Kadınların kendilerini her ay düzenli olarak muayene etmesi çok çok önemli bir husustur. Genellikle meme kanserlerinin %75’i kitle nedeni ile saptanır ve bunların % 75’i hastanın kendini düzenli muayenesinde yada rastlantısal olarak saptanmasıyla bulunur.
En ufak şüphede mutlaka, hiçbir şey olmasa da arada klinik muayeneye gidilmeli, duruma göre ultrason, mamografi veya daha ileri görüntüleme ile tetkik ettirmelisiniz.

Meme kanseri özellikle erken yakalanan Meme Kanseri ÖLÜMCÜL DEĞİLDİR.
Tüm dünyada kurulan vakıflar yapılan bağışlar ile en çok araştırılan tedavisinde sürekli yenilikler bulunan kanser türlerindendir.

Meme kanserinin önüne farkındalık ile geçebilirsiniz

Meme kanserinin önüne farkındalık ile geçebilirsiniz

Kadınlarda en sık görülen kanser tipi olan meme kanseri, pek çok kişinin korkulu rüyası olsa da erken tanı konduğunda tamamen tedavi edilebiliyor. Doç. Dr. Ahmet Dirican Meme Kanseri Farkındalık ayı vesilesiyle meme kanseri farkındalığı ve teşhisi üzerine önemli bilgiler paylaşıyor.

Meme kanseri ülkemizde ve dünya genelinde kadınlarda en çok görülen kanserdir. Ancak erken tanı sayesinde meme kanserlerinin % 90’ından fazlası tedavi edilebilmektedir.  Bilimsel araştırmalara göre meme kanserinin erken evrelerinde hiçbir belirti göstermediğini söyleyen Doç. Dr. Ahmet Dirican, kadınların erken tanı için kendilerine meme muayenesi yapmalarını önererek bu yöntemin diğer yöntemlerden daha yardımcı olan ve maliyet gerektirmeyen bir yöntem olduğunun altını çiziyor.

Meme kanseri sadece ileri yaştaki kadınları etkilemiyor

Türkiye’de her 5 meme kanserine sahip insandan birinin 40 yaş altında olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ahmet Dirican şunları söylüyor: ‘’ Meme kanseri sadece ileri yaştaki kadınları etkilemez. Hatta Türkiye’de her 5 meme kanserlisinden birinin 40 yaş altında olduğu bilinmektedir. Bu nedenle 20 yaşından itibaren her kadının meme muayenesi konusunda yeterli eğitim alması, öğrenilenleri sürekli, düzenli ve periyodik aralıklarla uygulaması ve kendi kendine muayene yapmaya başlaması gerekmektedir. Her ay aynanın karşında ortalama 5 dakika meme muayenesi yapılması erken teşhisin sağlanmasında büyük katkı sağlamaktadır. Her ay yapılan düzenli inceleme ile kadınlar memelerini daha iyi tanımakta ve değişiklikleri kolaylıkla fark etmektedirler. Mamografi ile meme taramasına ise 40 yaşından sonra başlanması önerilmektedir.’’

Alınacak tedbirlerle meme kanserinin önüne geçebilirsiniz

Meme kanserinin en sık rastlanan belirtisinin memede ağrısız ve zamanla büyüyen bir kitlenin ele gelmesi ve hissedilmesidir. Diğer belirtiler arasında bir memenin tamamının veya bir kısmının şişmesi, memede ya da meme ucunda ağrı, meme derisinde kaşıntı ve yanmayla belirgin yangısal durum,  meme ucunda çekilmeler, memede portakal kabuğu görünümü, meme derisinde yara çıkması, tek taraflı meme ucunda özellikle kanlı akıntı, memenin bir kısmında veya tümünde şişlik, memede şekil değişikliği, meme ya da meme ucu derisinde kızarıklık, kabuklaşma, kalınlaşma, koltuk altında kitle yer almaktadır.

Erken tanı kadar meme kanserinden korunmak için önlemler de alınmalıdır. Bu önlemleri sebze ve meyveden zengin, uygun koşullarda hazırlanmış gıdaların tüketimi ile sağlıklı beslenme alışkanlıklarının yerleştirilmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, sağlıklı kiloda olma, sigara ve alkol kullanımından uzak durma olarak sıralayan Doç. Dr. Ahmet Dirican, önlem alındığı müddetçe meme kanseri riskinin azaltılabileceğini belirtiyor. Emzirmenin meme kanserinden koruduğuna dair çok sayıda çalışma bulunduğu söyleyen Dirican, ayrıca tüm annelerin bebeklerini en az 2 yıl süreyle emzirmeleri öneriyor.

Erken teşhis için toplumun meme kanseri konusunda her daim bilinçlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan Doç. Dr. Ahmet, ‘’Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır!’’ diyor.

Pembe Top Demet Özdemir’de

Pembe Top Demet Özdemir’de

Meme kanserinde erken tanı farkındalığının sembolü haline gelen Pembe Top, 8’inci yılında oyuncu Demet Özdemir’in elinden havalanıyor.

Anadolu Sağlık Merkezi ve Anadolu Efes Spor Kulübü iş birliğiyle hayata geçirilen Pembe Top Sahada projesinin bu yılki gönüllü destekçisi olan başarılı oyuncu Demet Özdemir, meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekecek.

Her 8 kadından birini etkileyen meme kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor. Anadolu Sağlık Merkezi ve Anadolu Efes Spor Kulübü iş birliğiyle her yıl Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda gerçekleştirilen Pembe Top Sahada projesi meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekiyor. Meme kanserinde erken tanının sembolü haline gelen Pembe Top bu yıl Demet Özdemir’in elinden havalanacak.

Pembe Top, 21 Ekim 2021 Perşembe akşamı Anadolu Efes Spor Kulübü ile UNICS Kazan arasında oynanacak Turkish Airlines EuroLeague maçında tekrar sahada olacak. Sinan Erdem Spor Salonu’nda oynanacak karşılaşma saat 20.00’da başlayacak.