Yazılar

İnsülin direncinin 5 belirtisi

İnsülin direncinin 5 belirtisi

İnsülin direnci; vücudun, pankreasın kan şekeri seviyelerini düzenlemek için gerekli olan bir hormon olan insüline olması gerektiği gibi tepki vermediği karmaşık bir durumdur. Çeşitli genetik ve yaşam tarzı faktörleri insülin direncine neden olabilir. Genellikle “Su içsem yarıyor”, “Herkesten az yiyorum, spor da yapıyorum ama kilo veremiyorum”, “Zor verdiğim kiloları hızla geri alıyorum” diyen kişilerde insülin direnci yüksek olmaktadır. Bu nedenle son dönemlerde kilo ve yağlanma ile ilgili sorun yaşayanların insülin direncini kontrol ettirmesi önem taşır. Memorial Antalya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Gökhan Yazıcıoğlu, vücudun yağ depolamasını artıran insülin direnci yüksekliği ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Dr. Gökhan Yazıcıoğlu

Dr. Gökhan Yazıcıoğlu

İnsülin salgılaması arttığında vücut yağ depolamaya başlar

İnsülin direnci; kaslardaki, yağdaki ve karaciğerdeki hücrelerin insüline iyi yanıt vermemesi ve kandan glikozu kolayca alamamasıdır. Sonuç olarak pankreas, glikozun hücrelere girmesine yardımcı olmak için daha fazla insülin üretir. Şekeri kontrol altına alabilmek için gereğinden fazla salgılanan insülin, vücuda yağ depolama emri verdiğinden kilo alımına, vücutta yağ birikimine neden olur.

Pankreas, hücrelerin insüline karşı zayıf tepkisinin üstesinden gelmeye yetecek kadar insülin üretebildiği sürece kan şekeri düzeyi sağlıklı bir aralıkta kalacaktır. Hücreler insüline karşı çok dirençli hale gelirse, bu kan şekeri düzeylerinin yükselmesine (hiperglisemi) yol açar; bu da zamanla prediyabet ve Tip 2 diyabete yol açar.

Tip 2 diyabetin yanı sıra insülin direnci, aşağıdakiler de dahil olmak üzere diğer bazı durumlarla da ilişkilidir:

  • Obezite
  • Kalp- damar hastalığı
  • Alkolden bağımsız karaciğer yağlanması
  • Metabolik sendrom
  • Polikistik over sendromu (PCOS)

Dr. Gökhan Yazıcıoğlu

 İnsülin direnci bazı kanserleri bile tetikleyebilir

Yağ depolaması genellikle karın bölgesinde olur. Aynı zamanda karaciğer ve damarlar da yağlandığı için insülin direncin ciddi hastalıklara yol açabilir. Şeker hastalığının %90’ınını oluşturan Tip 2 diyabetin başlangıcında insülin direnci mutlaka görülür. Zaman içinde insülin direnci arttıkça daha fazla insülin salgılamak zorunda kalan pankreas yorulur ve yetersiz kalır. Pankreasın şekeri kontrol altına alamaması sonucunda da şeker hastalığı ortaya çıkar. İnsülin direnci damar sertliği sürecini de hızlandırır; kalp krizi riski artar, hatta bazı kanserleri bile tetikleyebilir.

İnsülin direncinin şu belirtilerine dikkat!

  1. Ağır bir yemek sonrası veya şekerli bir gıda yedikten sonra gereğinden fazla bir ağırlık hissi, uyku hali oluşması
  2. Yemekten sonra şekerin kontrolsüz olarak düşmeye başlamasıyla el titremesi
  3. Terleme
  4. Mide kazınması şikayetleri
  5. Kilo almanın kontrol edilememesi, iştah artışı

İnsülin direnci yüksek olan kişilerde özellikle kilo vermek zordur. Vücut sürekli yağ depolanmasını söyler.  Bu nedenle yağların yakılması mümkün olmaz. Orantısız salgılanan insülin kan şekerinde düşmelere yol açtığından; nasıl insan susuz kalır ve canı devamlı su içmek isterse, şekerli yiyeceklere karşı, kontrol edilemez bir iştah oluşur. Bu nedenle, insülin direnci olan hastalar verilen diyete uyamazlar ve kilo veremezler.

İnsülin seviyesi normale döndüğünde hızla kilo veriliyor

İnsülin direnci tedavisinde kan testi yapılarak direnç seviyesinin ölçülmektedir. Direncin yüksek olduğu kişiler için öncelikle doğru diyet ve egzersiz planlaması yapılması gerekir. Buna rağmen düzelme görülmezse 2-3 ay ya da en fazla 6 aylık tedavilerle seviye normale döndürülebilir. İnsülin direnci seviyesi normale döndüğünde de kilo vermenin önündeki engel kalkar, hastalar hızla kilo verir ve de iştahları anında kesilir. En önemlisi kalp hastalığı riski, kanser tiplerine yatkınlık, şeker hastalığı da bu sayede önlenecektir.

Çocuklarınızı obeziteden nasıl koruyacaksınız!

Çocuklarınızı obeziteden nasıl koruyacaksınız!

Çocuklukta obezite, çocukları ve ergenleri etkileyen ciddi bir sağlık sorunudur. Obezite günümüzde çocukları, bir zamanlar yetişkinlerin sorunu olarak kabul edilen diyabet, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi sağlık sorunlarına sürüklemektedir. Çocuklukta obezite aynı zamanda özgüven eksikliğine ve depresyona da yol açabilir. Çocukları obeziteden korumak için en iyi stratejilerinden biri, tüm ailenin yeme ve egzersiz alışkanlıklarını iyileştirmektir. Çocuklukta obeziteyi tedavi etmek ve önlemek, çocuğun sağlığının şimdi ve gelecekte korunmasına yardımcı olur. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Eser Akkuş, çocuklarda obezite konusunda dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.

Dr. Eser Akkuş,

Dr. Eser Akkuş,

Obezite çocukları toplumdan soyutlayabilir

Çocuklarda obezite, pek çok etkenin bir araya gelmesi ile ortaya çıkabiliyor. Bunlar, annenin çocuk dünyaya gelmeden karşılaştığı problemlerden aile içindeki çatışmaya kadar geniş bir yelpazede görülebiliyor. Araştırmalar obez çocukların dış görünüş açısından arkadaşları tarafından daha zor kabul edildiğini, aileleriyle daha çok tartıştıklarını, sosyal aktivitelerle ilgilenmediklerini veya arkadaş edinmekten korktuklarını, dolayısıyla psikolojik olarak kötü etkilendiklerini göstermektedir.

 Şişmanlık çocuğun değil ailenin başa çıkması gereken bir sorun!

Çocukların büyüme ve gelişim süreci devam ettiğinden çocuklar için zayıflama diyetleri önerilmemektedir.  Onları sağlıklı ve dengeli beslenmeye yönelik davranış değişikliğine ve uygun bir egzersiz programına yönlendirerek kilo kaybı sağlanmalıdır. Bu yöntemle tedavi süresince çocuklar kilo yüzünden stres altında kalmadan, sağlıklı diğer akranları gibi normal büyüme ve gelişme sürecini yakalayabilmektedirler.

Ayrıca; obezitenin önlenmesi ve tedavi edilme sürecinde ebeveynlerin tutumu da çok önemlidir. Böyle bir durumda çocuklar kendilerini dışlanmış hissederler. Bu nedenle çocukta sorunun sadece kendi için kötü bir problem olmadığını anlamasına; ailenin kendisi için çaba harcadığını düşünmesini sağlamaya ve onu cesaretlendirmeye çalışmak gereklidir.

Çocuklarda obezitenin önlenmesi için ailelere düşen görevler şunlardır; 

  1. Kesinlikle “şişman çocuk sağlıklıdır, ileride boya gider” diye düşünmeyin.
  2. Çocuğunuzu kendiniz diyete sokmayın. Sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırmak için mutlaka bir beslenme ve diyet uzmanından yardım alın.
  3. Günde en az 30 dakika fiziksel aktivite yapmalarını sağlayacak ortam oluşturun.
  4. Çocuğunuzun okulun spor etkinliklerine katılmasını sağlayın.
  5. Beraberken basit yürüyüşler yapın, yürüme mesafesindeki yerlere arabayla değil yürüyerek gitmeye çalışın.
  6. Saatlerce televizyon ve bilgisayar önünde zaman geçirmesini önleyecek fiziksel aktivite içeren faaliyetler yaratmaya özen gösterin ve gerektiğinde onlara eşlik edin.
  7. Yemek hazırlarken çocuğunuzun da size yardım etmesini sağlayın.
  8. Yemek saatlerini düzene koyun ve beraber yemek masasına oturun.
  9. Çocuğunuza yavaş yeme alışkanlığı kazandırın.
  10. Çocuğunuza su içme alışkanlığı edindirin
  11. Çocuğunuzun tek tip beslenmesini önleyin, tabağında çeşitliliği sağlayın.
  12. Büyük porsiyonları azaltın ve ideal porsiyonlara alıştırın.
  13. Sevmediği bir yemeği reddetmesi halinde, ısrar etmeyin iki gün sonra tekrar o yemeği sunun, düzenli aralıklarla o yemeği tüketmesini sağlayın.
  14. Sizin yemeyi sevmediğiniz hiçbir şeyi çocuğunuzun da yemesini beklemeyin.
  15. Fast food, şeker, bisküvi ve çikolata gibi besinleri tamamen yasaklamayın, çünkü yasaklar onları daha çekici yapacağı için zaman zaman onları dengeli olarak tüketmesine izin verin.

Yaz gribinden korunmanın yolları

Yaz gribinden korunmanın yolları

Yaz aylarının gelmesiyle kişilerde ateş, halsizlik, kas ağrıları gibi grip belirtileri görülebiliyor. Yaz gribi olarak adlandırılan ve grip ile benzer belirtiler gösteren “Lejyoner Hastalığı”, kış mevsiminde yakalanılan gripten çok daha farklı bir hastalık olarak görülüyor. Klima hastalığı olarak da adlandırılan lejyoner hastalığı; ateş, halsizlik, kas ağrıları, daha sonraki süreçte de öksürük, balgam çıkarma, derin nefes alma isteği gibi belirtilerle ortaya çıkıyor ve kış gribinden farklı bir tedavi gerektiriyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Doç. Dr. İsmail Önder Uysal, yanlış klima kullanımı nedeniyle ortaya çıkan “Klima hastalığı” olarak da bilinen “Lejyoner hastalığı” ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Doç. Dr. İsmail Önder Uysal

Doç. Dr. İsmail Önder Uysal

 Yavaş yavaş hasta ediyor

Havaların yüksek sıcaklıklara ulaştığı yaz aylarında soğuk algınlığı ortaya çıkabilir ve kendini grip, nezle, üşütme gibi belirtiler ile gösterebilir. Ancak halk arasında bilinen adı ile “yaz gribi” ifadesi kışın yakalanan gripten çok farklı bir anlam içerir. Yaz gribinin gerçek adı ‘Lejyoner hastalığı’ veya ‘Klima Hastalığı’dır. Grip ile benzer belirtiler gösterse de hastalığın sebep olduğu organizmalar gribe göre çok farklıdır. Öncelikle bu hastalık kişiden kişiye bulaşmaz. Hastalık mikrobu; su tesisatlarında, soğutma kulelerinde, havalandırma sistemlerinde çoğalarak bulaşır. Bu cihazların içinden geçen suların zerreciklerinin solunması veya istem dışı nefes yollarına kaçması ile ortaya çıkar. Günler içinde kişinin yavaş yavaş hastalanmasına neden olur.

Lejyoner hastalığının belirtileri şöyle sıralanabilir;

  • Baş ağrısı
  • Kas ağrısı
  • Titreme
  • 40 °C veya daha yüksek ateş

İkinci veya üçüncü günde aşağıdakileri içerebilecek başka belirtiler de görülebilir;

  • Mukus ve bazen kan getirebilen öksürük
  • Nefes darlığı
  • Göğüs ağrısı
  • Mide bulantısı, kusma ve ishal gibi gastrointestinal semptomlar
  • Zihinsel bulanıklık

Kış gribinde kullanılan ilaçlar etkili olmuyor!

Lejyoner Hastalığı tedavisinde kesinlikle daha önce kış gribi ve soğuk algınlığında kullanılan ya da çevreden tavsiye edilen ilaçlar dikkate alınmamalıdır. Mutlaka bir kulak burun boğaz hastalıkları veya göğüs hastalıkları uzmanına muayene olunarak, doktorun tavsiye ettiği ilaçlar kullanılmalıdır. Bu hastalığa en başından yakalanmamak için de çeşitli önlemler alınabilir. Klimaların ve havalandırma sistemlerinin genel bakım ve temizlikleri ile periyodik filtre değişikliklerinin zamanında yapılması; havuzların bakım, ilaçlama, havalandırma işlemlerinin; su değişimi, zemin temizliği ve havuz suyu boşaltılarak yapılan detaylı zemin temizliğinin zamanında ve özenle yapılması bu önlemler arasında sıralanabilir.

Doğru klima kullanımı

Yazın klima kullanımı genel olarak minimum düzeyde olmalıdır. Ancak klima kullanılması gerekiyorsa, klimanın sık sık kapatılması bir süre bekledikten sonra tekrar açılması, hafif ama kesintisiz birkaç saat çalıştırılması,  sıcaklık ayarının çok düşürülmemesi, ideal serinliği elde edecek şekilde kurulması, bakımlarının düzenli olarak yaptırılması ve filtrelerinin zamanında yenilenmesi çok önemlidir. Uyunacak olan odanın pencere yoluyla havalandırılması, klima ile serinletilmesinden daha sağlıklıdır.

Yaz gribinden korunmak için klima kullanırken bunlara dikkat edin;

  1. Gün boyu yaklaşık her saat başı bir bardak su içilmelidir.
  2. Klima yaklaşık 22 – 23 derece civarında bir sıcaklıkta tutulmalıdır.
  3. Soğuk hava çıkış hızı (üfleme) en düşük şiddette olmalıdır.
  4. Soğuk hava çıkış yönü odanın tavanına dönük olmalı, sabit kalmalıdır.
  5. Klima uyuyan kişilerin üzerine direkt yönlenmemelidir.
  6. Hem pencere hem klimanın açık olduğu bir odada uyumak doğru değildir.
  7. Üşüme hissiyle uyanıldığında klimayı kapatılmamalı, sıcaklık ayarı 3 – 4 derece artırılmalıdır.

Akciğerde neden sıvı birikir?  

Akciğerde neden sıvı birikir?  

Bazı hastalıkların sonucunda akciğerlerde sıvı birikebiliyor ve bu sıvı akciğerlerdeki birçok hava kesesinde toplanarak nefes almayı zorlaştırıyor.  Plevral efüzyon olarak adlandırılan akciğerlerde sıvı birikmesi, çoğu zaman kalp problemlerinden kaynaklanıyor ancak akciğerde sıvı farklı nedenlerle de gelişebiliyor. Bu tablonun vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi hayati önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, akciğerlerde sıvı birikmesi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Prof. Dr. Abdullah Erdoğan

Sıvı akciğerin çalışmasını engelliyor

Akciğerin dışında göğüs kafesinin içinde plevral aralık diye adlandırılan bölgede sıvı birikmesine plevral efüzyon ya da plevral sıvı denir. Plevral sıvı akciğere yaptığı basıyla akciğerin çalışmasını bloke eder ve bazı rahatsızlıklara neden olur. Akciğerde sıvı birikmesinin diğer adı akciğer ödemidir. Akciğer ödemi akciğerin içinde havalanmayı sağlayan alveoler denilen akciğer keseciklerinde sıvı birikmesidir.

Akciğerde sıvı birikmesine neden olan etkenler şu şekildedir;

Plevral efüzyon sıvı akciğeri sıkıştırdığı ve çalışma alanı bırakmadığı için şikayet oluşturur. Plevral efüzyon yani akciğerde sıvı birikmesinin pek çok sebebi vardır. Bir kısmı akciğerin kendisine ait sebeplerken diğer bir kısmı da akciğer dışında başka hastalıklardan kaynaklanır.

  • Zatürre
  • Akciğer kanseri
  • Akciğer apsesi
  • İnterstisyel akciğer hastalığı
  • Kalp yetmezliği
  • Romatizmal hastalıklar
  • Metabolizma bozukluğu
  • Böbrek yetmezliği

Bazen lenfoma ya da lenf sistemi hastalıkları gibi mediastinal hastalıklarda da plevrada sıvı birikebilir. Bu sıvı şilotoraks olarak adlandırılır ve yenilen besinlere bağlı olarak, o besinlerden emilen yağların lenf sisteminde hareketini bozduğu için plevral alanda birikmesiyle ortaya çıkar.

Başlıca belirti nefes darlığı

Akciğerde sıvı birikmesinde görülen başlıca belirti nefes darlığıdır. Nefes darlığıyla birlikte karın ile sırt arasında kalan bölgede yan ağrısı diye betimlenen ağrı eşlik edebilir. Tek taraflı sıvı birikiminde ağrı nefes darlığından daha çok olabilir. Ama iki taraflı sıvı birikiminde ikisi de görülür. Nefes darlığıyla gelen hastalarda fizik muayenede akciğerden sesler alınmayabilir ve şüphe ortaya çıkarır. Uzman doktor toraks grafisi ister. Grafide sızı görüntüsü belirgindir. Gerekli görüldüğü takdirde tomografiyle de kesin tanı konabilir.

Sıvı iğne ile boşaltılıyor

Tedavide bu sıvının sebebini, neden ortaya çıktığını belirlemek gerekir. Kalp yetmezliği, romatizmal hastalık, böbrek yetmezliği gibi sistemik hastalığa bağlı problemlerde ilgili hastalığın tedavi edilmesiyle sıvı kendiliğinden azalır ama kanser, zatürre, lenfoma gibi akciğerin kendisine ait sıvı birikiminde sıvının oradan uzaklaştırılması ve etken olan sebebin tedavi edilmesi gerekir. Sadece sıvı ve zatürre varsa sıvı iğne ile ya da göğse diren takılarak boşaltılabilir ve böylelikle tedavi saplanır. İğne ile boşaltmanın adı torasentez, tüp takarak boşaltmanın adı tüp torakostomidir. Altta yatan hastalık tedavi edildikten sonra sıvı bittiği zaman tüp çekilir hasta hayatına devam eder.

Kırmızı pancar neden tüketmeliyiz

Kırmızı pancar neden tüketmeliyiz

Kırmızı pancar besleyici ve sağlıklı bir gıda olarak hemen hemen her öğünde sofralarda yer alabiliyor. Yemeklerde, mezelerde, salatalarda ya da tek başına hem rengi hem de tadı ile öne çıkıyor. Peki kırmızı pancarın faydalarını biliyor musunuz? Memorial Antalya Hastanesi’nden Dyt. Berna Ertuğ pancarın faydaları hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Dergi

Dyt. Berna Ertuğ

Pek çok besinde tercih ediliyor

Kış sebzelerinin baş tacı kırmızı pancar ıspanak ailesinden bir kök sebzedir. Şeker pancarı ile aynı aileden gelir ancak beslenme açısından farklıdır. Şeker pancarı beyazdır ve üreticiler bunları şeker çıkarmak ve işlenmiş gıdaları tatlandırmak için kullanma eğilimindedir. Kırmızı pancarın ise kök veya yaprakları salatalar, çorbalar ve turşularda sıklıkla tercih edilir ve doğal renklendirici olarak da kullanılır. Kırmızı pancar betalain denilen ve pancar kökünde bulunan bir pigment içerir. Bu pigment bitkilere tat ve renklerini vererek, bitkilerin bağışıklık sistemini oluştururlar.

Kırmızı pancarın 100 gramındaki besin değerleri aşağıdaki gibidir;

  • Enerji: 44 kkal
  • Karbonhidrat:8,02 g
  • Protein:1,23g
  • Yağ: 0,52 g
  • Lif: 1,28 g

Kabızlık ve sindirim problemlerine sorununa iyi geliyor

Kırmızı pancar yüksek oranda vitamin C, A ve folat; minerallerden de potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum ve fosfor içerir. İçerdiği besin değerlerinden dolayı yapılan son çalışmalara göre kırmızı pancarın; kan basıncını düşürmek, sindirimi iyileştirmek, bağışıklığı desteklemek gibi sağlığa katkısı olduğu düşünülmektedir. Yetişkin bir birey için günlük 25-30 gr lif tüketimi gereklidir. 100 gr pancar 1,28 gr lif içerdiği için neredeyse günlük ihtiyacın yaklaşık %4,5’nu karşılamaktadır. Bu yüzden kırmızı pancar tüketimi sindirim sistemini dengeler ve kabızlık problemlerinde destekleyicidir.

Kalp sağlığını destekliyor

Yüksek tansiyon, kardiyovasküler hastalık için birincil risk faktörüdür. Doktor takibinde ilaç kullanımı ile beraber Akdeniz tarzı beslenmeye geçiş ve egzersiz yüksek tansiyonu dengelemeye yardımcı olur. Yapılan çalışmalar beslenmede kırmızı pancara yer verilmesini önermektedir. Çünkü çalışmalar kırmızı pancarda bulunan yüksek nitrat ve potasyumun damarları genişlettiğini, kan dolaşımını kolaylaştırdığını, tansiyonu düşürdüğünü göstermektedir.

Atletik performansı artırıyor

Bazı araştırmalar kırmızı pancar suyu takviyesinin, egzersiz sırasında kasların emdiği oksijen miktarını artırabildiğini bulmuştur. 2019’da yapılan bir araştırmada da, yüksek dozda kırmızı pancar suyunun deneyimli bisikletçilerin zamana karşı deneme sonuçlarını iyileştirdiğini göstermiştir. Sonuç olarak egzersizde dayanıklılığı desteklediği için önerilmektedir.

İdrarın kırmızı renk olması mide asidi yetersizliğine işaret

Kırmızı pancar tüketildiği zaman kırmızı idrar veya dışkıya neden olabilir. Bu durum uzmanlar tarafından “beetüri” olarak adlandırılmaktadır. Kırmızı pancardaki betalain asidik ortamda parçalanır. Eğer mide asidi yetersizse betalain yeterince parçalanamaz ve o şekilde emilemez. Bu yüzden idrar veya dışkı rengi değişebilir. Bunlara ek olarak demir eksikliğinin olabileceğinin bir göstergesi olduğu için kırmızı pancardan gelen kırmızı idrara dikkat etmek önemlidir.

Kırmızı pancarın lezzetli şekilde tüketilmesi için öneriler;

  • Çiğ veya haşlanmış kırmızı pancarı rendeleyin veya dilimleyin; lahana salatası veya salatalara ekleyin.
  • Lezzetli bir öğün için keçi peyniri ile kavrulmuş kırmızı pancar tercih edilebilir.
  • Çiğ kırmızı pancarları dilimleyin, üzerine limon suyu ve bir tutam pul biber serperek servis edin.
  • Kırmızı pancar seçerken, boyutuna göre ağır olduğundan ve yüzeyinde hasar belirtisi bulunmadığından emin olun.
  • Pancarın üst kısımları hala yeşilse, taze görünmesi ve solmaması gerekir. Bunları salatalarınızda değerlendirmeyi unutmayın.
  • Pancarları birkaç gün saklamak için sıkıca kapatılmış bir torbada buzdolabında bekletin.
  • Pancarı pişirirken besin değerlerini kaybetmemesi önemlidir. Bu yüzden haşlama süresi 10 dakikadan az olmasına, fırında da 50 dakikayı geçmeyecek şekilde pişirilmesine dikkat edin.

Patolojik yalancılıkla ile başa çıkmanın yolları

Patolojik yalancılıkla ile başa çıkmanın yolları

Bazı insanlar diğerlerinden daha sık yalan söylese de, bu genellikle bir zihinsel sağlık durumunun işareti olmuyor. Ancak patolojik yalan yani yalan söyleme hastalığının farklı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Yalan söyleme hastalığı (mitomani) kişilik bozukluğu gibi, altta yatan bir zihinsel sağlık durumunun bir işareti olabiliyor. Yalan söyleme hastalığı “Patolojik yalan”; antisosyal, narsisistik ve histrionik kişilik bozuklukları dahil olmak üzere çeşitli kişilik bozukluğunun bir belirtisi olarak görülüyor. Borderline kişilik bozukluğu gibi diğer durumlar da sık sık yalan söylemeye yol açabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Seda Yavuz, yalan söyleme hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Seda Yavuz

Başka psikiyatrik rahatsızlıkların belirtisi olabilir

Yalan söyleme hastalığı yani patolojik yalan, yalan söylemenin alışkanlık haline gelmesi durumudur. Psikiyatride mitomani olarak adlandırılır. Bu belirtiye sahip kişilere mitoman denir. Yalan söyleme hastalığı yani “Patolojik yalan” kendi başına bir hastalık değildir, başka psikiyatrik rahatsızlıkların belirtisi olabilmektedir. Bazı kişilik bozuklukları, dürtü kontrol bozuklukları, anksiyete bozuklukları veya depresyon görülen psikiyatri hastalarında yalan söyleme davranışı görülebilir.

Kendileri de yalanlarına inanmaya başlar

Patolojik yalancı, hikayelerini genellikle insanları etkileyeceğine inandığı bir şekilde süsleyen kişidir. Patolojik bir yalancı, normal bir yalancıdan farklı olabilir, çünkü patolojik bir yalancı, söylediği yalanın -en azından toplum içinde- doğru olduğuna inanır ve rolü yapar. Patolojik olarak yalan söyleyen insanlar, günlük olağan iletişimlerinde yalana başvurabilirler ve çoğunlukla bu yalanlara ihtiyaç duyarlar. Yalanlar ve abartmalar olmadan konuşmalarını sürdüremezler. Birey o yalanların içinde kendine hayali bir dünya oluşturur ve söyledikleri yalanlara inanmaya başlarlar.

Yalan makinesi testinden geçebilirler

Bu belirtiye sahip kişiler genellikle odak noktası olmak isterler. Dikkatleri üzerine çekmek için yoğun bir istek ve arzu duyan kişi bunu başarabilmek adına olayları inanılmayacak derecede büyütmeye, abartmaya, dramatize etmeye başlar. Bunu sağlamak için de mecburen yalana başvurur. Patolojik yalancılar genellikle kendilerini doğruyu söylediklerine ikna ederler ve bu da yalan makinesi testlerini ve diğer sorgulamaları değiştirebilir. Bir yalanı yakalandığında, patolojik yalancılar düşmanca davranmaya veya yalan söyledikleri gerçeğini göz ardı etmeye çalışırlar.

Hasta yakınlarının da desteklenmesi gerekiyor

Kişiler “yalan söyleme” şikayetiyle çok nadiren doktora başvururlar. Daha sıklıkla karşılaşılan, kişilerin mecburen tedaviye gelmesi veya getirilmesi ve eşlik eden diğer belirtiler konuşulurken ortaya çıkmasıdır. Mitomani tedavisinde dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan biri yalan söyleme davranışının başka bir psikiyatrik hastalığın belirtisi olup olmadığı eğer eşlik eden bir ruhsal rahatsızlık varsa buna yönelik; antidepresan, antipsikotik veya sakinleştirici ilaçlar kullanılabilir. Mitomanik kişilerin tedavisinde psikoterapi oldukça önemlidir. Ayrıca teşhis sonrası hasta yakınlarının da psikolojik yönden desteklenmesi gerekir.

Yargılamadan destek almaya yönlendirilmeli

Mitomaninin terapisinde kişilerin kötülük yapma amacıyla değil; psikolojik bir dürtüyle yalan söylediği kabul edilerek, fark edilen yalanlara kızgınlıkla veya suçlamayla tepki gösterilmemelidir. Mitomanik kişilerin yalan söylediği fark edildiğinde, konuşma daha fazla devam ettirilmeden, o noktada sona erdirilebilir. Bu davranış esnasında, yalan söylemeye devam edildiği takdirde, kendisiyle konuşulmayacağı belirtilebilir. Bu gibi negatif pekiştirme davranışlarıyla kişilere doğruyu söyleme alıştırılabilir. Mitomani hastalarıyla yalan konusunda konuşulurken destekleyici olunması faydalıdır. Kendilerine başkalarını etkilemelerine gerek olmadığı hatırlatılabilir. Yargılamadan veya utandırmadan, kişilere bu durumla alakalı profesyonel yardım alınması teşvik edilebilir.

Patolojik yalancı ile başa çıkmak için bunlara dikkat edin;

  1. Öfkelenmemeye çalışın. Ne kadar sinir bozucu bir durum olursa olsun, patolojik bir yalancıyla karşılaştığınızda öfkenizin sizi yenmesine izin vermemek önemlidir.
  2. Bu durumun sizinle ilgili olmadığını unutmayın.
  3. Yardımcı ve destek olmaya çalışın.
  4. Tıbbi yardım almasını önerin.

Kulak tıkanıklığına karşı önlemler

Kulak tıkanıklığına karşı önlemler

Pek çok insan duş alırken veya yüzerken kulağına su kaçtığında kulak tıkanıklığından ya da suyun bir türlü çıkmadığından yakınıyor. Ancak birçok kişi bu durumu “nasıl olsa geçer” diyerek göz ardı ediyor. Hatta kulaktaki suyun çıkması için pamuklu kulak çubuğu gibi kulağa daha da zarar verebilecek nesnelere başvuruyor. Özelikle yaz mevsiminin gelmesi ve yüzme sezonunun açılmasıyla birlikte kulağa su kaçması şikayetleri daha sık görülüyor. Bu durum bazen kişi için herhangi bir soruna yol açmazken, bazen de çeşitli sağlık problemlerine sebep olabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak, kulağa su kaçmasının zararlı etkileri ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak

Dış kulak yolu açıksa tıkanıklık olmaz

Yüzerken veya duş alırken kulağa su kaçması durumunda gelişen tıkanıklık hissi genellikle kendiliğinden açılır. Ancak geçmediği zamanlar da vardır. Dış kulak yolu 20-25 mm kadar uzunlukta hafif virajlı bir tünel gibidir. Tünelin sonunda kulak zarı vardır yani çıkmaz bir yoldur. Kulak yolunun genişliği yaşa ve kişiye göre çok değişkenlik gösterir. Bazı durumlarda kulak yolu genişliği erişkin insanlarda bile birkaç mm gibi son derece dar bir yapıda olabilir. Kulak yolunun normalin dışında dar olduğu bu durumlar istisna tutulursa, kulak zarı bütünlüğü sağlam ise genelde kulak yoluna su kaçması sorun olmaz. Eğer dış kulak yolu açık ise su kulak yoluna girdiği gibi dışarı da çıkacaktır.

Kulağı temiz bir havlu ile temizleyin

Dış kulak yolu cildinin kulak kepçesine yakın dış bölümü tarafından üretilen serümen olarak adlandırılan kulak salgısı vardır. Hafif kahverengi ve sarı rengiyle, krem kıvamında bir salgıdır. Kulak yolu cildi tarafından salgılanır ve kulak yoluna kaçan suların etkisiyle, duş sonrası kulak kepçesine kulak yolunun girişine doğru taşınmış, atılmış olur. Dışarı çıkan bu salgının havlu veya peçete ile temizlenmesi yeterlidir. Kesinlikle daha derin bir temizlik için kulak yolunun içine herhangi bir cisimle girilmemelidir.

Kulağın kirini dışarı atmasına izin verin

Kulak kirinin dışarı atılması önemlidir. Aksi takdirde dışarı çıkmaya çalışan serümen tekrar kulak yolunun içine doğru itilmiş olur. Bu arada kulak yolu cildi yeni serümen salgılamaya devam edecektir. Kulak yolunun her bir temizlenme çabası bu durumu kısır bir döngüyle bir türlü dışarı çıkamayan ve giderek kulak yolu kanalında biriken, kulakta kaldıkça zamanla kuruyarak kremsi kıvamını kaybeden serümen salgısının zamanla katılaşarak kulak mumu haline dönüşmesine neden olur. Kurumuş, katılaşmış serümen salgısına kulak buşonu, kulak mumu veya kulak kiri adı verilir. Bu oluştuğunda artık dış kulak yolu açık değildir. Böylece kulak yoluna su kaçması halinde, kulak yolunu dolduran kurumuş buşon, suyu sünger gibi içine çekip genişleyerek, kulak yolunun tamamen tıkanmasına neden olur. Bu durumda hastada işitme güçlüğü gelişir.

Uzun süre yüzmek kulaklar için sağlıklı olmayabilir

Kulak yolunun tıkanmasına neden olan kulak buşonu dışında hastalıklar da görülebilir. Özellikle yaz aylarında yüzme sırasında uzun süre suyla temas halinde kalan kulak yolları iltihaplanmaya yatkın hale gelir. Buşon olan kulaklar ise dış kulak yolu iltihaplarına daha fazla yakalanabilirler. Alerjiye veya buşona bağlı ayrıca kulaklarda kaşıntı oluşabilir. Kulak yolunu sert cisimlerle kaşımak yine dış kulak yolu iltihaplarına neden olabilir. Sıcak ve nemli havalar bu tip rahatsızlıkların sık görüldüğü dönemlerdir.

Kulakların tıkanmaması için bunlara dikkat edin:

  1. Her ne amaçla olursa olsun, pamuklu kulak temizleme çubukları dahil herhangi bir cisimle kulakların içi karıştırılmamalıdır.
  2. Kulakların içine başparmağından daha ince bir nesne sokulmamalıdır.
  3. Temizliğine güvenilmeyen sularda yüzülmemelidir.
  4. Uzun süre suda kalınmamalı, yüzmek için daha çok deniz tercih edilmelidir.
  5. Herhangi bir kulak tıkanıklığı, kulak kaşıntısı veya kulak ağrısı gelişmesi durumunda vakit geçirmeden kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.

Bebek gibi uyumak için bunlara dikkat edin

Bebek gibi uyumak için bunlara dikkat edin

Bebek büyüten ailelerin yaşadığı en önemli sorunlardan birini, bebeklerinin uzun süre düzene girmeyen gece uykuları oluşturuyor. Çocukların uykuya olan ihtiyaçları ve uyku süreleri büyüme dönemlerine göre değişiyor. Bebeklerin derin ve kesintisiz bir gece uykusu yaşamaları için ebeveynlerin bu konuda bilinçli olması önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Mehmet Ali Duman, çocuklarda uyku düzeninin sağlanması için anne babalara önemli önerilerde bulundu

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Mehmet Ali Duman

Çocuklar en geç 20.30’da yatakta olmalı

Yenidoğan, en fazla uyku ihtiyacı olan dönemdir. Yenidoğanın uykusu 18-20 saate kadar ulaşabilir. Büyüdükçe algısı açılan çocuğun, uyku süresi de kısalır. Büyüme hormonu saat 22.00 civarında en yüksek düzeylere ulaşır. Bu nedenle çocuk hangi yaşta olursa olsun, bu saatlerde derin uykuda olmalıdır. Çocukta düzenli uyku, düzenli beslenmeyle doğrudan ilişkilidir. Bebeğin veya küçük yaştaki çocuğun düzene alıştırılma evresinde, ailelerin otoriter ve tutarlı davranmaları bu süreci kolaylaştıracaktır. Sağlıklı bir çocuğun akşamları en geç 20.00 ya da 20.30’da yatakta olması gerekir.

Uyumak üzereyken yatağa yatırılmalı

Çocuğun uykusu geldiğinde kendisinin gidip yatacağı düşüncesi doğru değildir. Çünkü uykusu gelen çocuk daha da hareketlenir, bu şekilde kendi uykusunu kaçırır. Bu kısır döngü çocukta huzursuzluğa neden olur. Oysa ki çocukların belli bir beslenme ve uyku düzenine sahip olması onları daha huzurlu hale getirir. Bu nedenle, ailelerin kendi özel yaşamlarından fedakârlıklarda bulunup, çocuk için uygun beslenme ve uyku düzenine göre hareket etmeleri doğru olacaktır. Çocuklar uyurken değil, uyumak üzereyken yatağa yatırılmalıdır. Anne çocuğun kendi kendine uykuya dalmasına izin vermelidir.

Çocuklar da yetişkinler gibi uyumalı

Uykusu gelen çocuk, tıpkı yetişkinlerin kendileri için sağladıkları ışığı kapamak, yatağa yatmak, yorganı örtmek gibi koşulların sağlanmasına ihtiyaç duyabilir. Eğer çocuk sallanarak, emzirilerek, biberonla mama verilerek uyumaya alıştırılırsa, gece uykusu bölündüğünde, yeniden aynı koşulların sağlanmasını isteyecektir. Ancak, kendi halinde yatağında uyumaya alıştırılan çocuk, gece uyandığında, herhangi bir müdahale olmaksızın, kendi kendine yeniden uykuya dalabilecektir. Dolayısıyla, eğer çocuğun bir sağlık sorunu yok ise, yatağına yatırıldığında ağlasa bile kucağa alınmamalı, sakinleştirilip yeniden uyuması için yatağa bırakılmalıdır.

Ailenin uyku rutinini her gece tekrarlaması gerekiyor

İlk aylardan itibaren, kendisine uykuyu anımsatacak belli davranış ve objeler çocukları uykuya hazırlayacaktır. Sıcak bir banyo, pijamalarının giydirilmesi, sadece yatakta duran bir oyuncağının kucağına verilmesi, loş ışıkta aynı ninninin söylenmesi, her akşam bunlardan birinin tekrarlanması, çocuğun vücuduna uyku saatinin geldiğini anlatır.

1 yaşından sonra gece beslenmeleri reflüye neden olabilir

Özellikle mama ile beslenen bebeklerde, yaklaşık 10. aydan sonra gece beslenmesi önerilmemektedir. Anne sütü alan bebekler gece aşırı miktarda olmamak koşulu ile beslenebilir. Çünkü gece beslemeleri çocuklarda sık uyanmanın yanında, reflü, üst solunum yolları veya orta kulak enfeksiyonları gibi sorunlara neden olabilir. Gece saatlerinde beslenen çocukların kahvaltılarda da iştahı azalabilir. Bu nedenle 1 yaşını geçen çocuklarda, uyku saatine 1 saat kala, beslenme kesilmelidir. Verilecek bu son öğün için ise tahıllı mamaların tercih edilmesi çocuğun gece boyu tok kalmasını sağlayacak, sindirim sisteminin çalışmasını kolaylaştıracak ve rahat bir uyku için metabolizmasına yardımcı olacaktır.

Sağlıklı bebekler ve çocuklarda, uyku düzenini sağlamak ailenin elindedir. Aile, çocuğa düzenli uyku için düzenli bir hayat imkanı sağlar ve bilinçli uyku alışkanlıkları kazandırırsa, en yaramaz ve söz dinlemeyen çocuk bile bir süre direnip, sonrasında bu düzene alışacaktır. Eğer çocuk her şeye rağmen uyumuyor ve şiddetli şekilde ağlıyorsa, bu durum bir hastalığın belirtisi olabilir. Çocuğun bir sağlık sorunu olup olmadığından emin olmak için uzman yardımı almak yararlı olacaktır.

Yoğurdun içerdiği 10 vitamin ve mineral

Yoğurdun içerdiği 10 vitamin ve mineral
Türk mutfağında önemli bir yeri olan yoğurt, içerdiği zengin vitamin ve mineraller sayesinde sağlığa olan faydalarıyla biliniyor. Yoğurt bebeklik döneminden itibaren her yaş grubunun beslenmesinde büyük önem taşıdığı gibi, içerdiği kalsiyum açısından kadınların menopoz sürecinde de sağlıklı kalmasında rol oynuyor. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Berna Ertuğ, yoğurdun faydaları hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Berna Ertuğ

 Bağışıklığı destekliyor

Yoğurt sindirimi kolaylaştırıp bağırsakların çalışmasına yardım eder. Laktoz içeriğinin süte göre az olması nedeniyle sindirimde avantaj sağlamaktadır. İçerdiği probiyotikler sayesinde sindirimin yanında vücut bağışıklığını da destekler. Yoğurt, içerdiği kalsiyum sebebiyle kemikleri güçlendirir ve korur. Bu nedenle osteoporozun (kemik erimesi) önlenmesinde de büyük önem taşır. Kalsiyumun en önemli işlevi kemik ve diş sağlığını korumak ve gelişimlerini sağlamaktır. Dolayısıyla büyümenin hızlı olduğu dönemde, hamilelikte ve emzirme döneminde kalsiyuma ihtiyaç daha da artış göstermektedir.

Fosfor yönünden çok zengin

Yoğurt, fosfor yönünden de zengindir. Fosfor, hücrelerde yer alan DNA ve RNA moleküllerinin temel yapıtaşlarıdır. Hücredeki tüm enerji döngüsünü sağlamaktadır. 200 g yani bir kase yarım yağlı yoğurdun %36’sı karbonhidrat, %32’si protein ve %32’si yağdan oluşmaktadır. Bir kase yoğurt ortalama 100 kcal’dir.

Yoğurdun içerisinde bulunan vitamin ve mineraller aşağıdaki gibidir;

  1. 6.8 g protein
  2. 3,5 g yağ
  3. 8.2 g karbonhidrat
  4. 100 mg sodyum
  5. 320 mg potasyum
  6. 230 mg kalsiyum
  7. 200 mg fosfor
  8. 10 mg kolesterol
  9. 44 iu A vitamini
  10. 2 mg C vitamini

Yoğurdun yeşil suyunu dökmeyin

Yoğurt bakterileri faaliyetleri sırasında B1, B2, Bvitaminleri sentezler. Dolayısıyla bu vitaminler de cilt sağlığı konusunda vücudu destekler. Yoğurdun yeşil suyu kesinlikle dökülmemelidir. İçerdiği yüksek miktardaki riboflavin büyüme, doku yenilenmesi ve enerji metabolizmasında görevlidir. Yoğurt günün her öğününde tüketilebilir. Ana yemeklerde veya ara öğünlerde tercih edilebilir.

Günde en az bir kase yoğurt tüketin

Günlük tüketilmesi gereken yoğurt miktarı diğer süt gruplarını tüketim durumuna göre değişiklik gösterir. Eğer diğer süt ürünleri tüketilmiyorsa ve kişinin kalori ihtiyacına göre uygunsa porsiyon arttırılabilir. Gün içerisinde süt ve peynir tüketiliyorsa günlük en az bir kase yoğurt tüketimi yeterlidir. Ancak hiç tüketilmiyorsa bu 3-4 kaseye çıkabilir. Bazı hazır yoğurtlar, yüksek miktarlarda ilave şeker ve yararlı olmayan diğer katkı maddelerine sahiptir. Bu nedenle güvenilir doğal yoğurtların tercih edilmesi oldukça önemlidir.

Fibromiyaljinin belirtileri

Fibromiyaljinin belirtileri

Fibromiyalji, vücudun her bölgesinde yaygın ağrı, uyku sorunları ve yorgunluğun yanı sıra sıklıkla duygusal ve zihinsel sıkıntıya neden olan bir hastalık olarak tanımlanıyor. Belirtiler genellikle fiziksel travma, ameliyat, enfeksiyon veya önemli psikolojik stres gibi bir durumdan sonra başlıyor. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülen fibromiyaljide semptomlar tek bir tetikleyici olmaksızın zamanla kademeli olarak da ortaya çıkabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Romatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Erdal Gilgil, fibromiyalji ve tedavi yöntemleri hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Erdal Gilgil

Genellikle genç kadınlarda görülüyor

Fibromiyalji, romatizmal hastalıkların bir türüdür. Genellikle romatizma dendiği zaman tek bir hastalık akla gelmektedir. Ancak iltihaplı ve iltihapsız olmak üzere iki ana grupta incelenen 200’e yakın romatizmal hastalık vardır. Fibromiyalji de romatizmal hastalıklar içinde en yaygın görülenidir. Fibromiyalji genellikle üreme çağındaki genç kadınlarda görülmektedir. Çocuk yaşlarda nadir görülür ve genetik geçişli bir hastalık değildir.

Fibromiyaljiye neden olan risk faktörleri şöyle sıralanıyor

  •  Yorgunluk
  • Depresyon
  • Uyku problemleri
  • Stresli ortamda çalışmak
  • Aşırı yorgunluğa neden olan, kapasiteyi en üst düzeyde kullanmayı gerektiren işlerde çalışmak

Vücudun her tarafında hissedilebiliyor

Fibromiyalji belirtisi genellikle yaygın vücut veya eklem ağrısı şeklindedir. Genellikle genç kadınlarda görülen fibromiyaljide hastalar ilerleyen dönemlerde sakat kalabilecekleri korkusu yaşayacak kadar ağrı hissedebilirler. Görülen ağrıların şiddeti hastalığın daha da ilerleyeceğini düşündürür. Aslında ilerlemeyen bir hastalıktır fakat vücudun her tarafında hissedilen ağrılar söz konusudur. Fibromiyalji eklemlerde değil, yumuşak dokuda (kas) gelişen bir hastalıktır.

 Fibromiyaljide başlıca aşağıdaki belirtiler görülmektedir;

  1.  Tüm vücutta ve eklemlerde oluşan ağrı
  2. Halsizlik
  3. Çabuk yorulma
  4. Sabahları dinlenememiş kalkma
  5. Uykuya geç
  6. Şiddetli baş ağrısı
  7. Karın ağrısı
  8. Adet dönemlerinde sancılanma
  9. İrritabl bağırsak sendromu gibi fonksiyonel bağırsak hastalıkları

 Hastanın rahatlamasını sağlamak çok önemli

Fibromiyalji diğer hastalıklarla sıklıkla karıştırılabilmektedir. Fibromiyaljiyi tespit etmek için standart bir test yoktur. Romatoloji uzmanının gerçekleştirdiği detaylı bir muayene ile anlaşılabilir. Fibromiyalji tanısı konulabilmesi için diğer hastalıkların ekarte edileceği bazı laboratuvar testleri yapılmaktadır.

Fibromiyalji tanısı konulduktan sonra en önemli nokta hastaların rahatlamasının sağlanmasıdır. Çünkü fibromiyaljinin bu kadar yaygınlık göstermesine rağmen ilerleyici bir hastalık olmadığı ve sakatlığa yol açmayacağının anlatılması gerekmektedir.

Tedavide fiziksel aktivite büyük rol oynuyor

Fibromiyaljide ilaç tedavisi uygulanır. Etkinliği gösterilmiş antidepresanlar önemli rol oynar. Bu hastalıkta uyku problemleri çok ön plandadır. Uyku düzeninin sağlanması hastanın konforu açısından önemlidir. Tedavi için antiepileptik ilaçlardan faydalanılır. Bunlar daha çok nöropatik ağrı diye adlandırılan, sinirlerden kaynaklanan ağrılar için kullanılan ilaçlardır ve fibromiyaljide de etkilidir. Fibromiyalji tedavisinde ilaçlar tek başına yeterli değildir. Mutlaka hastaların egzersiz yapmaları önerilmektedir. Yürüyüş, koşu, bisiklet, tenis ve yüzme gibi aktiviteler mümkünse her gün yapılmalıdır.

 Fibromiyaljiye neden olan risk faktörleri şöyle sıralanmaktadır:

  •  Yorgunluk
  • Depresyon
  • Uyku problemleri
  • Stresli ortamda çalışmak
  • Aşırı yorgunluğa neden olan, kapasiteyi en üst düzeyde kullanmayı gerektiren işlerde çalışmak