Yazılar

Kronik migrene karşı aşılanabilirsiniz!

Kronik migrene karşı aşılanabilirsiniz!

Migren, baş ağrıları arasında gerilim tipi baş ağrısından sonra 2. sıklıkta görülüyor. Ayrıca tüm dünyada bel ağrısından sonra en çok iş güç kaybına neden olan hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren migren için uygulanan farklı tedavi seçenekleri ile başarılı sonuçlar alınabiliyor. Özellikle migren aşısı ya da migren iğnesi olarak bilinen uygulama atakların önlenmesinde etkili oluyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Kurnaz, migren aşısı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Murat Kurnaz

Her 5 kadından 1’ini etkiliyor

Migren genellikle başın bir tarafında zonklayıcı bir ağrı olarak hissedilen orta veya şiddetli bir baş ağrısıdır. Birçok insanda ayrıca hasta hissetme, ışığa veya sese karşı artan hassasiyet gibi belirtiler de vardır. Migren, her 5 kadından 1’ini ve her 15 erkekten 1’ini etkileyen yaygın bir sağlık durumudur. Migrenin kesin nedeni bilinmemektedir ancak beyindeki sinir sinyallerini, kimyasalları ve kan damarlarını geçici olarak etkileyen anormal beyin aktivitesinin sonucu olduğu düşünülmektedir.

Migrende aşağıdaki şu görülebiliyor:

  • Şakaklarda ağrı
  • Bir gözün veya kulağın arkasında ağrı
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • Noktalar veya yanıp sönen ışıklar görmek
  • Işığa ve/veya sese duyarlılık
  • Boyun ve omuz ağrısı
  • Kas ağrıları

Dirençli ağrılarda oldukça başarılı sonuçlar alınıyor

Migren hastalarında tedavi için farklı seçenekler kullanılmaktadır. 2018 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onay verilen ve ülkemizde de daha sonra kullanılmaya başlanan 2 molekül, özellikle diğer koruyucu tedavi yöntemleri ile yeterince başarılı olunamayan migren hastalarında migren aşısı adıyla gündeme gelmiştir.

Ayda 4 günden fazla migren atağı yaşayanlar için uygun

Migren aşısı olarak bilinen ilaçlar migrenin oluş mekanizmasında rol oynayan kalsitonin gen ilişkili peptidi (CGRP) engelleyen antikorlar yoluyla etki göstermektedir.  Bu ilaçlar ayda 4 günden fazla migren ağrısı çeken hastalara önerilmektedir. Migren aşısı olarak bilinen ilaçlar deri altı enjeksiyon şeklinde kullanılmaktadır. Başlangıçta olası yen etkiler açısından doktor tarafından yapılması önerilir.  Aynı anda 2 enjeksiyon uygulanır. Daha sonra hastanın kendisi tarafından da aylık enjeksiyonlar şeklinde yapılabilmektedir. Tedavi süresi hastaya göre değişmekle birlikte, ortalama 6 ay kadardır.

Dikkat! Yedikleriniz beyninizi zehirleyebiliyor!

Dikkat! Yedikleriniz beyninizi zehirleyebiliyor!

Dikkat, dil, düşünme, problem çözme ve daha pek çok beyinsel işlev… Vücudumuzdaki tüm fonksiyonlarla etkileşen gizemli ve karmaşık bir organ olan beynin incelendiği çalışmalar, doğru beslenmenin beyin sağlığı üzerindeki etkilerini her geçen gün daha fazla ortaya koyuyor. Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin “Bilimsel çalışmalarda, beyinde sinir dokularının iltihaplanması sonucunda Alzheimer hastalığına yatkınlığın arttığı gösterilmiştir. Bu iltihaplanmaya (kronik nöroenflamasyon) neden olan ana faktörlerden biri de yanlış beslenmedir” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, sağlıklı bir beyin için öne çıkan besinleri ve ‘sessiz katil’ olarak adlandırılan etkenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Adeta büyük bir fabrika gibi çalışan ve vücudumuzdaki tüm fonksiyonları kontrol eden insan beyninin 80 milyardan fazla sinir hücresinden (nöron) oluştuğunu biliyor muydunuz? Ya her bir nöronun diğer nöronlarla iletişim kurmak için milimetreden küçük kablolara benzeyen çok sayıda uzantılarının (aksonlar ve dendritler) olduğunu? Henüz gün yüzüne çıkarılamamış sayısız özelliği olan bu karmaşık ve gizemli organa yönelik bilim insanlarının çalışmaları hızla devam ederken, Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin “Bu kadar karmaşık bir biyolojik yapının iyi çalışması için gerekli olan yapıtaşları bir-iki besinden sağlanamayacağı gibi, her bireyin ihtiyaç duyduğu beslenme şekli ve gıda takviyeleri de yaş, cinsiyet, aile öyküsü, hastalıklar hatta mesleği de göz önünde bulundurularak belirlenmelidir. Beyin sağlığı için doğru beslenme alışkanlığını düzenli egzersiz ve iyi bir uyku düzeni ile de desteklemedikçe yararı sınırlı olacaktır” diyor.

Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin

Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin

Gluten Alzheimer hastalığını tetikleyebiliyor!

Ülkemizde son yıllarda Alzheimer hastalarının sayısı artarken, bu artışın bir nedeninin de sağlıklı beslenme alışkanlıklarından uzaklaşılıp endüstriyel olan işlenmiş ürünlere yönelimin ve tarım ürünlerinde pestisit (böcek ilacı) kullanımının artması olduğunu belirten Dr. Mustafa Seçkin “Son yıllarda yapılan çalışmalar; beyinde sinir dokularının iltihaplanması (kronik nöroenflamasyon) sonucu Alzheimer hastalığına yatkınlığın arttığını, bunun ana nedenlerinden birinin de yanlış beslenme olduğunu, buğday, çavdar, yulaf gibi tahıllarda bulunan ‘gluten’ adı verilen bir proteinin kronik nörolojik enflamasyonda rol aldığını göstermiştir. Gluten özellikle genetiği değiştirilmiş buğday ile üretilmiş ve rafine edilmiş unlarda daha yoğun miktarda bulunurken, buğdayın anavatanı olan Anadolu’da üretilen Siyez, Karakılçık, Kavılca gibi buğday türlerinde daha düşük miktarda bulunmaktadır. Çölyak tanısı olmasa dahi bireylerin diyetlerinde gluten kısıtlamasına gitmeleri ve mümkünse ata tohumdan üretilmiş ve rafine edilmemiş unları tüketmeleri önerilmektedir” diyor.

Şeker, un, tuz üçlüsünden kaçının!

“Üç beyaz” olarak adlandırılan rafine edilmiş tuz, şeker ve un tüketiminin de Alzheimer hastalığı açısından riski artıran gıdalar olarak kabul edildiğini belirten Dr. Mustafa Seçkin “Beslenme yalnızca beynimize ve vücudumuza ‘yakıt’ sağlamak için yapılmamalı. Tıpkı kışın fosil yakıtları ile ısıtılan evlerde, sobadaki yanma işleminin “yan ürünlerini” içeren dumanların hava kirliliği oluşturarak bizleri zehirlemesi gibi bedenimize sunduğumuz kötü yiyeceklerin de bizleri doyurup “ısıtsalar” dahi ortaya çıkan yan ürünler aracılığı ile bedenimiz ve beynimiz için birer zehire dönüşebileceklerini unutmamak gerekir” uyarısında bulunuyor.

Bu yağlara ve işlenmiş ürünlere dikkat!

Yapılan çalışmaların; palm yağı, işlenmiş süt ürünleri ve kırmızı ette bulunan yağlar, hazır atıştırmalıklar ve kızartmalarda bulunan trans yağların oldukça zararlı olduğunu ortaya koyduğunu söyleyen Dr. Mustafa Seçkin; mısır yağı, ayçiçek yağı ve kanola yağı gibi linoleik asit içeren yağların da yüksek ısıda pişirildiğinde hücre hasarına neden olabildiğini vurguluyor. Dr. Mustafa Seçkin “Bu moleküller ‘Silent Killer’ yani ‘Sessiz Katil’ olarak da adlandırılmışlardır. Ayrıca, kızarmış ürünler, hazır gıdalar, patates cipsleri, hazır kekler, şekerli-kakaolu kremalar gibi pek çok üründe bu zararlı yağlar yoğun miktarda kullanılmaktadır” diyor. Alzheimer hastalarının beyinlerinin sağlıklı bireylere göre daha “asidik” yapıda olduğunu belirten Dr. Mustafa Seçkin, vücudun pH dengesini asidite lehine bozacak kırmızı et, doğal olmayan yemlerle beslenmiş çiftlik balığı, tahıl, alkol, gazlı ve şekerli içecekler ve enerji içeceklerinden de kaçınılması gerektiğini söylüyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beyin dostu besinler

Soğuk sıkım sızma zeytinyağı başta olmak üzere, deniz ürünleri, badem, fındık, ceviz, çiya tohumu, avokado ve semiz otu gibi omega-3 içeren besinlerin ise tam tersine Alzheimer hastalığı üzerindeki iyileştirici etkileri olduğuna ve unutkanlığı azalttığının kanıtlandığına dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Seçkin şöyle konuşuyor: “Mevsim sebze ve meyveleri, olta balığı, karnabahar, brokoli, lahana, sarımsak, soğan, zencefil, limon gibi ürünlerin özellikle tüketilmesi önerilmektedir. Sinir hücrelerinin fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için E ve D vitaminlerini ve B vitamin kompleksini içeren besinler günlük diyete dahil edilmeli, hekim önerisiyle gerektiğinde dışarıdan takviye olarak alınmalıdır.”

Kırmızı şarap efsanesi yanlış!

Toplumda ‘kırmızın şarabın Alzheimer hastalığına olumlu etkileri olduğu’ yönündeki düşüncenin ise yanlış olduğunu belirteren Dr. Mustafa Seçkin “Yapılan biyokimyasal çalışmalar; kırmızı şarapta bulunan resveratrol adlı maddenin antioksidan özelliklerinin olduğunu ancak insan vücudunda antioksidan etkilerin oluşabilmesi için günde 500 ila 2000 miligram resveratrol tüketilmesi gerektiğini göstermektedir. Bir kadeh kırmızı şarapta bir miligramın bile altında resveratrol bulunduğunu düşünürsek Alzheimer hastalığından koruyacak kadar antioksidan etki yaratacak dozlara çıkabilmek için günde 50-100 şişe şarap içilmesi gerekir ki böyle bir tüketim mümkün değildir. Dolayısı ile kırmızı şarabın düzenli olarak tüketilmesinin Alzheimer hastalığına karşı bilimsel olarak kanıtlanmış bir faydası yoktur” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Seçkin diyet planlaması yapılırken kişiye özel düzenlemelerin olması gerektiğini, tek bir diyet tipinin herkes için yararlı olamayacağı gibi, bulunulan coğrafyaya özgü yararlı besinlerin diyetisyenler ve gerekirse klinisyenler gözetiminde diyete eklenebileceğini söylüyor.

Kronik migren ağrılarına botokslu çözüm

Kronik migren ağrılarına botokslu çözüm

Toplumun büyük bir bölümünde görülen baş ağrıları iki grupta değerlendiriyor. Başka bir hastalık ile bağlantısı olmayan baş ağrıları birincil yani primer baş ağrıları olarak nitelendirilirken, nedeni bilinen ve farklı bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan ağrılara sekonder (ikincil) baş ağrıları deniyor. Migren ise birincil yani primer baş ağrıları arasında yer alıyor. Yaşam konforunu ciddi anlamda olumsuz etkileyen migrenin tedavi edilebilmesi için ağrı ataklarını tetikleyici unsurların belirlenmesi önem taşıyor. Kozmetik amaçlarla kullanılan botoks ise migren hastalarına iyi geliyor ve uygulandığı bölgede migren ataklarını azaltıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, migren ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Nergiz HüseyinoğluKadınlarda daha çok görülüyor

Migren, toplumda çok sık görülen nörolojik bir rahatsızlıktır. Kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha fazla görülür. Bir ay içerisinde tekrarlayan ataklar halinde gelen zonklayıcı nitelikte olan baş ağrıları söz konusu olduğunda akla gelen ilk sorun migrendir. Genelde bu ağrıların şiddetli, bazen de dayanılmaz olduğunu belirten hastalar; ağrıya bulantının eşlik ettiğini, ses ve ışığa karşı daha duyarlı hale geldiklerini söyler. Migren ağrıları nedeniyle birçok hasta yaşam konforunun bozulduğunu, bu rahatsızlık nedeniyle günlük işlerini yapamadıklarını belirtir. Ancak tam bir migren teşhisi koyabilmek için nörologların hastanın şikayetlerini ve hikayesini dinleyerek, bunları klinik ve gerekirse görüntüleme ile birlikte değerlendirerek karar vermesi gerekir.  Baş ağrısı atakları son 3 aylık dönemde ayda 15 gün ve üzerinde ortaya çıkıyorsa buna ‘kronik migren’ denilmektedir. Kronik migrenin yanı sıra sporadik yani ‘aralıklı migren’ de sıkça görülmektedir.

Migren belirtilerini tanıyın

  •  Migrenin en belirgin belirtisi tekrarlayan şiddetli baş ağrısıdır. Ağrının şiddeti çok yüksek olduğu için hasta genelde hiçbir iş yapamaz. Ağrı genelde şakaklarda başlayarak göz ve gözün arkasında hissedilir. Başın arka tarafı ile alın bölgesi ve kulak arkalarında ağrı şiddetli hissedilmektedir.
  • Migrenin başka bir belirtisi ise aşırı duyarlılık ve tepkisellik sonucunda ortaya çıkan depresif duygu durum bozukluğudur. Migren atakları sırasında durgunluk ve donukluğun yanı sıra aşırı ve gereksiz neşelenme, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu ortaya çıkabilmektedir. Özellikle bu dönemde konuşmada güçlük ve uyuma olabilmektedir. Uyku isteği ile bağlantılı olarak esneme hissi ortaya çıkabilmektedir.
  • Migren ağrısına ışık ve ses duyarlılığı eşlik edebilmektedir. Işığa ve sese karşı yüksek duyarlılık nedeniyle baş ağrısının şiddeti de artmaktadır.
  • Başka bir belirti ise kokulara karşı oluşan aşırı hassasiyettir. Bunun için ağır parfümler ile bazı temizlik maddelerinin esansları bulantı ve kusma sebebi olabilmektedir.
  • Aşırı yeme isteği, kabızlık, susuzluk ve idrar kaçırma da ortaya çıkan belirtiler arasındadır.
  • Diğer bir belirti ise şiddetli baş ağrısından önce ortaya çıkan ve ‘aura’ denilen görme ve duyma ile ilgili 10-30 dakika arasında devam eden nörolojik belirtilerdir. Aura Yunanca’da ‘esinti’ anlamına gelmektedir.

Görsel aura: Hastalar titrek ve parıldayan ışıklar tarifini yapar.

Duyusal aura: Elde ve dilde ya da ağız ve çenede uyuşma, karıncalanma ortaya çıkar.

Nedene göre migren tedavisi önemli

Migren teşhisi konulduktan sonra nörologlar tarafından ağrı ataklarının şiddetini ve sıklığını azaltmaya yönelik tedavi planlanmaktadır. Yapılacak ilk tedavi nedene yönelik olmaktadır. Migrene neden olan ya da tetikleyen sebeplerin (açlık, uykusuzluk, hormonal ilaçların kullanımı gibi)  ortadan kaldırılması gerekir. Uzman doktorun reçete edeceği uygun ağrı kesici ilaçlar genelde etkili olmaktadır. Eğer haftada 1-2 defa yaşanan atak varsa koruyucu tedavi planlanır.

Botulinum toksin ile tedavi hastaların yaşam kalitesini yükseltiyor

Son yıllarda kozmetik amaçlarla kullanılan botoksun, migren hastalarına iyi geldiği ve atakları azalttığı belirlenmiştir. Uzun süren denemeler sonucunda kronik migren hastalarında botoksun yani ‘botulinum toksin’ enjeksiyonunun fayda sağladığı ortaya çıkmıştır. Günümüzde de birçok nöroloji hekimi botuinum toksinini kronik migren hastalarında kullanmaktadır. Kronik migren denildiğinde, son 3 ay içinde ayda en az 15 atağı olan hastalardan bahsedilmektedir. Bu durumda olan migren hastalarında botulinum toksin enjeksiyonunu kullanarak hem ağrının şiddeti hem de atakların sıklığı ve süresinin azaltılması sağlanmaktadır. Ayrıca hastaların kullandığı ilaç miktarı ve sayısı da azalmış olmaktadır.

Kozmetoloji alanında olduğu gibi migren hastalarında botulinum toksin sadece yüz bölgesinde uygulanmaz. Uzman nörologlar yüz bölgesinin dışında hastanın omuz, ense, boyun ve şakak bölgelerine gerekirse çene kaslarına da botulinum toksinini enjekte eder. Cilt altına uygulanan botulinum toksinin etkisi yaklaşık 10-15 gün sonra ortaya çıkmakta ve bu etki ortalama 3 ile 6 ay arasında devam etmektedir. Bu sayede hastaların aldığı ağrıkesici ilaç sayısı azalmakta, baş ağrısının süresi ve şiddeti kısalmaktadır. Böylece hasta, migren ağrıları olmadığı için günlük işlerini yapabilmekte ve yaşam konforu artmaktadır. Botulinum toksininin etkisi azaldığında tekrar enjeksiyon yapma ihtiyacı olabilmektedir.

MS kadınlarda daha fazla görünüyor

MS kadınlarda daha fazla görünüyor

Dünya genelinde yaklaşık 2.8 milyon kişide görülen Multipl Skleroz (MS), uzun süreçli bir hastalık olarak doğru şekilde ele alınmadığında yaşam kalitesini düşürebiliyor. MS şüphesi olanların bir an önce nöroloji uzmanına başvurması, hastalığın seyri için önem taşırken; obezite, sigara kullanımı, geçirilmiş EBV enfeksiyonu, D vitamini eksikliği de risk faktörleri olarak öne çıkıyor. Kadınlarda, erkeklere göre daha fazla rastlanan MS, bilinenin aksine hamileliğe engel olmuyor. Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Burcu Altunrende, MS Farkındalık Haftası ve Dünya MS Günü dolayısıyla MS hastalığı hakkında bilgi verdi.

MS merkezi sinir sisteminin (beyin ve omurilik) en sık görülen hastalıklarından biridir ve beyin, omurilik, beynin uzantısı olan göz siniri ile beyinciği etkilemektedir. Bunun nedeni, yanlış çalışan bağışıklık sisteminin kendi sinir sistemindeki dokulara zarar vermesidir. Buradaki hedef, sinirin kılıfı olan miyelin denilen yapının yanı sıra sinir tellerini de etkilemektedir. Böylelikle bu hasar merkezi sinir sisteminde dağınık bir şekilde farklı alanları etkilediğinden, hastalarda da çok farklı semptomlar görülebilmektedir. Teşhis ise çoğunlukla 20-40 yaş arasında konulmaktadır. MS bulaşıcı ya da anne- babadan çocuğa direkt kalıtsal olarak geçen bir hastalık değildir, ruhsal veya psikiyatrik bir durum da değildir. Her zaman ilerleyici seyirli olmamaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Burcu AltunrendeBelirtiler 24 saatten fazla sürüyorsa…

MS genellikle başlangıçta ataklarla kendisini belli etmektedir. Bu ataklar başladığında birkaç günden 10 güne kadar sürmektedir. Fakat MS bulguları pek çok hastalığın bulgularına benzediğinden pek çok kişi kendisinde MS olup olmadığını sorgulayabilmektedir. Bu belirtilerin bazıları şöyle sıralanabilir:

  • El-kol-bacak ve gövdede uyuşukluk
  • Kol ve bacakta güç kaybı
  • Bulanık görme, görme kaybı, çift görme,
  • Denge kaybı
  • İdrar kontrolünde sorunlar
  • El ve kollarda karıncalanma hissi
  • Hafıza sorunları
  • Yorgunluk

Bu bulguların MS’ten kaynaklandığının söylenebilmesi için, 24 saat ve üzerinde sürmesi, ateş ve enfeksiyonun eşlik etmemesi ve MS için muayenede uyumlu bulguların eşlik etmesi gerekir. Atak bulgularının yerleşmesi inme veya sara (epilepsi) hastalığında olduğu gibi ani bir şekilde olmaz. Genellikle yakınmaların bir iki gün içinde yerleştiği görülmektedir. Belirtiler başlangıçta kendiliğinden düzelebilir ama ataklar halinde gelirken, ilerleyen dönemlerde ataklar bazı izler bırakmaya başlayabilir. Hastaların bir bölümünde ise, bulgular atak olmaksızın başından itibaren yavaş ve sinsi ilerleyiş ile sürebilmektedir. Bu grupta en sık görülen yakınma giderek ilerleyen yürüme güçlüğü şeklindedir.

Sinir hasarına göre semptom şiddeti de değişebiliyor

MS’in belirtileri çok çeşitlidir ve sinir hasarının miktarına, hangi sinirlerin etkilendiğine bağlıdır. Bahsedilen belirtilerin tümü her hastada görülmez. Bu belirtiler farklı hastalarda farklı şekilde ortaya çıkar.  Bazen duysal yakınmalar ciddi işlev kaybına yol açmadığından doğrudan doktora başvurulmayabilir ve tanıda gecikme yaşanabilir. MS’in erken tanınıp, yakın takip edilmesi önem taşır. Belirtileri taşıyan kişilerin en kısa zamanda bu konuda deneyimli nöroloji uzmanlarına başvurması gerekir. Öykü ve yakınmaların değerlendirilmesi, nörolojik muayene sonrasında bazı kan testleri, görüntüleme yöntemleri ve beyin omurilik sıvısının incelenmesiyle teşhis konulmaktadır. MS’te ne kadar erken tanı konulur ve tedaviye başlanırsa belirtilerin ileride kalıcı hale gelmesi ve engellilik önlenebilmektedir.

Bazen sessiz kalıyor bazen de şiddetleniyor

MS, kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat daha sık görülür. Henüz MS hastalığını tamamen ortadan kaldırabilecek bir ilaç yoktur, ancak hastalığın seyrini çok etkin şekilde yavaşlatabilen hatta durdurabilen tedaviler mevcuttur. MS’li çoğu insan, tekrarlayan ve düzelen (Relapsing Remitting MS, RRMS-Ataklı düzelen Multiplskleroz) bir hastalık seyrine sahiptir. Günler veya haftalar içinde gelişen, genellikle kısmen ya da tamamen düzelen yeni semptomlar veya nüks dönemleri yaşanır. Bu nüksleri, aylar hatta yıllar sürebilen sessiz hastalık remisyon dönemleri takip eder. İlerleyen yıllarda hastalığın doğal seyri içinde veya etkin tedavi alınmadığında giderek belirtiler kalıcı hale gelebilir. Bu kez de hastalarda hareket ve yürümeyle ilgili sorunlar oluşabilir. Hastaların sadece bir kısmında da başından itibaren ilerleyici bir seyir meydana gelir.

D vitamini eksikliği MS için risk faktörü

– MS, herhangi bir yaşta çıkabilmekle birlikte sıklıkla 20-40 yaş arasında teşhis konulur.

– Ailede MS, öyküsü olanların MS gelişme riski daha yüksektir.

– Bazı enfeksiyonlar örneğin Epstein-Barr virüsü MS ile ilişkilendirilir.

– Asya, Afrika ve Kızılderili kökenlilerin MS’te en düşük riske sahip olduğu bilinir.

– Araştırmalara göre MS’li hastalarda D vitamini seviyeleri düşüktür. Daha az güneş ışığına maruz kalmak MS için risk faktörü olabilir.

– Tiroid, pernisiyöz anemi, sedef, tip 1 diyabet, inflamatuar bağırsak hastalığı gibi sorunlara sahip olanların MS ile akrşılaşma riski daha yüksektir.

MS tedavisi;
1- Atak tedavisi,
2- Atakları önleyici hastalık seyrini değiştiren tedaviler,
3- Belirtilere yönelik tedaviler olmak üzere 3 başlık olarak ele alınabilir.

Günümüzde giderek artan tedavi seçenekleri sayesinde erken ve etkin bir tedavi stratejisi ile hastalığın seyri durdurabilmektedir. Artık ataklı seyir görülen hastaların yanı sıra ilerleyici seyir gösteren hastalar için de onaylı tedavi seçeneği mevcuttur. O nedenle MS’in artık tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilinmelidir. Tedavi sürecinde hasta ve hekimin çok iyi iş birliği içinde olması da çok önemlidir. Kullanılan ilaçların etkinliği, beklenen yan etkilerin takibi ve doğru şekilde yönetilmesi, tedavilerin uygulanması için hastaların bu konuda deneyimli hekimler ya da merkezler tarafından takibi de çok önemlidir.
Hastalar düzenli takiple bebek sahibi olabiliyor

MS hastalarının bilinenin aksine hamilelik planlarını ertelemelerine gerek yoktur. MS hastaları rahatlıkla hamile kalabilir ve çocuklarını sağlıklı bir şekilde dünyaya getirebilir. MS hastalığının doğuma ve doğurganlığa engel bir hastalık olmadığı bilinmelidir. Hatta bazı vakalarda hamilelik MS ataklarını yatıştırmaktadır. Hastaların gebelik planı olduğunda bunu hekimi ile paylaşıp sürecin planlanması ve gebelik döneminde yakın takip ile sağlıklı bir bebek dünyaya getirmesi mümkündür.

Dil bozukluğu demans belirtisi olabilir mi?

Dil bozukluğu demans belirtisi olabilir mi?

Son günlerde en çok konuşulan hastalıklardan biri, ünlü oyuncu Bruce Willis’in artık aktörlüğü sürdüremeyecek olmasına yol açan Primer Progresif Afazi (PPA) hastalığı oldu. Çağın korkulan hastalığı demansın görece daha az görülen bir alt tipi olan Primer Progresif Afazi, beynin dil fonksiyonlarından sorumlu alanlarındaki ilerleyici hasara bağlı olarak gelişiyor ve kişinin günlük yaşam aktivitelerini etkiliyor. Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin “En sık demansa yol açan hastalık Alzheimer hastalığı olduğundan ve Alzheimer hastalığının en sık görülen belirtisi de unutkanlık olduğundan dolayı demans eşittir unutkanlık tarzında genel bir algı söz konusudur. Oysa ki demansın tek belirtisi unutkanlık olmadığı gibi bazı demans hastalarında belirgin unutkanlık olmaksızın bilişsel etkilenme görülebiliyor. Dil bozuklukları yani “afazi” de bu belirtilerden biri olabiliyor” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, Primer Progresif yani ilerleyici Afazi hastalığının 3 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Mustafa Seçkin

  • Dil ve iletişim becerilerinde bozulma!

Demans, bilişsel fonksiyonlarda ilerleyici bozulma ile karakterize bir hastalıktır. Bilişsel fonksiyonlar deyince kast edilen bellek, dikkat, yürütücü işlevler (hesaplama, karar verme, muhakeme vb), görsel-mekansal işlevler (obje ve yüz tanıma, yön bulma vb) ve dil fonksiyonlarıdır. En sık demansa yol açan hastalık Alzheimer hastalığı olduğundan ve Alzheimer hastalığının en sık görülen belirtisi de unutkanlık olduğundan dolayı ‘demans eşittir unutkanlık’ tarzında genel bir algı söz konusudur. Oysa ki demansın tek belirtisi unutkanlık olmadığı gibi bazı demans hastalarında belirgin unutkanlık olmaksızın bilişsel etkilenme görülebilir. Dil bozuklukları yani “afazi” de bu belirtilerden biri olabilir. Dil bozukluğunun ön planda olduğu demans tipine Primer Progresif Afazi (PPA) adı verilir. PPA hastalarında dil ve iletişim becerilerinde bozulma ön plandadır.

  • ‘Tam da dilimin ucunda’ ve ‘şey’ kelimelerinı sık kullanmaya başlama!

Bazı hastalarda konuşma akıcı gibi görünse de anlamsız kelimeler kullandıkları için söyledikleri anlaşılmaz. Bu hastalar duydukları veya okudukları kelimeleri de anlamakta zorlanırlar. Örneğin; yemekte “ekmek ister misin” diye sorulduğunda “ekmek ne?” diye yanıt verebilirler. Bir grup hastada ise belirgin anlama bozukluğu olmayabilir ama bu hastalarda konuşma akıcılığı bozulmaya başlar, hatta dilbilgisi hataları görülebilir. Adeta Türkçe’yi yeni öğrenen bir yabancı gibi konuşmaya başlayabilirler. Son yıllarda tanımlanan yeni bir hasta grubunda ise anlama da dilbilgisi de korunduğu halde kelime-bulma güçlüğünün ön planda olduğu gösterilmiştir. Bu hastalar özellikle hastalığın erken dönemlerinde söyleyecekleri kelimeler akıllarına gelmediğinde “tam da dilimin ucunda” diyebilirler veya “şey” kelimesini eskiye oranla daha sık kullanmaya başlayabilirler.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Anksiyete ve duygudurum bozuklukları artıyor!

Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi “PPA hastalarında en çok dil fonksiyonları etkilenir ancak hastalık ilerledikçe diğer bilişsel fonksiyonları da etkilemeye başlar. Yakın zamanda Cognitive and Behavioral Neurology Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmamızda; PPA hastalarındaki sözel bellek bozukluklarını gösterdik. Ancak aynı hasta grubunda görsel bellek fonksiyonları korunmuştu. Bu da tipik Alzheimer hastalığı ile PPA’nın ayrıldığı konulardan birisi. Hastalık ilerlese de PPA hastalarında görsel bellek fonksiyonları geç döneme kadar korunabiliyor. Bazı hastalarda özellikle dikkat ve yürütücü işlev bozuklukları gelişebiliyor. Bir başka çalışmamızda ise; PPA hastalarında ciddi düzeyde anksiyete, ilgisizlik, kayıtsızlık ve sinirlilik ile karakterize duygudurum bozuklukları olabileceğini gösterdik” diyor. Dil ve iletişim problemlerinin yanı sıra, hastalığın neden olduğu nöropsikiyatrik bozukluklar da afazi hastasına bakımveren aile bireyleri için ciddi sıkıntılar oluşturabiliyor.

Kelime bulma güçlüğü ‘basit unutkanlık’ olarak görülüyor, ama!

Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, dünyada ve ülkemizde hastalığın erken tanısı ve tedavisi ile ilgili çalışmaların hızla devam ettiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Primer Prograsif Afazi hastalığını ortadan kaldıracak veya ilerlemesini durduracak bir tedavi henüz mevcut değil. Ancak yeni ilaç çalışmaları beyinsel hasarı yavaşlatma konusunda umut vermektedir. Kullanıma geçildiğinde PPA hastaları da tıpki Alzheimer hastaları gibi bu ilaçlardan yararlanabileceklerdir. Ayrıca, erken evrelerde başlanan dil-konuşma terapileri hastaların ietişim becerilerini daha uzun süre korumalarını sağlayabilmektedir. Ancak belirgin unutkanlık yakınmaları olmadığı için veya afazinin erken belirtisi olan isimlendirme ve kelime-bulma güçlüğü ‘basit unutkanlık’ olarak değerlendirildiği için PPA hastalarının bir nöroloji uzmanına başvurmakta gecikiyor. Oysa kişinin dil ve iletişim becerilerindeki gerilemesi konusunda farkındalık oluşması, demans hastalığının erken dönemde tespit edilmesi için de yararlı olacaktır.”

Pandemide uykusuzluk yaygınlaştı! Uykusuzluğun çaresi!

Pandemide uykusuzluk yaygınlaştı! Uykusuzluğun çaresi!

Halk arasında uykusuzluk olarak ifade edilen imsomnia, özellikle son iki yıldır devam eden pandemi sürecinin etkisiyle hızla yaygınlaşıyor. Yapılan bilimsel çalışmalar; sağlıklı ve yeterli uykunun bağışıklık için son derece önemli olduğunu ortaya koyarken, Acıbadem Fulya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya “Covid-19 pandemisi sürecinde insanların stres ve kaygılarındaki artış, uyku sorununun tedavisi için hastaneye gitmeye çekinme, günlük fiziksel aktivitenin azalması ve daha az doğal ışığa maruz kalma gibi etkenlerle uykusuzluk sorunu yaşayanlar yüzde 24 oranında arttı” diyor. Kişinin pandemide artan uykusuzluk sorununa karşı bir takım düşünsel ve davranışsal değişiklikler yaparak fayda sağlayabileceğini vurgulayan Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya, uykusuzluğa karşı 9 etkili öneri ve uyarıda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya

Uyumaya çalışmayın

Uyku ile ilgili düşünceleri azaltmaya çalışın. Yatağınızın uykusuzluğu değil, uykuyu hatırlatması gerekir. Bunun için uykunuz gelmeden yatağa gitmeyin, uyuyamadığınızda 15-20 dakika içinde yataktan çıkıp oda değiştirin ve tekrar uykunuz geldiğinde yatağa gidin. Gerekirse bunu tüm gece tekrarlayın. Yer değiştirdiğinizde meditasyon, gevşeme egzersizi, kitap okuma gibi yöntemler deneyip ardından tekrar uykunuz gelince yatağa dönmek gerekir. Uykunun nefes almak, acıkmak gibi doğal bir durum olduğunu ve eninde sonunda uyuyacağınızı kabul etmek, herkesin uyku süresinin farklı olabileceğini bilmek uyku ile ilişkili kaygıları azaltmak için başlangıç olabilir.

Yatağa telefonla girmeyin

Özellikle sosyal medyadan ayrı kalamayan pek çok kişi yatağa cep telefonuyla giriyor ve başkalarının paylaşımlarını takip ederek hem olumlu-olumsuz düşüncelere kapılıyor hem de ekran ışığına maruz kalıyor. Oysa yatağa girdiğinizde beyninizin başka yaşantılarla, sorunlarla dolu olmaması gerekir. Telefon ve bilgisayarda olduğu gibi, yatakta televizyon seyretme ve kitap okuma da uykuya dalmayı olumsuz etkileyen faktörler arasında yer aldığından, kitabınızı uykuya dalacağınız yatakta değil, farklı bir yerde okuyun.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hareketsiz kalmayın

Yapılan bilimsel çalışmalar; düzenli egzersizin uyku kalitesini önemli ölçüde artırdığını ortaya koyuyor. Bu nedenle gün içerisinde hareketsiz kalmayın, yürüyüş ve egzersiz yapın. Sağlığa her açıdan fayda sağlayan düzenli yürüyüş ile egzersiz aynı zamanda duygusal stresi de azaltıyor. Uyku problemine karşı fayda sağlaması için ideal zaman egzersizi öğleden sonra yapmaktır. Yatmadan hemen önce yapılan ağır egzersiz uyanıklığı artırır.

Kafeinden uzak durun

Kafein, alkol ve nikotin uyku kalitesini belirgin bozar. Kafeinin sadece kahvede bulunmadığı hatırlanmalıdır. Uyku sorunu olanların bu tür uyaranlardan kaçınması, öğleden sonra çay ve kahveden uzak durması gerekir.

 Mutlaka aynı saatte yatıp kalkın

Yatma, kalkma saatlerini hatta günlük yemek yeme ve egzersiz saatlerini düzene koymak biyolojik saatimizin daha iyi çalışmasını sağlar. Hafta sonları da yatma ve kalkma saatleri aynı düzende olmalıdır. Haftanın yedi günü aynı saatte yatıp kalkmaya özen gösterin.

Aç karnına ya da aşırı yemek yiyip yatmayın

Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya “İyi bir uyku için aç yatmamak ve yatmadan önce ağır yemeklerden kaçınmak gerekir. Yemek yedikten en az 2-3 saat sonra yatılmasında fayda vardır. Yapılan çalışmalarda; süt ürünlerinde bulunan L triptofanın uykuya katkı sağlayabildiği bildirilmiştir” diyor.

 Şekerlemeye dikkat edin

Öğleden sonra kısa süreli uyku genel sağlığa faydalı olsa da uykusuzluk yakınması olanların gün içinde uyudukları süre, gece uykusunu olumsuz etkiler. Gün içerisinde uyku ihtiyacını aşırı hissediyorsanız saat 14:00 öncesi kısa süreli uyuyabilirsiniz.

Yatak odanızı gözden geçirin

Yattığınız yerin sessiz, serin, karanlık ve yatmadan önce havalandırılmış olması kaliteli bir uyku için çok önemli olduğundan bu kurallara uygun olarak gerekli düzenlemeleri mutlaka yapın. İyi bir uyku için ideal oda ısısı 18-19 derece olmalıdır.

Bu hastalıkların tedavisini ihmal etmeyin!

Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya “Stres, kaygı ve çevresel faktörlerin yanı sıra nörolojik hastalıklar, hipertansiyon, reflü, romatizmal hastalıklar ve fibromiyalji gibi birçok hastalık da uykusuzluğu tetikleyebildiğinden bu hastalıkların farkında olmak ve mutlaka hekimin gerekli gördüğü tedaviye başlamak gerekir. Ayrıca uykuyu sürdürmeyi etkileyebilen uyku apnesi, horlama, uykuda bacak hareketleri gibi pek çok hastalığın tanı ve tedavisi için uyku kliniklerine başvurmanız sorunun çözümü için gereklidir” diyor.

Bu sorunlar inmeye neden olur!

Bu sorunlar inmeye neden olur!

Beyin damarlarının birçok nedene bağlı olarak daralması, tıkanması veya yırtılarak kanın damar dışına çıkması sonucu oluşan serebrovasküler hastalıklar yaşam süresini kısaltabiliyor. Halk arasında ‘inme’ ya da ‘felç’ olarak bilinen serebrovasküler hastalıklar, dünyada ölüm nedenleri arasında 3. sırada yer alıyor. Yaşam kalitesini düşüren bu soruna bazı hastalıklar neden olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, serebrovasküler hastalıklar ve nedenleri ile ilgili bilgi verdi.  

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu

 İnme ya da felç olarak biliniyor

Beyin damarlarında kan akışının zayıflaması veya tamamen durması ya da beyin damarlarının yırtılması sonucu gelişen kanama nedeniyle ortaya çıkan hastalıkların tamamı serebrovasküler hastalıklar (SVH) yani beyin damar hastalıkları olarak tanımlanır. Halk arasında genelde ‘inme’ ya da ‘felç’ olarak bilinen serebrovasküler hastalıklar nedeniyle dünyada ve ülkemizde ölüm oranları yüksektir. Dünyada ölüm nedenleri arasında serebrovasküler hastalıklar 3. sırada yer alırken, bu hastalık sonrasında engelli kalma oranı dünyada 1. sıradadır.

Yaşam tarzının etkisi yüksek

Hastalığın nedenleri arasında genetik faktörleri kadar yaşam tarzının etkili olduğu da düşünülmektedir. Durağan bir yaşam tarzı, sigara ve alkol kullanımı değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer alırken; yaş, cinsiyet ve genetik faktörler değiştirilemeyen risk faktörleridir. Cinsiyet açısından değerlendirildiğinde erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülmektedir. İleri yaşlarda ortaya çıkan serebrovasküler hastalıklarda ise daha ciddi tablolarla karşılaşılmaktadır.

SVH’a bu sorunlar neden olabiliyor

Serebrovasküler hastalıkların oluşmasına neden olabilecek birçok faktör mevcuttur. Bunların çoğu değiştirilebilir iken, bazıları (yaş, ırk veya genetik) değiştirilememektedir.

  • Hipertansiyon, serebrovasküler hastalıkların oluşmasında doğrudan etkilidir. Kontrol altına alınamayan yüksek tansiyon (hipertansiyon) beyin damarlarında plak oluşumuna, daralmalara ve tıkanıklıklara neden olmaktadır. Hipertansiyon ilaçlarla kontrol altına alınabilmektedir.
  • Hiperlipidemi, kan yağlarının yüksekliği (kolesterol ve trigliserid) serebrovasküler hastalığın oluşmasında etkili bir faktördür. Kan yağlarının yüksekliği, aktif bir yaşam ve hayat boyu yapılacak diyet ile sorun olmaktan çıkmaktadır. Ayrıca sorun haline geldiyse ilaçlarla da tedavi edilebilmektedir.
  • Diabetes mellitus, yani şeker hastalığı, kanın pıhtılaşmasına neden olarak beyin damarlarındaki yapıyı bozmaktadır. Oluşmaması için sağlıklı hayat tarzı, diyabet ilaçları ve yaşam boyu diyet önemlidir.
  • Sigara içiciliği, serebrovasküler hastalığa zemin hazırlayan önemli etkendir. Damar duvarına olumsuz etki yaparak, damarların büzülmesine, damar içinde plak birikimine ve dolayısıyla inmeye yol açmaktadır.
  • Kalp hastalıkları arasında yer alan kalp kapak hastalıkları, ritim bozukluğu, kalp yetmezliği ile pıhtı oluşumu ve emboliyle seyreden sorunlar serebrovasküler hastalığın nedenleri arasındadır.
  • Uyku apnesi, uykuda üst hava yollarının tıkanıklığı, horlama ve gündüz aşırı uyku hali ile seyreden bir hastalıktır. Son yıllarda yapılan bilimsel yayınlarda, uyku apnesinin serebrovasküler hastalık açısından önde gelen risk faktörü olduğu ortaya konulmuştur.

Tedavisi altta yatan hastalığa göre planlanmalı

Serebrovasküler hastalığın medikal (konservatif- ilaçlarla), girişimsel ve cerrahi tedavisi mevcuttur. Tedavi seçeneklerine inmenin çeşidine, hastanın yaşına, hastaneye başvuru saatine, altta yatan başka hastalıkların varlığına göre karar verilir. Damar tıkanıklığı ile seyreden serebrovasküler hastalıklarda kan akışkanlığını arttıran, kan pıhtılaşmasını azaltan ilaçlara yanı sıra beyin ödemini azaltan, hastanın kan basıncını ve şekerini düzenleyen ve kolesterolünü azaltan ilaçlar uygulanır. Bazı durumlarda, inmeye eşlik eden epileptik nöbetler olabilmektedir. Bu durumda hastanın tedavisine antiepileptik ilaçlar eklenir.

Damar tıkanıklığına bağlı inme geçiren hastalar, hastaneye hızlı başvurdukları sürece hastanın altta yatan hastalıkları açısından uygun koşullar sağlanırsa trombolitik denilen ilaçlarla pıhtıyı eritme tedavisi uygulanabilir. Bunun dışında hastalara mekanik yollarla (yani uygun cihazlarla) pıhtıyı damar yolundan çıkarma operasyonu yapılabilir. Beyin kanaması geçiren hastalarda beyin şişmesini önlemek için ilaç tedavisi, kanamayı boşaltmak için ise beyin cerrahisi tarafından yapılan operasyon uygulanabilir.

Demans ve alzheimer arasındaki farklar nelerdir?

Demans ve alzheimer arasındaki farklar nelerdir?

Demans, beynin bilgi, davranış ve gündelik yaşamı sürdürme gibi işlevlerinde gösterdiği aksaklıklardır. Genellikle ileriki yaşlarda görülür ve Alzheimer’a göre daha yavaş ilerler.

Bireylerde bellek kaybı görülmesi, konuşma ve alet kullanma becerilerinde aksaklıklar tespit edilmesi hususunda demans teşhisi konulabilir. Fakat kişide görülen her unutkanlık belirtisi demans demek değildir.

Avrasya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Türkan Uslu, demans ve alzheimer hakkında değerli bilgiler veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Türkan Uslu

Demans Belirtileri Nelerdir?

Halk arasında Alzheimer başlangıcı olarak adlandırılan demansı yalnızca hafıza problemi olarak tanımlamak yanlış olacaktır. Kişiler bellek kaybının yanında:

  • Giyinme, düzgün bir biçimde yemek yeme, alet kullanma gibi edinilmiş becerilerini gerçekleştirmekte güçlük çekebilir,
  • Bireyler kişilik ve davranış değişiklikleri gösterebilir
  • Dili kullanmada ve konuşulanları anlamada güçlük çekebilir,
  • Yol bulamama, aritmetik işlemlerde zorluk, içe kapanma, halüsinasyon görme gibi problemler yaşayabilir.

Demansın tüm bu belirtileri beynin etkilenme bölgelerine göre oluşur. Dolayısıyla kişide ayrı ayrı ya da bir arada görülebilir.

Başlangıçta hastanın genellikle hafızasıyla ilgili belirgin bir şikayeti olmaz. Bireyin ailesi hastanın daha önce yaptığı işlerde bir miktar zorluk yaşadığını belirtebilir. Fakat yapılan bellek testlerinde belirgin bir fark ortaya çıkmayacaktır. Dolayısıyla bu evre, hafif bilişsel bozukluk ya da hafif hafıza bozukluğu olarak da adlandırılır.

Demans ve Alzheimer Aynı Şey Midir?

Alzheimer bir demans türüdür fakat her demans Alzheimer değildir. Alzheimer haricinde demansa sebep olan pek çok durum ve hastalık bulunur.

Alzheimer olan bireyin en çok ve öncelikle hafızası etkilenir. Zamanla hafıza kaybına yön bulamama, idrar tutamama, giyinememe ve karar verememe gibi çeşitli davranış bozuklukları dahil olur.

İleri yaşlılık, Alzheimer’da en önemli risk faktörüdür ve hastalığın görülme oranı yaşla birlikte artar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kimler Demans Riski Altındadır?

  •  Ailede demans hastası olması,
  • Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve şeker hastalığı gibi risk faktörleri
  • Kafa travması öyküsü
  • Sosyal izolasyon
  • Düşük eğitim seviyesi
  • İleri yaş (80+) demans için risk faktörlerini oluşturur.

Demans Teşhisinde Neler Yapılır?

Öncelikle hasta ve onu iyi gözlemleyen bir yakınıyla görüşülerek bireyin hayatında nelerin değiştiği ya da neleri unuttuğu tespit edilir. Daha sonra çeşitli nöro-psikolojik testler yardımıyla bireyin bilişsel hafızası ve kapasitesi test edilir.

Demans hastalığı konusunda emin olabilmek için hastanın tiroit hormonlarına ve B12 vitamini düzeyine de bakılır. Tüm testlerin sonucunda demans teşhisini destekleyen bulgulara ulaşılırsa, hastadan MR görüntüsü istenebilir. Çünkü beyindeki yapısal bozulmalar, MR görüntülerinde ortaya çıkacaktır.

PET şeklinde isimlendirilen beynin çalışmasını gösteren teknikler ve fonksiyonel MR (fMRI) görüntülemeleriyle demans hastalarının beyinlerindeki yavaşlayan bölgeler daha hızlı şekilde tespit edilebilir. Böylelikle hem tanı desteklenirken hem de tedavi süreci kapsamlı şekilde planlanabilir.

Unutkanlık Tedavi Edilir mi?

Beyinde ödem oluşumuna, tiroit hormonlarının az salgılanmasına ya da B12 vitamini eksikliğine bağlı şekilde oluşabilen unutkanlıkların tedavisi mümkündür.

Alzheimer’da kullanılan ilaçlar, sinir hücreleri arasındaki iletimde bulunan maddelerin aynı düzeyde kalmasını sağlar ve ayrıca hücre ölümünü yavaşlatır. Fakat Alzheimer sürecini durdurmak veya geri döndürmek günümüzde ne yazık ki mümkün değildir.

Yataktan aniden kalkmayın!

Yataktan aniden kalkmayın!

Bazen nedeni ani gelen bir ölüm haberinde yaşanan şok oluyor… Bazen de herhangi bir olayda duyulan aşırı korku veya geçirilen sinir krizleri… Nadiren de olsa öksürük, idrar yapma, hatta ardı ardına atılan kahkahalar bile sorumlu olabiliyor… Gözler aniden kararıyor ve kişi şaşkın bakışlar arasında yere yığılıyor! Hemen her yaşta ve her ortamda gelişebilen bu sorunun adı; ‘senkop’, toplumdaki bilinen adıyla bayılma!

Bayılma; beynin kan akımının veya oksijenlenmesinin geçici olarak azalması sonucu gelişen geçici bilinç kaybı olarak tanımlanıyor. Yapılan çalışmalara göre; beyin kan akımının 6-8 saniye durması ya da sistolik (büyük tansiyon) kan basıncının 66 mmhg’nin altına düşmesi bilinç kaybına yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, genellikle basit ve önlenebilir nedenlerden kaynaklansa da, bayılmanın bazen kalpte ritim problemleri ve beyinde damar tıkanıklıkları gibi ciddi hastalıkların işareti de olabileceğine dikkat çekerek, “Bu nedenle özellikle herhangi bir tetikleyici faktörü olmayan, öncesinde baş dönmesi ile bulantı gibi bir belirti vermeyen ve tekrarlayan bayılmalarda mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, bayılmanın nedenlerini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Elvan Cevizci

Kalp damar hastalıkları

Damar tıkanıklığı, sertliği ve yırtılması gibi kalp damar hastalıkları bayılmanın nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Örneğin, kalp damarı tıkandığında kalbin pompalama fonksiyonu bozuluyor ve bunun sonucunda beyindeki kan akımı azalıyor. Bu tablo da bilinç kaybına yol açıyor.  Eğer bayılmanın altında yatan etkenin kalp kaynaklı olduğu tespit edilemezse hastalık ilerliyor ve kalp krizi gibi hayatı tehdit eden sonuçlar gelişebiliyor.

Aritmi, bir başka deyişle kalp ritminin düzensiz olması, bayılmanın en tehlikeli sebeplerinden birini oluşturuyor. İleri yaşta en sık görülen bayılma nedeni ise “ortostatik” denilen ve aniden ayağa kalkmakla ya da yatılan yerde doğrulmakla oluşan tansiyon düşüklüğüne bağlı bilinç kaybı oluyor. Bunun nedeni ise ileri yaşla birlikte damar sertliği riskinin artması ve çoklu ilaç kullanımına bağlı olarak (özellikle idrar söktürücü ilaçlar) ani hareketlerle tansiyonun hızlıca düşmesi. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç bu nedenle ani hareketlerden, özellikle yataktan aniden kalkmaktan kaçınılması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ayrıca idrara sıkışmamalı, bol bol su içilmeli, hekim kullanılan ilaçlar hakkında mutlaka bilgilendirilmeli” diyor.

Refleksler

Bazen hiç ummadığımız reflekslerimiz nadiren de olsa bayılmayla sonuçlanabiliyor. Hapşırma, öksürme, ağlama, idrar yapma, aşırı korku veya ardı ardına atılan kahkahalar gibi uyaranlar beyne giden oksijen miktarını azaltarak bayılmaya neden olabiliyor. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, refleks kaynaklı bayılmaların en sık idrar yapma esnasında oluştuğunu belirterek, “Örneğin uzun süre ihtiyacı gidermeyip tuvaleti tutmak, ardından dolu bir mesaneyle hızla idrara çıkmak, özellikle kan basıncı düşük olan kişilerde beyine giden oksijen miktarını azaltıyor. Bunun sonucunda bayılma gerçekleşiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beyin ve damar tıkanıklıkları

Beyin ve damar tıkanıklıkları bayılmanın ciddi nedenlerinden birini oluşturuyor. Özellikle de büyük damar tıkanıklıklarında gelişiyor bayılmalar. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, bayılmaya yüzde asimetri ya da bir taraf kol ve/veya bacakta güçsüzlük eşlik ediyorsa; pıhtı atması, tıkanıklık, anevrizma ya da kanama gibi beyin damar hastalıklarının düşünülmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Kan şekerinin düşmesi

Hipoglisemi; kan şekerinin, bir başka deyişle glikoz seviyesinin ideal değerinden daha düşük olması durumu olarak tanımlanıyor. Hipoglisemi sorunu yaşayan diyabet hastalarında bayılma sık görülen bir sorun. Bilinç kaybına ayrıca terleme ve ağız kuruluğu da eşlik ediyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, özellikle kan şekeri düşüklüğünde bayılma ataklarına sık rastlandığına dikkat çekerek, “Bazen kan şekeri düşüklüğü çok ciddi boyutlarda olup, epileptik nöbete yol açarak bilinç kaybı sebebi olabiliyor” diyor.

Zehirlenmeler

Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, solunum yoluyla gelişen zehirlenmelerin de sıklıkla bayılmaya neden olabildiğine dikkat çekerek, “Bunlar zehirli kimyasal gazlar, evde kullanılan temizlik ürünleri ve boya maddeleri olabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Epilepsi

Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, epilepsinin bayılmanın nispeten sık görülen ve ciddi nedenlerinden biri olduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Bilinç kaybı beyindeki elektriksel deşarj nedeniyle yaşanıyor. Bayılmaya genellikle kollarda ve bacaklarda kasılma ya da atma, dil ısırma, hırıltılı bir solunum ve idrar kaçırma eşlik ediyor. Bilinç kaybı kalıcı olmasa da, nöbet esnasında fiziksel kazalardan dolayı yaralanmalar ve uzun süreli nöbetlerde; solunum sıkıntısı, hipoksi ve kalpte ritim düzensizliği ile kalp fonksiyon bozukluğu gibi kalıcı sorunlar gelişebiliyor”

İlaçların yan etkileri

Bazı ilaçların yan etkileri de bayılmaya yol açabiliyor. Bu nedenle bayılma sorunu yaşayan kişilerin kullandıkları ilaçların mutlaka kontrol edilmesi gerekiyor. Hastanın öyküsü ve muayene, tanıda en önemli basamakları oluşturuyor. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Bayılma ataklarından korunmak için ilaç etkileşimleri iyi sorgulanmalı ve başka bir nedenle ilaç kullanılacaksa bu ilaçlar hekime mutlaka gösterilmeli” diyor.

Duygusal (emosyonel) stres

Emosyonel, bir başka deyişle duygusal stres kendiliğinden düzelebilecek bir tablo iken bayılma esnasında ciddi bir fiziksel travmaya yol açıp, kötü sonuçlara yol açabiliyor. Bir yakının ani kaybı nedeniyle oluşan şok veya herhangi bir durumda gelişen aşırı kaygı ile korku gibi etkenlerin tansiyonu düşürmeleri sonucunda beyindeki kan akımı azalınca, bayılma gerçekleşiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Bayılmalarda mutlaka altta yatan başka bir problemin varlığı sorgulanıyor. Herhangi bir sorun tespit edilmezse ‘duygusal stres kaynaklı bayılma’ tanısı konuyor” diyor.

Hafızayı güçlendirmenin 10 etkili yolu!

Hafızayı güçlendirmenin 10 etkili yolu!

Gözündeki gözlüğü arayanlar mı? Elinde çay bardağıyla garsona ‘çayım gelmedi’ diye seslenenler mi?! Telefonun ucunda beklerken kimi aradığını unutanlar mı? Pek çoğumuzun dost sohbetlerinde gülerek paylaştığı unutkanlık anıları çoğunlukla masum olsa da, ciddi bir sağlık sorununa da işaret edebiliyor! Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksu “Unutkanlık hem sosyal yaşamı hem de iş yaşamını etkileyen önemli bir faktördür. Her unutkanlık bir hastalık değildir. Beynimizde bilgi işleme sürecinde, normal kabul edilen unutmalar olabilir. Ama aynı zamanda unutkanlığın bazı hastalıklar için de erken bir belirti olabileceği akılda tutulmalıdır” diyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksu, modern çağın yaygın sorunu unutkanlık hakkında bilinmesi gereken 6 önemli noktayı anlattı, hafızayı güçlendirmenin 10 etkili yolunu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Murat Aksu

Bu faktörler unutkanlığa yol açabiliyor

Yapılan bilimsel çalışmalar, yoğun ve stresli ortamda çalışmanın bilgi işleme sürecini olumsuz olarak etkilediğini ve unutkanlığa neden olabildiğini gösteriyor. Yaşam koşullarındaki olumsuzluklar, hareketsizlik, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, aşırı kilo, sigara ve alkol tüketimi ile yetersiz ve kalitesiz uyku da unutkanlığı artıran önemli nedenler arasında yer alır.

Unutkanlıkta tehlike sinyalleri!

Bazı unutkanlıklar masum değildir. Örneğin; evin yolunu bulamamak, çok yakın arkadaşının adını sık sık unutmak, kaybolma sorunu yaşamak, günlük bakım işlerini unutmak gibi sorunlar tehlikeye işaret ediyor demektir. Bazı günlük eylemleri yapmakta zorlanma; sık ve rutin yapılan işleri yapmakta güçlük, iş yerinde önceden kolaylıkla yerine getirilen işlevleri yapamama, önemsenmesi gereken durumlardır. Böyle bir durumla karşılaşıldığında mutlaka tıbbi değerlendirme yapılması gerekir. Çünkü her unutkanlık tedavi edilemeyen bir hastalığın göstergesi değildir. Yeter ki bu durumun tanısı doğru bir şekilde konulsun ve kalıcı hasar oluşmadan tedaviye başlanılsın.

Her unutkanlık Alzheimere işaret etmez

Bütün unutkanlıklar Alzheimer’e işaret etmez. Unutkanlık bir yakınmadır ve belirtidir. Dolayısıyla ilk belirlenecek olan ‘unutkanlık’ belirtisinin bir hastalık olup olmadığının belirlenmesidir. Eğer unutkanlık bir hastalık belirtisi olarak belirlenir ise, ikinci yapılacak şey, bunun ne tür bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıktığını belirlemektir. Sonraki adımda ise tedavi planlamasının yapılması gerekir. Burada hastalığın ilerlemesinin engellenmesi, eğer olanaklı ise hastalığın tedavi edilmesi, mevcut kapasitenin en iyi şekilde kullanılmasını sağlayacak rehabilitasyon programları ve aile ile bakım yapacak kişilerin eğitimi, yine aileye sosyal ve tıbbi destek, oluşturulması gereken tedavi planlamasıdır. Unutkanlık çok sayıda başka hastalığa da bağlı olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bu hastalıklar unutkanlığa yol açabiliyor!

Unutkanlık; Alzheimer hastalığı dışında, damar tıkanmalarında, tiroit bozukluklarında, B12 vitamini, folik asit gibi bazı vitaminlerin veya maddelerin eksikliklerinde, kalp hastalığı, karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı gibi başka organların hastalıklarının beyni etkilemesi durumunda ve Parkinson hastalığı gibi santral sinir sisteminin diğer hastalıklarında da görülür. Bunların dışında genetik veya santral sinir sisteminin yıkımına yol açan bazı nadir hastalıklarda da unutkanlık hastalığın erken belirtilerinden biri olarak görülebilir. Bu nedenle unutkanlığın bir hastalık belirtisi olduğu saptanırsa, çok ayrıntılı bir nörolojik değerlendirme yapmak gerekir.

Beslenme tarzı beyni doğrudan etkiliyor

Aslında bir tek unutkanlık için değil, beynin genel olarak sağlıklı olması için bazı beslenme önerileri önemlidir. Örneğin; diyette tuzun kısıtlanması, damar sertliğine yol açacak gıdalardan kaçınılması, alkol ve tütün kullanılmaması, özellikle B vitaminleri, demir, magnezyum olmak üzere beynimiz için gerekli elementlerin yeterli miktarda alınması vb. sinir sistemimizin sağlıklı olması için uygun beslenme önerileridir.

Sık sık unutmaktan yakınıyorsanız!

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksu “Bellek beynin çok önemli bir işlevidir ve değişik beyin bölgelerinin koordine çalışması ile oluşur. Unutkanlık ise; bellekte bulunan bilgilerin bir şekilde yok olması sürecidir. Kişiye rahatsızlık veren unutkanlıklar sık sık tekrarlanıyorsa bu kişilere mutlaka bir nörolojik değerlendirme yaptırmalarını öneririm. Bu soruya, tıbbi değerlendirme dışında bir öneri ile yanıt vermek, tıbbi süreçlerde olumsuzluğa yol açabilir ve bazı tanıların konulmasını geciktirebilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hafızayı güçlendirmenin 10 etkili yolu

“Beslenme ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi sağlıklı bir beyin için ön şarttır” diyen Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksu, hafızayı güçlendirmenin 10 etkili yolunu şöyle sıraladı:

  • Sağlıklı ve dengeli beslenmek,
  • Sigara ve tütün ürünlerinden kaçınmak
  • Alkolden uzak durmak
  • Egzersizi günlük yaşam alışkanlıkları arasına katmak,
  • Yeterli miktarda ve kaliteli uyumak,
  • Satranç oynamak, bulmaca çözmek, farklı bir dil öğrenmeye çalışmak
  • Alışılagelmiş rutin alışkanlıklardan sıyrılıp, bazı küçük değişikliklerle beyni şaşırtmak (örneğin; işe farklı yoldan gitmek, diş fırçasını diğer elle tutarak dişleri fırçalamak, saçı diğer elle taramak vb),
  • Stresi yönetmeyi öğrenmek,
  • Derin ve doğru nefes alıp vermek,
  • Sağlıklı diyetle aşırı kilolardan kurtulmak.