Yazılar

Obezite cerrahisi birçok hastalığı önlüyor

Obezite cerrahisi birçok hastalığı önlüyor

Kayseri Kızılay Hastanesi kendi çabasıyla kilo vermeyi başaramayan kişilerde fazla kilo sorununa birçok ikincil hastalık eşlik edebileceği için “Obezite Cerrahisi” tedavisini uygulamaya aldı. Bu tedavi yöntemi ile artık hastalar birçok sağlık sorunundan rahatlıkla kurtulabilecek.

Modern çağın en önemli hastalıklarından biri Obezite. Vücutta oluşturduğu problemlerin yanı sıra akut veya kronik birçok ölümcül hastalık türünün oluşması sebebiyle ciddi bir sağlık problemi oluşturmakta. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de her 3 kişiden birinin obez olduğu ortaya çıkarıldı.

Genel olarak kişinin harcadığından daha çok kalori alması sonucu vücutta aşırı yağ birikimi olarak tanımlanabilen obezite tedavisi için Kayseri Kızılay Hastanesi “Obezite Cerrahisi” tedavisine başladı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Muhammed Sinan Aydın

Obezite cerrahisi kimler için uygundur

Kayseri Kızılay Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sinan Aydın, obezite cerrahisi tedavisi hakkında bilgi verdi.

Cerrahi işlem öncesinde diğer tüm tedavi yöntemlerini uygulamış ancak başarılı olamamış kişiler için bu tedavi yönteminin uygulanabileceğini belirten Uzm. Dr. Muhammed Sinan Aydın, “Hasta cerrahi işlem görmeden önce tüm ilgili birimlerle değerlendirilmelidir ve anestezi açısından ameliyata elverişli olmalıdır.   Hasta seçimi vücut kitle indeksine göre yapılır. Vücut kitle indeksi 40 üzerinde ise hastaya operasyon yapılabilir. 35 ile 40 arasında ise hipertansiyon Tip 2 diyabet, uyku apne sendromu, trigliserit yüksekliği kalp hastalığı, sendromu, karaciğer yağlanması gibi ek bir rahatsızlığı yoksa uygulanabilir” diye konuştu.

Obezite Cerrahi Tedavisi Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için önemlidir

Uzm. Dr. Aydın, Obez kişilerin hayat kalitesinin belirgin olarak düşmekte olduğunu hatırlatarak bu hastalığın başta kalp-damar, diyabet, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon ve iskelet sistemi problemleri başta olmak üzere çok çeşitli sağlık sorunlarına neden olabileceği uyarısında bulundu. Kayseri Kızılay Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sinan Aydın “Bu nedenle obezite’nin giderilmesi sağlıklı ve mutlu bir yaşam için önemlidir” diye konuştu.(BDS)

Kayseri Kızılay Hastanesi, Türk Kızılay’ın bir iştiraki olup, Kızılay Sağlık Grubunun işlettiği hastane ve tıp merkezlerinden biridir.

Yaz aylarında çocuklarda obezite artıyor

Yaz aylarında çocuklarda obezite artıyor

Yaz aylarıyla birlikte tatil dönemine giren çocukların beslenme düzeni de değişiyor. Daha fazla abur cubur, şekerli, yağlı besinler tüketen çocuklarda kilo artışı, beslenme yetersizliği gibi sorunlar görülebiliyor.  Dyt. Duygu Derya Fidan, yaz aylarında çocuklarını doğru beslenmesini sağlamak isteyen ebeveynler için önemli bilgiler veriyor.

Beslenme, her dönemde ve herkes için sağlık adına önem taşıyor. Ancak doğru beslenme, çocuklarda büyüme ve gelişmeyi etkileyeceği için çocukluk döneminde kazanılan olumlu beslenme alışkanlıkları ekstra önem taşıyor. Yaz aylarında artan sıcaklıkla ve tatil dönemine girilmesiyle çocukların beslenme düzeni değişebiliyor. Diyetisyen Duygu Derya Fidan, yaz aylarında çocuklarının doğru beslenmesi sağlamak ve çocuklarına olumlu beslenme alışkanlarını kazandırmak isteyen ebeveynler için önemli ipuçları veriyor.

Çocuklara şekerli meşrubatlar yerine ev yapımı limonata içirin

Öncelikle okul döneminden tatil dönemine geçildiğinde kahvaltı yapmak farklı nedenlerle önemsenmeyip atlanabiliyor. Ancak fiziksel ve zihinsel performans açısından güne dengeli ve yeterli bir kahvaltıyla başlamak gerekiyor. Kahvaltının mutlaka makro besin öğelerinden protein, karbonhidrat ve yağ; mikro besin öğelerinden vitamin ve mineralleri yeterli bir şekilde içermesi gerektiğini söyleyen Dyt. Fidan, “Bu besin öğelerini bir kahvaltı tabağı örneği ile açıklayacak olursak; yumurta, peynir, süt tam tahıllı ekmekler, zeytin, ceviz, bol yeşillik, mevsim meyveleri şeklinde olabilir. Bu besinlerin tüketim miktarları çocuğunuzun yaşına, boy ve kilosuna, aktivite durumuna göre değişecektir. Yeterli su tüketimine de dikkat edilmelidir. Özellikle dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta ise yeterli su tüketimidir. Sıcaklık nedeniyle vücudun sıvı ihtiyacı artacağından çocuklarımızın günlük en az 8-10 bardak su tüketmesi gerekir. Bu dönemde çocuklar serinlemek için hazır basit şekerli meşrubatları tüketmek isteyebilir. Buradaki gereksiz kalori alımının, buna bağlı olarak kilo artışının ve kalitesiz besin öğesi içeriğinin önüne geçmek adına bu tarz şekerli içecekleri sınırlandırmalıdır. Bu tarz içecekler yerine porsiyonunda taze meyve veya kendi yaptığınız şeker ilavesiz soğuk komposto, ev yapımı limonata gibi içeceklerden faydalanabilirsiniz” diyor.

Çocukların en sevdiği abur cuburların sağlıklı hallerini hazırlayabilirsiniz

Çocuklarda dikkat etmemiz gereken diğer bir hususun kontrolsüz abur cubur tüketimi olduğunu anlatan Dyt. Duygu Derya Fidan, aşırı şekerli, yüksek yağlı paketli abur cuburların sürekli ve kontrolsüz bir şekilde tüketildiğinde çocuklarda kilo artışı, büyüme geriliği ve beslenme yetersizliği gibi problemlere yol açabildiğinin altını çıkıyor. Dyt. Fidan, çocuklara “Hiç tüketmeyeceksin” diye keskin yasaklar koymak yerine, miktar azaltılıp bu besinlere sınır getirmesi gerektiğini belirtiyor. Çocukların sevdiği abur cuburların daha sağlıklı hallerini evde yapmanın mümkün olduğunu söyleyen Dyt. Fidan “Örneğin; evde az yağlı patatesten cips, kakao ve baldan çikolata, yulaftan kurabiye yapabilirsiniz. Unutmayalım, çocuklar hangi besine ve damak tadına alışırsa hep o besini isteyecektir” diyor.

Açıkta satılan besinleri tüketmeyin

Yaz aylarında görülen önemli problemlerden birinin gıda zehirlenmeleri olduğunu hatırlatan Dyt. Fidan, şöyle devam ediyor: “Çocukların açıkta satılan, bozulmaya elverişli, uygun saklama koşulunda saklanmamış besinleri tüketmemesi gerekiyor. Yaz aylarında gıda zehirlenmeleri ve artan sıcaklıklara bağlı olarak çocuklarda ishal ve enefeksiyon problemi sık görülebilir. Bu durumda vücut sıvı kaybedeceğinden, bolca su desteği sağlanmalıdır.” Dyt. Fidan, beslenme kadar fiziksel hareketin önemine de dikkat çekiyor. Yaz boyunca çocukları bisiklet, yüzme, futbol, voleybol gibi seveceği bir aktiviteye yönlendirmenin hem çocuğun gelişimine destek sağlayacağının hem de kontrolsüz kilo artışının önüne geçeceğinin altını çizen Dyt. Fidan, bu tür aktivitelerin mental olarak da çocukların psikolojisine iyi geldiğini söylüyor

Çocukluk çağı obezitesini önlemek mümkün

Çocukluk çağı obezitesini önlemek mümkün

Tüm dünyada özellikle çocuklarda obezite hızla yaygınlaşıyor. Bu sorunu önlemenin yolu bebeklikten itibaren doğru beslenmeden geçiyor.  Dyt. Neva Yeniçeri, çocuklarda obezitenin önüne geçmek için beslenme ipuçlarını paylaşıyor.

Obezite vücutta sağlığı etkileyecek boyutta yağ miktarının artması ve kilo alımıyla ilişkili kronik bir hastalık… Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına göre çocukluk çağı obezitesi az ve orta gelirli ülkeler dahil olmak üzere, tüm dünyada yaygınlığı her geçen gün artıyor. Türkiye’de de durum çok farklı değil! Yapılan araştırmalar ülkemizde de obezite yüzdesinin arttığını, çocuk ve ergen nüfusun yüzde 10-25’inin bu durumdan olumsuz etkilendiğini gösteriyor. Erkek ve kız çocuklarının büyük bir kısmı kilolu ve fazla kilolu kategorisine giriyor. Çocukluk çağında gelişen obezitenin başta tip 2 diyabet, hipertansiyon, dislipidemi, kardiyovasküler sistem, kas-iskelet sistemi hastalıklarının yanı sıra çocuğun özgüveninin azalmasına, psikolojik sorunlara ve okuldaki başarının durumunun etkilenmesine neden olduğunu hatırlatan Dyt. Neva Yeniçeri, obeziteye karşı alınacak önlemlerin hem çocukluk çağındaki hem de ortalama nüfustaki obezite oranını düşüreceğinin altını çiziyor.

Genetik yatkınlık obezite oluşumunu etkiliyor

“Alışkanlıklarında hemen hemen birçoğu çocukluk çağında edinilmeye başlandığı için çocukluk çağına altın çağ gözüyle bakabiliriz” diyen Dyt. Yeniçeri, aile içerisindeki beslenme alışkanlıklarının çocuğun beslenmesini şekillendirdiğine dikkat çekiyor. Dyt. Yeniçeri, şunları söylüyor: “Beslenme şeklimizin büyük bir bölümü aile alışkanlıklarıyla ilgili olmasına karşın obezite oluşumuna eşlik eden genetik yatkınlık, yaşanılan ortam, kültür, tutum ve davranışlar gibi birçok etmen bulunuyor. Çocukluk çağındaki obeziteyi azaltabilmek için yapılan çalışmalar gelecek nesillerin daha sağlıklı bireyler olmasına katkı sağlıyor. Birçok sağlık probleminin birincil sorunu olan obeziteyi çözmeye yönelik yapılan çalışmalar, yürütülen politikalar toplum sağlığının iyiye gitmesini sağlarken, bulaşıcı olmayan kronik hastalıklara yakalanma riskini de azaltıyor.”

Bu ipuçlarına kulak verin

Dyt. Neva Yeniçeri, bebeğin doğumundan başlayarak çocukluk çağına kadar obezitenin önlenmesi için yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:

  • Bebekleri ilk 6 ay yalnızca anne sütü, sonrasında anne sütüne ek olarak tamamlayıcı besinlerle beslemeye özen gösterin.
  • Geleneksel yöntemlerden uzak durun, doymadığı düşüncesiyle bebeğe fazla ve gereksiz besin vermekten kaçının. Karbonhidrat ve yağ içeriği yüksek, besleyiciliği bulunmayan mamaları tüketmeyin.
  • Ağız ve çiğneme gelişimini engelleyici emzik, biberon kullanmamaya özen gösterin.
  • Çocukların sağlık ve beslenme kalitesi için uyku düzenini iyi ayarlayın, uyku saatlerini doğru belirleyin.
  • Hayatın devamlılığı ve sağlıklı yaşamın olmazsa olmazı sudur! Çocukları su tüketimini arttırmaları ve günlük yeterli su içmeleri için özendirin. Gerekirse suya sevdikleri meyveler ekleyerek, ilgi çekici termoslar veya suluklar alarak daha fazla su içmelerini sağlayabilirsiniz.
  • Evde sağlıklı pişirme yöntemleri ile yemekler yapın ve besin çeşitliliği sağlayın. Sağlıklı beslenmeye uygun alternatif tarifler deneyin ve geliştirin.
  • Çocuklar için besinleri özenle seçin. Sevmedikleri yiyecekleri yemeye zorlamak yerine farklı tarif ve yöntemlerle tekrar deneyin.
  • Çocuğun okul çağı geldiğinde yasaklı ve fast food tarzı besinlere yönelmemesi için öncesinde o besinleri hangi sıklıkla ve ne kadar tüketeceğini öğretin.
  • Çocuğa aktiflik aşılayın. Fiziksel aktiviteye yönlendirin, sporu hayatının merkezine alması için ailece yürüyüşlere çıkın, spor saatleri planlayın.
  • Çocuğun sosyal yaşama katılmasını sağlayın; bilgisayar, telefon, televizyon başında geçirdiği süreyi sınırlandırın.

Pandemi ile obezite de arttı 

Pandemi ile obezite de arttı 

Obezite, vücutta yağ dokusunun aşırı miktarda artması olarak tanımlanır. Besinlerle alınan enerji miktarının, metabolizma ve fiziksel aktivite ile tüketilen enerji miktarını aştığı durumlarda ortaya çıkar. Çocukluk döneminde obezite önemli bir sağlık problemidir. Bugün dünya üzerinde yüzbinlerce çocuk obezite ve obezitenin yol açtığı hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalıyor. Her 4 çocuktan birinin kilo problemi yaşadığını söyleyen Acıbadem Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Renan Güneş “Yapılan araştırmalar 21. yüzyılın obez çocuklarının obeziteye bağlı hastalıklar nedeniyle ebeveynlerinden daha kısa yaşayacaklarını ortaya koyuyor. Obez çocukların üçte biri, obez ergenlerin de üçte ikisi erişkin dönemde de obez olarak kalıyor. Çocukluk dönemindeki obezitenin artışını durdurmak için çocukluktan itibaren önlem almak gerekiyor” dedi.

Anne baba şişmansa…

“Anne babanın şişman olması durumunda; çocuklarında %80 obez olma ihtimali artırmaktadır. Anne babadan birinin şişman olması çocuğun obez olma durumunu %50’ye düşürmektedir. İkisi de obez değilse oran %9 olarak bulunmuştur” diyen Acıbadem Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Renan Güneş sözlerini şöyle sürdürdü: “Şehirlerde yaşayan çocukların fiziksel aktivitesi daha kısıtlanmıştır. Yüksek kalorili gıdaların tüketimi ve hareketsizlik sonucunda çocuklar obeziteye eğilim gösterir. Obezite ve psikolojik etmenler arasında bir ilişki olduğu kabul edilmektedir. Anne baba çocuk arasındaki olumsuz ilişkiler çocuğun ruhsal yapısını etkileyip aşırı yemeye neden olabilmektedir.”

Pandemi obezite riskini arttırdı

Televizyon, bilgisayar ve tablet gibi teknolojik araçların günümüz çocuklarının aktivitelerini kısıtladığını söyleyen Renan Güneş “Buna bağlı olarakta enerji tüketimini azaltmaktadır. Özellikle son dönemlerde pandemi nedeniyle sokağa çıkmaları kısıtlı ve okul ortamları oturarak bilgisayar başında olduğundan hareketleri çok azalmış ve obezite riskleri artmıştır. Çocukların karbonhidrat ve yağ açısından zengin besinleri tüketmeleri obezite riskini artırmaktadır. Özellikle fast food beslenme tarzı obezite oluşumuna zemin hazırlamaktadır” ifadelerin kullandı.

Öğün sayısı büyük önem taşıyor

Tiroid hastalıkları, hormonal nedenler, böbrek üstü bezi hastalıkları ve bazı kronik hastalıkların da obezitye neden olabileceğini aktaran Güneş, beslenmede öğün sayısı ve alınan besin maddelerinin içeriğinin son derece önemli olduğunu söyledi. Güneş, beslenmenin sıklığının azalması, bir veya iki öğün yemek yeme ve yiyeceklerin yüksek kalori içermesi durumunda obezitenin arttığını belirtti. Ailesel faktörler, çevresel faktörler, beslenme ve fiziksel aktivite azlığı gibi durumların genel olarak obezite riskini artıran unsurlar arasında olduğunun altını çizdi.

Obezite bu sorunlara yol açıyor

Dr. Renan Güneş çocuklarda obezitenin yol açtığı sağlık sorunlarını şöyle sıraladı;

-İnsülin hormonunun aşırı artması diyabet hastalığına neden olur. Eğer ailede şeker hastalığı varsa şeker hastası olma olasılığı daha da artar.

-Obez çocuklarda ergenlik normalden erken gelişebilir. Obez kız çocuklarında ergenliğin erken gelişmesine bağlı olarak adet düzensizlikleri ve kıllanma gibi hormonal bozukluklar ortaya çıkar.

-Obez kız çocuklarında erken kemik gelişimine bağlı erken adet görme veya adet görememe ortaya çıkabilir.

-Obez çocuk ve gençlerde ağırlık artışına bağlı olarak, eklemlere aşırı yük binmesi nedeniyle çeşitli ortopedik bozukluklar ortaya çıkabilir.

-Obezite çocuklarda solunum fonksiyonlarını bozarak ve kalbe binen yükü artırarak hareket yeteneğini azaltır. Bu azalmaya bağlı olarak ortaya çıkan hareketsizlik enerji tüketimini azaltarak obezite riskini artırır.

-Obezite birçok psikolojik bozuklukların ortaya çıkmasına da neden olur. Obez çocuklar sosyal ilişkilerden çekinerek daha içe kapalı bir hale gelebilir ve psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir.

-Obez çocuklarda yüksek tansiyon, hiperlipidemi, şeker hastalığı, solunum bozuklukları, kalp damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, safra kesesi hastalıkları, ortopedik bozukluklar, polikistik over sendromu ve psikolojik bozukluklar ortaya çıkabilir.

Önlem alın!

Çocukların ve gençlerin hareketsiz yaşamlarının önüne geçilerek, fiziksel aktivite yapmalarının obeziteyi önleyeceğini aktaran Renan Güneş “Sağlıksız yiyecekler, şekerli içecekler ve yüksek kalorili yiyecekler ile beslenmeleri azaltılarak, sağlıklı besin tercihi yapmaları için programlar oluşturulabilir. Erken çocukluk döneminden itibaren çocukların sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve fiziksel aktivite alışkanlıkları ile büyümeleri sağlanabilir. Okul çağı çocukları ve gençler için okullarda sağlıklı besinlerin tercih edilmesi sağlanabilir” dedi.

Aile desteği çok önemli

Çocuklarda obezite tedavisinin uzun süren ve sabır isteyen bir süreç olduğunu belirten Renan Güneş “Bu konuda ailenin desteği çok önemlidir. Ailenin sabırlı olması ve çocuğu doğru yönlendirmesi gerekmektedir. Asıl amaç enerji harcamasını artırmak ve alınan enerji miktarını azaltmak olmalıdır. Enerji alımını azaltırken, çocuğun büyüme ve gelişmesi de göz önünde bulundurulmalıdır. Beslenmenin düzenlenmesi için çocuğun uygulayacağı diyetin, çocuğun ve ailenin yeme alışkanlıklarına uygun olarak özel bir şekilde hazırlanmalıdır. Diyet programı hazırlanırken, çocuğun büyüme ve günlük aktivitesi göz önüne alınarak, gerekli besin öğelerini içermesine dikkat edilmelidir” açıklamasında bulundu.

Fiziksel aktivite şart

Enerji harcanması için fiziksel aktivitenin son derece önemli olduğunu kaydeden Renan Güneş sözlerine şunları ekledi: “Bu nedenle diyet tedavisi mutlaka egzersizle desteklenmelidir. Egzersiz programının da kişiye uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Çocuğun obezite tedavisinde başarılı olabilmesi için, yeme şeklini ve fiziksel aktivitelerini bir davranış biçimi ve hayat tarzı haline getirmesi gerekmektedir. Fiziksel aktivite, sadece enerji tüketimini artırmakla kalmaz aynı zamanda insülin duyarlılığını artırarak şeker hastalığının tedavisi ve iyi kolesterolü artırarak kalp damar hastalıklarının gelişimini engeller.”

Obezite astım riskini artırıyor

Obezite astım riskini artırıyor

Son yıllarda tüm dünyada obezite önüne geçilemez bir şekilde artmaya devam ederken, astım da benzer artışla obeziteyi takip etmektedir. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Sinan, obezitenin tek başına dahi, astım görülme sıklığının ve mevcut astım şikayetlerinin artmasına sebep olduğunu belirterek, astım ve obezite arasındaki ilişkiyi sizler için açıkladı.

Hava kirliliği, tütün ve tütün ürünleri kullanımı / maruz kalma, genetik faktörler gibi sebepler astım hastalığının en önemli tetikleyici unsurları arasında yer alırken, yapılan araştırmalar obezitenin de astım hastalığını artıran bir risk faktörü olduğunu ortaya çıkartıyor. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Sinan, obez bireylerde astım hastalığının görülme sıklığının daha yüksek olduğunu belirtirken, bu iki hastalığın bir arada olmasının daha yıpratıcı sonuçları olabildiğini de ifade ediyor. Prof. Dr. Hüseyin Sinan; “Astım ve obezite bir araya gelince astım belirtileri daha ağırlaşmakta, hastaneye başvurma sıklığı artmakta ve doğal olarak tedavisi daha güçleşmektedir. Obezite ile birlikte görülme sıklığı artan reflü, uyku apnesi, Tip 2 diyabet (şeker hastalığı) ve hipertansiyon gibi metabolik sendromun önemli bileşenleri de astımın şiddetlenmesine sebep olabilmektedir.” açıklamalarında bulundu.

“Obezite ve astım ortak genlere sahip”

Prof. Dr. Hüseyin Sinan; “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre obezite dünyadaki en riskli on hastalıktan biri ve astım ise tüm dünyada 300 milyonun üzerinde bireyi etkilemekte ve gün geçtikçe sayı artmaktadır. Bu birliktelikten yola çıkarak şu çok net bir şekilde söylenebilir: Obezite tek başına, astım görülme sıklığının ve mevcut astım şikayetlerinin artmasına sebep olmaktadır.” dedi. Hastalığın genetik özelliklerine de değinen Prof. Dr. Hüseyin Sinan, “yapılan bilimsel bir çalışmada obezite ve astımın yüzde sekiz oranında ortak genlere sahip olduğu ortaya konulmuştur. Bununla birlikte, vücut kitle indeksi yüksek olan (obez bireyler) kadınlarda, obez olmayan kadınlara göre astım riski yaklaşık 2 kat artmaktadır.” açıklamalarında bulundu.

“Obezitenizi kontrol altına alırsanız astım tedavinizi de kolaylaştırırsınız”

Prof. Dr. Hüseyin Sinan, diyet, egzersiz, obezite cerrahisi ve ameliyat dışı yöntemlerle (mide içi balon uygulaması gibi) kilo vermek suretiyle astım hastalarının belirtilerinde azalmalar gözlendiğini belirtmektedir. Prof. Sinan; “Obezite cerrahisi geçiren veya ameliyat dışı yöntemlerle kilo vermeyi başarabilen hastaların akciğer fonksiyonları olması beklendiği gibi iyi yönde seyreder. Hem tedavileri kolaylaşır hem de astım krizi sıklığı ve şiddeti beklenenden daha az olur. Diyet, egzersiz veya bir sağlık profesyonelinden destek almak suretiyle verilecek obezite ameliyatı kararı ve sonrasında astıma dair sıkıntılar da hafiflemiş olacaktır.” açıklamalarında bulundu.

Şekerden kurtulmanın yolları

Şekerden kurtulmanın yolları

Günümüzde hemen her gıdanın içinde yoğun olarak kullanılan ve tüketimi giderek artan işlenmiş şeker, yiyecek ve içeceklere sadece tat vermek için kullanılıyor. İnsan vücuduna yararı bulunmayan işlenmiş şeker, başta obezite olmak üzere, kalp, diyabet ve dolaşım problemlerinin ana kaynağı olarak anılıyor.

Mısır şurubuna dikkat

Şekeri bırakmak için önce işlenmiş ya da hazır şekeri iyi tanımak gerekir. Şeker; doğal şekerler ve işlenmiş (rafine) şekerler olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Özellikle son yıllarda gıdalarda ve içeceklerde bulunan ve doğal olmayan yüksek fruktozlu mısır şurubu türlerinden uzak durmak sağlık açısından önem taşımaktadır.

Atıştırmalık anlayışını değiştirmek

Günümüzde birçok insan gün içinde vakit bulamadığı anlarda açlık halini gidermek için tercihini şekerli gıdalardan yana kullanmaktadır. Bu şekerli gıdalar yerine, doğal olan ve vücuda fayda sağlayacak olan gıdalar tercih edilmelidir. Örneğin, işlenmiş şeker içeren gıdalar yerine elma, portakal, kurum üzüm, fındık, fıstık gibi besinlerin tüketilmesi şeker ihtiyacını fazlasıyla karşılamaktadır.

Mutfaktan uzak tutmak

Şekeri günlük hayattan çıkarmanın en iyi yollarından biri mutfağa sokmamaktır. Mümkünse şeker içeren soslar, gazlı ve şekerli içecekler gibi yapay şekerli tüm ürünler mutfaktan uzaklaştırılmalıdır. Bunlar yerine daha sağlıklı doğal besinler tercih edilmelidir.

Protein tüketmek

Kan şekerinin düştüğü durumlar sadece şeker tüketimiyle alakalı değildir. Protein tüketmek de kan şekerini dengelemenin en iyi yollarından biridir. Kırmızı et, beyaz et, yumurta, süt ürünleri ve baklagiller gibi protein bakımından zengin olan besinleri tüketmek de şekere yönelimi azaltacaktır.

Tatlandırıcıdan uzak durmak

Şeker tüketimini bırakmak isterken başka bir şeker türü olan yapay tadlandırıcılara yönelmek sıkça yapılan hatalardan biridir. Tatlandırıcıların da vücüda yarar sunmadığı ve zararlı olduğu unutulmamalıdır.

Bol bol su içmek

İşlenmiş şekeri vücuttan atmanın en iyi yollarından biri bol bol su içmektir. Vücuttaki zararlı maddeleri temizleyen su, şeker ve tuz gibi maddeleri de temizleyerek yapay olan gıda bağımlılığından uzak tutar.

Serotonin salgılanmasını sağlamak

Mutluluk hormonu olarak adlandırılan serotonin, insülinin salgılanmasını kontrol altına alarak, kandaki şeker miktarını dengeler. Dolayısıyla mutluluk veren işlerle uğraşmak, yeni hobiler edinmek ve egzersiz yapmak da vücut için önemli faydalar sağlar.

Generali Sigorta

 Pandemide çocuğunuzu obeziteden koruyacak 11 önlem

 Pandemide çocuğunuzu obeziteden koruyacak 11 önlem

Çocukluk çağı obezitesi dünyada ve ülkemizde hızla artıyor. Yapılan çalışmalar Türkiye’de her 4 çocuktan birinin fazla kilolu ya da obezite hastası olduğuna işaret ediyor. Özellikle pandemi sürecinde çocuklarda yaygın olarak görülen hareketsizlik ve beslenme düzenindeki değişiklikler obezite riskini de beraberinde getirebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Bölümü’nden Uz. Dr. Bahar Özcabı, çocuklarda obezite hakkında bilgi verdi ve anne babalara önemli önerilerde bulundu.

Çocuğunuz fazla tartılı ya da obezite hastası mı?

Obezite yani şişmanlık, vücuttaki yağ miktarının sağlığı bozacak şekilde aşırı artması olarak tanımlanmaktadır. Çocukluk çağında obezite sıklığı ülkemiz de dahil tüm dünyada artmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde her 3 çocuktan birinin fazla tartılı/şişman olduğu bildirilmektedir. Ülkemizde ise COSI-TUR 2016 çalışması ilkokul 2. sınıf öğrencilerinin %24,9’unun fazla tartılı/şişman olduğunu göstermiştir. Bu oran da yaklaşık her 4 çocuktan birinin fazla kilo veya obezite hastası olduğuna işaret etmektedir. Obezite hastalığının tanısında sıklıkla boy ve vücut ağırlığı değerleri kullanılmaktadır. İki yaşından küçük çocuklarda boya göre ağırlık değerlerine göre tanı konulmaktadır. Daha büyük çocuklarda ise vücut ağırlığı, boyun metre cinsinden karesine bölünerek vücut kitle indeksi hesaplanmaktadır. Ancak erişkindekinden farklı olarak sabit bir değere göre karar verilmemektedir. Yaş ve cinsiyete göre oluşturulmuş eğrilerde vücut kitle indeksi yüzde değerleri %85 ile %95 arasına denk gelen çocuklar fazla tartılı, %95 ve üzerinde olanlar ise şişman olarak kabul edilmektedir. Bu çocuklarda bel çevresi değerleri de organ yağlanması ve metabolik risklerin ortaya konulmasında yardımcı olmaktadır.

Fazla kilo sağlıklı bir ergenliği de önleyebilir

Ülkemizde yıllardır süregelen “Şişman bebek ya da çocuk sağlıklıdır” algısı son derece yanlıştır. Çünkü çocukluk ve ergenlik çağında en sık görülen şişmanlık tipi basit şişmanlıktır. Basit şişmanlık, kişinin aldığı ve harcadığı enerji dengesinin bozulması nedeniyle karşımıza çıkmaktadır. Bu çocukların beslenme öykülerinde çok miktarda şeker ve şekerli gıda/içecek, yağlı ya da hazır gıda tüketimi vardır. Bazen de porsiyonların büyük olması ya da besin öğelerinin uygun oranlarda alınmaması bu duruma yol açar. Ergenlik öncesi dönemde yaşıtlarına göre uzundurlar ancak ergenliğin erken başlaması ve büyümenin erken sonlanması nedeni ile erişkin boyları olumsuz etkilenebilir. Özellikle de aile bireylerinin ya da bakımı üstlenen kişilerin “Çocuktur, yesin, vücut zamanla kiloyu atar” gibi yaklaşımları şişmanlığın gelişimi ve ağırlaşmasında rol oynamaktadır. Bugün çocukluk çağında şişman olarak adlandırılan çocukların önemli bir kısmının erişkin dönemde de obezite hastası olmaya devam ettiği bilinmektedir.

Kanserden kalp hastalıklarına pek çok tehlike pusuda bekliyor

Çocukluk çağı şişmanlığında; kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, kan yağlarında yükseklik, karaciğer yağlanması, diyabet (şeker hastalığı), ortopedik sorunlar, uyku bozuklukları, özgüven kaybı ve sosyal izolasyon gibi sorunlar görülebilmektedir. Her zaman ek tedaviler gerektirmese de ergenlik bulgularının öne kayması ile karşılaşılabilmektedir. Özellikle de obezitenin erişkin dönemde meme, yumurtalık,  prostat gibi bazı kanserler için de zemin hazırladığını ve üreme bozukluklarına yol açabildiğinin unutulmaması gerekir. Şişmanlığın bağışıklık sistemi üzerine de olumsuz etkileri olabilmektedir.

Anne babada olan şişmanlık çocuktaki riski 15 kat artırıyor

Çocukluk çağında obezite konusunda hem genetik, hem de çevresel etmenlerin büyük etkisi vardır. Anne-babadan birinde obezite varlığı çocukta şişmanlık gelişme riskini 2-3 kat, ikisinde birden olması da 15 kat artırmaktadır. Doğum öncesi ve sonrası nedenler, fiziksel aktivite durumu, beslenme alışkanlığı, sosyo-kültürel ve ailesel etmenler, psikososyal faktörler ve kimyasallar gibi ek çevresel etmenler de obezitenin oluşumunda rol oynamaktadır.

Uygun tedavi planlaması ve yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşıyor

Genetik yatkınlığın haricinde erken yaşta şişmanlığa neden olan ya da ek bulguların eşlik ettiği, nadir genetik hastalıklar da bulunmaktadır. Bu genetik hastalıklar ya da hormonal bozukluklar açısından risk altında olan çocuklar, çocuk endokrinoloji hekimleri tarafından görülmeli ve izlenmelidir. Basit obezitenin söz konusu olduğu durumlarda ise tedavinin en önemli bileşeni yaşam tarzı değişiklikleridir. Bazı durumlarda ilaç tedavileri gündeme gelebilir. Ancak bu yaşam değişiklikleri uygulanmadığı zaman ilaç tedavisinin de etkinliği sınırlı kalmaktadır. Erişkin dönemde uygulanan bariatrik cerrahi, çocukluk çağında öncelikli tedavi yöntemlerinden biri değildir ve bu konuyla ilgili araştırmalar devam etmektedir. Gelişimini büyük oranda tamamlamış, diğer tedaviler ile gelişme kaydedilemeyen, seçilmiş olgularda gündeme gelebilir ancak çocuklar bu konuda deneyimli, çocuk endokrinoloji dahil gerekli tüm branşların bulunduğu merkezlerce değerlendirilmelidir.

Covid sürecinde çocukluk çağı obezitesine karşı 11 önlem

Çocukların egzersiz olanaklarının azaldığı, ekran karşısında geçirdikleri sürenin arttığı, uyku ve beslenme düzenlerinde değişikliklerin yaşandığı pandemi sürecinde aşırı kilo alımının önüne geçmek için şu önlemler alınabilir:

  1. Sağlıklı beslenme bilinci çocuklara erken yaşlarda kazandırılmalıdır.
  2. Anne ve baba sağlıklı beslenme ile egzersiz planlaması konusunda çocuklarına örnek olmalıdır.
  3. Paketli gıdalar yerine sağlıklı atıştırmalıklar seçilmelidir.
  4. Şekerli ya da katkı maddeli yiyecek ve içecekler ödül olarak gösterilmemelidir.
  5. Çocuklar karbonhidrat, protein, yağ, lif, vitamin ve mineralleri bakımından dengeli beslenmelidir.
  6. Porsiyonlar çocuğun yaşına uygun olmalıdır.
  7. Çocuğa düzenli egzersiz alışkanlığı kazandırılmalıdır.
  8. Uyku saatleri düzenlenmelidir.
  9. Ekran başında geçirilen süre sınırlandırılmalıdır.
  10. Çocuklarla oyunlar oynanmalı, kaliteli zaman geçirilmelidir.
  11. Hafif ev işlerinde çocuklara sorumluluk verilebilir.

Obezite cerrahisinde 6 ay kuralı

Obezite cerrahisinde 6 ay kuralı

Bariatrik cerrahi, kilo kaybında yardımcı olan çeşitli obezite cerrahisi operasyonlarına verilen genel isimdir. Yapılan zayıflama ameliyatları sonrası verilen kilolar ile birlikte vücudun bazı bölgelerinde derilerde sarkmalar oluşur. Plastik Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Orhan BabucçuZayıflama ameliyatları sonrası ideal kiloya sabitlendikten sonra vücut şekillendirme ameliyatı olursa en fazla verimi alır” dedi.

Prof. Dr. Orhan Babucçu, vücut şekillendirme ameliyatıyla ilgili şöyle konuştu; “Hastanın kilo vermesinden sonra vücudunda meydana gelen sarkmaların iyileştirilmesinde vücut şekillendirme ameliyatları önemli rol oynamaktadır. Oluşan sarkmaların düzeltilmesine sadece estetik amaçlı bakmamak lazım. Memelerde, karın bölgesinde, kol ve bacak bölgelerinde, kalçada ve sırt bölgesinde oluşan sarkmalar kişinin konforunu önemli ölçüde etkileyen sorunlardır. Birden fazla uygulanabilen operasyonlar ile bu sarkmalar toparlanabilmektedir.”

Obezite ameliyatı sonrası deri neden sarkar?

Kilo verdikten sonra derilerimizin sarkmasının nedeni derinin artık elastikiyetini kaybetmiş olmasıdır. Herhangi bir sebepten dolayı deri genişlerse belirli bir genişleme seviyesini aştıktan sonra o derinin içi boşalsa bile deri eski haline dönemez ve buna sarkma denir.

Sarkmalar en çok hangi bölgelerde görülür? Bunlardan kurtulmak mümkün mü?

Kilo vermeden sonra sarkmalar elbette en fazla kilo alınan yağın en fazla depolandığı alanlarda görülür. Yukarıdan aşağı sayacaksak; gerdan boyun bölgesi, kollar, göğüsler, karın yanlarımız, bacaklar, bacak içleri ve basenleri örnek verebiliriz. Tabii ki bunlardan kurtulmak mümkün, biz buna vücut şekillendirme ameliyatları diyoruz. Bir bütün olarak yaklaşıyoruz. Bunlar sırasıyla yüz ve boyun germe kol germe, meme dikleştirme, karın germe gerekirse yanlara liposuction ve bacak germe ameliyatı olarak sayabiliriz.

Mide ameliyat olduktan ne kadar süre sonra estetik ameliyat olunmalıdır?

Buna bir takvim üzerinden değil aslında baskül üzerinden cevap vermek lazım. Hasta ideal kilosuna indikten sonra 5-6 ay o kiloda kalırsa ondan sonra vücut şekillendirme ameliyatı olursa daha sağlıklı olur. Bu genellikle ameliyat sonrası bir yılı buluyor. Hastanın kilosu ideal kilosunda sabitlendikten sonra ameliyat olursa en fazla verimi alır. 

Bu ameliyatların hepsi aynı anda olabilir mi?

Teorik olarak bu sorunları kombine ameliyat dediğimiz ameliyatlarla yapılan her ameliyatta bir iki bölgeye uygulayarak toplamda 2-3 seansta çözmek mümkün. Bu ameliyatların araları bana göre en az 3-6 ay arası olmalı. Mesela ilk başta göğüs ve karın yapılabilir. Daha sonra kol ve bacak en sonda yüz bölgeleri hedef alınabilir. Ameliyatların sizin sağlığınız açısından belirli bir süreden daha uzun olmaması benim önerimdir. Hem sağlığımız hem görünümümüz estetiğimiz korunsun isterim.

Fast Food geçici mutluluk, obezite ve depresyon getiriyor

Fast Food geçici mutluluk, obezite ve depresyon getiriyor

Pek çok insan hamburger, patates kızartması ve pizza gibi gıdaları tükettiği zaman kendini mutlu hissettiğini belirtiyor ancak bu iyilik hali yerini pişmanlık, kilo alımı ve hastalıklara bırakıyor. Yapılan araştırmalara göre fast food olarak adlandırılan gıdalarla beslenmek, kısa ve orta vadede duygu durum bozukluğu hatta depresyona sebep oluyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Obezite Tanı ve Tedavi Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Murat Çağ, yanlış beslenmenin zararlı etkileri hakkında bilgi verdi.

Trans yağ obeziteye giden yolu kısaltıyor

Doymamış yağ asitlerinin tümüne trans yağ adı verilmektedir. Trans yağ, ürünlerin raf ömrünü artırmaya yarayan hidrojenize edilen endüstriyel bir yağdır. Trans yağlar doğal ürünlerde hemen hemen hiç bulunmamakla birlikte, yirminci yüzyıldan itibaren endüstriyel olarak üretilmektedir. Bu yağlar az miktarda tüketildiğinde bile hastalık yapma riski taşımaktadır. İşlenmiş gıdalar, kızartma yağları, margarinler, patates kızartması, fast food türü ürünler, bazı şekerler, hazır kurabiye, kekler, poğaçalar ve açma gibi ürünlerde trans yağ bulunmaktadır. Trans yağdan zengin gıdalar şeker ve kalori açısından da yüksektir.  Bu faktörlerle birlikte kötü kolesterol olan LDL’yi yükseltmektedir. Bu da diyabet, kalp-damar hastalıkları, kanser gibi pek çok hastalığa neden olmaktadır. Trans yağların bunların dışındaki sebep olduğu sorunlardan biri de, obezite hastalığı ve depresyona benzeyen duygu durum bozukluğudur.

Trans yağlar vücuda beslenme yoluyla veya kozmetik ürünlerle giriş yapmaktadır. Duygu durum bozukluğu ile kanser, kalp-damar hastalıkları, diyabet ve obezite problemleri beslenmeyle direkt ilgilidir. Trans yağlar, bağırsak duvarını tahrip ederek zararlı bakterileri artırır; bu da gerek sindirim sistemi gerekse nöropsikiyatrik sistem olmak üzere birçok soruna neden olmaktadır. Kişi trans yağları hayatından çıkardığında, bağırsak florasıyla birlikte bağırsak duvarını koruyup; birçok hastalığı engelleyebilmektedir.

Sağlıksız yiyecekler bağırsaklardan geçerek kana karışıyor
Trans yağların tüketimi bağırsaklardaki yararlı bakterilerin yerini zararlı bakterilere bırakmasına neden olmaktadır. Obezite hastalığına sebep olan kötü beslenme şekliyle bağırsak çeperindeki geçirgenlik artarak, normalde vücuttan atılabilecek zararlı maddeler kana karışmaya başlamaktadır. Kana karışan maddelerin bir kısmı karaciğerde depolanırken; bir kısmı da nörolojik sistemimize ulaşmaktadır. Buraya ulaşan zararlı bakteriler, başta immün, sindirim ve nöropsikiyatrik sistem olmak üzere pek çok probleme yol açmaktadır. İyi huylu bakterilerin sayısının azalması, bağırsak florasının bozulmasına ve hastalıkların artmasına neden olmaktadır. Kişi yaşamından bu etkenleri çıkararak; bağırsak florasının tahrip olmasına ve böylelikle sağlığının bozulmasına engel olabilmektedir.

Depresyon yeme biçimiyle doğrudan alakalı
Trans yağların tüketimi ile birlikte beynin hipotalamus bölgesindeki iletişim sistemi zamanla bozulmaya başlamaktadır. Bu durumda algılama güçleşmekte, yavaşlamakta ve duygu durumu depresyona yaklaşmaktadır. Genellikle bu durum çeşitli psikiyatrik tedavilerle onarılmaya çalışılsa da beslenme şekli atlanmaktadır. Oysa sürekli hüzünlü bir ruh hali daha çok yemek yeme isteğine sebep olmaktadır. Bu vücudumuzun ya da beynimizin küçüklükte öğretilen mutluluğu arama yöntemidir. Yemek yeme alışkanlıklarının ruh halini direkt olarak etkilediği bilinmektedir. Yapılan pek çok çalışma; rafine şekerler ve trans yağlardan yüksek bir beslenme şekli ile bozulmuş beyin fonksiyonu arasında bir ilişki olduğunu hatta depresyon gibi duygu durum bozukluklarının semptomlarının kötüleştiğini göstermiştir.

“Yedikçe mutlu oluyorum” demeyin

Fast food tüketiminin temelleri genellikle çocukluk çağında atılmaktadır. Ebeveynler, çocuklarına “Sınavdan başarılı olursan sana hamburger ısmarlayacağım” ya da “Yemeğini yersen sana cips, çikolata alacağım” söylemleriyle ödüller vermektedir. Bu da trans yağlı ürünlere olan alışkanlığın artmasına neden olmaktadır. Bunun yanında fast food türü gıdalar tamamen hazza yönelik üretilmektedir. Şekeri yoğun, trans yağdan zengin, tuzu fazla olan bu yiyecekler beyindeki ödül ve zevk merkezlerinde bulunan opiat ve dopamin reseptörlerini uyararak bağımlılığı artırmaktadır. Beyinde artan dopamin nedeniyle kişi kendisine ödül vermiş gibi görünür ve bu tür gıdaları yaşadığı mutlulukla birlikte daha çok tüketmek ister. Çocukluktan gelen ödül alışkanlığı da mutluluğun yemekle eşit olduğu algısını yaratır. Oysa gerçekte olan yenilen gıdanın mutluluk vermesi değil; çocukluktan gelen ve hormonları etkileyen madde etkisiyle mutlu olunduğu zannedilmektedir. Yani kişiler aslında yedikçe mutlu olmamaktadır. Yedikleri anda içinde mutlu olduğu anıların arayışındadır.

Doğru yağları doğru şekilde kullanın
İnsan vücudu için yağ önemlidir ancak zararlı yağlardan uzak durulmalıdır. Örneğin evde pişirilen yemeklerde kullanılan bitkisel yağ fazla kızdırılmamalıdır. Çünkü bitkisel yağları yüksek derecede kızdırmak o yağın yapısını bozmakta ve onu trans yağa çevirmektedir. Yemek pişirirken zeytinyağı kullanılmalıdır. Zeytinyağı hem yemeği lezzetlendirme açısından başarılıdır hem de zeyinyağını denatüralize etmek zordur. Zeytinyağı bağırsakları temizler, ancak kalori yükü nedeni ile miktarına dikkat etmek gerekmektedir. Bunun yanında beslenmeye eklenen balık ve omega-3 yağ asitleri bağırsak sağlığınızı dolayısıyla duygu durumunuzu korur. Ayrıca egzersiz, yeterli uyku ile de beslenme desteklenmelidir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki; günlük beslenmesi, egzersizi ve uykusu dengeli ve düzenli olan kişilerin ruh durumu da bir o kadar sağlıklı olmaktadır.

Obezite hastalığı uygun cerrahi yöntemlerle ortadan kalkıyor

Araştırmalara göre obez bireylerin obez olmayan bireylere göre daha az mutlu olduğu kanıtlanmıştır. Bunun yanında obez bireylerin, obez olmayanlara göre kendilerini daha az başarılı hissettikleri bilinmektedir. Zararlı ürünleri tüketmek kilo aldırırken, gelen mutluluk gerçek bir mutluluk değildir. Şişmanlık hastalığına yakalanan kişiler toplumdan kendilerini izole ederken, depresyona sürüklenmektedir. Bu da özgüven eksikliğine, kaygı bozukluklarına sebep olmaktadır. Obezitenin çözümü beslenme şeklini değiştirmekten geçmektedir. Obezite cerrahisi seçenekleri hem beslenme şeklini düzeltip hem de kişinin sağlıklı bir beslenme tarzını benimsemesi sayesinde tedavide önemli rol oynamaktadır.