Yazılar

İşitme kaybı bile bunama riskini artırıyor!

Günümüzde çoğumuzun yakındığı ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında demansın, bir başka deyişle bunamanın ilk sinyallerinden biri olabiliyor! Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte demans dünya çapında giderek artan hızla yaygınlaşıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon kişiye demans tanısı konulduğu ve 2021 yılında bu sayının 57 milyona yükseldiği belirtiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, demans sorununda erken tanı ve tedavinin büyük bir önem taşıdığını belirterek, “Demansın kesin bir tedavisi olmasa da hem hastalara hem de bakımını üstlenen kişilere destek olmak için çok şey yapılabilmektedir. Sosyal hayata katılmak, fiziksel ve zihinsel olarak olarak aktif olmak demans hastalarının yaşam kalitelerini yükseltirken, bazı ilaçlar da hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya ve semptomların yönetilmesine yardımcı olabilmektedir. Bu nedenle, demansın ilk belirtilerinden olan unutkanlık günlük hayatın yoğunluğu veya ileri yaşın bir sonucu olarak düşünülmemeli, mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu demans riskini azaltan 10 önerisini sıraladı, önemli uyarılarda bulundu.

Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu

Dr. Ayla Sifoğlu

Günlük yaşamı etkileyecek şiddete ulaşıyor!

Demans, günlük yaşamı etkileyecek kadar şiddetli hafıza, dil, sorunları çözme ve diğer düşünme becerilerinin kaybını ifade eden genel bir terim. Zamanla sinir hücrelerini tahrip eden ve beyne zarar veren bir dizi hastalığın neden olabileceği bir sendrom. Genellikle bilişsel işlevlerde, yani düşünceyi işleme yeteneğinde biyolojik yaşlanmanın olağan sonuçlarından beklenenin ötesinde bir bozulmaya yol açıyor. Bilinç etkilenmese de bilişsel işlevlerdeki bozulmaya genellikle ruh hali, duygusal kontrol, davranış veya motivasyon değişiklikleri eşlik ediyor ve bazen de öncesinde görülüyor.

İlk akla gelen Alzheimer olsa da…

Demans denildiğinde ilk akla gelen Alzheimer olsa da aslında pek çok demans türü mevcut. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, beyni etkileyen çeşitli hastalıklardan ve yaralanmalardan kaynaklanabilen demansın ek sık görülen tiplerini şöyle özetliyor:

  • Alzheimer: Demansın yüzde 60-70 gibi yüksek bir oranı Alzheimer kaynaklı oluyor.
  • Vasküler demans: Beyinde mikroskobik kanama ve kan damarı tıkanıklığı sonucu gelişiyor ve demansın en yaygın 2’inci sebebini oluşturuyor.
  • Lewy cisimcikli demans: Sinir hücreleri içinde anormal protein birikmesi nedeniyle ortaya çıkıyor.
  • Frontotemporal demans: Beyin ön lobunun dejenerasyonu sebebiyle görülüyor.

Obeziteden hipertansiyona…

İleri yaş demansın en önemli risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor.  İlerleyen yaşın yanı sıra genlerdeki mutasyonun da demans için 2’inci en büyük risk faktörünü oluşturduğuna işaret eden Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, “Örneğin, Alzheimer hastalığı olan her 3 hastadan neredeyse 2’sinde en az bir ApoE4 gen kopyası bulunmaktadır” diyor. Bunların yanı sıra kan basıncı yüksekliği  (hipertansiyon), kan şekeri  yüksekliği (diyabet), aşırı kilo veya obezite, sigara kullanımı, çok fazla alkol tüketimi, fiziksel olarak hareketsiz bir yaşam sürmek, sosyal olarak izole olmak, zihnen aktif olmamak ve depresyon da sık izlenen risk faktörleri arasında yer alıyor. Ayrıca beslenme yetersizlikleri ve hava kirliliği de riski artırıyor.

İşitme kaybı demans riskini artırıyor

İşitme kaybı bile demans için önemli bir risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, 40-50 yaş grubunda gelişen işitme kaybının demans riskini ortalama yüzde 90 oranında artırabildiği uyarısında bulunarak, “İşitme sorunları olan kişilerin sosyal ortamlardan uzaklaşma ve zamanla daha fazla izole olma, depresyona girme olasılığı daha yüksektir. Sosyal izolasyon ve depresyon da demans için risk faktörleridir. İşitme kaybı ayrıca sesleri ve konuşmayı anlamamıza yardımcı olan beyin bölgelerinin seslerin ne olduğunu anlamak için daha fazla çalışmaları gerektiği anlamına gelebilir. Bu ek çaba, hafızamızı ve düşünme yeteneklerimizi etkileyen beyinde değişikliklere yol açabilmektedir” diyor. İşitme kaybının düzeyinin ve ne kadar sürdüğünün demans riskini etkilediğini belirten Dr. Ayla Sifoğlu, “Ancak bu, işitme kaybı olan bir hastada mutlaka demans gelişeceği değil, sadece risklerinin daha yüksek olduğu anlamına gelir. Demans riskine karşı işitme sağlığını korumak için yüksek sesli ortamlardan kaçınılmalı, işitme testi yaptırmalı ve ihtiyaç halinde işitme cihazı kullanılmalıdır” bilgisini veriyor.

Genç yaşta başlayan demansa dikkat!

Demans için bilinen en güçlü risk faktörü ileri yaş olsa da biyolojik yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olmuyor. Ayrıca demansın ilk belirtileri her 100 hastadan 9’unda 30 – 65 yaşları arasında ortaya çıkıyor. Yani, her 10 hastadan yaklaşık 1’inde erken yaşta görülüyor ve bu tablo “genç başlangıçlı demans” olarak adlandırılıyor.  Bu demans türü genellikle stres, anksiyete, depresyon veya menopoz gibi sorunlara bağlandığı için tanısı gecikebiliyor.  Demanslı genç hastalarda ileri yaştaki hastalara nazaran ilk belirtilerden biri olarak hafıza kaybı daha nadir görülüyor. Bu hastalarda ilk sinyaller genellikle dil, görme veya davranış sorunları oluyor. Ayrıca hareket, denge ve koordinasyon problemleri de gelişebiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, “Bir kişinin neden diğerinden daha erken yaşta demans geliştirdiğini söylemek genellikle zordur. Ancak, genetik yatkınlığın önemli bir rol oynayabildiğini biliyoruz. Öyle ki genç yaşta demans hastası olan yaklaşık her on kişiden 1’inde demansa neden olan gen tespit edilmektedir” diyor. Dr. Ayla Sifoğlu, demansın erken yaşta felç geçirmek, travmatik beyin hasarı, bazı enfeksiyonlar ve aşırı alkol kullanımı gibi genetik olmayan nedenlerle de genç insanlarda gelişebileceğini söylüyor.

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

Demansın, özellikle erken evrede en yaygın görülen belirtilerinden biri, yakın zamanda öğrenilen bilgilerin ve yaşanan olayların unutulması oluyor. Eşyaları kaybetme veya yanlış yere koyma, yürürken veya araba kullanırken kaybolma, tanıdık yerlerde bile kafa karışıklığı yaşama, zamanı karıştırma, konuşmaları takip etme veya kelime bulmada zorluk, sorun çözme veya karar vermede güçlük, aynı soruları tekrar tekrar sorma, diğer belirtileri arasında yer alıyor. Hafıza kaybı nedeniyle endişeli, üzgün veya öfkeli hissetme, kişilik değişiklikleri, uygunsuz davranışlarda bulunma, işten veya sosyal aktivitelerden çekilme gibi yaygın ruh hali ve davranış değişiklikleri de izleniyor. Demans ilerledikçe hastalar aile üyelerini veya arkadaşlarını tanımayabiliyor, kişisel bakım konusunda yardıma ihtiyaç duyuyor.

Kesin tedavisi olmasa da ilerlemesi yavaşlatılıyor!

Kesin bir tedavisi olmasa da bazı ilaçlar demansın ilerlemesini yavaşlatmaya ve semptomlarının yönetilmesine destek oluyor. Ayrıca kan basıncını ve kolesterolü kontrol altına alan ilaçlar da vasküler demansa bağlı beyinde ek hasar oluşmasını önleyebiliyor. Fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmak, sosyal hayata katılmak da demans hastalarının yaşam kalitelerini yükseltiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, “Hekimler her hasta için uygun tedaviyi düzenlemekte ve hastayı yaşam boyu takip etmektedir. Tedavide ihtiyaç halinde değişiklikler yapmakta ve hastalık süresince ortaya çıkabilecek sorunlar için gerekli desteği sağlamaktadırlar” bilgisini veriyor.

Demansı önlemek için 10 etkili öneri!

Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, demansı önlemek için dikkat etmeniz gereken 10 önemli kuralı şöyle özetliyor:

  • Fiziksel olarak aktif olun. Yürüyün, koşun, dans edin, bisiklete binin, bahçede çalışın, ev işleriyle uğraşın.
  • Zihninizi aktif tutun. Yeni hobiler edinin, yeni bir dil öğrenin, kelime veya sayı oyunları oynayın.
  • Sosyal olarak aktif kalın. Aileniz, arkadaşlarınız ve çevrenizle sık sık görüşün, sohbet edin.
  • Beynin kan dolaşımının hasar görmemesi için diyabet ve obeziteye karşı önlem alın. Bu hastalıklarınız varsa kontrol altında olmasını sağlayın.
  • Kalbinizi koruyun ve tansiyonunuzu kontrol altında tutun.
  • İşitme duyunuzu koruyun. Yüksek sese maruz kalmayın, işitme sorunu yaşıyorsanız, gerekirse işitme cihazı kullanın.
  • Alkol tüketimini sınırlayın, asla sigarı içmeyin ve içilen ortamlarda bulunmayın.
  • Depresyon sorunu yaşıyorsanız mutlaka destek alın.
  • Kaliteli ve düzenli uyumaya özen gösterin. Uyku apnesi veya başka uyku sorunları yaşıyorsanız, tedavi olun.
  • Beyin sarsıntısına ve travmatik beyin hasarına karşı beyninizi riske atabilecek aktivitelerden uzak durum.

50-60 yaş arasındaki erkekler dikkat!

50-60 yaş arasındaki erkekler dikkat!

Sinir hücrelerinin etkilenmesi sonucu ortaya çıkan ALS yani motor nöron hastalığının belirtileri
hastadan hastaya değişiklik gösteriyor. Kollarda ya da bacaklarda güçsüzlük veya incelmenin ilk belirtiler arasında olduğunu belirten Liv Hospital Nöroloji Uzmanı; kalem tutarken, düğme iliklerken, çanta taşımanın zorlaştığı ya da yürürken dengesizleşip tökezlenildiği anların dikkate alınması gerektiğinin altını çizdi.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

ALS (motor nöron hastalığı) nedir?
İstemli hareketleri yaptıran sistemimizin beyin kabuğundan omuriliğe kadar gelen bölümdeki sinir hücreleri omurilikte ön boynuz denilen bölgede ikinci sıra sinir hücreleri ile devam eder. Bundan sonra ise uyarı, omurilikten ilgili kas bölgesine kadar iletilir. Bu elektriksel uyarı ile kaslarımız çalışır. Birinci sıra veya ikinci sıra motor sinir hücrelerini etkileyen hastalıklara genel olarak motor nöron hastalığı denir. ALS ise bu sinirleri etkileyen hastalıklardan biridir. Motor sinirlerdeki harabiyetin nedeni bilinmese de hastalık nörodejeneratiftir, yani sinir hücrelerinde yıkım ile seyreder. Tarım ilaçları ve ağır metaller gibi bazı çevresel etkenler, hormonal bozukluklar, vitamin eksikliği, virüsler, kanser gibi pek çok etkenin hastalığa yol açtığı düşünülmüş, ancak bunların hiçbiriyle ilgili yeterli kanıt bulunmamıştır.

ALS kimlerde görülür?
Bulaşıcı bir hastalık olmayan ALS; dünyanın her yerinde ve her kesimden insanda ortaya çıkabilir. Ortalama başlangıç yaşı 55’tir. ALS özellikle 50-60 yaş arasındaki erkeklerde daha sıktır. Genetik geçiş gösteren ailesel ALS hastalığı ise daha genç (20-40’lı yaşlar) hastalarda ortaya çıkmaktadır. Batı toplumlarında yapılan çalışmalarda ALS’nin sıklığının her 100.000 kişide 3-5 arasında olduğu bildirilmiştir. Bu nedenle ALS’nin aslında nadir bir nörolojik hastalık olduğu söylenebilir. ALS hastalarının %10’unda ailesel özellikler izlenmektedir. Yapılan genetik çalışmalarda, ailesel ALS hastalarında onlarca farklı gende genetik bozukluk olabileceği gösterilmiştir.

Belirtileri nelerdir?
Belirtiler hastaya göre değişmekle birlikte genellikle bir kolda ya da bacakta güçsüzlük ya da incelme, hastanın fark ettiği ilk belirti olur. Örneğin, kalem tutmak, düğme iliklemek, çanta taşımak zorlaşır ya da hasta yürürken dengesizleşir ve tökezler. Bazı hastalarda ise hastalık, konuşma veya yutma güçlüğü şeklinde başlar. Hastanın kendisi ya da yakınları peltek, genizden konuşma fark eder. Kaslarda seyirme, ağrı ve kramplar bu belirtilere eşlik edebilir. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir. ALS’nin pür motor hastalık olduğu kavramı artık terk edilmiştir. Aslında, hastaların %50’sinde bilişsel işlev bozukluğunun ve hastaların %15’inde frontotemporal demansın meydana geldiği yıllardır bilinmektedir. Bu nedenle motor olmayan semptomlar, davranış değişiklikleri ve bilişsel etkilenme de dahil olmak üzere klinik görünümde önemli farklılıklar olabilir.


ALS hastalığının risk faktörleri nelerdir?
Tüm ALS hastalarının %90’ı rastlantısal, %10’u ailesel ALS hastasıdır. Ailesel ALS hastalarının da yarısı kalıtsaldır. Bu nedenle hastalığın büyük çoğunlukla kalıtımla ilgisiz olduğu söylenebilir. Genetik ve çevresel faktörlerin etkileşim göstererek sürece neden olduğunu düşünüyoruz. Olası çevresel risk faktörlerinden biri sigara içmektir. Özellikle bu risk, menopoz sonrası kadınlarda biraz daha yüksektir. Ağır metallere maruziyet üzerinde durulan bir risk faktörü olmakla birlikte, ALS ile arasındaki ilişki net gösterilmiş değildir. Öte yandan uzun yıllar profesyonel düzeyde futbol oynayan ve topa daha fazla kafa vuran futbolcularda demans ve ALS gibi nörodejeneratif hastalıkların daha sık görüldüğü ortaya konmuş durumdadır.

Erken teşhis mümkün mü? Hastalığın evreleri var mı?
Güçsüzlük, zaman içinde başladığı bölümden kol, bacak, dil ve yutma kasları gibi diğer alanlara yayılır. Bütün vücutta kaslarda erime, güçsüzlük, seyirmeler nedeniyle hastanın günlük yaşam aktivitesi kısıtlanabilir. Tek başına iş göremeyebilir. Hastalığın kritik dönemi solunum kaslarının da güçsüzleştiği zamandır. Hastanın hızlı ve yakın tıbbi desteğe ihtiyacı vardır. ALS’nin seyri her hastada farklı şekilde olur. Hastalıkta hayatta kalma süresi genellikle 4-6 yıl olarak verilse de, 10 yıl ve üstünde yaşayan pek çok hasta vardır. İyi bir tıbbi ve sosyal destek ile 20 yıldan fazla yaşayan ALS hastaları vardır.

ALS genellikle 4 evrede sınıflandırılır. Bu evreler hastalığın ilerleyişini ve semptomların şiddetini gösterir. Ancak, her hastada evreler farklılık gösterebilir ve hastalığın ilerleyişi kişiden kişiye değişebilir.

Başlangıç ​​evresi: Bu evrede hastalık genellikle kas güçsüzlüğü veya istemsiz kas seğirmesi gibi hafif semptomlarla başlar. Bu aşamada genellikle hastalık teşhisi konulmamıştır.

İleri evre: Bu aşamada semptomlar belirgin hale gelir. Kas zayıflığı ilerler, hareketler zorlaşır ve hastanın günlük aktivitelerini yapması zorlaşır. Yutma güçlüğü ve konuşma bozuklukları gibi sorunlar da ortaya çıkabilir.

Ağır evre: Bu evrede hastalık semptomları daha da kötüleşir. Hastalar genellikle hareket yeteneklerini büyük ölçüde kaybederler ve solunum yetmezliği gibi ciddi sorunlar gelişebilir.

Son evre: ALS hastalığı son evresi, hastalığın en ileri aşamasıdır. Hastalar genellikle tamamen hareketsiz hale gelir ve solunum cihazlarına bağlanmaları gerekebilir. Bakım ihtiyaçları en yüksek seviyeye ulaşabilir.

Tanı nasıl konur?
Tanı çoğunlukla klinik belirti ve bulgulara dayanarak konur. Yine de, hastalık pek çok kas ve sinir hastalığı ile karışabildiği için özellikle diğer hastalıklardan ayırıcı tanısı için bazı tetkiklerin yapılması gerekir. Tanıya yardım eden en değerli yöntem elektromiyogram (EMG) tetkikidir. Başka hastalıklarla karışabileceğinden, beyin ve omurilik manyetik rezonans görüntüleme (MRG), bazı kan ve idrar tetkikleri, bel sıvısı incelemesi, kas biyopsisi gerekebilir.

Hangi belirtiler dikkate alınmalıdır?

  • Kas hacim kaybı
    • Kas güçsüzlüğü
    •         Kaslarda seğirme

Hastalığın tedavisi var mıdır?
Maalesef ALS’nin henüz kesin tedavisi yok. Yine de, yeni ilaç çalışmaları yoğun olarak sürüyor. ALS hastalarına özel yaygın olarak kullanılan bir  ilaçla hastalığın ilerleyişi yavaşlatılır, hastalarda solunum cihazına bağımlığını ya cerrahi yollarla soluk borusuna giden bir delik açılması işleminin başlangıcını geciktirir. Öte yandan, destekleyici tedaviler çok önemlidir. Günümüzde hastanın rehabilitasyonuna yönelik pek çok imkan var. Bunlar her hastanın ihtiyacına göre belirlenir.

 

  • Kas ağrısı, kramp ve sertliği için
    • Duygusal durum değişikliği için hasta ve yakınlarına psikiyatrik yaklaşım ile tedavi
    •         Konuşma problemlerinin konuşma terapisti ile birlikte tedavisi
    •         Salya artışı ve yutma problemi sorunları için ilaç veya PEG denilen tüp ile besleme tedavisi
    •         Ağrı tedavisi
    •         Solunum problemlerinin tedavisi için trakeotomi veya solunum cihazına bağlama

ALS HASTALIĞI HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR
ALS, oldukça zorlu bir hastalıktır. Hastalar, fiziksel ve duygusal olarak büyük zorluklar yaşayabilir. ALS hastaları ve aileleri hastalığına ilişkin birçok detayı merak etmektedir.

ALS hastalığı bulaşıcı mıdır?
ALS bulaşıcı bir hastalık değildir. ALS, kişiden kişiye temas veya enfeksiyon yoluyla yayılmaz. Genellikle rastlantısal olarak ortaya çıkar ve bireyin genetik yatkınlığı ve çevresel faktörler gibi etkenlerin bir kombinasyonu ile ilişkilendirilir. Bu nedenle, ALS hastalığı olan bir kişiyle temasta bulunmak, hastalığın başkalarına bulaşmasına neden olmaz.

ALS hastalığı genetik midir?
ALS bazı vakalarda genetik olabilir. Yaklaşık olarak ALS vakalarının %5 ila 10’u kalıtsal veya genetik olarak geçiş gösterebilir. Kalıtsal ALS vakaları genellikle ailede daha önce ALS veya ilgili bir motor nöron hastalığı olan kişilerde görülür. Bu durumda, hastalığa neden olan belirli gen mutasyonları veya kalıtsal faktörler söz konusu olabilir. Bununla birlikte, çoğu ALS vakası sporadiktir, yani ailede geçmişi olmayan ve çevresel veya diğer bilinmeyen faktörlerle ilişkilendirilen vakalardır.

ALS hastalığı ölümcül müdür?
ALS ölümcül bir hastalıktır. ALS’nin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, istemli kas hareketlerinden sorumlu olan sinir hücrelerinin hasar görmesiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu sinir hücrelerinin hasar görmesi sonucunda kaslar güçsüzleşir ve erir. ALS’nin yaşam süresi ortalama 5-10 yıl arasındadır. Ancak, bazı hastalar 15 yıl veya daha uzun süre yaşayabilir. ALS hastalarının çoğu, hastalığın ilk 5 yılında önemli ölçüde kötüleşme yaşar. ALS’nin ölüm nedeni, genellikle solunum yetmezliğidir. Hastalar, nefes almakta zorlanır ve uyurken solunum cihazına ihtiyaç duyabilir.

Epilepsi nöbeti sırasında sarsmayın ve bir şeyler koklatmayın

Epilepsi nöbeti sırasında sarsmayın ve bir şeyler koklatmayın

Nörolojik bir hastalık olan epilepside en önemli bulgunun nöbet geçirme şeklinin olduğunu belirten
Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk: “Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç olmayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı, aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır.” diyerek epileptik nöbetlerde en sık görülen bulguları ve ilk yardım için takip edilecek adımları anlattı.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Nörolojik bir hastalık
Epilepsi beyindeki sinir hücrelerinin artmış uyarılabilirliğindeki problemden kaynaklanan tekrarlayıcı ve geçici anormal elektriksel deşarjlar sonucu görülen nörolojik bir hastalıktır.

Nöbet geçirme şekli bulgu için önemli
Bir epilepsi hastasının nöbetinde düşme, vücutta kasılma titreme, bilinç kaybı gibi bulgular görülebilirken özellikle çocukluk çağında sık karşılaşılan bazı epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir ve hasta donuk bakmaya başlar.

Her şey görülebilir
Epilepsi her yaşta görülebilmekle birlikte 20’li yaşlar öncesi ve 60’lı yaşlar sonrasında görülmesi daha sıktır.  Epilepsi hastalığı, erkek ve kadınlarda ırk ayrımı olmaksızın eşit olarak görülmektedir. Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç tekrarlamayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır.

Herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir
Epilepsi hastalığı tanısı almış bireylerin yaklaşık olarak yarısında herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir. Belli grup hastada ise gebelikte olan beyin gelişim problemleri, doğum sırasındaki nedenler, beyin enfeksiyonları, beyin tümörleri, beyin damar hastalıkları, bazı ilaçlar, zehirlenmeler, aşırı alkol alımı gibi nedenler nöbetlere neden olabilmektedir.

Epilepsi başlıca iki ana gruba ayrılır
Generalize epilepsiler, beynin tüm bölgelerini etkileyen nöbetlerdir. En yaygın görülen alt tipi absans epilepsilerdir. Çocukluk çağında sık karşılaşılan absans epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir.

Diğer bir alt tip olan atonik nöbetlerdeyse tüm kaslarda ani bir gevşeme olurken tonik nöbetlerde atonik nöbetlerin aksine tüm kaslar kasılır ve hasta kesilen bir ağacın devrilmesi gibi aniden yere düşer. Fokal epilepsiler ise beynin bir kısmını etkileyen nöbetlerdir.

Epilepsi bölgesi beynin hangi fonksiyonuyla ilgiliyse nöbet sırasında o bölgeye ait belirti ve bulgular gözleniyor.

Liv Hospital

Epileptik nöbetlerde en sık görülen bulgular

  • Vücutta meydana gelen ani kasılmalar
  • Şuur kaybı
  • Çok seri bir biçimde baş sallama hareketi
  • Kol ve bacaklarda bir türlü kontrol edilemeyen sallantılar
  • Hızlı bir şekilde göz kırpmak
  • Sabit bir noktaya bakmak
  • Kısa bir süre seslere ya da konuşmalara tepki verememek
  • Korku, anksiyete veya dejavu gibi psikolojik belirtiler

Nöbet öncesi bazı bulgular görülebilir
Bazı alt gruplarda öncü belirtiler görülür. Bunlara “aura” adı verilir. Beynin hangi alanının anormal elektriksel aktiviteyle ilgili olduğunu gösteren bu belirtileri ise şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Uyuşma
  • Hoş olmayan kokular alma
  • Görme veya duyma değişiklikleri
  • Ani korku hissi
  • Mide bulantısı veya midede baskı hissi

Epilepsi nöbetleri genellikle birkaç dakika sürer
Bu süre zarfında nöbet geçiren kişiyi güvende tutmak öncelikli hedef olmalıdır.

İlk yardım için takip edilecek adımlar

  • Nöbet bitene ve kişi tamamen uyanana kadar kişiyle birlikte kalmalı ve solunum yollarının açık olduğundan emin olmalısınız.
  • Nöbetten sonra kişinin güvenli bir yerde oturmasına yardım etmelisiniz.
  • Uyanan ve iletişim kurabilen kişiye basitçe ne olduğunu anlatmalısınız.
  • Nöbeti geçiren kişinin rahatlaması için onunla sakince konuşmayı denemelisiniz.
  • İlk yardımı yapan kişi olarak çevrenizdeki diğer insanları da sakinleştirmelisiniz ve
  • Kişinin eve veya güvenli bir ortama dönmesi sağlamalısınız.

Nöbet sırasında bunları yapmayın

  • Paniğe kapılmayın, bağırıp çağırıp korku içinde sağa sola koşturmayın.
  • Hasta dilini ısırmadıysa ağzını, çenesini açmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına parmak sokmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına kaşık ve benzeri nesneler koymaya çalışmayın.
  • Kasılan kol ve bacağı durdurmaya çalışmayın.
  • Hastayı sarsmayın ve bir şeyler koklatmaya çalışmayın.

Nöbetler genellikle acil tıbbi müdahale gerektirmez ancak aşağıdaki durumlarda acil yardım istenebilir:

  • Hasta daha önce hiç nöbet geçirmemişse,
  • Hasta, nöbetten sonra uyanmakta veya nefes almakta güçlük çekiyorsa,
  • Nöbet 5 dakikadan uzun sürdüyse,
  • Hasta, ilkinden kısa bir süre sonra ikinci bir nöbet geçiriyorsa,
  • Nöbet sırasında yaralanırsa,
  • Nöbet suda olursa ve
  • Hastanın diyabet, kalp hastalığı gibi bir sağlık problemi varsa ya da hamileyse acil yardım istenmelidir.

Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilir
Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilmekle birlikte hatta hayatı tehdit edebilmektedir. Nöbetler anksiyete ya da depresyona da sebebiyet verebilir. Bu süreçte hastaların moralini yüksek tutması ve stresten uzak durması özellikle önemlidir.

Değişen yaşam koşulları tedavi sürecine olumlu yansıyabilir
Epilepsi hastalarının yaşam tarzında yapacakları değişiklikler tedavi sürecine olumlu yansıyabilmektedir. Bu doğrultuda yapılması gereken yaşam tarzı değişikliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Aşırı alkol tüketiminden kaçınmak.
  • İlaçları doğru ve doktorunuzun söylediği şekilde almak.
  • Nikotin kullanımından uzak durup, sigarayı bırakmak.
  • Uykuyu yeterli düzeyde almak. Zira uyku eksikliği ve yetersiz uyku nöbeti tetikleyebilir.
  • Egzersiz yapmak.

Tanı koymada nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi önemli
Epilepsi hastalığı tanısını tek başına koyduran bir test yoktur. Tanı koymada en önemli nokta hastanın nöbeti hakkında etrafındakilerin verdiği bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi gereklidir. Sonrasında yapılan ayrıntılı genel ve nörolojik muayene ardından bazı kan tetkikleri ve EEG (elektroensefalografisi) istenir. Tanı konulmasında en önemli tetkiklerden birisi EEG’dir. Beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Beyin Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ya da yapısal bozuklukların ortaya konmasında yardımcı olur.

Epilepsi tedavi edilebilen bir hastalıktır
Tedavinin en önemli amacı nöbetlerin durdurulmasıdır. Tedavide çeşitli ilaçlar kullanılır ve ilaç seçimine karar verirken nöbetin tipi, atakların sıklığı, hastanın yaşı, eşlik eden diğer hastalıkların varlığı önem taşımaktadır. Hastaların çok büyük kısmında ilaç tedavisi ile nöbetler kontrol altına alınır. Belli bir grup ilaç tedavisine dirençli uygun hastada cerrahi tedavi ile de başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

Epilepsi nöbetinde ilk müdahalelere dikkat!

Epilepsi nöbetinde ilk müdahalelere dikkat!

Tokat atmak, hastanın üzerine su dökmek, soğan ve sarımsak koklatmak, ağzına kaşık ve parmak sokarak çenesini açmaya çalışmak! Bu ve benzeri yanlışlar; halk arasında ‘sara hastalığı’ olarak bilinen epilepside, çevredekilerin nöbet geçiren hastaya iyi niyetle yaptığı ancak fayda yerine zarar veren davranışlardan sadece birkaçını oluşturuyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Erkan Acar hastanın hayatını kaybetmesine bile yol açabilecek bu tür davranışların, epilepsi hastalığına yönelik toplumsal farkındalığın az oluşundan kaynaklandığını belirterek “Kişiler ansızın kaskatı kesilerek kendini yere atan, çenesi kilitlenen ve ağzından tükürükler gelerek boğulacağı düşüncesine yol açan bir hastayı karşısında gördüklerinde paniğe kapılarak ne yapacaklarını şaşırabiliyor ve ellerinden gelen faydayı sağlamaya çalışıyorlar. Ancak yanlış yapılan uygulamalar hastanın ya ciddi şekilde yaralanmasına ya da hayati kaybına neden olabiliyor” diyor. Ülkemizde en sık görülen nörolojik hastalıklardan biri olan epilepside toplumsal farkındalığın az oluşunun, bu hastaların ‘akıl hastası’ olarak bile görülmesine yol açabildiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Erkan Acar “Epilepsi ne bir akıl hastalığıdır ne de bulaşıcıdır ancak özellikle gelişmemiş toplumlarda bu hastaların doğru tanı almaması ve tedavi edilmemesi onları toplum dışına iterek normal hayatın akışına uyum sağlamalarına engel olmaktadır” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Erkan Acar, epilepsi nöbetinde doğru sanılan 5 yanlış müdahaleyi ve doğrularını anlattı,  önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Öğretim Üyesi Erkan Acar

Dr. Erkan Acar

  • Tokat atmak: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Özellikle sokakta sıklıkla karşılaşılan ve yanlış bilinen bu ilk müdahalenin hastalara herhangi bir faydası olmamakla beraber, travmalara sebep olabilmektedir. Hastalara yapılacak en doğru müdahale, onları yatırıp yan çevirerek beklemektir. Böylece tükürük ve salyası kendiliğinden aşağı doğru akarken, ortaya çıkabilecek solunum yolu sıkıntıları (tükürük kaçması, dilin solunum yolunu tıkaması vs) engellenebilir.

Üzerine su dökmek: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hasta yakınları ve çevredeki müdahale etmeye çalışanların sıklıkla başvurduğu bu yöntem hiçbir şekilde fayda sağlamamaktadır. Hatta hastaların bazen ağızlarına veya burunlarına su kaçmasına sebep olarak solunumlarının bozulmasına yol açabilmektedir. Hastanın üzerine su dökmekten kaçınarak boğazını saran bir giysisi varsa gevşetebilir, sakin ve yatıştırıcı şekilde davranarak başını yere çarpmamasına yardımcı olabilirsiniz.

  • Hastaları yerinden kaldırmak: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Epilepsi nöbeti esnasında sıklıkla yapılan hatalardan biri de hastaları yerinden kaldırmaya çalışmaktır. Bu esnada hastayı bir yerden bir yere taşımaya çalışmak, yaygın kasılmalar sebebiyle hastaların düşerek kafa travması gibi ciddi problemlerle karşılaşmalarına yol açabilmektedir. Bu nedenle hasta tehlikeli bir bölgede (trafik alanı, yol kenarı, düşebileceği bir yer) değilse en doğru müdahale hastayı yan çevirerek atağın geçmesini beklemektir.

  • Sarımsak/soğan koklatmak: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Epilepsi nöbeti esnasında yaygın bir inanış olan sarımsak/soğan koklatmanın hiçbir bir faydası olmamaktadır. Etraftan gelecek herhangi bir koku, nöbetin sonlanmasına katkısı bulunmadığı gibi aksine hastanın solunum yolunu kapatması durumunda nefes almasını engelleyerek hayati riske yol açabilir. Bu nedenle soğan ve sarımsak koklatmaktan kaçınmak gerekir.

  • Ağızlarına çatal/kaşık/parmak sokmak: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dr. Öğretim Üyesi Erkan Acar “Epilepsi ataklarında sıklıkla görülen tüm vücutta kasılma hali sonrası oluşan çenede kilitlenme nedeniyle hastaların ağzı bir süre açılmamaktadır. Bu esnada çatal/kaşık kullanarak hastaların çenesini açmaya çalışmak tam tersine dişlerin kırılmasına, dudak/dil yaralanmalarına sebep olmaktadır. Hastaların ağızlarına parmaklarını sokmaya çalışan hasta yakınları ise şiddetli çene kasılmaları nedeniyle kendileri zarar görebilmektedir. Bu esnada yapılacak tek şey hastaları yan çevirip kasılmanın sonlanmasını beklemektir. Kasılma çoğunlukla birkaç dakika içinde bitecek ve hastanın çene kasılması da sona erecektir” diyor.

Unutkanlığı tetikleyen nedenler!

Unutkanlığı tetikleyen nedenler!

Ara sıra unutmanın normal olduğunu ancak sık sık yaşanan unutkanlık probleminin sebebinin mutlaka bir hekime başvurularak araştırılması gerektiğinin altını çizen VM Medical Park Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Nil Çetin, “Unutkanlığın fizyolojik nedenler dışında pek çok nedeni vardır. Her unutkanlık, Alzheimer veya bunama değildir” dedi.

Hafızamızın pek çok faktör tarafından etkilenmekte olduğunu ifade eden Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Nil Çetin, unutkanlık konusunda bilgilendirmede bulundu. Ara sıra unutmanın normal olduğunu, hepimizin zaman zaman unutma sorunu yaşayabildiğini dile getiren Uzm. Dr. Nil Çetin, ancak sık sık unutkanlık problemi çekilmeye başlandığında sebebinin mutlaka araştırılması gerektiğini belirtti.

Dr. Nil Çetin

Dr. Nil Çetin

SİGARA, ALKOL, İLAÇLAR VE VİTAMİN EKSİKLİĞİ UNUTKANLIĞA YOL AÇABİLİR

Uzm. Dr. Çetin, unutkanlık konusunda en önemli 8 risk faktörünü şu şekilde sıraladı:

  • “Alkol tüketimini azaltın. Alkolün özellikle yüksek miktarda kullanılması, hem anlık hem de kronik olarak hafızayı etkiler. Özellikle yüksek dozlarda alkol tüketimi, derin beyin yapılarında ve korteks geri dönüşümsüz beyin hasarına kadar giden bir hasara yol açabilir.
  • Sigara içimi ise oksijen azalması ve damar sertliği mekanizmaları ile hafızayı olumsuz etkileyebilir.
  • Bazı ilaçlar hafızada bozulma ve zayıflamaya yol açabilir, asetilkolin metabolizmasını etkileyen bazı ilaçlar, antidepresan, antihistaminikler, bazı kas gevşeticiler vb. ilaçlar.
  • Depresyon, yoğun stres, üzüntülü, hüzünlü veya gergin, stresli olduğumuzda dikkatimiz dağılır, başka düşüncelere odaklanıp anı takip edemeyebiliriz, odaklanma güçlüğü yaşarız ve o anda öğrenmeye çalıştığımız konuyu ya da konuşulanları hatırlamak imkânsız hale gelebilir.
  • Vitamin, demir eksikliği ya da hormonal düzensizlik, B vitaminleri B9 vitamini (folik asit), B12 vitamini, C, D, E vitamini eksiklikleri, demir eksikliği, tiroit, böbreküstü bezi gibi endokrin hastalıklara bağlı hormonal düzensizlikler.
  • Beyin kan akımını ve dolaşımını etkileyerek beyin fonksiyonlarını bozan diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol gibi hastalıklar, hatta ileri yaş grubunda enfeksiyonlar.
  • Uyku bozuklukları, özellikle derin uyku dediğimiz uykunun ileri evrelerindeki periyotta azalma, hafızayı olumsuz etkilemektedir. Uyku hijyeni ve kaliteli uyku hafıza açısından da çok önemlidir.
  • Fizyolojik yaşlanma, yaşlandıkça saçımız beyazlaşır, cildimiz kırışır ve sarkar, kemiklerimiz erir, kireçlenir, tabi ki beynimiz de zamanla yaşlanır, nöronlar azalır, bağlantı sağlayan dendritler gevşer ve azalır, bu fizyolojik yaşlanmadır, hafif unutkanlık normaldir.”

Nöroloji

HEMEN PANİĞE KAPILMAYIN

Kelimeleri bulamıyor, isim hatırlamıyor ama biraz düşününce hatırlayabiliyorsanız hemen paniğe kapılmamanız gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Nil Çetin, “Eşyanızı zaman zaman unutup sonra buluyorsanız, bir odaya veya mutfağa gidip alacağınızı almadan dönüyorsanız, korkmayın. Bu saydığım durumlar normaldir. Ancak günlük hayatı etkileyen sıklıkta unutkanlıklar ya da çok iyi bildiğiniz bir çevrede kaybolmak gibi alarm verici problemler sizi doktorunuza götürmelidir” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Kahve hem Alzheimer hem de Parkinson iyi geliyor

Kahve hem Alzheimer hem de Parkinson iyi geliyor

Kişinin yaşam tarzı ve alışkanlıklarının kafeinin vücuttaki metabolizmasını değiştirebildiğini dile getiren uzmanlar, sigara içen kişilerde sigara içme oranıyla ilgili olarak kafeinin etkisinin azaldığına işaret ediyor. Makul dozlarda kafein ya da kahvenin hem yaşa bağlı bilişsel azalmaya iyi geldiğini, hem de Alzheimer ve Parkinson’a iyi geldiği yönünde güçlü kanıtlar olduğunu vurgulayan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Belleği iyileştiriyor. Yani genel sağlık açısından bakıldığında oldukça olumlu etkileri var.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı , kahve ve beyin sağlığı ilişkisini değerlendirdi.

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Kafein 120 dakikada neredeyse tamamen bağırsakta emiliyor

Prof. Dr. Sultan Tarlacı, her türlü besin ya da içeceğin birçok yolla hem kimyasal hem de epigenetik faktörlerle sinir sistemine ya da bedene doğrudan ya da dolaylı etki edebildiğini ifade ederek, “İçecek olarak kahve güne ayakta başlamamızı sağlıyor. İnsanların yüzde 80’i kahvenin veya kafeinin herhangi bir türünü tüketiyor, dünyada kahve sudan sonra en çok içilen içecek. Aslında kahve diye bahsettiğimiz kafein çok hızlı emiliyor. Bazı kaynaklarda, 120 dakikada neredeyse tamamen bağırsakta emildiği söyleniyor.” dedi.

Bilindiği üzere kan beyin bariyeri var olduğunu ve bu bariyerin birçok kimyasalın geçişin izin vermediğini fakat kafeinin kan beyin bariyerinden tıpkı alkol ve etanol gibi serbestçe geçtiğini anlatan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Kandaki kafein oranı ne ise beyindeki kafein oranı da aynı oluyor. Bu sebepten dolayı herhangi bir sınırlamaya maruz kalmadığı için gebe kadınlarda da annenin kanındaki kafein oranıyla plesantadaki oran aynı olarak gözüküyor, oradan da bütünüyle geçiyor.” diye konuştu.

Filtre kahvelerde yaklaşık 100 mg, Türk kahvesinde 3mg kafein bulunuyor

Kafeinin moleküler olarak bakıldığı zaman kahveye esas olarak etki eden kimyasal olduğunu hatırlatan Tarlacı, şöyle devam etti:

“Kahvede 800 – 900’e yakın kimyasal var, birçoğunun işlevi tam olarak bilinmiyor, ama esasında ağırlıklı olarak kahve ve içindeki kafein etkin moleküldür. Kafein kaynakları kahve çekirdek çeşitlerinden dolayı farklılık gösterebiliyor. Ortalama bir hesaba göre filtre kahvelerde yaklaşık 100 mg, Türk kahvesinde 3mg, espressoda 25-30 gram kafein bulunabiliyor.”

Kafeinin molekül yapısını değerlendiren Tarlacı, “Kişinin yaşam tarzı ve alışkanlıkları da kafeinin vücuttaki metabolizmasını değiştirebiliyor. Sigara içen kişilerde sigara içme oranıyla ilgili olarak kafeinin etkisi azalıyor. Gebe kadınların daha düşük oranda kafein tüketmesi tavsiye ediliyor.” dedi.

Kafein duygusal ve fiziksel iyilik halini artırıyor

Kafein kanda belli bir seviyeye ulaştığı zaman (yaklaşık 3 fincan kahveye denk geliyor) dikkat artışı, uyanıklık artışı, fiziksel enerji artışı ortaya çıkabildiğini anlatan Tarlacı, şöyle devam etti:

“Kafein duygusal ve fiziksel iyilik halini artırıyor. Özellikle bazı kanser tiplerinde pozitif etkileri olduğu, karaciğer yağlanmasının azaldığı görülüyor.

Nöropskiyatri açısından bakıldığı zaman Parkinson hastalığı ile ilgili çalışmalar var ve Parkinsonla ilgili oldukça önemli pozitif etkileri olduğu görülüyor. Alzheimer Demansı ve normal yaşa bağlı bilişsel azalma üzerinde pozitif etkileri ile ilgili de birçok çalışma var.

Baş ağrısında kafeinin ağrı kesici ve profilaksi (hastalığı önleme) olarak kullanımı ile ilgili bilgiler vardır ve günlük pratikte kullanılıyor. Fakat diğer yandan da tremoru (titreme hastalığı) artırdığı da biliniyor.  Uykuya dalma sorunu gibi bazı yan etkileri de bulunuyor. Kaygı, anksiyete bozukluğuna neden olabiliyor. Taşikardi ve aritmiklerde artışı tetikleyebiliyor ve beden ısısını yükseltebiliyor. Özellikle kadınlarda aşırı kafein alımı hem diüretik etkisi olduğu hem de kalsiyumu kemikten serbestleştirdiği için osteoporoza eğilimi artırıyor.”

Kadınlarda görülen baş ağrısını gideriyor

Kahve tansiyon ilişkisini de dile getiren Tarlacı, bazı kişilerde özellikle hipometabolizması olan kişilerde hipertansif (yüksek tansiyon) varsa kafeini tüketme konusuna dikkatli olmaları gerektiğini, 2011’de yapılan bir çalışmada sistolik kan basıncını yükselttiği, beden ısısını arttırdığının gözlemlendiğini ifade etti.

Kahvenin baş ağrısı tedavisinde yaygın olarak kullanıldığını, birçok aneljezik içerisinde 150-200 mg kafein olduğunu kaydeden Tarlacı, “Daha çok kadınlarda görülen hipnik baş (uykuda görülen) ağrısını gideriyor.” dedi.

Kahve tüketimi Alzheimer demans oranını 10’da 7 azaltıyor

Kahve tüketiminin Alzheimer demans oranını 10’da 7 azalttığını da vurgulayan Tarlacı, şöyle devam etti:

“Kafein tüketiminin Parkinson hastalığının ortaya çıkışında etkili olduğu gözlemlenmiştir. Ne kadar çok kafein alıyorsanız Parkinson olma olasılığınızın o kadar düşük olduğu tespit edilmiştir. Yüzde 25-30 oranında azalttığı gözlemlenmiştir. Parkinson hastalığında ani uyku atakları olur bunları azaltmak içinde kafein kullanılır. Green 2A geni varsa Parkinson hastalığında kafein hastalık riskini azaltabiliyor. İlginç bir şekilde kafein felç ve inme riskini de azaltıyor.

2012’de yapılan bir meta analizine göre, günde 6 fincan kahve içmek inme riskini yüzde 17 azaltıyor. 479 bin 689 katılımcıyla yapılan bir başla meta analizde günde 2 ile 8 fincan kahve tüketiminin inme riskini yüzde 7 ile yüzde 14 arasında azalttığı ortaya çıktı. 2014 yılında 36 bin 352 kardiyovasküler hastada yapılan çalışmada ise kafeinin felç riskini yüzde 5 azalttığı gözlemlenmiştir.”

Günde 6 fincan kafein almak, MS hastalığı riskini yüzde 30 oranında azaltıyor

Kafeinin oluşturduğu uykusuzluğun epilepsiyi tetikleyebildiğini dile getiren Tarlacı, şunları da kaydetti:

“Ama genel bakıldığında hayvan modellerinde ve deneylerinde akut ani kafein uygulamasında nöbet eşiğini düşürüyor. Epilepsi hastalarında kafein kullanımını yasaklamayı doğru bulmuyorum.

Kafein günde 6 fincan olarak almak, MS hastalığı riskini yüzde 30 oranında azaltıyor ve koruyucu etki oluşturuyor gibi gözüküyor. Bizim kahve içmek demekle batıdaki kahve içme arasında ciddi bir ayrım var. Amerika’da bu hesaplandığı zaman 948 mililitreye günlük denk geliyor, yani bir litre kahve tüketiyorlar ortalama olarak.

Bir de otonom yetmezlik var. Amerika ve İsviçre’de 263 kişide günde 4 fincan ve üzeri kahve alımı depresyon riskini yüzde 10 aralığında azalıyor. Kahve ve intihar arasında da bir ilişki var, kahve tüketiminin intihar oranını azaltıldığı görülüyor.”

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sağlık profesyonelleri ile ilgili yapılan bir çalışmada da günde 3 fincan tüketenlerde intihar riskinin yüzde 50 oranında daha az tespit edildiğini kaydederek, kalp ve nöropsikiyatrik hastalıklara olumlu etkilerine de işaret etti.

Kahveyi ne kadar tüketmek gerekiyor?

Yan etkilerinin de var olduğunu, bütün alınan ilaçlar ya da maddelerin belli bir dozu geçince duygu, düşünce ve davranışları değiştirdiğini anlatan Tarlacı, şöyle dedi:

“Ne kadar tüketmek gerekiyor bu kahveyi? Tabii burada kahve miktarının aksine kafeini düşünmek gerekiyor, çünkü kaynaklar farklı olabiliyor. Tek tüketimde 800 miligramın kullanılması; anksiyete bozukluğu, sinir, gerginlik, uykusuzluk, taşikardi ve titreme yapabiliyor.

Özellikle kaygı bozukluğu olanlar da kafein kaynaklarını sorgulamak gerekiyor, sadece bunu kahve olarak düşünmemek lazım siyah çikolata, kola da dahil. Günde 2-3 litre kola içen insanlar var. Enerji içeceklerinin içerisinde yüksek oranda kafein bulunuyor.

Kahve içme isteği bağımlılık mı?

Sigara bir bağımlılık, ‘Kafeini sürekli tüket isteği bağımlılık mı?’ diye bir soru var hepimizin aklında. Kafein kullanım ve tüketimini klasik bir bağımlılık olarak ele almıyoruz. İçilmediğinde baş ağrısı, yorgunluk, güçsüzlük, enerji kaybı, uyku bozukluğu ortaya çıkabiliyor.

Yine bizim sıklıkla gördüğümüz şizofreni hastalarının çay ve kahve tüketiminin fazla olması. Kafein şizofreni semptomlarını arttırıyor.

Makul dozlarda kafein ya da kahve hem yaşa bağlı bilişsel azalmaya iyi gelir, hem Alzheimer ve Parkinson’a iyi geldiği yönünde güçlü kanıtlar var. Hipnik baş ağrısında bir numaralı tercih. Belleği iyileştiriyor. Yani genel sağlık açısından bakıldığında oldukça olumlu etkileri var.”

Uyku apnesine karşı 5 etkili önlem!

Uyku apnesine karşı 5 etkili önlem!

Ülkemizde her 5 kişiden birinde uyku apnesi olduğunu biliyor muydunuz? Üstelik pek çok kişinin bu tehlikeli hastalığa sahip olduğundan habersiz yaşadığını? Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, günümüzde hızla yaygınlaşan ve genç yaşlarda da çok sık görülür hale gelen uyku apnesinin, uyku hastalıkları arasında uykusuzluktan sonra en sık görülen ikinci hastalık olduğunu belirterek “Tıkayıcı uyku apnesi tedavi edilmezse yaşam kalitesini oldukça düşürmesinin yanı sıra yol açtığı sorunlar nedeniyle özellikle gece veya sabaha karşı ani ölümle bile sonuçlanabiliyor” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Emir Tavşanlı uyku apnesi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, 8 soruda kendinizde farkındalık yaratabilecek Uyku Apnesi Testi hazırladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Horlama, boğulur gibi uyanma, uykuda arasıra nefesin durması, uykuda terleme, sabah yorgun ve baş ağrısı ile uyanma, gün boyu sinirlilik, odaklanamama, yorgunluk gibi birçok sorun uyku apnesinden kaynaklanıyor. Üstelik sorunlar hastalığın şiddetine göre değişik derecelerde görülebiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, uyku esnasında üst solunum yolundaki daralma veya tıkanmaya bağlı olarak solunumun onlarca veya yüzlerce kez kesintiye uğraması olarak tanımlanan Tıkayıcı Uyku Apnesi’nin özellikle son yıllarda sağlıksız beslenme ve hareketsizlik derken obezitedeki artışla birlikte genç yaşlarda da çok sık görülen bir hastalık haline geldiğini söylüyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi

Dr. Mustafa Emir Tavşanlı

Risk faktörlerine dikkat!

Yapılan çalışmalara göre; özellikle fazla kilolu olmanın tıkayıcı uyku apnesinde en önemli risk faktörünü oluşturduğunu vurgulayan Dr. Tavşanlı, kilomuzdaki yüzde 10’luk bir artışın tıkayıcı uyku apnesi riskini 6 kat artırdığını, ayrıca kişinin boyun yapısı kısaysa, boğazda havanın geçtiği yol yapısal olarak dar bir anatomiye sahipse daha fazla risk altında olduğunu belirtiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Emir Tavşanlı “Tıkayıcı uyku apnesinde nefeste kesilmelerin olduğu dönemde kandaki oksijen oranı düşüyor ve oksijen seviyelerindeki dalgalanmalar vücuttaki dokulara zarar verebiliyor. Özellikle damar yapılarında meydana gelen hasarlar damarlarda tıkanıklıklara neden olabiliyor. Aynı zamanda kan basıncında ani yükselmeler de görülebiliyor ve tüm bunlar kalp krizi ve inme olarak bilinen kalp-damar ve beyin damar hastalıklarına zemin hazırlıyor” diyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi

Uyku apneniz var mı? Bu sorularla test edin!

Kişilerin tıkayıcı uyku apnesi açısından ne derecede riskli olduklarını basit bir tarama testi ile tespit edebileceklerini belirten Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, testin değerlendirilmesine yönelik şu bilgileri veriyor: “Aşağıdaki 8 sorudan oluşan bu testteki sorulara ‘evet’ veya ‘hayır’ şeklinde yanıt verilmektedir. Toplamda 2 veya daha az ‘evet’ cevabı tıkayıcı uyku apnesi açısından düşük risk olarak kabul edilmektedir. Ancak ilk 4 sorudan en az ikisine ‘evet’ diyen erkekler, ilk 4 sorudan en az ikisine ‘evet’ diyen ve beden kitle indeksi 35’in üzerinde olanlar, ilk 4 sorudan en az ikisine ‘evet’ diyen ve boyun ölçüsü geniş olanlar ile toplamda en az 5 soruya ‘evet’ diyenlerin ağır düzeyde tıkayıcı uyku apnesi riski olduğu kabul edilmektedir.” İşte, 8 soruda uyku apnesi testi;

  1. Yüksek sesle (kapı kapalıyken bile duyulacak düzeyde veya eşinizin size dürtmesine neden olacak düzeyde) horlar mısınız?
  2. Gün içinde sık sık kendinizi yorgun, bitkin ya da uykulu hisseder misiniz?
  3. Uykunuzda nefesinizin durduğunu görmüş olan, bunu söyleyen birisi oldu mu?
  4. Yüksek tansiyonunuz var mı? Ya da yüksek tansiyon için ilaç kullandınız mı?
  5. Beden kitle indeksiniz (kilogram cinsinden kilo, metre cinsinden boyun karesine bölünerek bulunur) 35 veya 35’in üzerinde midir?
  6. Yaşınız 50 veya üzerinde midir?
  7. Boyun ölçünüz geniş mi? (Gömlek yakası ölçüsü erkek için 43 cm, kadın için 41 cm veya üzerinde midir?)
  8. Cinsiyetiniz erkek midir?

Alzheimer’ın en sık rastlanan 10 belirtisi!

Alzheimer’ın en sık rastlanan 10 belirtisi!

Günümüzde yaklaşık 55 milyon kişi demans (bunama) hastası olarak yaşamını sürdürürken, Alzheimer hastalığı en sık bunama nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Son yıllarda giderek yaygınlaşan hastalık ilerleyici beyin hücre kaybı ile seyrediyor ve hastalığın evresine göre çeşitli bilişsel bozukluklar, duygusal/ davranışsal değişiklikler ve fiziksel/ fonksiyonel gerilemelere yol açıyor. Modern çağda ortalama yaşam süresi giderek uzarken Alzheimer hastalığının görülme sıklığının da arttığını belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya, “Yapılan çalışmalar; Alzheimer hastalığının 65 yaşın üzerindeki kişilerde yüzde 3-11, 85 yaşın üzerinde ise yüzde 20-47 oranında görüldüğünü, 65 ile 85 yaşları arasında hastalığın görülme sıklığının her beş yılda bir 2 katına çıktığını ortaya koyuyor. Günümüzde Türkiye’de 300 bin civarında Alzheimer hastası bulunurken, genç nüfusun giderek yaşlanacağı bir ülke olarak Türkiye’de 30-40 yıl sonra bu hastalığın en önemli sağlık sorunlarından biri haline geleceği görülüyor” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya, bunama ile normal yaşlanma sürecine bağlı unutkanlığın karıştırılmaması gerektiğinin altını çizerken, hastanın ve ailesinin günlük yaşantısını kabusa çevirebilen Alzheimer’a karşı toplumsal farkındalığın oluşturulmasının son derece önemli olduğunu vurguluyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim ÜyesiYıldız Kaya, 1-30 Eylül Dünya Alzheimer Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada Alzheimer hastalığı ile normal bir unutkanlık arasındaki 10 önemli farkı ve Alzheimer’ın en sık rastlanan 10 belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Yıldız Kaya

Günlük yaşam aktivitelerini bozan hafıza kaybı

Özellikle hastalığın erken evresinde yakın zamanda öğrenilen bilgileri unutma en sık görülen bulgulardan biridir. Hastalar önemli günleri veya olayları unuturlar. Sürekli aynı soruları tekrarlarlar ve bu nedenle not almaya veya yakınlarından bazı işlerini yapabilmek için yardım istemeye başlarlar. Yaşlanmaya bağlı hafıza bozukluğunda ise hasta bazen isimleri ve randevuları unutabilir fakat daha sonra bu bilgileri hatırlar.

Plan yapma ve problemleri çözmede güçlük

Kişi gereken bir işi planlamada ve hesap yapmada zorluk yaşamaya başlar. Aylık parasal hesapları yönetmede zorlanır. Daha önce yapabildikleri işleri daha uzun sürede bitirirler ve konsantre olmakta zorlanırlar. Yaşlanmaya bağlı süreçte ise finansal işlevlerde, hesaplamada veya evinin mali işlerinde nadiren hatalar yaparlar.

Bildikleri günlük işleri yapmada zorluk

Alzheimer hastaları rutinde yaptıkları günlük işlerini yapmakta zorluk yaşarlar. Bildikleri bir yere gitmekte, evlerinin yolunu zorlanabilirler. Alışveriş listesini hazırlayamazlar veya çok iyi bildikleri bir oyunun kurallarını hatırlayamayabilirler. Yaşlanmaya bağlı dönemde ise kişiler bazen yeni aldıkları fırın gibi bir aleti çalıştırma veya televizyon dizisini kaydederek tekrar seyretme gibi daha kompleks işlerde hatalar yapabilirler.

Zamanı ve bulunduğu mekanı karıştırma

Alzheimer hastaları günleri, mevsimleri ve zamanı karıştırırlar. Bazen buldukları ortamı ve hatta kendi evlerini tanıyamazlar ve oraya nasıl geldiklerini sorarlar. Yaşlanmaya bağlı unutkanlıkta ise haftanın hangi günü olduğunu karıştırıp sonra ipuçları ile hatırlarlar.

Görsel algılamada zorluk yaşama

Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya “Bazı Alzheimer hastalarında gördüğünü algılamakta zorluk olabilir. Bu nedenle okumada ve yazmada zorluk ve bazen yürürken denge kaybı gelişebilir. Ayrıca bazı durumlarda mesafeyi ayarlamakta ve renklerin ayrımını yapmakta zorluk gelişmesi nedeniyle özellikle araba kullanmayı beceremezler. Yaşlanmaya bağlı durumlarda ise kişinin katarakt gibi göze bağlı sağlık sorunu var ise görme bozuklukları görülür” diyor.

Konuşma ve yazmada zorlanma

Alzheimer hastaları bir sohbete katılmak ve konuşmayı takip etmekte zorlanırlar. Konuşurken aniden durup ne söyleyeceklerini unuturlar veya söylediklerini tekrar etmeye başlarlar. Kelime bulmakta, eşyaların ismini bulmakta zorluk çekerler ve yanlış kelimeler ile isimlendirirler. Yaşa bağlı süreçlerde ise bazen doğru kelimeyi bulmakta zorluk olabilir.

Acıbadem Fulya Hastanesi

Eşyaların yerini bulmakta zorluk

Alzheimer hastaları eşyaları alışılmadık yerlere koyup daha sonra o yeri hatırlayamazlar. Birlikte yaşadıkları kişileri eşyalarını çalmakla suçlayabilirler. Yaşa bağlı unutkanlıkta nadiren eşyalarını koydukları yerleri unutsalar da daha sonra arayarak bulabilirler.

Karar vermede zorluk

Özellikle hastalığın ilerleyen dönemlerinde hastalar bir işle ilgili karar verme ve muhakeme yeteneğinde zorluk yaşarlar. Mali işlerini planlayamazlar. Banyo yapma, el yıkama gibi öz bakımları ilgili işlevlerinde bozulma olur. Yaşa bağlı unutkanlık döneminde bazen yanlış kararlar vererek hatalar yapabilirler ancak daha sonra bunu çözebilirler.

Sosyal aktivitelerden ve işyerinden uzak durma

Alzheimer hastaları bir konuşmaya dahil olup konuyu takip edemediklerinden dolayı sosyal aktivitelerden, eskiden yaptığı hobilerden ve aktivitelerden kaçınırlar. Yaşa bağlı süreçte ise bazen isteksizliğe bağlı ailevi ve sosyal olaylara katılmama olabilir.

Kişilik ve duygulanımda değişiklikler

Alzheimer hastalığı olan bireylerde şüphecilik, akıllarının kolaylıkla karışması, depresyon, endişe ve korku hali gelişebilir. Güvenli alanlarından çıktıklarında, ev yaşamında nedeni olmaksızın, kolaylıkla sinirli veya üzgün ruh haline geçebilirler. Yaşlanmaya bağlı dönemde ise kişilerin bazı işlerini yapmakta kendilerine özgü yöntemleri olup, bu rutinleri bozulduğunda kızgınlık ve huzursuzluk yaşayabilirler.

Unutkanlığınız bu nedenlerden olabilir!

Acıbadem Fulya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Kaya “Yaşlanmanın dışında vitamin eksiklikleri, hormonal bozukluklar gibi bir çok nedenle bilişsel bozukluklar gelişebileceği aşikar olup kişilerde varolan unutkanlığın Alzheimer hastalığına mı veya diğer nedenlere mi bağlı olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Eğer unutkanlık nedeni Alzheimer hastalığına ve bunama nedenlerine bağlı değilse diğer tedavi edilebilir unutkanlık nedenleri göz önünde bulundurularak kişinin yaşam kalitesi düzeltilebilir. Eğer bulgular Alzheimer hastalığına bağlı ise erken evrede tedavi başlanması, hastalık sürecinin yavaşlatılması ve hem hasta hem de aile bireylerinin gelecek dönemleri ile ilgili plan ve yaşamlarını düzenlemeleri açısından önem taşımaktadır” diyor.

Beyin sağlıklı nasıl korunur?  

Beyin sağlıklı nasıl korunur?  

“Sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak ve en başta beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün olacağı açıktır.” diyen Liv Hospital Nöroloji Bölümü, Prof. Dr. Ayhan Öztürk 22 Temmuz Dünya Beyin Günü özelinde akıl ve beyin sağlığının önemine dikkat çekiyor.

Liv Hospital

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

En önemli şey aslında akıl ve beyin sağlığı
İçinde bulunduğumuz yüzyıl son yaşadığımız pandemi örneği ile de açıkça görüldüğü gibi insanlığın belki de kaderini belirleyeceği karar ve tutumları alması gereken bir yüzyıl olacak gibi görünmektedir. İnsanlığın bu yüzyılı daha az hasar ve olumlu sonuçlarla aşabilmesi için ona gereken en önemli şey aslında akıl ve beyin sağlığı olacaktır.
Beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün
Sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak ve en başta beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün olacağı açıktır. Aslında nörolojik hastalıkların dünya üzerinde dağılım ve sıklığı incelenirse neden beyin sağlığı açısından dikkat çekmek gerektiği daha iyi anlaşılacaktır.

Farkındalık yaratmak önemli
Özellikle ağrı gibi bulguları olan yüksek görülme oranına sahip hastalıkları katmazsak bile epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı ve beyin damar hastalıkları gibi toplumun geniş kesimlerinde yüksek görülme yüzdeleri ile etkileyen nörolojik hastalıklar beyin sağlığı ile ilgili bu farkındalığı yaratma çabasının açık nedenidir.

Sağlıklı beyin önemli
Dünyamız eşsiz ve bize kalmış, bizim de çocuklarımıza bırakacağımız bir miras fikri ile yaklaştığımızda sorunlar ne kadar büyük olursa olsun, çağımızın aynı zamanda hızlı çözüm üretme özelliği nedeniyle tek ihtiyacın iyi korunmuş ve sağlıklı bir beyin olduğunu unutmamalıyız.

Ya sıradan bir unutkanlık değilse?

Ya sıradan bir unutkanlık değilse?
Sık kullandığınız eşyaların yerini unutuyor olmak pek de normal bir durum değil. Buna bir de gün içinde evde-sokakta-işte günlük işlerinizi yaparken zorlanma eşlik ediyorsa, yardıma ihtiyaç duyuyorsanız, unutkanlığa sinyal veriyorsunuz demektir. “65 yaş üzerinde hafif bilişsel bozukluk rastlama oranı yüzde 15’lerin üzerine çıkıyor. Bunların da özellikle unutkanlıkla seyredenlerin yüzde 15 kadarı iki sene, yüzde 30 kadarı beş sene içinde Alzheimer hastalığına evriliyor.” diyen Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nebil Yıldız unutkanlıkla ilgili merak edilenleri anlatıyor.

Değişiklikler olabiliyor
Bilişsel fonksiyonlarda yaşlanmayla beraber kabul edilebilir günlük işlevselliğinde fonksiyonları etkilemeyecek düzeyde değişiklikler olabiliyor. Selim yaşlılık unutkanlığı, isimleri ya da konulan eşyanın yerini unutma ama daha sonradan hatırlayabilme gibi durumları içeriyor. Bilişsel fonksiyonların herhangi birinde ortaya çıkan başkalarının da fark ettiği, günlük aktiviteleri etkileyen değişiklik ise hafif bilişsel bozukluk olarak biliniyor. Bunun unutkanlık şeklinde ortaya çıkan tipine daha sık rastlanıyor. 65 yaş üzerinde hafif bilişsel bozukluk rastlama oranı yüzde 15’lerin üzerine çıkıyor. Bunların da özellikle unutkanlıkla seyredenlerin yüzde 15 kadarı iki sene, yüzde 30 kadarı beş sene içinde Alzheimer hastalığına evriliyor.

Ya sıradan bir unutkanlık değilse?

Prof. Dr. Nebil YıldızUnutkanlık ne zaman tehlikeli?

  • Önemli tarihleri, randevuları, toplantıları, ajanda kullanmanıza rağmen unutmaya devam ediyorsanız,
  • Sık kullanılan eşyaların konduğu yeri unutuyor ve sonradan bulamıyorsanız,
  • Yeni tanışılan kişileri tekrar gördüğünüzde tanıyamıyor ya da isimlerini hatırlayamıyorsanız,
  • Yeni konuşulanı, yeni öğrenileni, TV’de izleneni unutuyorsanız,
  • Sohbette tekrar tekrar aynı şeyleri anlatıyorsanız,
  • Aynı şeyleri tekrar tekrar unutuyor ve konuyla ilgili diğer bilgileri hatırlamakta zorluk çekiyorsanız,
  • Kelimeler dilinizin ucuna geliyor çıkaramıyorsanız,
  • Kelimeleri bulmakta zorlanmanızın yanı sıra, cümlede yanlış/çarpık kullanıyorsanız, söyleyeceklerinizi ifadede zorlanıyorsanız,
  • İyi bildiğiniz deneyimleri aktarmakta/ uygulamakta zorlanıyorsanız,
  • Okurken satırları karıştırıyorsanız, daha sonra bıraktığınız yeri bulmakta zorlanıyorsanız,
  • Yazmakta, hesap yapmakta, bilgisayar, cep telefonu kullanmakta zorlanıyorsanız
  • Gün içinde yapılan işlerin düzenini, sırasını karıştırıyorsanız, evde-sokakta-işte günlük işlerinizi yaparken zorlanıyor, yardıma ihtiyaç duyuyorsanız,
  • Daha önce çok kısa sürede yaptığınız işleri bitirme süreniz giderek daha da uzun zaman alıyorsa,
  • Sorunları çözmekte zorlanıyorsanız,
  • Giderek karar vermek sizin için daha da zor oluyor ve gecikiyorsa
  • Çok basit organizasyonları yapmakta zorlanıyor, yardıma ihtiyaç duyuyorsanız; proje, toplantı, yemek, basit bir davet düzenlemek, misafir ağırlamak güç geliyorsa,
  • Bilgiye ulaşmakta, eldeki bilgileri kullanmada zorlanıyorsanız ve
  • Evde odaları karıştırıyor, dışarda çok iyi bildiğiniz yerleri bulmada zorlanıyor, yolu kaybedebiliyorsanız tehlike sinyalleri veriyorsunuz demektir.

“Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada 50 milyondan fazla kişide bunama mevcut ve bunun yüzde 60-70 kadarını Alzheimer hastaları oluşturuyor. Artan yaşlı nüfusla beraber, 2030 yılında bir buçuk-iki; 2050 yılında ise üç katına ulaşacağı öngörülüyor.”